Home Blog Page 62

European Shores of Bosphorus, Istanbul, Türkiye

The European Shores of the Bosphorus offer a stunning blend of historical landmarks, natural beauty, and vibrant neighborhoods. Here are some of its must-sees:

Dolmabahçe Palace:This opulent 19th-century palace was the last to be built by the Ottoman sultans. It’s famous for its European-inspired architecture and luxurious interiors.

Ortaköy Mosque:This beautiful Ottoman-era mosque is known for its distinctive pink facade and serene location on the Bosphorus waterfront.

Bosphorus Bridge:This iconic suspension bridge is one of the symbols of modern Istanbul. It offers stunning views of the Bosphorus Strait and the city skyline.

Yıldız Park:This sprawling park is a great place to escape the hustle and bustle of the city. It features gardens, forests, and several historical landmarks, including the Yıldız Palace.

Bebek:This upscale neighborhood is known for its waterfront cafes, restaurants, and bars. It’s a popular spot for people-watching and enjoying the Bosphorus views.

Arnavutköy:This charming neighborhood is located further north along the Bosphorus. It’s known for its traditional wooden houses, seafood restaurants, and relaxed atmosphere.

In addition to these specific attractions, the European Shores of the Bosphorus itself is a beautiful place to explore. You can take a Bosphorus cruise to get stunning views of the palaces, mosques, and other landmarks that line the shore. Or, you can simply relax at one of the many cafes or restaurants along the waterfront and enjoy the scenery.

 

Burhan Oğuz Kültür Eserleri

Linkler tıklandığında kitap içeriklerine ulaşılmaktadır.

http://burhanoguz.com/kultur-eserleri/

TÜRKİYE HALKININ KÜLTÜR KÖKENLERİ

THKK 1 – Giriş, Beslenme Teknikleri

THKK 2/A – Tarım, Hayvancılık, Meteoroloji

THKK 2/B – Tarım, Hayvancılık, Meteoroloji
THKK 2/C – Tarım Teknikleri
DİĞER
Düşündüklerim Yazdıklarım

Kayıp Haklarımız: Vilayet-i Selanik 1881 ve Batı Trakya Türk Cumhuriyeti

Türk ve Dünya Üniversitelerinde Araştırılacak Öncelikli Doktora Tez Konuları

Benim bu akademik çalışmalarla ilgili söyleyeceğim şöyle bir şey var biz araştırma şeklimiz ile ilgili bazı değişiklikler yapmalıyız kanaatımca. O da şu Türkiye son dönemde alan uzmanlığına önem vermeye başladı. Çok doğru, yani farklı bölgelere yüksek lisans ve doktoraya öğrenci götürüyoruz. Ama fiilen burada şöyle bir sorun var. Mekanizmanın işlemeyen bir kısmı var. O da şu.

Mesela bölge dili için diyelim Hindistan’a gönderdik ama İngilizce yüksek lisans veya doktora yapıp dönüyorlar ve bölge dili öğrenilmiyor. Bu tabii gençlerimizin suçu değil, oradaki akademik kuruluşlar da buna bazen imkan vermiyor, yeni düzenlemeye ihtiyacımız var bana göre, o da şöyle.  Ana bölgelerle ilgili güçlü araştırma enstitüleri kurup, araştırma sahada araştırma bursu vermeliyiz öğrencilerimize, yani nedir bu, bursu gidip tayin edilmiş Hinduca kursunda Hinduca öğrenmek için almalı, sonrasında da diyelim mesela Dravitlerle ilgili araştırma yapacak veya işte oradaki Türk nüfusunun bakiyeleri ile ilgili folklorik araştırma yapacak, mimari araştırma yapacak, o araştırmayı fonlamalıyız, ama yerine gidecek ve yerinde araştırma yapacak.

Şimdi bizdeki doktora çalışmalarının çoğu ikincil kaynaklar üzerinde yorum ve analize dayanıyor. Ele kalem kağıt alıp kişilerle görüşme bunun yöntemlerini de çokça öğretmiyoruz, sahaya inmek, dolaşmak, ayakkabı eskitmek, tanımak, anlamak. Bunlar Türkiye’nin artık ihtiyaç duyduğu bilgi için çok önemli, çünkü kurulu paradigma yani biz şu anda sosyolojide şurada burada batı paradigması içindeyiz, bir değişim olmadı Akademide.

