Home Blog Page 18

Adalar Denizi ve Adalar Stratejimize ilişkin bazı Öneriler

               Bizim Akdeniz         

 

        Sütliman Akdeniz

Göl misali

Büyük Deniz

Bizim Deniz

Bizimdir Akdeniz

                                                                                                                      Dünyanın Ortası

Kenevir halatlarla

Bağlanmış Beş Deniz

Kalblerimizde yatan

Lacivert Vatan

                                                                                                                      Barbarossalar

Kaptan-ı Deryalar

Bahriyeler

Levendler

Kenevirden kemendler

                                                                                                                        Ruhumuz;

Dokuz Sekiz

İlk hedefimizdi

Mavi gökler

Lâcivert deniz; Akdeniz!

 

Rastgele!

Kendir halatlar deryalara

Kenevir urganlar denizlere

Seferler ola

Andre Dorya’larla

Cedelleşenlere

 

Deryalar, Kaptanlara,

Kızıl Sakallara

Zaferler Barbaros’lara

Denizler göllere

Talaylar Levend’lere

Arşipel’e,

Adalar Denizi’ne

                                                                                                                                                                     Levent   Ağaoğlu                                             19 Mayıs 2019

 

Kavramlar: Yeniden Birleşme (Re-Unification). Nüfus ve Nüfuz Gücü. Güç. Batı Trakya Türk Cumhuriyeti. İttifaklar Stratejisi. Bilge Güç Stratejisi. Kayıp Haklar Hukuku.

Ülkeler: Türkiye. Yunanistan. KKTC. İtalya. Arnavutluk. Bulgaristan. Rusya. Hong Kong. Makau. Çin Halk Cumhuriyeti (1949). Çin Cumhuriyeti-Tayvan (1912). Mısır. Libya.

Adalar Denizinde Yunanistan’ın 5 ülke ile ihtilafları bulunmaktadır. Türkiye’nin ihtilafı ise sadece Yunanistan iledir.

Yunanistan, Ege Denizi ve Akdeniz’de birçok ada üzerinde egemenlik haklarını savunmaktadır. Bu durum, komşu ülkelerle bazı ihtilafların ortaya çıkmasına neden olmaktadır.

  1. Türkiye: Oniki Ada: 1947 Paris Barış Antlaşması ile Yunanistan’a devredilmesine rağmen, bazı adacıklar ve kayalıklar hala iki ülke arasında gri alan olarak kabul edilmektedir.

Doğu Akdeniz: Yunanistan, bazı adaları ve kayalıkları kullanarak deniz yetki alanlarını genişletmeye çalışmakta ve bu durum Türkiye ile gerginliğe yol açmaktadır.

Ege Denizi Hava Sahası: Ege Denizi’nde hava sahası ihlalleri zaman zaman iki ülke arasında gerginlik yaratmaktadır.

  1. Libya: Gava Adası: Libya, Gava Adası’nın kendi deniz sınırları içinde yer aldığını savunurken, Yunanistan adanın tarihsel ve coğrafi açıdan kendisine ait olduğunu iddia etmektedir.

Diaplous ve Paximadi Kayalıkları: Yunanistan, bu kayalıkların kendi deniz sınırları içinde yer aldığını savunurken, Libya bu kayalıkların kendi kıta sahanlığına ait olduğunu iddia etmektedir.

  1. İtalya:Bazı adacıklar ve kayalıklar: 20. yüzyılın başlarında yaşanan ada anlaşmazlığı çözülmüş olsa da, hala bazı küçük adacıklar ve kayalıklar iki ülke arasında ihtilaf konusu olmaya devam etmektedir.
  2. Mısır: Mısır: Yunanistan, Girit’in güneyinde yer alan Gavdos Adası’nın Mısır’a ait bir kayalığa çok yakın olması nedeniyle Mısır ile de bir ihtilaf yaşamaktadır.
  3. Arnavutluk: Yunanistan, Korfu Adası’nın kuzeybatısında yer alan Othoni Adası’nın Arnavutluk’a ait bir adaya çok yakın olması nedeniyle Arnavutluk ile de bir ihtilaf yaşamaktadır.

Yunanistan tarafından Ege denizi olarak adlandırılan Balkan ve Anadolu yarımadaları arasındaki geniş parçası tarihte Türkler tarafından yüzyıllar boyunca Adalar Denizi olarak adlandırılmıştır. Türkler, yer adlarını ifade ederken hep derin anlamlar yüklemektedirler. Bu denize özel bir isim verilmemiş fakat coğrafi ve jeolojik özelliği olarak adaların sıklığından ötürü bu şekilde adlandırılmıştır.

Türklerin 1300’lü yılların  başlarından itibaren süregelen  Akdeniz hâkimiyeti boyunca sürekli olarak İtalyan şehir devletleri olan Venedik ve Ceneviz ile mücadele edilmiştir. 19. yüzyıl başlarında Yunanistan ile olan savaşlarda adalar Yunanistan tarafından ele geçirilmeye başlamış daha sonra 20. yüzyıl başlarındaki Balkan Savaşı ve uzantısı Trablusgarp Savaşı neticesinde adalar İtalya’ya terk edilmeye başlanmış ve ardından birinci Dünya Savaşı ve ikinci Dünya Savaşı neticelerinden olmak üzere adaların elimizden çıkma süreci devam etmiştir.  Bu adalar İtalya’ya ve  Yunanistan’a terk edilmiştir.

Türklerin Avrupa’dan atılması, Vatikan planının son aşaması olarak Arnavut Katolikleri üzerinden çıkartılan Balkan Savaşı neticesinde Türkler, Adalar Denizindeki adalardan da çıkartılmaya başlanmıştır.

Doğu Akdeniz’de yer alan Kıbrıs adası ise İngiltere’ye 19. yüzyıl sonlarında kiralanmış ve birinci Dünya Savaşı’nın kaybedilmesi üzerine İngiltere adayı ilhak etmiştir. 20.yüzyılın son çeyreğinde 1974 Temmuz’unda ise Türkiye adanın kuzey kısımlarını güç kullanmak suretiyle geri almıştır.

Görüldüğü üzere imparatorluğun güçlü olduğu dönemlerde ele geçirilen adalar çöküş döneminde kaybedilmeye başlanmıştır. Yirmi birinci yüzyılın başlarından itibaren ise adacıklar ve kayalıklar hükümetin kayıtsız kalması karşısında Yunanistan tarafından işgal edilmeye başlanmıştır.

Türkiye sürekli olarak anlaşmalar zemininde hareket eden bir ülke olmasına karşın Adalar Denizi ve adalar üzerindeki egemenlik hakları konusunda her zaman yalnızdır.

Ortada Yunanistan olarak adlandırılan bir devlet sadece Mora yarımadasında mevcut iken, Makedonya, Trakya ve Arnavutluk topraklarının paylaştırılması suretiyle Yunanistan icat edilmiştir.

Yeniden birleşme ve nüfuz tesisi konularında Hong Kong ve Makau örnekleri yirminci yüzyılın sonlarında yaşanmış canlı örneklerdir. Tayvan da sırada beklemektedir.

Oldubittilerle imparatorluktan ve Türkiye Cumhuriyeti’nden kopartılan bu vatan parçaları ile yeniden birleşilmesi için önemli olan, 21. yüzyıl uluslararası ilişkiler dünyasında tek bir gerçeklik olan güç kavramıdır.

1920’li yıllarda Yunanistan’ın nüfusu 6.5 milyon, Türkiye’nin nüfusu ise 13.5 milyon civarlarında iken 2024 yılı itibarıyla Türkiye’nin nüfusu 90 milyona yaklaşırken Yunanistan’ın nüfusu 10.5 milyon civarındadır, aradaki nüfus farkı, bir misli iken dokuz misline çıkmıştır. Nüfus gücün önemli değişkenlerinden bir tanesidir.

