Home Blog Page 24

Türkistan Yazıları

1991 yılından sonra bağımsızlıklarını kazanan Türkistan Cumhuriyetleri çeyrek asra yaklaşan bir zaman süreci içerisinde, kuruluş zamanının ruhuna uygun bir şekilde kendilerini derleyip toparlamasını bilmişlerdir. Sovyetler Birliği ülkelerinin pozitif bir özelliği olan kaliteli bir eğitim sisteminden yola çıkarak ilerlemeye devam etmişlerdir.

Bunun neticesinde bölgeye gidip gelen profesör ve  bilişimci dostlarımın aşağıdaki satırlarda okuyacağınız sahadan ilettikleri izlenimlerden görüleceği üzere pozitif gelişmeler somut olarak ortaya çıkmaktadır.

Çeyrek asra yaklaşan süreci Türkiye’nin Türkistan ülkeleri ile olan ilişkileri ve bağları açısından değerlendirdiğimizde ise ortaya parlak bir tablo çıkmamaktadır maalesef. Netice itibari ile Türkistan ülkelerinin dış ticaretinden aldığımız pay %5’i geçememektedir. 

Demek ki %95 dış ticaret payı ise Çin, Rusya, Kore, Japonya gibi doğu ülkeleri ve Amerika, İngiltere, Fransa, İtalya ve benzeri batı ülkeleri tarafından paylaşılmaktadır. Ağabey söylemlerinin ne kadar boş bir hamaset siyaseti olduğu da bu şekilde apaçık belli olmaktadır.

Dünya Dış basınında da Türkiye&Türkistan bölge sınıflaması yok maalesef. MENA, Balkanlar, Büyük Çin, Kafkasya var ama T&T yok işte.

Diğer yandan, Türkiye Türkleri Amerikancı (İslamcı Arapçı) olarak yabancılaşırken Rusya ve Türkistan Türkleri de Ruslaşarak yabancılaşıyor. Direnen ise sadece Çin’deki Uygur Türkleri.

Sinerji:

Türkiye ve Türkistan arasındaki sinerji ancak Türkistan ülkelerini Beş Denize ve Dört Okyanusa, pusuladaki tüm yönlere, birlikte çıkartacağımız ortak projelerle olacaktır. Aksiyonları hızla uygulamamız lazım.

1982  yılından beri Türkistan ülkelerine gidip gelen yazar dostum şimdi otobüsle Kazak. Kırgız. Özbek kentlerini geziyor. Muazzam olumlu bir değişimden sözediyor. Şaşırtıcı. Bizlere bu haberler nedense hiç yansımıyor. Resmi gezileri yapanlar sokakları gezemediği için, gazeteciler de o ülkelere gitmedikleri için bilgisiz kalıyoruz.

Türkistan Cumhuriyetlerinin İthalatı

  • Dünyadan (2023): 111,5 milyar dolar
  • Türkiye’den: 5,6 milyar dolar

Türkiye’nin pazar payı: %5                                                                                              Kaynak: Trademap

%5 pazar payı ile  “Türk Dünyası” sloganı sadece ve ancak Türkiye’deki siyasetçilerin diline hamaset pelesenki olur.

Türkistan tanımı:

Olumlu gelişmeler olarak, 2024 yılında, MEB kitaplarında Orta Asya yerine “Türkistan” tanımı kullanılmaya başlandı. Türk Devletleri Teşkilatı ortak abeceye geçme kararı aldı!

Müzik:

22 Arap ülkesi siyasi olarak birleşemeseler de Arap Müziği ve şarkıları Arapları gönüllerinden sanat ile birleştiriyor.

Neden Türkler müzikte böyle 20 ülkeyi aynı kalpte buluşturamıyor. Turan’ın 7 Bölgesi ile birleşmeye şarkılar, türkülerle tek ses, tek kalp, tek gönül ile Türk Müziğinden çalgılarından, ezgilerinden, seslerinden, nefesinden  başlasak iyi olmaz mı?

Anadolu, Rumeli-Balkanlar, Kafkasya, Mezopotamya, Horasan, Türkistan, Azerbaycan (Kuzey-Güney), İdil Havzası (Rusya)

***************************

Levent beyciğim, 1974 yılında Balkanlardan başlayarak 1982 yılından beri de Orta Asya ve bütün Türk dünyasından masal ve efsaneleri derlemek için yollarda olduğumu ve bu coğrafyayı hep dolaştığımı biliyorsunuz. Bu günlerde yine Orta Asya’dayım. Çok ilginç gözlem ve önerilerim var.  Ekim 2024. (Yücel Feyzioğlu)

https://www.instagram.com/p/DBNe1rpI1OA/

https://www.instagram.com/p/DBJzPojIIKx/?img_index=1

Levent Bey, iyi akşamlar diliyorum.
Ama orada daha akşam olmadı herhalde.
Ben gezime devam ediyorum.
Şu anda Almata’ya geldim.
Sonra Kazakistan’ın Çim kentine gideceğiz.
Ondan sonra da Özbekistan’a geçeceğiz.
Orada üç dört gün gezimiz olacak ya da beş gün.
Şimdi çok ilginç şeyler tespit ediyorum ben burada.
Çünkü sekseniki yılından beri de burayla, hep buralarla iletişimim var, ilgim var.
Şimdi benim bir önerim var.
Öneri şu, vakıfta bir toplantı yapalım.
Ben bu gezilerin sonuçlarını ve önerilerimi Orada dile getireyim.
Eğer biz bu önerileri yerine getirmezsek bunun yerini şu anda Ruslar doldurmaya çalışıyor.
Sizden rica ediyorum arkadaşlar ikna edin.
Kasım sonu olabilir.

Yani bir ülkede zaten bütün sorunlar baştan aşağı çözüldü demek yanlış bir şey.
Elbette şeyler var, eksikler var.
Ancak tıpkı Almanların yaptığı gibi bir şeyi çok iyi başarmışlar.
Bir kere yeme içme olayı para değil burada ya.
Yani et, sucuk, Ondan sonra sosis, salam, bunların kilosu euroyu falan bulmuyor.
Öte yandan gaz, elektrik, internet, su parası kime sordum?
Halkın içinde soruyorum.
Kime sorduysam, söyledikleri bunların kırk euro aylık, bütün toplam olarak buranın parasıyla söylemek istemiyorum.
Paranın değeri düşük.
Tam da anlaşılmıyor ki.
Ben de anlamadım daha ya.
Dolara çarptığın zaman, kırk-elli dolar civarında insanlar para ödüyorlar.
Bak gaz var, elektrik var, su var, kirada oturan son derece az.
Yok mu?
Var.
O kiralar fazla.
Nasıl fazla?
İki yüz doları olan büyükşehir merkezlerinde iki yüz doları buluyor.
Buradaki ortalama gelir Altı yüz dolar.
Altı yüz, beş yüz, altı yüz doları alıyorlar ama herkesin köyden, topraktan bir geliri var.
Topraktan yararlanıyorlar.
Herkesin köyle, çiftliklerle, bağları var.
Bunlar çok çok önemli şeyler.
Öte yandan eğitim düzeyi yüksek.
Kadın hakları konusunda o konuda bir şey daha çok fazla, daha doğrusu bir şey gözlemedim.
Ama böyle kadın erkek ilişkilerinde bizde olduğu kadar veya Avrupa’da olduğu kadar bir rahatlık var mı?
Onu diyemem.
Onu tekrar yarın, öbür gün araştıracağım, soracağım.
Ama yani izlenimlerimi yazacağım.
Ya bir de öyle bir şey var ki, biliyor musunuz, Levent Bey?
Öyle bir şey var ki.
Mesela dün bir Aksakal Türk, yani doğma büyüme burada, Semerkant.
Semerkant’ta oturuyor adam.
Bir de Türkiye’den gelmiş bir tüccar var.
Şimdi ikisi arkadaş.
Burada işte iş yapıyorlar.
Şimdi insanların kafasında oluşan belli bilgileri değiştirmek o kadar zor ki adam anlatıyor.
Diyor ki işte kardeşim diyor ben çocuklarımı üniversitede okuttum.
para ve ödemedim yani şu kadar.
Şimdi en küçük çocuğumu çok daha…
dilli büyüsün diye İngilizce, Fransızca, Rusça bilmem…
Türkçe bilsin diye…
ona para ödeyerek özel okulda okutuyorum.
Ama onun dışındakilerine para ödemedim.
Ondan sonra diyor ki…
kırk lira ödüyorum, gaz, su, elektrik falan filan.
Şimdi…
Türkiye’den gelen arkadaşı diyor ki…
çok ilginç bir şey.
Ya burada işte şöyle yoksulluk var, böyle yoksulluk var.
Köye gittik şöyle oldu, adam ona cevap veriyor.
Ya diyor hangi köye gittin, gel seni yarın götüreyim falan diyor.
Anlatabiliyorum, böyle çok ilginç psikolojik bir durum var yani.
(Yücel Feyzioğlu)

***************************

Ben de bir yazı taslak hazırlamıştım, sonunu getiremedim. Türklerin Dijital Birleşmesi
bunu tek bir tarafla tek bir devlet gücüyle yapamaz bunun imkanı yok bakın geçen gün çok güzel bir şey oldu çok mutlu oldum mesela Trendyol’u Çinliler satın almıştı. bildiğiniz çin malıdır amazon zaten Amerikan malı Hepsiburada’yı Kazaklar satın aldı 1,1 milyar dolar gibi enteresan bir rakama aldılar. Türkler kazansın tabii ki. (Ali Dindar)

***************************

Sizin görüşünüz nedir değerli hocam?.

Ruslar oraya zaten güçlü bir altyapı ve eğitim sistemi kurmuşlardı. Bağımsızlık ve ayrılma sonucunda hızlı toparlandılar, Kazakistan üniversite ve lisansüstü çok iyi yabancı hocalara iyi para verip getirtti. Şimdi Özbek aynısını yapıyor. Zaten Kırgız dışında diğerleri ciddi doğal zenginliklere sahip. Ben Hazar kenarı limanı Kazakistan‘ın Atrav şehrine doksanlı yıllarda gittim küçük bir kasabaydı 2016 da aynı yer bir petrokimya devi şehir oldu.

Yapılacak hala çok iş var. Ama söylediğin gibi sosyal ve kültürel düzey yüksek. Masalları halk edebiyatı ürünlerini Sovyet zamanı hep toplayıp yayınladılar. Şimdi onları Latin harfli basıyorlar. Bu da bir yeni dinamizm katacak. Ekonomik işbirliğimiz zayıf kaldı. Ayrıca ulaşım entegrasyonu daha güçlendirmeli. Bizim Kobilere uygun bir pazar. Rusya dahil devasa bir alan. Planlama yapılmalı. Türkiye sanılanın aksine sahayı pek bilmiyor. (Prof Dr. Kemal Üçüncü)

Türkistan ülkelerinin dış ticaretinden payımız sadece %5.

