Hi, my friends all over the world I am in Istanbul and I’m talking to you from Turkey the peaceland and the country for the love. So I wish all the human brothers in all the continents Asia, Europe, Africa, Americas, and Australia a prosperous year with bright ideas and bright Futures and good relations with all the brothers all over the countries and all over the world.
Hope the new year 2023 will be a bright year for all our brothers all over the world.
2023 has a special meaning for Turkey Republic as it is the 100th anniversary of the Republic.
Have a good day and year all my friends all over the world.
Bye from Istanbul Turkey.
| 1. ATATÜRK ENDEKSİ (10 KASIM)
2. ATATÜRK ve İNSAN BİLGELİK (23 NİSAN) 3. ATATÜRK ve İNOVASYON DIŞ DÜNYA (29 EKİM) 4. BÜYÜK ÖNDER ATATÜRK’ÜN YENİLİKÇİLİK REFERANSLARI DIŞ DÜNYA (29 EKİM) 5. ATATÜRK ve SUN TZU: KARŞILAŞTIRMALI SAVAŞ SANATI ANALİZİ LİDERLİK (26 AĞUSTOS) 6. ATATÜRK ve SAVAŞ SANATI LİDERLİK (30 AĞUSTOS) 7. ATATÜRK TEMATİK PANOLARI |
Atatürk Referansları düşüncesi sizde ne zaman ve nasıl oluştu?
Klişeleri aşan Kurucu Referanslar, Cumhuriyetin 100.yılına girdiğimiz 2023 yılında dahi zihnimizde kök salamamıştır. Bu kısırlığı aşma yönünde İnsan Değeri, Yenilikçilik, Savaş Sanatı, Küresel Liderlik temalarından başlamak üzere Atatürk Referansları serimizi başlatıyoruz. Ardından Bilge Tonyukuk serimizi başlatacağız.
Tarihte Türk adı ile anılan her iki devletin (Göktürk Kağanlığı Devleti, Türkiye Cumhuriyeti) arasında 1200 yılı aşkın bir zaman aralığı söz konusudur. Aradaki yıllarda kurulan/yıkılan Hanedan devletlerinin aksine hem kaleme hem kılıca efendi kurucu liderlerin devletleri ise halk ile bütünleşen yapılardır. Çünkü Türklerde Hakan ile Halk ayrılmaz ikilidir.
Tonyukuk’un 62 satırlık Yazıt’ı ile günümüzü ve geleceğimizi aydınlatan deha, Atatürk’ün NUTUK ve Gençliğe Hitabesi’nin satırlarında, satır aralarında da kendini göstermektedir.
Atatürk Referansları serisine başlarken başlıklar Kurucumuz hakkında şimdiye değin öne çıkmayan konular olacaktır.
300’ü aşan sayıda liderler, Türk devletlerine başkanlık etmiştir. İçlerinde şairler dışında yazılı miras bırakanlar bir elin beş parmağıdır. Oğuz Kağan efsaneleşirken, Bilge Tonyukuk ve Bilge Kağan’ın yazıtları, Babür ve Ekber Şahların yazmaları, Atatürk’ün ise yazdığı kitaplar zamanlar ötesine yollanan çoban ateşleridir; hedeflerimizin sırlarıdır.
Karahanlı, Altınorda hanları, Gazneli, Memluk, Selçuklu, Timurlular, Osmanlı sultanları, Safevi şahları şiirler yazarken Hun, Göktürk, Babür ve Türkiye devlet başkanları ise düzyazılı eserleri ile Moğolistan, Çin, Hindistan ve Türkiye’de tarihi hem yapmış hem de yazarak en değerli bir miras bırakmışlardır.
Atatürk Endeksi’ni ne şekilde oluşturdunuz?
30 ciltlik Kaynak Yayınlarının Atatürk’ün Bütün Eserleri kitaplarının eklerindeki endeksleri bir araya getirdim ve bunları toplu halde sitemde yayınladım, bu araştırmacılar açısından büyük bir kaynaktır. Kelime ve anahtar kelime bazında internet üzerinden aradıklarında buna ulaşabilirler. Bu arada Kaynak Yayınlarına da bu 30 ciltlik devasa eser için minnet duygularımı dile getiririm.
