Home Blog Page 17

Asya’da Ticaret Tarihi, Prof İsenbike Togan

(ÖN, ORTA VE UZAK) ASYA’DA TİCARET YÖNTEMLERİ

 İSENBİKE TOGAN

 Orta ve İç Asya da ilişkiler savaştan çok ticaret etrafında yoğunlaşmıştır.  Türkler tarih boyunca kendi ülkeleri içinde ve dışında gayet tutarlı bir şekilde birbirine benzer yapılar kurmuşlardır.  Bunlar, ticarette serbestiyi benimseyen ama zaman zaman dış pazarları zorlayan yapılanmalar olarak karşımıza çıkıyor. Bu yapılanmaların Uzakdoğu ve Önasya ile karşılaştırılması da karşımıza uzun bir mücadele tarihi çıkarmaktadır. Burada önce 2000 yıl süre ile Orta Asya yapılarının ve onların benimsediği serbest ticaret yöntemlerinin yaygınlaşması ile karşılaşıyoruz.  Serbest ticaret yöntemlerinin milat öncesinden başlayarak zaman içinde, 13.yüzyılda Cengiz Han İmparatorluğu devrinde bütün Asya’ya yayıldığını görüyoruz. Sonraki 500 yılda ise Uzakdoğu ve Ön Asya’dan aşina olduğumuz yerleşik düzenlerin devlet denetimine dayanan ticaret yöntemlerinin bazı önemli yeniliklerle hakim duruma geçtiklerini görüyoruz. 1450-1990 arasında merkezi yapılar ağırlık kazanmıştır. 1990 sonrasında ise yeniden bir eklemlenme sürecine girildiği dikkati çekiyor.

Göçebe kültürlerin veya boylu toplulukların çoğunlukta bulunduğu bölgelere baktığımızda, buralarda kurulmuş olan imparatorlukların (veya konfederasyonların) ticari etkinlikler çevresinde yoğunlaştığını görürüz. Özellikle Türkler tarafından kurulan imparatorluklarda bu özellik görülmektedir. Ülüş  denilen paylaşım ve dağıtım sisteminin genelde hakim olduğu bu kültürlerde bir tek merkez değil, birden fazla dağıtım noktası bulundurmak görüşü daha çok benimsenmiştir. Böyle bir görüş özellikle geniş araziler üzerinde boy düzeninin hakim olduğu çevrelerde, çok kişiye söz hakkı vermek ve yerel idareleri var etmek açısından önem kazanmıştır. Durum böyle olunca da ticaret yollarını birçok noktadan denetlemek, güvenliğini bozmak veya sağlamak bu kültürlerin beceriyle yaptıkları eylemler olmuş ve bu imparatorluklar ya ticaret yolları üzerinde kurulmuş veya bu imparatorluklar kurulduktan sonra ticaret yollarını kendi ülkelerinden geçirmişlerdir. Orta Asya’da sözü edilen etkinlikler çerçevesinde yoğunlaşan imparatorluklar  aynı gayeyi güder gibi birbiri ardına kurulmuştur. Modern döneme gelinceye kadar Orta Asya’da merkeziyetçi, birikimci yapılar kurma girişimi bile olmamış, buradaki imparatorluklar ve tebaaları bilinçli ve devamlı bir politika izlemişlerdir. Burada ancak devir devir sülaleler değişmiştir.  Asya tarihine genel olarak baktığımızda, Orta Asya’da görülen bu kararlı ve tutarlı tutumun modern devirlere kadar  çevresini etkileyen bir görüş olarak geldiğini görürüz. MÖ 500-MS 1500 arasında 2000 yıl hakim olan bu görüşler ancak modern devirde ve özellikle Rus ve Çin imparatorluklarının iç ticareti geliştirerek yayılmaları karşısında devre dışı kalmışlardır.

Orta veya İç Asya yapılanmaları çok merkezli, hakimiyette ortaklık esasına dayanan, dolayısıyla siyasette danışmayı yeğleyen, ekonomik kaynakların kullanımında ise üleşmeyi, yani kaynakların yerel olarak toplanmasını ve bu yerel güçlere dağıtılmasını öngören yapılanmalar olarak tanımlanabilir.

Asya tarihinde eğilimin genellikle esnek yapılara doğru yöneldiğini, katı yapıların iseancak 18. ve 19.yüzyıllardan sonra Asya tarihinde hakim öğe olarak ortaya çıktığını görüyoruz. Bu faklı yapılar açısından bakınca da Asya tarihinde üç düğüm noktası ile karşılaşmaktayız:

1)Önce İslamiyetin 7.yüzyılda Asya ile Afrika’yı birleştirmesi;

2)sonra, Cengiz Han İmparatorluğu’nun 13.yüzyılda Avrasyayı doğu-batı ekseninde birleştirmesi;

3)18.ve 19.yüyıllarda ise Çin, Rus ve belki de İngiliz imparatorluklarının Asya’yı kuzey-güney ekseninde paylaşmaları olarak tanımlanabilir.

Bu düğüm noktalarının ilk ikisi çok merkezli ve esnek ticaret politikalarından yana, üçüncüsü ise merkezde birikim ve denetimden yana olmuştur.

7.yüzyıla kadarki Orta Asya’ya baktığımızda, dönem dönem değişen politikalar yerine, çok daha tekdüze gelişen bir yapıyla karşı karşıya geliriz. Merkeziyetçiliğin hiç de sözkonusu olmadığı bir ortamda, çok merkezli esnek siyasi yapıların belli bir devamlılık içerisinde birbirlerini izlediklerini görürüz. Orta Asya ve Orta Avrasya’da İskitlerle (MÖ 500’lerde) başlayan bu eğilim, kendini Hunlar (MÖ 200-MS 200), Göktürkler (552-630 ve 683-774) ve sonra da Uygurlarla (745-840) devam ettirmiştir.  Uygurlar döneminin gelişmeleri ilgi çekicidir. Uygurların asıl uğraşları her zaman ticaret olarak kalmıştı. Bu yüzden de, 13.yüzyılda ticareti geliştirici politikalar izleyen Moğolların yanında yeraldılar.   Bu dönemde esnek yapılar yaygınlaşmıştır. 8.yüzyılda oluşan serbest ticaret ve esnek yapılara yönelik gelişmelerin, 13.yüzyılda meydana gelecek değişikliklerin habercisi olduğunu söyleyebiliriz. 13. yüzyılda ise, bütün Asya çapında  Cengiz İmparatorluğu’nun esnek yapısı ve bazen zoraki bazen zorla bir eklemlenme olacaktır. Cengiz İmparatorluğu tarafından dayatılan bu eklemlenmede ilk dünya sistemi görülmektedir. 8.yüzyıldan 13.yüzyıla kadar beş yüz yıl süren bu gelişmelerin mücadelesi ilginç bir şekilde Çin’de değil, batıda olmuştur.

Doğu Asya’da ise birikimciler hakim durumdaydı. Birikimci ve kontrolcü politikaların uygulandığı Çinde bu dönemin literatürü Konfüçyanizmin Budizm üzerine galebesini sergilemektedir. Bu mücadele daha çok Budizmin ticaret sermayesine sahip olan kesime tanıdığı politik söz hakkı, ve bu söz hakkını kullanan manastırlar etrafında gelişen faiz uygulamaları konularında görülür. Budistlerin ticaret ve maliye konularındaki açık fikirliliğinin, merkezi devletin aldığı önlemlerle durdurulduğunu görüyoruz.  Yoğun ticaret ortamına rağmen Uzakdoğu’da devlet dış ticareti denetlemekten vazgeçmediği gibi, tüccarların da devlet yönetimine katılmalarını engellemişti.

Ön Asya’da ise kıyasıya bir mücadele oldu. Önce İranlı (Abbasiler, Samaniler) ve Orta Asyalı Türkler arasında başlayan bu mücadele, Türkler Müslüman olduktan sonra (10.yüzyıldan sonra) Müslüman Türk grupları arasında devam etti. Sonuçta Selçuklu ve Karahanlı diyebileceğimiz iki model gelişti.

Karahanlı modeli, satıgcılar denilen tüccara kapıları açık tutmak, onlara misafirperverlik göstermek üzerine kurulmuştu.  Bu devrin hayat felsefesini yansıtan Kutadgu Bilig’de, kar ve zarar konusundaki duyguları çok hassas olan tüccarların bu konumlarının dikkatle gözetilmesi, tüccarların getirdikleri hediyelere yanıt verilmesi, ancak onlarla organik ilişkilere girilmemesi gerektiği konularında uyarıda bulunulduğunu görüyoruz. Göçebe boy topluluklarına dayalı Türk devletlerinin çok merkezli esnek yapılarında  uygulanan serbest ticaret politikalarını Karahanlı biligleri çerçevesinde anlamak yanlış olmaz.