***************************

Nasılsınız?
Bu akşam beni Yücel Feyzioğlu aradı, Anadolu Masalları yazarıdır.
Almanya’da ikamet ediyor kendisi.
Eski, benden de yaşça büyük bir insandır.
Ve kendisi Almanya Yazarlar Birliği’nin organizasyonu ile Kırgızistan’a gitti.
On günlük bir seyahat.
Orada yazar birlikleri ile görüşmeler yapıyor.
Ve otobüs ile Kırgızistan’dan Kazakistan’a, oradan da Özbekistan’a geldi.
Şimdi yirmi dakika konuştuk.
Aradı beni.
Çok ilginç şeyler söyledi benim açımdan.
Niye?
Çünkü ben Türkistan ülkelerine gitmemiş bir insanım.
Yani çok sayıda ülkelere gittim ama o bölgeye hiç gitmedim.
Kendisi diyor ki Ben diyor Sekseniki’den beri bu ülkelere gider gelirim sürekli bu ve masallaı için de çok malzeme topluyor bu Türkistan ülkelerinden.
Müthiş malzeme topluyor eski masallar onları uyarlıyor günümüze uyarlayıp yayınlıyor.
Doğu Yatı yayınlarından çıkıyor masal kitapları Yücel Feyzioğlu’nun.
Ve diyor bu gidişimde en son ikibinbeşte gitmiştim.
Şimdi gittim çok şaşırdım.
Muazzam bir değişim var diyor.
Hocam ne dedim Yücel Bey bu değişim?
Ya diyor yani insanların Türkiye diyor bakıldığı zaman çok kayıp gözüküyor.
Fark ne dedim?
Çok kayıp gözüküyor.
İnsanlar yerlere izmarit atıyorlar.
İnsanların birbirlerine davranışları.
Fakat diyor bu işte bu üç ülkede müthiş bir şey var, insanlar birbirlerine çok iyi davranıyorlar, binalar çok yenilenmiş.
Taşkent falan hepsi yenilenmiş.
Ve sokakta bir düzen var.
Şimdi hani bizim heyetler gidiyorlar oraya ama heyetler resmi toplantılar yapıyor.
Sokağa çıkmıyorlar Yücel Bey ise
Otobüsle gidiyor geliyor, halkın içine giriyor.
Demek ki lokantalara da girip çıkıyor.
Halk diyor çok güzel, nece konuşuyorlar dedim.
Kazakça, Türkmence, Özbekçe yani o dilleri konuşuyorlar.
Rusça biliyorlar.
Okulda Rusça eğitimi veriliyor ama kendi aralarında böyle konuşuyorlar.
Davranışlarının çok medeni olduğunu söyledi. (Levent Ağaoğlu)

***************************

Çok teşekkür ederim Levent Bey. Gerçekten Türkistan’da ciddi bir yenilenme kendisini gösteriyor. Şehirleşme hızlanmış, doğal kaynakların dünya piyasalarına çıkmasıyla elde edilen refah da kendisini şehirlerde gösteriyor. Turizme gittikçe daha çok önem veriyorlar. Doğudan ve Batıdan dış yatırımlar da artmış.

Eğitim sektörü hızla büyüyor. Taşkent’te dikkatimi çeken bir üniversite var. Neredeyse her sene %20 büyüyor. Bilimsel araştırma, lisansüstü eğitim vb. alanlarda almaları gereken daha çok mesafe var. Ama lisans eğitimi ve altında epey mesafe alınmış. Türkiye’de eğitim alan kadroları da görüyorsunuz. Aileyi de korumuşlar. Ben de olumlu izlenimlere sahibim. Ancak gelir dağılımı bozuk. Parçalanmış aileler, fakirlik ve bağlantılı meseleler genç kuşaklarda etkisini gösteriyor. Kadının durumunu güçlendirmek için yapılması gerekenler çok. (Prof Dr. Mehmet Akif Okur)

Türkistan tabiri hangi yüzyıllarda kullanılmış ve ne zaman hangi ülkelerde kullanımdan düşmüştür

Türkistan terimi, coğrafi ve siyasi bir kavram olarak yüzyıllar boyunca farklı anlamlarda ve coğrafi bölgeleri kapsayacak şekilde kullanılmıştır. Bu terimin kökeni Farsçadır ve “Türklerin Ülkesi” anlamına gelir.

İlk Kullanımlar ve Coğrafi Kapsamı
  • Antik Çağ ve Orta Çağ: İlk olarak İranlı coğrafyacılar tarafından Orta Asya’da yaşayan Türk halklarının yaşadığı bölgeyi tanımlamak için kullanılmıştır. Coğrafi sınırları zaman içinde değişmekle birlikte, genel olarak günümüzdeki Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan, Kırgızistan ve Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ni kapsayan geniş bir coğrafyayı ifade etmiştir.
  • İslam Dünyası: Arap coğrafyacılar da bu terimi kullanmış ve İslam’ın yayılmasıyla birlikte Türkistan’ın coğrafi kapsamı daha da netleşmiştir.
Rus İmparatorluğu Dönemi ve Yeni Bir Tanım
  • 19. Yüzyıl: Rus İmparatorluğu’nun Orta Asya’yı işgaliyle birlikte Türkistan terimi yeniden canlanmıştır. Ruslar, bu bölgeyi yönetim kolaylığı için “Türkistan Genel Valiliği” gibi idari birimler oluşturmuş ve bu sayede terimin siyasi bir anlamı da kazanmıştır.
  • 20. Yüzyılın Başları: Sovyetler Birliği’nin kurulmasıyla birlikte Türkistan, daha küçük idari birimlere bölünmüş ve terimin coğrafi kapsamı daralmıştır. Özbekistan, Türkmenistan, Kazakistan, Kırgızistan gibi Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri kurulmuştur.
Günümüzde Türkistan Tabiri

Günümüzde Türkistan terimi, genellikle tarihsel bir coğrafya olarak veya siyasi bir özlemi ifade etmek için kullanılmaktadır. Özellikle Doğu Türkistan (Sincan Uygur Özerk Bölgesi) konusunda bu terim sıklıkla gündeme gelmektedir.

Özetle:

  • Türkistan terimi, Orta Asya’daki Türk halklarının yaşadığı geniş bir coğrafyayı ifade etmek için kullanılan eski bir terimdir.
  • Rus İmparatorluğu ve Sovyetler Birliği dönemlerinde siyasi bir anlam kazanmış ve idari bir birim olarak kullanılmıştır.
  • Günümüzde daha çok tarihsel bir coğrafya veya siyasi bir özlem olarak anılmaktadır.
  • Türkistan tabirinin kesin olarak hangi tarihlerde kullanıldığı ve hangi ülkelerde kullanımdan düştüğü konusunda net bir tarih vermek zordur. Çünkü bu terimin kullanımı siyasi, kültürel ve coğrafi gelişmelere bağlı olarak sürekli değişmiştir.

Ek Bilgiler:

  • Doğu Türkistan: Günümüzde Çin Halk Cumhuriyeti’ne bağlı olan Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ni ifade eder.
  • Batı Türkistan: Genellikle Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan ve Kırgızistan’ı kapsayan bölgeyi ifade eder.

Rusya’daki Türkistan Türkleri

Stan’larda?
Maalesef onların da önemli bir kısmı ve önemli bir agirlikla
Türkçe ve Turkiyenin agirligi siliniyor
Rusya – Rusça ve Rusculuk yukseldikce
Tüm Rusya Kiril alfabesi
Latin alfabesine
Orta asya Cumhuriyetleri
Ve Azerbaycan geçti sadece
Stan-larin stanlarini çok abartmak için neden yok, hepsi de Rusya Federasyonu icindeler
Ve giderek merkeze daha da fazla baglaniyorlar
Baskortoston milli sanatcisi bir kadın tanidigim
Rus ve Rusya milliyetcisi
Tatar olmasına karşın
Kuzey kafkasya’nin Yerel halk mensubu gencleri Rusya Montlari- t-shirtleri ile geziyorlar
Cecenler Ruslasiyor dahasi var mi
Kırım Kadınlar Birliği başkanı tanıdığım bir kadın
O da Ruscu
Rusya’da inanılmaz bir değişim gerceklesiyor
Donbass’saki Oset birliginin kurucusu benim tanidikti
1992’te en büyük hayalim Rusyaya karşı savaşmakti diyordu
2015te herkesten çok Rusyaciydi…
Para… konfor… ekonomi…
Uygur Türklerinin kapitalizmle entegrasyon paylari çok zayıf
Baskordostan birlikleri var özel operasyon bölgesinde…
Kendi bayraklari ile dahasi
Hayır bulunmadim
Herkes paranin pesinde
Cecenler inanilmaz bir paraya boguldular
Ben de o kadar çok paradan sonra herkesten çok “Ruscu” olurum…
Ortalama Cecen 3500-4000 dolar alıyor
Bana kalırsa çoğu çok daha fazla…
Para – is ve eglence
Kirimda Ağustos ayında
Basın turundayim
Senatoryum bölgesine geldik
Saki
Demesin mo
Mi
Bu sanatorium ve otellerin
Artık cogunun sahibi Cecen
Simferopol merkerde eylulde kalirken
Her köşe basi kuzey kafkas çocuklarla doluydu
Kadın kız pesinde oradalar
Grozni’ye gitseniz inanmazsiniz
Operasyon bölgesinde
Kötü jeep’e binen yok aralarinda
Ancak…
Enformasyon bakaninin
Korumasi bana şunu dedi bir keresinde
90lardaki kuşak ile kendilerini kıyaslandığında
” biz onların tırnağı olamayız “…
Yani kendilerinin de ne mal olduğunu biliyorlar…
Beslenme bicimleri
Kiyafetleri
Hersey degismis ve bitmis
Bir tek sakal sovlari kaldi…
Sibiryadaki Çin tehdidine de benzer bir çözüm bulurlar
Orası işte zor…
Çine karşı zayıflar
Yetmiyor
Belki de yüz bin
Birkaç yüzbin göç etti
Tanıdığım
Genç kadın ve kizlarin
Yarısinin çocuğu yok
Ha bu arada beter olsunlar
Kendi düşen ağlamaz…
istemiyorlar çocuk demek
Evet
Sonuclarina katlanirlar
Geri kalan yarisinin çoğunun da
Nerelere
Ancak tek çocuğu var
Kazakistan
Azerbaycan
Gürcistan
Diğer orta Asya ülkeleri
Türkiye
Ve Avrupa…
Problem yeni Rus kadın ve genç kız mentalitesinde
Ve onların kölesi Rus erkekleri
Cok çocuk çok para karsiligidir ancak
Parayı bastıran çocuğu yaptırır
Herkesin para için evlendiği gibi
Cok çocuklu adamlar, ya mebustur, ya iş adamı, vs…
Adamın Aylik geliri 1 milyon ruble mesela
Birkac yüzbin ruble birkac yasal çocukları için
Birkac yuzbin de gayri resmi çocukları için..
Bu devran da böyle gidip duruyor…
Irk da değişiyor bu arada
15-20 sene sonra Moskovada Rus hemen hemen kalmayabilir bu gidişle…
Orta Asya’da kimse kalmamis
Korkunç manzara
Orta Asya boşalmış
Moskova orta asyalılarla mı dolu
Her yer
Petersburg
Aynı adlı vilayetinin onlarca kent ve kasabası
Haliyle asimilasyon süreci hizlanip katlanıyor
Orta Asya bence bitmiş, milyonlarcasi sadece birkaç şehirde
10 milyon kişi rahat vardir
Rusyaya giden orta asyalılar ruslaşıyor mu yoksa ruslar mı türkleşiyor
Tüm güney ve kuzey Kafkasya da: Krasnodar, Stavropol, Rusya bölgeleri ile Moskova ve petersburgda
Yanıt tek:
Dil ve kültür olarak Ruslasiyorlar
Irk ise Asyalasiyor
Asya ruslaşıyor
Türkik-Kafkas karisimina evriliyor
Yani mutant yeni bir ırk…
Asyanin Ruslasmasi yeni bir şey degil
1850 den itibaren
Evet ancak öncesi de var
Yani her şeyin çivisi çıkmış halde…
Asyalılar asimile oluyor
Bana parayı verin, yarın her yerde ” milliyetçiliği ” bitireyim..
İngiliz-Rus emperyal politikaları hep aynı
ingilizler arapları altınla dönüştürmüştü
Efendiler
2014 öncesi Ukrayna fena değildi
Milliyetcilik neredeyse yoktu vs
Şirinevlerde tanıştığım Özbek şimdi Petersburgda kurye şöförlüğü yapıyor. Çocukları Özbekte
İşte alin size
Bana kalırsa orta Asya artik yok…
Yaslilarin sadece kaldigi kukla ülkeler
10 milyon Orta Asyalı göçtü demiştin Rusyaya
Bizim boş köyler gibi
Rusya nüfus açığını ortaasya ile kapatıyor demek
Evet
Is acigini evet
Ancak onlarla pek karismiyorlar
Gelen ortaasyalılar ruslarla mı evleniyor yoksa kendi kendilerine asimile mi oluyorlar
Ruslar onlari pek tercih etmiyor
Dolayısıyla kazandiklari
Paralarla
Kendi iclerinde daha fazla uruyor ve cogaliyorlar
Slav kadın ve kızlar da evde oturmaya devam ediyor
ailesini de getiriyor rusyaya
Bir de yeni bir orta sınıf modası: çocuksuz evlilikler
Turkiyede olduğu gibi: beyaz Türklerde
zamanın ruhsuzluğu
Evet, ailesini artık getiren cok
Almanci Türklerin aynı taktiği
ailece ruslaşıyor
Evet doğru
türkiye türkleri almanyaya
Türkistan türkleri rusyaya
Yeni yetme Rus gençlerinde
asimilasyon koşusu
Iktidarsizlik yaygin
allah allah
Evli olmalarina karsin
neden
5 – 10 yıl cocuklari olmuyor
Cok basit :
Besin ve mamalarinin yüzde 90’i suni, kimyasal ve katkı maddeli
Beslenme mi diyecektim
Yalan yere evlenmiş çok yeni yetme çift tanıyorum
Biseksuelizm ve aseksualizm de yayginlasiyor
küresel modalar
Kadıköy – Bakırköy – Beşiktaş connection
Aynı teraneler işte
Tek fark şu ki:
Rusyadakiler, bu kolektif ve ulusal rezaleti: kadın hakları, kadın hareketi, vs. Etiketleri ile maskelemiyorlar…
rezaletin farkında olup da birşey yapamamaları da enteresan.
bizde de nüfus hızla yaşlandı.

