
Selimiye ve Üç Nehir (Şiir)
Rumelinde Gevgili
Şiir: Levent Ağaoğlu (Şair) Seslendirme: Gönül Dilek (Şair)
Gevgili Kuzey Makedonya
Şiir: Levent Ağaoğlu (Şair) Seslendirme: Gönül Dilek (Şair)

Rumelinde Gevgili
Şiir: Levent Ağaoğlu (Şair) Seslendirme: Gönül Dilek (Şair)
Gevgili Kuzey Makedonya
Şiir: Levent Ağaoğlu (Şair) Seslendirme: Gönül Dilek (Şair)
300 yeni kavram ile 600 den fazla proje.
D-7 Projeleri: Kavramlar ve Tezler (A-Z)
*************************************
20. yüzyıl’ın son çeyreğinden itibaren 50 yıldır bocalamakta olan Türkiye açısından yedi ana başlık altında kapsamlı projeler demetini sorunlara çözüm olarak geliştirmiş bulunmaktayız.
Projelerin ana çekirdeğini oluşturan kavram ise Türk Mefkuresidir. Muhafazakarlığı dini manada değil ama kimliği koruma anlamında kullanmaktayız. Muhafaza edilmesi gereken de Türk kimliğidir ve burada ise din değil ama dil kavramı kaldıraç olarak kullanılmıştır.
Davası olmayan bir proje mümkün değildir, dava da Türk Mefkûresidir.
Türk kimliği, geçmişteki 50 yıl boyunca her taraftan saldırıya uğratılmış ve erimeye yüz tutmuştur. Mefkure doğrultusunda bu kimliğin yeniden canlandırılması, kuvvetlendirilmesi elzemdir. 1990’lı yıllara kadar sadece Türkiye Cumhuriyeti ile var olan, var olmaya çalışan Türk kimliği, çok daha sonra Berlin duvarının yıkıldığı doksanlı yılların başlangıcı ile birlikte Türkistan Cumhuriyetleri de Türkiye Cumhuriyeti’nin yanında yer almaya başlamış ve neticede Türk Devletler Teşkilatı kurulmuştur.
Söz konusu teşkilat sekiz ülkeyle ayakta kalmaya çalışmaktadır ve fakat 58 ülkede Türk dili konuşulduğu için Türkofon Uluslar Topluluğu oluşturularak Türk dili bazlı ayrı bir yapılanmanın da başlatılması gerekmektedir. Çünkü Türklük dil ile var olacaktır.
Bugün 2,5 milyar nüfuslu İngiliz Uluslar Topluluğunun içinde İngiltere’nin nüfusu sadece 70 milyon bile değildir. Ama İngiliz dili 53 ülkeyi İngiliz uluslar topluluğu bünyesine bağlamaktadır.
Amerikan tezleri doğrultusunda sadece İslamiyet ile tanımlanan Türk kimliği ise Türklerin içinde yer aldığı yedi dini de kapsayacak şekilde genişletilmeli ve bu şekilde birlik duygusu daha genişliğine yaşatılmalıdır.
Türk Mefkuresi, dil üzerinden yaygınlaştırılmadığı için 300 milyon nüfusu aşamamaktadır.
Bu kısıtlı nüfusun aşılarak milyarlara ulaşılması için ise ancak Türkçe’nin Afrika, Hindistan, Balkanlar gibi bölgelerde öğretilmesi ve canlı bir ticaret ve iletişim dili haline gelmesi ile mümkün olacaktır.
Düşünce Gücü ile gerçekleştirilecek, fiili hale getirilecek projelere yeni projeler de eklenecektir. Türklerin düşünce gücünün merkezinde ise bilgelik yer aldığı için projeler hızla hayata geçirilecektir.
Burada Dış Dünya olgusu da son derece önemlidir, çünkü dış dünyada gözlemlenecek gelişmeler ve yenilikler, proje yapılarının içerisine adapte olacaktır. Türklerdeki en büyük değişim ve dönüşüm, Transformasyon tabiri ile dış dünyayı Türklere açan Turgut Özal sayesinde gerçekleştirilmiştir ve bu açılımlar daha da kuvvetlendirilerek, Dijital Çağda yapay zeka ve yazılım dilinde Türkçenin esas alınması (ki Türkçenin yazılım konusundaki imkanları sonsuzdur) Türkleri yeni ufuklara ulaştıracaktır.
Hakimiyet Sağlanan Denizler
Deniz Devlet Sayısı
Toplam 11 denizde hakimiyet sağlanmıştır.
En çok hakimiyetler sırasıyla;
denizlerinde tesis edilmiştir.
Sarı Deniz’i kıyılayan Çu Devletindan başlayarak, Hazar’a oradan da Baltık kıyılarındaki Avrupa Hun İmparatorluğu’na ve Hint Okyanusu’na uzanan Akhun’lara kadar kurulan devletlerle 10’u aşkın deniz kenarlarında (Sarı Deniz- Baltık – Hint Okyanusu üçgeni) hakimiyet sağlayan Türkler, Selçuk ve Osmanlı İmparatorluğu ile Beş Deniz Bölgesi’ni (Hazar, Karadeniz, Akdeniz, Kızıldeniz, Basra) kontrolleri altına almışlardır.
