Home Blog Page 163

Kültür ve Ticaret

İngiliz aklı, dilini kültür ve ticaret dili olarak dünyada hakim kılmak için çaba gösterirken, düşünceleri kitaplar vasıtasıyla yaymayı da esas almıştır.
Dünya üzerinde egemenlik, kültür eserleri ve ticaret yolları üzerinden tesis edilmektedir bunun sayısız örnekleri söz konusudur. İngilizler dünya üzerindeki egemenliklerini deniz yollarındaki yani ticaret yollarındaki hakimiyetleri üzerinden başlatmışlar ve ticarette kazandıkları mevziler ile birlikte dillerini dünyaya hakim kılmışlar, dillerini okunabilir anlaşılabilir bir noktaya getirmişler ve bu dil üzerinden de yayınladıkları kültür eserleri ve kitaplar ile birlikte egemenliklerini daha da pekiştirmişlerdir.
Hindistan gibi eski dünyaya eski kültüre ait olan bir ülkede Sanskritçe ve Urduca gibi hakim diller olduğu halde yetkin ve gelişkin bir dil söz konusu olmasına rağmen bu dillerdeki Türkçe, Arapça ve Farsça kelimelerin etkinliğini kırmak için kendi dillerini türlü vesilelerle yok efendim Hindistan‘da şu kadar sayıda dil varmış insanlar birbirleri ile anlaşamıyormuşlar gibi sudan gerekçelerle İngilizcelerini Hindistan‘da hakim kılmışlardır.
Bakmak lazım dünyada kaç tane ülkede İngilizce resmi dildir. Aynı şekilde Afrika kıtasında da bu sefer Fransızlar Frankofon teşkilatları, İngilizler de İngiliz Uluslar Topluluğu teşkilatları ile birlikte kıtasal bazda dillerini kıtanın doğusunda İngilizce batısında Fransızca şeklinde hakimiyet kurmuşlardır.
Güney Amerika kıtasında ise aynı hakimiyet kıtanın yerlileri ile hiçbir ilişkisi olmayan İspanyolca üzerinden kurulmuştur. Kuzey Amerika kıtasında ise yerliler katledilmiş ve ülke Avrupalıların iskanına açılmış ve İngiliz dili burada da hakim kılınmıştır.
Ayrıca önemli bir diğer husus İngiltere’den ve Fransa’dan yapılan kitap ihracatlarında, ders kitapları ihracatlarında fiyatlar son derece yüksektir ve bu fiyatlar ihracatın yapılacağı ülkedeki yerli işbirlikçilerine, eğitimdeki okullardaki simsarlara ödenecek ücretleri ve komisyonları da içerdiği için fiyatlar yüksek derecede gerçekleşmektedir. Görüldüğü gibi dil üzerinden ve kültür üzerinden bir saadet zinciri oluşturulmuştur .
Hakimiyet, savaşlar ile değil, kültür ve ticaret üzerinden tesis edilmektedir. Türkçe ise 18 yabancı ülkedeki sözlüklere giren kelimelerle kendini bu ülkelerde yaygınlaştırmıştır. Fakat hiçbir zaman oralardaki milli diller Türkçe tarafından ortadan kaldırılmamıştır. Bir kültürel unsur olarak alıntı kelimeler şeklinde tezahür etmiştir.
Anadolu’da 1200’lü yıllarda Türkçenin yaygınlaşması ise pazarlarda kullanılan bir dil olması nedeniyle gerçekleşmiştir, esnafların ve halkın dili olması nedeniyle bu söz konusu olmuştur. Ahi Evran da bu hareketin başında yer almıştır. Moğol istilası döneminde ücra yerlere, dağlara çekilen halk aslında dilini de korumuş bulunmaktadır. Pazarlarda ticareti ve genelde ticareti teşvik eden, destekleyen Türkler aynı işlevlerini devam ettirerek bu kez de cumhuriyetimizin 100.yılından başlayarak Türkçenin bir dünya dili haline gelmesini ve böylelikle hem ticarette, hem de kültürde liderlik ile güçlenmeyi hedefleyeceklerdi.

 

 

 

 

2023 and Turkey

Hi, my friends all over the world I am in Istanbul and I’m talking to you from Turkey the peaceland and the country for the love. So I wish all the human brothers in all the continents Asia, Europe, Africa, Americas, and Australia a prosperous year with bright ideas and bright Futures and good relations with all the brothers all over the countries and all over the world.

Hope the new year 2023 will be a bright year for all our brothers all over the world.
2023 has a special meaning for Turkey Republic as it is the 100th anniversary of the Republic.

Have a good day and year all my friends all over the world.

Bye from Istanbul Turkey.

Atatürk Referansları 2023

 

1.   ATATÜRK ENDEKSİ (10 KASIM)

2.  ATATÜRK ve İNSAN BİLGELİK (23 NİSAN)

3.   ATATÜRK ve İNOVASYON DIŞ DÜNYA (29 EKİM)

4.   BÜYÜK ÖNDER ATATÜRK’ÜN YENİLİKÇİLİK REFERANSLARI DIŞ DÜNYA (29 EKİM)

5.   ATATÜRK ve SUN TZU: KARŞILAŞTIRMALI SAVAŞ SANATI ANALİZİ LİDERLİK (26 AĞUSTOS)

6.  ATATÜRK ve SAVAŞ SANATI LİDERLİK (30 AĞUSTOS)

7.   ATATÜRK TEMATİK PANOLARI 

 

Atatürk Referansları düşüncesi sizde ne zaman ve nasıl oluştu?

