
Turkey’s train to China regular on the 2021 timetable | RailFreight.com

Rail freight to Turkey from China – Lianyungang, Xi’an, Chengdu | ShipHub


Büyük Akdeniz Birliği tezi stratejik değerdedir.
Öncelikle BRICS grubunun kurucu üyesi olma fırsatını Türkiye bu 2002 sonrası çöküş döneminde maalesef değerlendirmemiştir. Şimdi BRICS treninin son vagonuna binmeye çalışıyoruz.
Diğer yandan ise BRICS (Brezilya Rusya Hindistan Çin Güney Afrika) olsun ŞİÖ (Şangay İşbirliği Örgütü) olsun bizim dışımızda gelişen BM5 üyelerinin kısmen de olsa içinde olduğu yapılardır.
Kurucu liderimiz Büyük Atatürk’ün değindiği gibi eğer biz bize benziyor isek kendimiz bir birlik yaratmalıyız. Bu birliğin aslında mayası Türk Devletler Teşkilatı ile atılmıştır şimdi de Türkistan ve Türkiye boyutlarına Akdeniz havzasını da ekleyerek kendi birliğimizi yaratmalıyız.
Çinlilerden ise stratejik düşünce gelişimi konusunda alacağımız çok sayıda örnekler var.
Singapurlu diplomat ve eski BM temsilcisi Kishore Mahbubani ‘’Çin Kazandı mı? isimli kitabında şöyle yazıyor:
‘’Öncelikle, Sovyetler Birliği dış baskılar nedeniyle değil, iç zayıflıklar nedeniyle çöktü. Çin, ‘Hayatta kalmak için güçlü, dinamik bir ekonomiye ve güçlü, dinamik bir topluma sahip olma’ gerçeğinin farkında.
Bu arada, 1949’da Amerikalı stratejist George Kennan, Amerika Birleşik Devletleri ile Sovyetler Birliği arasındaki mücadelenin sonucunun silahlarımıza ve askerlerimize değil, hangi toplumun daha büyük ruhsal canlılığa sahip olduğuna bağlı olacağını söylemişti. ABD toplumu, Sovyetler Birliği’ninkinden çok daha dinamikti. ABD gelişti ve Sovyetler Birliği çöktü. Çinliler, birinci önceliğin güçlü bir ekonomi ve güçlü bir toplum sağlamak olduğunu biliyorlar; bu yüzden halklarını büyük ölçüde eğitiyorlar ve ekonomilerini büyütüyorlar, böylece ikinci bir Sovyetler Birliği olmayacaklar.’’
2) Kasım 2000’de, Çin, ASEAN’a (Güneydoğu Asya Birliği) serbest ticaret anlaşması önerdi. Bu girişim 1 Ocak 2010’da dünyanın en büyük serbest ticaret bölgelerinden biri olarak kabul edilen ASEAN-Çin Serbest Ticaret Alanını (ACFTA) yürürlüğe soktu.
Bir ABD düşüncesi olan ASEAN ülkeler topluluğunu, Çin nasıl da bölgesel ticaret, komşularla ticaret stratejisi yolu ile kendi yanına çekmiş ve ASEAN grubu ile serbest ticaret birliği oluşturmuştur, bu bilgi çok çok değerlidir.
Hong Kong’da kaldığım 1997-2001 arası dönemde Çin’in komşular ile geliştirdiği ticari ilişkilere Kanton Modeli adını vermiştim ve bu konuda birkaç tane de makale hazırladım sitemde mevcuttur. Büyük Akdeniz birliği fikrimin altında yatan da aslında Çin öncülüğünde Pasifik’te vuku bulan Yeni Akdeniz oluşumudur.
Çin’in yaptığının bir benzerini biz bulunduğumuz bölgede inşa etmeliyiz.
İçimizde yedi coğrafi bölge bulunmaktadır. Dışımızda ise yakın çevremizde yedi siyasi bölge yer almaktadır. İçimizi kuvvetlendirip dışımızdaki bölgelerle bir ticaret birliği oluşumuna gitmeliyiz ivedilikle.
Asya’da ASEAN Güneydoğu Asya Birliği’nin fikir babası olan ABD, Türkiye’nin Güneydoğu Avrupa Birliği kurması konusunda benzer bir işlevi üstlenmemiştir. Bunun yerine Kosova, Bosna, Makedonya, Arnavutluk, Bulgaristan, Romanya’yı dolaylı yoldan işgal etmiştir. Siyaset adamlarımız da devlet adamı vasfından yoksun oldukları için AB’den daha pratik bir Güneydoğu Avrupa Birliği iddiasında bulunmayı akıllarına bile getirmemişlerdir.
ABD’nin gerçek maksadı ise Türkiye’nin AB dahil bölgesel birlik oluşumlarından uzak tutulması şeklindedir.
men sinlerge boldum kagan
alalınğ ya takı kalkan
tunga bizge bolsun buyan
kök börü bolsungıl urantemür çıdalar bol orman
av yirde yürüsün kulan
takı taluy takı müren
kün tuğ bolgıl kök kurıkan
**************
ben sizlere oldum kağan
alalım yay ile kalkan
damga bize olsun buyan (işaret, alamet)
bozkurt olsun sedamizdemir mızraklar olsun orman
av yerinde yürüsün kulan (avlanan hayvan)
daha deniz daha nehir
güneş tuğ olsun gök çadırOğuz Kağan Destanı
Kutadgu Bilig
Gök..Evren..Alem.. Gök vurgusunu anlamamışız.. Aksakal demişiz.. Bozkurt demişiz..
Kök Türk: Gök Türk
Atatürk’ün Meclis Duvarına Bozkurt Amblemi Yerleştirdiği İddiası

Kök-Gök
Yazıtlarda kök olarak karşımıza çıkan kavram sonrasında gök olarak değişime uğramıştır. Gök ile bağlantılı olarak Tengri kavramı da bağlantılı olarak kullanılagelmiştir. Tengri yazılı olarak tespit edilen ilk Türk kelimesidir.
Türklerin yerde bozkır ile kurdukları ilişki, göçebelik yaşantıları boyunca daha da göze batar bir şekilde, hissedilir yaşanılır bir şekilde gök ile olmuştur. Gök ise evreni temsil etmektedir, ilahi emirler gökten gelmektedir, inmektedir.
Göğün enginliği, dış âlemde gözlerimizle gördüğümüz enginlik iç âleme de tasavvuf zenginliği olarak yansımıştır. Gökler ve göçler birbiriyle ilintilidir. Göçler yolu ile yeryüzünde yolculuğa çıkan Türkler ki sürekli yolculuk halindedirler, gökler vasıtası ile âlemlerde iç zenginliklerine yansıyan seyahatlere çıkmaktadırlar.
Göçlerde yeryüzünde 8000 km yolu kat ederek Asya’nın bir ucundan Avrupa’nın bir ucuna kadar ulaşan Türkler bu yolculuk esnasında gökleri de, göklerdeki hareketleri de izlemişler ve dimağlarında resmetmişler, fikir dünyalarında işlemişler, göklerle sürekli irtibat halinde olmuşlardır. Türklerdeki zengin tasavvuf oluşumunun önemli sebebi olan bu hareketlilik, dış dünyadaki hareketlilik, iç dünyada da hareketliliğe neden olmuştur.
Yazıtlardan başlayarak Türkler sürekli evrendeki sırları, zihin dünyalarına, dillerine, sözlerine ve sonunda yazıtlara ve yazmalara geçirmişler ve kayıt altına almışlardır. Tanrı ve göç en çok kullanılan kelimelerdir. Türkler, göğü aynı zamanda bir niteleme sıfatı olarak kullanmışlardır; köktürkler, kök börü, kökçin sakal, kök boya örneklerinde olduğu gibi.
• Kökçin Sakal: Kır Sakallı
• Kök Ayuk: Türkmen Büyüklerine verilen isim
• Kök Börü: Gök Kurt
• Kök Türk: Gök Türk
• Kök Tengri: Gök Tanrı
• Kök Boya: Doğal boya
Başlangıç efsanesi olarak niteleyebileceğimiz Oğuz Kağan Destanında evrende ilintili kavramlar kullanılmıştır; Gökhan, Ayhan, Yıldızhan gibi. Efsanenin sonunda ise “güneş bayrak, gök kurikan” ifadesi vardır “güneş bayrak, gök çadır”.
Türkler, dünyayı kucaklarken evreni de kucaklamışlardır, efsanelerde, yazıtlarda, yazmalarda önde olan en önemli kavram insandır. Öğütler hep insana verilmiştir. Dünya, sınırlarla bölünmemiştir. Güneş bayrak ise Gök çadırdır. O çadırın altında olanlar ise doğrudan insanlar olarak ifade edilmiştir Şu milletler bu milletler, şu kavimler bu kavimler tarzında bir ifade yoktur. Çünkü Türkler, kendini insan olarak görmüş, insanlar arasında bir ayrım yapmamıştır. Bütün Türkler insandır, bütün insanlar Türktür zihniyetidir asıl olan. Türklük, bir insan vasfı olarak görülmüştür.
Bilge Kağan yazıtında gök, tanrı, yer, insan kavramlarının hepsi yer almaktadır. Aynı tarihlerde Özbekistan doğumlu Ebu Hanife, Irak’ta Kufe kentinde (soyu Özbekistan Tirmiz’li) doğmuş ve orada da İslamiyet içersinde Ademiyet zihniyetini geliştirmiş, İslâmiyetin evrensel yönüne insan yönüne vurgu yapmıştır. Ardından 870 yılı doğumlu Kazakistan doğumlu Farabi evrensel devlet anlayışını kitap olarak yayınlamıştır. Kendisi ikinci Aristo ve ilk İslam filozofu olarak tanınmaktadır. Farabi âlemde insanı, insanda âlemi görmüştür.
Farabi ile aynı dönemde yaşayan Harezmî ise matematikde sıfır sayısını işlevsel olarak kullanmaya başlayarak sıfırın hamisi olmuştur. Yine aynı dönemde ve yine Harezmli Birûni ise Hindistan’a 1017’den başlayarak sayısız seferler yapmış ve Hindistan’ı kitaplaştırmıştır. Hindistan’da Hintlilerin evren bilgilerini edinmeye çalışmıştır ve bu yolda Sanskritçeyi öğrenmiştir.
Farabi’nin hemen ardından gelen Yusuf Has Hacip, Kutadgu Bilig kitabı ile yine aynı evrensel ilkeleri daha da geliştirmiştir. Bilgeliğe kutsallık atfetmiş ve Kutadgu Bilig olarak kitaplaştırmıştır.
Türklerin göğü kavrama, kucaklama anlamında en çok ilgi duydukları bilim gökbilim (astronomi) bilimi olmuştur. Rasathaneler ve Ali Kuşçu, Uluğbey, Harezmî, Biruni, Ömer Hayyam gibi bilginler hep gökbilim ve göğün sırları, âlemdeki ilim peşinde olmuşlardı.