Denizlerde Hakimiyet Sağlayan Devletler
Devlet Deniz Sayısı
Denizlerdeki Devletler:
En çok deniz hakimiyeti sağlayan devletler;
şeklinde sıralanmıştır.
DENİZLER ÜÇGENİ
Toplam: 34 Devlet
******************************************
DÖNÜŞTÜRÜLEMEYEN KÖYLÜLÜK
GÖRGÜSÜZLÜK
ÖĞRETİM VE EĞİTİM SORUNU
EPİSTEMİK TUZAK
ADALET
DEVLET AKLI
******************************************
DÖNÜŞTÜRÜLEMEYEN KÖYLÜLÜK
GÖRGÜSÜZLÜK
ÖĞRETİM VE EĞİTİM SORUNU
EPİSTEMİK TUZAK
ADALET
DEVLET AKLI
Kaynak: https://medyascope.tv/2024/07/20/tarik-celenk-yazdi-turkiyenin-ihyasi-mumkun-mu-ii/
📅 9 Eylül Pazartesi
🇹🇷 Ankara saatiyle 21.00
🇦🇿 Bakü vaktiyle 22.00
🔽 Konuklar: Şair-Düşünür Levent Ağaoğlu, Uluslararası İlişkiler ve Dış politika Uzmanı Nejmeddin Özdemir
Konuklar: Türkiye-Azerbaycan Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkanı Prof. Dr. İbrahim Öztek, Şair-Düşünür Levent Ağaoğlu
Tanzimat Fermanının yayınlanmasından (1839) Cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk‘ün vefatına (1938) kadar olan yüzyıllık dönemde Türkiye’nin geçildiği çalkantılar ve değişimler bu döneme yeniden bakışımızı zorunlu kılmaktadır.
19. yüzyıl ile birlikte çöküş süreci hızlanan Osmanlı İmparatorluğu çare olarak 1839 yılında Tanzimat’ı ve ardından da 1876 yılında birinci Meşrutiyeti uygulamaya başlamıştı. Her ikisine de Mutlakiyetin tepkisi gecikmemiş ve Sultan Abdülhamid Meşrutiyet daha henüz bir yılını doldurmadan İstibdad (Mutlakiyet) idaresini uygulamaya başlamış ve 33 yıl boyunca idame ettirmiştir.
Ardından 1909 yılında başlatılan ikinci Meşrutiyet de sorunlara çözüm getirememiş ve birinci Dünya Savaşı ile birlikte çöküşü daha da hızlanan İmparatorluk 1918 sonlarında tarihe karışmıştı.
Cumhuriyet idaresi ise bir Osmanlı paşası olan Mustafa Kemal Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı sürecinde zihninde canlanan yegane bir çözüm süreciydi ve fikri olarak taraftarları olmamasına karşın 1923 sonlarına doğru bu tasavvurunu Türkiye Cumhuriyeti olarak bizzat uygulamaya başlamıştı.
Bunun arkasında yatan sebep ise Kurtuluş Savaşı sürecinde halkın gücünün savaşın kazanılmasında oynadığı önemli rol idi. Halka olan güveni, ki sürekli halkın içinde bulunmaktaydı, bu fikrini uygulama konusunda özgüvenini arttırmaktaydı.
Bu şekilde Türkler 1000 yılı aşkın bir süreci kapsayan meclissiz yani halkın iradesinin tecelli etmediği mutlakiyet rejimleri silsilesini, imparatorluklar, hanedanlar, hanlıklar dönemini terk ederek Cumhuriyet ile buluşmuşlardır. İkinci Dünya Savaşı’nın bitimi ile birlikte Cumhuriyet demokrasi ile taçlanacaktır.
Buradaki tayin edici özellik şudur ki Tanzimat ve Meşrutiyet idareleri karşıt bir fikir ile (bu sultanın saltanatı istibdadı da olabilir ya da parti istibdadı da olabilir) İstibdad ile neticelenmiş, buna karşın Cumhuriyet idaresi kurulduktan hemen hemen çeyrek asır sonra demokratik bir rejime yol açmıştı.
Bu anlamda Cumhuriyet sürecinde demokrasinin darbelerle kesintiye uğratılması ise Türkiye’nin içinde bulunduğu stratejik konumdan ötürü batının kontrolü elinden kaybetme kaygısı ile ilgilidir.
Her üç yönetim biçimine de süreklilik açısından bakıldığında Tanzimat ve Meşrutiyet 50 yılı dahi dolduramamış olmalarına rağmen Cumhuriyet yüzyıllık bir olgunluğa erişmiştir. Söz konusu süreklilik aslında Cumhuriyetin de çalkantılarla dolu bir dönem geçirmiş olmasına rağmen kalıcılığının göstergesidir. 1000 yıllık Mutlakiyet rejimlerinin ardından Türkler, aslında gerçek özleri olan halka dayalı bir yönetim biçimine, Cumhuriyet’e kavuşmuşlardır.