Home Blog Page 17

21. Yüzyılda Türkler A-Z

Türkiye’yi yöneten siyaset içerde 38 etnik grup var derken dünyada 40 Türk topluluğu var ve bunlarla ilişkimiz yok. Türklük, Çin Seddinin dibinden başlar.

Türk Müslüman olur, Hristiyan, Musevi olur.

Göktanrı dininden olur, Şaman olur, Budist olur.

 

Hepsi de Türk’tür.

 

1.Altay Türkleri: Budist ve Hristiyan (Rusya)

2. Avşarlar: Müslüman (Türkiye)
3. Ahıska Türkleri: Müslüman (Gürcistan)
4. Azeriler: Müslüman Caferi (Azerbaycan, İran)
5. Balkarlar Müslüman (Kabardin-Balkar, Rusya)
6. Başkurtlar Müslüman (Rusya)
7. Çuvaş: Hristiyan (Rusya)
8. Dolgan: Şamanist (Rusya)
9. Gagauz: Hristiyan-Ortodoks (Gagavuzya/Moldova)
10. Hakas: Hristiyan (Rusya)
11. Hazar Türkleri: Yahudi
12. Hazaralar: Müslüman (Afganistan)
13. Karaçaylar Müslüman (Karaçay-Çerkes, Rusya)
14. Karaim- Karay: Judeo-Karaim Tarikatı (Ukrayna, Polonya)
15. Karamanlılar: Hristiyan Ortodoks (Yunanistan)
16. Kaşkay: Müslüman (İran)
17. Kazaklar: Müslüman(Kazakistan)
18. Kırımçak: Yahudi (Ukrayna)
19. Kırgız: Müslüman (Kırgızistan)
20. Kırım Tatarları: Müslüman (Kırım)
21. Kreşin Tatarları: Hristiyan (Ukrayna)
22. Kumuklar: Müslüman (Rusya)
23. Nogaylar: Müslüman (Rusya)
24. Özbekler: Müslüman (Özbekistan)
25. Pomaklar: Müslüman (Bulgaristan, Yunanistan, Türkiye)
26. Rumeyler: Hristiyan (Ukrayna)
27. Sahalar (Yakutlar) : Hristiyan ve Şamanist (Rusya)
28. Salar: Müslüman (Çin)
29. Sarı Uygurlar: Budist (Çin)
30. Sekeller: Hıristiyan Katolik (Romanya)
31. Tatarlar: Müslüman (Rusya)
32. Terekeme (Karapapak): Müslüman (Azerbaycan)
33. Torbeş: Müslüman (Makedonya)
34. Tuva: Budist (Rusya)
35. Tofa: Şamanist (Rusya)
36. Türkler: Müslüman (Türkiye)
37. Türkmen: Müslüman (Türkiye, Türkmenistan, İran, Suriye, Irak, Lübnan, Afganistan)
38. Urumlar: Hristiyan (Ukrayna)
39. Uygurlar: Müslüman (Çin)
40. Yörükler: Müslüman (Türkiye)

 

……………………………………..

  • Müslüman:        23
  • Gayri Müslim:    17
  • Rusya:              13

 

Türklerin Dinleri

Din, fikir olarak toplumlara geçici şekiller verebilir, ama mümkün değil, ırkları değiştiremez. Bir kısım Türklerin şu dini ve diğer bir kısmın bu dini kabul etmiş olmaları neticesi olarak ve hurafeye dayanan telkin ve inançların tesirleri de eklenerek ırki bağlar uzun bir müddet cehalet karanlıkları içinde kaybolmuş olabilir. Fakat elbet bir gün gelir, hakikat meydana çıkar ve parlak ışığıyla bütün hurafeleri siler süpürür…
Atatürk, 8 Ekim 1931

Türkler dönemin ruhuna her zaman uymuş ve maalesef asimile olmuşlardır. Gerçek ise sadece Gök Tengri inancıdır. Bu konuda Gagavuzyada Mihail Çakır Türkçü bir papaz ve din adamıdır. Buda Saka Türküdür. Budist Dalay Lama Türk soyludur..

“Değerli Levent bey Türkler nasıl olduysa yoğun olarak Museviliğe girmişlerdir. Diğer dinlere giriş lokaldir. Müslümanlık ise kitlesel olarak kabul edilmiştir. Musevi Karaylarda Türkçü damar son zamanlana kadar sürmüştür. Litvanyada son Hahanlarını tanıdım. Onlar haham yerine hahan diyorlar. Türkçeye anadili olarak bağlıydılar. Bugün Gagauzlarda Atatürk döneminden yetişmiş bir kadro var. Din değiştirmiş Sekellerde din adamı potansiyelini bilmiyorum. Amabaşka dinler Türkleri kimliğinden uzaklaştırmıştır. Bunun en tipik örneği Bulgarladır. 12. Yüzyıldda dilleri Türkçedir. Ama kilisenin Türk düşmanlığı vahşılik diyeceğimiz bir noktadadır.” ( Prof Alemdar Yalçın)

“Firavun devri Mısırlılar pek çok ilimler bilirlerdi. Taşkın‘dan sonra tarlalarını tanımak için Kalde’de olduğu gibi, ölçü kullanırlardı. Bu keyfiyet, onları geometride ilerletti. Mısır’ın bulutsuz seması ve parlak geceleri yıldızların gözlemini kolaylaştıran yıldızları gözlemlemekle Mısırlılar astronomi ilminde ilerlediler.

Papazlar, her türlü ilimde çok ileri gitmişlerdi. Muallim, doktor, alim hep onlardı. Mezopotamya’da, Sümer-Akat ve Elam‘da çoktan keşfedilen ve tatbik olunan ilimler, Mısır’da da gelişmiştir . Mısırlılar eski zamanların diğer milletler tarafından bilgileri ve memleketlerindeki intizam dolayısıyla çok itibara mazhar olmuşlardır, rahipleri çok şeyler düşünürlerdi. Yabancılar bilhassa Yunanlılar onlarla konuşmaya gelirlerdi.” Kaynak. Tarih kitapları için elyazısıyla taslak metinler ve düzeltmeler. 1930 yılı sonbaharı.

“Göktanrı inancının adı aslında Toyonizm, çok az bilinir.
Papa Eftim Türk yanlısı değil Türk soyludur.
Mübadele sırasında da malesef, hristiyanlık karşıtlığı sebebiyle Türk hristiyanlar da göç etmek zorunda kalmış.
Konu hakkında Sinan Meydan ve  Ümit Doğan’ın araştırmalarından yararlanabilirsin abi.” (Bünyamin Emeç)

Hristiyan Ülkeler ve Türk&Turan Kökenleri

Géza, Macaristan’ın Kutsal Tacı’nın alt kısmında veya Corona Graeca’da Yunanca yazıtla tasvir edilmiştir

ΓΕΩΒΙΤΖΑϹ ΠΙΣΤΟϹ ΚΡΑΛΗϹ ΤΟΥΡΚΙΑϹ

GEOVITZAS PISTOS KRALIS TOURKIAS

(“Géza, Türklerin ülkesinin sadık kralı”).

Macaristan Kralı/ Hükümdarlık 1074-1077/ Taç Giyme Töreni 1075/ Selefi Solomon/ Halefi I. Ladislaus

“Geobitzas Pistos Krales Tourkias” “Türklerin İnançlı(Sadık) Kralı Geobitzas’a(Geza’ya)”

Yavitsas pistos krales Türkiyas  Türkiye’nin Sadık Kralı Yağbuca’ya, Geyza’ya.

Kirales Türkiyas Türklerin Kralı, Türkiye’nin Kralı

Türklerin din çerçevesindeki misyonunu Ata’mız ise aşağıdaki biçimde tanımlamış.
“Din, fikir olarak toplumlara geçici şekiller verebilir, ama mümkün değil, ırkları değiştiremez. Bir kısım Türklerin şu dini ve diğer bir kısmın bu dini kabul etmiş olmaları neticesi olarak ve hurafeye dayanan telkin ve inançların tesirleri de eklenerek ırki bağlar uzun bir müddet cehalet karanlıkları içinde kaybolmuş olabilir. Fakat elbet bir gün gelir, hakikat meydana çıkar ve parlak ışığıyla bütün hurafeleri siler süpürür…”
Atatürk, 8 Ekim 1931

Atatürk’ün dinin ırka galebe çalamayacağı şeklindeki vizyonu bende stratejik fikri tetikledi. Türk genetiği tüm Avrasya kıtası genelinde yayıldığından ötürü, hristiyanlaştırılmış Türkler aynen Malazgirt savaşındaki Peçeneklerde olduğu gibi Türklüklerine geri döneceklerdi. Macarlar döndüler, Bulgarlar da dönmeye başladılar.

Türk kültürel ve siyasi bir kavramdır. Evet, ideal ve inanç birlikteliği.