Atatürk’ün ağzından ve kaleminden çıkanlardan oluşan (yazı ve konuşmalar, belgeler, telgraflar, tamimler, beyannameler, hatıralar, söylev ve demeçler, kararlar, mektuplar, röportajlar, söyleşiler, yazışmalar, demeç, tutanak, görüşmeler, kitaplar) 12 bin sayfalık eseri, bizlere bıraktığı ve gençlik üzerinden geleceğe emanet ettiği, tüm Türk devletlerinde birikmiş binlerce yıllık insan değerinin dile gelişidir.
1903-1938 yılları arasındaki 35 yıl boyunca Kurucumuz Mustafa Kemal Atatürk’ün aralarında;
taranarak bir araya getirildiği 30 ciltlik Atatürk’ün Bütün Eserlerinde yeralan indeksler biraraya getirilerek anahtar kelimelerden meydana gelen sistematik bir veritabanı oluşturulmuştur.
Sitenin arama büyütecine Türkçe bir kelime yazıldığında ilk önce Atatürk Eserleri linkleri geliyor. Bu da hoş bir sürpriz oldu. 25 cildin indeksleri içinde binlerce kelimeler hemen aramaya takılıyor.
Ata’mız ileyiz hep….“Önce Atatürk”…
Tarihin bilinen ilk stratejisti, günümüzün küresel rekabetinde düşmana karşı yaklaşımı ve savaş felsefesiyle değişik kültürlere strateji yolu göstermiş olan Sun Tzu‘nun Savaş Sanatı kitabı, savaş (ve rekabet) stratejilerinin bir numaralı referans kaynağıdır.
Sun Tzu’nun “Savaş Sanatı” kitabında yeralan savaşın aktörleri ise Çinliler ve Türklerdir. Türkler ise Atatürk’e gelene kadar durmaksızın savaşmışlar, fakat yaptıkları savaşları kaydetmemişlerdir. Sun Tzu’dan 2500 yıl sonra, Atatürk, Savaş Sanatı hakkındaki uygulama ve değerlendirmeleri ile çağlarüstü bir yapıt ortaya koymuştur.
Sun Tzu’nun askeri öğretisiyle, kurucumuz Mustafa Kemal Atatürk’ün kariyerinde almış olduğu kararlar, rakiplerine karşı sunduğu rekabetçi bakış açısı ve Kurtuluş Savaşı’nda zaferi kazandıran savaş felsefesinin yorumlanarak, ülke Stratejisi’nin kendi kurumsal kimliği içinde yorumlanması, öz kaynaklarımızı etkin şekilde kullanmamıza imkân verecek, kurumsal kimliğimizi köklerimize paralel şekilde geliştirme imkânı sunacaktır.
Atatürk’de misyon; değer (insan ve kurum) ve kuvvet olarak ifade edilirken, Sun Tzu’da vizyon dar anlamda zafer ile sınırlanmış, Atatürk ise gerçek zafer kavramı ile, savaşı savaş alanlarının dışına çıkararak, savaşı sadece askerler ile ilgilendirmemiş, ulusun tümünü savaşın aktörleri haline getirmiştir. Stratejinin de üzerine çıkan Atatürk vizyonu ile karşılaştırıldığında, Sun Tzu’nun savaşı taktik (teknik) ve strateji düzeyinin dışında yorumlamadığı rahatlıkla görülebilmektedir.
Yapılan çalışma Sun Tzu ve Atatürk’ün benzer yanlarındaki farklılıklarına da dikkat çekmiştir. Birleştikleri ve ayrıştıkları noktalar, geniş kaynaklarda, verdikleri kararlardan hareketle taranmış ve yorumlanarak sonuca ulaştırılmıştır.
Atatürk ve Sun Tzu’nun dönemsel farklılıkları metinde en aza indirgenmesine rağmen, bulundukları farklı konjonktürlere, kendilerini yaratan savaşların dönemlerine ve sebeplerine bağlı olarak, aralarında fark oluşturan etmenlerle, çalışma sırasında sıkça karşılaşılmıştır.