Selçuklu modelinde ise  Selçuklular artık politik meşruiyetin  yalnız halife ile tanımlandığı , Sultanın yani siyasi otorite sahibinin adil olduğu sürece meşru olduğu düzeni kurdular.  Bu düzen içinde yeralan sultan ulema asker varlıklarını ve dirliklerini köylü ve onun verimli üretiminin devamının ancak adaletle sağlanacağı konusunda uzlaşmaya varmışlardı. Bu dönemde tüccarlar hakim idareyi bir taraftan kendi yanlarında  bir taraftan da kendileri için kılını kıpırdatmaz bir konumda buldular. Bu düzen köylülüğe yönelik olduğu için tüccardan yana politikalar geliştirmedi. Ancak Selçuklular ticareti destekler,  kervansaraylar yaptırır ve tüccara ticaret serbestisi tanırken, tüccar namına zor kullanarak onlara istedikleri yeni ufukları açma yoluna gitmediler.

Halbuki 11. ve 13. yüzyıllar arasında özellikle Orta Asya’daki Müslüman tüccarlar değişik yollardan Çin ticaretinin denetim mekanizmalarını zorlamışlar ve başarılı olamamışlardı. Çinliler yabancıların ülkelerine girmelerine ve aralarında yaşamalarına izin vermezken, onlar Semerkant hükümdarıyla yazışıyor ve ilişkilerini geliştiriyorlardı. Çin’in kapalı kalan kapıları karşısında bu zengin ve bilgili tüccar ailelerinin politik güçleri yoktu. İşte bu tüccarlar politik gücü Cengiz Han liderliğinde kurulan imparatorlukta buldular. Cengiz Han’ın orduları tüccarların gitmek istedikleri yerlerin kapılarını onlar için zorladı. Müslüman tüccarlar da fethedilen bu yeni yerleri vali olarak idare ettiler. Müslüman tüccarlar önce imparatorluğa ortak tüccarlar olarak işe başladılar. Sonra idareci olarak kendilerinden olmayan tüccarları vergilendirmeye başladılar. Böylece güdümlü ticaret, tüccarın hakimiyete ortaklığı ve tüccarı vergilendiren tamga vergisi uygulaması Moğollar devrinde sistemli bir şekilde uygulandı.  Özellikle faizle para verme işinde paraları kuzulatan tüccarlar ve tüccar yöneticiler şimşekleri üzerlerine çektiler. 11.ve 12. Yüzyıllarda bu tür tüccarın ortaya çıktığı Orta Asya’da tepkiler tüccara karşı değil, bilakis tüccarın devlete karşı tepkisi şeklinde gözüküyor. Cengiz Han’ın ticaret politikasını anımsatan politikaların uygulandığı Timur devri sonrasında  yani 1450’lerden sonra tüccar artık tamamıyle bu güdümlü ticarete, politik güçlerin yanında yeralmaktan vazgeçerek sessiz bir tavır koydu. Bunu da özellikle Hoca Ahrar liderliğindeki Nakşibendilik gibi tarikatlar  çerçevesinde başardı. Moğollar öncesi devirde tarikat ve tüccarlar birbirlerine zıt konumdaydı. 1450’lerden sonra ise dervişler kendilerine özerklik temin etmiş oldular, böylece tüccarla derviş arasındaki eski ikilem yerini uzlaşmaya bıraktı. Artık bundan sonra tüccarlar dervişlerin eski zaviyelerini kervansaray olarak kullanır oldu. Ama bu zaviyeler eskisi gibi uçsuz bucaksız yerlerde değil, şehirlerde ticari etkinliklerin odağında kuruluyordu. Bundan sonra dervişler, tarikat ehli ve tüccar merkezi devletten yana değil ona karşı oldular.

Orta Asya’da hal böyle iken, Çin’de, Ming sülalesi döneminde , batıda da Osmanlılar sayesinde bir ara yol bulundu. Tüccar yönetime ortak edilmedi ama kösteklenmedi de. Böylece özellikle iç ticarette tüccarın konumu değişti, hareketlilik ve okuma yazmanın artması gibi etkinlikler görüldü. Ancak Çin’de dış ticaretle ilgili sınırlama ve denetimler sonradan klasikleşecek örneklerini verecek kadar gelişti ve 1842’de okyanustan gelen yabancıların topları ile kırıldı. Dış ticaretin denetlendiği, iç ticarette ise hareketliliğe ve tüccar nüfusunun yer değiştirmesine eskisinden çok daha fazla imkan tanındığı bu devirde Çin’in sınırları genişledi. Evvelce dış ticaret çerçevesinde zorluk çeken Orta Asyalı bazı tüccar grupları Çin sınırları içindeki ticaretle hareket serbestisine kavuştular.  Pamirlerin batısındakiler gibi bunlar da çoğunlukla Nakşibendiliğe bağlı Aktakkeli ve Karatakkeli gruplarıydı.

Çin hakimiyetinin kurulması, kendi dünyaları içinde tarikat bayraklarını çekerek yolalan ve böylece kendilerine bir korunma mekanizması kurmuş olan bu tüccar gruplarını etkilemedi.  Daha sonra, 19.yüzyılda benzer bir durum, Batı Türkistan, Maveraünnehir sahasında gerçekleşti ve Pamirlerin batısı Rus İmparatorluğunun idaresine girmiş oldu.

Öte yandan, Ön Asya’daki tarihi gelişmelere bakacak olursak, Cengiz ve Timur imparatorluklarının nüfuzunun tepkiler doğurduğu Orta Asya ve Uzakdoğu’nun aksine, burada tepkiden çok bir etkileşim ve senteze gidildiği görülmektedir. Bizans, İran, İslam ve Moğol  imparatorluklarının deneyimlerini kendi bünyelerini göz önüne alarak değerlendiren Osmanlılar tüccarı hakimiyete ortak etmek gibi bir yola hiçbir zaman girmemişlerdir. Ticari etkinliklerde devlete bağımlı tüccarı desteklemişlerdir. Kendi bünyelerinde pazarların oluşmasını ve ticaret yollarının kendi ülkelerinden geçmesini sağlamanın yanı sıra, tüccarı gayri şeri vergilerle vergilendirmek gibi Cengiz Han İmparatorluğu dönemi politikalarını anımsatan bir yaklaşımları  olmuştur. Diğer taraftan tek merkezci ve Orta Asya’da kurulmuş olan diğer imparatorluklara göre çok daha birikimci ve denetimci olmalarıyla eski İran ve Çin politikalarına yakın olmuşlardır. Böylesine ara yolcu bir yaklaşımla da Batı Avrupa imparatorlukları karşısında ne Çin gibi çok sarsıntılı bir devir yaşamışlar ne de Orta Asya’nın büyük bir kısmı gibi devleti reddeden tarikatların tepkisiyle karşı karşıya kalmışlardır. Tüccarlara kendi bünyeleri içinde yer verdikleri gibi, tarikatlara da aynı şekilde davranmışlar, özgür siyasi ve ticari politikalar izlemelerini sağlayacak ortamı yaratmamışlardır. Bu politikaları neticesinde de imparatorlukları dahilindeki bölgelerin kendi tüccar sınıfına sahip milli devletler halinde çözülmesine şahit olmuşlardır.

Kendi tüccar sınıfına sahip olmak, özellikle iç ticaretteki hareketlilikle ilgilidir. Doğaldır ki, milli devlete giden bu süreçte yerli tüccarlar, gitgide hakim duruma gelen Avrupa imparatorluklarının yeni ticaret yöntemleriyle eklemlenmeyi tercih etmişlerdir. Osmanlı imparatorluğunun çözülmesine bu açıdan baktığımızda, ilk çözülmelerin iç ticaretin yoğun olduğu Balkanlarda başlamış olduğunu  görürüz.

Osmanlı İmparatorluğu gerektiğinde müdaheleci olabilen orta yolu izleyerek serbest pazar ekonomisine doğru yol almıştır. Orta Asya çerçevesinde söz konusu olan Türkiye modeli ise, hem bu tarihi çerçeve içinde hem de orta yolun ötesinde bir hızlanmaya doğru giden 1981 öncesinin deneyimleri çerçevesinde algılanmalıdır.

Tarihi gelişmelerden ve değişimlerden hareket ederek geçmişe baktığımızda, 13.yüzyıla kadarçok merkezli bir modelin evrenselleşmeye evrildiğini görebiliriz. Ancak Cengiz Han İmparatorluğuyla bu noktaya varıldıktan sonra ayrışma dönemi başlamıştır. Bu ayrışma suskunluk veya yazı ile tepkilerini dile getirenler (Orta Asya, Çin) ve bu etkileşimle yeni sentezler yapanlar (Osmanlı) olarak iki ana eğilimle kendini göstermiştir.