“Dil bir köprüdür, inanç bir köprüdür. ”

Atatürk, 29 Ekim 1933

AVRASYA

  1. Almanya: Germenler (Saka-İskit-Kuman ardılları R1B). Macarlar. Ermeniler
  2. Arnavutluk: Albanlar. Bulgarlar. Makedonlar
  3. Avusturya: Macarlar
  4. Azerbaycan: Ermeniler
  5. Bosna: Macarlar
  6. Brezilya: Ermeniler
  7. Bulgaristan: Peçenekler. Kumanlar. Pomaklar.
  8. Çekya: Macarlar
  9. Çin: Yakutlar (2 özerk bölge)
  10. Ermenistan: Kıpçaklar. Greko Tatar Urumlar.
  11. Estonya: Finler
  12. Finlandiya: Finler. Samiler
  13. Fransa: Brötonlar. Basklar. Ermeniler
  14. Grönland: Eskimolar
  15. Güney Kore: Hristiyan (Protestan)
  16. Gürcistan: Kıpçaklar. Greko Tatar Urumlar. Ermeniler
  17. Hırvatistan: Avarlar. Macarlar
  18. Hindistan: Urfa Süryanileri
  19. İran: Ermeniler
  20. İspanya: Basklar. Katalanlar (Alanlar)
  21. İsveç: Vikingler. Samiler (Laponlar)
  22. İtalya: Etrüskler
  23. Karadağ:
  24. Kosova: Albanlar
  25. Lübnan: Ermeniler
  26. Macaristan: Kıpçak Ongurlar. Macarlar
  27. Makedonya: Makedonlar. Bulgarlar Kumanlar. Peçenekler. Macarlar
  28. Moldova: Gagavuzlar
  29. Norveç: Samiler
  30. Polonya: Peçenekler. Ermeniler
  31. Romanya: Peçenekler. Sekeller
  32. Rusya: Kreşen Tatarları. Çuvaşlar. Yakutlar. Şor Türkleri. Çulum Türkleri. Altay Özerk Cumhuriyeti. Hakas Türkleri.  Tofalar. Dolganlar. Eskimolar. Samiler. Greko Tatar Urumlar. Peçenekler. Ermeniler
  33. Sırbistan: Peçenekler
  34. Slovakya
  35. Slovenya
  36. Suriye: Ermeniler
  37. Ukrayna: Kıpçaklar. Greko Tatar Urumlar. Rumeyler. Macarlar. Ermeniler
  38. Yunanistan: Karamanlılar. Albanlar. Ermeniler

AMERİKA

  1. ABD: Eskimolar. Macarlar. Ermeniler
  2. Arjantin : Kızılderililer
  3. Belize : Kızılderililer
  4. Bolivya: Kızılderililer
  5. Brezilya : Kızılderililer
  6. Ekvador : Kızılderililer
  7. El Salvador : Kızılderililer
  8. Fransız Guyanası : Kızılderililer
  9. Guatemala : Kızılderililer
  10. Guyana : Kızılderililer
  11. Honduras : Kızılderililer
  12. Kanada: Eskimolar. Kızılderililer. Ermeniler
  13. Kolombiya : Kızılderililer
  14. Kosta Rika : Kızılderililer
  15. Meksika: Kızılderililer
  16. Nikaragua : Kızılderililer
  17. Panama : Kızılderililer
  18. Paraguay : Kızılderililer
  19. Peru: Kızılderililer
  20. Surinam : Kızılderililer
  21. Şili : Kızılderililer
  22. Venezuela : Kızılderililer

Samiler

Samiler, dünyanın yerli halklarından biri ve İsveç’in resmi ulusal azınlıklarından biridir. Sami ülkesi – Sápmi olarak bilinir – İsveç, Norveç ve Finlandiya’nın kuzey kısımlarına ve Rusya’nın Kola Yarımadası’na kadar uzanır.

Sekeller

Germenler ve Slavlar

Gagavuzlar

Macarlar

Macarlar katolikleşmiş Türklerdir, Turancılığın ilk savunucularındandır Macar düşünürler, daha yeni yeni bir birlik birliktelik oluşmaya başlamıştır.

“Macarların kendilerine verdiği isim Türk idi” Prof Dr Osman Karatay

Devamı aşağıdaki linkte;

Kayıp Türk Topluluklarının Bulundukları Ülkeler Hangileridir?

DNA

Avrupa kraliyet ailesi R1b kuman soyludur

İtalyan ile İspanyolların bilimsel olarak DNA ları incelenmiş, Türklerle aynı.

Dünyada en çok Urfalı Süryani’nin yaşadığı yer neresidir sorusuna verilecek yanıt Hindistan çoğu kişi için biraz şaşırtıcı olacaktır. Hindistan’da günümüzde 500.000 civarında Urfalı Süryani yaşamaktadır.

“Bir de Osman Çataloluk hocamızın bahsettiği R2 genine sahip Kamerun bölgesinde çoğunlukta olan siyahi Türkler var. Konu Turgay Tüfekçioğlu beyin Prof. Dr. Osman Çataloluk‘la yaptığı videoda geçmişti. Doğruluğu teyit edilebilir mi bilemiyorum… Afrika’da bir de Kuş’lar var sanırım. Kuş konusu kanıtlandıysa Prof. Dr. Mehmet Bayrakdar hocamız teyit edebilir… ” (Veli Metin Türkoğlu)

Süryaniler, Hindistan

4.yy da Urfa’dan göç eden 72 ailenin soyundan gelen ve Kenanlı Toma’ya istinaden Kenanlılar (Knonoye – Knanaye) olarak isimlendirilen Süryaniler Süryani Kilisesi’nin ve tarihinin özgün bir parçasını oluşturmaktadırlar.https://www.suryanikadim.org/reyono/default.aspx?s=13&b=10

Oluşturduğum liste Hristiyan Türkler ile ilgili. Sadece Hristiyanlaştırılmış Türklerin hangi ülkelerde ve hangi kimlikle yaşadıklarını araştırıyorum. Mısırdaki Hristiyanlaşmış Kıptiler var ama onlar Firavun soylu Mısır’ın yerlileri.

“Macar Turan Vakfı’nın Türkiye temsilcisi Ahmet Açıkgöz hocamla bu konuya değindiğimizde “Avrupa’nın içerinde kaldığımız için Hristiyan görünmek zorunda kaldık” demişti. Kendisi Avrupa ve İran bölgelerindeki Türk soylu halkları bulup tanıtıyordu ama Romanya kendisini (Sekelleri tanıttığı için) deport ettikten sonra biraz temkinli hareket etmeye başladı. Bu konuda yardımcı olabilir belki… Sosyal medya üzerinden bazen mesajlaşıyoruz ama bu konulara giremiyoruz. Ortak arkadaşlar aracılığıyla sormaya çalışacağım.” (Veli Metin Türkoğlu)

Ahmet Açıkgöz bey çok doğru düşünmüş.

Düşman kılığına girmek.
Dosttan da yakın olmak düşmana.

Düşmanın kılığına girerek düşmanın içinde olmalıyız. Bilge Tonyukuk’dan miras. Esir Türklere nezaret etmekle sorumlu Çin devletinin müfettişi iken kurtuluş hareketini başlattı. İlk Kuvayı Milliyedir. Levendname’nin içindeki birinci kitap şiirleri Bilge Tonyukuk üzerinedir. Keşfettiğimden buyana hep onunlayım.

“Géza, faithful king of Tourkia, the land of the Turks”

Kutluk Kağan, Bilge Kağan ve Kül Tigin

Arkadaki bıyıklı olan Kutluk (İlteriş) Kağan önde çocukları.

Solda Kültigin sağda Bilge Kağan. Bilgelerimiz. Ata’mıza uzanan bilgelik çizgisinin aysbergin üstünde kalan yüzleri.

Bilge Kağan, kardeşi adına yazıt diktirmiştir. Orada yazmıştır; “zamanı tanrı yaşar kişioğlu ölümsüzdür” Gök ve Kişi..

Babalar ve Çocukları.

Göktürk İmparatorluğu’nun aksine Osmanlı İmparatorluğunda Babalar ve kardeşler hep taht kavgası peşinde birbirlerini öldürtmüşlerdir.

 

ABD’nin Çin’e karşı Turan kartı

Nisan 1997 Çin Seddi’nde

1.10.2024

ÖZ

ABD, Yeşil Kuşak teorisini terkederek, İran’ı da Türkistan kapsamına alıp dönüştürerek Rumeli’den Çin Seddine Türk Kuşağı’nı Çin’e kama gibi saplamanın peşinde.

Eşzamanlı olarak 1979 yılında Şii İran’ı, 1980 yılında da 12 Eylül Darbesi ile Sünni Türkiye’yi,  İslamcılık ideolojisi ile dönüştüren ABD, bu kez her iki ülkeyi Turancılık ideolojisi ile teçhizatlandırak, hasmı Çin’e karşı kullanmayı planlıyor.