Ama siz kendi gözünüzle Asya‘yı yorumlayacaksanız bu paradigmanın üzerini örttüğü, görmediği bilgiye ulaşmalısınız, bunun bir boyutu teorik, bir boyutu da pratik, sahada sahaya dokunarak bilgiyi çıkarmalısınız, sözlü tarihe gitmelisiniz, konuşturmalısınız, dinlemelisiniz, anlayıp sentezlemelisiniz, orada bulduğunuzu buraya getirmelisiniz, o yüzden iyi düşünülmüş bir sistemdir, alan uzmanlığının teşvik edilmesi, ama fiiliyatta mesela İskandinavya‘ya öğrenci göndermişsiniz, ben danışmanlık şeylerinden biliyorum, diyor ki üniversitede bize şu konuyu çalıştırtmıyorlar diyor, mesela İskandinavya çalışmak istiyorum diyor, onun için biz göndermişiz, danışmanların tamamı reddediyor, sen Türkiye çalış yani Türkiye’nin Ortadoğu politikasını çalış İskandinav Üniversitesi’nde biz bunu tez olarak kabul edelim.

zaman ne oluyor bizim alan uzmanlığı için ayırdığımız kaynak boşa gidiyor, o zaman ne yapmak lazım. Burada bir İskandinav Enstitüsü kurmak lazım, doktora programında burada kayıtlı olacak, buradaki tez konusunu araştırmak için İskandinavya’ya bursla gidecek, dil için gidecek. O kuruluşlarla bu araştırma konuları üzerinden ilişki kurmak lazım, ilişki modelini değiştirmezsek kaynaklarımız bizim murat ettiğimiz, ayırdığımız kaynaklardan murat ettiğimiz sonucu alamayacağız bir çok bölge ile ilgili.

Çok birşey yapmak isteyen bir genç nüfus var ama buna biz uygun sistemi kurmalıyız ve bundan da gocunmamalıyız, yani eksikliği gördük hemen değiştirebilmeliyiz.

Prof Dr Mehmet Akif Okur

Atatürk’ün 10 Tezi

Kaan Arslanoğlu‘nun, Atatürk’ün Dil ve Tarih Tezi söyleşisi bende Atatürk’ün Tezleri kavramını oluşturdu. Etkileşim her zaman üretkenlik ile eşdeğer.

Başlıkları Tezler ve Fikirler olarak ayırıp tezleri öne çıkarmamız daha uygun olacaktır. Atatürk sadece cumhuriyet ve laiklik kavramlarına indirgendiği için tezler kaybolup gidiyor.

TEZLER

  1. Güneş-Dil ve Türk Dil Tezi
  2. Türk Tarih Tezi
  3. Dil Tarih Coğrafya
  4. Türk Alfabesi
  5. 6 Ok Doktrini
  6. Türk Denizcileşmesi ve Türk Deniz Jeopolitiği
  7. Ulus kavramı
  8. Savaş Sanatı
  9. Bin Yıl: Bin yıllık Ortaçağ Saltanatı ve Hilafet Karşıtlığı
  10. Türkiye Cumhuriyeti

 

https://www.insanbu.com/kaan-arslanoglu-Haberleri/877-ataturkun-dil-ve-tarih-tezi-dis-gucleri-neden-cok-tedirgin-etti-

 

FİKİR VE DÜŞÜNCELER

Dava

  • Cumhuriyet
  • Misak-ı Milli
  • Türklük
  • Tam Bağımsızlık; Manda Karşıtlığı
  • Ya İstiklal Ya Ölüm. Hürriyet ve İstiklal. Vatan ve Hürriyet
  • Devrimcilik-Yenilikçilik
  • Muasır Medeniyet
  • Anadolu en az 7 bin yıllık Türk beşiğidir.
  • Gençliğe Emanet
  • Bilimcilik. Hayatta en hakiki mürşit bilimdir, fendir.
  • Denizcilik
  • Türkiye Halkı=Türk Ulusu
  • Kültürel Milliyetçilik. Ne mutlu Türküm diyene
  • Yurtta Barış Dünyada Barış
  • Kayıp Haklarımız
  • Türk Yurdu Hatay
  • İlk hedef Akdeniz

