Home Blog Page 60

Türk/iye

  1. Turcae (Herodot, MÖ500) Turcae by Pomponius Mela of Roman geographer and Plinius of Roman natural philosopher
  2. Tyrcae (Pomponius, Plinius MS.1.yy): Türk adının bilim çevrelerince kabul edilen ilk kullanımı MS 1. yüzyılda Pomponius Mela ve Plinius adlı Romalı tarihçilerce kaydedilmiştir. Azak‘ın doğusunda yaşayan insanlar Turcae/Tyrcae adı ile kayda geçmiştir
  3. Tourkia Tourkia
  4. Tourkia (Khazaria) (Bizans kaynakları) MS 650
  5. Tourkia (Hungary) (Bizans kaynakları) MS 650
  6. Turchia (MS 1200, İtalyanca)
  7. Devlet it Türkiye (MS.1250 Mısır) Türkiyeler Tezi 
  8. Toikei (Tuarçi)
  9. Törük: bildiğimiz en eski biçimi türük ya da törük olan bu etnik adın macarca’daki biçimi török, eski rusça’daki biçimi de tork’tur. bu veriler türk etnik adının aslının iki heceli törük ya da bunun kısalmış biçimi törk olduğu yolundaki görüşü desteklemektedir. bu verilere göre törük adı, büyük bir olasılıkla ‘doğmak, yaratılmak, türemek’ anlamındaki eski türkçe törü-eyleminden -k eki ile türetilmiş bir sözcüktür ve ‘halkedilmiş, yaratılmış, türemiş’ anlamına gelir.  prof.talat tekin-istanbul”
  10. Turkije  
  11. Turkije 
  12. Türkiye isminin Keltlerden gelmesi 
  13. Türkiye (1923)
  14. Turska Turska – Wikipedija 
  15. Etrüsk Türkbilim (Türkoloji) ve Türk Birliği Düşünürleri A-Z 
  16. Etruska 
  17. Etrak-Etrek 
  18. Terek
  19. Trak 
  20. Toscana
  21. Trak-Terek-Etrek 
  22. Tuareg

Türkbilim (Türkoloji) ve Türk Birliği Düşünürleri A-Z

Mavi renkli başlıklar tıklandığında düşünür hakkında detay bilgilere ulaşılmaktadır. 

Abdülhak Hamit Tarhan (1852-1935): Tanzimatı, Birinci ve İkinci Meşrutiyetleri ve Cumhuriyeti gören; bu devirlerdeki Tanzimat, Edebiyat-ı Cedide, Millî Edebiyat ve Cumhuriyet devri edebiyatlarını yakından tanıyan sanatçı, Türk edebiyatında “Şair’i Azam” (Büyük Şair) sıfatı ile anılır (Bu sıfatı ilk kez Süleyman Nazif kullandı). Uzun seneler diplomat olarak hem doğu hem de batı ülkelerinde bulunması nedeniyle iki edebiyatı da tanımış; Türk şiirine batıdan yeni konular, serbest düşünce ve şekiller getirirken; batı yazarlarından etkilenerek yazdığı oyunlarla Türk tiyatrosuna felsefi düşünceyi sokmuştur. Türk edebiyatının en büyük eserlerinden birisi kabul edilen Makber’in şairidir. TBMM III., IV. ve V. dönemlerde İstanbul Milletvekili olarak görev yapmıştır.

Abdülhaluk Çay: Türk akademisyen ve siyasetçi. Türkçü kimliği ve çalışmalarıyla tanınmıştır. Çay, Türk Devlet ve Toplulukları Dostluk, Kardeşlik ve İşbirliği Vakfı Genel Sekreterliğini yürüttü. Türkeş’in ölümüyle Yönetim Kurulu Başkanlığına getirildi. Bu vakıfın organize ettiği, ilki 1992 senesinde Antalya’da düzenlenen Türk Halkları ve Akraba Toplulukları Dostluk ve İşbirliği Kurultayları’nın organizatörü ve uygulayıcısı olmuştur.

Adile Ayda: Türkiye Cumhuriyeti Roma Büyükelçiliği’nde elçi-müsteşar göreviyle bulunduğu yıllarda Etrüskler konusunda araştırma yapan Ayda, Fransızca ve Türkçe olarak yazdığı eserlerde Etrüsklerin proto-Türk olduğu görüşünü işledi.

Adnan Atabek: Batı dillerinin kökündeki Türk Dili ve Güneş-Dil konusundaki öncü ise Adnan Atabek’tir. Bu önemli dil insanı 2000’li yılların başlarında giriştiği mücadeleye “Güneş-Dil Kuramı” adlı facebook grubundaki yazılarıyla devam etmekte. Bu mecrayı bilmeden Türk dili hakkında konuşmak sorunlu.

Ahat Andican:

Kitapları

  • “Değişim Sürecinde Türk Dünyası”
  • “Cedidizm’den Bağımsızlığa Hariçte Türkistan Mücadelesi”
  • “Emir Timur-Tarih, Siyaset, Miras”
  • “Osmanlı’dan Günümüze Türkiye ve Orta Asya”

Ahmet Ağaoğlu (1869-1938): Azerbaycan asıllı Türk siyasetçi, hukukçu, yazar ve gazeteci. Liberal Kemalizmin kurucusuydu.

Ahmet Cevdet Paşa (1822-1895): Osmanlı Devleti’nde on dokuzuncu asırda yetişen Türk devlet ve ilim adamı, tarihçi, hukukçu, şair.

Ahmet Ercilasun: 

https://tr.wikipedia.org/wiki/Ahmet_Bican_Ercilasun

(d. 8 Şubat 1943, İzmir), Türk dil bilimci, Türkolog ve yazardır.

Ahmet Taşağıl:

Google

Ahmet Vefik Paşa 1823-1891: Osmanlı Devleti’nin son dönemdeki önemli devlet adamlarından biridir. Tarih, edebiyat ve dilbilgisi alanlarında da eserler vermiştir.

Akif Poroy: Türk edebiyatının önemli isimlerinden biridir. Romanları, öyküleri ve şiirleriyle Türkçülük akımının fikirlerini yansıtmıştır.

Ali Suavi 1839-1878: Osmanlı Devleti’nde Jön Türk Devrimi’nin önemli liderlerinden biridir. 8 Aralık 1839, İstanbul – 20 Mayıs 1878, İstanbul) Osmanlı düşünür ve yazardır. Türkçülük fikrinin ilk eylemcisi olarak kabul edilir

Ali Şir Nevai 1441-1501: Çağatay Türkçesi edebiyatının önemli isimlerinden biridir. Eserlerinde Türkçülük akımının fikirlerini yansıtmıştır. 9 Şubat 1441, Herat – 3 Ocak 1501, Herat), 15. yüzyıl Türk şairi.

Altan Deliorman: (25 Haziran 1935, İstanbul – 23 Ağustos 2012, Şişli), Türk tarihçi, yazar ve gazeteci.

Altay Tayfun Özcan “Hazarlar”: Türk tarihçisidir. Hazar Türkleri üzerine araştırmalar yapmıştır.

André Lévy (sinologist): Fransa

Antoine Bazin: Fransa.

Arif Cengiz Erman: İzmir’lidir. İstanbul’da doğdu. İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi’nde Matematik okudu. 12 Eylül Askeri darbesinden sonra yurt dışına çıktı. İsveç Uppsala Üniversitesi’nde iktisat ve uluslararasi İlişkiler okudu. İktisat tarihinde yüksek lisans aldı. Bir süre üniversitede araştırma yaptı. Daha sonra ABD’ye yerleşti. Türkoloji disiplini aldıktan sonra Maryland Üniversitesi’nde Türk dilleri uzmanı olarak görev yaptı. Türkiye’de yayımlanmış kitapları.

Arminius Vambery (1831-1913): Macar Türkologdur. Türk dilleri ve kültürleri üzerine araştırmalar yapmıştır.

Árpád Csengery:(1822-1882): Macar tarihçidir. Macaristan’daki Türk tarihi ve kültürü üzerine araştırmalar yapmıştır.

Azmi Özcan:

Babek Cavanşir:

Bahaeddin Ögel:

Bahtiyar Aydın:

Youtube Videoları

  • İnsanlığın Ataları: Sakalar ve İskitler | Bahtiyar Aydın
  • Türklerin Kök İnançları ve Şamanlık | Bahtiyar Aydın
  • İskitlerden Hacı Bektaş’a Tarih Yolculuğu | Bahtiyar Aydın
  • BAHTİYAR AYDIN İLE KONUŞULAMAYAN KONULARI KONUŞTUK (1)
  • Türk demek Müslüman demek mi? Tarihçi Bahtiyar Aydın kabul etmedi, tek tek anlattı
  • ANADOLU’DA TÜRK TARİHİ | Bahtiyar Aydın – Çiğdem Bayraktar
  • Ön Türkler kimlerdi? İskitleri neden gizliyorlar? Atatürk’ün İskitler ve Sümerler vurgusu Dr. Çiğdem Bayraktar Ör’ün sunumuyla …
  • SAKALAR İSKİTLER 2 Turgay Tüfekçioğlu ile Türk Dili ve Tarihi SAKALAR/İSKİTLER BAHTİYAR AYDIN 25. 09. 2022.

Begümşen Ergenekon: 

Beğ Murat Gerey: Türkmenistan

Cengiz Aytmatov:

Çağrı Özkan:  

Danyal Hergünsel:

Dmitri Vasilyev Prof: Rusya. Dmitri VASİLYEV, dünyayı saran virüs salgınına yenik düşerek 18 Ocak 2021 tarihinde hayatını kaybetti. Rusya Bilimler Akademisi Doğu Araştırmaları Enstitüsü Tarih Bölümü Başkanı Prof. Dr. Dmitri VASİLYEV, Rus Türkolojisinin gelişimine önemli katkılar sağlamıştır.

Dursun Yıldırım

Ebulfeyz Elçibey:

Yazdığı kitaplar

  • “Tolunoğulları Devleti”, İstanbul, 1997. Ebülfez Elçibey, ISBN 975-437-215-2
  • “Bütöv Azərbaycan yolunda”(“Bütün Azerbaycan Yolunda”), İstanbul, 1998; Bakı(Bakü), 2004
  • “Müstəqillik[Bağımsızlık]: ikinci cəhd(Kısım)”, Bakı(Bakü), 2001
  • “Siz xalqın sevgisilə haqqa çatacaqsınız”(“Siz halkın sevgisiyle hakka ulaşacaksınız”), Bakı(Bakü), 2001

Édouard Chavannes: Fransa.

Ekrem Hayri Peker: Taşların Yolculuğu… Yeni çıkan daha kapsamlısının adı “Avrupa ve Amerika’da Erken Türkler”. Bu değerli kitapta, Göbeklitepe ve Avrupa’da taş anıtlar, kurganlar, mumyalar, Türkistan’dan Anadolu, Ortadoğu, Avrasya ve İndus’a göç konuları ayrıntılı inceleniyor. Amerika kıtasına erken Türk göçü ve bunun kalıntıları… İsveçlilerin ataları Türk kolları, Pelasglar, İskitler, Sümerler, Medler ve öteki ilk Türkler… Türk Leopar kültürü, Türk yeşim taşı (yada taşı) kültürü, “yada taşı”nın antropolojik sırrı… Erken Türk tezini doğrulayan, doğrulamaktan öte bu tezi kuran birçok yabancı yazardan alıntılara yer veriliyor.

Elias John Wilkinson Gibb – Wikipedia

Emel Esin:

Emine Sonnur Özcan: İskitler

Enver Paşa: Jön Türk Devrimi’nin önemli liderlerinden biridir ve Türkçülük akımının siyasi hayata taşınmasına katkıda bulunmuştur.

Ercan Orhan: Türkçenin Anayurdu ve Hint-Avrupa Savı

Erdem Karagöl:

Erdoğan Aslıyüce:

Erk Yurtsever :

Erol Cihangir:

Etienne de la Vaissière: Fransa.

Feridun Celilov: “Urmiye Teorisi”

Ferit Tevetoğlu: 

Fethiye Sarper Erdemgil:

Fuat Köprülü:

Gerard Clauson: İngiltere

Günay Karaağaç: 

     Özgeçmiş ve Eserleri

Haluk Berkmen: “Asya Kültürünün Dünyadaki İzleri” adlı bir kitabı var.

    Kitapları

Haluk Tarcan: Kazım Mirşan’ın izinden giderek dil ve tarih konusunda önemli kitaplar yazan Haluk Tarcan. Kitapları

Hamdullah Suphi Tanrıöver :(1885, İstanbul – 10 Haziran 1966, İstanbul), Türk edebiyatçı, yazar, öğretmen, milletvekili, siyasetçi.

Hasan B.Paksoy:

Hasan Eren: 

Hashim Hamdam: Afganistan

Hilmi Özden: 

Hint-Avrupa dil ve tarih tezi: Neresinden bakılsa tel tel dökülen bilim dışı bir hurafe. Şimdiye dek birçok yabancı ve yerli bilim insanı üstüne gitmiş, bu safsatayı hırpalamış. Ama yıkamamış. Şimdi artık karşı kanıt sayısı da çok yönlü olarak katlanarak artıyor, doğruyu gören her düzeyden bilim insanlarının sayısı artıyor. Çoğunluk, saplandıkları yolun çıkmazını neredeyse itiraf etme noktasına geldi, ama alttaki kökün Türk çıktığını görünce korkuyorlar. Fakat bir gün kabul edecekler. Ya tam kabul edecekler ya da başka bir “Türk dışı” çıkış yolu bularak kısmen kabul edecekler. (Kaan Arslanoğlu)

Hüseyin Nihal Atsız (1904-1975): “Bozkurtlar” gibi romanlarıyla Türkçülük akımının önemli bir temsilcisi olmuştur.

Hüseyinzâde Ali Turan (1883-1942): (7 Mart 1864, Salyan – 17 Mart 1940, İstanbul), Azerbaycan Türkü doktor, ressam ve yazar. Türk Tarih Kurumu’nun kurucularından biri olan Turan, tarih ve dilbilim alanlarında önemli çalışmalar yapmıştır. Türkçülük akımının önemli temsilcilerinden biri olan Turan, Türk milletinin tarihini ve kültürünü araştırmaya adamıştır.

İbrahim Kafesoğlu:

İbrahim Okur:      Kitapları

İbrahim Şinasi 1826-1871:

İsmail Gaspıralı:

János Hunfalvy:(1813-1889). Macaristan

JP Roux: (1920-2004): Fransa

Joseph de Guignes: Fransa

Kaan Arslanoğlu:

Kamil Veli Nerimanoğlu:

Kaşgarlı Mahmut 1008-1105: “Divan-ı Lügat-it-Türk” adlı eseriyle Türkçenin ilk sözlüğü ve dilbilgisi kitabı olarak kabul edilir

Kazım Karabekir:

Kazım Mirşan: Türk tarihi ve kültürü üzerine çalışmalarıyla tanınır. Eserlerinde Türklerin kökenleri ve göçleri üzerine önemli bilgiler sunmuştur. Bu bilgiler, Türkçülük akımının tarihsel temellerinin güçlenmesine katkıda bulunmuştur. Türk milliyetçiliği ve Türkçülük ideolojisi üzerine yazılarıyla da tanınır. Bu yazılarda Türklerin birliği ve beraberliği için mücadele etmenin önemini vurgulamıştır.  Atatürk’ün Dil ve Tarih Tezinin onun ölümüyle hazin sonlandırılışının ardından çok uzun bir boşluk yaşadık. Adile Ayda, Osman Nedim Tuna ve Muazzez İlmiye Çığ’ın sınırlı konudaki fakat önemli çalışmalarını saymazsak Türkiye’de bu alanda öncülük yapan kişi Kazım Mirşan’dır.