Türk düşünürlerinin Ortaasya’daki bu ilim ve bilim faaliyetleri batılı Amerikalı Frederick Starr tarafından “Kayıp Aydınlanma” olarak kitaplaştırılmıştır. Buradaki bakış açısı aydınlanmayı Avrupa Rönesansına inhisar ettiren anlayışı yanlışlamaktadır. Bu durumda, kendimizde olan aydınlanmayı yeniden keşfetmemiz halinde kendimizi Aydın olarak niteleyebiliriz.
Pasifik kıyılarına yaslanmış Hunlarla başlayan Türklerin gökyolculuğu‘nun zirvesi 1400 yıl sonra küçük Asya’da Anadolu’da yaşanacaktır. Bu zirvenin adı da Yunus Emre’dir. Yunus Emre kullandığı Türkçe tasavvuf kavramları ile içimizdeki göğü aydınlatmış, kamu âlemdeki insanları birbirine bir kılmıştır. Yunus ile birlikte göğ ekini biçmiştir. Göğün aydınlattığı gönün içindekidir, gönüldür. Gönül kumaşı ise gökte dokunmuştur.
Yunus Emre’nin çağdaşı Mevlana’da da Sema (Gök) ayinleri ile Semazenlerle görselleştirilen Mesnevi de gökteki sırlarla ilişkilidir.
Sibirya’nın güneyindeki su kenarlarında yaşayan su samurlarının, Türkçe tabirle kişlerin yaşantılarını gözlemleyen Türkler kendilerini yani insanı da kişi olarak nitelendirmişlerdir. Burada söz konusu olan doğa içerisindeki birliktelikteliktir; kişiler ve kişiler. Aynı şekilde göğü sürekli izleyen göçebe Türkler, bozkır yaşantıları esnasında göklerde izlediklerini yeryüzüne dizeler ve satırlarla yansıtmışlardır.
Türkler böylece Göktürkler, olurken efsanelerinde yeralan efsanevi kurt da gökbörü olmuştur. Bilge kişiyi, Kökçin sakallı olarak adlandırmışlardır. Doğadan topladıkları bitkilerle halılarını kök boya ile boyamışlardır. Türkmenler büyüklerini kök ayuk olarak nitelendirmişlerdir. Göklerdeki kutsallık bu şekilde yeryüzüne indirilmiştir. Göğün kutsallığı anlayışı İç Asya Türk boylarından olan Chou’ların milattan önce 1000 tarihlerinde kurduğu devletten itibaren geçerli olmuştur ve bu anlayış daha sonra Türklerden Çinlilere de geçmiştir.
Eski Türkler göğe çok önem vermişlerdi. Çünkü onların gökleri Çin ve Hindistan’da olduğu gibi bulutlu değildi. Gece ve gündüz parlak bir gök, Türklerin kalplerini ve gözlerini kendine çekiyordu. Yıldızlar, eski Türk kültüründe çok büyük bir öneme sahip idiler. Çünkü eski Türkler zamanlarını, yollarını ve hatta iklim şartlarının değişip veya değişmeyeceğini, gökteki yıldızlara bakarak öğrenirlerdi. Bunun için de geniş ve iyi gelişmiş bir yıldız bilgisine sahip olmaları gerekiyordu. Bu sebeple Türkler göğe önem vermişler ve bütün ufukları tek bir renkle kaplayan göğün kendisinin de, bir tanrı olduğuna inanmışlardır. Onlar Çin’de olduğu gibi yere bakmıyorlar ve yerle bağları ancak atlarının ayakları ile meydana geliyordu. Göğün maviliği, renklerin en güzel ve en kutsalı, kalplerini dolduran sonsuz bir ilham kaynağı idi. Kaynak: Bahaeddin Ögel. Türk Kültürünün Gelişme Çağları I. İstanbul 1992 Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları. ss.15.
Türkler, disiplinli bir hayat ve toplum düzenleri yüzünden, Tek Tanrı düşüncesine çok erken çağda erişmişlerdi. Çin ve Hindistan gibi ziraat memleketlerinde, Tanrıların sayıları pek çoktur. Ziraatçının gözleri, yalnızca mahsulünde ve bereket getirebilecek her türlü sihirli şeylerde idi. Ziraatçıların üzerlerindeki gökyüzü, çoğu zaman bulutlarla kaplı idi. Zaten o da havanın bulutlu olmasını isterdi. Onun tarlasında göğe bakacak vakti de yoktu. Kaynak: Bahaeddin Ögel. Türk Kültürünün Gelişme Çağları II. İstanbul 1992 Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları. ss.87
Atlı Türklerin günlük hayatları ise ziraatçılardan bambaşka idi. Atlı Türkler yere, yalnızca atlarının ayakları ile bağlı idiler. Onlar kendilerini, yağız yer ile masmavi gök arasında asılmış ve boşlukta yürür gibi düşünürlerdi. Türkün başı gökteydi. Onun zihnini yoran ve kalbini dolduran tek şey, üzerini kaplayan sonsuz mavilikti. Sonsuz göğün tek rengi ve tek kubbesi, onun düşüncelerini birleştiren ve tek amaca yönelten önemli bir sebepti. Tıpkı ailesini, kendi başkanlığında toplayan kubbeli otağı ve evi gibi. Otağın altında bir aile reisi, gök kubbesinin altında da bir Türk Kağan’ı vardı. Elbette ki bu sonsuz ve mavi kubbenin, onun üstünde dolaşan güneş, ay ile yıldızların da bir sahibi ve Hakan’ı olacaktı. Her şeyi o yaratmış ve yaratıklara da yaşasınlar diye, yerler ile suları o vermişti. İşte Türklerin çok erken çağlarda, “tek Tanrı” ya inanmış olmalarının başlıca sebebi bu idi. İnanç ve düşüncelerdeki birlik, toplumda da dirlik ve düzen doğurmuştu. Ayrıca toplumdaki birlik ve disiplin, düşünceleri de törpülemiş ve fikirleri tek bir amaca doğru yöneltmişti. Kaynak: Bahaeddin Ögel. Türk Kültürünün Gelişme Çağları II. İstanbul 1992 Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları. ss. 88
“Yukarıda gök tanrı, aşağıda yağız yer yaratıldığında, ikisi arasında kişioğlu yaratılmış! Kişioğlunun üzerine de, atam, amcam, Bumın Kağan ve İstemi Kağan oturmuş!.” Göktürk Yazıtları’ndan alınmış olan bu parça, Türk düşünce tarihinin en önemli bir belgesidir. Kaynak: Bahaeddin Ögel. Türk Kültürünün Gelişme Çağları II. İstanbul 1992 Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları. ss. 89
Tengri yani Tanrı sözü Türklerde başlangıçtan beri, geniş anlamda göğü ve göğün maviliğini karşılamıştır. Gök (kök), renk olarak göğün rengi ve sembolüdür. Türklerde bu mukaddes renk Kök Tengri ve Göktürk deyimlerinde, bütün açıklık ve haşmetiyle görünmektedir. Altay destanlarında gök renk, daha genişliyor ve açığa kavuşuyordu. Dünya topraklarının bittiği yerde, sonsuz bir Mavi Deniz (Kök Tengiz) vardı. Bu destanda adı geçen Hakanların adları da, Kök Han ve Kök Katay gibi, gök rengi ile tanıtılmış kişilerdi. Bu destanlarda, konuşabilen ve uçabilen, atlara da rastlanıyordu. Bu kısrakların çoğunun renkleri de, gök idi. Kaynak: Prof. Dr. Bahaeddin Ögel. Türk Mitolojisi (Kaynakları ve açıklamaları ile destanlar) II. Cilt. Türk Tarih Kurumu Basımevi – Ankara 1995. Türk Tarih Kurumu Yayınları. ss.151-152
Göktürklerde Kök sözü, yalnızca gök, mavi renk için de söyleniyordu. Kök yürüng, gök beyaz veya gök açık, taş veya su tanıtmaları da, yapılıyordu. Zamanla göğün önündeki Tanrı tanıtması kalkmış ve göğe yalnızca gök denmeye başlamıştı. Uygur el yazılarında bu gelişmeyi görüyoruz. Uygur çağında Tanrı sözünün mânâsında geniş gelişmeler olmuştur. Kaynak: Prof. Dr. Bahaeddin Ögel. Türk Mitolojisi (Kaynakları ve açıklamaları ile destanlar) II. Cilt. Türk Tarih Kurumu Basımevi – Ankara 1995. Türk Tarih Kurumu Yayınları. ss.152
Türk’ün Özgün Ruhu: Gök ve Gönül
Ruhumuz;
Dokuz Sekiz
İlk hedefimizdi
Mavi gökler
Lâcivert deniz;
Akdeniz!
16 Nisan 2018
Ruhumuzu şekillendiren kavramlar içerisinde en önemli olanlar, en çok işlenip dillendirilen gök ve gönül kavramlarıdır. Gök, başımızı kaldırdığımızda üzerimizde olandır, yedi kattır ve içi sırlarla doludur. Göğün enginliği ve bilinmezliği, Türk’ün ayağını bastığı yerin, coğrafyanın verimsizliği sebebiyle Türklerin ilgi odağı olmuştur. Ne varsa gökten gelmektedir. Kendilerini Göktürkler olarak adlandırmışlar, bilge insanları gökçin sakallı olarak isimlendirmişler, kendilerine rehber olan kurt ise Gökbörü olarak efsaneleşmiştir. Gök, gözün gördüğüdür ve sonsuzluğun simgesidir.
Doğu Roma’nın fethini tamamlamış dünya Başkenti İstanbul’un Fatihi, Evladı Fatihanların Evliyası..
Misyon: Daima!
Vizyon: KızılElma/Fatih Kanunnameleri
Rakip: ROMA/AVRUPA
Kaynak: https://tr.wikiquote.org/wiki/
Halil İnalcık ve İlber Ortaylı Fatih Sultan Mehmet’i Anlatıyor (1985) |
Beyazıt, Babası Fatih Sultan Mehmet’i Neden Öldürdü? – Celal Şengör
Fatih Sultan Mehmet’in bilinmeyen yönleri (İlber Ortaylı ve Celal Şengör)
FATİH SULTAN MEHMET VE KÜTÜPHANELER (Derleyen: Bülent Ağaoğlu) 18-06-2016
“Fatih Sultan Mehmet Kütüphanesi”
İstanbul’da “Fatih Sultan Mehmet Kütüphanesi” kurulmasını önermek isterim. Kapsamında Fatih Sultan Mehmet ve dönemi ve İstanbul’un Fethi hakkında yayınlanmış yerli ve yabancı kitaplar, tezler, makaleler vs. yayınlar bulundurulabilir.
Panorama 1453 Müzesi, Topkapı’da inşa edilmekte olan İstanbul Müzesi, Fatih Külliyesi ve Edirnekapı bu kütüphanenin kurulabileceği yerlerden bazıları olsa gerek.
Fatih Sultan Mehmet Hakkındaki yayınlardan bazıları:
Binark, İsmet: İstanbul, Fatih, Fetih ve Fatih devri hakkında yazılmış kitaplar bibliyografyası: bir deneme / İsmet. Binark ve N. Sefercioğlu. İstanbul: İstanbul Fetih Cemiyeti, 1977. 119 s.