Ancak devamlı evrim içinde değişimleri içeren ve uygulayan bu yapılanma Osmanlılarda büyük krizleri önlerken, bu krizler karşısında duyulan entelektüel karamsarlıklara zemin hazırlamamış gözüküyor. İşte bu açıdan bakınca Osmanlı-Türkiye örneğinin Orta Asyadaki Kazak, Kırgız örneklerine benzediğini, doğuda ve batıda bu zümrelerin belli bir esnekliği devam ettirdiklerini, hem kendilerini koruduklarını hem de yeni konumlara uyum sağladıklarını görüyoruz. Her ikisinde de entelektüel akımlar tepki şeklinde olmaktan çok, Doğu ile Batıyı uzlaştırma yönünde olmuştur. Halbuki diğer tarikatlerle beraber Yeseviliğin, Kubreviliğin ve özellikle de Nakşibendiliğin hakim olduğu, ticari hayatın ağır bastığı Orta Asya’nın yerleşik bölgelerinde  ve Kazan-İdil-Ural bölgesi gibi uzun süreden beri Rus nüfuzunda olan diğer yerleşik alanlarda 19.-20.yüzyıllarda ticaret, dini ve kültürel birliğin bir parçası gibi görülmüştür.  Asya’nın yeni konumu ile Rus ve Çin idarelerine tepkiler de yine bu yöreden, bu yörelerin aydın mollalarından gelmiştir. Bu entelektüel hareketler daha sonra kendini Osmanlı topraklarında da hissettirmiş, buradaki fikir hayatıyla etkileşerek özellikle yeni tarih görüşlerinin ortaya çıkmasına neden olmuştur.

Asya’da genel olarak pazar ekonomisinin yeğlendiği bugünkü ortamda gelecek için, geçmişteki deneyimlere göre daha orta yolcu bir çözüm arandığı izlenimi uyanmaktadır. Örneğin Asya Kaplanlarında birikimci merkezler eski imparatorluk dönemlerini hatırlatan türde otoriter yönetimleri tercih ederlerken, pazar ekonomisi ve rekabet benimsenmektedir. Orta Asya’da da bugün Çin ve Türk modelleri üzerinde durulmaktadır.Günümüzde geliştirilen modellere salt kapitalizm açısından bakmadığımız zaman, bu modellerin geçmişteki denetimli ve serbest ticaret dönemleriyle de ilgisini görebiliriz.

Günümüzde ise politik alanda tek merkezli tip, ekonomik alanda ise serbest ticaret yöntemleri revaçtadır.  Türkiye ve Çin modelleri, hem piyasalardaki rekabet biçimleri hem de parlamenter demokratik (Türkiye) ve otoriter (Çin) tek merkezlilik açısında birbirlerinden ayrılmaktadır.

Kaynak: “Asya’da İmparatorluklar ve Ticaret Yöntemleri” (bildiri). Tarih Vakfı 1. Uluslararası Tarih Kongresi (1993)/ Osmanlı’dan Cumhuriyet’e: Problemler; Tartışmalar; Araştırmalar (İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 1999)

 

 TÜRK TARİHİNİ ARAŞTIRMA PRENSİPLERİ İÇİNDE DIŞTA TİCARET İÇTE ÜLÜŞÜN ROLÜ İsenbike TOGAN

 https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/3800706

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yalta dengesi ve Türkiye

2024 sonlarında Suriye’deki dengenin tamamen tersine çevrilmesi tipik bir Yalta operasyonudur. 1949 yılında ABD, İngiltere ve Rusya, Yalta görüşmeleri neticesinde Rusya toprağı olan Doğu Türkistan, dengenin idame ettirilmesi maksadıyla İngiltere’nin arzusu üzerine Çin’e devredilmişti.  Doğu Türkistan artık Çin toprağı olmuştu, çünkü Rusya, Doğu Türkistan üzerinden Hindistan’a, Hint Okyanusuna inerek bu dengenin bozulmasına neden olabilirdi.

Benzer bir gelişme 2024 Aralık ayında gerçekleşmiş ve söz konusu üçlünün aralarındaki görüşmeler neticesinde aynı senaryo tekrarlanmış ve bu kez de Rusya ve İran, Suriye’den  çekilirken, Suriye’de rejim değişikliğine gidilmiştir.

Gözümüze çarpan ise İran’ın en yakın müttefiği olan Çin’in Akdeniz havzası coğrafyasından bu şekilde uzaklaştırılması olmuştur. Bu operasyonda Yalta üçlüsü ortaklaşa hareket etmişlerdir. 

Söz konusu sürecin Rusya-Çin ve Rusya-İran ilişkilerine ne şekilde yansıyacağına, kısa bir dönem sonra şahit olacağız.

Aynı Yalta konferansı kararları gelişmelerinden olmak üzere 1948 yılında Filistin toprakları üzerinde İsrail devleti kurulmuştur 21. yüzyılın ilk çeyreğinin  sonlarında hızlanan gelişmeler neticesinde ABD’nin Çin ile olan hesaplaşmasının ilk aşamasında, Çin’in müttefiği İran’ın parçalanma maksatlı olarak hedef alınacağını ve 2025 yılında hedef tahtasına konulacağını açıklıkla tahmin edebiliriz. Akdeniz havzasında hegemonik düzeni pekiştirmeye çalışan Amerika’nın nihai hedefi ise Çin ile Pasifik Okyanusu’nda hesaplaşmak tarzında gerçekleşecektir.

Burada gözden kaçırılmaması gereken bir aktör ise ülkemiz Türkiye’dir ve İran gibi Türkiye de hedef tahtasında olan bir ülkedir. Ülkemiz, Akdeniz havzasında ABD, Avrupa Birliği ve İngiltere üçlüsü tarafından garnizon devletler olan Yunanistan ve İsrail üzerinden çevrelenmiş durumdadır.

Karadeniz havzasında söz konusu üçlü tarafından sıkıştırılan Rusya ise böyle bir konjonktürde, Türkiye’nin doğal müttefiki olarak gözükmektedir.

Bakalım, öngörülemezliğini olaylar karşısında defalarca ispatlamış olan Türkiye’nin, mevcut durumda ABD-İngiltere yörüngesinde gözüken konumu, 21. yüzyılın ilk çeyreğinin  son yılında nasıl seyir izleyecektir.

Sürprizler bizi beklemekte midir, Yalta yalpalar mı, hep birlikte göreceğiz.

Yalta’nın karşıtı Fatih, Malta. Yalta şablonu tam bir maymuncuk, ama Malta şablonunu da Rusya, Çin ve Hindistan ile birlikte bakalım oluşturabilecek miyiz..

İngiliz-Türk Nakşipolitik Dışişleri

3.Savaş Öncesi Küresel Denge ve Türkiye

Beş Deniz Bölgesi

21.yüzyıl ile birlikte Arktik Okyanusunda Rusya’nın ve Pasifik Okyanusunda Çin’in ağırlık kazanması üzerine okyanuslardaki gücünü kaybeden ABD, ağırlığını, boğazlar ve kanallar üzerinden dünyanın ana merkezi olarak Beş Denizler bölgesini İsrail üzerinden baskılamaya başlamıştır.

Üç tarafı denizlerle çevrili Türkiye’nin karşısında Akdeniz ve Kızıldeniz’e kıyısı bulunan, Hazar Denizi’ne de Azerbaycan üzerinden kıyıdaş olan İsrail yer almaktadır.

Birinci Savaş’ta mağlup olan Türkiye, kurucu Atatürk’ün izlediği bilge liderlik stratejisi neticesinde, ateşkesten sonra işgale uğratılan ülkesini kurtuluş savaşı neticesinde yeni bir devlet ve rejime kavuşturmuştur.

İkinci Savaş’a katılmayan Türkiye ise savaşın galipleri olan ABD, İngiltere ve Rusya’nın tesis ettiği Yalta dengesi neticesinde komşusu Rusya ile karşı kamplarda yer almış ve iki savaş arası tarafsız konumunu yitirmiştir.

21.yüzyılın ilk çeyreğinde ikinci savaş ile olası üçüncü savaş arası nihai denge koşulları şekillenmeye başlamıştır. Bu bağlamda Karadeniz’de Rusya-Ukrayna Savaşı başlatılarak Rusya meşgule alınmış ve Suriye’den İran ve Rusya’nın çekilmesi sağlanarak, Akdeniz’deki ABD-İngiltere dengesi korunmuş ve  Batı’nın kontrol edemediği Karadeniz, Basra Körfezi ve Hazar’a yönelik, bölgeye ikinci savaş ertesinde yerleştirilen İsrail ve vesayet güçleri olan terör örgütleri üzerinden, Beş Deniz bölgesi ülkelerinden İran ve Türkiye hedef tahtasına konmuştur.

Maksat, okyanuslar üzerindeki hegemonyayı kaybetme sürecinde olan Batı’nın dünyanın merkezindeki (Beş Deniz) dengeyi lehine çevirerek, merkez (Ortadoğu, Orta Asya) üzerinden özellikle dengeye dahil etmek istemedikleri Çin’in hızını kesmektir.  11 Kasım 2001 tarihinde Dünya Ticaret Örgütü sistemine dahil ettikleri Çin’in bu sayede milli gelir dağılımında ikinci sıraya yükselmesi, Anglo-Sakson Batı’nın 500 yıllık hegemonik liderliği önünde neticelerine katlanmayı göze alamayacakları bir tehdittir.

3.savaş öncesi yüzyılın ilk çeyreği tamamlanmak üzeredir ve Batı’nın üstünlüğü temelde İngiltere ve ABD tarafından temsil edilen düşünce ve istihbarat gücünden kaynaklanmaktadır. Burada yeni dengeyi tayin edecek unsur; 2.savaştan sonra bağımsızlığını elde eden ve fakat bağlantısızlık hareketini geliştirerek tarafsız kalan Hindistan ile savaşa son anda katılarak Batı kampına dahil olan Türkiye’nin dengedeki taraf tercihleri olacaktır.