Çin Halk Cumhuriyeti, Hong Kong ile ilgili olarak İngiltere’den, 1984-1997 yılları arasında 14 yıl süren görüşmeler neticesinde kiraladığından çok daha fazlasını geri alabildiyse bunun arkasında yatan Çin’in kalkınmasının da motoru olan nüfus ve nüfuz gücüdür.

Bu, Türkiye açısından da izlenmesi gereken bir yoldur. Türkiye’nin yeniden birleşebileceği vatan toprakları Misak-ı Milli belgesinde detaylı olarak listelenmiş durumdadır. Adalar denizi, adalar meselesi ve Batı Trakya da bu kapsamda değerlendirilmelidir.

1913 yılında Batı Trakya‘da bir Cumhuriyet kurularak, gelecekte bu cumhuriyetin canlandırılması hedeflenmiştir. Aynı model Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin teşekkülünde de gözükmektedir. Bu parçaların hepsi daha sonra birleştirilecektir.

Afganistan’daki Herat’dan, Makedonya’daki Üsküp’e, Karadeniz kıyısındaki Gagavuzya’ya kadar 5400 km uzunluğundaki bir alan Oğuz Türkçesinin konuşulduğu alandır, burada yaşayan 150 milyonu aşkın bir Türk nüfusu söz konusudur.

Balkan Savaşında Osmanlı İmparatorluğu’nun karşısında Balkan ülkelerinin oluşturduğu ittifaklar söz konusuydu. Demek ki Türkiye’nin de Adalar Denizi’nde bir takım ittifaklar oluşturması gerekmektedir.

Çin Halk Cumhuriyeti’nin bir İngiliz toprağı olan Hong Kong’un tamamını 2 Temmuz 1997’de hangi stratejilerle devraldığı konusu son derece önemlidir. Bunun Türkiye’ye örnek olması lazımdır.

Çin Halk Cumhuriyeti kendisinden kopartılan parçaları (1997’de Hong Kong ve 1999’da Makao) geri almış ve Tayvan‘ı da yakın bir gelecekte geri alması beklenmektedir.  2500 yıl önce Savaş Sanatı kitabının yazarı olan Çin Halk Cumhuriyeti, İngiltere ile 13 yıl süren görüşmeler neticesinde Hong Kong adasını İngiltere’den geri almıştı.

Bu konudaki ana kaynak görüşmeleri bizzat yürüten Hong Kong Genel valisi Chris Patten’in yazdığı “East and West” başlıklı kitaptır. Görüşme süreçleri bu kitapta detaylı olarak anlatılmıştır.

Kiralanan Kıbrıs ve Hong Kong adaları 

Benzer şekilde de Tayvan adası ve hükümranlığındaki adalar, adacıklar ve kayalıklar da 640 adet olarak ifadelendirilmektedir. Burada Adalar Denizi ile benzer bir durum söz konusudur. İkinci Dünya Savaşı süreçlerinde ve sonunda Çin Halk Cumhuriyeti’den (1949) ayrışarak, Çin Cumhuriyeti (1912) olarak varlığını devam ettiren Tayvan adası Türkiye açısından önemli bir örnek teşkil etmektedir.

Tayvan Çin Cumhuriyeti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti 

Çünkü Osmanlı’nın çöküş sürecinde Batı tarafından desteklenen Yunan isyan hareketi koca bir devlete dönüştürülmüştür ve bunu Türk İmparatorluğu’ndan kopartılan parçalar yoluyla başarmıştır. Dünya Savaşları koşullarında bu süreçler gerçekleştirilmiştir.

Türkiye, Kıbrıs adasının kuzey kısımlarını güç kullanarak geri almayı başarmak suretiyle, Adalar Denizi’ndeki adalar, Girit ve Rodos gibi büyük adalar da dahil olmak üzere adacıklar ve kayalıkları geri alabileceğine ilişkin bizleri ümitlendirmektedir. Burada önemli olan bilge güç stratejisinin uygulanmasıdır; gerektiğinde diplomasi, gerektiğinde savaş.

Nüfusunu çoğaltmak suretiyle Osmanlı döneminden de daha güçlü olma sinyalleri veren Türkiye, adalar denizi ve adalarla yeniden birleşme gündemini, aynı zamanda 110 yıl önceki Batı Trakya Türk Cumhuriyeti yapılanması ile de ilişkilendirmek durumundadır. BTTC, gelecek için fidelenmiş, tohumları ekilmiş ve uygun zamanını kollayan bir yapıdır.

Türkiye’nin Balkan Savaşı’nda kendi aralarında ittifak yapan Balkan ülkelerine mağlubiyetinden çıkartacağı önemli bir ders ise Adalar meselesi için ittifaklar stratejisinin izlenmesi gereğidir. Burada Rusya ve Bulgaristan önem kazanmaktadır. Karadeniz’e erişim emellerine ulaşamayan ABD, karşılığında Adalar Denizini bir Yunan iç denizine çevirme hevesindedir.

Rusya ise İsveç’in NATO ile üyeliği ile birlikte kısıtlanan Kuzey denizlerine çıkış stratejisini, hiç olmazsa Karadeniz ve Boğazlar üzerinden Adalar denizi irtibatı ile birlikte Akdeniz’e ve okyanuslara erişim kabiliyeti olarak değerlendirmektedir. Burada Türkiye, Rusya ve Bulgaristan’ın çıkarları örtüşmektedir, bu ortam bir ittifak anlayışı içerisinde değerlendirilmelidir

İtalya ise her zaman NATO şemsiyesi altında davranma zorunluluğunda olsa bile Yunanlılar ile hiçbir zaman anlaşamayacakları gerçeğinden hareket ederek kendileriyle daha geniş alanlarda işbirlikleri ve stratejiler inşa  etmek suretiyle ortak bir zemin arayışına girilmelidir.

İtalya ile Roma İmparatorluğu kökenindeki ve ortak zeminindeki bağların canlandırılması burada ayrı bir önem taşımaktadır. Adriyatik Denizi’nde ve İyon Denizindeki adalar hususunda Yunanistan ile ihtilafı olan Arnavutluk ile ve Adalar Denizi’nde ve Akdeniz’de ihtilafları olan İtalya, Mısır ve Libya ile adalar konusuna özel Yunanistan karşıtı çıkar ortaklıkları tesis edilmelidir.

Vatan toprakları ile yeniden birleşme konusunda Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra iki fiili durumdan da başarıyla çıkılmıştır. Hatay konusunda Fransa ile görüşmeler neticesinde Hatay ve Kıbrıs konusunda ise garantör devlet İngiltere ile yapılan görüşmeler ve akabinde Yunanistan ile yapılan savaş neticesinde Kuzey Kıbrıs geri alınmıştır.

Bu iki olumlu örnek çok zengin bir tecrübe birikimidir ve Adalar Denizi ve adaları konusundaki olası girişimlerimiz ve stratejilerimiz için de ana esin kaynağımızdır.

Tayvan Çin Cumhuriyeti 1 Ocak 1912 tarihinde kurulmuş olup, ikinci Dünya Savaşı’nda Çin anakarasındaki iç savaşın sonuçlarına rağmen, hukuki varlığını sürdürmeye devam etmektedir. 

31 Ağustos 1913 – 30 Ekim 1913 tarihleri arasında varlığını sürdürmüş olan Batı Trakya Türk Cumhuriyeti ise varlığını sonlandırmış gözükmektedir. Bu varlığın tekrar canlandırılması önemli bir stratejik aksiyon teşkil edecektir

Ayrıca, Girit adasında, anlaşmalardan kaynaklanan haklarımıza ilişkin durum da masaya yatırılmalıdır.