Kaynak: Rusya basını. 20 Mart 2023.

Türkistan Yazıları

Sümerler, Türkistan ve Hindistan

Sümerler Kütüphanesi Dravidçe, Sümerce ve Türkçe  Hatti Kültürü ve Sümerce Sümerce  Sümerlerin Ataları  Sümer-İndüs ilişkisi  Turukku Kavmi  Sümerce ve Güneş Kültü  Hind-Türk Tezi  Altay…

Büyük Güçler ile Büyük Oyun ve Türkiye-Türkistan

4-11 Şubat 1945’de gerçekleşen Yalta Konferansı için bir araya gelen üç lider: Churchill (Britanya), Roosevelt (ABD) ve Stalin (Rusya) 19. yüzyılda Büyük Oyun’un aktörleri olan…

Büyük Güçler ve Turan-Türkistan

Armin Vámbery Orta Asya’daki seyahat Haritası 1861-1864 *********************************************** 1865-1918 Turan-Türkistan ile ilgili Alman-İngiliz İstihbarat ve Propaganda Kitapları Turan İdeali Türk Kimliği’nin İnkarı İttifaklar Yalta İttifakı (3+1) İngilizler Almanlar Ruslar Amerikalılar Çinliler Pan-Türkizm. Pan-Turanizm Azerbaycan Kronolojisi 1774-1893 *********************************************** 1865-1918 Turan-Türkistan…

Türkiye ve Türkistan Ülkelerinin Akdeniz Havzasında İşbirliği Olanakları

Türkiye ve Türkistan Ülkelerinin Akdeniz Havzasında İşbirliği Olanakları Bir Akdeniz ülkesi olan Türkiye ile denizlere kapalı karasal bir coğrafyada yerleşik Türkistan ülkeleri Akdeniz havzasında nasıl…

Türkistan/Türk Dünyası İlham Projeleri

Türkistan Bilgelerinden Seçme Sözler Levent Ağaoğlu – 03/06/20240 HAREZMİ Ebu Abdullah Muhammed El-Horezmi (780-850): Harezmlidir (Özbekistan). Bağdat’ta çalışmıştır. Cebiri sistemleştirmiş ve isimlendirmiştir. Arap ve Batı dünyasında küresel geometri…

Türkistan Bilgelerinden Seçme Sözler

HAREZMİ Ebu Abdullah Muhammed El-Horezmi (780-850): Harezmlidir (Özbekistan). Bağdat’ta çalışmıştır. Cebiri sistemleştirmiş ve isimlendirmiştir. Arap ve Batı dünyasında küresel geometri anlayışına katkıda bulunmuştur. Ondalık sistemin…

Türkistan Arkeolojisi

İlk Türk Köyü; MÖ 4500, ANAU, Türkmenistan; Türkistan Atatürk’ün başlattığı çalışmalarla Türkiye’de arkeoloji kazıları yoğunlukla yapılmış ve ortaya bir Anadolu Uygarlıkları tarihi meydana çıkarılmıştır. Osmanlı…

Türkiye, Hindistan ve Türkistan: Birlik Temelinde bir İşbirliği Modeli

VİZYON  Hindistan; Türkiye ve Türkistan’ın Hint’erlandıdır.  Türkiye’nin fikri kaynağı da Türkistan ve Hint’erlandıdır. Öncü düşünürlerimizden İsmail Gaspıralı (1851-1914)’nın Dilde, Fikirde, İşte Birlik ilkesinin en verimli…

Hind Kıtası-Türkistan-Türkiye Demir Yolları Koridoru (Öneri)

Hindistan, Pakistan, Türkistan, Türkiye Ticaret Yolu Türkiye’nin uluslararası ticaretinde Avrupa kıtası ile olan sevkiyatlarda ağırlıklı olarak karayolları tercih edilirken, Afrika, Amerika kıtaları ve Uzakdoğu ülkeleri…

Türkistan ve Dil Birliği

Date: Thu, 1 Mar 2001 04:23:56 -0800 (PST) From: levent tunadan <[email protected]> Subject: Turkistan ve Dil Birligi To: [email protected] Sayin Mehmet Tutuncu, Sayin Ergun Cagatay’in yazisiyla baslatilan Turk Dil Birligi…

Türkiye ve Türkistan

https://www.youtube.com/watch?v=l8GTiW2PxrE&t=5937s&ab_channel=MGTVT%C3%BCrkD%C3%BCnyas%C4%B1n%C4%B1nSesi

Türk Siyasi Düşünürleri (Avrupa/Türkiye-Asya/Türkistan)

Asya/Türkistan Türk siyasi düşünürlerinin sayısının bir miktar daha fazla olduğunu görmekteyiz. Türk Siyasi Düşünürleri başlığı altında bir kitap yayınlanması durumunda, düşünürleri ve kavramlarını topluca inceleme…

1250-1362 Anadolu’da, Türkistan-İran’daki, Şam-Kahire’deki yaşamış ve bulunmuş alimler

1250-1362 Anadolu’da yaşamış ve bulunmuş alimler Esîrüddin Ebherî (ö. 1265) Mantıkî Felsefe, Matematik Hacı Bektâş Velî (ö. 1271?) Tasavvuf Ahî Evran (ö. 1272?) Tasavvuf …

İpek Yolu güzergahı’nın %70’i Türkistan – Türkiye topraklarından geçiyor.

Doğu Türkistan: 1600 km. Kazakistan: 3157 km. Hazar 468 km Azarbeycan 429 km Türkiye 2285 km Toplam  7939 km 7939/11483: %70 Selçuklu ticaret ağı olarak şehir tasavvuru Türk ticaret sistemi olarak…

Güney Türkistan Bilge Düşünürlerimiz

  GÜNEY TÜRKİSTAN BİLGE DÜŞÜNÜRLERİMİZ Mevlana Belh Horasan Afganistan Ebul Kasım Unsuri (968–1039). Belh Afganistan Ebul Fazl Beyhaki (995–1077). Gazne Afganistan Hücviri Ö.1072 Gazne Afganistan Ali Şir Nevai Herat Maveraünnehir Afganistan Kemaleddin Bihzad (1450–1537). Herat Afganistan Hüseyin Baykara. Herat Afganistan Ebul Hasan İbni Culuğ Faruki. Sistan Afganistan Ahmet Ağaoğlu Azerbaycan Azerbaycan Molla Hafız Gence, Berda Azerbaycan Gönül Bünyadzâde Göyce Azerbaycan Abdulkadir…

Türk Rönesansı, Türkistan Düşünürleri

Türk Rönesansı, Türkistan Düşünürleri. Türk Rönesansı, Türkistan Düşünürleri. Türk Rönesansı, Türkistan Düşünürleri. Türk Rönesansı, Türkistan Düşünürleri. Türk Rönesansı, Türkistan Düşünürleri “En değerli yeraltı kaynağımız Türkistan…

Büyük Asya: Türkiye, Kafkasya ve Türkistan

Haritadaki ülkeler arasında yedi tanesi “istan” ülkeleridir. Sadece Azerbaycan’da “istan” takısı bulunmamaktadır. Bu coğrafya iki deniz coğrafyasıdır; Karadeniz ve Hazar denizi. Büyük Orta Doğu Projesi…

Sumeria, Turkestan and India Articles

Please click on the headings   Ataturk’s Turkish History Thesis and the Sumerian Script Civilization Levent Ağaoğlu – 28/08/20240 The Sumerian Empire under King Shulgi (2094 to 2046 BCE) (Image…

Türk Dünyası Limanları /Turkey and Turkestan Sea/River Ports

    Azerbaycan  Kıbrıs Greece Moldova Russia Turkey Uzbek Kırgız Kazakistan Kuzey Rusya’nın Limanları Tübitak – Kutup Ansiklopedisi Rusya Kuzey Denizi Güzergahındaki Bir Limanı…

Turkestan Articles

 

Selected Quotes by Turkestan Sages

HAREZMI Abu Abdullah Muhammed Al-Khorezmi (780–850): He is from Khwarezm (Uzbekistan). He worked in Baghdad. He systematized and named algebra. He contributed to the global…

Proposal: Indian Continent-Turkestan-Turkey Railways Corridor

India, Pakistan, Turkestan, Turkey Trade Route In Turkey’s international trade, highways are mainly preferred for shipments with the European continent, while sea routes are preferred…

Turkey Russia Turkestan India

Photograph Copyright Coimbatore, South India 2017 IDEA: Turkey Russia Turkestan India QUESTION: Turkey Russia Turkestan India Very true. I expect the balancing game evolves into cooperation between…

Turkey, Turkestan and India

https://www.youtube.com/watch?v=4y5HqxU68zc&t=126s Africa’s population is 1.5 billion now, but will reach 4 billion by the end of the century. It will equalize the population with Asia….