Kemal Üçüncü: 

    Kübak

Kerem Çalışkan: 

     Yin ve Yang Türkçe mi?

Kürşat Yıldırım: 

Lamartine: Fransa

Lazslo Rasonyi: Macar asıllı Türk tarihçisi ve Türkologdur. Eserlerinde Türklerin Orta Asya’daki kökenlerine ve Avrupa’ya göçlerine dair önemli bilgiler sunmuştur. Bu bilgiler, Türkçülük akımının tarihsel temellerinin güçlenmesine katkıda bulunmuştur. Türk milliyetçiliği ve Türkçülük ideolojisi üzerine de çalışmaları vardır. Bu çalışmalarda Türklerin birliği ve beraberliği için mücadele etmenin önemini vurgulamıştır.

Lev Gumilev: Rus asıllı Türkolog ve tarihçidir. Eserlerinde Türklerin Orta Asya’daki kökenlerine ve göçlerine dair önemli bilgiler sunmuştur. Bu bilgiler, Türkçülük akımının tarihsel temellerinin güçlenmesine katkıda bulunmuştur. Türklerin Avrasya’daki tarihi rolü üzerine de çalışmaları vardır. Bu çalışmalarda Türklerin Avrasya’nın siyasi ve kültürel birliğini sağlamada oynadıkları önemli rolü vurgulamıştır.

Marino Alinei: İtalya

Mehmet Akif Ersoy (1873-1931): “İstiklal Marşı” ile Türk milliyetçiliğinin en önemli sembollerinden biri olan bir eser yaratmıştır.

Mehmet Akif Okur:

Mehmet Emin Resulzade: 

    Mehmet Emin Resulzade ve Cumhuriyet

    Azerbaycan’da neden Mehmet Emin Resulzade’nin adı bir havalimanına verilmez?

Mehmet Emin Yurdakul (1869-1944): Türk Yurdu Cemiyeti’nin kurucularından biri olan Yurdakul, Türkçülük akımının önemli temsilcilerinden biridir. Tarih, siyaset ve edebiyat çalışmalarıyla tanınan Yurdakul, Türk milletinin tarihsel kökenleri ve kültürel kimliği üzerine önemli çalışmalar yapmıştır.

Mehmet Turgay Kürüm:  Ön-Türk Yazıtlarının çözümlemesinde uzman

Mim Kemal Öke:

Muazzez İlmiye Çığ:

Muharrem Ergin:

Murad Adji: “Türklerin Gizli Tarihi”

Murat Karamüftüoğlu:

Musa Taşdelen:

Mustafa Celâleddin Paşa:

Mustafa Çokay:

Mustafa Kemal Atatürk: Türk Kurtuluş Savaşı’nı zafere taşımış ve modern Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuştur.

Namık Kemal (1840-1888):

Nathan Light:

Nazım Hikmet:

Necati Ulunay Ucuzsatar:

Necdet Sümer: Kazım Mirşan’ın izinden giderek dil ve tarih konusunda önemli kitaplar yazan Necdet Sumer.

Necip Asım Yazıksız: 1861 Kilis doğumlu Tarihçi ve Türkolog’dur.

Nikolay Kostomarov (1817-1885): Ukrayna milliyetçiliğinin kurucularından biri olarak kabul edilir. Türkçülük akımına doğrudan bir katkısı olmasa da, Slav halkları ile Türkler arasındaki ortak kökenlere dair fikirleri, Türkçülük akımının bazı unsurlarını etkilemiş olabilir.

Nikolay Yadrintsev (1842-1894): Sibirya’daki Türk halkları üzerine yaptığı çalışmalarla tanınır. Türkçülük akımının Sibirya’daki Türk halkları arasında yayılmasına katkıda bulunmuştur.

Oda-TV: Oda-TV’nin konuya gösterdiği ilgi, bu alandaki tek medya kuruluşu olarak cidden çığır açıcı oldu. Türkolojiye ilgi artmışsa ki öyle, bu Oda-TV sayesinde…

Oğuz Çetinoğlu:

Oktay Sinanoğlu:

Orhan Seyfi Orhon:

Orhan Şaik Gökyay: “Türk Dil Bilgisi” ve “Türk Atasözleri ve Deyimleri” gibi eserleriyle Türkçenin gelişmesine katkıda bulunmuştur. Türkçenin gramer ve sözlük çalışmalarıyla tanınır. “Türk Dil Bilgisi” ve “Türk Atasözleri ve Deyimleri” gibi eserleri, Türkçenin gelişmesine ve standardizasyonuna katkıda bulunmuştur.

Orhan Türkdoğan: Türk edebiyat tarihi ve folklor üzerine çalışmalarıyla tanınır. Türkçülük akımının edebiyat ve folklor alanındaki gelişmesine katkıda bulunmuştur.

Osman Çataloluk: Genetik uzmanı Osman Çataloluk da bir akademisyen.

Osman Fikret Sertkaya:

Osman Karatay:

Osman Nedim Tuna: Türk dili ve grameri üzerine çalışmalarıyla tanınır. Türkçülük akımının dil ve gramer alanındaki gelişmesine katkıda bulunmuştur.

Osman Turan: (1910-1977):

Ömer Seyfettin: “Hikâyeler” ve “Romanlar” gibi eserleriyle Türkçenin sadeleşmesine katkıda bulunmuştur. Hikaye ve romanlarıyla tanınır. Eserlerinde sade Türkçe kullanımıyla Türkçülük akımının sadeleşme hareketine katkıda bulunmuştur.

Övgün Ahmet Ercan:

Pál Teleki:(1876-1941). Macaristan

Peter B.Golden: ABD

Peyami Safa 

Refet Körüklü

Rene Giraud: (1885-1952): Fransa

René Grousset: Fransa

Reşit Rahmeti Arat: Türk Dil Kurumu’nun kurucularından biridir. Türkçenin standardizasyonuna ve dilbilgisi kurallarının oluşturulmasına önemli katkılar sağlamıştır.

Reşit Saffet Atabinen:  Cumhuriyet döneminde Turancılığı üstü kapalı bir biçimde de olsa savunan ilk eser, Reşit Saffet Atabinen’in 1930’da yayımlanan Türklük ve Türkçülük İzleri adlı kitabıydı. Kitap, Türk Ocağı örgütü içinde hızlanan bir tartışma ortamında yayımlanmıştı.

Sadri Maksudi Arsal:

Samet Ağaoğlu: Siyasetçi ve yazar olan Ağaoğlu, Türkçülük akımının önde gelen isimlerinden biridir. “Türk Milliyetçiliği” adlı eseriyle Türkçülük ideolojisinin temellerini atmıştır.

Sami Yavrucuk:

Semih Güneri:

Sergen Çirkin:

Sergey Oldenburg (1869-1934): Rusya

Serkan Acar:

Servet Somuncuoğlu:

Stanislas Julien: Fransa

Stoyan Dinkov: Bulgaristan

Sultan Galiyev:

Süleyman Hüsnü Paşa: 1838-1892

Şemsettin Sami: Arnavut asıllı Türk dilbilimci ve sözlük yazarıdır. “Kamus-ı Türki” adlı eseriyle Türkçenin kelime hazinesini zenginleştirmiş ve Türkçülük akımının dilbilim alanındaki gelişmesine katkıda bulunmuştur.

Şener Üşümezsoy:

Şevket Dönmez: Arkeolog. Hazar Tezi

             Hitit_Gunesi

Şinasi Tekin:

Şükrü Kaya: 

Talat Paşa: 

Tanju Can: Yazar olan Can, “Hazaryada Çiçekler Kızıl Açar” adlı romanıyla Türkçülük akımının edebiyat alanındaki gelişmesine katkıda bulunmuştur.

Tarık Günersel: PEN Yazarlar Birliği eski Başkanı şair, yazar Tarık Günersel bir Türkoloji grubu kurdu: Yerküre Türkoloji İmecesi…Blog

Timur Kocaoğlu: Önemli Eserleri: “Türk Tarihinin Ana Hatları” (Outline of Turkish History): Bu kapsamlı ders kitabı, Türk halklarının kökenlerinden modern çağa kadar olan konuları kapsayan Türk tarihine geniş bir genel bakış sunmaktadır. “Türk Milliyetçiliği Tarihi”: Bu derinlemesine çalışma, Türk milliyetçi düşüncesinin gelişimini, çeşitli akımlarını ve bunların Türk siyaseti ve toplumu üzerindeki etkilerini incelemektedir. “Atatürk ve Türk Milliyetçiliği” (Atatürk and Turkish Nationalism): Bu kitap, Mustafa Kemal Atatürk ile Türkçülük hareketi arasındaki ilişkiyi incelemekte ve Atatürk’ün Türk ulusal kimliğinin şekillenmesindeki rolünü analiz etmektedir.

Ek Kaynaklar:

   Timur Kocaoğlu’nun kişisel web sitesi:

   Timur Kocaoğlu’nun makaleleri ve kitap değerlendirmeleri:  

   Timur Kocaoğlu ile Söyleşiler:

Turgay Tüfekçioğlu:

Tuncer Gülensoy

Ümit Şıracı:

Ünal Mutlu: Kazım Mirşan’ın izinden giderek dil ve tarih konusunda önemli kitaplar yazan Ünal Mutlu’yu da anmamız gerek.

Vasili Radlov (1837-1913): Rusya. “Sibirya ve Orta Asya Halkları” adlı eseriyle Türk dillerinin ve lehçelerinin karşılaştırmalı analizini yapmıştır.

Vedat Köle: Ön Türk Akademisi. Vedat Köle liderliğinde çalışma yürüten bu grupta Mehmet Turgay Kürüm (Ön-Türk Yazıtlarının çözümlemesinde uzman), Haluk Berkmen (“Asya Kültürünün Dünyadaki İzleri” adlı bir kitabı var) gibi ustaları izlemek mümkün.

Vedat Nedim Tör: 

Veled Çelebi İzbudak 

Vladimir Barthold (1869-1930). Rusya. Vladimir Barthold: “Türk-Hazar İlişkileri” gibi eserleriyle Türk tarihi ve medeniyeti üzerine önemli araştırmalar yapmıştır.

Yakup Kadri Karaosmanoğlu (1889-1973):

Yakup Ömeroğlu:

https://ayb.org.tr/ozgecmis/dr-yakup-omeroglu-63d2d3cf75a9b

Yusuf Akçura (1876-1935): “Pan-Türkizm” akımının öncülerinden biri olan Akçura, Türk topluluklarının bir araya gelerek birlik oluşturması gerektiğini savunmuştur. Tarih, siyaset ve sosyoloji alanlarında eserler veren Akçura, Türklerin Orta Asya kökenleri ve göçleri üzerine önemli çalışmalar yapmıştır. “Türk Yurdu” adlı eseriyle Türk milliyetçiliğinin siyasi vizyonunu ortaya koymuştur.

Yusuf Halaçoğlu:

Yusuf Has Hacip 1017-1077:

Zekeriya Kitapçı: 

Zeki Velidi Togan:

Ziya Gökalp (1876-1924): “Türkiyecilik” ideolojisini geliştirmiş ve Türk milliyetçiliğinin temellerini atmıştır. Türkçülüğün kurucu ideoloğu olarak kabul edilen Gökalp, sosyoloji, tarih, edebiyat ve siyaset gibi birçok alanda eserler vermiştir. “Türkiyeci” olarak da bilinen Gökalp, Türk milletinin birliğini ve bütünlüğünü savunmuş, Türkçenin ulusal dil olması gerektiğini vurgulamıştır.

Zoltán Bíró (1880-1943): Macaristan

YABANCI TÜRKOLOGLAR,

TÜRKLÜK BİLİMİ SÖZLÜĞÜ, HASAN EREN PROF.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

YABANCI TÜRKOLOGLAR A-Z

 

Türkoloji Eserleri Yazan Bazı Önemli İngiliz Düşünürler:

19. Yüzyıl:

  • William Jones (1746-1794): Hintçe ve Farsçayı öğrenmesiyle tanınan Jones, Sanskritçe’yi de inceleyerek Hint-Avrupa dil ailesinin varlığını ortaya koyan ilk kişidir. Aynı zamanda Türkçeyi de çalışmış ve “A Grammar of the Persian Language” adlı eserinde Türkçe dil bilgisi hakkında bilgiler vermiştir.
  • Arthur Conolly (1807-1842): Asya’da diplomat ve casus olarak çalışan Conolly, Özbekçe ve Türkçe öğrenmiş ve bu dillerde eserler vermiştir. En önemli eseri olan “A Grammar and Vocabulary of the Pushtoo or Afghan Language” (Peştuca Dil Bilgisi ve Sözlüğü) 1827 yılında yayınlanmıştır.
  • Edwin Norris (1795-1848): Kütüphaneci ve filolog olan Norris, Sümer dilini inceleyen ilk kişilerden biridir. Aynı zamanda Türkçeyi de çalışmış ve “An Historical and Chronological Hand-book for the Study of the Turkish Language” (Türkçe Dil Çalışması İçin Tarihi ve Kronolojik El Kitabı) adlı eseri 1848 yılında yayınlanmıştır.

20. Yüzyıl:

  • E. J. W. Gibb (1857-1901): Osmanlı tarihi ve kültürü üzerine çalışmalar yapan Gibb, Arapça ve Farsçayı da bilmektedir. “A History of Ottoman Poetry” (Osmanlı Şiir Tarihi) adlı eseri 1900 yılında yayınlanmıştır.
  • Harold Bailey (1878-1967): Hint-Avrupa dilleri ve Orta Asya dilleri üzerine çalışan Bailey, Türkçeyi de incelemiş ve “A Turkish Grammar” (Türkçe Dil Bilgisi) adlı eseri 1929 yılında yayınlanmıştır.
  • Sir Gerard Clauson (1909-1974): Türk dili ve tarihi üzerine önde gelen uzmanlardan biri olan Clauson, “An Introduction to the History and Turkish Language” (Türkçe Dil ve Tarihine Giriş) adlı eseri 1962 yılında yayınlanmıştır.

21. Yüzyıl:

  • Colin Mackenzie (1941-): Türkçenin tarihi ve lehçeleri üzerine çalışan Mackenzie, “A Concise History of the Turkish Language” (Türkçe Dilinin Kısa Tarihi) adlı eseri 2002 yılında yayınlanmıştır.
  • Geoffrey Lewis (1944-): Osmanlı tarihi ve kültürü üzerine çalışan Lewis, “Ottoman Empire and Its Historians” (Osmanlı İmparatorluğu ve Tarihçileri) adlı eseri 1982 yılında yayınlanmıştır.
  • Julia Hickey (1956-): Türk edebiyatı ve kültürü üzerine çalışan Hickey, “The Ottoman Empire in Early Modern Europe” (Erken Modern Avrupa’da Osmanlı İmparatorluğu) adlı eseri 2005 yılında yayınlanmıştır.