SORULAR

1. Siyasal İslamcılık eşzamanlı olarak İran ve Türkiye’de tasfiye edilerek, ABD&Rusya ikilisi, Çin’e karşı Siyasal Şamanizm soslu Yeni Turancılık mı başlatıyor?
2.
İngiltere ve Almanya tarafından 19.yüzyıl sonlarından itibaren kurgulanmaya ve kullanılmaya başlanan Turancılık bu kez de ABD’nin mi kullanımına geçecek?
3.
Adriyatik’ten Çin Seddine, Nereye?
4.
ABD gazetecisi (!) C.L.Sulzberger,15.8.1968’ de Cumhuriyet gazetesinde “Büyük Türk” makalesini yayınlayarak “Adriyatik’ten Çin Denizi’ne Türkler”i över.
5.
Oysa, doğru İstikamet Çin Seddine değil, Adriyatik Denizi’nedir oysa ki.
6.
ABD Projesi: “Adriyatik’ten Çin Denizine Türkler” 1968
7.
İngiltere Projesi: “Pekin İstanbul Londra ” Hattı. 2017. ABD ile İngiltere, Çin konusunda farklı saflardalar mı? İngiltere kendi toprağı olan Hong Kong adasını (100 yıllık kira sözleşmesi ada toprağını kapsamıyordu) neden 27 yıl önce Çin’e devretti ? Bugünler için mi?
8.
Soru(n): Nerede Türk Projesi?
9.
Herakleitos “bir nehirde iki kez yıkanılmaz” derken haksız mıydı yoksa?
10.
ABD tarafından tekrardan bu sefer de Turancılık üzerinden mi kullanılacağız?

 

Turancılık Yazıları

 https://www.booksonturkey.com/?s=turanc%C4%B1l%C4%B1k

 Büyük Güçler ile Büyük Oyun ve Türkiye-Türkistan

Levent Ağaoğlu – 24/08/20240

4-11 Şubat 1945’de gerçekleşen Yalta Konferansı için bir araya gelen üç lider: Churchill (Britanya), Roosevelt (ABD) ve Stalin (Rusya) 19. yüzyılda Büyük Oyun’un aktörleri olan…

Büyük Güçler ve Turan-Türkistan

Levent Ağaoğlu – 23/08/20240

Armin Vámbery Orta Asya’daki seyahat Haritası 1861-1864 *********************************************** 1865-1918 Turan-Türkistan ile ilgili Alman-İngiliz İstihbarat ve Propaganda Kitapları Turan İdeali Türk Kimliği’nin İnkarı İttifaklar Yalta İttifakı (3+1) İngilizler Almanlar Ruslar Amerikalılar Çinliler Pan-Türkizm. Pan-Turanizm Azerbaycan Kronolojisi 1774-1893 *********************************************** 1865-1918 Turan-Türkistan…

Turan Kavramı

Levent Ağaoğlu – 22/08/20240

Başlangıçta coğrafi kavram olarak ortaya çıkan ve İran (Aryen) coğrafyası ötesindeki Ceyhun (Amuderya) ırmağının doğusundaki toprakları adlandırmak için kullanılan Turan kavramı, 19.yüzyılda pan-Slavizm ve…

Turan Mefkuresi Yazıları

Levent Ağaoğlu – 17/08/20240

Büyük Güçler ile Büyük Oyun ve Türkiye-Türkistan Levent Ağaoğlu – 24/08/20240 4-11 Şubat 1945’de gerçekleşen Yalta Konferansı için bir araya gelen üç lider: Churchill (Britanya), Roosevelt (ABD) ve…

Macar Turancılığı

Levent Ağaoğlu – 17/08/20240

Turán lakaplı Macar tankı (Kubinka Tank Müzesi, Moskova)     MACARİSTAN’DA ‘TURAN’ RÜZGARI https://yenidunyagundemi.com/haber/macaristanda_turan_ruzgari-25848.html Büyük Kurultay https://tr.wikipedia.org/wiki/Büyük_Kurultay Orta Asya kökenli bir ulus olan Macarlar’da Orta Asya’daki akraba uluslara yönelik ilgi 1890’larda büyük bir…

Turan Kütüphanesi

Levent Ağaoğlu – 17/08/20240

TURAN_NAME_7_8_2023 Turan Cemiyeti, Metin Edirneli  Turan Bilimler Akademisi Turancılık – Vikipedi Atilla Jorma (Finlandiya) Kitapları  Türkçe-Fince / Fince-Türkçe Sözlük – Doğu Kütüphanesi Turan Bilimler Akademisi Resmen Kuruldu – Genel -…

ABD gazetecisi (!) C.L.Sulzberger,15.8.1968’de Cumhuriyet’te Büyük Türk makalesini yayınlayarak “Adriyatik’ten Çin Denizine Türkler’i över.

Doğru İstikamet Çin Denizine değil, Adriyatik Denizi’nedir oysa ki.

ABD Projesi: “Adriyatik’ten Çin Denizine Türkler” 1968

İngiltere Projesi: “Pekin İstanbul Londra ” Hattı. 2017

Soru(n): Nerede Türk Projesi?

NASRALLAH ÖLDÜ · ORTADOĞU’DA SONUN BAŞLANGICI MI? https://youtu.be/f6w0JwcHvA4?si=R4hyvMHmLS9Toja5

Coşkun Aral Ortadoğu’da 30 yıllık dönem bitti diyor. İran’da kısa bir süre dini eğitim aldıktan sonra Lübnan’a dönen Nasrallah, Abbas Musavi’nin 1992 yılında bir İsrail hava saldırısında öldürülmesinin ardından Hizbullah’ın lideri oldu.1993 de de Türkiye’de Özal, Eşref Bitlis Uğur Mumcu Adnan Kahveci suikastle yok edildi. ABD aynı anda düğmeye basmış demek.Siyasal İslamcılık (İhvan, Şia) ABD kurgusu idi kullanım tarihi bitti demek ki. Hamas, Hizbullah, PKK ve İsrail Tasfiye mi ediliyor?

Bu durumda İran da mı tasfiye edilecek. Tez İsrail, antitez İran tasfiye edilecek iseler Sentez ne şekilde gelişecek?Belli ki, İran, Türklüğe rücu edecek. Dikte eden kimler? Yeni denge? Çine karşı cephe mi açılıyor. Acemler savaşmayı bilmiyor, Türkler ise savaşçı ve çok daha yaygın olarak Asya Avrupa zeminlerinde mevcutlar düşüncesi İngilizleri bu yeni denge düşüncesine mi getirdi?

İngiliz sermayesi çoktan mekan değiştirdi. El değiştirmedi. Kendilerinin olan Hong Kong adasını (100 yıllık kira sözleşmesi ada toprağını kapsamıyordu) neden 27 yıl önce Çin’e devrettiler? Bugünler için mi? Yeni mekanlar neresi?: Çin.

O halde İngiltere Çin’e oynuyor, ABD ile çelişiyor. ABD ise Turan üzerinden Çin’e mi saldıracak?: Strateji bu. ABD ve Rusya’nın Turan kartı. İran da Türkistan mekanına dahil olacak. İngilizler, İran’ı farslaştırmış, ardından da Doğu Türkistan’ı Çin’e verdirtmişti. ABD ise şimdi İran ve Doğu Türkistan’ı Çin’e karşı örgütleyecek.

Şamanizm soslu Yeni Turancılık

ABD’nin İhvan İslamcılığı işlevini bitirdi (1942-2022), sıra şimdi Turan Şamanlığında https://www.youtube.com/live/0achvYSLVHM?si=7498Od7R67llwrfr

 

 Kasım Süleymani, Reisi (İran CB) , Haniye (Hamas. İhvan), Nasrallah (Hizbullah) suikastle yok edildiler. ABD-İsrail’i kiralık katil olarak mı kullanıyor İran? ABD, İran’ı dönüştürme peşinde mi acaba?

1993 de de Türkiye’de Özal, Eşref Bitlis, Uğur Mumcu, Adnan Kahveci ABD’nin suikastleri ile yok edilmiş ve 30 yıl içinde Türkiye BOP Yeşil Kuşağı’na alınmıştı.

 

Öyle görünüyor Akdeniz’e çökecekler Kıbrıs’ı vururum dedi infaz emri geldi. Arzı mevhut kamuflaj dert Akdeniz’deki paylaşım İsrail fazla pay almak için sahil şeridini genişletiyor. Türkiye gardını alacak demek ki.

BÜYÜK TÜRK, C.L.Sulzberger

1960‘ların ikinci yarısında ABD’li gazeteci (!) C. L. Sulzberger Türkler ile ilgili iki makale yayınlar.

İlk olarak, 26 Kasım 1965 tarihli New York Times gazetesinde “Rusya, Çin ve Türkler” makalesi. [2]

15 Ağustos 1968 tarihinde de Sulzberger, Cumhuriyet gazetesinde “Büyük Türk” makalesini yayınlayarak “Adriyatik’ten Çin Denizine Türkler’i över. Sulzberger, kurucumuzun Akdeniz olarak gösterdiği istikameti, Çin Denizi olarak gösterir.