Türklerin sayılamayacak kadar çok kayıp hakları vardır ve adalar denizi ile adaları kaybedilmiş kayıp haklar hukukunun en başında yer almaktadır. Bu konu uluslararası çapta yürütülecek Türklerin kayıp hakları hukuku etiket başlığı altında yürütülmelidir.

Tabii ki bu aynı zamanda bir propaganda faaliyetidir ve ülkemiz ile ittifak yapacak ülkelerin de bu konularda etkilenmesi, etki altına alınması özel önem taşımaktadır.

Levent Ağaoğlu

www.booksonturkey.com

[email protected]

Edebiyatta Deniz Teması

Türk Edebiyatında Denizi Konu Edinen Yazarlar ve Eserleri

Türk edebiyatında deniz, yüzyıllardır şairlerin, yazarların ilham kaynağı olmuştur. Sonsuzluğun, özgürlüğün, maceranın ve aynı zamanda melankolinin sembolü olan deniz, Türk edebiyatında çokça işlenmiştir. İşte deniz temalı bazı önemli eserler ve yazarlar:

Halikarnas Balıkçısı

Aganta Burina Burinata: Türk denizciliğinin en önemli romanlarından biridir. Ege’nin güzellikleri, balıkçılar, denizle iç içe bir yaşam ve özlem dolu bir anlatımla okuyucuyu büyüler.

Yahya Kemal Beyatlı

Sessiz Çığlık: Şairin denizle ilgili en bilinen şiirlerinden biridir. Deniz, yalnızlık, hüzün ve aşk gibi temaları içerir.

Nazım Hikmet Ran

Memleketimden İnsan Manzaraları: Bu şiirinde Nazım Hikmet, denizleri ve denizcileri özgürlüğün sembolü olarak kullanır.

Sait Faik Abasıyanık

Sinağrit Baba: Sait Faik’in kısa öykülerinden biridir. Bir balıkçının hayatı ve denizle olan bağı, yalın bir dille anlatılır.

Yusuf Ziya Ortaç

Deniz Hikâyeleri: Ortaç, deniz hikayeleriyle deniz yaşamının zorluklarını ve güzelliklerini okurlarına aktarır.

Diğer Önemli Eserler ve Yazarlar

  • Yaman Koray: Büyük Orfoz gibi eserleriyle denizciliğin ve deniz edebiyatının önemli isimlerindendir.
  • Ahmet Büke: İzmir Postası’nın Adamları, Çiğdem Külahı gibi eserleriyle deniz edebiyatına önemli katkılar sağlamıştır.

Neden Deniz Bu Kadar Önemli?

  • Coğrafi Konum: Ülkemizin üç tarafı denizlerle çevrili olması, denizlerin edebiyatımızdaki önemini artırmıştır.
  • Tarih ve Kültür: Denizcilik, Türk tarihinde önemli bir yer tutmuştur. Bu da denizlerin edebiyatta sıkça işlenmesine neden olmuştur.
  • Sembolik Anlamı: Deniz, özgürlük, sonsuzluk, yalnızlık, hüzün gibi birçok farklı duyguyu ve kavramı sembolize eder.

Deniz temalı eserler, okuyucuya farklı duygular yaşatır ve hayal dünyasını genişletir. Eğer denizleri seviyorsanız veya farklı bir bakış açısıyla keşfetmek istiyorsanız, bu yazarların eserlerini mutlaka okumalısınız.

Ek Bilgiler:

  • Deniz Edebiyatı ve Denizcilik Kültürü Kitapları: Kayıp Rıhtım gibi platformlarda deniz temalı kitaplara ulaşabilirsiniz.
  • Denizi konu alan 13 enfes kitap: Milliyet gazetesinin Molatik Sanat köşesinde denizle ilgili kitap önerileri bulabilirsiniz.

Edebiyatın Denize Olan Fikir Kıyısı: Deniz Edebiyatı…

Dünya Edebiyatı ve Kültür Tarihinde Su ve Deniz Meriç Gök

Türk Edebiyatı Eserler Sözlüğü 

Dünya deniz edebiyatındaki ünlü yazarlar kimlerdir?

Dünya deniz edebiyatında, denizi ve deniz yaşamını konu alan birçok unutulmaz eser veren pek çok ünlü yazar bulunmaktadır. Bu yazarlar, deniz maceralarını, denizcilerin yaşamını, denizlerin gizemini ve gücünü farklı perspektiflerden ele alarak edebiyata önemli katkılarda bulunmuşlardır.

İşte dünya deniz edebiyatının bazı önemli yazarları:

  • Herman Melville: “Moby Dick” adlı eseriyle deniz edebiyatının en önemli eserlerinden birini yazan Melville, bir balina avcısının intikam arayışını ve insanın doğayla mücadelesini epik bir dille anlatır.
  • Joseph Conrad: “Karanlığın Yüreği” gibi eserleriyle tanınan Conrad, denizcilik deneyimlerini romanlarına yansıtarak sömürgeciliğin karanlık yüzünü ve insanın iç dünyasını mercek altına alır.
  • Jules Verne: “Denizler Altında Yirmi Bin Fersah” ile denizaltı maceralarına olan ilgiyi artıran Verne, bilim kurgu türüne de önemli katkılarda bulunur.
  • Ernest Hemingway: “Yaşlı Adam ve Deniz” adlı eseriyle Nobel Edebiyat Ödülü kazanan Hemingway, yaşlı bir balıkçının dev bir kılıçbalığıyla verdiği mücadeleyi yalın ve etkileyici bir dille anlatır.
  • Patrick O’Brian: Aubrey-Maturin serisiyle 18. yüzyıl İngiliz donanmasında geçen maceraları anlatan O’Brian, tarihi roman türünde önemli bir yere sahiptir.

Türk Deniz Edebiyatından Örnekler:

  • Yaman Koray: “Büyük Orfoz” gibi eserleriyle Türk deniz edebiyatının önemli isimlerinden biridir.
  • Sait Faik Abasıyanık: “Sinağrit Baba” gibi öyküleriyle deniz yaşamına farklı bir bakış açısı getirir.

Diğer Önemli Yazarlar:

  • Jack London: “Deniz Kurtları”
  • Daniel Defoe: “Robinson Crusoe”
  • Robert Louis Stevenson: “Hazin Ada”
  • Gabriel García Márquez: “Bir Kayıp Denizci”

Deniz Edebiyatını Neden Okumak Gerekir?

  • Macera ve Heyecan: Deniz maceraları, okuyucuyu farklı dünyalara taşıyarak heyecan dolu bir okuma deneyimi sunar.
  • Doğa ve İnsan İlişkisi: Deniz edebiyatı, insanın doğayla olan ilişkisini farklı boyutlarıyla ele alır.
  • Kültürel Zenginlik: Denizcilik tarihi ve farklı kültürlerin denizle olan ilişkileri hakkında bilgi verir.
  • Psikolojik Derinlik: Denizcilerin iç dünyaları ve yaşadıkları zorluklar, okuyucuya psikolojik bir derinlik sunar.