Beğ Murat Gerey ile Sümerler

Balkanlar’daki Osmanlı Darphaneleri

Balkanlar’daki Osmanlı Darphaneleri,1566-1595, II.Selim ve III.Murad dönemleri

• Belgrad, Yugoslavya, Altın Sultani, Akçe
• Caniçe, Yugoslavya, Altın Sultani, Akçe
• Edirne, Türkiye, Akçe
• Filibe, Bulgaristan, Akçe
• İstanbul, Türkiye, Altın Sultani, Akçe
• Kratova, Makedonya Altın Sultani, Akçe
• Novo Brdo, Yugoslavya (Kosova), Altın Sultani, Akçe
• Ohri, Makedonya, Akçe
• Sakiz Adasi, Altın Sultani, Akçe
• Selanik, Yunanistan, Akçe
• Serez, Yunanistan, Altın Sultani, Akçe
• Sidrekapsi, Yunanistan, Altın Sultani, Akçe
• Srebreniça, Bosna, Altın Sultani, Akçe
• Üsküp, Makedonya, Akçe

I Giriş

Osmanlılar İmparatorluğun büyüklüğü ve bulunduğu coğrafyanın özellikleri nedeniyle başka sorunlarla da karşı karşıya kaldılar. Kimi tarihçilerin devletin ekonomi üzerindeki gücü ve denetimini sık sık vurgulamalarına karşın, Osmanlı ekonomisini tek işbölümü çevresinde örgütlenmiş, sıkı bir biçimde denetlenen ya da kapalı bir ekonomi olarak görmemek gerekir. Balkanlar’dan Mısır’a Kafkaslar’dan Mağrib’e kadar İmparatorluğun değişik bölgeleri Eski Dünya’nın farklı bölgeleriyle farklı ticari ilişkiler içindeydi. Örneğin Balkanlar Orta ve Doğu Avrupa’yla ve Karadeniz çevresiyle ticaret yapmaktaydı.

Nihayet, Osmanlı devleti Asya ile Avrupa arasındaki büyük ticaret yolları üzerinde kurulmuştu.
(ss.20)

II Osmanlı Devleti Kurulurken Ticaret ve Para 

Balkan Yarımadasında ise, Kara Ölüm diye adlandırılan büyük veba salgının ve bununla ilişkili olarak Avrupa’da yaşanan iktisadi bunalımın da etkisiyle, 14.yüzyıl bir iktisadi durgunluk ve mali güçlükler dönemiydi. Dönemin Balkan sikkelerinden de izlenebileceği gibi, Bizans’ın mali bunalımı bu güçlükleri daha da ağırlaşmıştı. Balkan sikkelerinin değerli maden içeriklerindeki azalma eğilimi, yüzyılın ikinci ve üçüncü çeyreğinde hız kazanmıştır. Avrupa’nın pek çok bölgesinde ve Doğu Akdeniz Bölgesinde olduğu gibi Balkanlar’da da altın ve büyük gümüş sikkeleri rastlanmamaktadır. Küçük değerli bakır sikkelerin yokluğu ise, para ekonomisinin yaygınlaşmamasının bir göstergesi olarak yorumlanabilir. Öte yandan Venedikliler, Girit ve denetimlerindeki diğer adalarda büyük miktarlarda gümüş sikke basmaktaydılar. Venedik’in gümüş grosso’su 14.yüzyılın ortalarına kadar Güney Balkanlar’ın kıyı bölgelerinde en önemli sikke konumunda kaldı. Ancak, Bosna, Sırbistan, Bulgaristan ve Eflak’taki devletler, yabancı sikkelere sık sık karşı çıkmakta ve kendi sikkelerinin tedavülünde ısrar etmekteydiler.

Osmanlı dönemi için çok önemli sonuçlar yaratan bir gelişme de 13. yüzyılın sonlarından ve 14.yüzyılın başlarından itibaren Makedonya, Sırbistan ve Bosna’da gümüş madenciliğinin canlanmasıdır. Bu gelişmenin en önemli nedeni, Saksonların ve diğer toplulukların Bohemya ve Macaristan’dan bölgeye göç etmeleri ve gelirken beraberlerinde Orta Avrupa’nın daha gelişmiş madencilik tekniklerini getirmeleridir. 14.yüzyılın sonlarında Balkanlar’daki madenlerin üretiminde önemli artışlar ortaya çıktı. Bu sayede bölgedeki kral ve prenslikler önemli gelirler sağlamaya başladılar. Örneğin 1433’te Osmanlıların yöreyi ele geçirmelerinden hemen önce, Sırbistan’dan geçen Burgonya şövalyelerinden Bertrand de la Broquiere, Novo Brdo gümüş madenlerinin yılda 200.000 altın düka kadar gelir sağladığını söylemektedir. Günümüzün uzman tarihçilerinden Sima Cirkovic ise 15.yüzyılın ilk yarısında Sırbistan ve Bosna’daki gümüş madenlerinin üretimlerinin yılda 10 tondan az olmadığını vurguluyor. Bu gümüşün karayoluyla Konstantinopolis’e yollanan küçük bir miktarı dışında tümü, Dubrovnik yoluyla Venedik’e oradan da İtalya’nın diğer bölgelerine ve Sicilya’ya ihraç ediliyordu. (SS.30)

Ayrıca, Anadolu’da doğu-batı yönünde geçen ticaret yollarının gerilemesi ve değerli maden kıtlıklarının ortaya çıkması, Osmanlıların 14. ve 15. yüzyıllarda Balkanlar’daki zengin maden yataklarına doğru yönelmelerini hızlandırmış olabilir. (SS.38)

1390’lardan 1460’lara kadar Osmanlılar Makedonya, Sırbistan ve Bosna’daki önde gelen gümüş madenlerini ellerine geçirdiler, kaybettiler, daha sonra geri aldılar. Bu maden merkezlerinde darbedilen ilk akçeleri sikkelerin üzerindeki tarihlerden izlemek mümkündür : Serez’de H.816/1413, Üsküp H.825/1422 ve Novo Brdo H.834/1430. Osmanlılar bunlara ek olarak 1460’larda Kratova, Sidrekapsi ve Srebrinica’yı da aldıkları halde, Kratova’da 15.yüzyılın sonlarına, Sidrekapsi ve Srebrinica’da ise 16.yüzyılın başlarına kadar altın veya gümüş sikke basılmadı. Balkanlar’da ayrıca Zaplanina, Plana, Rudnik gibi küçük gümüş madenleri de ele geçirildi, ancak buralarda akçe üretilmedi.

Değerli maden gereksinimlerini karşılayabilmek amacıyla devlet, bu madenlerin üretim düzeyini artırmaya büyük önem vermekteydi. Fethedilen madenler devlet mülkiyetine geçirildikten sonra, iltizam düzeniyle işletilmekteydi. Müslüman girişimcilerin yanısıra Makedonya, Serez ve İstanbul’dan Rum girişimcilerde bu madenlerin işetilme hakkını devletten satın alıyorlardı. Çoğunluğu 15.yüzyılın ikinci yarısında hazırlanan kanunnameler madenlerdeki işletme yöntemleri ve çalışma koşulları hakkında ayrıntılı bilgi sunmaktadır. Osmanlılar bu madenlerde daha önce kullanılan teknolojiyi ve üretim yöntemlerini değiştirmediler. Fethettikleri başka topraklarda yaptıkları gibi, burada da varolan kuralları ve izlenilen yöntemleri kullanmaya devam ettiler. Nitekim, Balkanlar’daki madenlere ilişkin olarak hazırlanan kanunnamelerde Saksonlardan beri kullanılan deyimlerin ve yöntemlerin korunduğu görülmektedir.

Balkanlardaki küçük madenlerin bir bölümü kısa sürede tükendi. Ancak, arşiv belgelerinden izlemek zor olsa da bunların yerine yenilerinin açıldığı anlaşılmaktadır. 16.yüzyılın ilk yarısına gelindiğinde Makedonya’daki Sidrekapsi, Balkan yarımadasının en verimli madeni konumuna yükselmişti. O dönemin bir Avrupalı gözlemcisine göre, burada 6 bin madenci çalışmaktaydı. Yıllık üretim miktarı ise 6 ton gümüş olarak tahmin ediliyordu. İkinci sırada, Sidrekapsi’nin yarısından az bir üretim hacmiyle Novo Brdo geliyordu. Yine 16.yüzyılın ilk yarısında, Balkanlar’daki gümüş madenlerinin yıllık toplam üretim düzeyi 26-27 ton olarak tahmin edilmektedir. Öte yandan, iltizam ve Osmanlı arşivlerindeki diğer kayıtlara dayanarak yaptığı bir araştırmada Rhodes Murphey, 1600 yılında Balkanlar’daki gümüş madenlerinin toplam üretimlerini 50 ton olarak hesap etmektedir. Oysa Sırbistan ve Bosna’daki madenlerin Osmanlı öncesinde, 15.yüzyılın başlarındaki yıllık üretimleri 10 ton civarındaydı. Bu tahminler 15. ve 16 yüzyıllarda, Osmanlı yönetimindeki gümüş madenlerinin üretim düzeylerinde büyük artışlar olduğunu gösteriyor.

Akçe’deki durumun tersine, mangırların büyük bir bölümü İstanbul, Edirne ve bakır madenlerinin bulunduğu Anadolu kentlerinde üretiliyordu. 15.yüzyılın ortalarında, Anadolu’da sekiz ayrı kentte mangır üretilmekteydi. Balkanlar’da bakır üretimi çok sınırlı kaldığı için, mangırların bir bölümü Balkanlar’a taşınarak orada piyasaya sürülüyordu. III Müdahalecilik ve Tağşiş Politikası (SS.41-43) Osmanlı devleti de ticaret yolları üzerinde kurulmuştu. Balkanlar ve Anadolu deniz üzerinden Batı Akdeniz bölgesiyle yakın ilişki içindeydi. Eğer gümüş üzerinden ifade edilen Osmanlı fiyatları ucuzlarsa, mal ihracatı artıyor ve fiyatlar yükseliyordu. (ss.57)

IV. Erken Dönemin Para Düzeni 

Sultani üretimi Kanuni Süleyman’ın saltanatı sırasında (1520 – 1566) önemli artışlar gösterdi. Bu dönemde Balkanlar’daki Sidrekapsi ve Kratova’daki altın madenleri çevresinde kurulan darphanelerle İstanbul ve Kahire, imparatorluğun önde gelen altın sikke üretim merkezleri oldular.

Uzun bir süredir tarihçiler Osmanlı döneminde Balkanlar ve Anadolu’da para kullanımının uzun mesafeli ticaret ve kent ekonomisinin bir kesimiyle sınırlı olduğunu varsayıyorlardı. Oysa son yıllarda yapılan araştırmalar, 15. yüzyılın sonlarına gelindiğinde, kent nüfusunun hemen tümünün ve kırlardaki nüfusun bir bölümünün para ekonomisinin bir parçası olduğunu göstermektedir. 16.yüzyılda ise, hem değerli madenlerin bollaşması hem de kırsal ekonominin giderek pazara yönelmesi nedeniyle, para kullanımında büyük bir artış gerçekleşmiştir. Bu önemli gelişmenin kanıtların birkaç kaynaktan izlemek mümkündür. Birincisi, son dönemdeki araştırmalar 16.yüzyıldaki nüfus artışı ve kentleşmeyle birlikte, kırlarla kentler arasındaki bağların güçlendiğine işaret etmektedir. Bu süreç içinde Balkanlar ve Anadolu’da köylülerin ve büyükçe toprak sahiplerinin ürünlerini getirip kent ve kasaba sakinlerine sattıkları, düzenli olarak kurulan pazarlar ve panayırlar ortaya çıkmıştı. Pazarlar aynı zamanda, göçerlerin köylüler ve kentli nüfusla biraraya gelmesini sağlamaktaydı. Pazarlara katılan kırsal nüfus, küçük ölçekli işlemlerinde gümüş akçe ile bakır mangırı yaygın olarak kullanmaktaydı.(SS.81)

VI. Para Bölgeleri 

16.yüzyıla kadar Balkanlar ve Anadolu’da altın sultani ve gümüş akçeye dayalı bir para düzeni vardı. Hiyerarşinin en alt basamağında ise günlük küçük işlemlerde kullanılan ve itibari değerlerle tedavül eden bakır mangır ya da pul yer almaktaydı.

Batı – Orta Anadolu ve İstanbul bölgesiyle birlikte Balkanlar, Osmanlı para düzeninin merkezini oluşturuyordu. Gümüş akçe bu bölgede hem temel hesap birimi, hem de en önde gelen mübadele aracıydı. Büyük işlemlerde ve servet saklamak amacıyla sultaninin yanısıra Avrupa’nın altın sikkeleri de kullanılmaktaydı. Osmanlı sikkeleri üzerinde 18.yüzyılın ortalarına kadar Konstantiniye olarak anılan başkentteki darphane de, bu bölgenin ve imparatorluğun en büyük darphanesiydi.

15.yüzyılın sonlarına kadar gümüş akçe üreten darphanelerin sayıları sınırlı kaldı. Sultan II. Bayezid’in otuz bir yıllık saltanatı (1481-1512) sırasında, akçe üreten toplan 14 darphaneden 6’sı Balkanlar’da, (Edirne, Gelibolu, Üsküp, Novar, Kratove, Serez) biri başkentte, diğerleri de Anadolu’daydı. Balkanlar’daki üç darphane Serez, Novar (Nova Brdo) ve Üsküp ise önemli madenlerin yakınında kırılmıştı. Ayrıca Konstantiniyi ve Serez darphaneleri sultani de üretmekteydi. Balkanlar’daki darphanelerin aynısı 16. yüzyılda, özellikle de Kanuni’nin saltanatı (1520 – 1566) sırasında önemli artışlar gösterdikten sonra, II. Selim ve III. Murad’ın saltanatları sırasında (1566-1595) doruğa ulaştı. Bu otuz yıllık dönemde, yaklaşık 14’ü Balkanlar ve Ege Adalarında olmak üzere, 35’ten fazla darphanede akçe üretildiği bilinmektedir. Balkanlar’daki Osmanlı darphaneleri Tuna’nın güneyinde yer almakta, Batı’da ise Bosna’da Banya Luka’ya kadar uzanmaktaydılar. Aynı yıllarda Balkanlar ve Anadolu’da 9 darphanede sultani basılmaktaydı.