Klişeleri aşan Kurucu Referanslar, Cumhuriyetin 100.yılına girdiğimiz 2023 yılında dahi zihnimizde kök salamamıştır. Bu kısırlığı aşma yönünde İnsan Değeri, Yenilikçilik, Savaş Sanatı, Küresel Liderlik temalarından başlamak üzere Atatürk Referansları serimizi başlatıyoruz. Ardından Bilge Tonyukuk serimizi başlatacağız.

Tarihte Türk adı ile anılan her iki devletin (Göktürk Kağanlığı Devleti, Türkiye Cumhuriyeti) arasında 1200 yılı aşkın bir zaman aralığı söz konusudur. Aradaki yıllarda kurulan/yıkılan Hanedan devletlerinin aksine hem kaleme hem kılıca efendi kurucu liderlerin devletleri ise halk ile bütünleşen yapılardır. Çünkü Türklerde Hakan ile Halk ayrılmaz ikilidir.

Tonyukuk’un 62 satırlık Yazıt’ı ile günümüzü ve geleceğimizi aydınlatan deha, Atatürk’ün NUTUK ve Gençliğe Hitabesi’nin satırlarında, satır aralarında da kendini göstermektedir.

Atatürk Referansları serisine başlarken başlıklar Kurucumuz hakkında şimdiye değin öne çıkmayan konular olacaktır.

300’ü aşan sayıda liderler, Türk devletlerine başkanlık etmiştir. İçlerinde şairler dışında yazılı miras bırakanlar bir elin beş parmağıdır. Oğuz Kağan efsaneleşirken, Bilge Tonyukuk ve Bilge Kağan’ın yazıtları, Babür ve Ekber Şahların yazmaları, Atatürk’ün ise yazdığı kitaplar zamanlar ötesine yollanan çoban ateşleridir; hedeflerimizin sırlarıdır.

Karahanlı, Altınorda hanları, Gazneli, Memluk, Selçuklu, Timurlular, Osmanlı sultanları, Safevi şahları şiirler yazarken Hun, Göktürk, Babür ve Türkiye devlet başkanları ise düzyazılı eserleri ile Moğolistan, Çin, Hindistan ve Türkiye’de tarihi hem yapmış hem de yazarak en değerli bir miras bırakmışlardır.

Atatürk Endeksi’ni ne şekilde oluşturdunuz?

30 ciltlik Kaynak Yayınlarının Atatürk’ün Bütün Eserleri kitaplarının eklerindeki endeksleri bir araya getirdim ve bunları toplu halde sitemde yayınladım, bu araştırmacılar açısından büyük bir kaynaktır. Kelime ve anahtar kelime bazında internet üzerinden aradıklarında buna ulaşabilirler. Bu arada Kaynak Yayınlarına da bu 30 ciltlik devasa eser için minnet duygularımı dile getiririm.

Atatürk’ün ağzından ve kaleminden çıkanlardan oluşan (yazı ve konuşmalar, belgeler, telgraflar, tamimler, beyannameler, hatıralar, söylev ve demeçler, kararlar, mektuplar, röportajlar, söyleşiler, yazışmalar, demeç, tutanak, görüşmeler, kitaplar) 12 bin sayfalık eseri, bizlere bıraktığı ve gençlik üzerinden geleceğe emanet ettiği, tüm Türk devletlerinde birikmiş binlerce yıllık insan değerinin dile gelişidir.

1903-1938 yılları arasındaki 35 yıl boyunca Kurucumuz Mustafa Kemal Atatürk’ün aralarında;

  • imza attıklarının,
  • yazdıklarının,
  • söylediklerinin,
  • kişisel notlarının,
  • savaş alanlarında verdiği emirlerin,
  • basına verdiği demeçlerin,
  • özel konuşmalarının,
  • kişisel hatıralarının,
  • savaşları yönettiği dönemdeki demeçlerinin

taranarak bir araya getirildiği 30 ciltlik Atatürk’ün Bütün Eserlerinde yeralan indeksler biraraya getirilerek anahtar kelimelerden meydana gelen sistematik bir veritabanı oluşturulmuştur.

Sitenin arama büyütecine Türkçe bir kelime yazıldığında ilk önce Atatürk Eserleri linkleri geliyor. Bu da hoş bir sürpriz oldu. 25 cildin indeksleri içinde binlerce kelimeler hemen aramaya takılıyor.

Ata’mız ileyiz hep….“Önce Atatürk”…

Atatürk ve İnsan Değeri

Atatürk’e göre İnsan Kişilikleri

Atatürk ve Savaş Sanatı

 

Atatürk Yazıları www.agaoglulevent.com sitesinden

Atatürk ve İnsanlık

​İnsanı ve özelliklerini keşfederek Türkiye’de Türk insanını özgürleştiren Atatürk, bu sefer Türklerin kökeni arayışlarına girmiş ve ​Türkistan (Orta Asya) daki genetik çeşitliliği kitaplardan tespit…

Atatürk’e göre Atatürk

İki Mustafa Kemal vardır: Biri ben, et ve kemik geçici Mustafa Kemal… İkinci Mustafa Kemal, onu “ben” kelimesiyle ifade edemem; o, ben değil, bizdir! O, memleketin…

Yörükler ve Atatürk

YÖRÜKLER Anadolu ve Rumeli, Yörüklerin yaşam tarzları ile birebir örtüşen bir coğrafyadır. Bütün bu yaşantıyı bir hazine olarak taşıyan Türkçe ise aslında bir yazılım…

Atatürk, Cumhuriyet ve Devrimler: Zafer Toprak

https://tv.haberturk.com/tv/programlar/video/acik-ve-net-25-temmuz-2020-ataturk-nasil-bir-turkiye-dusledi-prof-dr-zafer-toprak-anlatiyor/689748 26 Temmuz 2020 Pazar Kübra Par televizyonda açıkça sorulamaz denilen ne varsa, cevapları merakla beklenen isimlere Açık ve Net’te soruyor… Atatürk tarihten sosyolojiye eğitimden bilime nasıl bir…