Fatih Sultan Mehmet’in, Eyüp Sultan’a Sırladığı Hankâhlık Kodu. Aydın, Baran: Fatih Sultan Mehmet’in, Eyüp Sultan’a Sırladığı Hankâhlık Kodu. İçinde: Hankâh. İstanbul : Destek, 2016. 263-272ss. [ytk]
Fatih ve Eyüp
“Kültür tarihimize baktığımız zaman İstanbul’un önemli bir yeri olduğunu görüyoruz. Öncelikle Hz. Muhammed, hepinizin bildiği hadisinde şöyle diyor :
” Letuftahannel Konstantiniyyetufeleni melemir-u emiruhâ ve leni’mel ceyşu zâlikel ceyş – İstanbul elbet feth olunacak. O’nu feth eden emir ne güzel emir ve o’nu fetheden asker ne güzel askerdir ”
Bu övgüye mazhar olabilmek için, İstanbul’a doğru yola çıkan bir çok müslüman, ya o yolda ebediyete intikal etti veya şehitlik mertebesine ulaştı. İşte bunlardan en önemlisi ve en şöhretlisi Hz. Muhammed’in Sancaktarı Hz. Halid Eba Eyyüb-i Ensari !…
Fatih Sultan Mehmed, İstanbul’u feth ettikten sonra, Akşemseddin tarafından bulunan Hz. Halid Eba Eyyüb-i Ensari mezarı, Fatih Sultan Mehmed’in emri ile Türbe’ye dönüştürülmüş, bu kutsal mekânın yanına, bir de külliye yaptırmıştır.
İnsan sevgisi, eşitlik ve insan haklarının öncüsü olan Fatih Sultan Mehmed Han’ın; Allah rızası,hayır-hasenat duygusu ile birlikte, bu ulvi din büyüğü vesilesiyle inşa ettirdiği bu külliyenin mutlaka bir vakfiyesi mevcuttu. Fatih Sultan Mehmed’in Ayasofya Vakfiyesi’nde Eyüp Sultan Külliyesi Vakfı’ndan söz etmediğine göre, vakıf ruhunu ve amacını tam anlamıyla kalbinde meczeden Fatih Sultan Mehmed’in, Eyüp Sultan Külliyesi için mustakil bir vakfiyesi elbette vardı.
1591 senesinde , bu vakfiyenin zayi olduğu zannedilmektedir. Her halde bu yönden, vakfiyenin yeniden yazımı icabetmiş ve aşağıda incelediğimiz 1591 tarihli Vakfiye ortaya çıkmış olup, vâkıf olarak da Sultan Murad-ı Sani oğlu İstanbul Fatihi, Sultan Mehmed’den vâkıf olarak bahsedilmekte, o tarihdeki Padişah olan Sultan III. Murad’dan söz edilmemektedir. Vakfiyenin tarihi ise, 999 Zilkâdesi Evâhiri’nde ./ Eylül (9) başları 1591 M.”
Kaynak: Bayram, Sadi: “Fatih Sultan Mehmed’in Eyup Sultan Kulliyesi Vakfiyesi”. İcinde:
Eyüpsultan sempozyumu I : tebliğler (1997 : İstanbul). İstanbul: Eyup
Belediyesi Kultur ve Turizm Mudurluğu, 2008. 33-42ss.
Fatih Sultan Mehmet ve şehitleri şehit oldukları yerde defnetme kararı ve bunun sebebi.
Tarihimiz…
Ahmet Güner Sayar: 1.09.11 – 1.12 dk arası özellikle önemli. Fatih Sultan Mehmet ve şehitleri şehit oldukları yerde defnetme kararı ve bunun sebebi.
————————————.
Yukarıdaki linkte Ahmet Güner Bey 1.07 dakikadan başlıyor. Başlangıçtan sonra 1.09.11 gibi Akseki Mescidi’nden söz ediyor.
Hemen Hırka-i Şerif Camiinin yanında.
http://www.mustafacambaz.com/details.php?image_id=25956
FATİH SULTAN MEHMET HAKKINDA İLBER ORTAYLI’NIN BAZI YAZILARI
14.5.2018
http://www.meltemhaber.com/?haber,15809/ilber-ortayli–fatih-i-yazdi
Fatih Sultan Mehmed’in Siyasi Kişiliği . I-II-III Fatih sempozyumları (tebliğler) : Mayıs 2008 Fatih sempozyumları (I.-II.-III. : 2005-2006-2007 : İstanbul). Fatih Belediyesi. İstanbul: Fatih Belediyesi Başkanlığı Kültür Yayınları , 2008 . [salt/salt]
Fethi gören Üsküdar : Fetih ve Fatih. / metin kurgu ve anlatım İlber Ortaylı ; editör Ali Yeşildal, Seyfettin Ünlü ; fot. Kenan Koca. — İstanbul : Üsküdar Belediyesi, [t.y.] 41:27 dakika — (Üsküdar Belediyesi Üsküdar Araştırmaları Merkezi ; 9). [İSAM/İSAM]
Fatih, Hakan ve Roma Kayzeri http://www.milliyet.com.tr/fatih-hakan-ve-roma-kayzeri/ilberortayli/pazar/yazardetay/03.06.2012/1548527/default.htm
Fatih’in İtalya politikasının değerlendirilmesi : Türk tarihçiliğinde Otronto = An evaluation of the Italian politics of Mehmed the Conqueror Otronto in Turkish historiography. 1453 İstanbul Kültür ve Sanat Dergisi, (1), Mayıs 2007, 54-59.ss. [DAGM/DAGM]
ilber ortaylı fatih sultan Mehmet.
İngilizlere kiralanan Kıbrıs ile Hong Kong, 1974 ve 1997’de hangi farklı süreçlerle karşılaştılar?
MEHMET AKİF OKUR İLE D8
1 Neden D8 ülkeleri arasında barter yapılmalı?
2 Barter yapılırsa D8 ülkelerinin kazançları ne olacak?
3 Özellikle, Sistem nasıl işleyecek, gümrükler ve Mevzuat en önemli problem ve konular.
4 Her ülkenin gümrük mevzuatı farklı. Örneğin Türkiye’den Malezya’ya, Nijerya’dan Pakistan’a ürün geldiği zaman bu ürünler gümrüklerden nasıl geçecek. Bunun mevzuatı, kanunu çok önemli. Bunu bir uzmanla konuşup sunuma koyarsanız iyi olur. Şu şu kanun değişikliği olursa bu ürünler gümrükten çok daha rahat şekilde geçer trzında bilgiyi araştırıp ekleyin.
5 D8 Genel Sekreterliğine ve Vakıfa ufak da olsa bir pay verin, temsili bir kazancımız olsun ki bu işemlerden, bizi ortak olarak kabul edin ki, üye ülkelere sizi kabul ettirmemiz kolay olsun.
Mehmet Akif Okur: Çok önemli sorular Levent Bey, ben konuya katkısı olabileceğini düşündüğüm arkadaşlara danışıyorum. Ancak henüz aşağıda anlattığım nitelikte uzman desteği bulamadım. Şöyle ki:
Kanaatimce, sağlıklı bir başlangıç için ilk yapılması gereken şey bu uzmanlık halkalarını kişi ve kurum olarak isimlendirmek olur. Çünkü, bu çerçeve temel nitelikte ve biz oturup hazırlamaya çalışırsak, ne kadar dikkat edersek edelim, projenin imajını sarsacak hatalar yapmamız kuvvetle muhtemel.
Hocam; yolu derinlemesine ve gepegeniş açtınız, müteşekkirim. Arada bir gümrük birliği olmadığı için tek tek ülkeleri çalışmamız gerekecek. Uzmanları sayenizde bulabilirsek bu iş tamam olur.
Mehmet Akif Okur: Ben teşekkür ederim Levent hocam, somut soruları önümüze koymasaydınız çerçeve üzerine düşünmek mümkün olmazdı. İnşallah
Mehmet Akif Okur: Levent Bey, şu çalışma 2013’te yapılmış. D8 ülkeleri arasındaki ticaretin serbestleşmesi halinde, bu ülkeler arasındaki ticaretin % 87 artacağı sonucuna varmışlar. Ancak, barterla ilgili bu muhtevada bir çalışma yok. Olması için “bartera müsait” ticaret kalemleriyle ilgili ülkeler bazında veri lazım. Bu muhtemelen mevcut değildir:
Mehmet Akif Okur: Barterla ilgili mevzuat yazımına yardımcı olacak Ticaret Hukukçusu ve bürokrat ikilisi için İstanbul Ticaret Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ömer Özkan hocaya danışmak faydalı olabilir. Ticaret hukuku, hocanın sahası.
Avrupalılar aylardan beridir, Amerikan yaptırımlarını aşmak delmek amacıyla bir çeşit “barter” sistemi olan “Vehicular ad hoc network (VANETs)” isimli mekanizmayı hayaya geçirmeyi tartışıyor. Sözkonusu mekanizma, İran’ın petrol ve gaz ihracatları ile İran’ın AB’den hizmet ve mal satın alımları arasında değiş tokuş (trampa) operasyonlarını düzenlemeyi öngörüyor.
Levent Ağaoğlu: Hocam, bu makaleyi heöen okuyacağım. Teşekkür ederim.
Ticaret kalemleriyle ilgili verileri www.trademap.com üzerinden takip ediyorum. Müthiş bilgiler var orada. GTİP bazında. Barter’a müsaitliği konusu ayrıca görüşelim. D8 e de sorabiliriz. Ülkelerden tek tek bu konuda bilgiler toparlasın. Hürmetlerimle..Levent
Levent Ağaoğlu: https://www.researchgate.net/publication/322161179_D8_Ulkeleri_Arasindaki_Dis_Ticaret_Islemlerinde_Barter_Yonteminin_Uygulanabilirligi_Applicability_of_Barter_Method_in_Foreign_Trade_Transactions_between_D-8_Countries
Mehmet Akif Okur: Çok teşekkür ederim Levent Bey, okuyacağım bunu da
Levent Ağaoğlu: İHRACATLARININ İÇİNDE D8 PAYI (2017):
Source: TRADEMAP
başlatan, baş olamamış ne yazık. dipteyiz.
Mehmet Akif Okur: D8’e toplam ihracatımız nerdeyse ancak Fransa’ya yaptığımız kadar
iddialarımızın takipçisi değiliz..
Mehmet Akif Okur: Malesef
Mehmet Akif Okur: Barterla bu dengenin değişebilmesi için
Yalnızca sistemi kurup müşteriyi beklemek yeterli olmaz. Ticari potansiyelleri keşfedip aktif biçimde bağlantı kurmak için uğraşmak lazım. Bu ülkelerdeki ticaret ataşelikleriyle entegre çalışma gerekir. Ticaret ataşeliklerinin de aktif ve güçlü personelle donatılmasının ihtiyaç var.
Mehmet Akif Okur: D8 arasındaki uluslararası ticarette barterın kullanılmasına özel vergilendirmeyle ilgili teşvikler, ilk ticari bağlantıların kurulmasını hızlandırabilir. Bu bağlantılar tesis edildikten sonra teşvikler kademeli olarak kaldırılabilir.