Atatürk’ün mağlup bir imparatorluk ordusundan yarattığı, ülkesini kurtarmak için son şansı olan ordusuyla, Sun Tzu’nun imparatorlar veya prensler tarafından ganimet için görevlendirilmiş ordusunun, zaferin kazanılması hakkındaki görüşlerinin uyuşmaları beklenmemelidir.
İki komutandanın farklı olan zafer algıları, çalışmanın genelinde ortaya çıkan farklılıkların merkezini oluşturur. Savunma ve saldırı arasında komutanların yaptıkları seçimler, Sun Tzu takip kavramından kesinkes bahsetmez iken, Atatürk’ün mutlak takip ve imha prensibine sıkı sıkıya bağlanması, iki düşünürün konjonktür farklılığından doğan bu yorum farklarına etkili örnekler teşkil etmektedirler.
Çalışmada en dikkat çekici fark ise iki komutan arasındaki vizyon algısı olmuştur. Sun Tzu’da amaç çarpışmada düşmana üstünlük sağlamak iken, Atatürk’ün amacı savaşı kazanmaktır. Düşmanı imha, ısrarcı saldırganlık ve takipçilik, Atatürk’ün geniş vizyonunun sonucu olarak ortaya çıkmıştır.
Metinde ayrıca aralarındaki ikinbin beşyüz yıllık farkın dışında büyük özdeşleşmeler görmek şaşırtıcı olmuştur. Tarihe hizmet etmiş iki komutanın da savaş öncesi, savaş sonrası ve savaş sırasında alacakları kararlar birbiriyle örtüşmekte, agresif, disiplinli inisiyatif alabilen yapının zafere ulaşacağının altı çizilmektedir.
Bir diğer dikkat çekici özellik ise yine iki komutanın da planlama aşamasında, temellerini sağlam olarak hazırlamalarını takiben, devam eden süreçte planlarının değişebilir olmasına verdikleri önemdir. Taktiklerde ve diğer alanlarda dikkat çekici bir farklılık ise Atatürk’te savaşın kendi kaynakları ve kendi durumu merkezinde ele alınarak planlanmış olmasına karşın, Sun Tzu’da arazi ve düşmanın durumu gibi kendi gücü dışındaki faktörlere verilen önemdir.
Sonuç olarak, gerek liderlik gerekse de yönetimde iki liderin farklılıklarından çok dikkat çekici ölçüde benzerlikleri mevcuttur. Bu benzerliklerde ise, Atatürk’ün manevi güce verdiği önem gözle görülür şekilde Sun Tzu’nun üstünde iken, Sun Tzu’nun örgüt yapısı içindeki disiplinin vazgeçilmezliğine yaptığı vurgu Atatürk’ten fazladır.
Farklılıkları ele alındığındaysa, en önemli olgular, Atatürk’ün, düşmanın imha edilmesini zaferi tayin edici bir özellik olarak araması, savaşta başarının temelini serbest hareket olarak değerlendirmesi ve savaşı sadece ordu ile sınırlamaması, ulusun tümünü savaşa dahil eden topyekün savaş anlayışı, Sun Tzu’da ise düşmanın savaş alanından çekilmesinin zafer için gerekli ve yeterli şartlar olarak görülmesi, başarının temelinin disiplin olarak tanımlanması ve savaşın askerlerle sınırlanmasıdır.
Savaş, insanın yaratılışından beri var olan bir olgudur. Tarih boyunca yaşanan bütün maddi ve manevi gelişmeler, bilimsel ve ahlaki ilerlemeler, insanlar arasında süregelen savaşları yok etmeyi başaramamış, hatta gerek teknolojik gerekse fikrî bakımdan kuvvetlenmesine, yayılma alanı ve yıkım gücünü artırmasına sebep olmuştur. Bu duruma dikkat çeken bazı yazarlar, insanlık tarihini bir “Savaşlar Tarihi” olarak nitelendirmişler ve tarih boyunca birçok düşünür, asker ve devlet adamı, savaşın ne olduğu, tarihî seyir içerisindeki yeri, toplumsal ve ekonomik döngü üzerindeki etkisi ve Savaş Sanatı konularında muhtelif eserler kaleme almışlardır.