“Türk’ün Asyalı kalitelerini bir daha gözden geçirmekte fayda vardır. Moğolistan’dan Avusturya’ya doğru ağır ve emin adımlarla ilerleyen, önüne çıkan kapalı toplumları ezip eğerlerin altında at çatlatan eski Türkler hep gittikleri yöne, hep Batı’ya bakmışlardır. Bütün bunlar bir yana, giden Türkler Çin‘de, Rusya‘da kalan ırkdaşlarına unutulmaz anılar bırakmışlardır.

Türkçülüğün tekrar güç kazanacağı, kültürünün yayılacağı günler gelecektir. Pek tabii bu hemen yarın gerçekleşmeyecektir. Tıpkı uzun vadeli plancıları ürküten Çin umacılarının ortaya çıkması konusu gibi. Ama bu plancılar önümüzdeki yüzyıl için Asya üzerine hesaplar yapmağa devam edeceklerse Büyük Türk’ün Asya’daki varlığını unutmamalıdırlar” [3]

Sulzberger’in yayınladığı her iki makale ABD’nin Büyük Orta Doğu politikasında Türklere bakış açısını açıklıkla gösterirken, diğer yandan Rusya ve Çin’deki Türklerden de bahsederek, bunların ABD açısından bir tehdit de olabileceğini de varsayarak, uzak görüşlülüğünü de, 21. yüzyılın ilk çeyreğindeki gelişmeler hesaba katıldığında, ortaya koymuş gözükmektedir. ABD tarafından batıdan Yunanistan ve güneyden, Suriye üzerinden sıkıştırılan Türkiye artık, sözde müttefikin bu hasmane tavırlarına karşı çıkış yolları aramaktadır.

https://www.veryansintv.com/buyuk-akdeniz-birligi-bab

https://hayatitek.com/rusya-cin-ve-turkler/

https://1000kitap.com/gonderi/172859053?oku=1

Adriyatik makalesini Cumhuriyet gazetesi Türkçe olarak yayınlamıştı.

Cumhuriyet gazetesinin 15.8.1968 tarihli nüshasında ya­yınlanan ve Amerikalı gazeteci C. L. Sulzberger’in New-York Times ile İnternational Herald Tribune gazetelerine gönderdi­ği (Büyük Türk) başlıklı ikinci yazısında dünyanın bugünkü jeopolitik durumları üzerine yaptığı yorumlar sırasında (Er­ geç Türklerin dünyada tekrar söz sahibi olacakları) ihtimalin­den söz ediyor ve günümüzde çok uzun süreli planlar yapıldığı­nı ifade ederek siyaset plancılarının bugün tekrar sesini duyu­racak bir ülkeyi unutur göründüklerini ve bu ülkenin Türki­ye olduğunu belirterek:

“Ortada bir gerçek var. Türkçe konuşan biri, Bulgaris­tan’ın Güney’inden at ile yola çıksa, ta Çin’in göbeğine kadar her gece kendisine yatacak bir yer bulur, derdini anlatır. İşte Türk halklarının yaşadığı şerit böylesine Çin’in içine kadar uzanmaktadır. Sovyetler Birliğinde Kazak ve Uzbekler hala Türk Kahramanlarının türkülerini çağırmaktadır. Pan-Turan­cılık hareketi ise şimdi uyuyan bir sessizliğe karışmış görün­ mektedir.

Günümüzün Türkiyesi her türlü Uluslararası etkiden uzak bulunmaktadır. Gelişir bir görüntü içindedir. Ancak endüstri çabalamaktadır. Anadolu Türkleri, kendi kendilerine Osmanlı İmparatorluğunun ağır etkisinden, İmparatorluğun bitmez tükenmez savaşlarının yorgunluğundan kurtulmuşlardır.

Milli şuura hala eski bir dünya gücü olmanın bilinci hakimdir. Cumhuriyetin kurucusu Atatürk artık Batı’ya bakıp batı­lılaşmak gereğine inandırmış milleti. Fakat Avrupa, o günlerde (Amerika) sözü gibi, şiirli bir coğrafya terimidir. Türkiye ise temel nüfus ve arazisiyle (ger­çek Asya’lı) kalmıştır. Ancak Asya’lı kavramı, kötü uygula­malarla kendinden! ) çok şey kaybederken Türk’ün Asyalı kali­telerini bir daha gözden geçirmekte fayda vardır.

Moğolistan’dan Avusturya’ya doğru ağır ve emin adım­larla ilerliyen, önüne çıkan kapalı toplumları ezip eğerlerin al­tında at çatlatan eski Türkler hep gittikleri yöne, hep Batı’ya bakmışlardır. Bütün bunlar bir yana, giden Türkler Çin’de, Rusya’da kalan ırkdaşlarına unutulmaz anılar bırakmışlardır.

Türkçülü­ğün tekrar güç kazanacağı, kültürünün yayılacağı günler ge­lecektir. Pek tabii bu hemen yarın gerçekleşmeyecektir. Tıpkı uzun vadeli plancıları ürküten Çin umacılarının ortaya çıkması ko­nusu gibi… Ama bu plancılar önümüzdeki yüzyıl için Asya üze­rine hesaplar yapmağa devam edeceklerse Büyük Türk’ün As­ya’daki varlığını unutmamalıdırlar”

C.L.Sulzberger

 

RUSYA, ÇİN VE TÜRKLER

Ağustos 23, 2020

Prof. Dr. Ahmet Temir’in, Türk Kültürü dergisinin Ocak 1966 tarihli 39’uncu sayısında yayınlanan “Rusya, Çin ve Türkler Adlı Makale Üzerine” başlıklı yazısı…

Türk Alfabesi ve Konuşulan Türkçe

Türk Alfabesinin tek tipleştirilmesi çözüm olamaz. Önemli olan konuşulan Türkçe konusunda Türk ülkelerinin birbirlerini anlaması ve sözlüklerinin kaynaştırılarak ortak bir sözlük üretilmesidir. Kaşgarlı Mahmut’un 1000 yıl önce tek başına oluşturduğu sözlük esas alınarak, Divan-ı Lugat it Türk Dünyası olarak güncellenmelidir.

Oğuz Türkçesi (Türkiye, Türkmenistan, Azerbaycan, İran Azerbaycanı, Rumeli-Balkanlar) dışındaki Türkçeleri anlamak zordur.

Örneğin, Çin ve Hong Kong’daki alfabe aynı olmasına karşın, konuşma dili bambaşkadır. Mandarin (Çince: Putonghua) Çin’in kuzeyinde, Pekin ve çevresinde konuşulan Çince’dir. Kantonca Çin’in güneydoğusundaki Guangdong eyaletinde ve Hong Kong’da konuşulur. Konuşma dilinde Mandarin ve Kantonca birbirine epey uzak dillerdir, konuşmada birbirlerini anlayamazlar.

Adalar Denizi ve Adalar Stratejimize ilişkin bazı Öneriler

               Bizim Akdeniz         

 

        Sütliman Akdeniz

Göl misali

Büyük Deniz

Bizim Deniz

Bizimdir Akdeniz

                                                                                                                      Dünyanın Ortası

Kenevir halatlarla

Bağlanmış Beş Deniz

Kalblerimizde yatan

Lacivert Vatan

                                                                                                                      Barbarossalar

Kaptan-ı Deryalar

Bahriyeler

Levendler

Kenevirden kemendler

                                                                                                                        Ruhumuz;

Dokuz Sekiz

İlk hedefimizdi

Mavi gökler

Lâcivert deniz; Akdeniz!

 

Rastgele!

Kendir halatlar deryalara

Kenevir urganlar denizlere

Seferler ola

Andre Dorya’larla

Cedelleşenlere

 

Deryalar, Kaptanlara,

Kızıl Sakallara

Zaferler Barbaros’lara

Denizler göllere

Talaylar Levend’lere

Arşipel’e,

Adalar Denizi’ne

                                                                                                                                                                     Levent   Ağaoğlu                                             19 Mayıs 2019

 

Kavramlar: Yeniden Birleşme (Re-Unification). Nüfus ve Nüfuz Gücü. Güç. Batı Trakya Türk Cumhuriyeti. İttifaklar Stratejisi. Bilge Güç Stratejisi. Kayıp Haklar Hukuku.

Ülkeler: Türkiye. Yunanistan. KKTC. İtalya. Arnavutluk. Bulgaristan. Rusya. Hong Kong. Makau. Çin Halk Cumhuriyeti (1949). Çin Cumhuriyeti-Tayvan (1912). Mısır. Libya.

Adalar Denizinde Yunanistan’ın 5 ülke ile ihtilafları bulunmaktadır. Türkiye’nin ihtilafı ise sadece Yunanistan iledir.

Yunanistan, Ege Denizi ve Akdeniz’de birçok ada üzerinde egemenlik haklarını savunmaktadır. Bu durum, komşu ülkelerle bazı ihtilafların ortaya çıkmasına neden olmaktadır.

  1. Türkiye: Oniki Ada: 1947 Paris Barış Antlaşması ile Yunanistan’a devredilmesine rağmen, bazı adacıklar ve kayalıklar hala iki ülke arasında gri alan olarak kabul edilmektedir.