Atatürk ve İngilizler

BAŞKUMANDANLIK ERKÂNIHARBİYE RİYASETİ’NE (6 KASIM 1918) Numara 579 Şifre Adana 6.11.34 (6 Kasım 1918) Geciktiren idam edilir. Başkumandanlık Erkânıharbiye Riyaseti Katına Altı saat ara ile alınan biri açık diğeri şifreli 5.11.34 (5 Kasım 1918)…

“ATATÜRK’ÜN LİDERLİK SIRLARI” Prof.Dr. Hikmet ÖZDEMİR

“ATATÜRK’ÜN LİDERLİK SIRLARI” Prof.Dr. Hikmet ÖZDEMİR By Bilge Tonyukuk Enstitüsü zaman: Temmuz 13, 2019

Atatürk ve Birlik Hareketleri/Hedefleri

Eğer bir birlikten söz edilecek ise, Türkiye seçenekleri, komşuları ile birlikte siyaset yoluyla geliştirmelidir. Bu alternatiflerin her biri aslında Büyük Atatürk tarafından öngörülmüştür. Atatürk’ün Avrupa Birliği’ne ilişkin…

ATATÜRK’ün LİDERLİK  KRİTERLERİ

  1             Adanmışlık 2             Başkanlık 3             Bilgelik 4             Bütünü Görebilmek 5             Cesaret 6             Çevre Bilincine Sahip Olma 7             Dayanıklılık 8             Deha 9             Denetim 10          Devamlılık 11          Disiplin 12          Dürüstlük 13          Düşünüp Taşınma, Danışma 14          Eğitimcilik 15          Espri Anlayışı 16          Etkileyicilik,…

Atatürk ve İnsan Değeri

Kocacık’lı (Makedonya) Hacı Ahmet Efendi’nin torunu Mustafa Kemal hangi süreçlerden geçerek Türklerin Ata’sı olmuş Atatürk olarak kalplerimizde yerini edinmişti. Eksikliğini hissettiğimiz husus ise Atatürk’ün…

Kemal Atatürk

Mustafa Kemal Atatürk, kurtuluş ve ardından gelen diriliş döneminde ülke yokluklar içinde boğuşurken, para yok, pul yok, teçhizat yok iken bir tek gerçekliğe güvendi:…

Atatürk ve Sun Tzu: Karşılaştırmalı Savaş Sanatı

Tarihin bilinen ilk stratejisti, günümüzün küresel rekabetinde düşmana karşı yaklaşımı ve savaş felsefesiyle değişik kültürlere strateji yolu göstermiş olan Sun Tzu‘nun Savaş Sanatı kitabı, savaş (ve rekabet) stratejilerinin bir numaralı referans kaynağıdır.

Sun Tzu’nun “Savaş Sanatı” kitabında yeralan savaşın aktörleri ise Çinliler ve Türklerdir.  Türkler ise Atatürk’e gelene kadar durmaksızın savaşmışlar, fakat yaptıkları savaşları kaydetmemişlerdir. Sun Tzu’dan 2500 yıl sonra, Atatürk, Savaş Sanatı hakkındaki uygulama ve değerlendirmeleri ile  çağlarüstü bir yapıt ortaya koymuştur.

Sun Tzu’nun askeri öğretisiyle, kurucumuz Mustafa Kemal Atatürk’ün kariyerinde almış olduğu kararlar, rakiplerine karşı sunduğu rekabetçi bakış açısı ve Kurtuluş Savaşı’nda zaferi kazandıran savaş felsefesinin yorumlanarak, ülke Stratejisi’nin kendi kurumsal kimliği içinde yorumlanması, öz kaynaklarımızı etkin şekilde kullanmamıza imkân verecek, kurumsal kimliğimizi köklerimize paralel şekilde geliştirme imkânı sunacaktır.

Atatürk’de misyon; değer (insan ve kurum) ve kuvvet olarak ifade edilirken, Sun Tzu’da vizyon dar anlamda zafer ile sınırlanmış,  Atatürk  ise gerçek zafer kavramı ile, savaşı savaş alanlarının  dışına çıkararak, savaşı sadece askerler ile ilgilendirmemiş, ulusun tümünü savaşın aktörleri haline getirmiştir. Stratejinin de üzerine çıkan Atatürk vizyonu  ile karşılaştırıldığında, Sun Tzu’nun savaşı taktik (teknik) ve strateji düzeyinin dışında yorumlamadığı rahatlıkla görülebilmektedir.

Yapılan çalışma Sun Tzu ve Atatürk’ün benzer yanlarındaki farklılıklarına da dikkat çekmiştir. Birleştikleri ve ayrıştıkları noktalar, geniş kaynaklarda, verdikleri kararlardan hareketle taranmış ve yorumlanarak sonuca ulaştırılmıştır.

Atatürk ve Sun Tzu’nun dönemsel farklılıkları metinde en aza indirgenmesine rağmen, bulundukları farklı konjonktürlere, kendilerini yaratan savaşların dönemlerine ve sebeplerine bağlı olarak, aralarında fark oluşturan etmenlerle, çalışma sırasında sıkça karşılaşılmıştır.

Atatürk’ün mağlup bir imparatorluk ordusundan yarattığı, ülkesini kurtarmak için son şansı olan ordusuyla, Sun Tzu’nun imparatorlar veya prensler tarafından ganimet için görevlendirilmiş ordusunun, zaferin kazanılması hakkındaki görüşlerinin uyuşmaları beklenmemelidir.