Tonyukuk Stratejileri

Tonyukuk Seferleri Haritası

Tonyukuk, Göktürklerin tutsaklık yıllarında, Çin’de Çin Seddinin dışındaki topraklarda doğmuştur, Çin’de eğitim görmüştür, Hapishaneden kaçana değin Çin’de geçen yaşantısı, Çin stratejilerini ve Çinli karakterini çok iyi biliyor olması kendisini bizim ilk Sinoloğumuz yapmıştır ki ardından gelen Harezmi ve Biruni gibi Hindologlarımızın da, yabancı kültürleri tanıma anlamında da öncüsüdür.

Çin’de hapiste bulunduğu yerden kaçarak Gök Türk Devleti’ne sığınan Tonyukuk’un Kutlug tarafından Apa Tarkan tayin edilmesiyle devlet esas kuvvetini aldı. Tonyukuk’un yaptığı planlar ve uyguladığı stratejiler sayesinde devlet sağlam temellere oturtuldu.

Tonyukuk’un Savaş Sanatı

Savunma sanayii araçları Kıbrıs Harekatı ile ilk canlanışı yaşar. ABD’nin ıskarta uçakları. Savaş Akademisi (Aristo, İskender) Askeri Strateji incelenmemiştir. (Tonyukuk kitabı, ABD’li uzman)

Çinli Sun Tzu’nun Savaş Sanatı kitabı 2500 yıllık bir dünya klasiği iken ve Türklerle savaşı anlatırken, Yazıtlar ile (Tonyukuk, Bilge Kağan, KülTigin) taşa kazınan Türk Savaş Sanatı metinlerinin evrensel klasik haline gelememesinin sebep ve sorumluları kimlerdir?

Katkısı/Bilge Tonyukuk’un Stratejileri

• İlk Deniz Seferi
• İlk Stratejist
• İlk iç hatlar stratejisi

Tonyukuk’un Misyonu; Birlik ve genişlemedir.

Dış Strateji: Atatürk ile Hatay, Menderes ve Ecevit ve Erbakan ile Kıbrıs, Özal ile Irak (Musul Kerkük) ve Türkistan, Demirel ile Rusya, Erbakan ile D8, Erdoğan ile Ortadoğu (Mısır ve Suriye) konusunda yapılan hamleler ile Türkiye, köklerdeki Oğuz Kağan-Bilge Tonyukuk’un, Birlik ve genişleme misyonuna dönüş yapmıştır ve yapmaya devam edecektir.

700 lü yıllarda dikilen Göktürk Yazıtları Devletimizin vizyoner bakışlı 100er yıllık kutlamalarında yerini almalıdır. Kadim zamanlar düşünürlerimizin mahzunluğuna son verelim, ruhlarını hep beraber esen kılalım. Böyle örneklerin çoğalmasını dileriz.
Tonyukuk’un sağladığı birlik daha sonra devam ettirilemedi, birliğe karşı gelen Dokuz Oğuzlar (Uygurlar), Göktürk Devleti’ni sonlandırdılar. Geldiğimiz noktada ise Sezai Karakoç’un ifade ettiği tarzda “çözümün büyük haritasını hazırlayamadık”. Türkiye ve Türkistan zihin haritalarındaki dağınıklık ve parçalanmışlık, aşılması gerekli büyük bir sorun olarak önümüzde durmaktadır. Doğruyu söyleyen dokuz köyden kovulur. Yazıtlar arası 400 km’dir.

Çin Kaynaklarında Bilge Tonyukuk Stratejileri

Teslim olan aileleri alınca Bilge güneye akın yapmak planları yapıyordu.

Tonyukuk dedi ki:

“Tang reisi cesur ve bilgili insanları barış ve refah içinde, fırsat doğmazsa, ayrılık çıkmazsa harekete geçilmemeli. Bizim milletimiz yeni (henüz) toparlandı. Hasta ve yorgunlar. Beslenmeleri için üç seneye veya daha fazlasına ihtiyaç var. Ondan sonra bakışımızı değiştirir ve harekete geçeriz.”

Bilge yine şehirlerin etrafını surlarla çevirip budist tapınağı yapılmasını istedi.

Tonyukuk dedi ki:

“Olmaz, Gök-Türk insan ve hane sayısı çok az. Çin’in yüzde birine yetişmiyor. Buna rağmen genelde karşı karşıya gelebiliyoruz. (savaşabiliyoruz). Suları otlakları takip ederek, bir yerde uzun süre durmayarak ikamet ediyoruz. Av bizim mesleğimiz. İnsanların hepsi savaşçılığa antremanlı, bundan dolayı eğer kuvvetliysek askerlerle akın yapabiliriz. Zayıf olursak dağlarda ormanlarda gizleniriz. T’ang askeri çok olmasına rağmen kullanımsız. Eğer surlu şehirleri inşa edersek, eski geleneklerimizi değiştirirsek, bir kere mağlup olursak avantajımızı kaybeder, T’ang’a teslim oluruz. Ayrıca Budizm öğretisinin metodları insanlara zayıf olmayı öğretir. Kuvvetli olmanın, silah kullanmanın yolunda faydasızdır. Kumlamaz (inşa edilemez).”

Bilge ve diğer devlet adamları onun plan ve stratejilerini derinden kabul etti.

Sekizinci yılın kışında (720) Yü-shih-tai-fu Wang Chün, Shuo-fang başkumandanı olarak batıda Basmılları, doğuda Hsileri, Ch’i-tanları iki yabancıyı çağırdı. Ertesi yılın sonbahar başlangıcındaki vakitte, Shuo-fang ordusunun da hareketiyle birkaç yoldan girecekler. Chi-lo Suyunun yukarısında Gök-Türkleri bir baskınla yakalayacaklardı. Bilge duydu ve çok korktu.

Tonyukuk dedi ki:

“Basmıllar şimdi Beşbalık’ta iki yabancı doğu ve batı olmak üzere çok uzaktalar. Güçlerini birleştiremezler. Wang Chün’ün atları askerleri buraya gelmeyi planlayamaz. Eğer gelirlerse, onlar varmadan, çadırlarımızı kuzeye üç günlük yola naklederiz. T’ang askerinin yiyeceği biter ve geri giderler. Ayrıca Basmılların hafif (güçsüz) olması iyi avntaj, önce geleceklerini duydum. Wang Chün ve Chang Chia-chen birbirlerine yardım etmezler. İmparatora teklif ettiği şeyler yapılmazsa hareket etmeye cesaret edemezler. Eğer Wang Chün’ün asker ve atları gelmezse, Basmıllar yalnız varır. Biz de o halde onları bozguna uğratırız. Gücümüzle hallederiz.”

Basmıllar neticede Gök-Türk merkezine vardılar. Wang Chün ve Chi’-tan, Hsi’ler gelmedi. Basmıllar korkup geri çekildiler. Gök-Türkler saldırmak istiyorlardı.

Tonyukuk dedi ki:

“Bu halk evlerinden bin li ayrıldı. Ölümüne savaşırlar. Saldırmak zamanı değil. En iyisi takip edelim.”

Pei-t’ing’e iki yüz li kala Tonyukuk ordusunu çeşitli kollara ayırıp önce Beşbalık (Pei-t’ing)’ı kuşatmaya başladı. Uzun süre takip ettikten sonra çarptı. Basmılların halkının hepsi Gök-Türkler tarafından yakalandı. Onların reislerinin erkek kız bütün çocukları yakalandı ve geri dönüldü. Tonyukuk, askerleriyle ilerledi Ch’iht’ing (bugün Kansu’da Lung-hsien’in batısında)’e çıktı. Liang eyaletinin koyun ve atlarını yağmaladı. Yang Ching-shu, Liang eyaleti askeri valisi (tu-tu), yardımcı general P’an Kuan unvanlı Yian Ch’eng’e askerleriyle takip edip saldırmaya gönderdi.

Tonyukuk dedi ki:

“Yang Ching-shu eğer kaleyi savunuyorsa barış, eğer askerleriyle ortaya çıktıysa savaşmanızı emrediyorum. Şimdi zafer kazanabiliriz. Başarı gelmeli.”

Bilge Kağan, teslim olan aileleri elde edince güneye akın yapmak istedi.

Tonyukuk dedi ki:

“T’ang reisi cesur ve kuvvetlidir. İnsanları huzur ve refah içindeler. Fırsat doğmadıkça hareket edemeyiz. Bizim halkımız yeni toplandı. Hasta ve zayıflar. Beslenip kendilerine gelmeleri için üç yıldan fazla zamana ihtiyaç var. Değişimi (gelişmeleri) görür ona göre harekete geçeriz.”
.

2693 a

Bilge yine şehirlerin etrafına surlar yaptırmak ve Budist mabedleri inşa etmek istedi.

Tonyukuk yine dedi ki:

“Olmaz. Türklerin hane sayısı az. Çin’in yüzde biri bile değil. Genellikle karşı gelebiliyoruz. Suları otklakları takip ederek bir yerde sürekli ikamet etmeyerek yaşıyoruz. Avcılık insanların mesleği. İnsanların hepsi savaş için eğitimli, kuvvetliysek yağmaya giriyoruz. Zayıfsak dağlara, ormanlara saklanıyoruz. T’ang askeri her ne kadar çok ise de idaresi faydasız (savaş için). Eğer surlu şehirler inşa edersek, bir hücumda kaybedilir. T’anglıların avantajına olup, ele geçirirler.