Doğu Akdeniz: Yunanistan, bazı adaları ve kayalıkları kullanarak deniz yetki alanlarını genişletmeye çalışmakta ve bu durum Türkiye ile gerginliğe yol açmaktadır.

Ege Denizi Hava Sahası: Ege Denizi’nde hava sahası ihlalleri zaman zaman iki ülke arasında gerginlik yaratmaktadır.

  1. Libya: Gava Adası: Libya, Gava Adası’nın kendi deniz sınırları içinde yer aldığını savunurken, Yunanistan adanın tarihsel ve coğrafi açıdan kendisine ait olduğunu iddia etmektedir.

Diaplous ve Paximadi Kayalıkları: Yunanistan, bu kayalıkların kendi deniz sınırları içinde yer aldığını savunurken, Libya bu kayalıkların kendi kıta sahanlığına ait olduğunu iddia etmektedir.

  1. İtalya:Bazı adacıklar ve kayalıklar: 20. yüzyılın başlarında yaşanan ada anlaşmazlığı çözülmüş olsa da, hala bazı küçük adacıklar ve kayalıklar iki ülke arasında ihtilaf konusu olmaya devam etmektedir.
  2. Mısır: Mısır: Yunanistan, Girit’in güneyinde yer alan Gavdos Adası’nın Mısır’a ait bir kayalığa çok yakın olması nedeniyle Mısır ile de bir ihtilaf yaşamaktadır.
  3. Arnavutluk: Yunanistan, Korfu Adası’nın kuzeybatısında yer alan Othoni Adası’nın Arnavutluk’a ait bir adaya çok yakın olması nedeniyle Arnavutluk ile de bir ihtilaf yaşamaktadır.

Yunanistan tarafından Ege denizi olarak adlandırılan Balkan ve Anadolu yarımadaları arasındaki geniş parçası tarihte Türkler tarafından yüzyıllar boyunca Adalar Denizi olarak adlandırılmıştır. Türkler, yer adlarını ifade ederken hep derin anlamlar yüklemektedirler. Bu denize özel bir isim verilmemiş fakat coğrafi ve jeolojik özelliği olarak adaların sıklığından ötürü bu şekilde adlandırılmıştır.

Türklerin 1300’lü yılların  başlarından itibaren süregelen  Akdeniz hâkimiyeti boyunca sürekli olarak İtalyan şehir devletleri olan Venedik ve Ceneviz ile mücadele edilmiştir. 19. yüzyıl başlarında Yunanistan ile olan savaşlarda adalar Yunanistan tarafından ele geçirilmeye başlamış daha sonra 20. yüzyıl başlarındaki Balkan Savaşı ve uzantısı Trablusgarp Savaşı neticesinde adalar İtalya’ya terk edilmeye başlanmış ve ardından birinci Dünya Savaşı ve ikinci Dünya Savaşı neticelerinden olmak üzere adaların elimizden çıkma süreci devam etmiştir.  Bu adalar İtalya’ya ve  Yunanistan’a terk edilmiştir.

Türklerin Avrupa’dan atılması, Vatikan planının son aşaması olarak Arnavut Katolikleri üzerinden çıkartılan Balkan Savaşı neticesinde Türkler, Adalar Denizindeki adalardan da çıkartılmaya başlanmıştır.

Doğu Akdeniz’de yer alan Kıbrıs adası ise İngiltere’ye 19. yüzyıl sonlarında kiralanmış ve birinci Dünya Savaşı’nın kaybedilmesi üzerine İngiltere adayı ilhak etmiştir. 20.yüzyılın son çeyreğinde 1974 Temmuz’unda ise Türkiye adanın kuzey kısımlarını güç kullanmak suretiyle geri almıştır.

Görüldüğü üzere imparatorluğun güçlü olduğu dönemlerde ele geçirilen adalar çöküş döneminde kaybedilmeye başlanmıştır. Yirmi birinci yüzyılın başlarından itibaren ise adacıklar ve kayalıklar hükümetin kayıtsız kalması karşısında Yunanistan tarafından işgal edilmeye başlanmıştır.

Türkiye sürekli olarak anlaşmalar zemininde hareket eden bir ülke olmasına karşın Adalar Denizi ve adalar üzerindeki egemenlik hakları konusunda her zaman yalnızdır.

Ortada Yunanistan olarak adlandırılan bir devlet sadece Mora yarımadasında mevcut iken, Makedonya, Trakya ve Arnavutluk topraklarının paylaştırılması suretiyle Yunanistan icat edilmiştir.

Yeniden birleşme ve nüfuz tesisi konularında Hong Kong ve Makau örnekleri yirminci yüzyılın sonlarında yaşanmış canlı örneklerdir. Tayvan da sırada beklemektedir.

Oldubittilerle imparatorluktan ve Türkiye Cumhuriyeti’nden kopartılan bu vatan parçaları ile yeniden birleşilmesi için önemli olan, 21. yüzyıl uluslararası ilişkiler dünyasında tek bir gerçeklik olan güç kavramıdır.

1920’li yıllarda Yunanistan’ın nüfusu 6.5 milyon, Türkiye’nin nüfusu ise 13.5 milyon civarlarında iken 2024 yılı itibarıyla Türkiye’nin nüfusu 90 milyona yaklaşırken Yunanistan’ın nüfusu 10.5 milyon civarındadır, aradaki nüfus farkı, bir misli iken dokuz misline çıkmıştır. Nüfus gücün önemli değişkenlerinden bir tanesidir.

Çin Halk Cumhuriyeti, Hong Kong ile ilgili olarak İngiltere’den, 1984-1997 yılları arasında 14 yıl süren görüşmeler neticesinde kiraladığından çok daha fazlasını geri alabildiyse bunun arkasında yatan Çin’in kalkınmasının da motoru olan nüfus ve nüfuz gücüdür.

Bu, Türkiye açısından da izlenmesi gereken bir yoldur. Türkiye’nin yeniden birleşebileceği vatan toprakları Misak-ı Milli belgesinde detaylı olarak listelenmiş durumdadır. Adalar denizi, adalar meselesi ve Batı Trakya da bu kapsamda değerlendirilmelidir.

1913 yılında Batı Trakya‘da bir Cumhuriyet kurularak, gelecekte bu cumhuriyetin canlandırılması hedeflenmiştir. Aynı model Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin teşekkülünde de gözükmektedir. Bu parçaların hepsi daha sonra birleştirilecektir.

Afganistan’daki Herat’dan, Makedonya’daki Üsküp’e, Karadeniz kıyısındaki Gagavuzya’ya kadar 5400 km uzunluğundaki bir alan Oğuz Türkçesinin konuşulduğu alandır, burada yaşayan 150 milyonu aşkın bir Türk nüfusu söz konusudur.

Balkan Savaşında Osmanlı İmparatorluğu’nun karşısında Balkan ülkelerinin oluşturduğu ittifaklar söz konusuydu. Demek ki Türkiye’nin de Adalar Denizi’nde bir takım ittifaklar oluşturması gerekmektedir.

Çin Halk Cumhuriyeti’nin bir İngiliz toprağı olan Hong Kong’un tamamını 2 Temmuz 1997’de hangi stratejilerle devraldığı konusu son derece önemlidir. Bunun Türkiye’ye örnek olması lazımdır.

Çin Halk Cumhuriyeti kendisinden kopartılan parçaları (1997’de Hong Kong ve 1999’da Makao) geri almış ve Tayvan‘ı da yakın bir gelecekte geri alması beklenmektedir.  2500 yıl önce Savaş Sanatı kitabının yazarı olan Çin Halk Cumhuriyeti, İngiltere ile 13 yıl süren görüşmeler neticesinde Hong Kong adasını İngiltere’den geri almıştı.

Bu konudaki ana kaynak görüşmeleri bizzat yürüten Hong Kong Genel valisi Chris Patten’in yazdığı “East and West” başlıklı kitaptır. Görüşme süreçleri bu kitapta detaylı olarak anlatılmıştır.

Kiralanan Kıbrıs ve Hong Kong adaları 

Benzer şekilde de Tayvan adası ve hükümranlığındaki adalar, adacıklar ve kayalıklar da 640 adet olarak ifadelendirilmektedir. Burada Adalar Denizi ile benzer bir durum söz konusudur. İkinci Dünya Savaşı süreçlerinde ve sonunda Çin Halk Cumhuriyeti’den (1949) ayrışarak, Çin Cumhuriyeti (1912) olarak varlığını devam ettiren Tayvan adası Türkiye açısından önemli bir örnek teşkil etmektedir.

Tayvan Çin Cumhuriyeti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti 

Çünkü Osmanlı’nın çöküş sürecinde Batı tarafından desteklenen Yunan isyan hareketi koca bir devlete dönüştürülmüştür ve bunu Türk İmparatorluğu’ndan kopartılan parçalar yoluyla başarmıştır. Dünya Savaşları koşullarında bu süreçler gerçekleştirilmiştir.