Daha Fazla Bilgi İçin:

Yabancı Yazarlar

  • Jules Verne
  • Ernest Hemingway
  • Jack London
  • Virginia Wolf

Türkler Ansiklopedisi Denizcilik Maddeleri

1.CİLT:

Ön ve Orta Asya, Kafkasya, Karadeniz’in Kuzeyi, İdil-Ural ve Batı Sibirya’daki Eski Türkler / Prof. Dr. Mir Fatih Zekiyev [p.424-431]

2.CİLT:

Karadeniz’in Kuzeyinde Peçenekler / Prof. Dr. Necati Demir [p.709-713]

4.CİLT:

Azerbaycan Atabeyleri (İldenizliler) (1146-1225) / Yrd. Doç. Dr. Hüseyin Kayhan [p.871-879]

6.CİLT:

Türkiye Selçukluları Devrinde Akdeniz Siyasetine Genel Bir Bakış / Prof. Dr. Hüseyin Algül [p.645-650]

7.CİLT:

Türklerin Akdeniz Kültürel Bölgesine Entegrasyonu / Prof. Dr. Xénia Celnarova [p.743-747]

9.CİLT:

Görülmeyen Osmanlı: Geç Ortaçağ ve Modern Dönemlerde Akdeniz Tarihinin Kayıp Devleti / Prof. Dr. Kate Fleet [p.60-65]

Denizlerde Osmanlı Hâkimiyeti XVI-XVII. Yüzyıllarda Akdeniz’de Osmanlı Hakimiyeti / Yrd. Doç. Dr. Ersin Gülsoy [p.589-598]

Yavuz Sultan Selim ve Kanunî Sultan Süleyman Devirlerinde İspanya ve Osmanlı İmparatorlukları Arasında Deniz Savaşları / Prof. Dr. Miguel A. De Bunes Ibarra [p.599-607]

XVI. Yüzyılda Ceneviz ve Osmanlı İmparatorluğu / Dr. Riccardo Musso [p.608-613]

XVI. ve XVII. Yüzyıllarda Cezayir-İ Bahr-İ Sefîd (Akdeniz-Ege Adaları Ya Da Kapudan Paşa Eyaleti) / Ayhan Afşın Ünal [p.614-617]

10.CİLT:

Beylikten İmaratorluğa Osmanlı Denizciliği / Prof. Dr. İdris Bostan [p.122-128]

11.CİLT:

Türk-İslam Kültür Çevresinde Uçma Denemeleri, Otomatik Makinalar, Denizaltı ve Roket Teknolojisi / Prof. Dr. Arslan Terzioğlu [p.260-266]

12.CİLT:

XVIII. Yüzyılda Osmanlı Devleti’nin Doğu Karadeniz Politikası / Yrd. Doç. Dr. Zübede Güneş Yağcı [p.554-563]

Fatih Dönemi Deniz Hâkimiyeti: İşbirliğinden Ayrılığa: XIV ve XV. Yüzyıllarda Cenevizliler ve Türkler / Prof. Dr. Enrico Basso [p.355-362]

13.CİLT:

Ana Hatlarıyla Abdülaziz Dönemi Osmanlı Bahriyesi ve Ceride-İ Askeriyyelere Göre 1864 Yılı Denizcilik Faaliyetleri / Yrd. Doç. Dr. Faruk Ayın – Erkan Göksu [s.822-829]

14.CİLT:

Boğaziçi’nde Deniz Ulaşımı ve Şirket-İ Hayriye / Uğur Göktaş [s.493-500]

Osmanlı Denizlerinde Mesaha Çalışmaları / Şakir Batmaz [s.915-918]

 

Ohri ve Şiir Festivalleri, Mehmet Uhri

ŞAİRİN DERDİ
Makedonya’da Ohri gölü kenarında keyif kahvesi içmek için inat etmesem emekli edebiyat öğretmeni beyefendiyle karşılaşma şansım olmayacaktı.
Masasında tek başına oturuyor, çevreyle ilgilenmiyor, kaba görünüşlü kağıtlara dolma kalemle bir şeyler yazıyordu.
Yüzündeki derin çizgilere ve seyrelmiş ak saçlarına bakılırsa yaşı hayli geçkin olmalıydı.
Arada kalemi dudaklarına götürüp uzaklara, gölün karşı kıyısına bakıyor sonra tekrar yazıya dönüyordu.
Garsona Türkçe seslenmesinden cesaret alıp masasına yöneldim ve göl kıyısındaki masaların dolu olduğu bahanesine sığınıp, çok kalamayacağımı, bir kahve içip Ohri gölünü seyretmek istediğimi söyleyip masasına ilişmek için izin istedim.
Başını kaldırıp göz ucuyla süzdü sonra kalemiyle oturacağım yeri gösterip yazısına döndü. Masanın üstünde kenarları pek düzgün olmayan kirli kırçıllı görünümde kaba parşömen kağıdını andıran kağıtlara el yazısıyla notlar alıyor, şiir yazıyordu.
Yazdığı kağıtların birini dosyaya kaldırırken diğerini buruşturmadan gölün sularına bıraktı. Islanan kağıdın önce yazıları dağılıp okunamaz hale geldi sonra kağıt gevşeyip parçalara ayrıldı ve gözden kayboldu.
Kahve sipariş edeceğimi söyleyip eşlik etmesi için ricada bulundum yine sesini çıkarmadan kafasıyla olur verdi. Siparişi almaya gelen garsona eliyle beni gösterip bir şeyler söyledi.
Açıklama beklediğimi anlayınca “Burada kahve dersen filtre kahve getirirler, madem ki keyif kahvesi içeceğiz, iyi pişmiş şekersiz Türk kahvesi istediğimizi söyledim” dedi.
Sonra kalemin kapağını kapatıp ceketinin iç cebine yerleştirdi.
Nereden geldiğimi, Ohri’de ne aradığımı sordu. Sorma sıra bana geldiğinde emekli Edebiyat öğretmeni ve pek tanınmasa da yayınlanmış şiir kitabı ve dergilerde çıkmış çok sayıda şiiri olan edebiyat düşkünü olduğundan, gücü yettiğince her yaz Ohri’de bir süre kaldığından söz etti.
– İklimi sert olmasa yaz kış kalmayı çok isterim ama sağlığım el vermiyor. Doğrusu, o kadar maddi gücüm de yok.
– İyi de neden Ohri?
– Aradığım pek çok yanıtı burada bulduğumu düşünüyorum. Burası şairlerin mekanı. Yıllar önce çalışmakta olduğum liseye şair Fazıl Hüsnü Dağlarca’yı davet etmiş öğrencilerim ile söyleşi gerçekleştirmiştim. Söyleşi sonrasında şiir yazma çabamdan söz edip başladığım halde bir türlü bitiremediğim şiirlerimin sıkıntısını paylaşmış ne yapmam gerektiğini sormuştum. Ayaküstü Makedonya’ya Ohri’ye gitmem gerektiğini aradığım yanıtın orada olduğunu, orada da bulamazsam soruyu değiştirmem gerektiğini söylemişti. Söylediklerini anlamamıştım. Baştan savma bir yanıt gibi gelmiş, biraz da içerlemiştim.
– Sonra?
– Bu sözleri günlüğüme not edip unuttum. Yaklaşık on beş yıl geçip emekli olduktan sonra günlüğüme göz atarken o gün yazdığım notu gördüm. Yaptığım araştırmada yeryüzünde şiir şenliği yapılan iki yerden biri olan Ohri’nin şairler için gerçekten önemli olduğunu, 40 yılı aşkın süredir yapılan yarışmalarda her yıl şiir alanında dünyanın en prestijli ödüllerden birinin verildiğini, yaşayan şairlere ödül verilen yarışmada Türkiye’den 1974 yılında Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın ödül aldığını öğrendim. Merakım daha da arttı. O yıl yapılan şiir şenliğine Ohri’ye gittim. Aradığım yanıtı burada Ohri gölünün kenarında buldum.
Gelen kahveler ile sözlerine ara verdi.
Köpüğü olmadığı için garsona söylense de kahveler lezzetliydi. Sonra gölü ve buraları anlatmayı sürdürdü.
Uluslararası şiir şenliğinin dünyanın dört bir yanından ozanları buluşturduğunu, şairlerin gölün berrak ve serin sularına şiirlerini okuduğu yaz akşamlarını anlattı. Şiir şenliği başlamadan günler önce ozanların gölün kıyısına gelip, şairler köprüsünde buluştuğunu ve birbirlerine kendi dillerinde şiirlerini okuduklarından söz etti.
– O köprüde durup yaşananları izlemek çok etkileyiciydi. 1985 yılının ödüllü şairi Andrey Voznesensky de bu köprüde durup yüksek sesle “Oza” şiirini gölün sularına okumuş;
“Yaşamak ne büyük mucize
Ama nasıl anlatırsın bunu yaşamasızın birine?
Belki de anlatırsın ama kimin umurunda?”
diye bitirdiğini hayal edip tüylerim ürpermişti. Voznesensky, o yıl ödül almasında büyük katkısı olan tek dizelik meşhur şiirini de burada seslendirmiş “Neden çekip gitmiyoruz kıyılara” diye haykırmıştı.
Anlattıkça heyecanlanıyordu. Kahvelerimizi yudumlayıp bir süre yükselen sabah güneşine ve gölün mavi sularına baktık.
Suya bıraktığı kağıtları sormak için fırsat kolluyordum. Masasındaki kağıtları gösterip “Yazdıklarınızın bereketine bakılırsa Dağlarca haklı çıkmış gibi görünüyor” dedim.
Boş kağıtlardan birini eline aldı.