İki komutandanın farklı olan zafer algıları, çalışmanın genelinde ortaya çıkan farklılıkların merkezini oluşturur. Savunma ve saldırı arasında komutanların yaptıkları seçimler, Sun Tzu takip kavramından kesinkes bahsetmez iken, Atatürk’ün mutlak takip ve imha prensibine sıkı sıkıya bağlanması, iki düşünürün konjonktür farklılığından doğan bu yorum farklarına etkili örnekler teşkil etmektedirler.

Çalışmada en dikkat çekici fark ise iki komutan arasındaki vizyon algısı olmuştur. Sun Tzu’da amaç çarpışmada düşmana üstünlük sağlamak iken, Atatürk’ün amacı savaşı kazanmaktır. Düşmanı imha, ısrarcı saldırganlık ve takipçilik, Atatürk’ün geniş vizyonunun sonucu olarak ortaya çıkmıştır.

Metinde ayrıca aralarındaki ikinbin beşyüz yıllık farkın dışında büyük özdeşleşmeler görmek şaşırtıcı olmuştur. Tarihe hizmet etmiş iki komutanın da savaş öncesi, savaş sonrası ve savaş sırasında alacakları kararlar birbiriyle örtüşmekte, agresif, disiplinli inisiyatif alabilen yapının zafere ulaşacağının altı çizilmektedir.

Bir diğer dikkat çekici özellik ise yine iki komutanın da planlama aşamasında, temellerini sağlam olarak hazırlamalarını takiben, devam eden süreçte planlarının değişebilir olmasına verdikleri önemdir. Taktiklerde ve diğer alanlarda dikkat çekici bir farklılık ise Atatürk’te savaşın kendi kaynakları ve kendi durumu merkezinde ele alınarak  planlanmış olmasına karşın, Sun Tzu’da arazi ve düşmanın durumu gibi kendi gücü dışındaki faktörlere verilen önemdir.

Sonuç olarak, gerek liderlik gerekse de yönetimde iki liderin farklılıklarından çok dikkat çekici ölçüde benzerlikleri mevcuttur. Bu benzerliklerde ise, Atatürk’ün manevi güce verdiği önem gözle görülür şekilde Sun Tzu’nun üstünde iken, Sun Tzu’nun örgüt yapısı içindeki disiplinin vazgeçilmezliğine  yaptığı vurgu Atatürk’ten fazladır.

Farklılıkları ele alındığındaysa, en önemli olgular, Atatürk’ün, düşmanın imha edilmesini zaferi tayin edici bir özellik olarak araması, savaşta başarının temelini serbest hareket olarak değerlendirmesi ve savaşı sadece ordu ile sınırlamaması, ulusun tümünü savaşa dahil eden topyekün savaş anlayışı, Sun Tzu’da ise düşmanın savaş alanından çekilmesinin zafer için gerekli ve yeterli şartlar olarak görülmesi, başarının temelinin disiplin olarak tanımlanması ve savaşın askerlerle sınırlanmasıdır.

Savaş, insanın yaratılışından beri var olan bir olgudur. Tarih boyunca yaşanan bütün maddi ve manevi gelişmeler, bilimsel ve ahlaki ilerlemeler, insanlar arasında süregelen savaşları yok etmeyi başaramamış, hatta gerek teknolojik gerekse fikrî bakımdan kuvvetlenmesine, yayılma alanı ve yıkım gücünü artırmasına sebep olmuştur. Bu duruma dikkat çeken bazı yazarlar, insanlık tarihini bir “Savaşlar Tarihi” olarak nitelendirmişler ve tarih boyunca birçok düşünür, asker ve devlet adamı, savaşın ne olduğu, tarihî seyir içerisindeki yeri, toplumsal ve ekonomik döngü üzerindeki etkisi ve Savaş Sanatı konularında muhtelif eserler kaleme almışlardır.

Bu eserlerin başında “dünyanın en eski Savaş stratejileri kitabı” olarak bilinen Sun Tzu’nun “Savaş Sanatı (The Art of War) adlı eseri gelmektedir. Meşhur Çin klasiklerinden biri olan ve modern askerî stratejilerin hepsinin temelini oluşturduğu kabul edilen bu eserin, eski Çin’de MÖ. 5-3. yüzyıllar arasında yaşanan “Savaşan Eyaletler” döneminde (Chou Hanedanı’nın parçalanma dönemi) yazıldığı bilinmektedir. Taocu felsefenin hâkim olduğu eserde Savaş, “devletler için hayati önem taşıyan bir konu, bir ölüm-kalım meselesi, hayata ya da yok oluşa giden yol” olarak değerlendirilmekte ve bu sebepten “onu derinlemesine incelemenin kaçınılmaz olduğu” söylenmektedir.

MÖ. 500’lerde yaşamış olan, Çinli büyük stratejist (askeri filozof) Sun Tzu «Savaş Sanatı» adlı ünlü eserinde Strateji biliminde ilk teorileri ortaya koymuştur. Bundan 2500 yıl önce Çin’de yaşayan, Sun Tzu Türkler’in, M.Ö.78-711 tarihleri arasında yaptığı sürekli akınlar döneminde Çin’de bir askeri stratejist olarak yetişmiş ve düşüncelerini Türk ordularını incelemekle olgunlaştırmıştı. M.Ö. 500 yıllarında yazdığı “Savaş Sanatı” eseri ile ünlüdür. Harbin prensip ve ilkelerini sıralayan bu eser, modern çağda da önem ve değerini korumaktadır. Sadece askerlerin ya da araştırmacıların değil bu günün iş dünyası içinde özellikle yönetici konumunda olan herkesin okuması gereken muhteşem bir kitaptır.