Levent Ağaoğlu: Mevcut durumda D8, bürokratik bir oluşum. Avrasya Barterolarak bu yapıya girişimciliğin dinamizmini enjekte edebiliriz.
Levent Ağaoğlu: AB mekanizmaları hep teşviklerle çalıştırılıyor. D8 ortak paydamızı harekete geçirebilir.
Mehmet Akif Okur: Bunun için işleyebilir bir yönteme ihtiyaç var. Barter sistemi ile ilgili olarak, anlayabildiğim kadarıyla, ilk kritik eşik firmaların havuza dahil edilmesi. Sekiz farklı ülkeden firmaları havuza dahil etmek için
b)Anlaşmazlık vukuunda işleyecek hukuki süreçle ilgili net prosedürlerin tespitine ve hukuken garanti altına alınmasına ihtiyaç var.
c)Sonraki aşama da firmalarla temas ve havuza katılmaya teşvik süreci
Levent Ağaoğlu: AVRASYA BARTER, 26 yıldır sızıntısız işleyen bir havuz oluşturduğu için, doğru yöntemi de emre amade bir biçimde sunmuş oluyor. a, b, c şıkları için ise sıkı çalışmamız proaktif olmamız lazım.
Mehmet Akif Okur: İnşallah. Ticaret hayatıyla ilgili deneyimim nerdeyse yok mesabesinde olduğu için zihnime doğan meseleler ve çözümler de sınırlı oluyor. Tecrübenin işaret edeceği yol haritası daha güvenli ve önemli
Mehmet Akif Okur: Bugünkü üniversite düzeni ve bürokrasi mantığı sebebiyle, Mehmet Hocanın öğütlediği gibi ilim yapabilmek için emekli olmak lazım. Yoksa, bir gün içinde on-on beş farklı meseleyle ilgili defalarca bölünmek, insan zihninin bir mesele üzerine teksifini imkansız kılıyor. Makale yazımı gibi işleri ancak tatil zamanlarında yapabilmek, mesleğin fiili işleyişinin dışındakilere anlatılması zor bir hadise. Allah tez vakitte hayırlı emeklilikler nasip etsin:)
Mehmet Akif Okur: Barter meselesi mühim. Şimdi bu tür meselelerin mühim olduğunu kriz anında anlarız. Yani sistem işlediğinde bu işlerden hiçbir şey olmaz derler. Ama bu sistem kriz üretecek bir sistem. Yani Amerika’nın kendi verilerine baktığımızda Amerika’nın borcu yani dışarıya içeriye olan borcunun oranına baktığımızda herkes bir dolar krizi bekliyor, yani doların değer kaydı ile ilgili beklentiler yüksek düzeyde kendi istikrarsızlığı dolayısıyla. O istikrarsızlık olduğunda eğer kurulu mekanizmalarınız varsa vaktiyle şöyle düşünmemişseniz ya bunun hali dar olur dolardan kimse vazgeçmez o yüzden bu işlere yatırım yapmaya gerek yoktur diye düşünmemiş bu mekanizmaları kurmuşsanız ona ihtiyaç olduğunda hızlı yol alırsınız. Hızlı mesafe alırsınız ama kriz koptuğunda bir şey yapmaya koyulursanız o arada başkaları o alanı doldurmuş olur. O yüzden de barter dahil para takasıyla vs. olan şeylerde az veya çok demeden o mekanizmaları kurup işler vaziyette tutmak lazım. Bunların hepsine ihtiyaç duyacağız. Bitkoin meselesi de bunlarda bir kısım denemelerdir. Bunlar birer sosyal laboratuvar gibidir. Bitkoinden başlayıp bu kripto paralar bunlardan çıkacak sonuçlara göre yeni modellerinde çıkacağını da göreceğiz diyorum.
Mehmet Akif Okur – Genel olarak ekonomik-politik konuları takip ettiğim için barter çalışmalarından bir miktar haberdarım. Siz yapay zekadan bahsetmiştiniz, bu çok önemli. Yapay zeka ekonomideki bu hesaplama alanında bir işi, paranın şimdiye kadar üstlenilemeyen bir takım fonksiyonlarını barter tarafından incelenmesini kolaylaştıran bir şey oluyor. Diyelim ki, bu yapay zeka 30-40 sene önce olsaydı Sovyet sistemi de çökmezdi. Paranın ve piyasanın kurduğu iletişimi, arzı, talebi, haber alma, alma, götürme vs. fonksiyonu var. Barter’ın zorluğu bu fonksiyonu oluşturmaktaydı. Yapay zeka tıpkı para gibi sinyal veren bir algoritmayla onu çözebilir ve fonksiyonel hale getirebilir. Hatta bugün bizim anladığımız piyasa mantığını da değiştirebilir. Yani arz ve talebin, para üzerinden alışverişle döndüğü sistemden farklı bir mantığı da geçerli bir hale getirebilir. Mesela merkezi planlamanın sıkıntısı talebi ölçememesi, mesela fabrikalara üretim yaptıracaksınız, gerçek talebin ne olduğunu ölçemiyorsunuz. Para bunu ölçüyor ama para yerine ikame edebileceğimiz, insanların dokunarak gelecekteki muhtemel arz ve taleplerini aktarabilecekleri hızlı bir sistemin olması bu paranın fonksiyonlarını getirir ve piyasanın krizlerine de uğramayan daha verimli bir ekonomik mantık oturtabilir.
Levent Ağaoğlu – Bu söyledikleriniz, tespitleriniz çok önemli. Ben de algoritma dediğiniz için olayı Harezmi’ye götürdüm. Zaten Harezmi, algoritma demek. Harezmi bir Türk’tü. Türkiye yine Harezmi yolunda, algoritmaya dönüyor. Yine aynı sisteme dönüyor, para dışlanıyor yanlız. Para dışında zaten para yoktu ama algoritma vardı. Sıfırı Hintliler buldu, Harezmi işlevselleştirdi. O zaman bu ülkede Türk zekasıyla algoritma bu sefer paranın yerine geçiyor. Oluş şekli o netice ona gidiyor.
Mehmet Akif Okur – Evet, mesela modern kapitalizm; 2008 krizinin perde arkası sebebi var ama bir de görünen piyasa mekanizmasının işleyişiyle ilgili kusuru var. Sürekli üretiyorsunuz, satıyorsunuz ama sistem patlıyor, önünüzü göremiyorsunuz. Yapay zeka üzerinden size sistemi anında gösteren bir programlama yapılabilirse ki teknik olarak mümkün olduğunu gösteriyor. O zaman bunu ekonominin merkezine koyabilirsiniz. Yani paranın yapabileceği fonksiyonu daha derin üstlenecek sisteme dönüşebilir.
Levent Ağaoğlu – Yani o zaman barter’da o kötülük yok?
Mehmet Akif Okur – Barter’ı zorlaştıran ancak parayla çözülebilen işleri, yapay zeka üstlenebilir. Çünkü o hesabı yapmak zordur. Piyasa dışı alternatiflerin yaşayamamasının bir sebebi paranın çözdüğü iletişim yani ne kadar üreteceksin, ne kadar tüketeceksin, neye ihtiyaç var, bunla ilgili sinyalizasyonu merkezden oturup bürokratik olarak yapamamasıdır. Ekonomi büyük bir ölçü, her insanla birlikte büyük bir faktör büyüyor sistemin içinde. Ama şimdi cep telefonuyla, şunla, bunla artık entegre bir toplumuz, alt yapımız oluştu, bir sürü mesaj alıp, gönderiyoruz. Para yerine bunların eklemleneceği, sinyalizasyonla, arz ve talebi gönderildiği bir yapay zeka, paranın sinyalizasyon unsurlarını üzerine alabilir. Barter işini kolaylaştıran bir işlem olur.
Bundan 20 yıl sonra eğer bu teknolojik ilerleme devam ederse, biz bolluk iktisadının sorunlarını konuşmaya başlayacağız. Yani diyelim ki yapay zekayla, robot birleşti. Ziraat alanını düşünün, bir kere tarım alanlarını muazzam genişletebilirsiniz. Çünkü işçinin gidip barınmasının maliyetli olduğu her yerde, siz 3 boyutlu olarak arazinizi çekersiniz, robot orada çalışır, üretimi arttırabilirsiniz. İşte bunun bir sonucu insan emeğine duyulan ihtiyaç azalacak. Geçmişte her sanayi devriminde meslekler değişerek bunu çözdüler, şimdi bu gittiğimiz yerde meslek değiştirerek de olmaz bu insanları çalıştırmayacağımız bir yere gideriz. Yani bu sistemin insanlığı yok etmeyecek bir sosyal tasarım olması lazım. Çünkü mesaisine ihtiyaç duymadığınız insanı nasıl yöneteceksiniz?
Levent Ağaoğlu – Hocam bence barter, Brics’e de çok uyuyor, Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika. Barter dediğimiz aslında Brics modeli. Bunların hepsi anti-dolar, nüfus var, ham madde var. Bu ülkelerle birlikte zaten Global bir model olmuş oluyor.
Mehmet Akif Okur – Şöyle de bir avantajları var, mesela Rusya petrol üretip satıyor, zaten nakit para geliyor.
Levent Ağaoğlu: Bizim buradan iki çıkışımız var. Ticaret savaşını, Amerika neden 2018’de başlattı. Ben 5 yıl Hong Kong’da kaldım. 1976’da Mao öldü, 1978’de Çin 50 yıllık plan başlattı. 50 yıllık planın adı dünya hâkimiyeti. Yani 2028’de ben Zhong Guo’yum yani dünyanın merkez ülkesiyim. Amerika’ya taktıkları isimde yani Çin’de Amerika’ya Mey Guo derler, güzel ülkedir. Öykünülen ülkedir. Yani onlar bir Amerika olacaklardır. Biz burada çıkış olarak soru olarak soracağım size. Bizim iki tane çıkışımız var bir Türk kuşağı, iki barter. Barter konusunda Amerika, çok güzel anlattınız, Amerika’nın İngiltere’yle serbest ticaret izlemiş dünyada, bize de 1838 anlaşmayla tuş ettiler. Amerika ise hakimiyet duygusuna sarılmış yani masabaşında anlaşmalarla ticareti Japonya’ya sindirmiş şimdi Çin’i sindirecek. Biz burada Türk kuşağı üzerinde barter modelini işletebilir miyiz? Açın gazeteleri her yerde dolardan çıkış yazılıyor. Bundan nasıl çıkacağız ve Amerika barter modelini kendi ülkesi içerisinde mükemmel bir şekilde uyguluyor böyle biliyoruz. Ama dünya dışındaysa bir barter istemiyor. Çünkü barter demek dolardan çıktım ben demek, para yok faiz yok işine gelmiyor ki şimdi biz Türkiye olarak bu işte bayraktar olabilir miyiz? Bir barter modelini Türk kuşağına başlamak üzere yani Çin, Hindistan, Rusya, Türkiye böyle bir, Türkistan, Türk kuşağı dediğimiz zaman zaten Türkistan, biz bunu uygulayabilir miyiz? Bunu özellikle sormak istiyorum.