– Şiir şenliğinin heyecanı geçip ortalık sakinleşince kendi sorularıma yöneldim, başlayıp bitiremediğim şiirlerimi karşıma alıp günlerce burada vakit geçirdim. Umutsuzluğa kapıldığım anlar da oldu. Sonra, gölün balıkçılarını ve az ötede sokak içinde geleneksel yöntemle bu gördüğün kağıtları yapan adamı ve dükkanını keşfettim. Adam, günlerce suyun içinde bekleyip bulamaç haline gelen ağaç yongalarına süzgeci daldırıp suyunu süzüyor, eleğin üstünde kalan tortuyu kurutup ağaç preslerde ezip düzeltiyor, bu gördüğün biraz biçimsiz ve pek de dayanıklı olmayan kağıt ortaya çıkıyordu. Buranın balıkçıları ise ağlarını çekerken tutulan küçük balıkları “büyü de gel” diyerek tekrar göle bırakıyorlardı. Bir yere gitmeyeceğini, günü gelince büyük balık olarak tutacaklarını biliyorlardı.

– İyi de bu kağıtlar ve balıkçılar hangi sorunuza yanıt oldu?
– Şiir yazma her ne kadar keyifli bir işi gibi görünse de acı verici iki yönü vardır. Birincisi şiir ortaya çıkarken o sırada kullanmaktan vazgeçtiğin, eleyip geride bıraktığın sözcük ve nüktelerdir. Geride kalanlar yakandan paçandan çekiştirir. Yazarken acı veren geride bıraktığım söz ve nüktelerden “büyü de gel” diyerek ayrılmayı, onların geleceğin büyük balığı olacağı hayalini kurmayı buranın balıkçılarından öğrendim. Ne de olsa onlar da gölün balığı gibi bir yere gitmiyordu, hep benimleydi.
– Ya diğeri?

– Şairlere acı veren ikinci konu ise yazdıklarının kalıcı olmadığını, suya yazılmış gibi dağılıp gideceğini bilmektir. Zaman değişir, sözler sözcükler, insanlar değişir, diller unutulur, anlattıkların belleklerden silinir. İnsanlar gibi şiirlerin büyük kısmı da öylece yiter gider. Yazdıklarından hiç olmazsa bir ikisi unutulmasın istersin. Ara sıra tarihten göz kırpan o görkemli satırlara imrenirsin ama kader değişmez.

İşte o kağıt imalatçısının selülozdan süzüp kuruttuğu bu biçimsiz ve suya dayanıksız kağıtlar sayesinde şiirlerimin de günü gelince dağılıp kaybolacağı gerçeği ile yüzleşebildim. Kullanamayıp geride bıraktığım ama kafamdaki gölde dolaşıp duran, büyük balık olarak tutulmayı bekleyen söz, nükte ve kavramları bu ham kağıtlara not alıp dosyalıyor, zamanı geldiğinde kullanıyorum.

– Peki, ya o suya attığınız kağıtlar?
– Gün gelip bitirmeyi başardığım şiirlerimi ise iki örnek yazıp birini dosyalıyor birini de olmaları gereken yere, göle bırakıyorum. Göl önce yazıları sonra bu dayanıksız kağıdı parçalayıp özüne alıveriyor. Göle karışan şiirimin günün birinde bir başka şaire ilham fısıldayacağını umut etmek bile insana iyi geliyor. Hatta belki ben de burada geçmişin o ilhamlarını kaleme alıyorum, kim bilir?
Kahvelerimizi bitirdiğimizi gören garson fincanları almaya gelince eliyle gitmesini işaret etti.
“Fincan soğumadan masadan almaya kalkıyorlar, kahveden geriye kalan şu ılık fincanı göle karşı seyretmenin içene keyif verdiğinin farkında bile değiller” diye söylendi.
Sonra durdu, omuzlarını dikleştirdi. Çıkardığı boş kağıtlardan birine dolma kalem ile “fincan soğumadan…” yazdı. Kağıdı diğerlerin arasına koydu.
Yazdıklarını okumama ise izin vermedi.
Hiç istemesem de gitmem gerekiyordu.

Ayağa kalktım, hesabı ödemek için garsona yöneldim, kolumu tuttu.

“Geride bıraktığın iki sözcük hatırına hesabı bana bırak, ben hallederim. Vaktin varsa git o kağıtçı dükkanını bul. Bak bakalım hayatındaki insanları, olayları o kağıt ustası gibi süzüp eleğin üstüne alabiliyor, yaşadıklarını seçebiliyor, eleği kendin tutabiliyor musun? Yoksa şairin “yaşamasızın biri” diye adlandırdığı sadece başkalarının kağıdına iz bırakanlardan mısın? Hadi durma git bak” dedi.

Garsona hesabı kendi ödeyeceğini işaret etti. Kalemi tekrar eline alıp masaya ve kağıtlarına döndü.
Ayrılmadan Ohri gölüne bir kez daha baktım. Yükselen güneşin aydınlattığı şehrin evleri gölün sakin sularından olanca renkliliğiyle yansıyordu.
Mehmet Uhri
*******************************
Ohri, aynı zamanda Slavlar için oldukça önemli olan Kiril alfabesinin doğduğu yer olarak kabul edilir.

Demek harflerle (alfabe) şiir arasında önemli bir bağlantı ve ilişki var. Üzerinde daha da düşünmeli.

Bizde ise Yazıtlarımız (Yenisey, Orhun vd) hakkında daha bir tane doktora tezimiz yok.
Uhri ile Ohri arasında bir bağlantı var mı acaba?
Melih Cevdet Anday’ın Cumhuriyet Gazetesi’nde her cuma yayınlanan deneme yazıların Struga şiir akşamlarından bahsettiğini hatırlıyorum.
Adana ve Antalya biz de nasıl film festivalleri ile ünlenmişse demek ki Ohri de uluslararası çaptaki şiir festivaline çok uzun yıllardır ev sahipliği yapıyor. Çok sayıda şairi bir araya toplamak hayal edilesi bir enstantane.
Benzeri bir edebiyat festivalini Hindistan’da Jaipur açık hava edebiyat festivali olarak hatırlıyorum. Ne yazık ki bizde edebiyat festivali çok dar ve kısıtlı bir kitleye hitap ediyor. İdeolojiler ve lobiler eliyle dar kapsamlı ve boyutsuz kısır bir oluşum bizdeki.
Levent Ağaoğlu