Çalışmada kaynak olarak, Sun Tzu’nun Savaş Sanatı  (M.Ö.500) kitabının yanısıra, 1908-1938 yılları arasında Kurucumuz Mustafa Kemal Atatürk‘ün aralarında;

  • imza attıklarının,
  • yazdıklarının,
  • söylediklerinin,
  • kişisel notlarının,
  • savaş alanlarında verdiği emirlerin,
  • basına verdiği demeçlerin,
  • özel konuşmalarının,
  • kişisel hatıralarının,
  • savaşları yönettiği dönemdeki demeçlerinin

taranarak bir araya getirildiği sistematik bir veritabanı oluşturulmuştur. Atatürkün Savaş Sanatı hakkındaki uygulama ve değerlendirmeleri  yer ve zamandan soyutlanmıştır. Yine yorumlarda, Yunanlılar yerine düşman Türkler/Türk Ordusu yerine ise Ordu kavramları kullanılarak genellenmiştir.

Veritabanında yeralan Sun Tzu ve Atatürk referanslarının;

  1. Savaş Sanatı
  2. Savaş
  3. Misyon: Değer ve Kuvvet
  4. Vizyon: Zafer
  5. Strateji
  6. Planlama
  7. Düşman
  8. Manevra
  9. Arazi
  10. İnisiyatif
  11. Aldatma, Şaşırtma ve İstihbarat
  12. Manevi Güç
  13. Ordu
  14. Taktikler
  15. Taarruz
  16. Harekat
  17. Komutan
  18. Karar
  19. Zaman
  20. Durum

ara başlıkları altında kavramsal sınıflandırılması yapıldı.

Kavramlar karşılaştırmalı olarak analiz edilerek;

  • Misyon tespit edildi.
  • Vizyon tespit edildi
  • Temel Kavramlar tespit edildi.
  • Kavram sıklıkları (frekans) tespit edilerek, kavramlar sıralamaya tabi tutuldu.
  • Yorumlandı.
  • Sunum dosyası hazırlandı.

Çalışmanın çıkış noktası;

  • Karşılaştırmalı bir bakış açısı ile değerlendirilen, kuruluşumuzun öz bilgi kaynaklarının değerini yükseltmede göstereceği etkinin,
  • Proje Departmanı tarafından daha önce sunulan “Deloitte Referansları” dikkate alınarak hazırlanan “Şirket Değeri Haritası”ndan daha az olmayacağı fikridir.

Amaç;

  • Sun Tzu’nun “Savaş Sanatı“ kitabı ve kurucumuz Mustafa Kemal Atatürk’ün “Rekabet gücü” nün artmasına kaynaklık edecek “Savaş Sanatı” referansları karşılaştırılarak,  “yeni iş modelimize”  ışık tutması amaçlanmıştır.

Ayrıca;

  • Günümüzün genç ve güçlü Cumhuriyetini kuran hareketin içinde barındırdığı rekabetçiliği,
  • daha berrak şekilde kurucusunun şahsi demeçlerinin rehberliğinde, yükselen güç Çin’in kurucu değerlerinin ve rekabet stratejilerinin fikri temelleri ile karşılaştırarak;

      Rekabet Gücü olgusunu → sağlam bir temele kavuşturmaktır.

Çalışma,

  • Karşılaştırmalı olarak yeniden analiz edilen kurucu değerlerin,
  • Kurum kültürünü artıracak değerleri yaratacağı

inancıyla hazırlanmıştır

 

Atatürk ve Savaş Sanatı

Atatürk’ün Savaş Sanatı hakkındaki uygulama ve değerlendirmeleri  tarafından çağlarüstü bir yapıt olarak ortaya konduğundan,  ilgili   referanslar ve yorumlar, yer ve zamandan soyutlanmıştır. Yine yorumlarda, Yunanlılar yerine düşman Türkler/Türk Ordusu yerine ise Ordu kavramları kullanılarak genellenmiştir.

Seçtiğimiz Atatürk Referansları, Savaş Sanatı ile ilgilidir. Savaş Sanatı çalışması için, Atatürk‘ün askerlik üzerine yazdıkları yorumlanmıştır.

Zengin kaynaklardan kurucumuz Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün “Savaş Sanatı” ile ilgili referansları araştırılarak günümüze  ve geleceğimize ışık tutması amaçlanmıştır. İzlediğimiz yöntem Atatürk referanslarının seçilerek sınıflanması ve yorumlanmasıdır.

Tarihin gördüğü en yenilikçi hamlelerden olan “Türkiye Cumhuriyeti” ve savaşı yöneten Atatürk hakkındaki yerli ve yabancı kaynaklar tespit edilmiş ve 1908-1938 yılları arasında Mustafa Kemal’in imza attığı, yazdığı, söylediği, kişisel notları dahil aralarında;

  • Savaş alanlarında verdiği emirlerin
  • basına verdiği demeçlerin,
  • özel konuşmalarının,
  • kişisel hatıralarının,
  • Anadolu’daki gelişimi ve yeniliği yönettiği dönemdeki demeçlerinin

taranarak bir araya getirildiği sistematik bir veritabanı oluşturulmuştur.

Monitor edilip izlenmesi gereken asıl muharebe gücü;

  • Kurum Değeri/Ordunun kültürü (İnisiyatif +Taktik Taarruz)
  • İnsan Değeri/Ordunun insan gücü (Manevi Üstünlük)

Atatürk, savaşı bir sanat olarak yorumlamış, kaynak, zaman sevk ve idare alanlarında, modern yönetim bilimlerinin temelini oluşturmuştur.  Savaşın nasıl kazanılacağı, problemlerin, fikir ayrılıklarının nasıl çözüleceği üstüne kurduğu felsefi altyapı, günümüz ordularının, küresel şirketlerinin ve kurumsal yönetim yapılarının yararlandığı bir bilgi hazinesine dönüşmüştür.