Mehmet Akif Okur – Sorunları görmezden gelmeden çözecek imkanları çıkarmamız lazım. Barter meselesi mühim. Şimdi bu tür meselelerin mühim olduğunu kriz anında anlarız. Yani sistem işlediğinde bu işlerden hiçbir şey olmaz derler. Ama bu sistem kriz üretecek bir sistem. Yani Amerika’nın kendi verilerine baktığımızda Amerika’nın borcu yani dışarıya içeriye olan borcunun oranına baktığımızda herkes bir dolar krizi bekliyor, yani doların değer kaydı ile ilgili beklentiler yüksek düzeyde kendi istikrarsızlığı dolayısıyla. O istikrarsızlık olduğunda eğer kurulu mekanizmalarınız varsa vaktiyle şöyle düşünmemişseniz ya bunun hali dar olur dolardan kimse vazgeçmez o yüzden bu işlere yatırım yapmaya gerek yoktur diye düşünmemiş bu mekanizmaları kurmuşsanız ona ihtiyaç olduğunda hızlı yol alırsınız. Hızlı mesafe alırsınız ama kriz koptuğunda bir şey yapmaya koyulursanız o arada başkaları o alanı doldurmuş olur. O yüzden de barter dahil para takasıyla vs. olan şeylerde az veya çok demeden o mekanizmaları kurup işler vaziyette tutmak lazım. Bunların hepsine ihtiyaç duyacağız. Bitkoim meselesi de bunlarda bir kısım denemelerdir. Bunlar birer sosyal laboratuvar gibidir. Bitkoimden başlayıp bu kripto paralar bunlardan çıkacak sonuçlara göre yeni modellerinde çıkacağını da göreceğiz diyorum.
Levent Ağaoğlu: İktisat tarihine barter açısından bakıldığında gözüken tablo nedir?
Mehmet Akif Okur: 1) Barter ekonomisi büyük ölçeklerde para ekonomisiyle ilgili sıkıntı doğduğunda uygulanmaya çalışılmış. Roma’nın çöküşü dönemi buna örnektir. Yani, para ekonomisini yöneten güç ortadan kalkarsa ya da bu güçle ilişki kurulmak istenmezse barter devreye giriyor. Bu durum, günümüzde bartera duyulan ihtiyacı anlamak bakımından önemli 2) Barter’ın modern dönemde geniş ölçekli ekonomilerde uygulanmasıyla ilgili sıkıntı var. Çünkü barter için sıkı ilişkilere sahip bir toplumun parçası olmalı ve ilişkiler geliştirmelisiniz. Bunu ne kadar yapmaya çalışırsanız çalışın sınırları olacaktır. Özellikle bireyciliğin hakim olduğu sistemlerde mesele çok daha zor. Bu durumda barterı geniş ölçekli olarak ancak bilgisayar destekli sistemlerle uygulamak mümkün gözüküyor. Bu da bir nevi kredi sistemi ve aslında paranın işlevlerini üstlenen bir nevi yeni para gibi. Üzerinde çalışmayı sürdürmek, diğer çalışmaları da değerlendirmek lazım.
Levent Ağaoğlu: Ben teşekkür ederim Muhterem Hocam. Zihninize sağlık ve bereket.
ZAMAN: 1) Roma (ABD) tekrar çöküyor. Barter tekrar devreye girecek. 2) Yapay Zeka ile işlevsel zorlukları aşacağız.
ZİHİN: 1) Kökümüz İL’dir; ilişkidir. Bu temel bir paydamız 2) Zihinsel genetiğimiz dayanışma temelli, barter sistematiği 3) Sosyal yapımız kuvvetli. Bireyci değiliz.
ZEMİN 1) Afro-Avrasya’nın kilidiyiz 2) Yarımadayız 3) Küçük Asya’yız. 4) İpek Yolu’yuz. 5) Türkiye&Türkistan bütünlüğünde; Rusya, Çin, Hindistan ile komşuyuz.
MAHMUT AŞKAR
ASAM AVRASYA BİR- MAHMUT AŞKAR VE ŞEFİK KANTAR
Dakika: 1:59:48 – 2:07:54
Levent Ağaoğlu – Sorum, Türklerin Almanya’da iş hayatındaki konumları hakkında, Türk ihracatçıları Almanya’da ne derecede mevcutlar? Oradaki Türk iş adamları üst düzeylerde varlar mı? Yoksa dönerci gibi o tarz orta kademeli işlerdeler mi?
Şimdi Almanya ihracatı herhalde 2 trilyon civarında birinci, ikinci sırada dünyada. Almanya’daki pazarlardan Türk iş adamlarının yararlanma imkanı var mı? Misal, Almanya’daki iş adamı ihracatçı diyelim, Türkiye’den 3. bir ülkeye ihracat yapan bir firmaya sipariş verir, Türkiye’deki üretimi desteklemiş olur. O anlamda mesela turizm konusunda Örgentur vardı, o iflas ettirildi mi bilemiyorum, ihracat sektörü konusunda Almanya’da güçlü Türkler var mı?
Azmi Özcan – Gerçekten Almanya’da güçlü Türkler var. Biraz önce verdiğim örnekte olduğu gibi, bir tost makinasıyla başlayan serüven var. Döner, garsonluk, dönercilikle Dortmund’un kenar kasabalarından Rönen’de başlayan ve bugün de waffle makinalarının dünyadaki bir numaralı üreticisi durumuna gelen iş adamı var. Bunun gibi çok büyük örnekleri var. Ama tabii Mahmut Hocam şu an aktif olarak orada olduğu için sözü ona bırakalım.
Mahmut Aşkar – Arkadaşlar benim bildiğim Almanya’da sizin düşündüğünüz şartlarda iş adamı hemen hemen yok gibidir. Ama büyük çapta esnaf kesim var, küçük işletmeler var. Şu anda kendini fazla belli etmeyen, büyüğe yakın Türkiye’den Almanya’ya ihracat yapan veya Türkiye-Almanya arası çalışan birileri vardır belki onlar da birkaç sene sonra ortaya çıkacaktır. Şimdi Almanlarda bir sıkıntı var yaşlandıkça yeni nesiller orta direk dediğimiz babalarının işlerini devam ettirmiyorlar, bırakıyorlar.
Türklerden ve diğer göçmenlerden devralanlar var. O istikamette zaman zaman bazı şeyleri duyuyoruz, okuyoruz. Henüz onlar çok piyasaya çıkmış değiller ama büyük çapta döner, restaurant, hizmet sektörü, market ve buna yakın diğer işlerde; sağlık sektöründe, sağlık sektörünün diğer hizmet veren kesimlerinde, ciddi manada Türk kökenli iş adamlarından bahsetmek mümkündür. Sorumu bağışlayın ama sizi niye ilgilendiriyor Türk işadamları?
Neticede onlar Türktür ama sonuçta ticaret yapıyor. Bu kültüre falan benzemez. Menfaate dayalı şeylerdir, neticede onlar oranın iş adamı olacaktır, onlardan fazla bir şey olacağını zannetmiyorum. Ama burada şu var Türkiye’de daha çok ihracat yapan şirketler var. O da Türklere yöneliktir, biz orada fasulyesini, salçasını büyük oranda tüketiyoruz.
Şefik Kantar – Şimdi çeşitli yerlerde rastlamışsınızdır, işte Almanya’da 70 bin işadamımız var, bunların 7-8 milyarlık yatırımları var, 300 bin kişiden fazla istihdam sağlamaktadırlar. O işadamı denilenlerin çoğunluğu esnaftır. Bu rakamlar küçümsenecek rakamlar değildir ancak, Almanya’nın genelinde baktığınızda bizim düşündüğümüz gibi büyük rakamlar değildir.
Şimdi büyük işadamı konusuna gelindiğinde, bu konu bundan 15-20 yıl önce çok gündemdeydi. O yıllarda Türklerin oradaki tırnak içinde –sefil- durumunu anlatan “En Alttakiler” diye Günter Wallraff tarafından bir kitap yazılmıştı ve Türklerin nasıl sömürüldüğü orada anlatılıyordu. Buna tepki olarak bizlerden de “En Üstteki”ler diye kitaplar yazıldı. Burada da Türkler sadece Günter Wallraff’ın anlattığı gibi fabrikalarda sömürülen kişiler değildir, büyük Türk işadamları da vardır, diyerek bir dizi işadamı orada tanıtıldı.
Mesela bunlardan birisi Mahmut bey’in hemşerisi diyebileceğim, Aachen kentinde Kemal Şahin “Şahinler Holding”, öbürü Et Kralı Aydın Yardımcı, Vural Öger, Baktat’ın sahibi Mustafa Baklan gibi 8-10 tane isimdi. Ancak şu anda bunların hemen hemen hiçbiri ayakta değil veya eski durumlarında değiller. Şimdi Alman ekonomik sistemi de siyasi, kültürel, sosyal sistemlerde olduğu gibi tamamen Almanya ve Almanlar lehine çalışan mekanizmalara sahip ve bunları zaman içerisinde istediği şekle getiriyor. Hizmet sektöründe çok yaygın türk kesimi mevcut, mesela orada bir şehre gittiğiniz zaman çok sayıda kuaför görürsünüz.
Şimdi Alman maliyesi, her sene buralara operasyon yaparlar. Yok şu hesabı yanlış yaptın, yok şunu şöyle yaptın diye ceza keserler, bunların bile istikrarlı şekilde yaşamasına müsaade etmezler. Fakat siz sitem kokan bir şekilde dönercilerden bahsettiniz dönercilik çok büyük bir sektördür. Almanya’da 150’den fazla döner fabrikası vardır. Bu ciroyu büyüten bir husustur. Neredeyse son 10 yıldır döner büfelerinin ciroları, Mc Donalds gibi gıda zincirlerinin cirolarını aşmıştır ve büyük bir rekabet gücü vardır. Aslında döner, Türkiye’nin milli bir sektör olarak ele alıp bütün dünyayı fethedeceği bir sektördür. Türkiye nedense buna ilgi göstermiyor.
ASAM AVRASYA BİR- MAHMUT AŞKAR VE ŞEFİK KANTAR
Dakika: 1:59:48 – 2:07:54
Dayım Niyazi Funda, Feleknaz anneannemin kucağında annem, dayım Nihat Funda, Cemal dedem, kucağında dayım Nevzat Funda, ön sırada teyzem Nihal Funda.
Edirne Medeniyeti: Günay Özdemir Konferansı
Levent Ağaoğlu –Fatih doğumluyum, evladı Fatihan’ım. İstanbul’da aile tarihini geriye sardığımızda Edirne, Üsküp, Yakova, Kosova. Burada çok önemli bir bilgi verdiniz. Ebu Hanife-Edirne bağlantısını siz düşünmüşsünüz. Çok teşekkür ederim, burada ifade ettiniz. Ebu Hanife ile bağlandırdığınızda konu Mecelle’ye Ahmet Cevdet Paşa’ya geliyor, şimdi biz bir de kavramlar açısından baktığımızda medeniyet, medeni hukuk işte mecelle…
Günay Özdemir – Öncesinde Fatih’in fıkhi anlamda düzenlemeleri de var.
