cephelerinde savaştığı, fakat sonunda müttefikleriyle birlikte yenildiği ve çeşitli yönlerden büyük kayıplar yaşadığı bir savaştır. Bu savaşta yüz binlerce askerimizin şehit ve esir düşmesi bu kayıpların en acısıdır. Savaş esnasında cephelerde şehit olanlar oralarda defnedilmişlerdir.
Düşmana esir düşenler ise; ki en çok İngilizlere sonra Ruslara, Fransızlara, İtalyanlara, Rumenlere ve Yunanlılara esir düşülmüştür, çeşitli esir kamplarına götürülmüş ve birçoğu o kamplarda vefat etmişlerdir.
Savaştan sonraki süreçte, başta Lozan Antlaşması olmak üzere çeşitli uluslararası antlaşmalara dayanılarak, gerek savaş bölgelerinde gerekse Türk askerlerin götürüldüğü esir kamplarının bulunduğu ülkelerde, yani toplam 26 ülkede 54 adet Türk şehitliği yaptırılmıştır. Bu şehitliklerin 36’sı savaşın geçtiği bölgelerde, 18’i de esir düşen askerlerimizin götürüldükleri esir kamplarının olduğu yerlerdedir.
Şimdi bu ülkelerde yer alan şehitliklerimizi ele almaya çalışalım.
Almanya
1.1. Berlin Türk Şehitliği
2. Azerbaycan
2.1. Bakü Türk Şehitliği
2.2. Fatmayı Türk Şehitliği
2.3. Gobustan Türk Şehitliği
2.4. Göyçay Türk Şehitliği
2.5. Maştaga Türk Şehitliği
2.7. Nahçivan Türk Şehitliği
2.8. Şalyan Türk Şehitliği
3. Bulgaristan
3.1. Varna Türk Şehitliği
Çek Cumhuriyeti
4.1.Hodonin Türk Şehitliği
4.2. Pardubice Türk Şehitliği
4.3. Valasske Mezirici Türk Şehitliği
5. Fransa
5.1. Çanakkale (Carcassone) Türk Şehitliği
6. Hindistan
6.1. Bellary Türk Şehitliği
6.2. Sümerpur Türk Şehitliği
7. Irak
7.1. Bağdat Türk Şehitliği
7.2. Kut Türk Şehitliği
8. İngiltere
8.1. Man Ada’sı Türk Şehitliği
9. İran
9.1. Selmas Türk Şehitliği
10. İsrail – Filistin – Ürdün – Lübnan
10.1. Ramle Türk Şehitliği
10.2. Beer Sheva (Birüssebi) Türk Şehitliği
10.3. Gazze Türk Şehitliği
10.4. Zeytindağı Türk Şehitliği (Kudüs Şehitliği)
10.5. Hint – Türk Harp Mezarlığı
10.6. Tul Karem Türk Şehitliği
11.1. Haparanda Türk Şehitliği
12. Kıbrıs
12.1. Çanakkale Türk Şehitliği
13. Macaristan
13.1. Budapeşte Türk Şehitliği
14. Malta
14.1. Malta Türk Şehitliği
15. Mısır
15.1. Kahire Türk Şehitliği
15.2. İskenderiye Türk Şehitliği
16. Myanmar
16.1. Thayetmo Türk Şehitliği
16.2. Meikhtila Türk Şehitliği
17. Polonya
17.1. Krakow Türk Şehitliği
18.1. Braila Türk Şehitliği
18.2 Bükreş Türk Şehitliği
18.3. Slobozia Türk Şehitliği
19. Rusya
19.1. Krasnoyarsk Türk Şehitliği
20. Sırbistan
20.1. Belgrat Türk Şehitliği
21. Suriye
21.1. Katma Türk Şehitliği
22. Suudi Arabistan
22.1. Hicaz (Abha) Türk Şehitliği
23. Ukrayna
23.1. Gutisko Türk Şehitliği
23.2. Lopuşnya ve Verhnya Lıpıtsya Türk Şehitlikleri
23.3. Meçişçiv Türk Şehitliği
23.4. Pukiv Türk Şehitliği
23.5. Rohatin Türk Şehitliği
24. Ürdün
24.1. Salt Türk Şehitliği
25. Yemen
25.1. Yemen Türk Şehitliği
26. Yunanistan
26.1. Pire Türk Şehitliği
Sonuç
I. Dünya Savaşında toplam 375.000 askerimiz şehit, 202.000 askerimiz de esir düşmüştür. Bunlarla birlikte Mondros Mütarekesine kadar 400.000 yaralı, 240.000 hastalık sebebiyle ölüm, 35.000 alınan yaralar sonucu ölüm, 1.560.000 hasta, firar, kayıp vs sebeplerle yaklaşık 2.750.000 askerimizin savaş dışı kaldığı hesaplanmaktadır. Esir düşen askerlerimizin sayısı 202.000’dir.