Yeni prefixed City Names in the World

https://fallingrain.com/world/a/Y/e/n/i/

Alphabetical listing of Places in World

Yeni (138),Yeni- (19),Yenia (30),Yenib (28),Yenic (211),Yenid (60),Yenie (4),Yenif (3),Yenig (22),Yenih (17),Yenii (5),Yenij (4),Yenik (456),Yenil (6),Yenim (25),Yenin (10),Yenio (9),Yenip (13),Yeniq (1),Yenis (44),Yenit (13),Yeniu (20),Yeniv (1),Yeniy (81),Yeniz (2),Yeniç (20),Yeniö (2),Yeniı (1),Yeniş (17)

 

Babalar ve Kızları: Heykel Sanatçılarımız Tankut Öktem ve Oylum Öktem

Günlerden bir gün ava çıktı.
Kargı, yay, ok, kılıç ve kalkanla ava gitti.
Bir geyik ele geçirdi,
Onu söğüt dalı ile bir ağaca bağladı ve gitti.
Sonra sabah oldu.
Tan ağarırken yine geldi ve gördü ki:
Gergedan geyiği almış.
Sonra Oğuz Kağan bir ayı tuttu;
Onu atın kuşağı ile ağaca bağladı, gitti.
Yine sabah oldu.
Tan ağarırken yine geldi ve gördü ki:
Gergedan ayıyı da almış.
Bu sefer o ağacın dibinde kendisi durdu.
Çadırını kurdurdu ve sessizce uyudu.
Tan ağarınca Oğuz Kağan’ın çadırına güneş gibi bir ışık girdi.
O ışıktan gök tüylü ve gök yeleli büyük bir erkek kurt çıktı.
Bu kurt Oğuz Kağana hitap etti ve:
‘Ey Oğuz, sen Urum üzerine yürümek istiyorsun; 
Ey Oğuz, ben senin önünde yürümek istiyorum’- dedi.
Ondan sonra Oğuz Kağan çadırını dürdürdü ve gitti.
Gördü ki, askerin önünde gök tüylü ve gök yeleli
Büyük bir erkek kurt yürümektedir ve kurdun ardı sıra ordu gelmektedir.
Tan ağarınca, Oğuz Kağan gördü ki,
Erkek kurt askerin önünde yürümektedir;
Sevindi ve ilerledi.
Oğuz Kağan her zaman bir alaca ata binerdi.
O bu atı pek çok severdi.  Yolda bu at gözden kaybolup kaçtı.
Burada büyük bir dağ vardı. Üstünde don ve buz vardı.
Onun başı soğuktan ap ak idi. Onun için adı Muz Tağ idi.
Oğuz Kağan’ın atı bu Muz Tağ’ın içine kaçtı, gitti.
Oğuz Kağan bundan çok eziyet ve iztırap çekti.
Oğuz Kağan Destanı’ndan

 

Kavramlarla Heykel Sanatçımız Tankut Öktem’in Eserleri

Şehitlerin Gökten İnişi ve Atatürk anıtı (1988’de kompoze ettiği Kara Harp Okulu girişine yerleştirdiği yediyüz figürlü şaheser) Heykeltraş sanatçımız Tankut Öktem’in (1940-2007) eserleri, felsefi derinliği ve…
Kahramanın Yazıtı ve Kahramanların Yonutları: Bilge Tonyukuk ile Tankut Öktem Levent Ağaoğlu – 18/11/20240 Devlet Adamımız ve ilk yazarımız Bilge Tonyukuk’un Türkistan topraklarında granit taşa kazıttığını, YAZIT olarak…
Devlet Adamımız ve ilk yazarımız Bilge Tonyukuk’un Türkistan topraklarında granit taşa kazıttığını, YAZIT olarak evlatlarına emanet ettiğini, Heykeltraş sanatçımız Tankut Öktem bey bizzat kendi…
Sadun Boro ve Tankut Öktem. Anlatan: Oylum Öktem. 1 Kasım 2024 Koç Müzesi. Hasköy.
Tonyukuk Yazıtında Tan   Türklerde tan kavramı karşımıza ilk kez Tonyukuk yazıtında çıkmaktadır. “Tan öncesinde Bolçu’ya  vardık”  şeklinde. Kavramda mitolojik karakter olan Tan Ana yer almaktadır. Güneş doğmadan…
  İnstagram Videoları Sadun Boro Anma Toplantısı 1 Kasım 2024     Oylum Öktem’den Kavramlar ve Tespitler 14 savaşçı Anahtarlar ve rehberler Anıtsal heykeltraş Asıl öğretileri ardlarında ölümsüzlük diyarından…
Sadun Boro ve Tankut Öktem. Anlatan: Oylum Öktem. 1 Kasım 2024 Koç Müzesi. Hasköy.
    https://youtube.com/shorts/kbdOWoltY1I?si=GWawpxUYQGFFMnGj   https://youtube.com/shorts/tN79xm7GoDA?si=W8mErzecXL8BGXLG https://youtube.com/shorts/G3ZXmPDTiKg?si=JRWFhyy9cy8Vzm4A https://youtube.com/shorts/c27v3WmdU3A?si=asHvglP3Lsq2J-wz
Dünyanın etrafını dolaşan Kısmet teknesinin mütevazi pervanesi “Dünyada hiç bir tablo deniz rengi ve ufuk çizgisinin sanat zenginliğini veremez.” Cem Gürdeniz. 1 Kasım 2024 Koç Müzesi…

Tan Destanı-Şiir

Tan Destanı

Tankut Öktem’in aziz ve sonsuz hatırasına

Tan

Tanlar dünyasındayız

Milattan öncesinden

Atalardan miras kalan

 

Moğolistan Macaristan Hindistan

Türkistan Kazakistan Özbekistan

Türkmenistan Kırgızistan Gürcistan

Hotan Başkurdistan Çuvaşistan

Tataristan Sırbistan Bulgaristan

Yunanistan Pakistan Habeşistan

 

Ceddimin ayak izleri

Binlerce yer adları

Kök-Gök hafızası

Kişlere, Kişilere zimmetli

Dünya gözü alemlere izleri

 

Türkistan coğrafyasının

Bağrında yatan

Aziz bilgelerimiz

Tanlarımız, Yağız Yerlere

Göklere, Sulara tanıklarımız

 

Konstantinopolis, İstanbul

Dünya başkenti

Ayasofya KutadguBilig

Sonsuz Bilgelik

 

Tan vaktidir

Tanyeridir

Tandır; damak tadının zirvesi

Tan’dır; günün önsözü girizgahı

 

Tan kutsandı

Tan kutlandı

Tan kutlu olsun

Tan kut aldı; Öktem

 

Tandoğan’dır Ankara’da

Tan’dan öncesidir Bolçu’da

Bilge’nin sefer yollarında

Tonyukuk’un yazıtında

 

Yüksek yüksek tepeler

Çugay dağı tepeleri

Çin sınırında, Türkistan’da

Kocatepe, destansı kurtuluşumda

Göbeklitepe Anadolu’mda

İnsanlığın Tan şafağında

Alacakaranlıktan apaydınlığa

 

Tanı çağırır

Tanı ağartırlar

Atakadınlar

Bir; teften, çıplak ellerinden

İki; gönülden

Türkistan’da, Türkasya’da

Türkiya’da, Küçük Asya’da

 

Könül könül!

Köngül köngül!

Açıl gönül açıl!

Ağar tan ağar!

Doğur güneşi ufuktan

Yüreğinin derinlerinde

Yağız yerin

Derin okyanusların

Dipsizliğinde

 

Atan’dan

 

Gönül dipsiz deniz

Bilgiler bilgelikler

Dibinde yatan inciler

 

Tan Tan

Güneşi doğurtan

Gözümüzü gönlümüzü

Isıtan ışıl ışıl

Aydınlatan

 

Tankut,

Güneşi doğuran

Tan Ana’dan

Bir Kut

 

Orta Asya davullarını çalarak

Gönülü açmak

Yükseklere, Zirvelere, Enginlere

 

Gönül açılınca

Tan saatidir

Güneş ufuktan doğar imiş

Gönlü açık olmayana

Günyüzü yok imiş.