Biraz önce hocamın söylediği merkezi devlet sistemi kurarken, bir sistem kuruluşu var ve fıkhi anlamında İslami değerlere göre bir fıkıh sistemi kurmuş.
Levent Ağaoğlu –Sayın valim, o kavramlar üzerinden gittiniz, son derece katkıda bulundunuz. Bizim Ahmet Cevdet Paşa’nın mecellesi; İstanbul Konstantinopolis, Andrianopolis gibi kavramlar üzerinden gittiğimizde polisler bizde, yani bugün Adrian dediğimiz Adriyatik bunların hepsi bizde, demek ki biz bunları hanefi hukukuyla meshettik. Şimdi sıkıntı nerede, biz bir harita çizelim diyoruz ki Misaki Milli bir de hanefiliğin haritası var. Ben bugün Hindistan’a gittiğimde Hanefiyle karşılaşıyorum. Pakistan, Bangladeş çok geniş bir coğrafyası var. Mezhebi meşrebi bizimle bir olan insanlar. Burada insanlar Fatih Sultan Mehmet döneminde biz geri düştük diyorlar, ama bence bu konular ordan değil de, Yavuz döneminde ki Mısır fethinden sonra geldi. Bakıyoruz bizim bilgi kaynağımız Doğu’dan geliyordu. Türkistan’dan geliyordu, Horasan, Harakani, Semerkant.
Günay Özdemir – Ahmet Yesevi
Levent Ağaoğlu –Hepsi Horasan’dan geliyorlardı. Daha sonra da Mısır üzerinden gelen melanet –Mısır’ı fethettik ama Mısır’da bizi fethetti– ondan sonra batıdan geldi. Ama Bulgaristan’dan olsun, Rusya’dan olsun 19. Yüzyılda ki Türk düşünürleri bunu tekrar ayağa kaldırdı. Ben bu duyguyu çok önemsiyorum, Yalçın Bey’le de üzerinde çalışıyoruz. Justinyanus’un biz şehirlerle alalım artık, evet siz çok güzel Edirne’yi canlandırdınız o anlamda fikriyat olarak. O zaman İtalya’daki Hanefi hukuku İstanbul’daki Ahmet Cevdet Paşa’nın mecelle hukuku. Bize onun adını Roma Hukuku diye itelemişler, bizden çıkmış nasıl biz rumu bizden çıkardık.. Ben Rumum yani..
Yalçın Koçak – Rumi diyecen, ben Rumiyim doğru laf.
Levent Ağaoğlu –Yani bizden çıkarmışız. Sahibi biziz, bizim bu tekrar bu işi yakalamamız gerekiyor. İstanbul hukukunda da bunun adı Roma Hukuku diye söyledikleri şey İstanbul Hukukudur. İstanbul’da ilk kez Justiyanus Türkçesi Kanuni demek olan Justiyanus tarafından yazılmıştır. Ondan sonra 1500 yıl sonra da Ahmet Cevdet Paşa tarafından hanefi hukukuna göre düzenlenmiştir. Bunun tekrar canlanmasını talep ediyorum. İkincisi de benim şahsi aile tarihimle ilgili. Sayın valim, Edirne Ayşekadın semtindeki 114 numaralı o ev, eskiden rahmetli dedem tarafından Üsküp’ten İstanbul’a geldiğinde otel olarak işletilmiş ve bu ev tekrar kütüphaneye falan çevrilebilirse, Edirne valiliği tarafından kamulaştırılıp…
Günay Özdemir – Kimin o bina?
Levent Ağaoğlu –Bilemiyorum şu an Cemal Funda orada. 1937’de Ayşekadın 114 numara fotoğrafı da var sayın valim bu bir mülkiyet konusu değil, işte biz tarihi yazdığımızda I. Murat –Edirne’nin fatihi I. Murat– benim anne dede soyum, Kosova Meydan Muharebesi’nde Sultan Murat’ın yanında kılıç sallayan bir soy. O açıdan bunun nişanesine çok memnun olurum.
Yalçın Koçak – Senin dayılarından bir tanesi de öyle bir adamdı.
Levent Ağaoğlu –Namık Kemal Funda İstanbul’da Doğru Yol Partisi’nde siyasetçiydi.
Günay Özdemir – Evet, şimdi biliyorsunuz Edirne’den Darul Hadis olarak yapılan ve hadis anlamında yapılan o dönemin en önemli muhaddislerinin ders verdiği ve hadisinde gerçekten önemsendiği, I. Murat tarafından yapılan bir yerimizde var. Baktığınız zaman biraz hızlı geçtik belki ama Edirne’yi çok daha ayrıntılı anlatmamız gerekirdi. Belki sadece onun üzerinde dursak iyi olurdu. Ben özellikle bu medeniyetin nereden geldiğini, İslam medeniyetiyle bağlantısını kurmak için biraz geriden aldım. Edirne’yi anlattığımız zaman Edirne’deki Darul Hadis, Darul Kura, sağlık, teknoloji yeni tabiriyle o dönemde yapılan inovasyonlar neler? Bunlar üzerinde şu an ciddi çalışmalarımız var. Mesela şu anda Gebze Üniversitesi, Karaca Üniversitesi bunlar üzerinde çalışıyor. Fatih Sultan Mehmet hazretleri Gebze’de vefat ettiği için bunlar sahiplenmişler ve üzerinde çalışıyorlar. Fatih Sultan Mehmet’in yaptığı inovasyonlar var ve biz şu an hepsiyle beraber böyle bir medeniyetin tüm unsurlarını ortaya çıkarmaya çalışıyoruz. İlber Hocamın bir sözü vardır, ondan da bahsedeyim, İlber hocam der ki; “Osmanlı İmparatorluğu’na 3. Roma İmparatorluğu’dur“ der, belki duymuşsunuzdur. Temel olarak İslami değerler alınmış, diğer bilgi birikimi ve hukuki olarak da o şekillerle beraber böyle bir medeniyet oluşturulmuştur.
Yalçın Koçak – Maalesef üzülerek söylüyorum, arkadaşlarımızda bilsin, Edirne ilk defa fakih bir vali gördü. Fıkıhın ne olduğunu öbür valilere sorsak… Bir de gönül meselesi var bu işe gönül koymak lazım. Bu arkadaşımız gönlünü koyunca taş yerinden oynuyor.
AVRASYA BİR – GÜNAY ÖZDEMİR KONFERANSI
Dakika: 1:25:26 – 1:33:28
Levent Ağaoğlu İhracatçı, Şair, Yazar
Ekim 2023
Mesleğim ihracat olduğu için 33 ülkede iş gereği bulundum. Hong Kong’da beş yıl kaldım. Bulunduğum Şişecam küresel şirketinde hep ihracat satışta yer aldım ön saflarda idim,
Türk ürünlerini satmak tarzında hep büyüdüğüm semt olan Fatih’ten edindiğim bu ruhla hareket ettim. Fatih’in verdiği bir ruh ta insanlarla kaynaşmak olduğundan doğduğum yer olan Fatih’teki bu ruhla hareket ettim hep. Fatih’in Bosna‘da bir fermanı var, din ayrımı yapılmayacak tarzında Katolik veya Müslüman tarzında hep onu hissettim, Çin’de de bunu hissettim, Avrupa’da da. Dört kıtada bulundum hepsinde bunu hissettim. İnsanları sevmek ve ülkene hizmet etmek anlamında.
Bugün mesleğimde 40.yılım. 1983 yılında Mecidiyeköy’de başladım. Başlayışım tesadüf neticesidir. Boğaziçi Üniversitesi’nde master yapıyordum İngilizce öğrenmek için Boğaziçi Üniversitesi’nin mastır bölümüne kaydolmuştum, akademisyen olmak istiyordum. Bir gün okulun bahçesinde arkadaşımla karşılaştım. Arkadaşım, “Levent şöyle bir iş var” deyince tamam dedim başlayış o başlayış, 40 yıl boyunca devam ettim. Akademisyen olmadığıma da sevindim aslında. Dünyayı gezdim böyle bir odada kalmadım sadece. 2012 yılında SGK üzerinde emekli oldum, emekliliğim kağıt üzerinde, faaliyetlerime etkinliklerime her şekilde devam ediyorum danışmanlık tarzında, yazarlık tarzında etkinliklerime devam ediyorum, enerjik olmayı seven bir insanım.
Bilgelik artı liderlik kavramını önemsiyorum, bilge liderlik anlamında. Düşünüş tarzımda üçgenlerle düşünüyorum sürekli olarak, çünkü bir çizgi olduğu zaman orada karşılıklı gidiş geliş vardır sadece bir çizgidir, lineer diyelim ama üçgen olduğu zaman açılar vardır, farklı bakış açıları vardır bunu çok değerli buluyorum.
Şu şekilde formüle ettim; bilgelik liderlik dış dünya. Bu ikisinin de besleyeni liderliği de bilgeliği de besleyeni dış dünyadır. Dış dünyadaki ayak izinizdir, hani diyorlar ya şimdi karbon ayak izi.
Kişinin kendisinin ayak izi bizzat orada bulunacak. Geçen hafta Balıkesir’e gittim orada iki tane konferans verdim. Göz beyinden kuvvetli, orada gördüklerimden etkilendim.
O anlamda bu üçgenlerle hareket ediyorum. İş hayatında bakış açıları çok fazla rekabet bazlı. Biz hepimiz bir insanız onun için paylaşım çok çok önemli, rekabeti ben geri plana itiyorum. Dayanışma yardımlaşma iş süreçlerinde birlikte olmak, mesela İtalya’nın modeli vardı bir üretim aşamalarında diyelim bir ürün üretiyorsunuz, bu üretim içerisinde on tane aşama var, Türkiye’de bunu hepsini kendimiz yaparız, kurarız bir fabrika bütün aşamaları kendimiz yaparız birbirimize rakip oluyoruz.
İtalyan bunu nasıl yapıyor, Roma İmparatorluğu’ndan gelen bir model var. Üretimi bölmüşler belli bir bölgede diyelim ki hamderiden bitmişderi imal edeceksiniz bunun için de farklı aşamalar var. Üreticiler hepsi bunun farklı bir kısmında uzmanlaşıyor yani üreticiler birbirlerinin tedarikçisi haline geliyor rakibi haline gelmiyor yaptıkları işte mükemmelleşmiş oluyorlar birbirlerine rakip olmamış oluyorlar bakın bu bilgeliktir.
Hakikaten benim kafamda olan bir model bilgelik, bize yabancı olan bir düşünce tarzı değil mesela biz şimdi inovasyon diyoruz yabancı bir kelime Türkçe değil. Latinceden gelme bu kelime bizim değil ki. Yazılı ilk belgemiz olan taşa yazılmış olan Bilge Tonyukuk yazıtında ise bilgelik bir unvandır. Bilgelik olmadan inovasyon olmaz. Daha çok bu konuşulmadı herkes diyor ki inovasyon nasıl yapılır, evet bilgelikle yapılır inovasyon ama daha bu cümle kurulmadı.