Bu eserlerin başında “dünyanın en eski Savaş stratejileri kitabı” olarak bilinen Sun Tzu’nun “Savaş Sanatı (The Art of War) adlı eseri gelmektedir. Meşhur Çin klasiklerinden biri olan ve modern askerî stratejilerin hepsinin temelini oluşturduğu kabul edilen bu eserin, eski Çin’de MÖ. 5-3. yüzyıllar arasında yaşanan “Savaşan Eyaletler” döneminde (Chou Hanedanı’nın parçalanma dönemi) yazıldığı bilinmektedir. Taocu felsefenin hâkim olduğu eserde Savaş, “devletler için hayati önem taşıyan bir konu, bir ölüm-kalım meselesi, hayata ya da yok oluşa giden yol” olarak değerlendirilmekte ve bu sebepten “onu derinlemesine incelemenin kaçınılmaz olduğu” söylenmektedir.
MÖ. 500’lerde yaşamış olan, Çinli büyük stratejist (askeri filozof) Sun Tzu «Savaş Sanatı» adlı ünlü eserinde Strateji biliminde ilk teorileri ortaya koymuştur. Bundan 2500 yıl önce Çin’de yaşayan, Sun Tzu Türkler’in, M.Ö.78-711 tarihleri arasında yaptığı sürekli akınlar döneminde Çin’de bir askeri stratejist olarak yetişmiş ve düşüncelerini Türk ordularını incelemekle olgunlaştırmıştı. M.Ö. 500 yıllarında yazdığı “Savaş Sanatı” eseri ile ünlüdür. Harbin prensip ve ilkelerini sıralayan bu eser, modern çağda da önem ve değerini korumaktadır. Sadece askerlerin ya da araştırmacıların değil bu günün iş dünyası içinde özellikle yönetici konumunda olan herkesin okuması gereken muhteşem bir kitaptır.
Çalışmada kaynak olarak, Sun Tzu’nun Savaş Sanatı (M.Ö.500) kitabının yanısıra, 1908-1938 yılları arasında Kurucumuz Mustafa Kemal Atatürk‘ün aralarında;
taranarak bir araya getirildiği sistematik bir veritabanı oluşturulmuştur. Atatürk’ün Savaş Sanatı hakkındaki uygulama ve değerlendirmeleri yer ve zamandan soyutlanmıştır. Yine yorumlarda, Yunanlılar yerine düşman Türkler/Türk Ordusu yerine ise Ordu kavramları kullanılarak genellenmiştir.
Veritabanında yeralan Sun Tzu ve Atatürk referanslarının;
ara başlıkları altında kavramsal sınıflandırılması yapıldı.
Kavramlar karşılaştırmalı olarak analiz edilerek;
Çalışmanın çıkış noktası;
Amaç;
Ayrıca;
Rekabet Gücü olgusunu → sağlam bir temele kavuşturmaktır.
Çalışma,
inancıyla hazırlanmıştır
Atatürk’ün Savaş Sanatı hakkındaki uygulama ve değerlendirmeleri tarafından çağlarüstü bir yapıt olarak ortaya konduğundan, ilgili referanslar ve yorumlar, yer ve zamandan soyutlanmıştır. Yine yorumlarda, Yunanlılar yerine düşman Türkler/Türk Ordusu yerine ise Ordu kavramları kullanılarak genellenmiştir.
Seçtiğimiz Atatürk Referansları, Savaş Sanatı ile ilgilidir. Savaş Sanatı çalışması için, Atatürk‘ün askerlik üzerine yazdıkları yorumlanmıştır.
Zengin kaynaklardan kurucumuz Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün “Savaş Sanatı” ile ilgili referansları araştırılarak günümüze ve geleceğimize ışık tutması amaçlanmıştır. İzlediğimiz yöntem Atatürk referanslarının seçilerek sınıflanması ve yorumlanmasıdır.
Tarihin gördüğü en yenilikçi hamlelerden olan “Türkiye Cumhuriyeti” ve savaşı yöneten Atatürk hakkındaki yerli ve yabancı kaynaklar tespit edilmiş ve 1908-1938 yılları arasında Mustafa Kemal’in imza attığı, yazdığı, söylediği, kişisel notları dahil aralarında;
taranarak bir araya getirildiği sistematik bir veritabanı oluşturulmuştur.