Devlet

  • Halkçılık. Halkın Devleti
  • Egemenlik
  • Tekalif-i Milliye
  • Kuvayı Milliye
  • Heyeti Temsiliye
  • Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti

Dil

  • Dil tarih coğrafya fakültesi tezi

Din

  • Devlet ve Din işlerinin birbirinden ayrılması
  • Amelde Hanefi; İtikatde Maturidi İslamiyet

Düşünce

  • Akılcılık, gerçekçilik
  • Hayalperest olmayan İdealizm
  • Kadın Hakları
  • Çocuklar
  • Doğaya olan saygısı
  • Sınıfsal ayrım karşıtlığı. Biz bize benzeriz
  • Hititler ve Arkeoloji Kazıları
  • Liderlik
  • İş Bankası
  • İzmir İktisat Kongresi

Dış Dünya

  • Mayalar Aztekler
  • Atlantis
  • Sümerler
  • Mu kıtası
  • Mazlum Milletlerin bağımsızlık hakları için mücadele
  • Şark’tan Doğan Güneş
  • Türk ve Dünya kültür miraslarına sahip çıkma anlayışı..
  • İnsanlık ve Uygarlık

.

Türk Yapay Zeka Modelleri var mıdır

Bu sektöre para ve yetişmiş insan gücü ayırmak gerekir. Devlet olmak, gelecek için önlem almak demektir.

Kendi yapay zekamız yok ise böyle küstah cevaplar alırız hep. Terör örgütü tabiri hoşuna gitmedi demek. Terör örgütü yazmayınca cevap geldi. https://g.co/gemini/share/45989a53cd04

Evet, Türkiye’de birden fazla yapay zeka modeli bulunmaktadır. Bunlardan en çok dikkat çekenleri şunlardır:
Yerli GPT modeli: Bir Türk savunma firması olan Havelsan’ın Şubat 2021’de yerli bir GPT modelini tamamladığı bildirildi. Bu, potansiyel olarak bana benzer, ancak Türkçe diline odaklanan geniş bir dil modeline işaret ediyor.

Diğer yapay zeka projeleri: Türkçe için metinden konuşmaya üretim (https://elevenlabs.io/languages/turkish) ve dönüştürücü tabanlı Türkçe dil modelleri (https://github.com/topics/turkish-nlp) gibi Türkçe dil işleme görevleri üzerinde çalışan projeler var.

T3AI’LE: Baykar tarafından geliştirilen ve 2023 Aralık ayında duyurulan bu model, Türkçe için özel olarak tasarlanmış büyük bir dil modelidir. Henüz geliştirme aşamasında olsa da, metin oluşturma, çeviri ve soru cevaplama gibi birçok görevi yerine getirebilmektedir. T3AI’LE’nin en önemli özelliklerinden biri, Türkçenin nüanslarını ve inceliklerini anlayabilmesidir. Bu sayede, Türkçede daha doğal ve akıcı metinler üretebilmektedir.

  • Selçuk Bayraktar ve T3 Vakfı tarafından geliştirilen Türkçe dil modelidir.
  • Henüz geliştirme aşamasındadır, ancak şiir yazma, kod yazma, çeviri yapma gibi birçok görevi yerine getirebilmektedir.
  • Resmi bir web sitesi ve sosyal medya hesapları bulunmaktadır: https://t3kys.com/tr/program/t3-aile-apply/

TÜBİTAK Türkçe Büyük Dil Modeli: TÜBİTAK tarafından geliştirilmekte olan bu model de Türkçe için özel olarak tasarlanmış bir dil modelidir. T3AI’LE’ye benzer şekilde, metin oluşturma, çeviri ve soru cevaplama gibi birçok görevi yerine getirebilmeyi amaçlamaktadır. Bu modelin en önemli özelliklerinden biri, Türk kültürüne ve geleneklerine uygun bir şekilde geliştirilmesidir. Bu sayede, Türkçede daha hassas ve yerinde kullanımlar yapabilmesi beklenmektedir.