Ayrıca Budizm insanları zayıflatır. Savaş alanlarında faydası yoktur. Mabetler inşa edilemez.”

Bilge Kağan ve diğerleri onun dediklerini derinden etkilenip kabul etti.

Sekizinci yılın kışında (720) Yü-shih-tai-fu unvanlı Wang Chün, Shuo-fang başkumandanı olarak, batıdan Basmılların, doğudan Ch’i-tan, Hsi gibi iki yabancının o yılın sonunda hareket ettirilmesini, Shuo-fang ordusunun da ilerlemesiyle Gök-Türklerin Chi-lo suyunun yukarısındaki merkez otağlarının basılmasını rapor etti. Bilge bunu duyunca çok korktu.

Tonyukuk dedi ki:

“Basmıllar şimdi Pei-t’ing’de iki yabancı (Liang-fan) doğuda, birbirlerine çok uzaklar. Güçlerini birleştirip hareket edemezler. Wang Chün’ün askerleri buraya gelemez. Eğer gelirlerse, onlar varmadan çadırlarımızı üç günlük yola naklederiz. T’ang askerlerinin yiyecekleri biter, geri giderler. Ayrıca Basmıllar hafif (güçlü değiller). Duydum ki önceden gelecekler, bu iyi bir avantaj. Wang Chün ile Chang Chia-chen birbiri ile anlaşamaz. Eğer istedikleri yerine getirilmez ise hareket etmeye cesaret edemez. Eğer Wang Chün’ün eşekleri ve atları gelmez ise Basmıllar yalnız gelirler, saldırıp kolayca ele geçiririz.”
Basmıllar neticede Gök-Türklerin merkezine vardı. Wang Chün ve İki yabancının askerleri gelmedi. Basmıllar korktu ve geri çekilip gittiler. Gök-Türkler onlara saldırmak istediler.

Tonyukuk dedi ki:

“Bu halkın evi bin li uzakta sonra saldırırız. Şimdi saldırma zamanı değil. En iyi onları takip etmektir.”

Pei-t’ing’e iki yüz li kalınca Tonyukuk orduyu yollara ayırdı. Önce Pei t’ing’i ele geçirdiler. Sonra Basmılları mağlup ettiler. Halklarının kadın erkek hepsi Gök-Türklere esir düştü. Dönüşe geçtiler. Tonyukuk askerleriye Ch’ih-t’ing’e girdi. Eyaletin at ve koyunlarını yağmaladı. Yang Ching-shu, Laing eyaleti askeri valisi, yardımcı general ve P’an-kuan olan Yüan Ch’eng’ı Gök Türklere karşı savaşa gönderdi.

Tonyukuk dedi ki:

“Eğer Ching-shu kalede kalıp savunmaya geçti ise barış yaparız. Eğer askerlerini çıkarıp buraya geldi ise, bu bizim lehimize avantaj, savaşalım. Başarı bizim. ”

Ching-shu’nun emrindeki askerler Ch’i-tan’ların olduğu yerde asilerle p(Gök-Türklerle) karşılaştı. Yüan Ch’eng, askerlerine birbirlerinin omuzlarını tutarak savaşmalarını emretti. Sonra çözüldüler. Rüzgar, kar, soğuk yüzünden yay ve mızraklar çalışmadı. Neticede subaylar büyük bozguna uğradı. Yüan Ch’eng vücudunu soyup (zırhlarını çıkarıp) kaçtı. Yang Ching-shu görevden alındı. Liang eyaletinin işleri sivil müfettişlerle idare edildi. Bundan sonra Mo-ch’o’nun halkına sahip oldu. Aniden elçi gönderip barış teklif etti. Hsüan Tsung’un oğlu sayılmayı istedi. İmparator kabul etti. Shang prensesi istedi. İmparator çok hürmet gösterdi ve hediye bağışladı.

Kaynak: Ahmet Taşağıl, Göktürkler I.II.III

Sacayağı

S’ye atlayacağız yani Sacayağı, kim onlar? Üçü de Asyalı Türkistanlı. Tonyukuk, Maturidi, Yesevi. Strateji, akıl, gönül. Bizim S’miz bunlardır, sacayağımızdır bunlar. Tonyukuk’a baktığınızda metinde savaş sanatını görüyorsunuz ama ötesinde bir düşünce vardır. B’si nedir olayın, A’sı B’si S’si dedik ya. A’dan Z’de çıkardığım bu üç adamdan bunlar. B’si bilgelik.

Ben Bilge Tonyukuk

Tonyukuk diyor ki, Ben Bilge Tonyukuk’um, yazıtında sürekli olarak Bilge Tonyukuk ifadesini kullanıyor. Şimdi buradan çıkardığınız nedir? Büyük bir mesajdır. Kadim olmak, ben yaptım, ben ettim, ben hesabımı verdim. İlk yazılı belgemizdir bizim yani bu yazıtın en önemli özelliği ilk yazılı metindir. Destan değildir, Oğuz Kağan destanı sözeldir, bu ilk yazılı metindir. Peki yazmak nedir? İşte bilgeliktir. Yazdığımız zaman biz bugün bunu okuyabiliyoruz. Eğer Tonyukuk bunu yazmasaydı.

Türklüğün Sıfır Taşı ve Noktası

Çin kaynaklarında Bilge Tonyukuk 10 tane strateji, savaş sanatıyla ilgili bilgiler var. Çinliler bunun kaydını tutmuş. Oradan haberimiz olacaktı, yoksa hiçbir şekilde haberimiz olmayacaktı. Dünyanın en büyük özelliği Orhun Yazıtları diye genelleştiriliyor. Haklıdır biri damadın yazdığı Bilge Kağan’ın yazdığıdır, diğeri kayınpederinin Bilge Tonyukuk’un yazdığıdır. Aralarında 350 km. mesafe vardır. Biz bunu biliyor muyuz? Neden, ilk yazan Bilge Tonyukuk’dur. Yazıtı ilk yazan kendisidir. Neden 350 km uzağa yazmıştır, kendi köyünden Tola Irmağı’nın kenarına gitmiştir ve yazıtı orada dikmiştir. Peki ben oraya ne derim Moğolistan’ın en doğusundaki Tola Irmağı. Orası benim kendi bakış açımdan Doğu Türkistan’dır. Biz ta Çin’in en batısındaki yere Doğu Türkistan olarak adlandırmışızdır. Oralar Doğu Türkistan değil mi? Yani o yazıt Türklüğün sınır taşıdır, sıfır taşıdır, sıfır noktasıdır. Biz bu bilinçle, Doğu Türkistan neresidir, Çin Seddi’nin sınırından başlar, biz bunun farkında olmamız lazım.

Budistleşmeyelim

Burada Tonyukuk’un çok bilinen bir konusu: Ben çok benzetiyorum: Vatan Caddesi, Millet Caddesi, Karadeniz, Akdeniz Caddesi, Kızılelma, Oğuzhan Caddesi… Bunlar nedir İstanbul’un Menderes döneminde iskana açılmıştır. İstanbul’un gerçek Fatih’i Adnan Menderes’tir. Asılan Başbakan. Bakın biz bu günlere geldik. İstanbul’u Hong Kong gibi en az yüzyıl İngiliz yönetiminde kalacaktı. İskana açılarak İstanbul bir stratejiyle ben buna devlet stratejisi diyorum, kurtulmuştur. Peki Tonyukuk ne yapmıştır? Burada şehirleşmiştir bakın. Anadolu İstanbul’a gelmiştir.

Bende geldim, anam, babam Balkan soylu, Balkan Türk’ü Vatan Caddesi’nde oturmaya başladık. Tonyukuk ne yaptı peki? Şehirleşmedi. İki bilge arasındaki ayrılma noktası. Bilge Kağan diyor ki: “Biz medeniyet değiştireceğiz. Biz Çinlileşeceğiz, Budist olacağız,” Bilge Tonyukuk diyor ki: “Haşa hiçbir şekilde biz şehirleşmeyeceğiz, aksi takdirde Çinli oluruz biz,” ve dediğini kabul ettirmiştir. Bizde der ki, yok göçebe Türkler, göçebe Türkler, Demirtaş kitap yazdı Göçebe Türkler diye. Kardeşim göçebeliği niye aşağılıyorsun, adamın, Türk’ün bulunduğu coğrafya öyle, yeşilliğin içerisine girse asimile, asimile oldu zaten.