Cultural Heritage of Turks in Eastern Turkestan

Map Monuments Doğu Türkistan (36) Kaşgar (3) Urumçi (1)

Turkey, India and Turkestan

New Perspectives on India and Turkey (Routledge Contemporary South Asia): Jassal, Smita: KOEKBOYA Natural Dyes and Textiles A Colour Journey From Turkey to India and…

Turkey (Türkiye), Hindustan (India) and Turkestan

https://www.youtube.com/watch?v=Zcb_gWAGj88&t=20s Hi my good friends all over the World. How are you all today yeah now. Now it is the weather is getting improved with increasing temperatures in…

Turkestan World

  ARCHAEOLOGY Turkestan Mummies https://booksonturkey.com/turkestan-mummies/   BUDDHISM Buddhism: Buddhist Turks https://booksonturkey.com/buddhist-turks/   ETHYMOLOGY Etymology in English for Turkestan https://booksonturkey.com/turkestan/   INDIA&TURKESTAN Hindustan (India) and Turkestan https://www.youtube.com/watch?v=Kr2aswnV4H4&t=7s Hinterland: Turks and Indians https://www.youtube.com/watch?v=yeDH0ziYOqg&t=40s   SCHOLARS 500 Years of Enlightenment: Turkestan and Turkey https://booksonturkey.com/500-years-of-enlightenment-turkestan-and-turkey/ Southern Turkestan: Turkish Sages,…

Türk Dünyası ve Deniz

Hamit Naci Mavi Vatan Vakfı başkanı Cem Gürdeniz’in öncülüğünde Hasköy Rahmi Koç müzesi bünyesinde yer alan Fenerbahçe vapuru Alt Salonu’nda Türk dünyası konusunda önemli çalışmaları bulunan şair ve düşünür Levent Ağaoğlu “Türk Dünyası ve Deniz” başlıklı bir konferans verdi. Geniş bir dinleyici topluluğu tarafından ilgi ile izlenen konferansta Türk denizciliğinin tarihi ve jeopolitiği ile ilgili kapsamlı bilgiler yer aldı.

Açılış ve kapanış konuşmalarını Cem Gürdeniz’in gerçekleştirdiği iki saat süren Konferans boyunca küresel  ölçekli teorik bir model ortaya koyan Ağaoğlu; Zaman, Zemin, Zihin ölçeğinde Türklerin Teolojik temellerine dayanarak geliştirdiği özgün metodoloji kapsamında, geniş bir kaynak taraması gerçekleştirerek, yeni bilgiler ve yeni kavramları seslendirdi.

Türklerin Avrasya anakıtası ölçeğinde Türkiye ve Türkistan elele sadece denizlere değil kıtayı çevreleyen okyanuslara da (Pasifik, Arktik, Atlantik, Hint) birlikte açılmaları stratejisi hakkındaki aksiyonları Sonuç bölümünde dile getirdi.

Türk aydınlarının, Atatürk’ün Türk Tarih Tezi’nin, Atatürk’ün 1938 de vefatı ile birlikte üstünün örtülerek yok sayılması karşısındaki sessizlikleri ve fakat bunun yerine bir kesimin Marksçı ATÜT (Asya Tipi Üretim Tarzı) teorisi konusunda ve diğer bir kesimin de 1071’den çok sayıda Anadolu’ya geldik teorisi konusunda yayınlar ve teorik tartışmalar yapılmasının tipik bir yabancılaşma göstergesi olduğunu, böylece düşünsel enerjinin bilim merkezli üretim değil de ideoloji rehberliğinde tüketim mecralarında harcandığını belirtti.

Denizler ile ilgili bilgilerin Oğuzlarda, Oğuz Kağan Destanı’ndan başlayarak temel eserlerde dile getirildiğini Orhun Yazıtları’nda, Divan-ı  Lugat it Türk ve Kutadgu Bilig’de denizler ve okyanuslarla ilgili geniş bilgilerin yer aldığını, Oğuz Kağan’ın efsanevi bir evladının Deniz Han olduğunu, “daha deniz daha ırmaklar” idealinin efsanede yer aldığını anlattı.

Ağaoğlu, ilk metinlerde Kimek olarak bugünün Türkçesi ile  Gemi adıyla  isimlendirilen Kıpçakların kuzey steplerindeki özellikle Sibirya‘nın güneyindeki sulak alanlarda, nehirlerde ve su yollarında gemiler ile seyahat ve taşımacılıkta bulunduklarını dile getirdi.

Aral Gölü’ne akan Maveraünnehir (Seyhun ve Ceyhun) nehirleri, Baykal ve Balkaş Gölleri’ndeki nehir/göl gemiciliğinin yanısıra, denizler açısından bakıldığında Hazar ile bağlantılı İdil (Volga) nehri ve Tuna nehri ile bağlantılı Karadeniz ve nihayetinde Akdeniz, Kızıldeniz ile Basra Körfezi öne çıkmaktadır.

Türklerin üç büyük liderinin Tonyukuk, Fatih ve Atatürk olduğunu ve her birinin denizlerle ilgili ideallerinin ve stratejilerinin olduğundan bahseden Ağaoğlu, Pasifik Okyanusu kıyılarına doğru karadan sefer yapan Tonyukuk’un ardından  1200 yıl sonra Atatürk’ün Akdeniz’e doğru “ilk hedefiniz Akdeniz” stratejik emri ile kara seferi yapmasının tarihin tekerrürü olduğundan söz etti.

Donanmasız girdiğimiz 1.Dünya Savaşının ardından 2.Dünya Savaşının bitişi ile birlikte başladığımız çok partili siyasi hayatla birlikte katıldığımız NATO İttifakı çerçevesinde denizciliğimizin durgunlaşma dönemine girdiğini, Kıbrıs Barış Harekatı neticesinde de her ne kadar denizcilikte bir silkinmeye gidilse de hemen karşı sindirme hamlelerinin geldiğinden bahsetti.

Sonuç ve Öneriler bölümünde Sibirya’nın güneyinde ve Asya’nın her yönünde biriktirdiğimiz zengin denizcilik kültürümüz ve bilgilerimizin yoğun aksiyonlarla beş denizler yolu ile okyanuslara açılmanın ve bu açılımda da en önemli araçların denizlere izafeten beş renkli (ak, kara, kızıl, mavi, sarı) özgün pusulamız ile Ata’mızın Nutuk’unun ardından en değerli bir eseri olan ve unutturulan Tarih Tezi’nin bizleri yeni ufuklara taşıyacağından söz etti. 

Dinleyicilerin yoğun ilgisi ile izlenen konferans Cem Gürdeniz’in kapanış konuşması ile son buldu.

Sunum: Türk Dünyası İçin Denizlerin Önemi ve Stratejik Bilinci

Türk Dünyası İçin Denizlerin Önemi ve Stratejik Bilinci

Türk Dünyası ve Deniz hakkındaki slaytımızı buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Prof. Dr. İlber Ortaylı “”Çaka Bey’den Günümüze Türk Denizciliği” başlıklı söyleşi

Prof. Dr. İlber Ortaylı “”Çaka Bey’den Günümüze Türk Denizciliği” başlıklı söyleşi

 

Maalesef milletlerin denizciliğini bazı şeyler önlüyor mesela aynı yerde insanlar çok iyi paten yaparlar buz pateni şampiyon çıkarlar hiç Rus kayak şampiyonu duydunuz mu duyamazsınız yok. Çünkü kayak yapmak için müsait bir ülke değil, yani herkes yapamaz herkes yapamayınca da iş olmuyor bu bakımdan Türkiye şanslıdır ve tarihte de size ben söyleyeyim ilk defa bizim denizlere ulaşım 1200’lü yıllar. Yani 12.asır.

12.asra kadar Türk kavminin denizle ilgisi yoktu Deniz Derya dedikleri göllerdir o göllerin üzerinde ne kadar seyri sefer yapılabilirse o kadardır. O da yaşadıkları steplerin çok küçük bir kesimini kapsar Baykal Gölü falan. E bunun dışında nehirler vardır. Demek ki bizim ceddimizin denizci olması mümkün değildir o şartlarda.

Ne zaman iyi denizci olacaklar, Akdeniz’e çıktıkları vakit. Akdeniz’e ne zaman çıkıldı 1055 Dandanakan Cengi Gazneli ile Selçuklu Hanedanı arasında. Horasan’dan İran’a yerleşiyoruz. İran’dan açılışımız 1071 değil Malazgirt’ten sonra biz denizlere doğru gitmedik niyetimiz aşağıya Filistin’e Mısır’a falan gitmekti oraya gitmek de nasip olmadı tekrar kuzeye çıktık İznik sultanlığını kurduk aşağı yukarı Alaaddin Keykubat devrinde, yani 12. asırda hem Sinop’ta hem de aşağıda Alaiye’de bir tersane teşkil edildi bir donanma üssü meydana getirildi ve büyük denizci devletlerle de temas hali yukarıda Kırım ve Rusya Ukrayna sahilleri aşağıda da Akdenizle temasımız oldu ama biz Akdeniz’de Filo gezdiren bir ticaret filosu olan bir memleket değildik Dolayısıyla Bahri filomuz da düşüktür bu iş için bir 400 sene daha uğraşmamız gerekti 300 sene bakın dikkat edin ne zamanki Türk imparatoru Tuna mansabına yerleşti Karadeniz’i kontrol etti Akdeniz’in doğusunu ele geçirdi Tabii bundan bir şekilde tüccarlar istifade etmeye başladı.

Bunun gibi Denizcilik Okulları ilk defa çok enteresan Anadolu Kıtası’nda değil fakat Midilli Sakız gibi Adalarda kurulmaya başladı. Yani ilk Türk Denizcilik okulları oralarda kurulmuştur. Hatta Barbaros Hayreddin kardeşi ve babası da böyle bir Denizcilik Okulu işletirlerdi. 19.asırda da bu böyleydi yani denizciliğin elemanları buralarda yetişmeye başladı ve Türk İmparatorluğunun 16.asırdaki donanması her şeye rağmen zafer kazanıyor. Bahri kuvvet ama gemiler çok hafiftir.

Şimdi mesela bir münakaşa var donanma Fatih karadan geçirip de denize nasıl indirmiş halice buna yalan diyorlar bir kısım böyle şeyler çıktı tarihi de mistifiye ediyoruz.

Yalan değil doğru ama gezdirdikleri geçirdikleri gemiler hiçbir zaman Venedik kalyonu değil Okyanusa göre büyük gemiler zaten o devirde yapılmıyordu daha yani 1453’te Denizcilik Akdeniz dünyasında oluyordu ve Akdeniz dünyasındaki gemilerde Akdeniz’e göre çıkan galeone tipli. İşte bütün denizcilik tabirleri İtalyancadan tabirler hem Türkçeye geçmiştir hem de Rumca yani Rumlar da buradaki Bizans takımı da denizcilikte İtalyanlar gibi değil efendim uzak okyanuslarda ne yapılıyordu uzak okyanuslar da efsane halindedir güya bir tarihte Çinliler kocaman bir gemi yapmışlar bilmem neymiş nüfusu içindeki mürettebat sayısı falan.