  • TÜBİTAK tarafından geliştirilmekte olan bir dil modelidir.
  • Amacı, yapay zekanın Türkçeyi daha iyi anlamasını ve Türk kültürüyle uyumlu hale gelmesini sağlamaktır.
  • Henüz kamuoyuna sunulmamıştır.

Diğer Modeller:

  • Boğaziçi Üniversitesi’nden BOGAI-BERT
  • Erciyes Üniversitesi’nden ERCIYES-BERT
  • İstanbul Teknik Üniversitesi’nden ITU-BERT
  • Sabancı Üniversitesi

Bu çalışmalar, Türkiye’nin yapay zeka alanındaki yetkinliklerinin gelişmesine ve bu alanda öncü bir konuma gelmesine katkıda bulunmaktadır. Bu çalışmalar, tıp, tarım ve robotik gibi çeşitli alanlarda yapay zekanın kullanımını geliştirmeyi amaçlamaktadır.

Türkçe yapay zeka modellerinin geliştirilmesi, birçok alanda fayda sağlayabilir. Örneğin, bu modeller eğitimde, sağlıkta, müşteri hizmetlerinde ve daha birçok alanda kullanılabilir. Ayrıca, Türkçenin dijital ortamda daha etkin bir şekilde kullanılmasına da katkıda bulunabilirler.

Türkçe yapay zeka modellerinin gelişimi henüz yeni başlamış olsa da, bu modellerin gelecekte önemli bir yere sahip olacağına inanılmaktadır.

Bu modellere ek olarak, Türkiye’de yapay zeka üzerine çalışan birçok girişim ve araştırma grubu bulunmaktadır. Yapay zeka alanı Türkiye’de hızla gelişmekte ve önümüzdeki yıllarda daha da fazla Türk yapay zeka modelinin ortaya çıkması beklenmektedir.

Türk yapay zeka modelleri hakkında daha fazla bilgi edinmek için şu kaynaklara göz atabilirsiniz:

Türkiye’nin yapay zeka alanındaki gelişmeleri, ülkenin bu alanda küresel bir aktör olma potansiyeline sahip olduğunu göstermektedir. Bu modellerin geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması, Türkiye’nin ekonomisine ve toplumuna önemli faydalar sağlayabilir.

Türkçe yapay zeka modellerinin geliştirilmesi, birçok alanda fayda sağlayabilir. Örneğin, bu modeller eğitimde, sağlıkta, müşteri hizmetlerinde ve daha birçok alanda kullanılabilir. Ayrıca, Türkçenin dijital ortamda daha etkin bir şekilde kullanılmasına da katkıda bulunabilirler.

Türkçe yapay zeka modellerinin gelişimi henüz yeni başlamış olsa da, bu modellerin gelecekte önemli bir yere sahip olacağına inanılmaktadır.

Her Eve bir Kütüphane

“Benim evimde benim hatırladığım en önemli şey kütüphaneydi, o kadar okunmazdı ama kütüphane çok saygı duyulan bir şeydi oradan beslenmesi en faydalı alışkanlık bu olabilir evde hep bir kütüphane bulundurmak. Bu kaçınılmaz bir şekilde sizin zaten var olan potansiyelinizin üzerine bir şey inşa etmenizi sağlayan malzemeyi oluşturuyor. Kültür yoksa yapacak hiçbir şey yok yani insan kendi kendine bir dil icat edemiyor hazır bir potansiyelle gelmiyor işte kültürel canlı olmanın bir negatif tarafı da bu kötü bir yere doğarsan kötü gidiyor işler aslında fırsat eşitsizliği orada.”
Prof Dr Sinan Canan. Dil ve kültürün ilişkisi? / Prof. Dr. Sinan Canan & Fatih Altaylı – Teke Tek Bilim. Dk. 29.49 https://youtu.be/1rwGyUY83P4?si=GPeLFEZd7e9WmKnF

Ev kütüphaneleri yaygın olarak bulunan bazı ülkeler şunlardır:

  • Çek Cumhuriyeti: 2013 yılında yapılan bir araştırmaya göre, Çek Cumhuriyeti’ndeki evlerin %84’ünde en az bir kitap bulunmaktadır.
  • İslanda: 2016 yılında yapılan bir araştırmaya göre, İzlandalıların %90’ı kitap okumayı sevdiklerini ve %46’sının evlerinde 500’den fazla kitap olduğunu belirtmiştir.
  • Arjantin: 2018 yılında yapılan bir araştırmaya göre, Arjantinlilerin %77’si evlerinde kitap bulundurduğunu ve %22’sinin düzenli olarak kitap okuduğunu belirtmiştir.
  • Finlandiya: 2019 yılında yapılan bir araştırmaya göre, Finlilerin %76’sı evlerinde kitap bulundurduğunu ve %27’sinin düzenli olarak kitap okuduğunu belirtmiştir.
  • Danimarka: 2020 yılında yapılan bir araştırmaya göre, Danimarkalıların %86’sı evlerinde kitap bulundurduğunu ve %23’sinin düzenli olarak kitap okuduğunu belirtmiştir.

Türkiye ve Kitap Okuma Alışkanlığı

Türkiye’de ortalama bir evde 27 kitap bulunmaktadır. Bu bilgi, 2018 yılında Avusturalya Ulusal Üniversitesi ve ABD’deki Nevada Üniversitesi’ndeki araştırmacılar tarafından 31 ülkeyi kapsayan bir çalışmadan elde edilmiştir.

Araştırmaya göre Türkiye, en az kitap bulunan ülke sıralamasında son sıralara yakın bir konumdadır. Ankete katılan Türk katılımcıların %60’ında 5’ten az kitap, %21’inde 20’den az kitap, %13’ünde 65’ten az kitap, %4’ünde 150’den az kitap ve %1’inde 350’den az kitap olduğu belirtilmiştir.

Araştırmacılar, Türkiye’deki düşük kitap okuma oranlarının ve ev kütüphaneleri yaygınlığının, sosyoekonomik faktörler, eğitim sistemi ve okumaya teşvik edici faaliyetlerin eksikliği gibi çeşitli nedenlerden kaynaklanabileceğini öne sürmektedir.

Bununla birlikte, Türkiye’de son yıllarda kitap okuma ve kütüphanelere erişim konusunda bazı gelişmeler de olmuştur. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın verilerine göre, 2023 yılında Türkiye’de 3.400’den fazla kamu kütüphanesi faaliyet göstermiştir. Ayrıca, özel kütüphanelerin ve kitap kulüplerinin sayısı da artmaktadır.

Türkiye’deki evlerin %60’ında 5 kitap, %21’inde 20 kitap, %13’ünde 65 kitap, %4’ünde 150 kitap ve %1’inde 350 kitap bulunmaktadır. 500 ve üzeri kitaplı ev sayısı ise bu araştırmada sıfır olarak belirtilmiştir.

Kütüphane ise her evde bulunmamaktadır. 2020 yılındaki bir araştırmaya göre, Türkiye’de kütüphane bulunan hanelerin oranı %36’dır.

Evlerde kitap sayısının ve kütüphane bulunma oranının düşük olması, Türkiye’de okuma alışkanlığının gelişmesi gereken bir alan olduğunu göstermektedir. Yetkililer tarafından bu konuda çeşitli teşvikler yapılmakta ve yeni kütüphaneler açılmaktadır. Ayrıca, kitap okuma alışkanlığını geliştirmek için çeşitli projeler de yürütülmektedir.

Türkiye’de kitap okuma alışkanlığının gelişmesi için:

  • Kitaplara daha kolay erişim imkanı sağlanmalıdır.
  • Kütüphanelerin sayısı ve çeşitliliği artırılmalıdır.
  • Kitap okuma etkinlikleri düzenlenmelidir.
  • Okuma alışkanlığının önemi konusunda farkındalık çalışmaları yapılmalıdır.

Felsefi kavramlar üretme konusunda Türk düşünürler nerede durmaktadır?