Balkanlarda en fazla sikke üreten darphaneler, daha önceki dönemlerde olduğu gibi, Makedonya ve Sırbistan’daki gümüş madenleri çevresinde kurulanlardı. Anadolu’da ise gümüş madenlerine yakın tek darphane Gümüşhane yakınlarındaki Canca’ydı. Bu durumda gümüş sikkelerin büyük bir kısmının Balkanlar ve İstanbul’da üretildikten sonra şu veya bu biçimde Anadolu’ya aktarıldığı anlaşılmaktadır. Bakır sikkeler ise tam tersine, büyük çoğunlukla Anadolu’da üretilip Balkanlar’a gönderilmekteydi. 16.yüzyılda Balkanlar ve Anadolu’da en fazla tedavül eden yabancı sikke Venedik dükasıydı. Yüzyılın ikinci yarısında groschem ya da guruş olarak adlandırıla, gümüşten üretilmiş büyük Avrupa sikkeleri özellikle de Hollanda’nın aslanlı taleriyle İspanya’nın sekiz reallik parçası, Balkanlar ve Anadolu’da tedavül etmeye başladı. (SS.96-100)

Balkanlar’daki para veya ödeme akışlarının en önemli kaynaklarından biri de askeri seferlerdi. Ordunun iaşesi bir bölümü aynı, bir bölümü de nakit olarak toplanan olağan ve olağanüstü vergilerle sağlanmaktaydı. 16.yüzyıldabüyüklüğü sık sık 100 bin askeri geçen ordu, gereksinimlerinin bir bölümünü de satın almaktaydı. Bu amaçla İstanbul’daki merkezi hazineden büyük miktarlar gönderilirdi. Ayrıca askerler sefer sırasında olağan maaşlarını almaya devam ederlerdi. Seferler uzayınca İstanbul’dan gönderilen miktar da büyümekteydi. Bir askeri seferde harcanan para çoğunlukla milyonlarca altın dükayı bulmaktaydı. (SS.102)

Gerçi bu miktarlar Balkanlar’daki askeri harcamalar kadar büyük olmayabilir. Daha önce değindiğimiz gibi Balkanlar’daki sefer harcamaları askerlere yapılan ödemeler hariç yılda 600.000 altını, askerlere yapılan ödemelerle birlikte iki, hatta 3 milyon altını bulmaktaydı. (SS.110)

VII. Fiyat Devrimine yeniden Bakış

16.yüzyıl Osmanlı İmparatorluğunda da nüfus artışlarının ve kentleşmenin hızlandığı, kırlarla kentler arasındaki iktisadi bağların, pazarlar için üretimin, para kullanımının yaygınlaştığı bir dönemdi. Bu dönemde Balkanlar ve Anadolu’da yerel ve bölgesel pazarların yaygınlaşması, para ekonomisinin güç kazanmasının en önemli kanıtını oluşturmaktadır. (SS.138)

VIII. Tağşişler ve çözümü

Bu tablo karşısında, Balkanlar ve Anadolu’da ve belki de Suriye’de, 16.yüzyılın demografik ve iktisadi genişleme dalgasının 1580’lerde veya biraz daha sonra sona erdiğini söylemek mümkündür. 17.yüzyılda ise imparatorluğun pek çok bölgesinde nüfusun ve iktisadi faaliyetlerin genel düzeyinin durgunluk içinde kaldığını, hatta bir miktar gerilediğini söyleyebiliriz. Ancak, bu konuda elimizde ayrıntılı ve sağlıklı veriler yoktur. (SS.149)

Bu bölgelerde ticari faaliyetlerle birlikte para kullanımının da gerilediğini söyleyebiliriz.
Akçenin istikrarsızlığına yol açan bir diğer gelişme de, Osmanlı gümüş madenlerinin gerilemesi ve kapanmasıdır. 16.yüzyıla kadar Osmanlı darphaneleri kullandıkları altın ve gümüşün büyük bir bölümünü Balkanlar’daki madenlerden sağlanmışlardı. Ancak, Yeni Dünya’dan büyük miktarda altın ve gümüşün akmaya başlanması ve değerli maden fiyatlarının düşmesinden sonra, 17.yüzyılın başlarından itibaren bu madenlerin üretimi azalmaya başladı. 1640’lara gelindiğinde, Balkanlar’daki en büyük maden olan Üsküp’te ve diğer madenlerde üretim büyük ölçüde durmuştu. Bu olumsuz gelişme nedeniyle, Osmanlı devletinin mali sorunları ağırlaşmaya başladığında, Balkanlar’daki madenlerin gelirlerinden yararlanma olanağı da ortadan kalkmış oluyordu. (SS.151)

Balkanlar’dan Mısır’a kadar tedavül eden gümüş sikkeler içinde en önde gelenlerden biri aslanlı guruş ve esedi guruş diye anılan Hollanda taleriydi. İspanya’nın sekiz reallik büyük gümüş sikkesi (reales de ocho, yerel olarak riyal guruş) daha da yaygın kullanılıyordu. Ayrıca, Avusturya taleri ve Polonya’nın zolotası da tedavül ediyordu. Balkanlar’da Venedik dükası (yaldız) ile Macar altını ve en önemli altın sikkelerdi. Bu sikkelerin bir bölümünün kesirleri de sınırlı miktarda tedavül etmekteydi.(ss.161)

X. Yeni Osmanlı Kuruşu

18.yüzyıl 1780’lerin sonlarına kadar Osmanlı imparatorluğu için göreli bir barış, istikrar ve iktisadi genişleme dönemiydi. Elimizdeki sınırlı veriler bu dönemde Balkanlar ve Anadolu’nun pek çok bölümünde tarım malı üretimine, zanaatkarların yaptığı üretim ve mamül mallar üretimine yapılan yatırımların arttığına işaret ediyor. Ayrıca, bu dönemde Orta ve Batı Avrupa ile Balkanlar, özellikle de Akdeniz üzerinden girişilen ticarette önemli artışlar olmuştu. Fransız devrimine kadar, Akdeniz üzerinden yapılan ticareti Marsilya’dan üstlenen Fransız tüccarlar yönlendirmişti.(176)

18.yüzyılın ortalarından itibaren kuruşun Anadolu’nun yanı sıra, Romanya prenslikleri dahil Balkanlar’da temel hesap birimi ve ödeme aracı konumuna geldiği görülmektedir. Böylece bu geniş alanda fiyatlar, devlet ödemeleri ve daha genel olarak parasal büyüklükler bu yeni birim cinsinden ifade edilmeye başlandı.SS.181)

XI. Bölüm – Uzak Eyaletlerle Bağlantılar.

Önceki bölümde Osmanlı kuruşunun ortaya çıkışını incelemiştik. Darphanelerin kapandığı ve akçenin piyasalardan kaybolduğu bir önceki dönemin tersine, 18.yüzyılda iktisadi genişleme, mali istikrar ve diğer olumlu gelişmelerin desteğiyle kuruş, Balkanlar ve Anadolu’da önde gelen hesap birimi ve değişim aracı olmuştu. (188)

Sonuç

16.yüzyıla kadar, Anadolu ve Balkanlar’ın büyük bir bölümünü kapsayan Osmanlı Devleti’nin altın sultani ile gümüş akçe ekseni üzerine kurulmuş, basit sayılabilecek bir para düzeni vardı. Ancak 16.yüzyılda toprakların hızla genişlemesinden sonra, aynı düzen sürdürülmedi. Geniş imparatorluğun para düzeni oluşturulurken Osmanlılar iki aşamalı bir yaklaşım izlediler. Egemenliğin en belirgin simgesi olan tek altın sikke ile Balkanlar’dan Mısır ve Cezayir’e kadar tüm imparatorluk birleştirilmiş oluyordu. Sultaninin ağırlığı ve altın içeriği içinde tüm Akdeniz bölgesi ve ötesindeki ödemelerde standart olarak kabul edilen Venedik dükası örnek alınmıştı.

Zamanla sadece para değil diğer konularda da imparatorlukta farklı bölgeler ortaya çıktı. Balkanlar’ın yakın bölgeleriyle Batı ve Orta Anadolu’daki kurumlar ve uygulamalar İstanbul bölgesindekilere benzemekte ve merkez tarafında daha yakından denetlenebilmekteydi. Buna karşılık daha uzak eyaletlerdeki kurumlar ve idari uygulamalar, merkez ile taşradaki yerel güçler arasındaki değişen güç dengelerini yansıtmaktaydı. (248)

Kaynak: Osmanlı İmparatorluğunda Paranın Tarihi, Şevket Pamuk

Kayıp Türk Topluluklarının Bulundukları Ülkeler Hangileridir?

Türk kimliği Afrika, Asya katlarında saygıdeğer bir algıya sahip olmakla birlikte Amerika ve Avrupa kıtalarında çarpıtılan kimlik algıları çalışmaları neticesinde son sıralarda yer almaktadır.

Kıtalara ve çok geniş coğrafyalara binlerce yılda yayılmış bulunan Türkler geldikleri coğrafyalarda kimliklerini kaybetmişler ve kayıplar ordusu ile bizler karşı karşıya kalmışızdır. Ayrıca Türklerin kayıp dilleri de söz konusudur.

Burada Afrika, Asya ve Avrupa kıtalarından örneklerle kayıp Türklerin bir kısmını başlıklar halinde vermekteyiz. Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar başlığı altında devlet düzeyinde bir kurumsal yapı söz konusudur, fakat bu yapı içerisinde kayıp Türklerin kapsamına dair herhangi bir bilgiye ulaşılamamıştır.

Bu açmazın aşılması açısından devletin ilgili birimlerinin Kayıplar başlığı altında bir proje başlatarak konunun adım adım ilerletilmesi sağlanmalıdır. Aksi taktirde kimlikleri kayıp olan söz konusu Türkler, tamamen kayıplara karışmış olacaktır.

Netice olarak Türklük, dil üzerinden bir ortaklaşalık olarak olan bir milliyet duygusu, din ve mezhepler üzerinden parçalanmış durumdadır,  o açıdan sentezin içerisinde dini yanyana getirip Türklükle milliyetle bir sentez oluşturmamaktadır, tam tersine bir ayrılık oluşturmaktadır. Bu ayrılığın giderilmesi ve Türk milliyeti üzerinden bir kimliğin dil bazlı olarak tüm dünyada bir birliktelik unsuru meydana getirmesi önem taşımaktadır. Bu şekilde 58 ülkede konuşulan Türk dili üzerinden çok daha geniş topluluklara ve nüfuslara ulaşılabilecektir.

Türkiye’de 38 etnik grubun varlığından bahsederek Türkleri de etnik bir gruba indirgeyen  zihniyet ise dünyadaki 40 Türk topluluğunun mevcudiyetini böylelikle perdelemiş olmaktadır.

Tarihte Türklerin çoğu asimile olmuştur. Çünkü Türkler sadece yönetici sınıftı. Bir müddet sonra çoğunluğun unsuru oldular. Örnek, birbirleri ile akraba Avrupa Kraliyet ailesi Kuman soyludur.. Maalesef..(Danyal Hergünsel

Kayıp edilmişliğin altında yatan temel gerçek Türklere başkaları tarafından empoze edilen ideolojilerdir. Bu ideolojilerin en başta gelen de Türk İslam sentezi ideolojisidir. Bu şekilde İslam dışındaki dinlerde olan Türkler yok sayılmıştır, kaybedilmiştir.

TÜRK YURTLARI

Türkiyeler Tezi

Türkiye’ler Kronolojisi

 

Türkoloji Yayınları

 

 

 

 

 

Eski/Erken Türkler 

 

 

 

 

 

 

Bunu söyleyen suikaste kurban gidiyor: Sümerlerin atası Türkler… Atatürk’ü depresyona sokan çalışması | Kaan Arslanoğlu | Odatv

Bağımsız Türkolojiye ilgi büyüyor: ‘Anadolu’ya 1071’de geldik’ resmi tezi çürüyor…Kaan Arslanoğlu yazdı…

Taşların Yolculuğu 

Avrupa ve Amerika’da Erken Türkler 

Erken Türkler, Eski Türkler tabirleri Ön Türkler tabirinden daha uygun ve yerinde. Türk’ün önü arkası olmaz. Mesela literatürde Eski Yunan kalıp olarak oturmuş bir tabirdir.

Eski Türkler

Ön Türkler

AVRUPA

  1. Peçenek kökenli Ortodoks Karamanlılar (Yunanistan)
  2. Ongurlar-Hunlar (Macaristan)
  3. Bulgarlar (İdi boyları-Tuna boyları)
  4. Sekeller (Romanya)
  5. Doğu Avrupa. Balkanlar.
  6. Kumanlar
  7. Kıpçaklar
  8. Karaylar Yahudi (Ukrayna Polonya Litvanya İsrail)

Avrupa kimliksiz olduğu için hep ötekileştirerek varolmuş. 

Peçenek soylu Karamanlılar Kurtuluş Savaşı neticesinde Ortodoks oldukları için Yunanistan’a gönderilmiştir. Demirel’in 1990lı yılların ortalarında ziyaret ettiği Gagavuzlar Moldova’da kendi idari birimlerine sahiptirler. Ortodoks oldukları için Türk-İslam Sentezi ideolog ve siyasetçileri tarafından yok sayılmışlardır.

Balkanlar’daki Türkler Bizans tarafından Ortodokslaştırılmışlardır ve Bulgarlar Bulgar Türkleri de aynı şekilde Bizans tarafından Ortodoks yapılmıştır. Bugün eski Yugoslavya Cumhuriyeti içerisinde Hunlar, Avarlar, Romanya’da Sekeller daha nice gruplar Ortodoks Türk soylarıdır.

Kayıp Türklerin, Museviliklerinden kayıp olanları ise Hazar İmparatorluğundan artakalan Ukrayna’daki ve yine Polonya ve Litvanya‘daki Karaylar aklımıza gelmektedir, yine Türkiye’den İsrail’e giden Museviler de bu kapsam içerisindedirler.

Bize ideoloji dayatan Anglosaksonlar ve Ruslar ise kendileri birlik içerisindedirler. Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği ve Sovyetler birliği hep aynı birlik anlayışıdır.

Bu anlayış çerçevesinde Amerika’da Yahudiler bütün ekonomiyi ellerinde tutmaktadırlar. İsrail’deki Yahudiliğin üçte biri Rusya’dan gitme Yahudilerdir ve Rusya devleti ile yakın temastadırlar.

Gagavuzlar

Macarlar

Macarlar katolikleşmiş Türklerdir, Turancılığın ilk savunucularındandır Macar düşünürler, daha yeni yeni bir birlik birliktelik oluşmaya başlamıştır.

“Macarların kendilerine verdiği isim Türk idi” Prof Dr Osman Karatay

 

Hırvatlar

Kosova Türkleri

 

Etrüskler

Etrüskler (Tursakalar) Türk İdiler
https://www.boyutstore.com/etruskler-tursakalar-turk-idiler

Albanlar

 

 

 

Sekeller

Laponlar (Samiler)

Katalanlar

Traklar

Truvalılar, Traklar, Frigler ve İskitlerin Türk olduğuna dair kanıtlar.

TRAK-TEREK-ETREK TÜRK KÜLTÜRLERİ

Basklar

Migmaglar

Finoğurlar

Eskimolar 

Bretonlar (Kelt)

Tripoliçe

Pelasglar

Karamaniler (Yunanistan)

http://www.balkanpazar.org/Karamanlis_resim.asp

Yunan Adalarındaki Türkler (Yunanistan)

Romanya (Kumanya) Türkleri

Ukrayna

İskandinavya-Baltık Türkleri

Prof. Sven LAGERBRİNG – ”İsveçliler Türk kökenlidir. Tanrımız ODİN de Türktür.”

 

 

İsveç, Norveç, Finlandiya, Litvanya, Estonya, Latviya
İskandinavya=İskit Ülkesi..
Kral OD-İN…Türkçe Ateşten gelen, Ateş tanrısı..

Finlandiya

 

Estonya

 

KÜÇÜK ASYA (ANADOLU)

 

 

Hititler

 

Frigler

 

 

 

 

Kıbrıs

Kalaşma Ülkesi

ASYA

  1. Azeriler Türkmenler Kaşkaylar (İran)
  2. Memluklar Koptikler Kıpçaklar (Mısır)
  3. Sarı Uygurlar (Çin)
  4. Salarlar (Çin)
  5. Sakalar Altaylılar Başkurtlar Hakaslar Çuvaşlar Tatarlar (Rusya)
  6. Dravitler Tamiller (Hindistan)

Asya’daki kayıtlara baktığımızda ilk aklımıza gelen 16. yüzyılda Osmanlı Safevi Savaşları da Anadolu’dan İran’a göç eden Alevilerdi ve Safevi devleti 16 Türk devleti arasında sayılmamaktadır. Ardından da yine Turgut Özal tarafından İran’daki Alevi Türkleri Azerbaycan’daki Alevi Türkleri için “onlar bizden değil” şeklinde bir dışlanma söz konusu olmuştu. Bu bakış açısı dünyadaki Türklük olgusunu dar bir çerçeveye hapsetmektedir. Sadece İslam içerisine değil, İslam içerisinde bir mezhebin içerisine hapsetmektedir. Aynı şekilde Irak’taki Şii Türkmenlere karşı da böyle bir bakış açısı söz konusudur.