Monitor edilip izlenmesi gereken asıl muharebe gücü;
Atatürk, savaşı bir sanat olarak yorumlamış, kaynak, zaman sevk ve idare alanlarında, modern yönetim bilimlerinin temelini oluşturmuştur. Savaşın nasıl kazanılacağı, problemlerin, fikir ayrılıklarının nasıl çözüleceği üstüne kurduğu felsefi altyapı, günümüz ordularının, küresel şirketlerinin ve kurumsal yönetim yapılarının yararlandığı bir bilgi hazinesine dönüşmüştür.
Kurucumuz Mustafa Kemal Atatürk’ün kariyerinde almış olduğu kararlar, düşmanlara karşı sunduğu rekabetçi bakış açısı ve Kurtuluş Savaşı’nda zaferi kazandıran savaş felsefesinin yorumlanması, öz kaynaklarımızı etkin şekilde kullanmamıza imkân verecek, kimliğimizi köklerimize paralel şekilde geliştirme, öz değerlerden yola çıkarak bir model oluşturulması imkanı sunacaktır.
İşdünyası, askerlik terimlerini disiplinin içine ithal etmeye devam etmektedir. Strateji, taktik, lojistik gibi kavramlara en son askeri uygulamalar neticesinde geliştirilen internet kavramı ilave edilmiştir. Gerek dünya, gerek Türkiye tarihinde teknolojik, bilimsel, yönetim felsefeleri askeri odaklı olarak bulunup geliştirilmişlerdir. İnsanoğlu, ilk kez avlanmak, sonrasında ise karşıt gruplarla çatışmak için bir araya gelerek bugünkü organizasyonun temelini atmış, devam eden süreçte ise daha etkin savaşmak için bu grupları yönetimsel ve bilimsel şekilde geliştirme çabalarına girmiştir. İnsan topluluklarından oluşması, örgütsel yapı içindeki hiyerarşisi ve var olması için kendisine benzer oluşumlarla girdiği rekabet, orduları günümüz şirketleriyle, savaşları ise, bu şirketlerin etki alanlarını arttırmak amacıyla birbirlerine karşı olan şiddetli rekabetleriyle özdeşleştirmektedir.
Bizi yaratan tarihin ve bizzat kurucumuzun ortaya koyduğu ilkelerin, küresel rekabette bizleri rakiplerimizden bir adım öteye götürecek temeli yaratacağı, kuşku götürmeyen bir gerçektir.
Atatürk’ün gerek kumandanlığı sırasında muharebede, gerekse de devlet adamlığı sırasında siyasi ve ekonomik alanda, dezavantajlı konumundan kesin zaferlere, sanayi devrimini yakalayamamış yeni bitap bir devletten, bir dünya devleti, saygın bir cumhuriyet kurarken izlediği yol analiz edilmiştir. Kurucumuzun altını çizdiği bu ilkelerin günümüz koşullarında yorumlanarak uyarlanması, küresel ve bölgesel güç mücadelesinde, bizzat kurucusu tarafından gösterilen bir ışık olma özelliği taşıyacaktır.
Atatürk, Balkan Savaşı yenilgisinden sonra komutanlık ile ilgili kitap yazmış (Zabit ve Kumandan ile Hasbihal) ve bu kitapta inisiyatif, taarruz ve manevi üstünlük konularını incelemiştir.
Atatürk‘ün eserlerinin bir diğer önemli noktası ise merkeze aldığı ve ısrarla üstünde durduğu noktalardır. Kurtuluş Savaşı’nın da üstünde yükseldiği değerler olan bu prensipler; İnisiyatif, Taarruz, Manevi Güç ve düşmana karşı taktik üstünlüğüdür.
Askerî yönetim açısından benimsediği hareket muharebesinin gereği olarak, harp prensiplerinden taarruza ve ayrıca inisiyatife öncelik vermiş, bunun için süvari birliklerinin kurulmasına piyade birlikleri ile birlikte başlanmıştır.
Atatürk, inisiyatifin büyük önemini ilk önce Trablusgarp’te tespit etmiş ve bu harekât ile ilgili görüşlerini büyük ölçüde açıkladığı Zabit ve Kumandan ile Hasbihal’de, inisiyatif üzerinde geniş ölçüde durmuştur.