Kurucumuz Mustafa Kemal Atatürk’ün kariyerinde almış olduğu kararlar, düşmanlara karşı sunduğu rekabetçi bakış açısı ve Kurtuluş Savaşı’nda zaferi kazandıran savaş felsefesinin yorumlanması, öz kaynaklarımızı etkin şekilde kullanmamıza imkân verecek, kimliğimizi köklerimize paralel şekilde geliştirme, öz değerlerden yola çıkarak bir model oluşturulması imkanı sunacaktır.

İşdünyası, askerlik terimlerini disiplinin içine ithal etmeye devam etmektedir. Strateji, taktik, lojistik gibi kavramlara en son askeri uygulamalar neticesinde geliştirilen internet kavramı ilave edilmiştir. Gerek dünya, gerek Türkiye tarihinde teknolojik, bilimsel, yönetim felsefeleri askeri odaklı olarak bulunup geliştirilmişlerdir. İnsanoğlu, ilk kez avlanmak, sonrasında ise karşıt gruplarla çatışmak için bir araya gelerek bugünkü organizasyonun temelini atmış, devam eden süreçte ise daha etkin savaşmak için bu grupları yönetimsel ve bilimsel şekilde geliştirme çabalarına girmiştir. İnsan topluluklarından oluşması, örgütsel yapı içindeki hiyerarşisi ve var olması için kendisine benzer oluşumlarla girdiği rekabet, orduları günümüz şirketleriyle, savaşları ise, bu şirketlerin etki alanlarını arttırmak amacıyla birbirlerine karşı olan şiddetli rekabetleriyle özdeşleştirmektedir.

Bizi yaratan tarihin ve bizzat kurucumuzun ortaya koyduğu ilkelerin, küresel rekabette  bizleri rakiplerimizden bir adım öteye götürecek temeli yaratacağı, kuşku götürmeyen bir gerçektir.

Atatürk’ün gerek kumandanlığı sırasında muharebede, gerekse de devlet adamlığı sırasında siyasi ve ekonomik alanda, dezavantajlı konumundan kesin zaferlere, sanayi devrimini yakalayamamış yeni bitap bir devletten, bir dünya devleti, saygın bir cumhuriyet kurarken izlediği yol analiz edilmiştir. Kurucumuzun altını çizdiği bu ilkelerin günümüz koşullarında yorumlanarak uyarlanması, küresel ve bölgesel güç mücadelesinde, bizzat kurucusu tarafından gösterilen bir ışık olma özelliği taşıyacaktır.

Atatürk, Balkan Savaşı yenilgisinden sonra komutanlık ile ilgili kitap yazmış  (Zabit ve Kumandan ile Hasbihal) ve bu kitapta inisiyatif, taarruz ve manevi üstünlük konularını incelemiştir.

Atatürk‘ün eserlerinin bir diğer önemli noktası ise merkeze aldığı ve ısrarla üstünde durduğu noktalardır. Kurtuluş Savaşı’nın da üstünde yükseldiği değerler olan bu prensipler; İnisiyatif, Taarruz, Manevi Güç ve düşmana  karşı taktik üstünlüğüdür.

Askerî yönetim açısından benimsediği hareket muharebesinin gereği olarak, harp prensiplerinden taarruza ve ayrıca inisiyatife öncelik vermiş, bunun için süvari birliklerinin kurulmasına piyade birlikleri ile birlikte başlanmıştır.

Atatürk, inisiyatifin büyük önemini ilk önce Trablusgarp’te tespit etmiş ve bu harekât ile ilgili görüşlerini büyük ölçüde açıkladığı Zabit ve Kumandan ile Hasbihal’de, inisiyatif üzerinde geniş ölçüde durmuştur.

Atatürk, 1909 yılından başlayarak yazdığı askerlik kitap ve incelemelerinde dört kavramın üzerinde yoğunlaşmıştır;

  • İnisiyatif →      Osmanlı Ordusunda inisiyatif kullandırılmamaktadır.
  • Taarruz     →      Yenile yenile devamlı savunma yapmaktan ötürü, Osmanlı  Ordusu taarruz etmeyi unutmuştur.
  • Manevi Güç→ En güçlü silah olan manevi gücün geliştirilmesi lazımdır.
  • Taktik → Muharebe taktiklerle kazanılmaktadır ve taktikler dinamik ve değişken karakterlidir.

Atatürk, yöneticilerin alması gereken inisiyatife eserlerinde büyük önem vermektedir.

Taarruz olgusunun süratli olması gerekliliğini ve inisiyatif alınmasını zafer için bir önkoşul olarak görmektedir.

Taarruzu belirleyici kılacak, inisiyatif alabilen yöneticiler olacaktır. Ortak amacın örgütün her kademesi tarafından özümsenmiş olması, taktik zenginliği ve uygulama dinamizmi zaferi getirecek temel prensipler olarak öne çıkmışlardır.

Taarruz, Atatürk’ün Savaş Sanatı’nın karakteri olup, felsefenin merkezinde yer alır. Taarruz yapabilmek için;

  • İnisiyatif kullanmak,
  • Manevi üstünlüğe sahip olmak,
  • Taktik zenginliğine ve uygulama dinamizmine, kıvraklığına sahip olmak elzemdir.