Türkiye, Kıbrıs adasının kuzey kısımlarını güç kullanarak geri almayı başarmak suretiyle, Adalar Denizi’ndeki adalar, Girit ve Rodos gibi büyük adalar da dahil olmak üzere adacıklar ve kayalıkları geri alabileceğine ilişkin bizleri ümitlendirmektedir. Burada önemli olan bilge güç stratejisinin uygulanmasıdır; gerektiğinde diplomasi, gerektiğinde savaş.

Nüfusunu çoğaltmak suretiyle Osmanlı döneminden de daha güçlü olma sinyalleri veren Türkiye, adalar denizi ve adalarla yeniden birleşme gündemini, aynı zamanda 110 yıl önceki Batı Trakya Türk Cumhuriyeti yapılanması ile de ilişkilendirmek durumundadır. BTTC, gelecek için fidelenmiş, tohumları ekilmiş ve uygun zamanını kollayan bir yapıdır.

Türkiye’nin Balkan Savaşı’nda kendi aralarında ittifak yapan Balkan ülkelerine mağlubiyetinden çıkartacağı önemli bir ders ise Adalar meselesi için ittifaklar stratejisinin izlenmesi gereğidir. Burada Rusya ve Bulgaristan önem kazanmaktadır. Karadeniz’e erişim emellerine ulaşamayan ABD, karşılığında Adalar Denizini bir Yunan iç denizine çevirme hevesindedir.

Rusya ise İsveç’in NATO ile üyeliği ile birlikte kısıtlanan Kuzey denizlerine çıkış stratejisini, hiç olmazsa Karadeniz ve Boğazlar üzerinden Adalar denizi irtibatı ile birlikte Akdeniz’e ve okyanuslara erişim kabiliyeti olarak değerlendirmektedir. Burada Türkiye, Rusya ve Bulgaristan’ın çıkarları örtüşmektedir, bu ortam bir ittifak anlayışı içerisinde değerlendirilmelidir

İtalya ise her zaman NATO şemsiyesi altında davranma zorunluluğunda olsa bile Yunanlılar ile hiçbir zaman anlaşamayacakları gerçeğinden hareket ederek kendileriyle daha geniş alanlarda işbirlikleri ve stratejiler inşa  etmek suretiyle ortak bir zemin arayışına girilmelidir.

İtalya ile Roma İmparatorluğu kökenindeki ve ortak zeminindeki bağların canlandırılması burada ayrı bir önem taşımaktadır. Adriyatik Denizi’nde ve İyon Denizindeki adalar hususunda Yunanistan ile ihtilafı olan Arnavutluk ile ve Adalar Denizi’nde ve Akdeniz’de ihtilafları olan İtalya, Mısır ve Libya ile adalar konusuna özel Yunanistan karşıtı çıkar ortaklıkları tesis edilmelidir.

Vatan toprakları ile yeniden birleşme konusunda Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra iki fiili durumdan da başarıyla çıkılmıştır. Hatay konusunda Fransa ile görüşmeler neticesinde Hatay ve Kıbrıs konusunda ise garantör devlet İngiltere ile yapılan görüşmeler ve akabinde Yunanistan ile yapılan savaş neticesinde Kuzey Kıbrıs geri alınmıştır.

Bu iki olumlu örnek çok zengin bir tecrübe birikimidir ve Adalar Denizi ve adaları konusundaki olası girişimlerimiz ve stratejilerimiz için de ana esin kaynağımızdır.

Tayvan Çin Cumhuriyeti 1 Ocak 1912 tarihinde kurulmuş olup, ikinci Dünya Savaşı’nda Çin anakarasındaki iç savaşın sonuçlarına rağmen, hukuki varlığını sürdürmeye devam etmektedir. 

31 Ağustos 1913 – 30 Ekim 1913 tarihleri arasında varlığını sürdürmüş olan Batı Trakya Türk Cumhuriyeti ise varlığını sonlandırmış gözükmektedir. Bu varlığın tekrar canlandırılması önemli bir stratejik aksiyon teşkil edecektir

Ayrıca, Girit adasında, anlaşmalardan kaynaklanan haklarımıza ilişkin durum da masaya yatırılmalıdır.

Türklerin sayılamayacak kadar çok kayıp hakları vardır ve adalar denizi ile adaları kaybedilmiş kayıp haklar hukukunun en başında yer almaktadır. Bu konu uluslararası çapta yürütülecek Türklerin kayıp hakları hukuku etiket başlığı altında yürütülmelidir.

Tabii ki bu aynı zamanda bir propaganda faaliyetidir ve ülkemiz ile ittifak yapacak ülkelerin de bu konularda etkilenmesi, etki altına alınması özel önem taşımaktadır.

Levent Ağaoğlu

www.booksonturkey.com

[email protected]

Edebiyatta Deniz Teması

Türk Edebiyatında Denizi Konu Edinen Yazarlar ve Eserleri

Türk edebiyatında deniz, yüzyıllardır şairlerin, yazarların ilham kaynağı olmuştur. Sonsuzluğun, özgürlüğün, maceranın ve aynı zamanda melankolinin sembolü olan deniz, Türk edebiyatında çokça işlenmiştir. İşte deniz temalı bazı önemli eserler ve yazarlar:

Halikarnas Balıkçısı

Aganta Burina Burinata: Türk denizciliğinin en önemli romanlarından biridir. Ege’nin güzellikleri, balıkçılar, denizle iç içe bir yaşam ve özlem dolu bir anlatımla okuyucuyu büyüler.

Yahya Kemal Beyatlı

Sessiz Çığlık: Şairin denizle ilgili en bilinen şiirlerinden biridir. Deniz, yalnızlık, hüzün ve aşk gibi temaları içerir.

Nazım Hikmet Ran

Memleketimden İnsan Manzaraları: Bu şiirinde Nazım Hikmet, denizleri ve denizcileri özgürlüğün sembolü olarak kullanır.

Sait Faik Abasıyanık

Sinağrit Baba: Sait Faik’in kısa öykülerinden biridir. Bir balıkçının hayatı ve denizle olan bağı, yalın bir dille anlatılır.

Yusuf Ziya Ortaç

Deniz Hikâyeleri: Ortaç, deniz hikayeleriyle deniz yaşamının zorluklarını ve güzelliklerini okurlarına aktarır.

Diğer Önemli Eserler ve Yazarlar

  • Yaman Koray: Büyük Orfoz gibi eserleriyle denizciliğin ve deniz edebiyatının önemli isimlerindendir.
  • Ahmet Büke: İzmir Postası’nın Adamları, Çiğdem Külahı gibi eserleriyle deniz edebiyatına önemli katkılar sağlamıştır.

Neden Deniz Bu Kadar Önemli?

  • Coğrafi Konum: Ülkemizin üç tarafı denizlerle çevrili olması, denizlerin edebiyatımızdaki önemini artırmıştır.
  • Tarih ve Kültür: Denizcilik, Türk tarihinde önemli bir yer tutmuştur. Bu da denizlerin edebiyatta sıkça işlenmesine neden olmuştur.
  • Sembolik Anlamı: Deniz, özgürlük, sonsuzluk, yalnızlık, hüzün gibi birçok farklı duyguyu ve kavramı sembolize eder.

Deniz temalı eserler, okuyucuya farklı duygular yaşatır ve hayal dünyasını genişletir. Eğer denizleri seviyorsanız veya farklı bir bakış açısıyla keşfetmek istiyorsanız, bu yazarların eserlerini mutlaka okumalısınız.

Ek Bilgiler:

  • Deniz Edebiyatı ve Denizcilik Kültürü Kitapları: Kayıp Rıhtım gibi platformlarda deniz temalı kitaplara ulaşabilirsiniz.
  • Denizi konu alan 13 enfes kitap: Milliyet gazetesinin Molatik Sanat köşesinde denizle ilgili kitap önerileri bulabilirsiniz.

Edebiyatın Denize Olan Fikir Kıyısı: Deniz Edebiyatı…

Dünya Edebiyatı ve Kültür Tarihinde Su ve Deniz Meriç Gök

Türk Edebiyatı Eserler Sözlüğü 

Dünya deniz edebiyatındaki ünlü yazarlar kimlerdir?

Dünya deniz edebiyatında, denizi ve deniz yaşamını konu alan birçok unutulmaz eser veren pek çok ünlü yazar bulunmaktadır. Bu yazarlar, deniz maceralarını, denizcilerin yaşamını, denizlerin gizemini ve gücünü farklı perspektiflerden ele alarak edebiyata önemli katkılarda bulunmuşlardır.