En çok esir İngilizlere sonra Ruslara, Fransızlara, İtalyanlara, Rumenlere ve Yunanlılara düşmüştür.
İngilizler Hicaz -Asir- Yemen cephelerindeki esirlerimizi Mısır’daki kamplara; SinaFilistin-Suriye ve Irak cephelerinde esir olan askerlerimizi de önce Mısır’a sonra da büyük bölümünü Hindistan ve Burma’ya götürmüşlerdir.
Fransızlar da Türk esirleri önce Limni Adasına oradan Korsika Adasına sonra da bir kısmını Fransa’ya nakletmişlerdir. Bu bağlamda 1158 asker Fransa’daki çeşitli çalışma kamplarına götürülmüştür.
İtalyanlara ise Trablusgarp ve Bingazi cephelerinde toplam 44’ü subay ve 56’sı erbaş ve er olmak üzere 100 askerimiz esir düşmüştür.
Ruslarla yapılan savaşlarda toplam Türk kaybının 200.000’e yaklaştığı tahmin edilmektedir. Bunun 60.000-70.000’i esir, geri kalanı şehit ve yaralılardır. Esirlerimiz Azerbaycan, Moskova, Ukrayna, Astarhan ve Sibirya’ya götürülmüşlerdir.
Romanya cephesinde ise Türk askerlerinden 412’si şehit 500-600 kadarı Rumenlere esir düşmüştür. Esirlerin çoğu geri dönememişler ve esir kamplarında hayatlarını kaybetmişlerdir. Daha sonra hem savaş sırasında şehit düşen, hem de esir edilerek diğer ülkelere götürülen askerlerimiz için şehitlikler yapılmıştır.
Bu bağlamda 26 ülkede 54 Türk şehitliği bulunmaktadır. Bunlardan otuz altısı savaşın geçtiği bölgelerde, on sekizi de esir askerlerimizin götürüldükleri esir kamplarının olduğu yerlerdedir.
THE SOUL OF THE TURKISH PEOPLE: “Mankind has always been created mortal” (Kül Tigin Inscription, 731. North face. Line 10)
The starting point of our book, The Spirit of the Turkish People, is to reveal our human understanding, which reached the highest level in Yunus Emre, through language, with the utmost clarity, by moving from inscriptions to manuscripts. The fiction of the book, which is knitted with the concepts of person, self, public and generation, also created the synthesis of these concepts.
The synthesis reached with the concept of power (power) shows that the inexhaustible power source comes to life in humans. The meaning of 7K and 1N (HUMAN) has been reached. The identification of a single person with power is a phenomenon created by the Turkish Spirit.
What is remarkable is that all seven concepts of analysis/synthesis are root words that have lived in Turkish for thousands of years. While the word generation was mentioned for the first time in the Divan-ı Lugat it Türk manuscript, the other four concepts were engraved on the stone in the inscriptions. The roots are deep.
Our souls carved on the stones of Greater Asia’s waterside (Yenisei, Orhun, Selenge) reaching eternity, following our human values, are on the tombstones of Eyüp town by the waterside of the Golden Horn of European Istanbul, in the neighbor of Asia Minor, at a unique geographical point where the two continents are closest to each other, It inherits as a place of rare artifacts, where the Turkish Spirit presents with all its elements, almost like a magnificent display cabinet; It is the three dimensions of the person who speaks.
In the Yenisey, Orhun and Eyüp inscriptions, the Turkish Spirit is like a farewell and testament statement. Life is accounted for and entrusted to future generations as an invaluable treasure. What belongs to the living generations is to fulfill their wills by showing loyalty to what their ancestors left behind, and to make the connection with the roots permanent.