Bunların hepsi çok iyi ispatlanamamış şeylerdir ama şurası bir gerçektir ki uzak Asya devletlerinin Akdenizliler kadar büyük gemiler barındırmadıkları topografyaya hakim olamadıkları ve onu geriden doğrudan doğruya hepimizin bildiği gibi deniz haritalarıyla ispat edemedikleri ortaya koyamadıkları çok açıktır. Bu tip şeyleri Akdenizliler yapmaya başladılar. Bu çok açıktır. Portolan tipi haritalar bunlar Deniz haritaları adeta bir nevi deniz krokisi gibi ama tabii işe çok yarıyor denizciler biliyorsunuz Ptolemayos haritası kullanırlardı Ptolemayos haritasını kullanmak için ki bu bir Portalandır hepinizin bildiği gibi sistem güneşin dönmesine dayanır yani güneşin etrafında dönen bir dünya değil Dünyanın etrafında bir güneş doğuyor denizcilerin Rotası böyle öyle midir niye hayır öyle Güneş sizin etrafınızda dönüyor gezdiğiniz zaman aksine yeni bir gelişme var mı yani Güneş sizin etrafınızda dönüyor. Siz Ptolemayos sistemini terk etmediniz.

Tabii ki astronomi bilgimiz başka artık Güneşin etrafında biz dönüyoruz ama Denizciler bu hakikat doğru dürüst tespit edilemeden evvel yapılan seyirler ona göre oluyor yani bu ilk Çağın büyük denizcileri Mısırlılar. Mısırlılar en eski denizcilerdir Akdeniz’de ve bu özellikleri devam etmiştir. Bugün de büyük gemi yapamıyorlar ama elan iyi gemiciler. İşte Fenikeliler Lübnanlılar yani bugün artık Fenikeliler gibi değiller Lübnanlılar ataları gibi ama gene denizcidirler. Yunanlılar sureti katiyede denizciliğin tekniğini gemi yapımını falan götüren biri değil ama hepinizin bildiği gibi bilhassa ticareti bahride çok üstün önemli rolleri var zaten Yunanistan‘ın başka üretimi yok yani başka dallardaki üretimi kabili telif değil.

Ve Türkiye büyük iftiharla söylemek gerekir ki bunların içine girmiştir yani Türkiye Akdeniz’de Doğu Akdeniz’de üstün bir Bahri kuvvettir dünyadaki sayılı Deniz kuvvetlerinden birisidir bu özelliğinden dolayı da birtakım mendebur akıllar insanlar nerelerden beslendikleri malum veya namalum adamlar Bahriye’yi ele geçirmeye kalktılar yani çok önemli bir şey bu Türk denizciliğini yok etmek için Ama kimse yok edemez.
Çünkü bu denizlerin korunması lazım Doğu Akdeniz’de de Türklerin bulunması lazım bu çok şarttır stratejik bakımdan bunu Türk olarak söylemiyorum insan olarak söylüyorum Şu son Filistin kavgası da gösteriyor ki Ve karşısındaki dünyanın rolü Türklerin kesinlikle deniz kuvveti olarak devam etmeleri insanlığın hayrınadır bu çok açık bir şey bunu yapamadığınız takdirde sadece memlekete bütün etraf ülkelere bu denizin sükunetine ihanet etmiş olursunuz çok dikkat edeceğiz buna bu son derece önemli.

Şimdi aradaki gelişmeye bakalım 12 asırdan sonra Türkler yavaş yavaş Ege kıyılarına çıktılar ve bizim devletimizde beylikler devri dediğimiz yani İzmir’e hükmedemeyen ama etrafında artık yerleşmeye başlayan Denizci taifesinin bir komutanı var Çaka Bey. Çaka Bey’in ben Akdeniz Denizcilik tarihinde büyük rolü olan büyük bir komutan bir admiral olduğuna inanmıyorum Bu mühim değil ama bizim için çok önemli çünkü denize açılmayı denizde kuvvet olmayı denizde muharebe etmeyi öğrendi.

Bu büyük bir kuvvet ortaya çıkarmadı unutmayın Ege Bölgesi Doğu Akdeniz bölgesinin önemli deniz üssü olan İzmir ki bu isim antiktir bizim üssümüz tam bugünkü İzmir körfezinde değildir biraz ötede Sığacık’tadır biliyorsunuz Osmanlı Bahriyesi temel üssü de Sığacık’tı ve admiral büyük amiralin yani kaptanı derya olan beylerbeyi rütbeli vezirin asıl mekanı orasıdır karargahı değil de üssü orasıdır. Karargahı buralarda oturur Osmanlı kaptanı deryaların hepsinin denizci olması da şart değildir paralı olacak yani gemi için gereken donanma için gereken masrafları karşılamayı maliyeyi idare etmeyi bilen biri olacak bu vasfa bakılır.

Kaptanı deryanın Denizcilik görevleri Reale denen Riyale diyoruz biz asıl denizci amiraller ibarettir ve o böyle mevki mevki iner aşağı. Leventlerin ve komutanların asıl oturduğu yer Kasımpaşa’dır. Piyale Paşa Cami biliyorsunuz böyle bir cami olarak yapılmıştı Barbaros tarafından o zaman etrafı boştu bugünkü gibi mezbele evler yoktu başka birinin daha sitesi yoktu öyle de olması gerekir kanalla denize bağlıdır çok hoş pitoresk bir manzarası olduğu o zaman için belli ama ondan sonra ne olur bilmiyorum. Gölcük Tersanesi vesaire gibi yerler nehir gemileri veya Körfez gemileri için KaraMürsel tipi küçük gemiler için üslerdi.

Bunların önemli donanma merkezleri Tersaneler haline gelmesi Osmanlı 19. asırdır ve tersaneler de bugünkü asırdır yani buradaki hepinizin bu salonda bulunan aşağı yukarı herkesin görüp yaşadığı bir devirdir İstanbul bu bölgesinin kıyılarının Gebze ve Pendik Maltepe arasının sanayiye açılması Tersane kültürüne aynı şekilde körfezin karşısında da Kılıç dediğimiz bölge Yalova ile Karamürsel arasındaki bölge. Bu önemlidir bu gibi körfezlerin bu görevleri yükleneceği daha çok açıktır. Küçük Asya gibi üç tarafı denizlerle çevrili yerde tabii liman çok azdır çok azdır. Sinop vardır bütün Karadeniz’de, Amasra bile pek öyle değildir büyük gemileri barındıramazsın işte biliyorsunuz Sıgacık İzmir bölgesi vardır, Edremit Körfezi olamaz öyle bir şey, daha aşağı inerseniz körfezlerde gene tıkanıklıklar vardır ve büyük liman olacak bölge çok azdır. Onun için biz de bu limanların inşası ve mevcut limanların restorasyonu geç devir inşaat sanatına has bir özelliktir o yüzden hepsi de 20.asrın ortalarında başlamıştır yani siyasi kavgaları hatırlarsanız 1950’ler meclisinde Demokrat partiye bu konularda tenkit ediliyor Samsun Limanı yok bilmem İskenderun Limanı yok Mersin Limanı. Menderes’in de bütün polemikleri çok sert bir polemikçi ve yorulmayan birpolemikçi bunları savunması ve karşı tarafa laf atmasıyla Siz ne yaptınız ki mantığıyla gitmektedir.

Çünkü Türkiye denizciliği kendisi yaratmıştır 4 asır boyunca da kendi öğrenmiştir bu çok açık bir şeydir.

Biz denizciliğe başladığımız zaman 15. asırda Venedik‘ten değil bir tersane uzmanı falan çıkarmak mümkün değildi.

Tersane ustaları İtalyan cumhuriyetlerinde Cenova’da ve Venedik’te rahat yaşayan zengin olan ama dünyanın esir insanlarıdır. Bunlar hiçbir yeri çıkamaz çok enteresan şey onu biliyor musunuz Cenova’da bir tersane ustası Cenova’dan dışarı çıkamaz belirli mahallede yaşamak zorunda ömür boyu. Bu insanlık mı diye sorana şu cevabı verir. Cenova Cumhuriyetinin başkanı olan Duka yani Dük de ki görevi boyunca saraydan dışarı çıkamıyor yani tamamiyle ajanlık ajanlığın kontrolü kontur espiyonaj, istihbarattan korunma üzerine kurulan yerler bunlar yani tersane ustası Cenova’dan dışarı çıkamıyor. Ama öbür zavallının hali daha beter o saraydan çıkamıyor dışarı kimseyle görüşemiyor. Bilgi buna rağmen kaçar, Osmanlı devletinin İtalya’dan zaman zaman uzman kaçırdığı bir vakıadır onun için bizim dökümhanelerimizde de gemilerin tersanelerin kızakların bulunduğu bölgede de müthiş bir faaliyet göze çarpar.

İkinci faaliyet noktası bizim tersanelerimizin yapıldığı yerlerde mekanlarda aynı zamanda taş ocakları vardır. Bu taş ocaklarının Bahriye‘nin tekelinde olması Liman ve korunaklı yani deniz dalga kıranların yapılması tamiri için elde tutulmasıdır, tabii aynı kaynaklardan büyük camilerin vesaire inşaat taşları da çıkartılıyor. Bunların hepsi gizli tutulur tam evrak bulunmadığı için bugüne kadar rastlanmadı İdris Bostan’a sormak gerekir ve şimdi de üstlerine çoğunun ev yapılmıştır. Bu İstanbul’da dolayısıyla biz mesela Süleymaniye vesaire gibi camileri uygun taşla restore etmek imkanından da mahrumuz, çünkü bunlar donanma için tutulan taş ocaklarıyla hepsi bilinen noktalar.

İkincisi biz dışarıdan mal alamıyoruz ibrişim bile alamayız. İpek,  keten yelken bezi halat alamayız bunları vermezler. Bizden de alamazlar yani Osmanlı İmparatorluğu’nun yasak ihraç malları çok bellidir ve bazı bölgelerde de hatta donanma için pirinç yetiştirilir o bölgenin pirincine başkası burnunu sokamaz çok enteresan tahrir defterlerinde bellidir. Bunlar yeniçeriler karadaki kolluk kuvvetleri ve Ordu için kapıkulu takımı için ve tabii aynı zamanda kapıkulundan oldukları için yani devletin askeri kuvvetinden oldukları için donanma içinde bir takım tahıl yiyecek maddeleri kereste türleri yetişen yerler kapalıdır dışarı buradaki üretim doğrudan doğruya devlet tarafından zapt edilir devlet tarafından satın alınır başkalarına da satılamaz yani bu mümkün değil sattığınız takdirde O gemi müsadere edilir mesela Venedik kalyonudur, Fransız veyahut da Katalan kalyonudur, hiç fark etmez bunlar önemli şeylerdir.

Üçüncü madde o zamanlar konsolosluk diye bir şey yoktu İtalyan Devletleri hariç sefaretler yoktu bu sefaretler dışında konsolosluk zaten devletin gönderdiği bir sefir mesafesinde bir değil bir liman bölgesinde oturan tüccar arasından birini seçiyor ona konsol Del Mare diyorlar. Deniz konsolunun yaptığı iş bütün gemilerin durumunu kontrol etmek ve bu çok enteresan genellikle Mısır, Yunanistan bizim Ege Adaları gibi yerlerde Katalan denizci biri oluyordu. Çünkü Katalanlar iyi biliyordu Akdeniz’i bu çok önemli iki tane millet vardır. Biri Katalanlar birisi Cenovalılar, unutmayın Kristof Colomb da Cenovalı arkasından Amerika’ya çıkıp kıtanın ayrı bir kıta olduğunu tespit ettiği için kendi adını taşıyan yani Amerika Vespuci de Cenovalıdır. Cenova kaptanları önemli insanlardır Akdeniz denizciliği kendilerine çok şey borçludur hani böyle teoriler var “İtalya’da niye denizcilik gerilemiş” işte mantalite mi, ne mantalite ya bizim rahmetli Ömer Lütfi Barkan Hocanın söylediği gibi “dünyadan denizcilik kaybolsa bu İtalyanlar yeniden keşfeder onu” diye böyle anasının gözü adamlar.