 

Sabahın erken saatleri

Akşamın ilk vakitlerinde

Esen serin bir rüzgardır

Tan

 

Serin tan rüzgarlarıdır

Sabahın seherinde

Akşamın ilk vakitlerinde

Estikçe gönülleri açan

Yazıtlar, Yontular, Heykellerdir

Tan rüzgarlarıyla

Zihnimize kazınan,

Alnımıza yazılan

Tonyukuk

Çugay dağları

Tonyukuk ile Kutluk

Özgürlüğe dört nal

Atlar, Atalar,

Koyunlar, kuzular

Özgürlük fatihleri

Ordos bozkırında

Sarı ırmak boylarında

 

“Altay dağlarını

Yolsuzun aştık,

İrtiş ırmağını

Geçitsizin geçtik.

 

Ben Bilge Tonyukuk

 

Altay dağlarını

Aşarak geldik,

İrtiş ırmağını

Geçerek geldik.

 

Gündüz gittik

Bolçu’ya, Tan öncesi vardık.

 

Buralara kadar gelenler

“Geliş zordu! dediler,

Ama pek de

Zorluk hissetmediler.”

 

 

Atatürk

Sarı Irmak kıyılarında Tonyukuk

Sakarya kıyılarında

Ölüm kalım savaşında

Atan Atatürk

Evrenin içinde akan

İlahi boyutun ırmağında

Yıkanmıştı Tankut

 

Nehirlerde dirsekler

İçinde medeniyetler

Sarı Irmak dirseğinde Ordos

Tonyukuk ile Kutluk

Kuvvayı Milliye’si

 

Özgürlük

Rusya’da hordus,

Hind’de urdu

Türkiye’de Türk

Budun’un ordusu

 

Kızılırmak dirseğinde

Hatti, Hitit

Doğurgan Tan’ın

Heykelleşmiş güneş’i

 

Sakarya çengelinde

Yirmi iki gün ve gece

Ölüm kalım savaşı

Kapana kıstırıldı

Mütecaviz Yunan

Şımarık ve küstah düşman

 

Kocatepe Tınaztepe

Tan saati 05:00

Tan taarruzu

Mustafa Kemal Paşa

Günler gecelerin yorgunluğu

 

Dimdik ayakta

Vaziyet direktifler

Kayalıklar arasında

Tek başına

Dalgın ve düşünceli

 

Kayalık tepenin ucunda

Dudaklarının arasında başparmak

Birden sessiz bir deklanşör

Kahramanın haberi yok

Nefes almayacak kadar bir sessizlik

Efsanenin enstantanesi

Kocatepe

 

Gazi Başkumandan

 

Atandır ağaran

Tan’dır Atan

Karanlıkları yırtan

Atanlarla kavuşturan

 

Namık Kemal’in

Vatan yahut Silistre’sinden

Mustafa Kemal’in

Vatan ve Hürriyet’ine

Zamanların ruhu

Tan vakti

Çıplak eller, tefler, davullar

Hep Atakadınlar

 

Düşman, gafletinin

Hıyanetinin derin uykusunda

Tanyeri daha ağarmadı

Özgürlüğe dörtnala

 

Tan sökende

Henüz uyanamadı düşman

Tan sessizliğinde

Tanıktır Atana

Özgürlüğe Atalara

 

Yavru Vatan

Dünyanın merkezi

Ata’dan vasiyet

Kıbrıs’ta

Tan saati 05:00

Tan çıkarması

“İlk Hedef Akdeniz’e”

 

Tankut Öktem

Gökevren, yağız yer

Gökova, Dünyada evren

Kutsal su, ırmak

Denizler, okyanuslar

Yaşalan kişioğulları

Yerdeki gökler, yerin hafızası

Yeradları, bozkırlar

 

Yaşam, ölüm

Işık-güç, bilgi

Bilgelik, yaratıcılık

Zaman, zemin, zihin

Türk halkı, özgürlük

 

Alemin kavrayışı

Hafızası, sonsuz akışı

Tansoylu, kutalmış

Tankut Öktem yontularında

 

Ankara’da Ata’nın

Kara ordusunda

Heykelleşen 700 asker

Bilge Tonyukuk’un

Taş yazıtında da sonsuzluğa

Mıhlı 700 asker

 

“Türk Sir halkının 

Ülkesinde boy kalmadı. 

Dağda bayırda 

Kalmış olanları toplanıp 

Yedi yüz (kişi ) oldu. 

İki bölüğü atlı idi, 

Bir bölüğü yaya idi.

Yedi yüz kişiyi sevk eden 

Üstleri “şad idi.”

 

Ordos bozkırında

Sarı Irmak çengelinde

Sun Tzu’nun

Savaş Sanatına

İlham olan

Yedi yüz asker

 

Tonyukuk’un

Türkistan topraklarında

Granit taşa mıhlattığını

Alnımıza yazdırttığını

Alın yazılarımızı

Yazıt olarak evlatlarına

Emanetini,

 

Evlatlarından Tankut Öktem

Kendi ellerinle

Yağız yerin bronzunu

Zamanın ve zeminlerin

Sonsuzluğunda

Zihnimize yonut

Olarak nakşetmiş.

 

Kahramanın yazıtı

Granit taşında harfler

Kahramanların yonutları

Bilge Tonyukuk ile

Öktem Tankut

Yonutlarında yüzler, ifadeler

 

Tonyukuk, kalem ve

Kılıçların efendisi

Atam’da köylüdür

Milletin efendisi

Tankut Öktem, heykellerin

Bronzun, sanatın

Ellerinin, zihninin efendisi

 

Okyanuslarda bir sörfe

Yakın mesafe

Bilgiler, Bilgelik dizeleri

Mayalanıyorlar.

 

Üç büyükler

Kahraman Bilge Tonyukuk

Kahraman Ata

Kahraman Tankut

700 askerli şaheser

Destanlar

 

Engin ve derin

Okyanuslara doğru.

Sörfler, dalışlar

Dünyalar, alemler

 

Okyanus altında sönmeyen

Sonsuza yanan bir ateş

Biri atın üstünde havada,

Biri kıtalar ötesinde karada

Biri denizler ötesinde

 

Hepsi bilinmeyenlerde

Şairin ilhamında

Bir yer

Biliyorum

Güneşi doğuran Tan

Kalbimin dilini ışıtan

Kutadgu Bilig

 

Tanyeri’dir

Ölümsüz Tan’rının

Göklerdeki zamanı

Ölümlü Kişioğlu’nun

Yağız Yer’deki gözü, göğü

 

Tan’ıklar

Taa uzak yollardan

Türkistan’dan

Türkiya’dan

Derin sulardan, denizler

Okyanus bilgelerinden

 

Levent Ağaoğlu

22 Kasım 2024,

Ata Köy, İstanbul

 

Batı dil dillerinin kökündeki Türkçe’yi gören (100+) yabancı bilim insanları

Batı’nın kendi bilim insanlarının Türk ve Türkçe hakkında özellikle 19.yüzyılda keşfettikleri bilimsel gerçekleri bu sefer Batılı istihbarat servisleri telaşla çarpıttıktan sonra günümüze geldik.

Tekbaşınıza bir fikir savaşçısısınız Kaan bey. Yalkuzaklık.

Atatürk de, Cumhuriyet fikrini tek başına zihninde taşımış ama bir gecede ilan etmişti. Tarih tezi konusunda ise yapayalnızdı ve öldükten sonra İkinci Adam tarafından tez gündemden düşürüldü.