TÜRK İNSANI’NIN RUHU: “KİŞİ OGLI KOP ÖLGELİ TÖRÖMİŞ” “İnsanoğlu hep ölümlü yaratılmış” (Kül Tigin Yazıtı, 731. Kuzey yüzü. Satır 10)
Türk İnsanı’nın Ruhu kitabımızın çıkış noktası yazıtlardan yazmalara yol alarak Yunus Emre’de en üst düzeye çıkan insan anlayışımızın dil üzerinden olanca netliği ile ortaya çıkarılmasıdır. Kişi, kendi, kamu, kuşak kavramları ile örülen kitabın kurgusu bu kavramların sentezini de oluşturmuştur. Küç (güç) kavramı ile ulaşılan sentez tükenmez güç kaynağının insanda hayat bulduğunu göstermektedir. 7K ile 1N’nin (İNSAN) anlamlandırılmasına ulaşılmıştır. Tekil insanın güç ile özdeşleşmesi Türk Ruhu’nun var ettiği bir olgudur. Dikkat çekici olan analiz/sentez konusu yedi kavramın da Türkçede binlerce yıldan buyana yaşayan kök kelimeler olmasıdır. Kuşak kelimesine ilk kez Divan-ı Lugat it Türk yazmasında değinilirken diğer dört kavram ise yazıtlarda taşa kazınmıştır. Kökler derinlerdedir.
Büyük Asya’nın su kenarlarındaki (Yenisey, Orhun, Selenge) taşlara kazınarak sonsuzluğa uzanan ruhumuz, insan değerlerimiz ardından Küçük Asya’nın komşuluğundaki Avrupai İstanbul’un Haliç su kenarındaki Eyüp beldesi mezar taşlarında, iki kıtanın birbirine en yakın olduğu emsalsiz bir coğrafya noktasında, Türk Ruhu’nun adeta şahane bir vitrin dolabı gibi tüm unsurları ile arz-ı endam ettiği nadide bir eserler beldesi olarak tevarüs etmektedir ki, değil sadece kıtaları, hayatı, ölümü ve yaratılmışlığı birarada yaşatmaktadır; dile gelen kişinin üç boyutudur.
Yenisey, Orhun ve Eyüp yazıtlarında Türk Ruhu bir veda ve vasiyet beyannamesi gibidir. Hayatın muhasebesi yapılır ve gelecek kuşaklara paha biçilmez bir hazine olarak emanet edilir. Yaşayan kuşaklara düşen ise ataların bıraktıklarına vefa göstererek vasiyetlerini yerine getirmek, köklerle irtibatı sürekli kılmaktır.
Retired admiral, one of the architects of Turkey’s expansionist maritime dogma, speaks to Kathimerini
‘Every country has the sovereign right to sign an agreement. No one has the right to tell a country what it can and cannot sign,’ Yayci says on the Turkey-Libya memorandums.
Fresh fuel was thrown onto the already volatile Greek-Turkish relationship in 2019 in the form of a map that was made public in a photograph that had Turkish President Recep Tayyip Erdogan standing in front of it. It was a map of the so-called “Blue Homeland” (or Mavi Vatan in Turkish), a theory encapsulating Turkey’s new expansionist agenda. The map depicts the Aegean Sea as being divided between Turkey and Greece, with dozens of Greek islands shown as being on the Turkish side. That map has since acquired political substance and is a constant feature in Turkish complaints to the United Nations regarding maritime zones, based on Ankara’s interpretation of international treaties and bilateral agreements.
Kathimerini reached out to one of the theorists and architects of the “Blue Homeland,” retired admiral Cihat Yayci. A former chief of staff of the Turkish Navy, Yayci is now a professor and president of Bahcesehir University’s Maritime and Global Strategies Center, and one of the key proponents of Turkey’s expansionist doctrine.
In what can only be described as a charged discussion on the subject, Yayci, who is also the architect of the Turkey-Libya maritime demarcation accord, analyzes the Turkish side’s positions.
Admiral Yayci, how did the Blue Homeland doctrine come to be?
The basis of the Blue Homeland doctrine represents the current spots and emphasizes the Turkish maritime jurisdiction areas. To begin with, it is a term that is accepted by the Turkish public, but also internationally. It is just a doctrine that defines the maritime areas under Turkish jurisdiction and the means by which they are safeguarded legally, diplomatically, financially and politically. My work on this is defined as non-military.