Yani bunlar olacak şey değil efendim denizlerde emniyet yokmuş istersen yaratırsın Venedik her sene bir konvoy yaratır gemilerden Tıpkı Arapların kervanları kurarken böyle kervanları kuruyor başında Saffar diye bir komutan oluyor seferi idare eden mücehhizler var, teçhiz eden. Bunların yanına mutlaka Bahriyede de yeterince refakat veriliyor buna muda sistemi denir muda. Bunlar hareket ederler böyle komanda ile gider sonra müesseseler gelişir bu gemicilikte mesela herif diyor ki “sen diyor bu gemiyle Mısır’a gidiyorsun Allah yardımcın olsun ama durum kötü diyor ne olacağı belli olmaz diyor kaç malın var senin burada diyor işte 1000 altın dükalık yükün var diyor mesela ha diyor Tamam diyor bin altın dükalık varsa senin yükün diyor sen bana 100 dükka vereceksin insurance sigorta buna karşılık Allah korusun bir şey olur gemin batarsa ben sana diyor 1000’i vermem ama 600’ü veririm” diyor yani bu senin şerefini kurtarır ayakta kalmanı sağlar değil mi 50 duka altın yahut 100 duka 600 duka veririm sana diyor vay soyguncu diyen yok bu organize ediliyor ödeniyor.

Anlaşılacağı üzere bunu böyle biliyoruz başka sigorta çeşitleri de var mesela Yunanistan’ın armatörleri aslında bir merkezleri vardır bunların gitmişsiniz Egine Adası’na giden var mı Efendimiz Yunanistan’ın Atina’nın hemen dışında Egina o devletin başkenti olacaktı. Onun için Belediye Sarayı tıpkı bir saray gibidir Egina yanında geçtikten sonra Hidra diye küçük güzel bir ada var hiç görmediniz mi. Aa ben hayret ediyorum bizim denizcilere var mı gören ha iki tane armatörümüz. Eee adanın şeyini biliyor musunuz Efendim müdürümüz Müdür de mi gitti Peki adanın tarihi üzerinde bazı şeyler malumat arz ettiler mi size.

Peki şimdi bunlar bunlar orada armatörler var. Bunlar çok önemli armatör Bunlar şimdi bunların hepsi armatör o adada hiç kimsenin kalkıp da gemi şey yapıyorlar alacaksınız. Siz bir gemiyi alamazsınız yani gemi benim bu gemi benim bu gemiler böyle bir şey yaparsınız alamazsınız gemi tek başınıza bu gemi benim bir tane de aldım benim o da senin yok öyle birşey bu gemiyi alırsın yanındaki e Başkan alır Cihan Bey öbürü de gelir alır falan böyle 3-4 falan hisse birden 5 hisse birden üstünde daha kocaman bir Kalyon Cihan Bey alır tek başına alamaz öbürü öbürü öbürü 50 kişi alır öbürü öbürü falan Cihan Bey gene zengin bir armatör olabilir hidrada gemilerin üstünde 200 hissesi vardır ondan sonra yarısını işte 150 hissesi öbürü 100 bu şuna yarar gemi battığı zaman vah vah vah ama sen batmazsın çok açık bir şey çok açık bu onun için fevkalade önemli bir şey ve bu imtiyaz.

Ve bu zenginlik dolayısıyla 1600’de 1.Ahmet bu adaya belediye fermanı verdi ilk belediye bunlardır insurance sistemlerinden dolayı çok önemli çünkü gelir getiriyor herifler vergi belli ne yaptıkları belli son derece önemli yani bu bilinmez ama Akdeniz dünyasının Osmanlı topraklarında doğmuş son derece ilginç bir yapısıdır yani devletle donanma açısından ilişki açısından fevkalade bilgili bir şey ve bu usul üzerinde bunlar doğdular geliştiler ve bu sistem bu zenginler devlete de sadıktır size örnek vereyim Yunan ayaklanması patlamış 1821 mora ayaklanması geliyorlar diyorlar ki efendim diyor herifler köyü biçiyorlar bütün gelmiş basmışlar ya vah vah Allah onları korusun huzur içinde yatsınlar bir müddet sonra despotu piskoposu asmışlar vah vah vah vah olacak şey değil bu Türkler de çok dinsiz Ama dikkat etmek lazım falan bir sonra haber geliyor falanca gemimize el koydular Ya öyle mi Allah belalarını versin Hadi ayaklanalım diyorlar yani Bu gayet doğal bir şey yani çünkü o geminin sahibi gene ayaklanmaz. O yanında 10 tane daha adam olduğu için tabii 10 kişinin canı yanıyor hadi hepsi çıkıyorlar bu bir sistem bir yapılanmadır çok ilginçtir.

Belediye işlerine bunlar karışıyorlar Adalarda Ege adalarında ve İyon Adaları bizim değil de Ege adalarında yerel demokrasinin mahalli demokrasinin ilk örnekleri ve ikinci Mahmut ayaklanmadan sonra Samos deniyorlar bugün Sisam Adası’nda bir emaret teşkil etti muhtar bir yapı. Biz hep başkalarını biliyoruz bu anlaşmalarla çıkan bunu kendimiz çıktık yani 8 kişilik Meclisi var bilmem ne küçücük bir adada Bugün bile gitseniz gazete bile çıkarmışlar nüshasını görmedik ama evraklar da var gazete çıktı çok önemli bir şey bu Bunun üzerinde durmamız lazım

Dolayısıyla Bu bir Bahriye sistemi bu gemilerdeki mürettebat bizim Osmanlı Bahriyesinde tabii ki Rumlar var içinde bir sürü Paskalya ve Noel’de demir atıyorlar çünkü insanlar köye gidecekler bu önemli yani hani gayrimüslimden asker olmaz laf o Olmaz olur mu işte donanma gidiyor bu önemli bir şey.

Bütün bu yapılanma 15.asırdan sonra Fatih Sultan Mehmet fakat yani İstanbul kuşatması sırasındaki donanmanın zaafından dolayı fakat aslında Yavuz Sultan Selim donanmayı kuvvetli ve Garp ocaklarını Cezayir ve Tunus’u da Yavuz kontrol altına almıştır Mısır da onundur. Dolayısıyla Akdeniz’deki donanmayı kuvvetlendirmek Yavuz Sultan Selim devrine aittir yani Kanuni devrinde bu iş hazırdı ve donanmanın büyük adamları Barbaros Hayrettin falan bunlar hepsi Yavuz Selim devrinde aslında genç komutanlar olarak istihdam edilmişlerdir gelişmenin ikinci ve son ayağı ikinci Mahmut devridir Navarin’de uğradığımız bozgun daha doğrusu tahribat dolayısıyla buharlı gemi dönemine geçildi donanmanın yeniden düzenlenmesine geçildi fakat herkesin çok üstünde durduğu işte büyük hükümler dediğim bir kısım yenilikler doğru donanmanın asıl gerileme dönemi ikinci Abdülhamid devridir ve o yüzden de Balkan Savaşı’nda çok fenaydı hiçbir savunma tatbik edemedik herifler bir Averof Zırhlısıyla geldiler Midilli Tasos Limnos hepsini aldı geçtiler yani çok kötü tek gemi böyle gerilla usulüyle savaş veren Rauf beydir.

Onun için meşhur oldu çünkü o da liman liman gezip böyle yıkıcı tahripkar hareketlerde bulunuyor topa tutuyor geliyor yakalanması mümkün değil yani İtalyanlar güneyde kuzeyde Yunanlılar onu takip edecek durumda değiller aslında fakat bizim de bir adayı kendi adamızı savunacak bir durumumuz yok.

Çünkü elimizde gemi yok o yüzden böyle adaları vermişiz falan adaları vermedik adalar gitti o Balkan Savaşı’nda İtalya ve Yunanistan biz bunların Lozan’da sözünü bile etmedik.

Tasos adasını alabilirdik oraya da neyle gidecektik şehir hatları vapuru bile yoktu elimizde bugünkü bakışla donanma olmayınca hiçbir şeye sahip olamazsın bu çok açıktır. Birinci Cihan harbinde Hava Kuvvetleri göstermeliktir, bunu herkes söyler yani Hava Kuvvetleri fazla bir şey değildir Trablusgarb’a İtalyanlar ilk defa uçakla savaş uçağıyla hücum ettiler ilk defa uçak vuran da biz olduk onun için yani onu da öyle gümbür etti indirdiler bir şey değildir. Birinci harpte asıl Alman donanmasının çok kof olması denizci millet olmamaları denizaltı yapıyor gemi yapıyor ama denizci değil subayı astsubayı neferi iyi değil hiç baş edemediler İngiltere ile Rusya donanması gösterir.

Dolayısıyla birinci harp asıl bir deniz harbi görmemiştir tek deniz savaşı işte Çanakkale’de o da karayla deniz arasında yani gemileri karadan bombalıyor. Bizimkiler batırıyor Çanakkale Geçilmez bu bir slogan değil bir laftır. Britanya Fransız müşterek donanmasının raporudur Çanakkale Geçilmez deniyor geçilemiyor karadan işgale kalıyorlar. Çünkü oradaki coğrafyanın da yardımıyla Deniz Bahri kuvvet ve kara kuvvetleri arasında kara kuvvet biziz kavgayı Kara Kuvvetleri ve karadan savunma kazandı. Onun için birinci harp Deniz harbi değildir savaşlarının harbidir genelde ve biz çok uzun süre savaştık Britanya’yı biz bunalttık.

Çünkü Britanya Kara Kuvvetleri zayıf onun için de intikamları çok acı oldu istedikleri çok utanmaz şeydi boğazları kontrol etmek istiyorlardı fakat şunu söyleyeyim 1915’te o donanma geçip İstanbul’u alsaydı bu İngiltere bir daha buradan çıkmazdı bunu bilin yani hiç öyle şeysi yok bunun burada İstanbul onların olurdu işte Türkler de turist olarak gelirdi yani burada siz oturamazdınız bunu bilin. Onun için o önemli bir savaştır 1918’de geçtiler ama bitleri kurumuştu artık yani bitap düşmüşlerdi e Pirus zaferi denir ona. Onun için Paşa demiş ya “geldikleri gibi giderler” demiş. Çünkü gidecek halleri vardı biraz aklımızı toplayıp örgütlenmemiz gerekiyordu.

Türk donanmasının kuvvetlenmesi teknolojik bakımdan, Kıbrıs çıkarmaları nedeniyle olmuştur ve arada ticari donanma da tabii büyük bir şekilde istifade etti bundan. 1980’de hatırlıyorum Umman Sultanı’nın gemisindeyiz, officerlar konuşuyor bu Türkler nasıl bir şey diyor birbirleriyle duydum ne biçim şey olduklarını bilmem ama iyi gemi yapıyorlar diyor yani tanımıyor Türkiye‘yi Pek kaale de almıyor herhalde Türk deyince ama iyi gemi yapıyorlar diyor.