Bakın Çinliler oturmuş 10 madde halinde Tonyukuk dedi ki, Tonyukuk dedi ki diye aman biz sakın karşımızda bizim yüzde bir gücü olan Çin var Çinli var, sakın ola ki biz şehirleşmeyelim, Budistleşmeyelim. Budist olduğumuz zaman zaten kendi, et yemeyeceğiz, inançlarımız Türk’ün tamamen özüne aykırı bir yapıya kavuşmuş olacağız. O açıdan Tonyukuk şehirleşmeyerek, göçebe değil göçer kalarak Türkleri kurtarmış bir insandır. Talas Savaşı, Tonyukuk 724’te ölüyor, Talas savaşı da kırk yıl sonra yaşanıyor 751’de. İşte orada Çin, bizim Türklerin İslamiyet’e geçişi orayı bulur, Çin’e karşı Türkler galip geliyor. Ve Tonyukuk’tan kalan nedir biliyor musunuz? Biz işte dünyanın en stratejik bölgesine geldik yerleştik. Biz çok özgürlüğümüzün peşinde koştuk. Eğer Türk halkı bunu kabul etmiş olsaydı zaten Biz Türkçe konuşmayacaktık. Tonyukuk’tan çıkan en önemli bir mesaj, bir bilgelik, bir bilge güç bir de dildir. Bilge güç nedir? Bilgeliği güce çevirmek, bugün Amerikalı Freedman Stratfor’u kuruyor Gölge CIA, açılımı ne stratejik koz, stratejik güç. Peki biz neyiz biz , bilge gücüz. Bilgeliği güce çevirmek sacayağında olacaktır. Tonyukuk, Maturidi, Yesevi.

Tonyukuk’un Savaş Seferinin Güzergahı

29 Ekim 2016

Sayın Levent Ağaoğlu,

Tonyukuk’un siyasi faaliyetinin ve kahramanlıklarının her taraftan incelenmesine yönelik fikrinizi candan kabul ediyorum. Bu kişilik gerçekten derinden incelenmesine layık, çünkü faaliyetleriyle Eski Türk Devletinin gelişmesine  ve dünyada tarihi rol oynamasına önemli katkıda bulunmuştur.

Her yaz Orta Asya ve Güney Sibirya’da eski Türk devresine ait anıtların keşfedilmesini amaçlayan saha araştırmalarında bulunmamı galiba biliyorsunuz. Bir yıl önce Tonyukuk’un gerçekleştirdiği savaş seferinin güzergahından geçmeğe  çabaladım. Batı Sayan dağ zincirinden Ona (Anı) nehri boyunca uzanan bu yol bugün de çok zor, bazı kısımları bir taşıt aracıyla ulaşılamaz, sadece dar patikalarla  atlı olarak veya yürüyerek geçilebilir.

Tuvalı avcılar, bu yol üzerinde bulunan Kara-Hol gölü civarında bulunan ve  yerli efsanelere göre büyük meydan muharebesinin olduğu ovayı bana gösterdiler. Söz konusu ovada Türk devresine ait büyük mezarlık bulunmaktadır. Aynı yerde Türk runik yazıtlarını buldum ve şimdi bu yazıtların okunması üzerine çalışmaktayım. Tonyukuk tarafından  Kırgızlara karşı yapılması bilinen seferden başka bu bölgede herhangi bir askeri olay hakkında bilgi kaydedilmemiştir.

Size önerebildiğim birinci süje, Türk ordusunun tahminen yaptığı yolun betimlenmesi ve haritasıdır.

İkinci süje, bu bölgede keşfettiğim runik yazıtların okunmasından kaynaklanacaktır.

Üçüncü süje de, Tonyukuk’un gerçekleştirdiği savaş seferinin son noktası ve Kırgız Kağanıyla yaptığı meydan muharebesidir. Hakasya’da Kırgız Kağanı Bars-Beg’in konağının bulunduğu ovayı biliyorum. O ovada Tonyukuk’un başkanlığındaki ordu, Kırgızları uyku halinde bulmuştu. Ovada, yerli mitlere göre, meydan muharebesinin şemasını gösteren bir taş var, bir de bu olaylarla ilgili yazıtlar ve diğer şeyler keşfedilmiştir.

Yukarıdaki önerilerim ilginizi çektilerse, lütfen, bana bu materyellerin ve resimlerin hazırlanması için planladığınız süreleri bildiriniz. Öte yandan  önümüzdeki iki ayda başka işlerle çok meşgul olacağımı ve sadece  Aralık ayında bu çalışmalara başlayabileceğimi dikkate aldığınızı rica ederim.

Saygılarımla ve başarılar dileklerimle,

Prof. Dmitri Vasilyev                                  

Tonyukuk: Strateji ve Jeopolitik

İkinci Göktürk Devleti’nin başbakanı ve başkomutanı ve ayrıca çeşitli devlet makamları sahibi Bilge Tonyukuk’un en önemli vasfı, ilk yazar-düşünür olmasıdır. Biz bu sayede Türk strateji düşüncesinin ve jeopolitik yaklaşımının kavram ve tezlerine ulaşabilmekteyiz.Bu düşünceler, kendisi tarafından yazdırılan yazıtta 62 satırlık bir metin halinde ortaya konulmuş ve ayrıca Çinlilerin kendisi hakkında tuttuğu kayıtlarda da ana başlık halinde Tonyukuk’un stratejik düşünceleri dile getirilmiştir.  Buradan çıkardığımız ana kavramsal çerçeveyi aşağıda dikkatlerinize sunuyoruz.

Atamız Bilge Tonyukuk, bizlere hürriyetin sadece strateji ile inşa edileceğini  bizzat uygulamaları ile göstermiştir.  Buradan çıkarttığımız “Tonyukuk: Strateji ve Jeopolitik” kavramsal yapısıdır.Tabii burada değinmemiz gereken bir başka nokta da, Çinli Sun Tzu’nun  Savaş Sanatı kitabının dünyada en çok satan kitaplar arasında yer alması ve fakat Bilge Tonyukuk‘un stratejik savaş sanatı ve jeopolitik yaklaşımları konusunda, Türkçede henüz daha yayınlanmış bir eser bulunmaması, hakkında bir doktora tezine rastlanmaması, önemli bir zafiyetimizdir.

Tonyukuk hakkında tarih felsefesi, jeopolitik ve stratejik yaklaşımlar konusunda muhayyile ve düşünce gücümüzü kullanarak eserler yazmalı ve yayınlamalıyız. Burada 1972 yılında yayınlanan tarihimizdeki ilk deniz seferi başlıklı makale kayda değerdir.

Cevdet Gökalp: Bilge Tonyukuk’un «Shan-Tung» Seferi “Deniz Seferi” /  — Ankara, 1972. Töre, cilt, 15. sayı, 18-23. Sayfa. http://ulkunet.com/UcuncuSayfa/Tore_15_yeni_6747.pdf

Tonyukuk, uyguladığı stratejiler, istihbarat faaliyetleri ve bulunduğu coğrafyalardaki jeopolitik dengeleri gözeterek lehine çeviren yaklaşımları ile Türklere özgün strateji kavramı ile bizleri tanıştırmıştır.

Özgürlük ve bağımsızlık ki daha sonra devletimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk tarafından bu iki kavram kendi karakteri olarak ifade edilmiştir. Ve ardından Türk kimliği ve kendilik kavramları neticesinde Çinlileşmemizin önüne stratejik bir set çekmiştir.

2020 yılı ile birlikte yazıtının dikilişinin 1300.yılını kutladığımız stratejik deha ve tarihteki 3 bilge liderimiz (Tonyukuk, Fatih, Atatürk) arasında bir ilk olarak yeralan Bilge Tonyukuk hakkında A’dan Z’ye tüm bilimleri kapsayacak tarzda, stratejik düşünce ve jeopolitik çerçeveyi esas alacak eserlerin üretilmesi ve yayınlanması önem kazanmaktadır.

STRATEJİ: D5

Dava:

  • Yabancılaşma (Çinlileşme) ve Gök-Dininin terkedilerek Budistleşmeye karşı çıkış.

  • İstiklal (Bağımsızlık)

  • Türk Kimliği, Birliği ve Dili

  • Meclis

Devlet: 

  • “Devlet de devlet oldu”

  • Bilge Liderlik: “Bilgesi de Başkomutanı da bendim.” “Ben Bilge Tonyukuk”

  • İstihbarat ve İletişim: Stratejinin belkemiği

Dil:   

Orhun Yazıtları Bilge Kağan ve Kültigin dışında aslında genelde hakanlar için yazılması gerekenden farklı olarak bir siyasi kişi olan Tonyukuk hakkında da dikilmiştir. Tonyukuk “Gök gibi ve gökten olmuş” şeflerden biri değildir.

Bu anıtı ihtiyarlık devrinde kendisi diktirmiştir ve yazılar da kendisine aittir. Bu anıt Göktürk alfabesi ile yazılmıştır. Göktürk alfabesi ilk olarak bu anıtlar üzerinde bulunabilir.

Din: 

Gök/Din: Tonyukuk, Bilge Kağan devrinde Bilge Kağan’ı Budizm dinini yayma ve yerleşik hayata geçme düşüncelerinden vazgeçirmiştir.