Batı, madem bizi din üzerinden (mezhep, tarikat vb) yıkmayı sürekli planlayıp uyguluyor bizler de sizin bayraktarlığını yaptığınız şekilde dil ve dildaşlık üzerinden giderek Batı’nın kendi kalesini merkezden ataklarla çökerteceğiz.

Bayraktarlığınız da adınızdan demek ki. 103 adet Türkiye Yazıtları’nda akademisyen Hatice Şirin’in eski Türk Yazıtları kitabındaki verileri istatistiki olarak incelediğimde, yazıtlarda en çok kullanılan ilk kavramın Bodun (Halk) ve ikinci kavramın ise Kağan olduğunu tespit ettim. Bu da size çok yakışıyor. Halk ve Lideri Kağan açık ara en öndeki ikili.

Ziya Gökalp’in bir sözü de bu anlamda doğrulanmış oluyor; “Deha Halktadır”

Yegane olan dilimizi yaratan da halk değil mi zaten?

Emektar ve fedakarane zihinsel zahmetinize olan saygım ve sevgilerimle.

Levent Ağaoğlu
www.booksonturkey.com

Batı dil dillerinin kökündeki Türkçe’yi gören (100+) yabancı bilim insanları

  • A.Andreas (1821)
  • A.Goetze
  • A.V.Edlinger
  • Allan R.Bomhard
  • Anatole Klyosov
  • Andrea Dandalo
  • Anton Perdih
  • Antonius Florentine
  • Aoron Dolgopolsky
  • Are Frode
  • Arthur Koestler
  • Babek Cevanşir
  • Bedros Keresteciyan (1912)
  • Benigno Ferrario (1887-1956)
  • Berosus
  • Bill Lipton
  • Bruce Lincoln
  • Cardinal Piccolomoni (Papa 2.Pius)
  • Clyde Winters
  • Constantine Rafinesque
  • D.N.Wilber (1955)
  • David Frawley
  • Donald N.Yates (2012)
  • E.D. Forrer (1936)
  • E.Norris
  • Ebrar Kerimullin
  • Edo Nyland
  • Edward Harper Parker (1849-1926)
  • Edward Johne Payne (1844-1904)
  • Ernest Renan
  • F.de Saulcy
  • François Lenormant (1837-1883)
  • Frans Bronkhorst
  • Fritz Hommel (1854-1936)
  • Fritz Neumark (1900-1991)
  • Gabra Agziaabhir JR
  • Galina Shuke
  • Geoffrey Monöouth(1190)
  • George Smith
  • George Telezhko
  • Georgeos Diaz-Montexano
  • Georges Dumezil (1898-1986)
  • Guorun K Magnusdottir
  • Heinrich G.Ewald (1803-1875)
  • Herodot
  • Holger Pedersen
  • I.Byzov
  • I.Taylor
  • Ioannis Kenanidis
  • Irek Bikkinin
  • İllic Stiviç
  • J.Oppert
  • J.W.Jackson
  • Jack Coleman
  • Jacques Coulardeau
  • Jadranka Ahlgren
  • James Fergusson (1877)
  • Jeannine Davis Kimball
  • John Josselyn (1638-1672)
  • John Macintoch (1844)
  • John Simpson
  • Juan Luis Lopez
  • Julius Oppert (1825-1905)
  • Karl H.Menges
  • Karl Julius Platzmann (1832-1902)
  • Konstanty Borzecki (1869)
  • L.Rasonyi
  • L.Woolley
  • Leon Cahun (1876)
  • Leonard Wooley (1880-1960)
  • M.D.Kurmaev
  • M.E.Landsberg
  • M.S.Zaborowski
  • Mario Alinei (1926-2018)
  • Martin Bernal
  • Martine Robbeets
  • Marxus Zuerius van Boxhorn (1637)
  • Max Müller
  • Mel Copeland
  • Murat Adji
  • N.L.Westergaard
  • Nicholas Poppe
  • Nicolai Marr
  • Nicole Gilles
  • Noah Kramer (1897-1990)
  • Norm Kisamov
  • Olai Heikel
  • Olcas Süleymanov
  • Oleksandr Zavalii
  • Otto Rochrig (1819-1908)
  • Panagiotis L.Kampouris
  • Paul Bonfiglio
  • Pedro Tafur
  • Robert Caldwell (1814-1891)
  • Robert Gordon Latham (1812-1888)
  • Ronaldo Araujo Solis (1956)
  • Roy Andrew Miller
  • S.Laing (1892)
  • Samothrakes
  • Samuel E.Martin
  • Sergei Starostin
  • Sir H.C.Rawlinson
  • Sir J.Malcolm
  • Sir P.Sykes (1958)
  • Snorre Sturlason (1179-1241)
  • Stig Wikander (1908-1983)
  • Strabos
  • Strahlenberg
  • Sven Lagerbring (1707-1787)
  • Svetlana Pankova
  • Svitic
  • T.J.Arne
  • Theo Venneman (1970)
  • Thomas Jefferson
  • Umberto Eco
  • Vladislav İlliç Svitiç
  • Wiesner
  • Wilhelm Radloff
  • Wilhelm Thomsen
  • William Jones
  • Xavier Rouard
  • Yuri Drozdov
  • Yuri Nikolayeviç Drozdov
  • Zend Avesta

Türkçe “Hint-Avrupa” denen dillerin köküdür. Çünkü bu dilleri konuşan halkların kökü Proto-Türk ve Turanlıydı.

Bu gerçek 20. yüzyıla kadar Batılı birçok önemli bilim insanınca ifade edildi. Ama ne zaman ki Hint-Avrupa kuramı uyduruldu ve dilbilimde mutlak egemen hale geldi, bunlar unutulmaya yüz tuttu. Ama hâlâ bazı Batılı bilginler unutmamış görünüyorlar ve aynı doğrultuda yayın yapmaya devam ediyorlar. Biz bu çalışmaları çok daha yukarı düzeye getirdik.

Elimizde bu paragrafın ilk cümlesindeki iddiayı kanıtlayacak fazlasıyla kanıt var. Tüm bu bilgiler genetik çalışma sonuçlarıyla ve kültürel, tarihi verilerle güçlü biçimde desteklenmektedir. Öte yandan dilin gerçek köklerini araştırmamız insan düşünce kodları konusunda, dil ve düşüncenin gelişimi konusunda önemli bilimsel açılımlar sağlayabilir.

Bunun için en eski ve en gelişmiş dillerden biri olan Türkçeyi diplemesine araştırmak şarttır. Bu alanda bir ilerleme sağlamak Batı emperyal ideolojisinde koca bir gedik açabilir. Ulusların kardeşliğinde, ırkçılığın geriletilmesinde ciddi bir yarar sağlayabilir. Tüm dünya sosyal bilim paradigmasını, felsefeyi kökünden değiştirebilir.

Kaan Arslanoğlu

Kaynak: Avrupa Dillerinin Gizlenen Kökü: Türkçe. Kaan Arslanoğlu

Levent Ağaoğlu’nun Turgay Tüfekçioğlu ile Söyleşileri

ATATÜRK’ÜN TÜRK TARİH TEZİ

Türk ve Deniz

Türk Kültür Tarihinden Esintiler

https://www.belgeseltarih.com/turk-kultur-tarihinde-ve-hastanelerimizde-zambak-motifi/

Hilmi Özden hocamız muhteşem bir inceleme hazırlamış. Bütün incelemelerinin de bu tarz olduğunu tahmin edebiliyorum. İnanılmaz. Kültürümüz evrensel bir kültür ve damgalar, motifler simgeler üzerinden bir dil inşa etmiş.

Dilimiz sadece harflerle hayat bulmamış. Yazının daha başlangıcında yazıyor Hindistan ve Türkistan diye. Gittiğimiz her yerde yer adları da dahil olmak üzere simgeler ve motiflerle iz iz bırakmışız.