Tabii donanma birden bir teknik bakımdan hız kazanmaya başladı bu çok önemli ve Akdeniz’de bir askeri donanma çıktı. Onun için bundan istifade ederek Bahri donanmayı geliştirmek lazım ve sivil denizciliği geliştirmek lazım yani Denizcilik eğitimi fevkalade önemli bir şey, maalesef Türkiye‘de hala Denizcilik eğitimi hala turizm seviyesinde buna birşey demiyoruz ama turizm seviyesindedir. İnsanlar denizciliği bir ekmek kapısı olarak veya günlük bir spor olarak yapma ihtiyacı içinde değiller. Bir luxury dir tekne alıp açılmak için tekne parası kazanacaksın böyle bir şey olmaz yani atın yok diye ata binmeyi öğrenmeyecek misin.

O zaman Ata binemezsin işte bugünkü Türkiye olur yani tarihin en büyük Süvari milleti lisanında binlerce atla ilgili kelime bulunan bir memleket onu kaybetmiş. Başbakan hanımefendi Kırata Beyaz at diyor rezalet ve yazılıyor. Beyaz at denir mi ya kırattır onun adı çok açık öbürü doğrudur beriki yağız attır yani atın dişisi vardır Erk şey vardır değil mi Bunları bilmek lazım şimdi Rusça öğretmeni diyor ki bizim Rusya‘daki dişi at kelimesi loşat diyor Viyana’da Efendim diyor Türkçeden geliyormuş bu kelime diyor alaşa diyor. Söylüyor adam doğru alaşa. Bizim Türkler bakıyor böyle unutmuş.  Çünkü herif dünyayla alakası kesilmiş bu çok kötü bir şey Alaşadır doğru loşat olmuş loşat dişi attır yani çok açık öbürü kısrak. Çünkü falan aygırdır.

Bilmem nedir bilmem nedir bu çok önemli bir şey yani git de böyle nasıl bağıracaksın o koca sürüyü AYD derken aydamak denir ya atlar için. Eee bilmem ne efendime söyleyeyim işte beyaz renkli efendime söyleyeyim dişi atı bilmem ne falan diyene kadar onlar dağılır giderler etrafa. Yani tıpkı Arapçada develerle ilgili lugatında binleri bulması gibidir ve Araplar bunu kullanıyor. Biz kullanamıyoruz

Eğer Denizcilik eğitimine önem vermezseniz anında tıpkı at üzerinde saçmalayan Türkler gibi hiçbir şekilde denizciliği öğrenemeyen bir millet kalır karşınızda. Denizcilik lüks eğitim şeyinden çıkartılması lazım çok açık bir şey lüks eğitimden çıkartılması lazım kesinlikle okul seviyesine inmesi lazım ve çok teşvik edilmesi lazım yani böyle basketbol ve futbol takımları gibi Denizcilik timleri çıkacak. Yani böyle Yelken timleri bilmem neleri Efendimiz mürettebatı çıkacak böyle bütün o kayıkçılık kürekçilik bilmem necilik şey sonra Nehir gemiciliği çok azdır.

Suyla kaynayan memlekette denizle ilgili spor yapan tek Vali çılgın Vali vardı Karadeniz’de Recep Yazıcıoğlu Oh ne adamdı ya vali beyin cipiyle gidiyoruz köylüler bekliyor biz iniyoruz Vali yok ortada meğer altta mayosunu giyermiş pantolon sıyırmış cipin arkasından hop suya atlamış Fırat’ın içine yani enteresan bir adam. Mesela bu tip gittiği yerde teşvik ediyordu deniz rafting.  böyle bu enteresan bu tip bir şey görünmüyor Türkiye‘de böyle Deniz takımları onu takip etme falan yok halbuki heyecanlı bir şey bu.

Bir takım insanlar çok iyi yaparlar mesela ünlü cerrahımız Haldun Karagözoğlu ha Rizeli soyu şimdi bu oğlan çok her sene bunun bir yeni metodu gidiyor kalp cerrahisinde kardiyolojide. Eee devam ediyor literatüre giriyor zaman zaman ameliyatlarına ara veriyor 15-20 gün bir ay yok bu Okyanusu kendi şeyiyle geçiyormuş guletleri ille tek başına çatlak işte ama bunu ancak onun gibi bir cerrah becerebilir tabii yani o kafa o otomatizm o el o fonksiyonel paralelizm beceriyor bu çok enteresan bir şey o Hadi biraz Rizeli ondan diyelim benim kız kardeşim hakikaten 50 yaşında başladı O da geziyor böyle atlıyor teknesine Yunan adalarına gidip geliyor önce bir korktum sinirlendim 50 yaşından yaşlı etleri yemiyor muu balıklar falan dedim hiç umuru değil.

Çünkü o da Cerrah yani Jinekolog operatör bunlar yapabiliyorlar yani şeyi deniz eğitimi atçılık eğitimi falan verdiğiniz zaman futboldan falan daha önemli ve insanların hassasiyeti ve mekanik paralelizm kabiliyeti çok artıyor yani beyinle elin arasındaki işlevsel paralel ik ve işbirliği hakikaten çok büyüyor bu lazım yani böyle büyük kalabalık bir millete denizlerin ortasında yaşayan bir topluma çok lazım bir şey bunu düşüneceksiniz Eee denizcilikle geçinen büyük sektör her zaman için pamuk elleri cebe indirip bu gibi şeyleri teşvik etmesi lazım edilmez Siz de güdüye girersiniz Yani bunu devlete bırakamazsınız devletteki insanlar nereden gelir nereye gider belli değil denizcilikten hakikaten anlıyorum adamda Deniz işlerine bakıyor hiç zannetmem bunun çok örneklerini gördük ya onun için kendiniz yapacaksınız kendi işinizi çok önemli bu Hepinize çok teşekkür ederim beni dinlediğiniz için

Sadun Boro 6. Anma Toplantısı1 Kasım 2024

Dünyanın etrafını dolaşan Kısmet teknesinin mütevazi pervanesi

“Dünyada hiç bir tablo deniz rengi ve ufuk çizgisinin sanat zenginliğini veremez.”

Cem Gürdeniz. 1 Kasım 2024 Koç Müzesi Konferans Salonu Hasköy Haliç.

“Eksik olan özelliğimiz, kendimize güvenimiz”

Cem Gürdeniz

“Ancak fiziksel ve mental olarak hazır olduğunuzda sınırları aşabilirsiniz.”

Gökova Sadun Bora’yı kucaklıyor Heykeli

“Sadun Boro bir doğa filozofuydu.”

Kısmet Deniz Polat

“Nesilden nesile aktarılan birikimlerdir kapital.”

Kısmet Deniz Polat

“Deniz Kızı, denizin insanileşmiş figürü.”

Kısmet Deniz Polat

 

“Sanat ilham almayı, esinlenmeyi gerektirir.”

Kısmet Deniz Polat

“Zamanın bilgeliği”

Oylum Öktem İşözen

 

“Yaşamı sanat haline getirme”

Oylum Öktem İşözen

“Kuçuradi’nin dediği gibi halik bilmese de olur.”

Oylum Öktem İşözen

“Vefa sadece hatırlamak değil aynı zamanda sürdürmek ve yaşatmak.”

Turgay Noyan

   

 

IMG_1646 Video Turgay Noyan 

Haftasonu İstanbul Gezileri/ Weekend Trips in Istanbul: HALİÇ/GOLDEN HORN

Haliç Civarı Ayvansaray ve Hasköy İskeleleri

Golden Horn Surroundings Ayvansaray and Hasköy Piers

 

IMG_1150 Video

IMG_1142 Video

IMG_1141 Video

 

Türklerin Müziği

Evrenin, âlemlerin dili olan müzik Türklerin gönüllerinde bir duygular pınarı olarak dile gelmiş ve bozkırların sessizliği bir anda âlemlerin çoksesliliğine dönüşebilmiştir.

Müziğin evrensel felsefesi ve ruhu, Türk Halk (Bozkır) ve Klasik Türk Sanat müziği olarak zengin müzik akımları şeklinde tezahür etmiştir.

Dünyadaki iki  büyük müzik geleneği Asya’nın derinliğini ve coğrafyalarının çeşitliliğini ses, nefes olarak ve çalgıları ile dillendiren Hint ve Türk müzik geleneklerinde mevcut bulunmaktadır.

İpek Yolu Kitaro müzikleri 20.yüzyılın son çeyreğinden başlayarak İpek Yolu’nun gizemli sessizliğini seslendiren büyük bir eser olarak Japon müzisyenler tarafından sanatlaştırılmıştır.

Türkçe’nin gücü matematik yapısından geliyor iken, Türk müziğinin gücü ise dünyada sadece kendi dilinde olan gönül kelimesinin derinliği ve enginliğini evrensel bir sanat formu olan müziğe dönüştürmektedir.

Gönül telimizi titretenlerin, dile getirenlerin ortaya çıkardıkları makamların her geçen yüzyılda sayıları gittikçe artmış, Türk mûsikîsi 600’e yaklaşan makam sayısı ile çok zengin bir mûsikî halini almıştır.

Türk müziğinde 16 adet basit makam vardır. Bunlar: Çargah Makamı, Buselik Makamı, Kürdî Makamı, Rast Makamı, Uşşak Makamı, Hicaz Makamı, Uzzal Makamı, Hümayun Makamı, Zirgüleli Hicaz Makamı, Neva Makamı, Tahir Makamı, Bayati Makamı, Muhayyer Makamı, Hüseyni Makamı, Karcığar Makamı ve Basit Suzinak Makamı’dır.

Burada sormamız gereken soru Türklerin nasıl olup da böyle yüksek bir sayıda makam zenginliğini müziklerinde geliştirmiş olmalarıdır. Türklerin  müzik ile yakaladıkları evrensellik nedir acaba, neleri içermektedir.

Bozkırların sessizliği, içinde barındırdığı göklerin ve âlemlerin çok sesliliğini gizlerken bu zenginliği ses ve nefesleri ve geliştirdikleri çalgılar yolu ile sanata dönüştürmeleri neticede makamlar olarak ve türkü olarak bilinen yani Türk tarzı olarak bilinen ve ayrıca alaturka olarak da dile getirilen formlar gelişmiştir.

Ve neticede müzik yolu ile Türkler özellikle türküler yolu ile düşünce dünyalarının tüm felsefi zenginliği ve derinliğini ortaya çıkarmışlardır.

Makamlar şeklinde süzülen Türk müziği aslında evrensel bir dil şeklinde gelişmiş olmaktadır. Türkler gezindikleri coğrafyalar arasında yer alan Anadolu, Rumeli-Balkanlar, Kafkasya, Mezopotamya, Horasan, Türkistan, Azerbaycan (Kuzey-Güney), İdil Havzası (Rusya), Doğu Türkistan (Çin) diyarlarından damıttıkları incelikleri müziğe dönüştürerek sanat eseri olarak sonsuzluğa ulaştırmışlardır.

Türkler, bozkırlar, dağlar, kıvrım kıvrım nehirler, çöller, pınarlar, dereler, tepeler, kıtalar, diyarlar ve denizleri müzikleri makamları ile gönül hazinelerimize dönüştürmeyi başarmışlar, tek bir dünya bütünlüğünü ortaya koymuşlar, farklı coğrafyaları ve halkları birleştirmişlerdir.

Türk düşünürü Ziya Gökalp tarafından bir deha kaynağı olarak ifade edilen halkın duyguları ve düşünceleri biçimindeki en zengin kaynakları, Türkler makam formları ile çeşitlendirerek insanlık medeniyetinin en müstesna hazineleri arasında yerini almıştır.

Türklerin müziğinde çalgılar neden çok çeşitlidir?