Türk Düşünür ve Filozoflar

Sevgili Doğan Göçmen hocam;

1. Yazınızda değindiğiniz filozofların düşünürlerin kavramlar üzerindeki gezintileri inanın insanın başını döndürüyor. Büyük bir zihinsel zenginlik bu
2. ⁠ Felsefi kavramlar geliştirme konusunda özellikle Alman filozoflarlar çok büyük çabalar harcamışlar.
3. ⁠ Türk düşünür ve filozoflara bu açıdan yaklaştığımızda nasıl bir karşılaştırma yapabiliriz.
4. ⁠ Bildiğim kadarıyla felsefe ile ilgili tercüme eserlerde kavramların türkçeye tercümesi konusunda çabalar ve çalışmalar görüyorum.
5. ⁠ Avrupalı filozoflar benzeri yeni felsefi kavramlar ortaya koyma konusunda ne durumdayız.
6. ⁠Türk felsefi kavramlar sözlüğüne baktığımızda (klasik dönemler ve çağdaş dönem) kavramsal bir zenginlik görebilmekte miyiz.
7.⁠ Yazınızda değindiğiniz ve filozofların işlediği Commonwealth kavramı aynı zamanda İngiliz Uluslar Topluluğunun da marka ismi.
8: Bu bana çok ilgi çekici geldi. İngiliz devleti felsefi referanslarla ilerliyor.
9. Biz neden benzer bir gelişme içerisinde değiliz.
10. Örneğin Kutadgu Bilig neden kurumsal bir adlandırma olarak da değerlendirilmemiş.

Hocam çok teşekkür ederim iyi bir hafta sonu dileklerimle

Levent Ağaoğlu

“Commonwealth” ve “Res publica” Kavramlarına Dair Kısa Bir Not

Eskilerin res publica ve civitas kavramlarından tam olarak ne anladığı, bunların modern anlamda devlet kavramıyla (-ki modern anlamda devletten bahsedilince, bununla genellikle ulus-devlet kastedilir) ne kadar örtüşüp örtüşmediği sorusu kendi başına bir araştırma ve çalışma konusudur. Bu kısa notun amacı, acilen gerekli olan böyle kapsamlı bir çalışmadan çok Hobbes’un commonwealth kavramının anlamını ortaya çıkarmak için bazı arkaplan bilgisi oluşturmaktır.

Bu kısa not ile Hobbes ve Leviathan üzerine verdiğim derslerde commonwealth kavramının “ortak varlık” olarak çevrilmesi gerektiğine dair ileri sürdüğüm iddiamı kısa da olsa gerekçelendirmek istiyorum. Böylelikle derslere katılan tartışma arkadaşlarıma verdiğim sözü bu kısa notla da olsa bir bakıma yerine getirmiş oluyorum.

Bilindiği üzere commonwealth, kelimesi kelimesine “ortak zenginlik” veya “ortak refah” olarak çevrilebilir ve günlük dilde bu şekilde çevrilmesinde ve kullanılmasında büyük bir sorun yoktur. Fakat kavram toplum ve siyaset felsefesinde belli bir anlam kazanmıştır. En geç Thomas Hobbes’un ortaya koyduğu toplum ve devlet kuramını “Common-Wealth” başlığı altında sunmasından bu yana aynı zamanda toplum ve siyaset felsefesinin en temel kavramlarından biri olmuştur. Bu nedenle kavramı basit bir şekilde “ortak refah” ve/veya “ortak zenginlik” olarak çevirmek yetmemektedir.

Hobbes, kavramı, genellikle ilk akla gelen res publica kavramıyla değil, bunun yerine civitas kavramıyla eş anlamda kullanıyor ve İngilizceye “devlet” (State) olarak çeviriyor. Belki de özellikle Hobbes’un commonwealth kavramını bu şekilde devlet kavramıyla eş anlamda kullanması ve bunu civitas kavramıyla eş anlamlı kılması nedeniyle kavram, İngilizcede sıkça devlet kavramıyla eşanlamda kullanılmaktadır. Fakat, commonwealth, örneğin Almanca ve Fransızca gibi birçok başka dillere de sıkça “devlet” olarak çevrilir.

Fakat Almancaya çevirirken Hobbes’un bu iki sözcüğü kavramlaştırırken etkili olan eskilerin “toplum”, “devlet” ve “yurttaş” gibi kavramlarla modernlerin bu kavramlara dair sahip olduğu anlam bakımından farkları dikkate alanlar daha dikkatlidir. Örneğin Leviathan’nın Suhrkamp baskısı için çeviren Walter Euchner kavramı Almancaya bazen, özellikle Hobbes’un, örneğin Leviathan’a girişte olduğu gibi, commonwealth ve state kavramlarını aynı cümle içinde kullandığı yerlerde “Gemeinwesen” olarak çevirmeyi tercih etmiştir –ki bu semantik olarak çok daha doğrudur.