O açıdan biz kendimiz olmalıyız, kendi kavramlarımızla gitmeliyiz. İş hayatında da işletmecilikte de kullanılan kavramlar hepsi yabancı kavramlar Amerikan kavramları Fransız bile değil Fransızca devlet yönetiminde kullanılıyormuş o zamanlar.
Bu kavramlarda biz kendimize dönmemiz düşünmemiz lazım, o zaman kendi yolumuzu çizmiş olacağız bizim bir yolumuz var dünyada başka hiçbir millet yok Asya’nın bir ucundan Küçük Asya Anadolu’ya 8000 km yol gelsin bunun getirdiği müthiş bir zenginlik bir birikim var.
İşte yardımlaşmayı hani biz imece deriz iş hayatında rekabeti biraz geriye çekip yardımlaşmayı bilgelikle öne çıkarmak benim bileceğim danışmanlık bu tarzdadır. Bilgelik liderliktir aslında dış dünya bazında hepsi birleşmiş oluyor.
İhracattan şairliğe ve yazarlığa geçiş sürecinde önemli olan ise göz. O sizde varsa eğer. İhracatçılık benim mesleğimdi sevdiğim bir meslekti çünkü insanlarla bir arada olmayı seviyordum o da size başarıyı getiriyor, açık sözlü oluyorsunuz çünkü. Bir de ihracatta şu vardı “One Man Show”. Siz diyemezsiniz ki müşteriyle konuştuğunuz zaman “ya ben işte Ahmet’e sorayım Ayşe’ye sorayım Mehmet’e sorayım Fatma’yı sorayım” yok. Sizin tek başına bir özelliğiniz olacak; Temsil. O zaman çok bilgili olmanız lazım müşteri size sağdan soldan ortadan her taraftan SORULAR soracak, onları siz anında yanıtlamanız gerekecek, komple olmanızın önemi bu şekilde, o açıdan bu mesleği sevdim ben.
Çünkü benim için hayatta iki tane değer var bilgi ve sevgi. O ikisi çok çok önemli kavramlar benim için.
Şairliğe geçişimle ilgili olarak, ben ilk şiirimi Hong Kong’da yazdım 1997 yılında. 2022 yılında yayınladığım şiir kitabıma Levendname adımı verdim, burada büyük Asya destanı tarzında, çünkü 1997 yılında ben Hong Kong’daydım beş yıl kaldım orada kaldığım dönemden geliştirdim. Anneannem şairdi mezar taşında gördüm dedeme yazdığı şiiri Merkezefendi mezarlığında anneannem Feleknaz Funda, dedem daha önceden vefat etmiş onu gördüm. Sallandım köküm oydu annemde de o şairlik vardı, demek ki kişi kendi köklerine çekiyor. O gelmiş beni bulmuş. Kuşaklarla yürüyor. Tabii ki annemden ve anneannemden geliyor buna da çok mutlu oldum ve tabii şairlik kişiye çok özgün bir şey çok özel sübjektif kendinizi ortaya koyuyorsunuz. Fakat kendimde en beğendiğim özelliğim odur tamam araştırmacı bir kişiliğim var, fakat şairlik başka bir şey yani sanatın etkileme gücü çok daha fazla oluyor.
En tercih ettiğim özelliğim aslında tamam meslek olarak ihracatçı idim ama geçiş tarzı da şu şekilde demek benim özümde varmış şairlik, gözlemlerim göz. Gözünüz görüyor. Halkla birlikte olmayı çok seviyorum çünkü o size enerji veriyor mesela sürekli toplu taşıma ile gider gelirim orada halk size enerji veriyor insanlar size enerji veriyor bunlar da neticede dizelere dönüşüyor.
Mesela sabah arkadaşım aradı güney Afrika’ya ihracat konusunda kendisiyle görüşme yaptım. Konferanslar veriyorum. Benim bir internet sitem var booksonturkey.com oraya yazılar yazıyorum. Yazdığım kitaplar var. İki senedir siteme yazılar yazıyorum içine 2000 tane yazı koydum internet sitemin, Türkçe ve İngilizce çünkü bizim İngilizce dilinde tanıtımımız yok, dünyanın dili bu. Türkçeyi çok önemsiyorum ama başka bir konu. Bizim de bir dünya dili haline gelmemiz lazım, site üzerinde Ekitap projesi başlatacağım.


Türkiye’de kağıt çok zamlandı çok pahalandı kitaplar 200 TL falan değil mi o zaman şöyle düşündüm mesela şu kitabı yazmışım ben “Kıbrıs Dünyanın Merkezidir” yazdığım zaman Mustafa Kemal Atatürk’ün bir sözü var “Kıbrıs’a dikkat ediniz”. İşte vizyon bu şimdi ben bunu İngilizce olarak yayınlayıp “The Center of the World is Cyprus” diye yazsam burada da böyle dünyayı Kıbrıs’ta bir araya getirici cümleler tespitler yapsam bu dünyanın ilgisini çekecektir diye düşünüyorum çünkü neticede Kıbrıs Akdeniz’de bir ada dünyanın merkezi Akdeniz. Akdeniz zaten dünyanın ortası demek mana itibarıyla İngilizce kitaplar konusunda Ekitaplar konusunda Hintli bir dostumla Hintler ve editoryal konularda kuvvetliler. Kitaplar hem Türkçe olacak hem İngilizce olacak, hem de bunun maliyeti düşük olacağı için kağıt yok çünkü ortada, ulaşılabilirliği de daha fazla olacak. Bana bir dostum “bak eğer burada yoksan -cep telefonunu kastediyor- sen yoksun” dedi. “Cepte eğer yoksan kendini varsayma” dedi.



İhracat Seyahatlerim. 33 yılda 33 ülke

Benim Hong Kong’ta bulunduğum 1997 yılı çok enteresan, dünyada internetin başlangıç tarihidir, 35 yıl geçmiş. Bakın çok enteresan bir anımı söyleyeceğim size iyi ki aklıma geldi sene 1998 Ali Baba’nın kurucusu olan Jack Ma‘nın bir konferansına dinleyici olarak katıldım ben böyle konferansları toplantıları severim ne oluyor ne bitiyor dış dünyada dedim, hani üçgenlerden bir tanesi. Böyle kısa boylu bir adamcağız Çinli konferans veriyor. AliBaba da daha o zaman AliBaba değil yani bir startup, tanınmışlık olarak daha yeni seviyelerde. Amerikalılar Alibaba’yı borsaya enjekte etmişler, daha ilk dönem 1997’de dünyada internet başlıyor.
Konferansta konuşmaya başladı hem de oturanlar da Ericcson ve Nokia, o zamanki dev firmalar, şu anki iPhone ve Apple’ın pozisyonundalar. Ayakta konuşuyor, siz dedi köpek balıklarısınız dedi, arkada da sunum var, ekranda karidesler hareketli bir şekilde akıyorlar.
Bakın dedi “biz Çinliler denizin dibindeki karidesler gibiyizdir sizin gibi köpek balıkları değiliz biz” dedi. “Biz çok küçüğüz ama bizim küçüklüğümüz ve aramızdaki iletişim çok büyük bir güç yaratır” dedi ve noktayı koydu.
Şimdi siz dönün bakın geriye 25 yıl geriye gidin o adam Startup idi dünyanın bir numarası oldu, nerede Ericcson nerede Nokia, şimdi artık çok pasif konumdalar

Ben orada neyi gördüm vizyon bu işte. Vizyon nedir kişiseldir adamda liderlik var bilgelik var ikisi de var demek ki dış dünya. İşte çok önemli bir hatıra.
Geçenlerde Balıkesir’e gittim orada Anadolu Lisesi’nde öğrencilerine Tonyukuk üzerine konferans verdim. İlk yazarımız Tonyukuk üzerine. Orada gençleri gördüğümde onlarla soru sorarak konuştum çok hoşuma gitti çok aktifler canlılar yani ümitlendim yani Z kuşağı tarzında etiketleniyorlar Z kusağı ne demek Z son, Z’den sonra harf yok, insan yok yani o söylemi kabul etmiyorum ama ayrıştırıcı bir söylem XYZ kuşağı, bunlar ne böyle. Gençlere, benim kendi yaşantımdan çıkartarak söyleyebileceğim mücadele, cesaret, vizyon, hayal. Bunların peşinden gitmek sürekli dinamik ve canlı olmak.


Yani yılgınlık tarzında bir şey söz konusu değil. Mesela gençler yurtdışına gidiyorlar benim kızım da yurtdışında çalışıyor, yurt dışına giden gençleri eleştirmiyorum onlar da orada bizi temsil edecekler farklı bir yaşantıları olacak dış dünyaya çok açık olsunlar izlesinler ne oluyor ne bitiyor. Tabii yeni meslekler gelişiyor yeni gelişen meslekler var ama şöyle bir handikap var hani söyledim ya uzman. Artık bütün meslekler uzman en dipte uzman o zaman geneli göremiyorsunuz bir labirentin içerisindeyseniz kaybolabilirsiniz kaybolmasınlar, geneli görsünler, dünyada ne oluyor ne bitiyor tarzında ve iki tane yabancı dil muhakkak lazım. Ben 40 yaşındaydım özel ders aldım Hong Kong’da Çince öğrendim konuştum önemli olan konuşmak değil mi, siz konuşuyorsunuz ne karşındaki insanlarla iletişim kurabiliyorsunuz. Bir de dillerini Türkçeyi çok önemsesinler yabancı kelimeleri atsınlar.
Bu özentiye Türkiye 1982 yılında girdi rahmetli Turgut Özal benim idolüm olan kişidir mesleğimin babası odur Türkiye’de ihracatçılığı başlatan kişi odur fakat yabancı kelimeler kullanma konusuna çok yoğunlaştı. Ama bunun öncesi de var yani Türkler Fransızca kelimeler kullandılar Almanca pek kullanılmadı ama daha sonra İngilizce yabancı kelimeler. İsimlere bakın Türklerin tarihte aldığı isimlere bakın son dönemde bu değişti artık çocuklara Türkçe isimler veriliyor ama Arapça Farsça hatta Çince isimler veriliyordu bu hoş değil. Dil kişinin kimliğidir Balıkesir’de gençlere onu anlattım. İngiltere dünya lideri nasıl olmuştu dille olmuştur dilini dünya dili yapmıştır, Türkçeyi tahtından indirerek yapmıştır bunu.
İkincisi de düşünce bakın işte masanın üzerinde kitaplar bugün İngilizler dünyayı kendi kurguladıkları düşüncelerle yönetiyorlar Kapitalizm İngiliz düşüncesidir sistemidir futbol bir İngiliz sistemidir yani yönetim ve eğlence hepsi düşünce ile dünyaya hakim olmuşlar. Bizler de dilimiz ve düşüncemizin hakimiyetinin önünü açmalıyız diye düşünüyorum.
Benim yaşım 65 enerjimi yitirmedim 1958 doğumluyum bu enerji ile sürekli dolaşıyorum bana yarın öbür gün “atla Güney Afrika’ya git orada ihracat yap” dediklerinde atlayıp giderim.