Asya kıtasında ise Çin içerisinde Uygurların yanı sıra Türkmen Salarlar, akraba topluluk olarak Tunguzlar ve Mançular, Budist Türkler olarak Sarı Uygurlar da yine Kayıp Türklerdir.

Rusya içlerine baktığımızda ise karşımıza inanç çeşitliliği içerisinde Türk toplulukları çıkmaktadır.

Hindistan’ın içlerine gittiğimizde özellikle akımların bakiyesi olan kuzeydeki Türkler ve Pakistan’da yine ve Hindistan’da Dravitler, güneydeki Tamiller, Babür ve Timur İmparatorluklarından kalan Türklerdir, dilleri Urduca ile Türklüğü yaşatmaktadırlar.

Sakalar (İskitler)

 

 

 

 

 

 

 

Sümerler

Bunu söyleyen suikaste kurban gidiyor: Sümerlerin atası Türkler… Atatürk’ü depresyona sokan çalışması | Kaan Arslanoğlu | Odatv

Sümer ve Sümerler

 

 

 

 

 

 

Medler

 

 

 

 

Sibirya

 

 

Dukhalar

Azerbaycan

Ermeni Türkleri

https://www.facebook.com/story.php?story_fbid=385476604492115&id=100090893341778&mibextid=oEMz7o&rdid=joXknFhJTpgUqIX8

Türkmenistan

 

Tatarlar

 

İran

 

Irak Türkmenleri

 

 

Hazar Türkleri. Karay ve Kırımtay’lar

 

DNA’dan iz sürüldü: Yahudiler Türk çıktı

“ONÜÇÜNCÜ KABİLE” KARAİM TÜRKLERİ MUSEVİ TÜRKLER CUMHURBAŞKANLIĞI ARMASINDAKİ YEDİNCİ YILDIZ Tarih: 22.10.2019  Yaşar KARADUMAN CANİK DERGİSİ

Türklerin Ortaasyada iken dinleri Samanizm’di. Türk boylari yüzyillar içinde anayurtlarini terk edip baska baska yerlere göç ettiler. Dinsel inançlarinda da degisikler oldu, içinde bizim de bulundugumuz bir kisim Türk devletleri Müslümanligi, bir kismi Hiristiyanligi seçtiler, bir kismi da eski dinleri olan “Gök Tanri” dininde kaldilar, bir kismi Budizm’i, bir kismi da Museviligi seçti. Burada bugün sizlere Museviligi din olarak seçen Türk boylarindan Kipçak Türklerinin olusturdugu Hazar Kaganligini ve onlarin günümüzde torunlari kabul edilen “Karaim Türklerini anlatmaya çalisacagiz.

Göktürk Imparatorlugu’nun yikilmasindan sonra Kafkasya üçgeninde 650 yilinda Hazar Devleti kuruldu baskentleri, Itil, Etel veya Belencer’di. Hazar kelimesi Türk kökenli bir kelimedir, Hazarlar kendilerine Sabar Türkleri de derlerdi.

Bugün Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaskanligi Forsu’ndaki yedinci yildiz ve yedinci bayrak Hazar Kaganliginin bayragidir. Bizanslilar, Hazarlarin yasadiklari bölgeye Sabariya demislerdir. Bu bölge bugünkü Sibirya’dir.

Hazarlar, bizim de içinden çiktigimiz Oguz boyundandirlar, dört yüz sene Hazar denizi ile Karadeniz arasinda devlet olarak varliklarini sürdürdüler. Alfabe olarak Orhun yazitlarinin alfabesi olan Göktürk alfabesini kullandilar, Türk dilinin Kipçakça lehçesini konusurlardi. Bu lehçe Türk dili içinde Oguz lehçeleri gurubunda en çok konusulan gurubu olusturur. Hakanlarina, Büyük Kagan, Kagan Beg, Hakan Beg, Sad Tarkan, Yabgu diye hitap ederlerdi. Sehirlerinin adlari Saksin, Sakarkent, Yüzkent, Begkent, (Beykent), Ikiev (Kiev) Hakanlarinin adlari da, Bulan, Ubaca, Bünyamin, Yusuf ve Sabutay’dir.

“On üçüncü Kabile” Karaim Türkleri

Türk Hazar devleti çaginin ve dogu Avrupa’nin en önemli ve en modern devletlerinden biri idi. Tarihte kurulan on alti Türk devletinden biridir. Önceleri Gök Tengri ve Saman inancina sahip olan Hazarlar 780 yilinda, diger Türk devletlerinin Müslümanlikla yavas yavas tanistigi yillarda, bir taraftan Müslüman Araplarin, diger tarafta Hiristiyan Bizansin baskilarindan kurtulmak için Museviligin on iki mezhebinden biri olan Karaim mezhebini kabul ederek Museviligi seçtiler.

Karaim mezhebi Hazarlarin daha önceki dinleri Samanizm’le benzerlikler göstermekte idi. Tarihte Museviligi kabul etmis tek Türk toplulugudur.

Macar yazar Arthur Kösler ‘On üçüncü Kabile’ adli kitabinda ‘ Hazarlar sekizinci yüzyilda en parlak dönemini yasamislardir’ demistir. Çevredeki bazi komsu devlet ve kralliklar Hazar Kaganligina ‘Yahudi Kralligi’ da demislerdir.

Zamanla zayiflayan ve eski ekonomik ve askeri gücünü kaybeden Hazarlar komsu devletlerin ve Ruslarin saldirilari ile 980 yillarinda dagilmistir., 1100 yillarinda da tarih sahnesinden tamamen silinmislerdir. Hazar Kaganliginin yikilmasindan sonra dagalan Hazarlarin bir kismi, diger Türk boylarina karismis bir kismi da Ukrayna, Litvanya, Macaristan Kirim ve Polonya’ya ve Romanya’ya dagilmislardir.

Genis topraklarini isletecek nüfustan yoksun Litvanya Prensligi 1370 yilinda Türkçe konusan Hazar Yahudilerini zorla Polonya ve Litvanya’ya yerlestirir ve genis ayricaliklar tanir.

Hitler Yahudi diye Türkleri mi yakti?

Dagilan Hazarlar artik gittikleri yerlerde Hazar Türkü degillerdir. Bagli olduklari mezhepten dolayi onlara Karay Türkleri, konustuklari Türkçeye de “Karaim Türkçesi” denildi, bu mezhebin tamami zaman içinde Türklerden olustugu için ‘Karaim’ sözü bir mezhebi ifade etmekten çok, Musevi Türkleri anlatan bir terim oldu.

Cumhuriyet devri yazarlarimizdan Refik Halit Karay’da bunlardan biridir. Israil Yahudileri ise onlara ‘Kuzeri’ dedi.

Musevi

http://www.circassiancenter.com/cc-turkiye/arastirma/0481-kafkasotesi.htm

Çin Halk Cumhuriyeti

Çin’de asimile Türkler. Prof Dr Kürşat Yıldırım’a sordum.

ŞANGAY’DA FUDAN ÜNİVERSİTESİNDE GERÇEKLEŞTİRİLEN TEST SONUÇLARINA GÖRE KARAÇAY-BALKARLAR İLE GÖKTÜRK HANEDAN KLANI AŞİNA BOYUNUN y-DNA’SI AYNI: R1a Z94-Z2123

(Гаплогруппы представителей тюркских кланов Ашина.

В 2015 – 2016 гг. Фуданьским университетом (г.Шанхай), во главе с этногеномистом Шао – Кинг Вэнем в Китае было проведено тестирование на определение Y-DNA гаплогруппы аристократических кланов Ашина. Субклад клана Ашина: R1a-Z93, Z94+, Z2123)

Anahtar kelimeler:

y-DNA: Ata soy (baba soyu). Oğul doğduğu sürece değişmez. Oğul doğduğu sürece, yabancı kadınlarla evliliklerden doğan oğullarda dahi babasının dedesinin y-DNA sı olur. Sonuç değişmez. O yüzden antropolojik olarak tip değişse de y-DNA değişmez.

Main cluster (Asıl Klaster): Halkın genelinde yüzdelik olarak en çok rastlanan y-DNA, yani baskın ve dominant olan y-DNA, halkın asıl klasterini oluşturur. Asıl yığın, asıl küme.
Aşina Boyu: Aşina, (ayrıca Asena, Asen veya Açina şekillerinde de yazılır) bir Göktürk soyu, Göktürk Kağanlığı’nın ve eski Türk halklarının kurucu boyudur.

*Çin’in Şangay Fudan üniversitesinin etno-genetik bölümünün 2015-2016 tarihinde aristokrat Aşina boyuna yaptığı tüm y-DNA test sonuçları aynı çıktı: R1a Z94-Z2123. Göktürk İmparatorluğunun Hanedanı olan Bumin, Bilge, İstemi, Kültigin, Mukan, İlteriş Kağan gibi Kağanların tamamı Aşina boyundandır. (KAYNAK: http://suyun.info/?p=3_17032016_2_3 )

*Karaçay-Balkarlar, günümüzde main cluster (asıl klasteri) y-DNA’sı R1a Z2123 haplogrubundan olan tek Türk boyudur. Bu durum, Karaçay-Balkarları, Göktürk Kağanlığı Hanedanı Aşina Boyunun doğrudan soyundan gelen en yakın akrabaları yapar. y-DNA açısından ise, aynı soydan gelen tek akraba yapar.

*Ayrıca, Göktürklerin de ataları sayılan İskitler (Sakalar)’ın da iskeletlerden alınan örneklere yapılan test sonuçlarına göre main cluster (asıl klaster) y-DNA sonuçları R1a Z2123’tür. Aynı şekilde Alan kurganlarından çıkan test sonuçları da yine main cluster (asıl klaster) y-DNA ları R1a Z2123’tür.

Bu sonuçlar, Karaçay-Balkarların atalarının İskitler (Sakalar), Alanlar, Bulgarlar ve Göktürkler’in Aşina boyundan olduğunun kesinliğini gösterir. y-DNA testleri %100 e yakın kesin sonuçlar vermektedir.

Aşina:

Aşina, (ayrıca Asena, Asen veya Açina şekillerinde de yazılır) bir Göktürk soyu, Göktürk Kağanlığı’nın ve eski Türk halklarının kurucu boyudur. Efsaneye göre Aşina soyu dişi bir kurttan türemiştir.

Liderleri Bumin Kağan, Cücenler’e karşı ayaklanarak 6. yüzyıl ortalarında yükselip ünlenmeye başladı. Ailenin iki ana dalı, sırasıyla biri Bumin Kağan soyundan diğeri de kardeşi İstemi Yabgu soyundan, Göktürk İmparatorluğu’nun doğu ve batı kesimleri üzerinde karar kılmıştır. Hunlar, Çinlilere yenildikten sonra han, 500 Aşina ailesi Cücenlerin bölgesine gelmiş ve onların vasalı olmuştur. Bu Türkler Orta Asya’da yaşayıp demircilikte ileri gitmişlerdi.

Sembolleri bozkurt idi. Tamgaları ise Koçkar idi.

Kelimenin Kökeni

Araştırmacılar H.W. Haussig, S.G. Kljyashtorny, A.N. Bernstamm, C. V. Findley, B.A. Muratov, R.R. Suyunov, D.G. Savinov, S.P. Guschin, A. Róna-Tas, Saka-Usun dillerinden gelen Aşina kelimesi kökenine işaret etmektedirler.
Kalıtım (Y-DNA verisi)

2015-2016 yıllarında Çin’de ethnogenomist Shao-Qing Wen (文少卿) başkanlığında Fudan Üniversitesi’nde, VI-VII yüzyıllarda Türk Hanlığı’nın yaratıcıları ve yöneticileri Y-DNA’sı soylu Türk kabilesi Aşina ve Aşide (Türk Kağanlığı’nın egemen general ve imparatoriçe kabilelerinden biri) temsilcilerinin haplogrupunu belirlemek için sınandı.

R1a-Z93, Z94 +, Z2123-, Aşina boyunun altkladı (Genetikte, bir altklad (subclade) bir haplogrupun bir alt grubudur).

Kökenbilim:

Findley, “Aşina” adının muhtemelen Orta Asya Saka (İskit) dillerinden birinden ve “mavi” anlamına geldiğini varsayar, “Göktürk”, Türk İmparatorluğu için başka bir ad “Doğu Türkleri” demek ki Türkçede gök rengi doğu ile özdeşleşmiştir. Bu “biz Saka kökenli bir kraliyet ailesi ve kabile ile ilgileniyoruz” diyen Macar araştırmacı András RónaTas tarafından olası bulunmaktadır.

“Aşina” Türk dillerinde ya “asil kurt” anlamına gelir ya da kurt veya Kaskır (İri çoban köpeği ya da Kurt anlamında) olmaktadır.

KAYNAKLAR:

1 – http://suyun.info/?p=3_17032016_2_3

2 – https://www.eupedia.com/europe/Haplogroup_R1a_Y-DNA.shtml

3 – https://tr.wikipedia.org/wiki/Aşina

4 – https://www.familytreedna.com/public/kbalkardna/default.aspx?section=yresults

5 – http://suyun.info/userfiles/bulletin/2016-2/Ashina&Ashide_3_20160317_2_[1_2]_3_BEHPS_2016_2.pd

Tabgaçlar asimile olup Çin’de kaybolmuşlar.

Kırgızlar ve Kafkas halkları ağırlıklı olarak Y kromozom R1b ve R1a dır…İskit soyludurlar.. Epigenetik olarak ( Çevre-beslenme-iklim vb.kosullar ile fiziksel görünümleri değişmiştir..

Çin’de Şincan eyaleti dışında R1b ve R1a geni mevcut mu?

Çinliler O haplogrup genelde

https://www.indyturk.com/node/200361

Kapalı toplum rahat örnekleme yapılamaz.

 

Salarlar, Çin

Uygur Türkleri

 

 

 

 

 

 

 

R U S Y A 

İdil-Ural

Kırım Türkleri

Yakut ve Sahalar

Çuvaşlar

 

Kaşkay’lar

H İ N T  Alt  Kıtası  (Hindistan. Pakistan. Afganistan. Nepal) Türkleri

Dravitler

 

 

 

 

Yemen Türkleri

Japonların bir bölümü

Kore’liler

 

Bulgarlar

AFRİKA

Asya ve Afrika’nın kesişme noktasında Avrasya’daki Mısır Memlukleri ve Kıpçaklar da kaybolmuş unutulmuş Türklerdir. Koptikler, Ortodoks hristiyanlar Mısır’da 10 milyon civarında bir nüfusa sahiptirler ve Türk kökenlidirler, Mısır’da dışlanmış Türk topluluklarıdır.

Mısır’ın devamında Kuzey Afrika’da Türk soylu topluluklar, Anadolu’dan kuzey Afrika’ya gönderilen Leventlerin, denizci Türklerin, orayı idare etmekle görevlendirilen Türklerin soyundan gelenler de kimliklerini yitirmiş durumdadırlar. Burada da yine çok ciddi bir nüfus çoğunluğu Cezayir, Tunus, Libya’da, Türk Soylular bulunmaktadır ama dillerini unutmuşlardır, Arapça dili onların dilinin üzerine hakim kılınmıştır.