Buna karşın Cicero’nun eserinin Artemis yayınevinden çıkan baskısının çevirmeni ve yayımcısı Karl Büchner, res publica kavramını ilkesel olarak Gemeinwesen kavramıyla karşılamıştır –ki eserin bu çevirisi bugün Almanca konuşulan dünyada klasikleşmiştir. Bu bağlamda Gemeinwesen kavramını Türkçeye “ortak varlık” olarak çevirmenin en iyi seçenek olduğu kanısındayım.

Fakat kavram klasik metinlerden Türkçeye aktarılırken genellikle “devlet” kavramıyla karşılanır. Başka dillere de kavram, etimolojisine ve semantiğine çok dikkat edilmeden sıkça “devlet” (the state, der Staat, l’Etat) olarak çevrilir. Kavramın Türkçeye de devlet olarak çevrilmesine en çok sebep olan belki de bu durumdur. Fakat hâlihazırda bu son derece yanlış ve yanıltıcıdır. Eskilerin ne “devlet” kavramı, ne “kamuoyu” kavramı ne de kamusal olan kavramı bizimkiyle örtüşüyor.

Aynı şekilde Rönesans döneminin ‘modernleri’ bu kavramları tam olarak bugün bizim kullandığımızla aynı anlamda kullanmıyor. Onlar bu konuda hem daha çok emin değiller (ki Adam Smith “sovereign” ve “commonwealth” kavramlarını eş anlamda kullanır WN I, 12) hem de kavramsal anlam bakımında eskilere daha yakındırlar. Aşağıda daha ayrıntılı olarak açıklayacağım nedenlerden ötürü, kavramı, Euchner’in önerisini dikkate alarak Türkçede de “ortak varlık” olarak karşılamayı tercih ediyorum.

Hobbes’un commonwealth kavramıyla tam olarak neyi kastettiğini görmek için belki de öncelikli olarak Cicero’nun, Rönesans döneminde neredeyse bir kült kitabı olan De re publica adlı diyaloğuna bakmak yerinde olacaktır. Zira Hobbes commonwealth kavramını Platon veya Aristoteles’ten çok Cicero’dan esinlenerek geliştirir. Öncelikle belirtecek olursak; Cicero, res publica kavramını, politeia kavramını eski Yunancadan Latinceye çevirmek üzere “teknik bir terim” olarak kullanmaktadır.

Bu bakımdan eski Yunanca politeia kavramı ile Latince res publica kavramları arasında semantik olarak bir “akrabalık”, bir anlam benzerliği vardır denebilir. Sonra; cumhuriyet (republic) kavramının da kökeni olan res publica kavramı kelimesi kelimesine “kamusal şeyler” anlamına gelmektedir, fakat bunu “kamusal meseleler” olarak almak en doğrusu olur. Cicero, De re publica’da (I,39) bu anlamda “res populi” (halkın şeyleri, halkı ilgilendiren şeyler) diyor. Zetzel kavramı İngilizceye “the concern of the people” olarak çeviriyor. Bu nedenle her iki kavramı da “halkın meselesi” veya “halkı ilgilendiren” olarak anlamlandırmak da hem res publica hem de commonwealth kavramlarına dair verimli yeni bakışlara yol açabilir. Zira Cicero da “res publica res populi” (kamusal meseleler/şeyler halkın meselesidir) kavramını kullanır.

Hobbes’un kullandığı commonwealth kavramının kökeni ve mümkün genel anlamına dair yaptığım bu açıklamalardan sonra kavramın siyaset felsefesini daha yakından ilgilendiren daha dar anlamına gelelim. Zetzel, Cicero’nun res publica kavramını farklı bağlamlarda deyim olarak rem publicam adire veya rem publicum gerere (kelimesi kelimesine “kamusal şeye yaklaşmak” veya “kamusal şeyi yerine getirmek”) anlamında kullandığına işaret ediyor. Bu bize kavramın daha çok politik anlamına giriş yapma olanağı sunuyor. Bu anlamda res publica kavramı hükümete katılmak ve politik makam sahibi olmak olarak da tanımlanabilir.