Türk müziğindeki çalgı çeşitliliği, zengin bir kültürel ve coğrafi geçmişin sonucudur. Bu durum, Türklerin farklı coğrafyalarda yaşamış olmaları, çeşitli kültürlerle etkileşimde bulunmaları ve bu etkileşimlerden yeni çalgılar ve müzikal üsluplar geliştirmiş olmalarıyla açıklanabilir.

Türkler tarih boyunca geniş coğrafyalarda yaşamışlardır. Bu durum, farklı iklim koşulları, malzeme kaynakları ve kültürel etkileşimler sonucu farklı çalgıların ortaya çıkmasına neden olmuştur.

Türkler, tarih boyunca birçok farklı kültürle etkileşimde bulunmuşlardır. Bu etkileşimler sonucu, Türk müziğine yeni çalgılar ve müzikal unsurlar katılmıştır. Örneğin, Orta Asya’dan gelen göçebe kültürünün etkisiyle yaygınlaşan telli çalgılar, Ortadoğu kültüründen gelen vurmalı çalgılar ve Balkanlardan gelen nefesli çalgılar Türk müziğinin zenginliğini artırmıştır.

Türk toplumunda müzik, sadece eğlence değil, aynı zamanda dini ritüeller, sosyal etkinlikler ve kutlamalar için de önemli bir araç olmuştur. Bu nedenle, farklı sosyal grupların farklı müzikal ihtiyaçları, çalgı çeşitliliğinin artmasına neden olmuştur.

Türkler, doğayla iç içe yaşayan bir halktır. Doğanın sesleri, kuşların ötüşü, suyun akışı gibi doğal sesler, Türk müziğindeki çalgıların ses özelliklerini etkilemiştir.

Türk müziğinde çalgı yapımı ve çalımı, uzun yıllar süren bir eğitim süreci gerektirir. Usta-çırak ilişkisi sayesinde, çalgılar kuşaktan kuşağa aktarılmış ve geliştirilmiştir.

Türk Müziğinde Bulunan Bazı Çalgı Türleri:

  • Telli Çalgılar: Bağlama, saz, keman, kanun, tanbur gibi
  • Nefesli Çalgılar: Ney, kaval, zurna, davul gibi
  • Vurmalı Çalgılar: Def, darbuka, bendir, ritim aletleri gibi

Sonuç olarak, Türk müziğindeki çalgı çeşitliliği, Türklerin zengin bir kültürel mirasa sahip olmasının bir kanıtıdır. Bu çeşitlilik, Türk müziğini dünya müzikleri arasında eşsiz bir konuma getirmiştir.

Türk Müziği türküleri ve şarkıları ile insanları gönüllerinden sanat ile birleştiriyor. Türkler müzik yolu ile Mançurya bozkırlarından Macaristan ovalarına insanları ve gönülleri aynı kalpte buluşturmuşlardır.

Turan coğrafyasının bölgeleri ile birleşmeye şarkılar, türkülerle tek ses, tek kalp, tek gönül ile Türk Müziğinden çalgılarından, ezgilerinden, seslerinden, nefesinden  başlasak iyi olmaz mı?

Türkler için en yüce bir değer olan bilgeliğin aktarılma, yayılma yollarından en etkili olanı ise müzik faaliyetleri ile olmaktadır. Kolça kopuz çalanlar, ayrıca ozanlar ile sanatçılar da bilgelik vasıflarını haiz olan ve özellikle de bilgiyi toplumda yaymaları, sanat yoluyla yaymaları itibarıyla önem kazanmaktadırlar.

Halk şiirleri kapsamı oldukça geniş bir terimdir içine sadece saz şairleri,  aşık edebiyatı ürünleri değil, tekke şiirleri de girmektedir. Hatta mani, türkü gibi anonim ürünler de bu başlık altında ele almak mümkündür.

“Saz çalıp söyleyenlere Türkler neden aşık demekteler?”

Saz çalıp türkü söyleyenlere Türklerin verdikleri ad aşıktır. “Saz çalıp söyleyenlere Türkler neden aşık demekteler?” sorusunun yanıtı, aşıklık geleneğinin köklü bir geçmişe sahip olması, aşkın evrensel bir dil olması ve aşıkların toplumdaki rolüyle yakından ilişkilidir. Aşıklık, sadece bir müzik türü değil, aynı zamanda Türk kültürünün önemli bir parçasıdır.

Aşıklar, sözleriyle, müzikleriyle insanların kalbine dokunur, onları etkiler ve onlara ilham verirler. Bu nedenle aşk, aşıkların en önemli özelliklerinden biri olarak görülür. Aşıklık, toplumda saygı gören bir meslekti. Aşıklar, bilge kişiler, şairler ve ozanlar olarak kabul edilirlerdi. “Aşık” kelimesi, halkın dilinde bu anlamda yerleşmiş ve zamanla geleneğin bir parçası haline gelmiştir.

Halk; ilham kaynağımızdır. düşünce hayatımızın türküler boyutu memur değil halk temelinde. Türki tarzında saz çalanlara verilen bu ad zamanla türkü kelimesine evrilmiştir.

Türklerin müziklerinde doğadaki hangi sesler öne çıkmaktadır?

Türk müziğinde doğanın seslerinin yansımaları oldukça zengin ve çeşitlidir. Bu yansımalar, coğrafi konum, kültürel etkileşimler ve tarihsel süreçler boyunca şekillenmiştir. İşte Türk müziğinde sıkça duyduğumuz doğa sesleri ve bunların önemi:
  • Su Sesleri: Türk müziğinde su, hayatın kaynağı ve bereketin sembolüdür. Derelerin şırıltısı, denizlerin dalgaları, yağmurun sesi gibi suyla ilgili sesler, birçok türkü ve bestede yer alır. Özellikle Anadolu’nun coğrafi yapısı, su seslerinin müzikte bu kadar önemli olmasında büyük rol oynamıştır.
  • Kuş Sesleri: Bülbül, horoz, guguk kuşu gibi kuşların ötüşleri, Türk müziğinde sıklıkla kullanılan bir motiftir. Kuş sesleri, baharın gelişi, aşk ve hasret gibi duyguları ifade etmek için kullanılır.
  • Rüzgar Sesleri: Rüzgarın fısıltıları, ağaçların yapraklarının hışırtısı gibi sesler, Türk müziğinde melankoli ve hüzün duygularını ifade etmek için kullanılır. Özellikle aşıkların feryatlarında ve yalnızlık temalarında sıkça karşımıza çıkar.
  • Hayvan Sesleri: At kişnemesi, koyun melemesi gibi hayvan sesleri, kırsal yaşamın ve doğayla iç içe olmanın sembolüdür. Özellikle yöresel türkülerde bu seslere sıkça rastlanır.
  • Doğal Enstrümanlar: Bambu flüt, ney, davul gibi doğal malzemelerden yapılan enstrümanlar, doğanın seslerini taklit etmek ve müzikte daha doğal bir atmosfer yaratmak için kullanılır.

Türk müziğinde doğa seslerinin önemi:

  • Kültürel Kimlik: Doğa sesleri, Türk kültürünün bir parçası haline gelmiş ve müzik aracılığıyla nesilden nesile aktarılmıştır.
  • Duygusal İfade: Doğal sesler, müziğe derinlik ve anlam katarak dinleyicinin duygularına hitap eder.
  • Estetik Kaygı: Doğal sesler, müziğe farklı bir güzellik katarak estetik bir deneyim sunar.
  • Ritmik Yapı: Doğal seslerin ritmik yapısı, müziğin ritmine ve temposuna çeşitlilik katar.

Örnekler:

  • Su Sesleri: Karacaoğlan’ın “Benim babam balıkçı” türküsü, deniz ve balıkçılık temasıyla su seslerini ön plana çıkarır.
  • Kuş Sesleri: Mevlevi semazenlerin ney üzerindeki icraları, kuşların ötüşünü anımsatan bir melodi içerir.
  • Rüzgar Sesleri: Aşık Veysel’in “Kara toprağım” şiirinde, rüzgarın fısıltılarıyla birlikte toprağın ve doğanın özlemi dile getirilir.

Türk müziğinde doğa seslerinin bu kadar önemli olmasının nedeni, Türklerin doğayla iç içe yaşayan bir toplum olması ve doğayı kutsal saymasıdır. Doğa, Türk müziğinde sadece bir arka plan değil, aynı zamanda bir ilham kaynağı ve bir anlatı aracıdır.

Neşet Ertaş 

tipik bir Asya tefekkürüdür,
düşüncesidir.

Horasan geleneğidir;
abdallık..

Asyalı köklere
uzanmak lazım.

Bozkırın sesi derken
İç Anadolu’yu
kastediyorlar.

Ama aslolan

Uçsuz bucaksız
Asya’nın bozkırlarıdır.

Büyük Asya’nın

Küçük Asya’da

dile gelişidir.

Neşet Ertaş.

25 Eylül 2016

Huqin bir Türk çalgısı mıdır?

Huqin’in (Çin kemanı) kökenleri belirsizdir, ancak hu hecesi bu enstrümanın Türk-Moğol kültürüyle ilişkili olduğunu ima eder.

Huqin, MS 13. yüzyılda Çin’e girdi.

Günümüzde “Çin” olarak bilinen müziğin, esas olarak Orta Asya’da çok derin kökleri vardır.

Huqin – Vikipedi Huqin enstrümanlarının, muhtemelen Xi kabilesi tarafından çalınan Xiqin (奚琴) adlı bir enstrümandan türemiş olan, antik Çin krallıklarının uçlarında yaşayan göçebe Hu halkından geldiğine inanılmaktadır.

Çin halkı gibi Moğol halkı da antik Hu göçebelerinin kültürel ve etnik mirasına sahiptir ve khuuchir olarak bilinen xiqin’in Moğol versiyonu, bu ortak mirasın kanıtıdır.

 

Turkish Music Concerts

Although 22 Arab countries cannot unite politically, Arab music and songs unite Arabs with art from their hearts.

Why can’t Turks unite more countries in the same heart in music? Wouldn’t it be better to unite with the 9 worldwide regions of Turks with songs, folk songs, one voice, one heart, one heart, one heart and start with Turkish music instruments, melodies, sounds and breath?

Anatolia, Rumelia-Balkans, Caucasus, Mesopotamia, Khorasan, Turkistan, Azerbaijan (North-South), Idyll Basin (Russia), Eastern Turkistan (China).

Mozart composed the Turkish Anthem, a great start. I hope there will be a National Turkish Orchestra.

What do you say, dear friends?

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Türk Orkestrası

22 Arap ülkesi siyasi olarak birleşemeseler de Arap Müziği ve şarkıları Arapları gönüllerinden sanat ile birleştiriyor.

Neden Türkler müzikte böyle 20 ülkeyi aynı kalpte buluşturamıyor. Turan’ın 9 Bölgesi ile birleşmeye şarkılar, türkülerle tekses, tekkalp, tekgönül ile Türk Müziğinden çalgılarından, ezgilerinden, seslerinden, nefesinden başlasak iyi olmaz mı?

Anadolu, Rumeli-Balkanlar, Kafkasya, Mezopotamya, Horasan, Türkistan, Azerbaycan (Kuzey-Güney), İdil Havzası (Rusya), Doğu Türkistan (Çin)

Fikrimin ilham kaynağı National Arab Orchestra.

Mozart Türk Marşını bestelemiş büyük bir başlangıç. Umarım Ulusal Türk Orkestrası da olur.

Ne dersiniz sevgili Dostlar?

 

Arap Orkestrası

 

Türk Orkestrası