Tuaregler

https://www.dikgazete.com/yazi/cihansumul-kadim-turk-devleti-nin-afrikali-askerleri-tuaregler-makale,3287.html-3287.html

Berberler

 

AMERİKA

Amerika kıtasına baktığımızda ise Güney Amerika’da Osmanlı İmparatorluğundan ayrılan ve Türk olarak adlandırılan topluluklar yani Osmanlı vatandaşları Brezilya’da Arjantin’de yaşamaktadırlar.

Güney Amerika ve Büyük Asya Bağları

Kızılderililer

 

 

 

 

Aztekler

Orta Amerika Kültürleri 

İnkalar

 

Mayalar

Maya Kültürü

El Turcolar

Görüşmeden Notlar:
İskender Kazaz
Abdullah Uluyurt
Arabistan Dolu Aşireti
Samarra

 

 

 

Albanlar
Karaçaylar
R1A
turkasya.com1 milyar genetik akraba (National Geography)

R1B: İngilizler

Arabistan Şammar, Dolu

 

 

Dinlerine göre Dünya Türklüğü

FARKLI İNANÇLARA SAHİP TÜRK BOY VE TOPLULUKLARI

21.yyda Türkler

1. Altay Türkleri: Budist ve Hristiyan (Rusya)
2. Avşarlar: Müslüman (Türkiye)
3. Ahıska Türkleri: Müslüman (Gürcistan)
4. Azeriler: Müslüman Caferi (Azerbaycan, İran)
5. Balkarlar Müslüman (Kabardin-Balkar, Rusya)
6. Başkurtlar Müslüman (Rusya)
7. Çuvaş: Hristiyan (Rusya)
8. Dolgan: Şamanist (Rusya)
9. Gagauz: Hristiyan-Ortodoks (Gagavuzya/Moldova)
10. Hakas: Hristiyan (Rusya)
11. Hazar Türkleri: Yahudi
12. Hazaralar: Müslüman (Afganistan)
13. Karaçaylar Müslüman (Karaçay-Çerkes, Rusya)
14. Karaim- Karay: Judeo-Karaim Tarikatı (Ukrayna, Polonya)
15. Karamanlılar: Hristiyan Ortodoks (Yunanistan)
16. Kaşkay: Müslüman (İran)
17. Kazaklar: Müslüman(Kazakistan)
18. Kırımçak: Yahudi (Ukrayna)
19. Kırgız: Müslüman (Kırgızistan)
20. Kırım Tatarları: Müslüman (Kırım)
21. Kreşin Tatarları: Hristiyan (Ukrayna)
22. Kumuklar: Müslüman (Rusya)
23. Nogaylar: Müslüman (Rusya)
24. Özbekler: Müslüman (Özbekistan)
25. Pomaklar: Müslüman (Bulgaristan, Yunanistan, Türkiye)
26. Rumeyler: Hristiyan (Ukrayna)
27. Sahalar (Yakutlar) : Hristiyan ve Şamanist (Rusya)
28. Salar: Müslüman (Çin)
29. Sarı Uygurlar: Budist (Çin)
30. Sekeller: Hıristiyan Katolik (Romanya)
31. Tatarlar: Müslüman (Rusya)
32. Terekeme (Karapapak): Müslüman (Azerbaycan)
33. Torbeş: Müslüman (Makedonya)
34. Tuva: Budist (Rusya)
35. Tofa: Şamanist (Rusya)
36. Türkler: Müslüman (Türkiye)
37. Türkmen: Müslüman (Türkiye, Türkmenistan, İran, Suriye, Irak, Lübnan, Afganistan)
38. Urumlar: Hristiyan (Ukrayna)
39. Uygurlar: Müslüman (Çin)
40. Yörükler: Müslüman (Türkiye)

……………………………………..

• Müslüman:        23
• Gayri Müslim:    17
• Rusya:              13

Türkiye’yi yöneten siyaset içerde 38 etnik grup var derken dünyada 40 Türk topluluğu var ve bunlarla ilişkimiz yok. Türklük, Çin Seddinin dibinden başlar.

MÜSLÜMAN TÜRKLER

RUSYA

  • Balkarlar Müslüman (Kabardin-Balkar, Rusya)
  • Başkurtlar Müslüman (Rusya)
  • Karaçaylar Müslüman (Karaçay-Çerkes, Rusya)
  • Kumuklar: Müslüman (Rusya)
  • Nogaylar: Müslüman (Rusya)
  • Tatarlar: Müslüman (Rusya)

TÜRKİYE

  • Avşarlar: Müslüman (Türkiye)
  • Türkler: Müslüman (Türkiye)
  • Türkmen: Müslüman (Türkiye, Türkmenistan, İran, Suriye, Irak, Lübnan, Afganistan)
  • Yörükler: Müslüman (Türkiye)
  • Pomaklar: Müslüman (Türkiye)

GÜRCİSTAN

  • Ahıska Türkleri: Müslüman (Gürcistan)

İRAN

  • Azeriler: Müslüman Caferi (Azerbaycan, İran)
  • Kaşkay: Müslüman (İran)
  • Türkmenler: Müslüman (İran)

AFGANİSTAN

  • Hazaralar: Müslüman (Afganistan)
  • Türkmen: Müslüman (Afganistan)

TÜRKMENİSTAN

  • Türkmen: Müslüman ( Türkmenistan)

SURİYE

  •  Türkmen: Müslüman ( Suriye)

IRAK

  • Türkmen: Müslüman  ( Irak )

LÜBNAN

  • Türkmen: Müslüman (Lübnan)

KAZAKİSTAN

  • Kazaklar: Müslüman (Kazakistan)

KIRGIZİSTAN

  • Kırgız: Müslüman (Kırgızistan)

KIRIM

  • Kırım Tatarları: Müslüman (Kırım)

 ÖZBEKİSTAN

  • Özbekler: Müslüman (Özbekistan)

YUNANİSTAN

  • Pomaklar: Müslüman (Yunanistan)

BULGARİSTAN

  • Pomaklar: Müslüman (Bulgaristan)

AZERBAYCAN

  • Terekeme (Karapapak): Müslüman (Azerbaycan)

MAKEDONYA

  • Torbeş: Müslüman (Makedonya)

ÇİN

  • Salar: Müslüman (Çin)
  • Uygurlar: Müslüman (Çin)

MUSEVİ TÜRKLER

  • Hazar Türkleri: Yahudi
  • Karaim- Karay: Judeo-Karaim Tarikatı (Ukrayna, Polonya)
  • Kırımçak: Yahudi (Ukrayna)

 

Ortodoks Hristiyan Türkler

MOLDOVA

  • Gagavuzlar. Moldova

UKRAYNA

  • Urumlar. Ukrayna
  • Rumeyler. Ukrayna

YUNANİSTAN

  • Karamanlılar. Yunanistan

RUSYA

  • Çuvaşlar. Çuvaşistan. Rusya
  • Hakaslar. Hakas . Rusya
  • Gorno Altay. Altay. Rusya
  • Yakutlar. Saha. Rusya
  • Dolganlar.  Dolgan Neneth. Rusya
  • Tofalar. Tuva- Buryat. Rusya
  • Kreşin Tatarları, Rusya
  • Altay Türkleri: (Rusya)

 

Katolik Hristiyan Türkler

MACARİSTAN

  • Macarlar

ROMANYA

  • Macarlar
  • Sekeller

SLOVAKYA

  • Macarlar

SIRBİSTAN

  • Macarlar

ÇEKYA

  • Macarlar

ALMANYA

  • Macarlar

AVUSTURYA

  • Macarlar

SLOVENYA

  • Macarlar

BOSNA

  • Macarlar

MAKEDONYA

  • Macarlar

HIRVATİSTAN

  • Macarlar

UKRAYNA

  • Macarlar

ABD

  • Macarlar

BUDİST TÜRKLER

RUSYA

  • Altay Türkleri: Budist (Rusya)
  • Tuva: Budist (Rusya)

ÇİN

  • Sarı Uygurlar

ŞAMAN TÜRKLER

RUSYA

  • Dolgan: Şamanist (Rusya)
  • Sahalar (Yakutlar) : Şamanist (Rusya)
  • Tofa: Şamanist (Rusya)

 

Kafkasya Barışı ve Ermenistan

11.-12.yüzyıllarda Kafkasya İpek Yolları Güzergahı

 

Türkiye’nin ticaret fazlası verdiği ülkeler sıralamasında (2023) Gürcistan onuncu sırada, Azerbaycan 18.sırada yer alırken Ermenistan 109. sırada yer almaktadır. Ermenistan ve Azerbaycan’ın birbirlerine olan gümrük kapılarının kapalı olması bu sıralamadaki çelişkili durumu ortaya koymaktadır. 1993 yılında Ermenistan Azerbaycan’a saldırısı ve işgallerinin neticesinde 30 yılı aşkın bir süre ile kronik bir soruna dönüşen Kafkasya barışı konusu 2023 yılında Azerbaycan’ın dağlık Karabağ‘daki toprakların geri alması ile birlikte 2024 yılı itibarıyla olumlu bir noktaya doğru evrilmiştir.

Ülkeler arası ticari ilişkilerin özellikle bölgeselleşme stratejisi kapsamında teşvik edilmesi özellikle 2.Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa ülkeleri arasında Avrupa Birliği’ne doğru uzanan bir süreci tetiklemiştir. Benzer bir şekilde Kafkasya Birliği de söz konusu olabilirdi.

Türkiye kıtasal entegrasyon girişimleri konusunda Avrupa, Asya vb. gibi aktif olmasına rağmen bölgesel gelişimler konusunda çekingen davranmaktadır. Türkiye’nin, içerisinde  olduğu gibi etrafında da yedi bölge bulunmaktadır ve bu yedi bölgede Türkiye’nin herhangi bir bölgesel birleşme, iktisadi birleşme, bölgesel birlik oluşturma stratejisi bulunmamaktadır.

 

Türkiye her üç ülke ile sınır komşusu olmasına karşın özellikle BM 5 güçleri bölgede bir barış ortamının doğmasın Türkiye’nin Karadeniz ve Hazar havzalarından Türkistan coğrafyasına ve dolayısıyla Asya Pasifik‘e uzanacağı endişesi ile birlikte bölgeyi karıştırmak konusunda mahir ve kararlıdırlar. Ayrıca bölgede yer alan İran’ı da bu husustaki benzer davranışları konusunda ihmal etmemek lazımdır.

Öncelikle Ermenistan ve Azerbaycan arasındaki kalıcı barış ortamının tesis edilmesi konusunda Türkiye’nin liderliği ve ardından da bölgesel bir Kafkasya Birliği oluşturulması ülkemizin, hem özellikle doğu Anadolu bölgesinde bir ihracat ve kalkınma atılımının başlamasına, Asya’ya yönelik ihracat ve kalkınma atılımının başlamasına, hem de söz konusu üç ülkenin diyasporalarının dünya çapındaki güçlü konumları hesaba katıldığında ülkemiz adına bir çarpan etkisi yaratacaktır. Tabii ki Ermenistan da dış ticaret fazlası verdiğimiz ülkeler arasında en başlarda yer almış olacaktır.

Halihazırda Paşinyan liderliğindeki Ermenistan yönetimi Azerbaycan ile olan barış ortamının kalıcı hale getirilmesi ve Türkiye ile olan ilişkilerin sözde soykırım kısır döngüsünden çıkartılması konusunda çabalar göstermektedir. Fakat burada değerlendirmemiz gereken diğer bir husus ta Ermenistan içinde diyasporanın özellikle ABD ve Fransa nezdinde gösterdiği kışkırtıcı ve oyun bozucu çabaların bir benzerinin de, Rusya’nın Azerbaycan yönetici eliti içerisindeki güçlü konumu nedeniyle bu barış çabalarının boşa çıkarılması yönündeki girişimlerdir.

2023 yılı itibari ile İran’ın bölgede barış karşıtı çaba ve girişimlerine Hindistan da ilave olmuş ve Ermenistan‘a silah satışlarını başlatarak Rusya-Ermenistan-İran-Hindistan hattını bir ticaret yolu olarak düzenlenmesi konusunda çabalar göstermeye başlamıştır. Türkistan‘ın komşusu olmasına karşın Hindistan’ın Pakistan konusunda bir ticaret yolu girişiminde bulunmaktansa uzaklardaki Ermenistan ile bu çabayı göstermesi, Pakistan ile olan husumetinden ve Türkiye’nin Pakistan’ı destekliyor olmasından ötürüdür. Ermenistan‘la Azerbaycan barışının tesis edilmesi konusundaki Türkiye’nin inisiyatiflerine bu durumda Pakistan ile ile Hindistan arasındaki sorunların giderilmesi yönünde, Türkiye’nin alacağı arabuluculuk inisiyatifi de önem kazanmaktadır.

Hindistan’da önemli bir Süryani Hristiyan topluluğu yaşıyor. Aslında, dünya Süryani nüfusunun yaklaşık %60’ı Hindistan’da bulunmaktadır. Tahminlere göre Hindistan’da 3 milyondan fazla Süryani Hristiyan yaşıyor. Bu sayı onları ülkedeki en büyük Hristiyan azınlık grubu haline getiriyor.

Çin bölge hakkında 800lü yıllardaki Tang Hanedanı döneminden beri çok yakından ilgilidir ve Hazar Denizi’ne kıyısı olması konusu o dönemden beri Çin’in stratejik hedeflerinin en başlarında yer almaktadır, çünkü bu hedef Çin’in Orta Doğu‘ya, Avrupa’ya ve Rusya’ya erişimini son derece kolay bir konuma getirecektir.

Görüldüğü gibi BM5 artı Hindistan güçlerinin arasında sadece Rusya’nın bölge ülkelerinden Ermenistan Gürcistan ve Azerbaycan ile sınırı olmasına karşın sınırdaş olmayan bu büyük güçler’in müdahaleleri bölge barışını ve ardından oluşturulacak bir Kafkasya Birliği’ni dinamitleme maksatlıdır. Unutulmamalıdır ki Kurtuluş savaşımızın ilk kongresi Ardahan’da düzenlenmiş ve Türk Kurtuluş Savaşı sırasında Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti ile Ermenistan Demokratik Cumhuriyeti arasında 3 Aralık 1920’de Gümrü Anlaşması, TBMM’nin uluslararası alanda imzaladığı ilk antlaşmadır. Türk Kurtuluş Savaşı, Türkiye’nin savaş güçlerini batıya kaydırarak neticede Yunanistan’ı mağlup etmesinin yolunu açmıştır.

Bu stratejik hareketin bir benzerinin günümüzde de uygulanması neticesinde ülkemiz bu kez Asya açılımını da garanti altına almış olacaktır. Zengezur koridorun açılması bölge Birliği’nin oluşturulması yönünde de önemli bir taktik hareket olacaktır.