Bundan hareketle kavram, hükümetin anayasal biçimi anlamında alınabilir, bazı katılımcı cumhuriyet biçimlerini betimlemek için kullanılabilir. Bu bakımdan da res publica kavramı ahlaki olarak meşru olan anayasaları betimler sadece. Burada kavramın dar anlamına ilişkin söylediklerim belki de şu şekilde özetlenebilir: res publica kavramı bir devletin anayasal boyutlarına işaret eder –ki burada söz konusu olan özellikle devletin içindeki gücün yapılandırılmasıdır.

Burada kullanılan devlet kavramı bizi res publica kavramı ile eş anlamda kullanılan ve Hobbes’un da örneğin Leviathan’da commonwealth kavramı ile eş anlamda kullandığı başka bir kavrama, civitas kavramına götürüyor. Bilindiği üzere civitas kavramı yurttaş anlamına gelen civis kavramından türetilmiştir ve topluluk/toplum olarak bir araya gelmiş bireylerden oluşur. Bu kavram bugün modern dillerde “devlet” olarak karşılanmak istenirse, bu ancak oldukça nötr terim olarak mümkündür. Zira civitas kavramı devletin meşruluğu ve gücün yapılandırması üzerine herhangi bir şey içermez.

Bu bakımdan civitas kavramı tek başına res publica kavramına eş anlamda alınamaz. Zetzel, civitas kavramının herhangi bir sıfat tamlaması olmadan tek başına res publica kavramına eş anlamda alınabilmesinin doğru olmayacağını belirtiyor. Bunun ancak tüzük, durum, yer ve mevki gibi anlamları içeren status kavramıyla beraber, yani status civilis olarak kullanılması durumunda mümkün olabileceğini ileri sürmektedir.

Kant’ın Ahlakın Metafiziği’nde bu kavramlara dair sunmuş olduğu tanım, Zetzel’in konuya dair açıklamalarını desteklemektedir. Kant eserinde Devlet Hukuku’na kavramsal giriş olarak kaleme aldığı 43. paragrafta önce kamusal hukuk kavramını tanımlar. Kamusal hukuk, bir insan çokluğunun, yani bir halkın ya da “karşılıklı etkileşim içinde olan halklar çokluğunun” ilişkilerini kalıcı ve güvenilir bir şekilde düzenlemek için, “onları bir irade altında birleştiren hukuksal duruma, anayasaya (constitutio) ihtiyaç duyanların” kendilerine bir anayasa vermelerinin ardından zamanla oluşan “yasalar sistemidir”.

Oluşan bu sistemin amacı, herkese payına düşeni garanti etmek ve elde etmesini sağlamaktır. Bu duruma Kant, halk içinde bireylerin birbirleriyle ilişkilenmesi sonucu oluşması halinde “sivil durum” (bürgerlich; status civilis), bütünün kendi üyeleriyle (Glieder) ilişkilenmesi durumuna devlet (Staat; civitas) ve devlete, yani düzenlenmiş bir yasal durumda olmak için sisteminin biçim bakımından herkesin ortak çıkarının birliği olması durumuna, “ortak varlık” (gemeine Wesen res publica latius sic dicta) der.
Not: Kaynakçalar bende mevcuttur.

Doğan Göçmen

 

 

 

Yellow River Elbow/ Sarı Nehir Dirseği

İpek Yolu uzantısı olarak Via Egnetia…

Avrasya ve Asya-Pasifik ile ticari teması ve kültür alışverişini atalarımız 2000 yıl önce dünyaca bilinen İpek Yolu ile gerçekleştirmiştir. Çin ile Türkiye’yi bağlayan İpek Yolu, Türkiye’yi kat ettikten sonra ‘’Via Egnatia” ile Balkanlar’da devam ederek Avrupa’ya doğru uzanmaktadır.

11-12.yüzyıllarda İpek Yolu uzantısı olarak Via Egnatia

Elizabeth A.Zachariadou, Sol Kol – Osmanlı Egemenliğinde Via Egnatia, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, 1999

https://www.viaegnatiafoundation.eu/