Atatürk, 1909 yılından başlayarak yazdığı askerlik kitap ve incelemelerinde dört kavramın üzerinde yoğunlaşmıştır;
Atatürk, yöneticilerin alması gereken inisiyatife eserlerinde büyük önem vermektedir.
Taarruz olgusunun süratli olması gerekliliğini ve inisiyatif alınmasını zafer için bir önkoşul olarak görmektedir.
Taarruzu belirleyici kılacak, inisiyatif alabilen yöneticiler olacaktır. Ortak amacın örgütün her kademesi tarafından özümsenmiş olması, taktik zenginliği ve uygulama dinamizmi zaferi getirecek temel prensipler olarak öne çıkmışlardır.
Taarruz, Atatürk’ün Savaş Sanatı’nın karakteri olup, felsefenin merkezinde yer alır. Taarruz yapabilmek için;
Fakat tüm hazırlıklar ve savaş sırasında uygulanan taktikler, son (Büyük) taarruz için yapılmaktadır. Son taarruz, tüm hazırlıkların sonucu olacak, bitirici ve belirleyici olacaktır.
Tüm kaynaklar, son ve belirleyici olacak taarruzun kazanılması için harcanmalıdır.
Atatürk’ün Savaş Sanatı’nın öne çıkan diğer önemli özelliği, örgütünün inancını en üst seviyede tutmasıdır. Maddi kaynaklarının yetersizliğinin, manevi kaynakla giderilebileceğinin, ortak amaca inanmış kadroların gücünü göstermek açısından, Kurtuluş Savaşı en canlı örnek olarak karşımızda durmaktadır. Taktik bütünlük, dinamik ve değişken uygulamalarıyla yapılan çalışmanın önemli yerini, örneklerden almıştır. Son taarruz için gerekli kaynaklara, statik olmayan ana amaca bağlı özgün planlarla ulaşılması da Savaş Sanatı’nda önemli yer tutacaktır.
Kuruluşumuzun köklerine daha derinlemesine bir bakış; geleceğe güvenle, emin adımlarla yürümemizi sağlayacaktır. Çalışmalarımızın temel eksenini gelenek, güven ve güç kavramları oluşturmaktadır.
Çalışma, gücü yönlendirmenin kurucumuzun prensipleriyle açıklanması olarak özetlenebilir. Cumhuriyet’i kuran “Savaş Sanatı”nın felsefesiyle incelenen kaynaklar, Türk tarihinin son ve belki de en büyük zaferi olan Cumhuriyet ve Cumhuriyetin meydana getirdiği kurumların, unsurların en önemlileridir. Çalışma, temelde ”muharebenin silahlarla, askerlerle değil, teknolojiyle, fikirle, taktik ve inançla” kazanıldığı ilkesinden yola çıkmıştır.
Kurumlar, küresel muharebe ve rekabet sahnesinde, savaş felsefesiyle var olacaktır. Öz kaynaklarından, kuruluşunda kazandığı muharebe ruhundan gelen gücünün ortaya konması, gerekliliği; yapılan inceleme ve araştırmanın sonucunda, bizler için yol gösterici olacaktır.
Her ne kadar küreselleşmiş dünyada, yönetim şekil ve taktikleri ortak gibi görünse de başarı ve liderlik için gereken “farklılığın yaratılmasında” kurum ve kuruluşların içinden geldikleri toplumun ve tarihi tecrübelerini yansıtan özelliklerinin etkili olduğu, en çok uzak doğu örneklerinde olmak üzere belirgin şekilde görülebilmektedir.



Kitap kurtlarına iyi bir haberimiz var. Günde 30 dakika kitap okuyan insanlar hiç okumayanlardan iki yıl daha uzun yaşıyor. Kitap okuyanlar gazete, dergi gibi süreli yayınları okuyanlardan daha uzun yaşıyor. Şair ve Yazar Levent Ağaoğlu, Yale Üniversitesi’nde yapılan ve Social Science & Medicine dergisinde yayınlanan anlamlı araştırmanın detayları hakkında şu bilgileri verdi:
|
|
|
|
# Şair ve Yazar Levent Ağaoğlu, Kitap okuyanlar gazete okuyanlardan daha uzun yaşıyor