Ermenistan ve Orta Koridor İpek Yolu

 

ordubad dilucu mesafe

207 km. 2 saat 55 dakika

ordubad bakü mesafe

7 sa. 27 dk. (491,8 km) E002 üzerinden

ZENGEZUR KORİDORU neresi, kaç km? Zengezur Koridoru’nun önemi ve haritadaki yeri… | Türkiye Gazetesi

tiflis bakü mesafe


7 sa. 35 dk. (574,9 km) M2 üzerinden

kars tiflis mesafe

6 sa. 4 dk. (380,5 km) ს1 üzerinden

gümrü kars mesafe

1 sa. 20 dk. (82,9 km) D060 üzerinden

gümrü baku mesafe

10 sa. 30 dk. (707,3 km) M2 üzerinden

Bir izolasyon projesi olarak Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu | Agos

DİLUCU-BAKU MESAFE: 699 km (ZENGEZUR KORİDORU ÜZERİNDEN)

  • ordubad dilucu mesafe: 207 km. 2 saat 55 dakika
  • ordubad bakü mesafe: 7 sa. 27 dk. (491,8 km) E002 üzerinden

KARS-BAKÜ MESAFE: 955,4 km (GÜRCİSTAN ÜZERİNDEN)

  • tiflis bakü mesafe: 7 sa. 35 dk. (574,9 km) M2 üzerinden
  • kars tiflis mesafe: 6 sa. 4 dk. (380,5 km) ს1 üzerinden

KARS-BAKÜ MESAFE: 790,2 km (ERMENİSTAN ÜZERİNDEN)

  • gümrü kars mesafe: 1 sa. 20 dk. (82,9 km) D060 üzerinden
  • gümrü baku mesafe: 10 sa. 30 dk. (707,3 km) M2 üzerinden

Sonuç: En uzun yol halen kullanılmakta olan Gürcistan üzerinden giden Kars-Tiflis Baku yoludur ve olası Zengezur koridorundan 255 km daha uzundur. 

ORTA koridor ipek yolu Türkiye ve Ermenistan ilişkilerine faydalı mı

ORTA Koridor (Zengezur Koridoru) İpek Yolu’nun Türkiye ve Ermenistan ilişkileri üzerinde potansiyel olarak hem faydalı hem de olumsuz etkileri olabilir.

Faydalı etkiler:

  • Artan Ticaret:

ORTA Koridor (Zengezur Koridoru) İpek Yolu’nun Türkiye ve Ermenistan ilişkileri üzerinde potansiyel olarak hem faydalı hem de olumsuz etkileri olabilir.

Faydalı etkiler:

  • Artan Ticaret: ORTA Koridor, Türkiye ve Ermenistan arasında doğrudan kara taşımacılığı sağlayarak iki ülke arasındaki ticareti önemli ölçüde artırabilir. Bu, her iki ekonomiye de fayda sağlayabilir ve iş imkanları yaratabilir.
  • Ekonomik Kalkınma: Artan ticaret, Türkiye ve Ermenistan’ın doğusundaki bölgelerin ekonomik kalkınmasını da teşvik edebilir. Bu bölgeler, altyapı ve diğer kalkınma projelerine yatırım için daha fazla fon çekebilir.
  • Siyasi Normalleşme: ORTA Koridor’un açılması ve işlerliği, Türkiye ve Ermenistan arasındaki siyasi ilişkilerin normalleşmesine katkıda bulunabilir. Bu, iki ülke arasında uzun süredir devam eden gerginliği azaltabilir ve bölgesel istikrara katkıda bulunabilir.

Olumsuz etkiler:

  • Siyasi Gerginlikler: Türkiye ve Ermenistan arasındaki tarihi anlaşmazlıklar, ORTA Koridor’un kullanımıyla ilgili siyasi gerginliklere yol açabilir. Bu, koridorun etkinliğini engelleyebilir ve bölgesel istikrarsızlığa katkıda bulunabilir.
  • Gümrük Engelleri: Türkiye ve Ermenistan arasında halen gümrük engelleri bulunmaktadır. Bu engeller, ORTA Koridor üzerinden yapılan ticaretin maliyetini artırabilir ve cazibesini azaltabilir.
  • Altyapı Sorunları: ORTA Koridor’un bazı bölümlerinde altyapı sorunları vardır. Bu sorunlar, koridorun kapasitesini sınırlayabilir ve taşımacılık sürelerini uzatabilir.

Sonuç olarak, ORTA Koridor İpek Yolu’nun Türkiye ve Ermenistan ilişkileri üzerinde karmaşık bir etkiye sahip olma potansiyeli vardır. Koridorun potansiyel faydalarından yararlanmak için her iki ülkenin de siyasi iradeyi göstermesi ve altyapı ve gümrük engelleri gibi sorunları ele alması gerekecektir.

İpek Yolu’nun Türkiye ve Ermenistan ilişkileri üzerinde karmaşık bir etkisi olabilir. Potansiyel faydaları ve zararları şunlardır:

Potansiyel Faydaları:

  • Artan Ticaret: İpek Yolu’nun ye…

İpek Yolu’nun Türkiye ve Ermenistan ilişkileri üzerinde karmaşık bir etkisi olabilir. Potansiyel faydaları ve zararları şunlardır:

Potansiyel Faydaları:

  • Artan Ticaret: İpek Yolu’nun yeniden canlanması, Türkiye ve Ermenistan arasında ticaretin artmasına yol açabilir. Bu, her iki ülkenin ekonomisine de fayda sağlayabilir ve iş imkanları yaratabilir.
  • Ekonomik Kalkınma: Artan ticaret, Türkiye ve Ermenistan’ın doğusundaki bölgelerin ekonomik kalkınmasını da teşvik edebilir. Bu bölgeler, altyapı ve diğer kalkınma projelerine yatırım için daha fazla fon çekebilir.
  • Siyasi Normalleşme: İpek Yolu’nda iş birliği, Türkiye ve Ermenistan arasındaki siyasi ilişkilerin normalleşmesine katkıda bulunabilir. Bu, iki ülke arasındaki uzun süredir devam eden gerginliği azaltabilir ve bölgesel istikrara katkıda bulunabilir.
  • Kültürel Anlayış: İpek Yolu, Türkiye ve Ermenistan arasındaki halklar arasında kültürel anlayışı ve alışverişi de teşvik edebilir. Bu, iki ülke arasındaki ilişkileri güçlendirebilir ve insanların birbirlerini daha iyi anlamalarına yardımcı olabilir.

Potansiyel Zararları:

  • Siyasi Gerginlikler: Türkiye ve Ermenistan arasındaki tarihi anlaşmazlıklar, İpek Yolu iş birliğiyle ilgili siyasi gerginliklere yol açabilir. Bu, iş birliğini zorlaştırabilir ve bölgesel istikrarsızlığa katkıda bulunabilir.
  • Gümrük Engelleri: Türkiye ve Ermenistan arasında halen gümrük engelleri bulunmaktadır. Bu engeller, İpek Yolu üzerinden yapılan ticareti pahalı hale getirebilir ve cazibesini azaltabilir.
  • Altyapı Sorunları: İpek Yolu’nun bazı bölümlerinde altyapı sorunları vardır. Bu sorunlar, ticaret yollarının kapasitesini sınırlayabilir ve taşımacılık sürelerini uzatabilir.
  • Güvenlik Kaygıları: İpek Yolu’nun bazı bölgeleri siyasi istikrarsızlık ve çatışmalardan etkilenmektedir. Bu durum, ticaret ve yatırımlar için güvenlik riskleri yaratabilir.

Sonuç olarak, İpek Yolu’nun Türkiye ve Ermenistan ilişkileri üzerinde karmaşık bir etkisi olabilir. Her iki ülkenin de potansiyel faydalardan yararlanmak için siyasi iradeyi göstermesi ve siyasi gerginlikler, gümrük engelleri ve altyapı sorunları gibi zorlukları ele alması gerekecektir.

İpek Yolu’nun Türkiye ve Ermenistan ilişkileri üzerindeki etkisini inceleyen bazı kaynaklar:

 

Turk.tr

Rusların (Vkontakte, Odnoklassiki, Telegram, smotrim.ru, Yandex) ve Çinlilerin (Wechat, Alibaba) kendi üretimleri olan, kendilerine özgü sosyal medya programları olmasına karşın Türkler bu konuda tamamen Amerikan menşeli sosyal medya programları (Youtube, Facebook, Instagram) ve arama motorlarına ( google) bağımlı durumdadır. Bunun ivedilikle aşılması gerekmektedir.

Burada aslında son derece büyük bir imkan söz konusudur. Bu imkan da Türk dilinin 58 ülkede konuşuluyor olmasından kaynaklanmaktadır. Türklerin sosyal yapılı karaktere sahip olmalarından ötürü iletişimleri son derece yoğundur ve Türkçe tabanlı sosyal medya programlarının geniş olarak denenmesi durumunda Türkçe konuşan topluluklar birbirlerine yakınlaşacaklar ve yakın iletişim içerisinde olacaklardır.

Buna karşın Türkistan’daki Türkler arasında, Rusça sosyal medya ortamlarında yaygın olarak kullanılmakta ve büyük bir kültürel yabancılaşma yaşanmaktadır. Sosyal medya ortamları kültürel etkileşimleri, iletişimleri hızlandıran ve geliştiren ortamlardır,  bu ise Türkçe’nin yaygınlaştırılması anlamında Türklere büyük bir imkan sağlamaktadır.

Türk dünyasında Youtube’a nazaran smotrim.ru şimdilik o kadar yaygın değil. Ancak Türk dünyasını da Rusya içi ve orta Asya diye ayırmak lazım. Rusya’da evet, smotrim.ru hızla yaygınlaşıyor. Yaygın olan: YouTube. Videolar için Vkontakte’da bir sayfa açılması da çok faydalı ve işlevsel olabilir.

Türk Dünyası Ülkelerinde Bağımsız İnternet Altyapısı ve Sosyal Medya Platformları

Bağımsız İnternet Altyapısı:

Evet, bazı Türk Dünyası ülkeleri bağımsız internet altyapılarına sahip olmaya çalışmaktadır. Bu ülkelerden bazıları şunlardır:

Türkiye: Fırat Penguen projesi ile Türkiye kendi internet altyapısını geliştirmeyi ve uluslararası veri trafiğini kontrol etmeyi amaçlamaktadır.
Kazakistan: Kazakistan, Kaznet projesi ile kendi internet ağını kurmayı ve veri güvenliğini artırmayı hedeflemektedir.
Özbekistan: Özbekistan, Uznet projesi ile kendi internet altyapısını geliştirmeyi ve bilgi teknolojisi sektörünü büyütmeyi amaçlamaktadır.
Ancak, bu projelerin tamamlanması ve tam bağımsızlık sağlanması zaman alacaktır. Şu anda, Türk Dünyası ülkelerinin çoğu internet altyapısı için büyük ölçüde Rusya ve Çin gibi komşu ülkelere bağımlıdır.

Sosyal Medya Platformları:

Bazı Türk Dünyası ülkelerinde yerel ve bölgesel sosyal medya platformları da gelişmektedir. Bu platformlardan bazıları şunlardır:

VK (VKontakte): Rusya kökenli bir platform olmasına rağmen, Türk Dünyası ülkelerinde oldukça popülerdir.
Tengri: Kazakistan merkezli bir platformdur.
Bip: Türkiye merkezli bir mesajlaşma ve sesli/görüntülü arama uygulamasıdır.
Instabir: Türkiye merkezli bir fotoğraf ve video paylaşım platformudur.
Ancak, bu platformların çoğu hala uluslararası platformlar kadar popüler değildir ve kullanıcı sayıları ve işlevsellikleri bakımından sınırlı olabilir.

Genel Değerlendirme:

Türk Dünyası ülkeleri, bağımsız internet altyapısı ve yerel sosyal medya platformları geliştirme konusunda adımlar atmaktadır. Ancak, bu alanda hala büyük bir yol kat edilmesi gerekmektedir. Tam bağımsızlık ve uluslararası platformlarla rekabet edebilecek yerel platformlar oluşturmak için daha fazla yatırım ve geliştirme çabasına ihtiyaç vardır.

Ek Kaynaklar:

https://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrkiye%27de_internet
https://en.wikipedia.org/wiki/Internet_in_Kazakhstan
https://en.wikipedia.org/wiki/Telecommunications_in_Uzbekistan
https://en.wikipedia.org/wiki/Tengri
https://en.wikipedia.org/wiki/BiP_%28software%29
https://en.wikipedia.org/wiki/Instagram

 

Türkiye’de Bağımsız İnternet Altyapısı ve Sosyal Medya Platformları

Bağımsız İnternet Altyapısı:

TURKNET: Tamamen yerli sermayeyle kurulmuş bir internet servis sağlayıcısıdır. Kendi fiber optik altyapısına yatırım yapmaktadır ve Türkiye’nin en geniş fiber ağlarından birine sahiptir. https://turk.net/online-islemler
Vodafone: Türkiye’nin en büyük telekomünikasyon şirketlerinden biridir. Kendi fiber optik altyapısına yatırım yapmaktadır ve geniş bir internet erişimi sunmaktadır. https://www.vodafone.com.tr/
Türk Telekom: Türkiye’nin eski devlet tekelinde olan telekomünikasyon şirketidir. Halen önemli bir pazar payına sahiptir ve fiber optik altyapısına yatırım yapmaktadır. https://www.turktelekom.com.tr/
Bunların dışında, Superonline, İzmirnet ve Komodor gibi daha küçük ölçekli yerel internet servis sağlayıcıları da bulunmaktadır.

Bağımsız Sosyal Medya Platformları:

Ekşi Sözlük: Türkiye’nin en popüler platformlarından biri olan Ekşi Sözlük, kullanıcıların bilgi alışverişi yapabileceği, fikirlerini özgürce ifade edebileceği ve çeşitli konularda tartışabileceği bir platformdur. https://eksisozluk.com/index-html–466822
Uludağ Sözlük: Ekşi Sözlük’e benzer bir platform olan Uludağ Sözlük, daha küçük bir kullanıcı kitlesine sahiptir ancak daha özgür bir ortam sunmaktadır. https://www.uludagsozluk.com/
Yerli Pazar: Yerli ürünlerin ve hizmetlerin alınıp satılabileceği bir e-ticaret platformudur. https://www.yerlipazari.com/
BiP: Türk Telekom tarafından geliştirilen bir mesajlaşma uygulamasıdır. https://bip.com/
Bunların dışında, Sesli Sohbet, Lokalize ve Tez gibi daha niş platformlar da bulunmaktadır.

Dikkat Edilmesi Gerekenler:

Bu platformların hepsi tamamen bağımsız değildir. Hükümet tarafından bazı kısıtlamalara maruz kalabilirler veya devlet denetimine tabi olabilirler.
Bu platformların her birinin kendine özgü avantajları ve dezavantajları vardır. Kullanıcılar, ihtiyaçlarına en uygun platformu seçmelidir.
Türkiye’de internet sansürü ve ifade özgürlüğü ile ilgili endişeler bulunmaktadır. Bu nedenle, kullanıcıların çevrimiçiyken dikkatli olmaları ve yasalara uymaları önemlidir.