Fakat tüm hazırlıklar ve savaş sırasında uygulanan taktikler, son (Büyük) taarruz için yapılmaktadır. Son taarruz, tüm hazırlıkların sonucu olacak, bitirici ve belirleyici olacaktır.

Tüm kaynaklar, son ve belirleyici olacak taarruzun kazanılması için harcanmalıdır.

Atatürk’ün Savaş Sanatı’nın öne çıkan diğer önemli özelliği, örgütünün inancını en üst seviyede tutmasıdır. Maddi kaynaklarının yetersizliğinin, manevi kaynakla giderilebileceğinin, ortak amaca inanmış kadroların gücünü göstermek açısından, Kurtuluş Savaşı en canlı örnek olarak karşımızda durmaktadır.  Taktik bütünlük, dinamik ve değişken uygulamalarıyla yapılan çalışmanın önemli yerini, örneklerden almıştır. Son taarruz için gerekli kaynaklara, statik olmayan ana amaca bağlı özgün planlarla ulaşılması da Savaş Sanatı’nda önemli yer tutacaktır.

Kuruluşumuzun köklerine daha derinlemesine bir bakış; geleceğe güvenle, emin adımlarla yürümemizi sağlayacaktır. Çalışmalarımızın temel eksenini gelenek, güven ve güç kavramları oluşturmaktadır.

Çalışma, gücü yönlendirmenin kurucumuzun prensipleriyle açıklanması olarak özetlenebilir. Cumhuriyet’i kuran “Savaş Sanatı”nın felsefesiyle incelenen kaynaklar, Türk tarihinin son ve belki de en büyük zaferi olan Cumhuriyet ve Cumhuriyetin meydana getirdiği kurumların, unsurların en önemlileridir. Çalışma, temelde ”muharebenin silahlarla, askerlerle değil, teknolojiyle, fikirle, taktik ve inançla” kazanıldığı ilkesinden yola çıkmıştır.

Kurumlar, küresel muharebe ve rekabet sahnesinde, savaş felsefesiyle var olacaktır. Öz kaynaklarından, kuruluşunda kazandığı muharebe ruhundan gelen gücünün ortaya konması, gerekliliği; yapılan inceleme ve araştırmanın sonucunda, bizler için yol gösterici olacaktır.

Her ne kadar küreselleşmiş dünyada, yönetim şekil ve taktikleri ortak gibi görünse de başarı ve liderlik için gereken “farklılığın yaratılmasında” kurum ve kuruluşların içinden geldikleri toplumun ve tarihi tecrübelerini yansıtan özelliklerinin etkili olduğu, en çok uzak doğu örneklerinde olmak üzere belirgin şekilde görülebilmektedir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Basında Levend’name Şiirler, Levent Ağaoğlu

Levent Ağaoğlu

Şiir girmeyen eve doktor girer

Şiir girmeyen eve doktor girer
Kelimelerin iyileştirici etkisi uzun zamandır bilinmekte. M.Ö. 4 bin yılına kadar eski Mısırlılar papirüs üzerine kelimeler yazdılar, bunları sıvı içinde erittiler ve bir ilaç olarak hastalara verdiler.
Anlamlı yazmanın sağlığa olan faydalarını hepimiz biliyoruz. Yazı gibi şiir de zihinsel sağlığı iyileştirmenin harika bir yolu olarak kabul edilmiştir.
Şiirin terapötik amaçlarla kullanılması, Şamanların bir bireyin veya kabilenin refahı için şiirler söylediği ilkel ayinlere kadar uzanır. Mental bozukluklar için tamamlayıcı bir tedavi olarak kullanılması M.S. 2. yüzyılda Soranus adlı bir Yunan hekime kadar izlenebilir. Bugün, bazı terapistler, hastalarında iyileşmeyi kolaylaştırmak veya kişisel gelişimi desteklemek için şiir okuma veya yazmayı kullanıyor.
KELİMELERE SIĞININ
Siz de kendinizi kırılmış hissedebileceğiniz zor zamanlarda kelimelerin gücüne sığınabilirsiniz. Özellikle de şiir okumak, dinlemek ve yazmak akıl sağlığımıza iyi geliyor.
Levendname isimli şiir kitabının yazarı şair, yazar ve düşünür Levent Ağaoğlu, şiir yazmanın hatta şiir yazmaya çalışmanın ruh sağlığına birçok faydası olduğunu söylüyor. Duygularınızı şiirsel bir şekilde ifade etmenin bedeniniz, zihniniz ve ruhunuz üzerinde tamamen büyülü bir etkiye sahip olduğunu belirten Levent Ağaoğlu, şiirin sağlık potansiyeline dair şu bilgileri verdi:
ŞİİRİN 6 FAYDASI
“Şiir yazarken kafanızı yormanız, metaforlar ve imgeler üzerinde çalışmanız gerekir. Şiir yazmak, yaratıcı düşünceyi geliştirmeye yardımcı olur. Daha yaratıcı olursunuz ve daha fazla düşünmeye başlarsınız. Bu beyniniz için harika bir egzersizdir ve zihninizi hayattaki diğer korkunç şeylerden uzaklaştırmaya yardımcı olur.
Şiir yazmak, acınızı dışa vurmanıza yardımcı olur ve bu nedenle kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlar. Dünyanın en ilham verici şiirlerinden birçoğu acıyı en güzel şekilde ifade etmiştir. Kaybettiklerinizi şiirle anmak kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlar.
Yalnızlıkla başa çıkmak veya belirsizlikle yüzleşmek olsun, şiir bir hastanın esenliğine, güvenine, duygusal istikrarına ve yaşam kalitesine fayda sağlayabilir.
Şiir stres, travma ve keder dönemlerinde rahatlık sağlama ve ruh halini yükseltme konusunda işe yarar.
Şiir, depresyon semptomlarıyla mücadele etmenin yanı sıra hem kronik hem de ameliyat sonrası fiziksel ağrıyı azaltır.
Şiir ruh halini, hafızayı ve çalışma performansını iyileştirir. Şiir, yaratıcı düşünceyi ve bilişsel uyarımı artırır. Şiir, hafızanın sağlam kalmasına yardımcı olur, erken bunamayı engeller.
HAYATINIZDA DAHA ÇOK ŞİİR OLSUN
Okuyun, yazın ve dinleyin. Yazmaya başlamak için resmi bir eğitime ihtiyacınız yok. Sadece yazın, okuyun veya dinleyin. Şiirin fiziksel ve ruhsal sağlık yararları hakkında çok sayıda bilimsel araştırma var.”
LEVENT AĞAOĞLU KİMDİR? 
Şair, yazar ve düşünür Levent Ağaoğlu, 1958 yılında İstanbul’da doğdu.
Marmara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi (1980) mezunu. Boğaziçi Üniversitesi İdari Bilimler Fakültesi Kamu Politikaları ve Kamu Yöneticiliği Bölümü’nde (Yüksek Lisans) çalışmasını tamamladı (1986).
Kıbrıs-Afrin Hattı, Kıbrıs Dünyanın Merkezidir, Düşünce Sizsiniz, Levendname isimli kitapların yazarı Levent Ağaoğlu, İngilizce ve Çince biliyor.