İşte dünya deniz edebiyatının bazı önemli yazarları:

  • Herman Melville: “Moby Dick” adlı eseriyle deniz edebiyatının en önemli eserlerinden birini yazan Melville, bir balina avcısının intikam arayışını ve insanın doğayla mücadelesini epik bir dille anlatır.
  • Joseph Conrad: “Karanlığın Yüreği” gibi eserleriyle tanınan Conrad, denizcilik deneyimlerini romanlarına yansıtarak sömürgeciliğin karanlık yüzünü ve insanın iç dünyasını mercek altına alır.
  • Jules Verne: “Denizler Altında Yirmi Bin Fersah” ile denizaltı maceralarına olan ilgiyi artıran Verne, bilim kurgu türüne de önemli katkılarda bulunur.
  • Ernest Hemingway: “Yaşlı Adam ve Deniz” adlı eseriyle Nobel Edebiyat Ödülü kazanan Hemingway, yaşlı bir balıkçının dev bir kılıçbalığıyla verdiği mücadeleyi yalın ve etkileyici bir dille anlatır.
  • Patrick O’Brian: Aubrey-Maturin serisiyle 18. yüzyıl İngiliz donanmasında geçen maceraları anlatan O’Brian, tarihi roman türünde önemli bir yere sahiptir.

Türk Deniz Edebiyatından Örnekler:

  • Yaman Koray: “Büyük Orfoz” gibi eserleriyle Türk deniz edebiyatının önemli isimlerinden biridir.
  • Sait Faik Abasıyanık: “Sinağrit Baba” gibi öyküleriyle deniz yaşamına farklı bir bakış açısı getirir.

Diğer Önemli Yazarlar:

  • Jack London: “Deniz Kurtları”
  • Daniel Defoe: “Robinson Crusoe”
  • Robert Louis Stevenson: “Hazin Ada”
  • Gabriel García Márquez: “Bir Kayıp Denizci”

Deniz Edebiyatını Neden Okumak Gerekir?

  • Macera ve Heyecan: Deniz maceraları, okuyucuyu farklı dünyalara taşıyarak heyecan dolu bir okuma deneyimi sunar.
  • Doğa ve İnsan İlişkisi: Deniz edebiyatı, insanın doğayla olan ilişkisini farklı boyutlarıyla ele alır.
  • Kültürel Zenginlik: Denizcilik tarihi ve farklı kültürlerin denizle olan ilişkileri hakkında bilgi verir.
  • Psikolojik Derinlik: Denizcilerin iç dünyaları ve yaşadıkları zorluklar, okuyucuya psikolojik bir derinlik sunar.

Daha Fazla Bilgi İçin:

Yabancı Yazarlar

  • Jules Verne
  • Ernest Hemingway
  • Jack London
  • Virginia Wolf

Türkler Ansiklopedisi Denizcilik Maddeleri

1.CİLT:

Ön ve Orta Asya, Kafkasya, Karadeniz’in Kuzeyi, İdil-Ural ve Batı Sibirya’daki Eski Türkler / Prof. Dr. Mir Fatih Zekiyev [p.424-431]

2.CİLT:

Karadeniz’in Kuzeyinde Peçenekler / Prof. Dr. Necati Demir [p.709-713]

4.CİLT:

Azerbaycan Atabeyleri (İldenizliler) (1146-1225) / Yrd. Doç. Dr. Hüseyin Kayhan [p.871-879]

6.CİLT:

Türkiye Selçukluları Devrinde Akdeniz Siyasetine Genel Bir Bakış / Prof. Dr. Hüseyin Algül [p.645-650]

7.CİLT:

Türklerin Akdeniz Kültürel Bölgesine Entegrasyonu / Prof. Dr. Xénia Celnarova [p.743-747]

9.CİLT:

Görülmeyen Osmanlı: Geç Ortaçağ ve Modern Dönemlerde Akdeniz Tarihinin Kayıp Devleti / Prof. Dr. Kate Fleet [p.60-65]

Denizlerde Osmanlı Hâkimiyeti XVI-XVII. Yüzyıllarda Akdeniz’de Osmanlı Hakimiyeti / Yrd. Doç. Dr. Ersin Gülsoy [p.589-598]

Yavuz Sultan Selim ve Kanunî Sultan Süleyman Devirlerinde İspanya ve Osmanlı İmparatorlukları Arasında Deniz Savaşları / Prof. Dr. Miguel A. De Bunes Ibarra [p.599-607]

XVI. Yüzyılda Ceneviz ve Osmanlı İmparatorluğu / Dr. Riccardo Musso [p.608-613]

XVI. ve XVII. Yüzyıllarda Cezayir-İ Bahr-İ Sefîd (Akdeniz-Ege Adaları Ya Da Kapudan Paşa Eyaleti) / Ayhan Afşın Ünal [p.614-617]

10.CİLT:

Beylikten İmaratorluğa Osmanlı Denizciliği / Prof. Dr. İdris Bostan [p.122-128]

11.CİLT:

Türk-İslam Kültür Çevresinde Uçma Denemeleri, Otomatik Makinalar, Denizaltı ve Roket Teknolojisi / Prof. Dr. Arslan Terzioğlu [p.260-266]

12.CİLT:

XVIII. Yüzyılda Osmanlı Devleti’nin Doğu Karadeniz Politikası / Yrd. Doç. Dr. Zübede Güneş Yağcı [p.554-563]

Fatih Dönemi Deniz Hâkimiyeti: İşbirliğinden Ayrılığa: XIV ve XV. Yüzyıllarda Cenevizliler ve Türkler / Prof. Dr. Enrico Basso [p.355-362]

13.CİLT:

Ana Hatlarıyla Abdülaziz Dönemi Osmanlı Bahriyesi ve Ceride-İ Askeriyyelere Göre 1864 Yılı Denizcilik Faaliyetleri / Yrd. Doç. Dr. Faruk Ayın – Erkan Göksu [s.822-829]

14.CİLT:

Boğaziçi’nde Deniz Ulaşımı ve Şirket-İ Hayriye / Uğur Göktaş [s.493-500]

Osmanlı Denizlerinde Mesaha Çalışmaları / Şakir Batmaz [s.915-918]

 

Ohri ve Şiir Festivalleri, Mehmet Uhri

ŞAİRİN DERDİ
Makedonya’da Ohri gölü kenarında keyif kahvesi içmek için inat etmesem emekli edebiyat öğretmeni beyefendiyle karşılaşma şansım olmayacaktı.
Masasında tek başına oturuyor, çevreyle ilgilenmiyor, kaba görünüşlü kağıtlara dolma kalemle bir şeyler yazıyordu.
Yüzündeki derin çizgilere ve seyrelmiş ak saçlarına bakılırsa yaşı hayli geçkin olmalıydı.
Arada kalemi dudaklarına götürüp uzaklara, gölün karşı kıyısına bakıyor sonra tekrar yazıya dönüyordu.
Garsona Türkçe seslenmesinden cesaret alıp masasına yöneldim ve göl kıyısındaki masaların dolu olduğu bahanesine sığınıp, çok kalamayacağımı, bir kahve içip Ohri gölünü seyretmek istediğimi söyleyip masasına ilişmek için izin istedim.
Başını kaldırıp göz ucuyla süzdü sonra kalemiyle oturacağım yeri gösterip yazısına döndü. Masanın üstünde kenarları pek düzgün olmayan kirli kırçıllı görünümde kaba parşömen kağıdını andıran kağıtlara el yazısıyla notlar alıyor, şiir yazıyordu.
Yazdığı kağıtların birini dosyaya kaldırırken diğerini buruşturmadan gölün sularına bıraktı. Islanan kağıdın önce yazıları dağılıp okunamaz hale geldi sonra kağıt gevşeyip parçalara ayrıldı ve gözden kayboldu.
Kahve sipariş edeceğimi söyleyip eşlik etmesi için ricada bulundum yine sesini çıkarmadan kafasıyla olur verdi. Siparişi almaya gelen garsona eliyle beni gösterip bir şeyler söyledi.
Açıklama beklediğimi anlayınca “Burada kahve dersen filtre kahve getirirler, madem ki keyif kahvesi içeceğiz, iyi pişmiş şekersiz Türk kahvesi istediğimizi söyledim” dedi.
Sonra kalemin kapağını kapatıp ceketinin iç cebine yerleştirdi.
Nereden geldiğimi, Ohri’de ne aradığımı sordu. Sorma sıra bana geldiğinde emekli Edebiyat öğretmeni ve pek tanınmasa da yayınlanmış şiir kitabı ve dergilerde çıkmış çok sayıda şiiri olan edebiyat düşkünü olduğundan, gücü yettiğince her yaz Ohri’de bir süre kaldığından söz etti.
– İklimi sert olmasa yaz kış kalmayı çok isterim ama sağlığım el vermiyor. Doğrusu, o kadar maddi gücüm de yok.
– İyi de neden Ohri?
– Aradığım pek çok yanıtı burada bulduğumu düşünüyorum. Burası şairlerin mekanı. Yıllar önce çalışmakta olduğum liseye şair Fazıl Hüsnü Dağlarca’yı davet etmiş öğrencilerim ile söyleşi gerçekleştirmiştim. Söyleşi sonrasında şiir yazma çabamdan söz edip başladığım halde bir türlü bitiremediğim şiirlerimin sıkıntısını paylaşmış ne yapmam gerektiğini sormuştum. Ayaküstü Makedonya’ya Ohri’ye gitmem gerektiğini aradığım yanıtın orada olduğunu, orada da bulamazsam soruyu değiştirmem gerektiğini söylemişti. Söylediklerini anlamamıştım. Baştan savma bir yanıt gibi gelmiş, biraz da içerlemiştim.
– Sonra?
– Bu sözleri günlüğüme not edip unuttum. Yaklaşık on beş yıl geçip emekli olduktan sonra günlüğüme göz atarken o gün yazdığım notu gördüm. Yaptığım araştırmada yeryüzünde şiir şenliği yapılan iki yerden biri olan Ohri’nin şairler için gerçekten önemli olduğunu, 40 yılı aşkın süredir yapılan yarışmalarda her yıl şiir alanında dünyanın en prestijli ödüllerden birinin verildiğini, yaşayan şairlere ödül verilen yarışmada Türkiye’den 1974 yılında Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın ödül aldığını öğrendim. Merakım daha da arttı. O yıl yapılan şiir şenliğine Ohri’ye gittim. Aradığım yanıtı burada Ohri gölünün kenarında buldum.
Gelen kahveler ile sözlerine ara verdi.
Köpüğü olmadığı için garsona söylense de kahveler lezzetliydi. Sonra gölü ve buraları anlatmayı sürdürdü.
Uluslararası şiir şenliğinin dünyanın dört bir yanından ozanları buluşturduğunu, şairlerin gölün berrak ve serin sularına şiirlerini okuduğu yaz akşamlarını anlattı. Şiir şenliği başlamadan günler önce ozanların gölün kıyısına gelip, şairler köprüsünde buluştuğunu ve birbirlerine kendi dillerinde şiirlerini okuduklarından söz etti.
– O köprüde durup yaşananları izlemek çok etkileyiciydi. 1985 yılının ödüllü şairi Andrey Voznesensky de bu köprüde durup yüksek sesle “Oza” şiirini gölün sularına okumuş;
“Yaşamak ne büyük mucize
Ama nasıl anlatırsın bunu yaşamasızın birine?
Belki de anlatırsın ama kimin umurunda?”
diye bitirdiğini hayal edip tüylerim ürpermişti. Voznesensky, o yıl ödül almasında büyük katkısı olan tek dizelik meşhur şiirini de burada seslendirmiş “Neden çekip gitmiyoruz kıyılara” diye haykırmıştı.
Anlattıkça heyecanlanıyordu. Kahvelerimizi yudumlayıp bir süre yükselen sabah güneşine ve gölün mavi sularına baktık.
Suya bıraktığı kağıtları sormak için fırsat kolluyordum. Masasındaki kağıtları gösterip “Yazdıklarınızın bereketine bakılırsa Dağlarca haklı çıkmış gibi görünüyor” dedim.
Boş kağıtlardan birini eline aldı.