You have said that the map is designed to be used mainly for academic purposes, yet we have seen photographs of President Erdogan posing in front of it. What are Turkey’s claims on the basis of this doctrine?
This map is not maximalist. First of all, it is not even optimized. It is between optimal and minimalist. If you look at the Greek maps which represent Greece’s claimed maritime jurisdiction areas, they don’t allow for any Turkish territorial waters in the Aegean Sea at all. The [Blue Homeland] doctrine is upheld by the public and the public administration. It is also upheld by the laws of our nation and by our government. My map, which is the one behind Mr Erdogan, is based on international law. It is drawn on the basis of the principles of accountability, sovereignty of land and sea, geographical superiority and on how [in terms of defining maritime zones] the mainland is superior to the islands. These are principles of delimitation that derive from the international courts’ decisions on the archipelago and from the United Nations. Blue Homeland makes recommendations on how should be shaped and what has to be the legal stance towards illegal demands and the use of illegal means. So this doctrine is about how we can defend our maritime rights and interests.
President Erdogan and other government officials are demanding the demiliarization of the Greek islands. Greece responds by citing Article 51 of the UN Charter regarding the “inherent right of individual or collective self-defense.” Is Turkey going to insist on the islands’ demilitarization?
Article 51 concerns Turkey’s legal right to defend itself, not Greece’s. The reason is that these 23 islands were supposed to have been demilitarized under the provisions of the 1914 treaty and the decisions of the ambassadors of the six Great Powers, the 1923 Lausanne Treaty, and the Treaty of Paris of 1947.
‘Greece is not an archipelagic state. Greece is a peninsular state and the islands are in the Adalar, the Aegean’
Tell us about the Turkish-Libyan agreement. What legal basis does it have?
Let me just say that every country has the sovereign right to sign an agreement. No one has the right to tell a country what it can and cannot sign.
Is this the case even when the said agreement violates the territorial waters of the islands of Crete, Rhodes and Kastellorizo?
It is a misunderstanding or misinformation or propaganda that the line between Turkey and Libya interferes with the territorial waters of any island. I am the one who drew that line. If you look at the line connecting the coasts of Libya and Turkey, you will see that it passes an area 40 miles away from Crete. We do not interfere with anyone’s territorial waters.
But it does encroach on the exclusive economic zone.
This attitude really is unique to Greece. Greece is trying to represent itself as an archipelagic state that consists only of islands, like Japan or the Philippines or Indonesia. Well, Greece is not an archipelagic state. Greece is a peninsular state and the islands are in the Adalar, the Aegean. I use the term “Adalar” instead of Aegean Sea. The Adalar is a very narrow sea, with a width of approximately 150 and 180 miles. Therefore, the continental shelf of the mainland comes to nearly 350 miles. So, if the sea between Greece and Turkey stretched across several hundred miles, there would be no problem, and if, of course, there wasn’t one particular island [Kastellorizo]. For example, if this island lay 700 or 500 miles from Turkey and from Greece, we could say that it had an exclusive economic zone and a continental shelf. This is not the case, however. We are talking about a narrow sea that is not even 200 miles between two countries, two states. So, some of these islands, and especially those that Turkey claims are along the median line, are on the Turkish mainland’s continental shelf, while the others lie mainly on the Greek continental shelf. Therefore, if an island is already on a continental shelf, it cannot create another continental shelf. This is a logical rule and that sets a legal rule.
Moreover, Greece is not an archipelagic state. Its argument that its maritime jurisdiction line begins from the outer line of its islands is illegal. The maritime jurisdiction line should be defined in relation to the mainland. During the UN Law of the Sea Convention – allow me to remind you – Greece had insisted on being acknowledged as an archipelagic state, like Japan or Indonesia. No one agreed to this, however, and Greece was told that it is a peninsular state. This is why Greece did not sign the agreement; because Greece insists that the article differentiating archipelagic states needs to be changed.
Do you believe that Turkey will proceed with drilling based on the agreement with Libya?
Yes. To begin with, we signed an agreement with the legitimate government, the Government of National Unity. All the domestic legal procedures were carried out and were then presented to the United Nations.
But the president of the Libyan Parliament rejected it.