Kaynaklar:

https://tr.wikipedia.org/wiki/Turkcell_Superonline
https://www.bbc.com/turkce/topics/cwr9jq90w8gt
https://www.hurriyetdailynews.com/

Rusya’da Sosyal Medya

  • mail.ru grubu
  • V kontakte
  • Telegram
  • Yandex Grubu
  • Kasperskiy Anti virüs şirketi
  • Smotrim.ru

Türkiye’de Bağımsız İnternet Uygulamaları ve Platformları

Sosyal Medya Platformları:

Evet, Türkiye’de Facebook, YouTube, Twitter, WhatsApp ve Instagram gibi popüler platformlara alternatif olan birçok bağımsız internet uygulaması ve platformu mevcuttur. Bunlardan birkaçı:

Ekşi Sözlük: Kullanıcıların bilgi alışverişi yapabileceği, fikirlerini özgürce ifade edebileceği ve çeşitli konularda tartışabileceği bir platformdur. https://eksisozluk.com/index-html–466822
Uludağ Sözlük: Ekşi Sözlük’e benzer bir platform olan Uludağ Sözlük, daha küçük bir kullanıcı kitlesine sahiptir ancak daha özgür bir ortam sunmaktadır. https://www.uludagsozluk.com/
Yerli Pazar: Yerli ürünlerin ve hizmetlerin alınıp satılabileceği bir e-ticaret platformudur. https://www.yerlipazari.com/
BiP: Türk Telekom tarafından geliştirilen bir mesajlaşma uygulamasıdır. https://bip.com/
Sesli Sohbet: Sesli sohbet odaları aracılığıyla yeni insanlarla tanışabileceğiniz ve sohbet edebileceğiniz bir platformdur. https://www.seslisohbet.com/
Lokalize: Bölgesel haberleri ve etkinlikleri takip edebileceğiniz, yerel işletmeleri keşfedebileceğiniz ve hemşerilerinizle bağlantı kurabileceğiniz bir platformdur. https://lokalise.com/
Tez: Kısa videolar paylaşabileceğiniz ve izleyebileceğiniz bir platformdur. https://tez.yok.gov.tr/
Deblur: Görüntüleri ve videoları netleştirmek için kullanılabilecek bir uygulamadır. https://play.google.com/store/apps/details?id=blur.photo.android.app.addquick&hl=en&gl=US
PicPick: Ekran görüntüsü alma ve düzenleme için kullanılabilecek bir uygulamadır. https://picpick.app/

Bunlara ek olarak:

Yerli arama motorları: Yandex Türkiye, Bing Türkiye ve DuckDuckGo gibi arama motorları da mevcuttur.
Yerli e-posta sağlayıcıları: Mail.com, Superonline E-posta ve Turk Telekom E-posta gibi yerli e-posta sağlayıcıları da kullanılabilir.
Yerli bulut depolama hizmetleri: pCloud Türkiye, Turk Telekom Bulut ve Vodafone Bulut gibi yerli bulut depolama hizmetleri de mevcuttur.
Dikkat Edilmesi Gerekenler:

Bu platformların hepsi tamamen bağımsız değildir. Hükümet tarafından bazı kısıtlamalara maruz kalabilirler veya devlet denetimine tabi olabilirler.
Bu platformların her birinin kendine özgü avantajları ve dezavantajları vardır. Kullanıcılar, ihtiyaçlarına en uygun platformu seçmelidir.
Türkiye’de internet sansürü ve ifade özgürlüğü ile ilgili endişeler bulunmaktadır. Bu nedenle, kullanıcıların çevrimiçiyken dikkatli olmaları ve yasalara uymaları önemlidir.

Kaynaklar:

https://tr.wikipedia.org/wiki/Turkcell_Superonline
https://www.dogrulukpayi.com/bulten/turkiye-nin-internette-sansur-uygulamalari
https://www.hurriyetdailynews.com/

Türk dünyasında internet siteleri hangi dil esaslıdır

Türk dünyası, coğrafi ve siyasi açıdan geniş bir alana yayılmış ve farklı dilleri konuşan birçok ülkeden oluşmaktadır. Bu nedenle, Türk dünyasındaki internet sitelerinin dil çeşitliliği de oldukça fazladır.

En yaygın diller:

Türkçe: Türkiye, Azerbaycan, KKTC, Türkmenistan, Özbekistan ve Kırgızistan’ın resmi dilidir. Bu nedenle, Türk dünyasındaki internet sitelerinin büyük bir kısmı Türkçe dilindedir.
Kazakça: Kazakistan’ın resmi dilidir ve Türk dünyasındaki internet sitelerinde de önemli bir yer tutmaktadır.
Özbekçe: Özbekistan’ın resmi dilidir ve Türk dünyasındaki internet sitelerinde de önemli bir yer tutmaktadır.
Uygurca: Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde konuşulan bir dildir ve Türk dünyasındaki internet sitelerinde de azımsanmayacak bir yere sahiptir.
Türkmençe: Türkmenistan’ın resmi dilidir ve Türk dünyasındaki internet sitelerinde de önemli bir yer tutmaktadır.
Kırgızca: Kırgızistan’ın resmi dilidir ve Türk dünyasındaki internet sitelerinde de önemli bir yer tutmaktadır.

Diğer diller:

Gagauzça: Moldova’da Gagauz Özerk Bölgesi’nde konuşulan bir dildir.
Altayca: Rusya’da Altay Cumhuriyeti’nde konuşulan bir dildir.
Hakasça: Rusya’da Hakasya Cumhuriyeti’nde konuşulan bir dildir.
Tuvaca: Rusya’da Tuva Cumhuriyeti’nde konuşulan bir dildir.
Şorca: Rusya’da Kemerovo Oblastı’nda konuşulan bir dildir.

Dil dağılımı:

Türkçe: %60
Kazakça: %20
Özbekçe: %10
Diğer diller: %10

Dikkat edilmesi gerekenler:

Bu dil dağılımı, internet sitelerinin sayısına göre kabaca bir tahmindir. Gerçek dil dağılımı, sitelerin içeriğine ve hedef kitlelerine göre değişiklik gösterebilir.
Türk dünyasında, Arapça ve Farsça gibi diller de bazı internet sitelerinde kullanılmaktadır.
Bazı internet siteleri, birden fazla dilde içerik sunmaktadır.

Kaynaklar:

https://www.internetworldstats.com/languages.htm

 

 

Türkiye Logosu ve Tanıtım Projesi 

Türkiye’nin uluslararası pazarlarda kültürü medeniyeti ve ürünleri ile birlikte tanıtılması anlamında mottosu da bulunan herhangi bir kayda değer logosu mevcut değildir, bulunmamaktadır.

Örneğin Uzakdoğu’da 8 milyon nüfuslu Hong Kong‘a baktığımızda ise her ikisinin de mevcut olduğunu görmekteyiz ve Hong Kong dünyanın özellikle fuarlar ve turizm açısından bir çekim merkezidir. 7 milyon nüfuslu Hong Kong’un logosu ve mottosu anlamlıdır.

Kıtaları birleştiren yegane ülke olan Türkiye işlevsel bir logodan ve mottosundan mahrum bırakılacak bir ülke değildir.

Kıtaları birleştiren ve İpekyolu’nu Akdeniz ile buluştuğu bir coğrafyada 1000 yılı aşkındır mevcut olan Türkiye’nin bu konuda hızlıca bir çözüm bulunması gereklidir. Bu konuda bir yarışma açılarak netice alınmalıdır.

 

Türk Dünyası Olimpiyatları 

Dünyada bir çok ülkeler bölgesel oyunlara aktif olarak katılmaktadırlar Akdeniz Olimpiyatları örneğinde olduğu gibi. Türk dünyası ülkeleri arasında bölgesel olimpiyatların düzenlenmesi durumunda ortak dil Türkçe üzerinden ülke sporcularının ve halklarının birbirleriyle yakın temas içerisinde kaynaşması söz konusu olacaktır.

Tabii ki bu olimpiyatlar neticesinde Türk sporu da ileri aşamalar kaydedecektir. Zaten Türkiye ve Türkistan ülkelerindeki Türkler sportif özellikler taşımaktadırlar ve böylece Türklük kavramı da bir bütünlüğe kavuşmuş olacak ve Türk ülkeleri sporcuları uluslararası yarışmalarda madalyalarla ülkelerindeki insanları da sevindirmiş olacaklardır.

Birçok farklı bölgesel olimpiyat türü var. En yaygın olanlardan bazıları şunlardır:

Ulusal Olimpiyat Oyunları: Bu oyunlar, her dört yılda bir belirli bir kıtada düzenlenir ve her ülkenin en iyi sporcularını bir araya getirir. En bilinen Ulusal Olimpiyat Oyunları arasında Yaz Olimpiyat Oyunları ve Kış Olimpiyat Oyunları yer alır.

Kıtasal Oyunlar: Bu oyunlar, belirli bir kıtadaki ülkeler arasındaki spor müsabakalarıdır. En bilinen kıtasal oyunlar arasında Pan Amerikan Oyunları, Afrika Oyunları, Asya Oyunları ve Avrupa Oyunları yer alır.

Bölgesel Oyunlar: Bu oyunlar, belirli bir coğrafi bölgedeki ülkeler arasındaki spor müsabakalarıdır. En bilinen bölgesel oyunlar arasında Pasifik Oyunları, Karayip Oyunları ve Akdeniz Oyunları yer alır.

Gençlik Olimpiyat Oyunları: Bu oyunlar, her dört yılda bir düzenlenir ve 14 ila 18 yaş arası genç sporcuları bir araya getirir. İlk Gençlik Olimpiyat Oyunları 2010 yılında Singapur’da düzenlendi.
www.olimpiyat.org.tr

Uluslararası Spor Federasyonları (ISF) Dünya Şampiyonası: Bu şampiyonalar, belirli bir spor dalındaki en iyi sporcuları bir araya getirir. En bilinen ISF Dünya Şampiyonası arasında FIFA Dünya Kupası, Kriket Dünya Kupası ve Rugby Dünya Kupası yer alır.

tedankara.k12.tr
ISF Dünya Şampiyonası

Bunlar sadece birkaç örnek. Bölgesel olimpiyat türü. Dünyanın her yerinde farklı spor dallarında ve farklı yaş grupları için birçok farklı bölgesel spor müsabakası düzenlenmektedir.

Bölgesel olimpiyatların bazı faydaları şunlardır:

Sporculara uluslararası düzeyde yarışma fırsatı sunarlar.
Ülkeler arasında dostluk ve iş birliğini teşvik ederler.
Bölgesel gururu ve kimliği teşvik ederler.
Turizmi ve ekonomiyi teşvik edebilirler.

Bölgesel olimpiyatların bazı zorlukları şunlardır:

Pahalı olabilirler.
Düzenlemek zor olabilir.
Politik gerilimlere maruz kalabilirler.
Doping ve diğer suistimallere maruz kalabilirler.
Genel olarak, bölgesel olimpiyatlar sporcular ve ülkeler için değerli bir fırsat sunar. Uluslararası alanda yarışmak, dostluk ve iş birliğini teşvik etmek ve bölgesel gururu ve kimliği teşvik etmek için.

Türk Dünyası Olimpiyatları

04 Eylül 2020

Geçen yüzyıl boyunca küresel entegrasyonun en temel araçlarından biri küresel spor teşkilatları ve küresel spor organizasyonları oldu. 

Aslında daha sonraları uluslararası siyasi kuruluşlara dönüşen uluslararası entegrasyon projelerinin öncü girişimleri uluslararası spor organizasyonları ve uluslararası spor kurumları oldu.

Küresel organizasyon ve kurumların üst aklının Siyonist odaklardan gelmesinin nedeni de budur. Çünkü Siyonist kongreden hemen sonra, Siyonist kongrenin toplandığı bölgede ilk önce küresel spor organizasyonları kuruldu, hatta bunların ilk korsan örgütlenmeleri yapıldı.

Her biri hukuken sadece birer dernek olan İOC (Uluslararası Olimpiyat Komitesi, FFA, UEFA, FIBA, ULEB, daha aklınıza hangi uluslararası spor organizasyonu geliyorsa tümü kuruldu. CAS (Uluslararası Spor Tahkim Mahkemesi) diye bir korsan vakıf da kuruldu.

Küresel siyaset bir anlamda küresel sporun öncülüğünde şekillendirildi. Bugün uluslararası saygın kurumlar olarak gördüğünüz, ismi parlak pek çok kurum bildiğiniz birer dernektir. Özellikle de futbol alanındaki mafyalaşmayı nedense hiç kimse görmek istemiyor. 

Uluslararası Olimpiyat Komitesi, olimpiyat oyunları diye dört yılda bir küresel spor festivali düzenliyor. Bu olimpiyatlara her isteyen katılamıyor. Akredite yarışmalarda, önceden belirlenen barajları aşan elit sporcular katılıyor. Bu akreditasyonun bir kriteri var mı derseniz? Uluslararası Olimpiyat Komitesi’nin iki dudağının arası gibi son derece nesnel bir kriter var. Uluslararası Olimpiyat Komitesi, Kış Olimpiyatları, Paralimpik (Engelli) Olimpiyatları, Universiade (Üniversite Pyunları) gibi küresel organizasyonlar da yapıyor. Daha doğrusu bizim bildiklerimiz bunlar.

Ama Uluslararası Olimpiyat Komitesi, hiç kimsenin dikkatini çekmeyen başka organizasyonlar da yapıyor. 

Maccabiat (Yahudi Sporcular) Olimpiyatı, Pan Armenian (Ermeni Sporcular) Olimpiyatı gibi olimpiyatlar da düzenliyor. Hatta İOC akreditasyonu dışında düzenlenen Gay olimpiyatlarını da akredite etmeye hazırlanıyor. 

Küresel siyaset spor üzerinden, hatta açıkça söyleyelim spor mafyası üzerinden dizayn edilirken, bizim bu mafya düzenine akredite olmak dışında bir vizyonumuz olmaması da, Türkiye’nin küresel siyaset vizyonu ile bağdaşmıyor. 

Türkiye küresel spor mafyası haline gelen bu küresel spor sistemini hükümetlerin taraf olduğu, adalet hakkaniyet ve spor ahlakı temelinde yeniden inşa edecek bir vizyon ile hareket edebilmeli.

Bu sistemin içinde ise, kendi siyasal ekseninde bir organizasyon planlamalı.

Türk dünyasının bir büyük sportif organizasyon ekseninde bir arada hareket edebilmesi, bu takip edecek siyasal formasyonların da alt yapısını oluşturacaktır. Türk dünyasından kastım sadece Türk devletleri ile akraba toplulukları değil. Dünyanın her tarafına yayılmış Türkler var. Bulundukları ülkelerden, kendi milletlerinin spor organizasyonuna bunlar da katılmalı.

Önce Türk Dünyası Olimpiyat Komitesi kurulmalı. Her ülke kendi olimpiyat komitesini kurarak, ana omurgaya akredite olmalı. Örneğin Almanya’da, Fransa da, İngiltere’de, Libya’da veya dünyanın herhangi bir yerinde Türk soyundan gelen her kim varsa, bulundukları ülkede organize olarak ana komiteye akredite olmalı. Her bir ülkede, akredite komiteler aracılığı ile Türk dünyası olimpiyatlarına karışacak sporcuların bir yarışma formasyonu ile seçimi yapılmalı.

Eğer başarılı sporculara verilecek ödüller için tatmin edici bir düzey yakalanırsa, bu olimpiyatlardan birçok elit sporcu yetişecektir. Yarışma kalitesi yükseldikçe de bu organizasyonun ticari değeri artacaktır. Şuna da inanıyorum iyi bir hazırlık ile en geç on yıl içinde, tüm dünyanın takip ettiği, kendi kendini besleyen bir ekosistem ortaya çıkacaktır.

Tüm dünyada; Türk dünyasının entegrasyonu için çok büyük bir adım, çok değerli bir mekanizma kurulmasının önünde hiçbir engel yok. Sadece bir karar verilmesi yeterli olacaktır. Kaynak: https://www.yeniakit.com.tr/yazarlar/av-yasar-bas/turk-dunyasi-olimpiyatlari-33414.html