Gençlerimiz, ülke ve dünyayı takip etsinler kendi bağımsız fikirlerini geliştirsinler yani akıl yürütmek. Bize yaratıcı akıl vermiş Türk yaratılan demektir aslında. Türkler bunu kavramışlar ilahiyatı kavramışlar düşünsünler. Kendileri olsunlar, dil anlamında düşünce anlamında yaptıkları anlamında bir de kimliklerinde gurur duysunlar..
Ülkeyi ve dünyayı iyi takip etsinler kendi bağımsız fikirlerini geliştirsinler, akıl yürütsünler, bize yaratıcı akıl vermiş. Evet o akılı kullansınlar. Aslında yaratılmış demektir Türk, ilahi bir kavram neticede. Sürekli düşünsünler ve kendileri olsunlar, işte dil anlamında, düşünce anlamında, yaptıkları anlamında. Bir de kimliklerine gurup duysunlar.
Bu anlamda Vizyon çok önemli bakın yabancı bir kelime kullandım değil mi bunları aslında çıkartmamız lazım. Ufuk var onun yer ufkumuzu geniş tutmak anlamında, dünyaya açık olmaları anlamında.

******************************
******************************
******************************
******************************
TARIMSAL ÜRÜNLER İTHALATIMIZ

Kaynak: https://www.trademap.org/
2023 YILI TARIMSAL ÜRÜN İTHALATIMIZ (500 Milyon Dolar’dan fazla kalemler)
| GTİP | BİN DOLAR | ||
| TARIM | 24.054.770 | ||
|
Hububat | 5.075.074 | |
|
Hayvansal, bitkisel veya mikrobiyal yağlar ve sıvı yağlar ve bunların parçalanma ürünleri; hazırlanmış yenilebilir yağlar; . . . | 3.215.509 | |
|
Yağlı tohumlar ve yağlı meyveler; çeşitli tahıllar, tohumlar ve meyveler; endüstriyel veya tıbbi . . . | 2.990.011 | |
|
Gıda endüstrilerinden kaynaklanan artıklar ve atıklar; hazır hayvan yemleri | 2.662.282 | |
|
Yenilebilir sebzeler ve bazı kök ve yumrular | 1.266.184 | |
|
Yenilebilir meyve ve kuruyemişler; turunçgillerin veya kavunların kabukları | 1.263.125 | |
|
Canlı hayvanlar | 1.195.977 | |
|
Tütün ve işlenmiş tütün ikameleri; nikotin içersin veya içermesin ürünler, . . . | 922.998 | |
|
Çeşitli yenilebilir preparatlar | 887.884 | |
|
İçecekler, içkiler ve sirke | 878.699 | |
|
Kakao ve kakao preparatları | 854.549 | |
|
Kahve, çay, maté ve baharatlar | 620.242 |
Tarımda Dış Ticaret Fazlası
|
|
| Sources: ITC calculations based on UN COMTRADE and ITC statistics. | |
| Unit : US Dollar thousand | |
| Partners | Balance in value in 2023 |
| Brazil | 132.385.216 |
| Netherlands | 43.354.340 |
| Australia | 28.067.178 |
| Canada | 23.931.019 |
| Argentina | 23.724.103 |
| Thailand | 23.708.650 |
| New Zealand | 21.409.720 |
| Indonesia | 21.337.576 |
| Poland | 20.700.080 |
| India | 17.316.606 |
| Ukraine | 15.046.656 |
| Spain | 14.969.815 |
| Russian Federation | 12.753.401 |
| Ecuador | 12.623.719 |
| Belgium | 11.393.842 |
| Chile | 11.207.468 |
| Mexico | 8.456.432 |
| Paraguay | 7.304.632 |
| Türkiye | 6.871.807 |
Kaynak: TradeMap
Tarımda dış ticaret fazlası veren ülkeler listesinde ilk 5 sırada yer alması gereken Türkiye ancak 19.sırada kendisine yer bulabilmiştir. Siyaset adamlarının ülkemizin potansiyellerini nasıl kendi şahsi menfaatleri için yok ettiğinin en önemli ve kritik bir göstergesidir bu sıralama.
Kars Gravyeri’nin Hikayesi
Kars gravyerinin ünü, Türkiye sınırlarını aşıp Hong Kong’a kadar ulaşıyor. Ona bu şöhreti kazandıranlar 2.400 rakımlı merkez köylerden biri olan Boğatepe’nin girişimcileri. Nesillerdir peynircilik, genel anlamda tarım ve hayvancılıkla geçinen köyün bugün ihracat yapar hale gelmesinin arkasında aslında tam bir trajedi yatıyor. 1999’da meydana gelen bir trafik kazası hem köyün hem de yıllar önce oradan ayrılıp İstanbul’a ticaret yapmaya giden işadamı İlhan Koçulu’nun kaderini değiştiriyor.
İlhan Koçulu bugün peynirin, özellikle de Kars Gravyeri’nin tutkunu olan isimlerin yakından tanıdığı biri. Başkanlığını yaptığı Boğatepe Çevre ve Yaşam Derneği’ni kurarak önemli çevrelerin dikkatini çekti. Sabancı Vakfı tarafından “Fark Yaratan” seçildi. Avrupa Birliği ve UNDP’den birçok kez destek aldı. Köydeki kadınlara eğitim aldırarak bugün aralarından ihracatçıların çıkmasını sağladı.
Jean üretiminden peynire
İlhan Koçulu, dört nesildir peynir yapan bir aileden geliyor. Mandra kültürü genlerine işlemiş demek yanlış olmaz. 59 yaşındaki işadamı İzmir’de sosyal bilimler eğitimi almış. 1990’da İstanbul’a peynir satmaya gelen Koçulu ticarete atılarak Merter’de Jean üretimine başlıyor. Bianca markasıyla ihracat da yapan Koçulu, hayatını değiştiren olayı, “Her hafta bir TIR ihracatım vardı. Ta ki 1999’da köyümden bir trafik kazası haberi gelene kadar. O kazada ağabeyimle birlikte köyümüzden 23 kişiyi kaybettik” diye anlatıyor. Cenaze ve yas süresince 52 gün Boğatepe’de kalan Koçulu, bu süreçte köyünün bıraktığından çok farklı olduğunu görüyor. Bunu da şöyle dile getiriyor: “Çocukluğumda köyde 10 bin hayvan vardı. Oysa gittiğimde herkes göçmüştü ve sadece 450 inek kalmıştı.
Binalar yıkılmak üzere, harabeydi. Oysa gençliğimde köyün 6-7 futbol, 2 de voleybol takımı vardı, Kars’ın bütün kupalarını toplar gelirdik. Cenazede gördüm ki hizmet edecek genç kalmamış. O kazada 7 evin kapısına kilit vuruldu. Bu manzara beni çok etkiledi. Kafamda sorularla İstanbul’a döndüm.”
‘İşçileri gönderdim’
İlhan Koçulu, bu olaydan sonra İstanbul’daki işlerine odaklanmak yerine Boğatepe’de hayatı nasıl canlandırabileceğini düşündüğünü söylüyor. “Bunun için tek yol yüzlerce yıldır yaptıkları işi, yani hayvancılığı, peynirciliği onlara hatırlatmaktı” diyor. Bu düşündüğünü bizzat hayata geçirmek için de ani bir kararla fabrikayı kapatıyor, işçileri bir günde çıkarıyor ve Boğatepe’ye dönüyor.
Koçulu’nun Boğatepe’de başlattığı sistemle 1600 rakımın üzerinde 10 köy seçiliyor. Alçaktaki köylerde yem üretimi için tarım, yüksekteki köylerde de hayvancılık yapılmasına karar veriliyor. Koçulu, bir yandan da ailesinin geçimini sağlamak için ölen ağabeyinin işlettiği peynir atölyesini yeniden canlandırıyor. Bölgede tarımla ilgili yerel yöneticilerle de görüşüp destekler alıyor, uzmanlara konuyu danışıyor. Sıkıntının ekilen buğday tohumunda olduğunu tespit ediyor: “Ziraat köylülere buğday tohumu veriyor ancak Konya’dan gelen tohumlar Kars şartlarında yeşeremeden donuyorlardı. Köylü hasat yapamamış, borcunu ödeyememiş ve dolayısıyla tarımı da hayvancılığı da bırakmış zamanla. Biz önce yerel tohumları bulmak için bölgeyi dolaştık. Bölgeye has Kavılca buğdayının tohumlarını bulduk. Çatal siyez de denilen bu tür çok dayanıklı. Bu tohumu çoğalttık. Şu anda 700 ton üretim var, 13 ile tohum dağıttım. Köy okulunda kadın-erkek herkesi toplayıp bu tohumları üretirlerse köyde yeniden ekmek kokacağını anlattık.”
‘Kaynana ve gelinlerle dernek kurduk’
Tarım ve hayvancılığın, Kars Gravyeri üretiminin geri geldiği Boğatepe’de şu anda 105 hane var. Yedi adet ruhsatlı mandıra çalışıyor. Üretilen peynirler gün ortası olmadan tükeniyor. Bunun dışında buğday, tereyağı, bal, erişte, yabani otlar, bulgur gibi ürünler de atölyelerde üretilip satılıyor. İlhan Koçulu, yakalanan başarılardan sonra 20 ailenin köye döndüğünü söylüyor. Bu başarıda ona göre köydeki kadınların büyük payı var. “Erkekler bir süre sonra sizden para desteği bekliyor ama kadınlar sonuç odaklı, gelişime inanıyorlar” diyor.
Bu nedenle Boğatepe Çevre ve Yaşam Derneği’nin çimentosunda köydeki kaynana ve gelinlerin harcının bulunduğunu söylüyor. Diyor ki, “Dernek kurulurken 45 kadın 9 da erkek vardı. Bu işi yaparsa kadınlar yapacaktı. Kadınları eğittik, çamaşır makinesi dağıttık. 23 kadın girişimci ülke çapında fark yarattı. UNDP’den destek aldık. Şimdi sistemi başka köylere de yaymaya çalışıyoruz.”
Köy evleri turizme açıldı
Boğatepe Türkiye ve diğer ülkelerden bu yılın ilk üç ayında 7 bin kişi tarafından ziyaret edildi. Bunda İlhan Koçulu’nun hayata geçirdiği “Dayanışmacı turizm” projesinin payı büyük. Proje, uluslararası ödüllere sahip. Fransa’da Tamadi adındaki dernekle işbirliğinde yürütülüyor. Üç yıldır Tamadi’nin yönetim kurulunda olduklarını söyleyen Koçulu, yerel yönetimlerin de 27 ülkede yürütülen bu projede yer aldığını vurguluyor. Projeyle Boğatepe’ye 8 günlük programla turistler geliyor. 14 kişilik gruplar inek de sağıyor, erişte de kesiyor. Bunun için kişi başı 1.000 euro ödüyorlar. Yemekler köylülerin evinde yeniliyor. Yaz aylarında da öğrenci grupları geliyor köye. Tarlada ve ahırlarda çalışıyorlar.