Kitap okuyanlar daha uzun yaşıyor

Kitap kurtlarına iyi bir haberimiz var. Günde 30 dakika kitap okuyan insanlar hiç okumayanlardan iki yıl daha uzun yaşıyor. Kitap okuyanlar gazete, dergi gibi süreli yayınları okuyanlardan daha uzun yaşıyor.   Şair ve Yazar Levent Ağaoğlu, Yale Üniversitesi’nde yapılan ve Social Science & Medicine dergisinde yayınlanan anlamlı araştırmanın detayları hakkında şu bilgileri verdi:

Kitap okuyanlar gazete okuyanlardan daha uzun yaşıyor

Kitap kurtlarına iyi bir haberimiz var. Günde 30 dakika kitap okuyan insanlar hiç okumayanlardan iki yıl daha uzun yaşıyor. Kitap okuyanlar gazete, dergi gibi süreli yayınları okuyanlardan daha uzun yaşıyor.

Şair ve Yazar Levent Ağaoğlu, Yale Üniversitesi’nde yapılan ve Social Science & Medicine dergisinde yayınlanan anlamlı araştırmanın detayları hakkında şu bilgileri verdi:

3,5 SAATTEN FAZLA OKUYANLAR DAHA GEÇ ÖLÜYOR

“Araştırma kapsamında 50 yaş ve üstü 3 bin 635 kişinin okuma alışkanlıkları incelendi. Katılımcılar, cinsiyet, ırk ve eğitim gibi faktörler kontrol edilerek haftada 3,5 saat ve üzeri okuyanlar, haftada 3,5 saate kadar okuyanlar ve hiç okumayanlar olarak üç gruba ayrıldı.

Araştırmacılar, 12 yıla kadar haftada 3,5 saatten fazla okuyanların ölme olasılığının yüzde 23, haftada 3,5 saate kadar okuyanların ise yüzde 17 daha az ölme olasılığının olduğunu keşfettiler.

Araştırma sırasında, kitap okumayanların yüzde 33’ü, kitap okuyanların yüzde 27’si öldü.

Kitap okumayanlar 85 ay (7,08 yıl) yaşarken, kitap okuyanlar 108 ay (9 yıl) yaşadılar. Yani kitap okumak 23 aylık hayatta kalma avantajı sağladı.

Bu arada, araştırmaya katılanların yüzde 87’si kurgu kitapları okudu.

GAZETE- DERGİ YERİNE KİTAP OKUYUN

Araştırma, süreli yayınlardan ziyade kitap okumayı daha uzun bir yaşamla ilişkilendiriyor. Kitap okumak gazete veya dergi okumaktan daha fazla fayda sağlıyor. Bu etki, kitapların okuyucunun zihnini daha fazla meşgul etmesinden, daha fazla bilişsel fayda sağlamasından ve dolayısıyla yaşam süresini uzatmasından kaynaklanıyor.

Araştırmacılar ayrıca, çalışma katılımcılarının kitap okumaktansa süreli yayınları okumaya önemli ölçüde daha fazla zaman harcadıklarına dikkat çekiyor ve kitaba geçmelerini öneriyor.

Araştırmacılar gelecekte, e-kitapları ve sesli kitapları okumanın benzer etkileri olup olmadığını araştırmayı planlıyor.”

Araştırmanın tam metnine linke tıklayarak ulaşabilirsiniz:

https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC5105607/

LEVENT AĞAOĞLU KİMDİR? 

Yazar, düşünür, şair Levent Ağaoğlu, 1958 yılında İstanbul’da doğdu.

Marmara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi (1980) mezunu. Boğaziçi Üniversitesi İdari Bilimler Fakültesi Kamu Politikaları ve Kamu Yöneticiliği Bölümü’nde  (Yüksek Lisans) çalışmasını tamamladı (1986).

Kıbrıs-Afrin Hattı, Kıbrıs Dünyanın Merkezidir, Düşünce Sizsiniz, Levendname isimli kitapların yazarı Levent Ağaoğlu, İngilizce ve Çince biliyor.

# Şair ve Yazar Levent AğaoğluKitap okuyanlar gazete okuyanlardan daha uzun yaşıyor

Levent Ağaoğlu Kitapları 2018-2022