– Şiir şenliğinin heyecanı geçip ortalık sakinleşince kendi sorularıma yöneldim, başlayıp bitiremediğim şiirlerimi karşıma alıp günlerce burada vakit geçirdim. Umutsuzluğa kapıldığım anlar da oldu. Sonra, gölün balıkçılarını ve az ötede sokak içinde geleneksel yöntemle bu gördüğün kağıtları yapan adamı ve dükkanını keşfettim. Adam, günlerce suyun içinde bekleyip bulamaç haline gelen ağaç yongalarına süzgeci daldırıp suyunu süzüyor, eleğin üstünde kalan tortuyu kurutup ağaç preslerde ezip düzeltiyor, bu gördüğün biraz biçimsiz ve pek de dayanıklı olmayan kağıt ortaya çıkıyordu. Buranın balıkçıları ise ağlarını çekerken tutulan küçük balıkları “büyü de gel” diyerek tekrar göle bırakıyorlardı. Bir yere gitmeyeceğini, günü gelince büyük balık olarak tutacaklarını biliyorlardı.

– İyi de bu kağıtlar ve balıkçılar hangi sorunuza yanıt oldu?
– Şiir yazma her ne kadar keyifli bir işi gibi görünse de acı verici iki yönü vardır. Birincisi şiir ortaya çıkarken o sırada kullanmaktan vazgeçtiğin, eleyip geride bıraktığın sözcük ve nüktelerdir. Geride kalanlar yakandan paçandan çekiştirir. Yazarken acı veren geride bıraktığım söz ve nüktelerden “büyü de gel” diyerek ayrılmayı, onların geleceğin büyük balığı olacağı hayalini kurmayı buranın balıkçılarından öğrendim. Ne de olsa onlar da gölün balığı gibi bir yere gitmiyordu, hep benimleydi.
– Ya diğeri?

– Şairlere acı veren ikinci konu ise yazdıklarının kalıcı olmadığını, suya yazılmış gibi dağılıp gideceğini bilmektir. Zaman değişir, sözler sözcükler, insanlar değişir, diller unutulur, anlattıkların belleklerden silinir. İnsanlar gibi şiirlerin büyük kısmı da öylece yiter gider. Yazdıklarından hiç olmazsa bir ikisi unutulmasın istersin. Ara sıra tarihten göz kırpan o görkemli satırlara imrenirsin ama kader değişmez.

İşte o kağıt imalatçısının selülozdan süzüp kuruttuğu bu biçimsiz ve suya dayanıksız kağıtlar sayesinde şiirlerimin de günü gelince dağılıp kaybolacağı gerçeği ile yüzleşebildim. Kullanamayıp geride bıraktığım ama kafamdaki gölde dolaşıp duran, büyük balık olarak tutulmayı bekleyen söz, nükte ve kavramları bu ham kağıtlara not alıp dosyalıyor, zamanı geldiğinde kullanıyorum.

– Peki, ya o suya attığınız kağıtlar?
– Gün gelip bitirmeyi başardığım şiirlerimi ise iki örnek yazıp birini dosyalıyor birini de olmaları gereken yere, göle bırakıyorum. Göl önce yazıları sonra bu dayanıksız kağıdı parçalayıp özüne alıveriyor. Göle karışan şiirimin günün birinde bir başka şaire ilham fısıldayacağını umut etmek bile insana iyi geliyor. Hatta belki ben de burada geçmişin o ilhamlarını kaleme alıyorum, kim bilir?
Kahvelerimizi bitirdiğimizi gören garson fincanları almaya gelince eliyle gitmesini işaret etti.
“Fincan soğumadan masadan almaya kalkıyorlar, kahveden geriye kalan şu ılık fincanı göle karşı seyretmenin içene keyif verdiğinin farkında bile değiller” diye söylendi.
Sonra durdu, omuzlarını dikleştirdi. Çıkardığı boş kağıtlardan birine dolma kalem ile “fincan soğumadan…” yazdı. Kağıdı diğerlerin arasına koydu.
Yazdıklarını okumama ise izin vermedi.
Hiç istemesem de gitmem gerekiyordu.

Ayağa kalktım, hesabı ödemek için garsona yöneldim, kolumu tuttu.

“Geride bıraktığın iki sözcük hatırına hesabı bana bırak, ben hallederim. Vaktin varsa git o kağıtçı dükkanını bul. Bak bakalım hayatındaki insanları, olayları o kağıt ustası gibi süzüp eleğin üstüne alabiliyor, yaşadıklarını seçebiliyor, eleği kendin tutabiliyor musun? Yoksa şairin “yaşamasızın biri” diye adlandırdığı sadece başkalarının kağıdına iz bırakanlardan mısın? Hadi durma git bak” dedi.

Garsona hesabı kendi ödeyeceğini işaret etti. Kalemi tekrar eline alıp masaya ve kağıtlarına döndü.
Ayrılmadan Ohri gölüne bir kez daha baktım. Yükselen güneşin aydınlattığı şehrin evleri gölün sakin sularından olanca renkliliğiyle yansıyordu.
Mehmet Uhri
*******************************
Ohri, aynı zamanda Slavlar için oldukça önemli olan Kiril alfabesinin doğduğu yer olarak kabul edilir.

Demek harflerle (alfabe) şiir arasında önemli bir bağlantı ve ilişki var. Üzerinde daha da düşünmeli.

Bizde ise Yazıtlarımız (Yenisey, Orhun vd) hakkında daha bir tane doktora tezimiz yok.
Uhri ile Ohri arasında bir bağlantı var mı acaba?
Melih Cevdet Anday’ın Cumhuriyet Gazetesi’nde her cuma yayınlanan deneme yazıların Struga şiir akşamlarından bahsettiğini hatırlıyorum.
Adana ve Antalya biz de nasıl film festivalleri ile ünlenmişse demek ki Ohri de uluslararası çaptaki şiir festivaline çok uzun yıllardır ev sahipliği yapıyor. Çok sayıda şairi bir araya toplamak hayal edilesi bir enstantane.
Benzeri bir edebiyat festivalini Hindistan’da Jaipur açık hava edebiyat festivali olarak hatırlıyorum. Ne yazık ki bizde edebiyat festivali çok dar ve kısıtlı bir kitleye hitap ediyor. İdeolojiler ve lobiler eliyle dar kapsamlı ve boyutsuz kısır bir oluşum bizdeki.
Levent Ağaoğlu