Düşünce: 

İlk yazar. Kurucu Düşünür

JEOPOLİTİK

Jeopolitik: Sahayı (Jeo)  geniş tutup, birliği (Politik) Türk bodun kimliği üzerinden sağlama

JEO: 

Yer/Zemin: Kuzeyde Sibirya’nın güneyinden (Kök Öng) Batıda Demir Kapı’ya (Tacikistan) güneyde Sarı Irmak boylarına, Doğuda Shandong civarı Pasifik Okyanusu kıyılarına

POLİTİK: 

Kişi: Türk Bodun. Türk Kimliği

Lütfen linkleri tıklayınız. Tonyukuk Stratejileri: Bilge Güç

Tonyukuk Stratejileri: Bilge Güç https://www.slideshare.net/lagaoglu1/tonyukuk-bilge-g

*****************

Tonyukuk, Jeopolitik ve Saha

Tonyukuk, anlatısı ile dilde derin izler bırakmıştır. Söz varlığı ise son derece zengindir. Dildeki izlerin yanısıra sahada da bırakılan izler söz konusudur. Bu izleri…

*****************

Etienne de la Vaissière

*****************

Bilge Güç: Tonyukuk

Bilge Güç: Tonyukuk

*****************

Şaban Gülbahar bey ASAM’ın uluslararası boyutundan bahsetti az önce. Geçen toplantıda da Musa Serdar Bey Stratfor’dan bahsetti. Şimdi ASAM 1998’de Ankara’daydı. Sonra İstanbul’a geldi. Şu…

 *****************

Tonyukuk Stratejileri

Tonyukuk Seferleri Haritası Tonyukuk, Göktürklerin tutsaklık yıllarında, Çin’de Çin Seddinin dışındaki topraklarda doğmuştur, Çin’de eğitim görmüştür, Hapishaneden kaçana değin Çin’de geçen yaşantısı, Çin stratejilerini ve…

 *****************

Tonyukuk’un Savaş Seferinin Güzergahı

29 Ekim 2016 Sayın Levent Ağaoğlu, Tonyukuk’un siyasi faaliyetinin ve kahramanlıklarının her taraftan incelenmesine yönelik fikrinizi candan kabul ediyorum. Bu kişilik gerçekten derinden incelenmesine layık, çünkü faaliyetleriyle.

*****************

Filozof’un Türkçe karşılığı BİLGE’dir. Roma İmparatorluğu’ndaki “Filozof İmparatorlar” (Marcus Aurelius, Iulianus Apostat)’ın  karşılığı, medeniyetimizde tarih yapan 3 Kurucu Filozof Liderimiz olan Bilge Tonyukuk, Fatih ve Atatürk’tür. Tarih boyunca…

*****************

Bilgelik/Strateji (TONYUKUK), Akıl (MATURİDİ) ve Gönül (YESEVİ) bileşimi

BİLGE TONYUKUK YAZITI/ BİLGE GÜÇ Bilge Tunyukuk, ben kendim, Çin yönetimi sırasında doğdum. Türk halkı o zaman Çin’e bağımlı idi.Türk halkı, kendi hanını bulmayınca, Çin’den ayrıldı; han sahibi oldu; fakat hanını bırakıp…

*****************

Tonyukuk Anlatı ve Anıtların Bilgesi

Tonyukuk Anlatı ve Anıtların Bilgesi EDİTLİ

*****************

Danışman Bilge Tonyukuk

danışman bilge tonyukuk2

*****************

Bilge Tonyukuk Türk Bilimler Devlet Akademisi

Nasıldı derken, Türkistan bilgeleri özellikle bu bilge güç: zaman, zemin, zihin bu bizim kökümüz budur. Bir de benim bir ideal olarak devlet bilimler akademisi…

*****************

Tonyukuk Stratejileri: Bilge Güç

*****************

Bilge Tonyukuk’un Seferleri 693-717

*****************

Tonyukuk’un Seferleri Haritası

*****************

***************

Bilgelik/Strateji (TONYUKUK), Akıl (MATURİDİ) ve Gönül (YESEVİ) bileşimi

BİLGE TONYUKUK YAZITI/ BİLGE GÜÇ

Bilge Tunyukuk, ben kendim, Çin yönetimi sırasında doğdum. Türk halkı o zaman Çin’e bağımlı idi.Türk halkı, kendi hanını bulmayınca, Çin’den ayrıldı; han sahibi oldu; fakat hanını bırakıp Çin’e yeniden bağımlı oldu. Tanrı şöyle demiş olmalı : “Sana han verdim, hanını bırakıp yine bağımlı oldun.” Türk halkı yeniden bağımlı olduğu için Tanrı “Öl!” demiş olmalı. Türk halkı öldü, mahvoldu, yok oldu. Türk Sir halkının ülkesinde boy kalmadı. (Tonyukuk Yazıtı, satır.1 ve 2)

Türkistan Ortak Misyon Abideleri;  Tonyukuk (646-724), İmam Maturidi (852-944), Ahmet Yesevi (1093-1166);  ana kurucu unsurlarımızdır. Çin’de doğan ve devlet adamlığı eğitimini de Çin’de alan Türk Devlet Adamı ve Düşünürü  Bilge Tonyukuk’dan gelen mirasın Maturidi ve Ahmed Yesevi çizgisine eklenmesi elzemdir.

Strateji (Tonyukuk), Akıl (Maturidi) ve Gönül (Yesevi) bileşimi; 500 yılda (646-1166) mayalanarak oluşmuştur ve Arnold J. Toynbee’den başlayarak ardılları Atlantik müelliflerinin ( Brezinski, Kissinger, Fukuyama, Huntington) yokettiği zaman/zemin/zihin idrakimizi Bilge Tonyukuk ile geri kazanacağız. Toynbee ekolü ardılları Thomas Friedman, Brezinski, Huntington, Fukuyama tarafından devam ettirilmektedir. Toynbee’nin doktrinini yırtarak yerine Tonyukuk‘un Ata Mirası Taş’a nakşedilmiş Anayasası’nı koyacağız; Onların Toynbist yaklaşımlarını biz Tonyukuk‘un esaretten aldığı güç ile bıraktığı kadim bilgi ile bozacağız.

Siyaset Teorisi’nin toplumun tarih ve sosyolojisinden yola çıkılarak organik bir biçimde oluşturulması gereğince, günümüze kadar ağırlıklı olarak tarih, dilbilim ve edebiyat alanlarında incelenen Tonyukuk‘un diğer disiplinler, özellikle de siyaset bilimi ve siyasi düşünce konuları itibariyle incelenmesi; 21. yüzyıl  başlarında anayasasını ilk kez toplumsal süreçlerle değiştiren Türkiye toplumu açısından önemlidir ve sosyolojik ipuçlarımızı bünyesinde barındırmaktadır.

Çin siyaset felsefesi Konfüçyus’tur.  Türk siyaset felsefesinde ise ana referans Bilge Tonyukuk’dur. Siyasetimizin felsefi boyutunun yerli ve organik kaynaklarla temellendirilmesi elzemdir.

Strateji, Akıl ve Gönülü bir potada eriten bu sacayağı bileşim mayasını tutturduktan itibaren 500 yıl boyunca,  kıtaları ve gönülleri birlikte fetih yollarında birleştirmiş, adaleti, imanı ve imarı insanlığın hafızasına nakşetmiştir. Atlantik profesörlerinin fesat aklı ile havsalasını yitiren zihinlerimizin yeniden mayalanması için başvuracağımız bileşim, bin yıl önceden kadimleştirdiğimiz bilgi kaynaklarımızdır.

Türkistan bilgelerimiz, sahip olunan ortak hafızadır. Bu ortak hafızadan uzaklaşılması, Türk milletinin bunalımıdır, esaretidir, yok oluşudur. Bunun için yönetenlerin kurumsal açıdan Türk milletinin maddî ve manevî- kültürel gelişimini sağlayıcı yapılanmalara gitmesi gerekirken, yönetilenlerin de Türk milletinin yabancı bir kültüre ihtiyaç duymayacak denli orijinal bir kültür ve medeniyete sahip olduğunu idrak etmesi gerekir.

En değerli yeraltı kaynağımız, Türkistan coğrafyasının bağrında yatan aziz bilgelerimizdir; bizlere bilgeliğin akıl ve kalp birlikteliğini esas almak olduğunu hayat tarzları ile ortaya koyan velut köklerimizden, Bilge Tonyukuk‘tan başlayarak tekrar mayalanalım..

MATURİDİ TÜRBESİ/TÜRK AKLI

AHMED YESEVİ TÜRBESİ/ YUMUŞAK GÜÇ

En değerli yeraltı kaynağımız, Türkistan coğrafyasının bağrında yatan aziz bilgelerimizdir.

BİLGE GÜÇ                   

                                   T Ü R K   A K L I

                                Y U M U Ş A K  G Ü Ç

By Bilge Tonyukuk Enstitüsü zaman: 3 Temmuz 2017

Etienne de la Vaissière

Lütfen Linklerin üzerini tıklayınız

Etienne de la Vaissière (CV)

http://leventagaoglu.blogspot.com.tr/2017/06/ilk-turk-hakanlklarnn-tarihi-uzerine.html

http://leventagaoglu.blogspot.com.tr/2017/06/yinshan-ordos-orkhon-tonyuquq-etienne.html

http://leventagaoglu.blogspot.com.tr/2017/06/otukenden-istanbula-turkcenin-1290-yl.html

http://leventagaoglu.blogspot.com.tr/2017/06/etienne-de-la-vaissiere.html

http://leventagaoglu.blogspot.com.tr/2017/06/away-from-otuken-geopolitical-approach.html

Hayata bir IŞIK olmak..