This is a memorandum and by law memorandums are not subject to Parliament’s approval. The council, moreover, cannot sign a memorandum and, what’s more, don’t forget that there is no real elected parliament in Libya right now. The Libyan Parliament collapsed eight years ago and there have been no elections since. So let me give you some good news. Representatives from the Parliament in Tobruk, to which you are referring, came to be four months ago and I was there to brief them. Because of Greek propaganda they had been thinking, “We’ve lost a maritime area,” “Turkey forced us to sign an agreement and has taken our maritime area,” “We would have gained more, a larger maritime area, if we had signed an agreement with Greece.” That’s how they saw it and I was able to show them that if they had signed a maritime jurisdiction agreement with Greece, they would have lost at least 40,000 square kilometers of maritime area compared to the agreements they signed with Turkey. I showed them a chart with Greek offers and we compared it to the Turkish offer.
Turkish President Recep Tayyip Erdogan poses for a photo in front of a drone at a military airbase in Batman in 2018. ‘Please don’t forget that Turkey builds… ships, missiles and even aircraft. And unmanned aerial vehicles, of course, and submarines and many, many more vehicles, while also ensuring that our country is among the world’s top 14 exporters,’ Yayci says. [AP]
‘Save money, buy weapons from Turkey’
Greece has been strengthening its military arsenal by investing in new frigates and fighter jets. Do you think that Turkey is in a position to deal with the shift in the balance of power?
You are Greece, buying weapons and missiles, frigates and aircraft, helicopters, ships and submarines. All this is indeed frightening and intimidating, but please don’t forget that Turkey builds all these weapons, ships, missiles and even aircraft. And unmanned aerial vehicles, of course, and submarines and many, many more vehicles, while also ensuring that our country is among the world’s top 14 exporters. But if Greece wants to save some money, it can buy weapons, frigates, corvettes and submarines from Turkey. I would advise it.
We’re not investing in landing capabilities. This is the difference in the acquisition of the new frigates. It does not mean that we have offensive capabilities.
That is neither an excuse nor an acceptable reason. Just look at your sports stadiums. What do you call it in Greek? “Constantinople Athletic Club” [AEK], right? They just inaugurated a new stadium named “Hagia Sophia.” What I am offering Turkey right now is a response to the AEK stadium. Think about that. We will also attach names, like for Thessaloniki or certain villages, Turkish villages in Western Thrace.
‘Turkey will not tolerate Greece extending its waters even a centimeter beyond 6 miles. If Greece wants to maintain peace, stability and security in the region, it must abide by the agreements’
Would Turkey react if Greece were to extend its territorial waters to 12 nautical miles on the basis of the Law of the Sea? And if so, would this reaction mean war (casus belli)?
Let me just clarify the declaration of the 1996 Turkish National Assembly. It is not a direct declaration of casus belli. There is no such “cause of war” in this declaration, but it was done in order to give the government all the different national powers, including to take military measures, if Greece extends its territorial waters in the Aegean Sea beyond 6 nautical miles – and obviously not to 12 nautical miles. It was always about the 6 miles. Turkey will not tolerate Greece extending its waters even a centimeter beyond 6 miles. If Greece wants to maintain peace, stability and security in the region, it must abide by the agreements. There is only one agreement that was signed by Greece and Turkey together, and which establishes the status quo in the Aegean Sea: It is the Treaty of Lausanne. With respect to the Treaty of Lausanne, the territorial waters are 3 miles. Greece had increased its territorial waters to 6 nautical miles from 3 in 1936, and we agreed to that nevertheless, and in 1964 Turkey agreed to make it 6 nautical miles. But the only agreement both sides had signed was the Lausanne Treaty. And allow me to say that UNCLOS [United Nations Convention on the Law of the Sea] is a convention from 1982 to which Turkey is not a signatory, so any attempt to impose its provisions on Turkey is obviously unlawful, unjust and arrogant.
We have reached the end of our discussion. I want to thank you for sharing Turkey’s views and positions.
We can do better. We should have a better future together. This should not be a problem between two states, two nations. So let’s make it happen. Let’s live in peace. Let’s benefit together from the sea, the coast, the air, from everything.
Haritadaki ülkeler arasında yedi tanesi “istan” ülkeleridir. Sadece Azerbaycan’da “istan” takısı bulunmamaktadır. Bu coğrafya iki deniz coğrafyasıdır; Karadeniz ve Hazar denizi.