  • Aldığınız her nefes, hayata bir ışık olamıyorsanız israf, olmuyorsanız haramdır!
  • Âleme bir ışık yakmak için yeraltı dünyasıyla irtibatı sürdürmek gerek!
  • Atomların kendi aralarında, ışıktan çok daha hızlı bir internet ve konnektom iletişim ağı vardır.
  • Bilim insanı; zamanın ihtiyaçlarına çözüm bulmanın yanında, asırlar sonrasının problemlerine de çare ve ışık olmakla yükümlüdür! Çin Ulusal Nanobilim ve Teknoloji Merkezinde (NCNST) beş yıldır yürütülen araştırmada geliştirilen DNA nanorobotları, kanserin tedavisinde başarılı oldu. Gözle görülemeyecek boyutlarda ve tüp şeklinde üretilen nanorobotların çapı 19 nanometre ve boyu 90 nanometre. “Bir iğnenin ucundan beş bin kat daha küçük” olan nanorobotlar, kan dolaşımına bırakıldıklarında vücuttaki tümörü tespit ediyor ve harekete geçiyor. Kanın pıhtılaşması ve ipliksi doku oluşturması için tümöre thrombin enzimi enjekte eden nanorobotlar, kanla beslenme yolunu keserek tümörü açlığa terk ediyor. Bu şekilde kanserle mücadele eden nanorobotlar, tümörün haftalar içinde küçülmesini sağlıyor.
  • Bilim insanlığı; hiçbir ışığın olmadığı yerde, daha parlak ışıklar yaktırabilecek bir ışık yakabilmektir!
  • Bir söz, hakikat yolunda bir ışık yakabilir!
  • Birbirinden farklı bilim / ilim dalları arasında, ne kadar fazla münasebet kurabilirsek, istikbale ışık tutacak o kadar çok yeni fikirle yaratıcılığımızı artırmış oluruz!
  • Elektron bir kuantum parçacığı, foton ışık kuantumudur.
  • Hayal gücü, keşiflerin yolunu aydınlatan bilgiden daha güçlü bir ışıktır!
  • Hedefte Lucifer var, belli bir ışık spektrumunda parlar ve geçiş üstünlüğü sağlar!
  • Her ölümde hayat için bir ışık vardır. Keşke fark edebilsek!
  • Işık, ışığa ışıktır.
  • Kâinata ışık tutan kahramanlar, laboratuvarlarda yetişir!
  • Madde değişiyor, zaman değişiyor… Değişmeyen sadece ışık.
  • Sırf doğmuş ve doğurmuş olmak için değil âleme ve hayata bir ışık yakmak için doğmak ve doğurmak gerek!
  • Sürücüsüz araçlar gibi otonom hareketli sistemlerin sanal olarak kumanda edilmesi, ışık hızındaki gecikmeler sebebiyle tehlike arz edebilir.
  • Yarın, internette ışık hızı kullanılacak. Çünkü ışık dalgalarının titreştiği oranında frekansı artar, frekansı arttığı oranda da bilgi taşıma kapasitesi artar.
  • Aklı, bilimi, ilmi ve âlimleri; rehberim ve yolumu aydınlatan ışık olarak gördüm.

Mütefekkir Mehmet Çifteoğlu’ndan (ö. 13 Kasım 2024) Düşünceler

  • Meclisi Kebir
  • Cumhuriyetin mecliste kabulü çok zor olmuştur
  • Atatürk’ü sevmezler Çünkü saray ve gayrimüslimler üzerinden para kazanamazlar artık.
  • Cihanbeyli ovası 2.Beyazıt Cem Sultan savaşıyor Ölenler müslüman
  • Uzun Hasan Osmanlıya nasıl da düşmandı
  • Konya da Osmanlıya düşmandı
  • Rumeli buğday
  • En büyük gerçek şiirdir eğer şiir ise yazılan
  • Uydur bir hadis
  • Toplanma biraraya gelme disiplini yok, sadece cenazelerde biraraya geliyoruz.
  • Deutschland über alles
  • Viyana kapısıymış, Viyana kapı mı ki, Atlantiğe kadar gitmiştik

*****************************

akıl, akıl gel …..me takıl..

…….. e sürülecek akıl yok.

yakilün
takilün

AKLIMIZDAN RAZI….. HALİMİZDEN ŞİKAYETÇİ…

30/05/2015 ASAM, Mehmet Çifteoğlu

…………………………………………………………

Ebu İshak El Kindi
İbni Abhas (Kabul Akbar)

İnsan Allahın verdiği aklı kullanmamak için elinden geleni yaparmış. EDİSON

Yarabbi..; Türk Milletini bilgili et…Bilgisini ilim eyle..ilmimizi ilminden eyle.. AKLI tanrı edip ona bilerek, bilmiyerek TAPMAK’tan muhafaza eyle, Amen!

İnsanlar akılda değil imanda ittifak eder.

30.05.2015 ASAM
Mehmet Çifteoğlu,

***************************************

İspanya’da Beni Ahmer’in Gırnata devletinin 1490’da yıkılmasının ardından 1492’de Yahudiler İspanya’dan sürülür ve Osmanlı İmparatorluğu tarafından kabul edilirler. (Tefekkür edenler için ibret vardır; Kuran ayeti) Genç alimlerin dikkatine sunulur.

Kanuni, 1570’lerde sürülen yahudiler arasında bulunan Joseph Nassi ile anlaşma yapar, Kıbrıs’ta Josep Nassi’nin riyasetinde Yahudi Krallığı kurulacaktır. 1570-71 Kıbrıs Fethi’nden önce bir gecede Napoli’deki Venedik Donanması yokedilir.

1571’de fethedilen Kıbrıs, 93 Harbi neticesinde elimizden çıkmaya başlar, 1878 Ayestafanos Anlaşması, 1.Dünya Savaşı ve 1923 Lozan Anlaşması neticesinde kaybedilir. Kıbrıs’tan çıkarılan dersler neticesinde başlamakta olan 2.Dünya Savaşı koşulları değerlendirilir ve 1.Dünya Savaşında kaybedilen Antakya-İskenderun’un Hatay olarak geri dönüşü sağlanır. Hatay örneği de bu sefer Kıbrıs’a ışık tutar ve adadaki 1974 Yunan Darbesi’nin yarattığı yeni koşullar değerlendirilerek, Kıbrıs’a Barış Harekatı düzenlenir ve adanın kuzey kısmında Türk egemenliği tesis edilir.

*************************************

10 Ağustos 1389 I. Kosova Zaferi

11 Ağustos 1473 Otlukbeli

1 Ağustos 1571 Kıbrıs

23 Ağustos 1514 Çaldıran

24 Ağustos 1516 Mercidabık

26 Ağustos 1071 Malazgirt

29 Ağustos 1521 Belgrad

29 Ağustos 1526 Mohaç

30 Ağustos 1922 Dumlupınar

Ve 15 Temmuz 2016 Hilal Uğruna Büyük Anadolu

20 Ocak 2018 Afrin

Ve 15 Temmuz 2016 Hilal Ugruna Büyük Anadolu…TC,..+++MEHMET cifteoglu+kasimpasa..30.8.17+++2018 birde AFRINI ilave edelim++iyi aksamlarrr++

Mehmet Çifteoğlu

Kasımpaşa, İstanbul
16 Nisan 2018

(özellikle fetih öncesi döneme vurgu yaparak kitabın kapsamını genişletmeme öncülük eden bilge mütefekkir Mehmet Çifteoğlu Bey’e, teşekkürlerimle)

************************************

mehmet çifteoğlu bey, bugün sohbetimizde, medeniyet mimarlık ile başlar dedi. evet çünkü mimarlık şehir (medine) ile ilgili temel bir konu. 23 Mayıs 2015

………………………………………………………….

Zaman Vel asır suresi

ASR SURESİ VE AKİF’İN YORUMU

1- Asra andolsun ki,
2- İnsan ziyandadır.
3- Ancak inanıp iyi işler yapanlar, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve birbirlerine sabrı tavsiye edenler ziyânda değillerdir.

Asrı Kurana söyletmek
Marşandiz
Türk İslam tarihinin bir abidesidir
Zihin Tasavvuf
Zaman Asrı saadet

…………………………………

mehmet çifteoğlu, peygamberimizin teenni metodu diyor..

27 Aralık 2015

kubbealtı sözlüğünde:
TEENNÎ
(ﺗﺄﻧّﻰ) i. (Ar. eny “ağır davranmak, temkinli olmak”tan te’ennі) İlerisini düşünerek, ihtiyatlı davranarak acele etmeden iş görme, düşünceli hareket etme: Gazab ta’cîl ile câhillerindir / Teennî hilm ile âkıllerindir (Şeyhî). Bir hadîs-i şerifte, “Teennî Rahman’dan, acele ise şeytandandır” buyrulmuştur (Ömer N. Bilmen). Hayâtı boyunca dâima ihtiyat fikrinden, kontrol ve teennî şuûrundan mahrum yaşamış (Sâmiha Ayverdi).

…………………………………………………………