Büyük Orta Doğu Projesi bize ait olmayan bir projedir. Bu haritaya ise ben Büyük Türkiye gözüyle bakıyorum. Türk dünyası değil, Büyük Türkiye. Geleceğimiz bu haritanın temsil ettiği coğrafyadaki aksiyonlarımızla şekillenecektir.
Türkiye; Avrupa’da Asya’da, Afrika’da her üç kıtada da büyüktür.
Afrika’nın kuzeyinde, Avrupa’nın güney doğusunda, Asya’nın içlerinde, batısında, ortasında olan güç hep Büyük Türkiye‘dir. Bu bölgeleri, Balkanlar, Kafkasya, Orta Asya gibi coğrafi isimlerle adlandırmaktansa, siyasi bir nitelendirme olan Büyük Türkiye kavramı ile karşılamamız son derece önemlidir.
Haritadaki komşular ise, Türkiye, İran, Afganistan, Pakistan, Hindistan, Çin ve Rusya ve Moğolistan’dır.
Türkiye son zamanlarda giderek artan bir hız ile birlikte yönünü Kafkasya ve İç Asya’ya çevirmiştir. Bu anlamda Türk Devletler Teşkilatına son olarak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti de gözlemci üye olarak dahil edilmiştir. Böylelikle teşkilatın en batı ucu Avrupa’nın ortalarında Macaristan’da, güneydeki ucu ise doğu Akdeniz’in merkezinde Kıbrıs’ta bulunmaktadır.
Hıristiyan birliği olan Avrupa Birliği’nin başaramadığını, başarmak istemediğini, Türk Devletler Topluluğu, Katolik Macaristan’ı ve yine Avrupa Birliği’nin tanımadığı KKTCyi gözlemci üye statüsüne alarak, Türk Devletler Teşkilatı’nın dinsel bir birlik olmadığını, çok yönlülüğünü daha işin başında ortaya koymuştur.
Bu girişim daha da ileri noktalara taşınarak, Avrupa Birliği ile Şanghay Birliği arasında stratejik bir konumda yer alan Türk Devletler Teşkilatı‘nın cazibesini artırarak daha da genişlemesini sağlayacaktır.
Neden ortodoks Gagavuzya da TDT’ye gözlemci üye olmasın?
Tuna nehri, doğu Akdeniz, Karadeniz, Hazar denizi, Maveraünnehir; bu siyasi birliğe, teşkilata dinamizmi kazandıracak su yollarıdır. Literatürde Küçük Asya olarak adlandırılan Türkiye aslında Büyük Asya’nın, Avrupa’nın içlerine kadar uzanmış bir parçasıdır.
Burada görmemiz ve izlememiz gereken stratejik konumlanma ise Türk Devletleri Teşkilatının, Şanghay İşbirliği Teşkilatı ile Avrupa Birliği arasındaki anahtar konumudur. Söz konusu ŞİT ve AB teşkilatları ile bağ kurma konusunda derin problemler yaşayan Türkiye Cumhuriyeti, sonunda kendi öz teşkilatını yaratmıştır.
Bu bölgelerde kuvvetli bir söz sahibi olmaya başlama süreci, Türk dilinin de yaygın bir iletişim aracı haline gelmesini hızlandıracaktır.
Teşkilatın komşuları arasında da Türkler yoğun olarak bulunmaktadır. Rusya’da, Çin’de Hindistan, Pakistan, Afganistan’da, İran’da, Suriye, Irak, Bulgaristan, Yunanistan ve Ukrayna’da yoğun Türk nüfuslar bulunmaktadır.
Ülkesinin batılı egemenler tarafından Avrupa, Asya ve Afrika’nın bir tampon ülkesi haline getirilmesinden, Büyük Orta Doğu ülkesi olarak anılmaktan bunalan Türkiye, kendini Doğu’da, Asya’da, Türk Devletler Teşkilatı bünyesinde stratejik olarak daha da fazla konumlandıracaktır. İçeride bunaltılan Türkiye, dışarıda ise BM5 güçlerine karşı gücünü göstermektedir.
Böylece kurucu önder Atatürk’ün Balkan Paktı, Sadabad Paktı gibi birlik yapılarının ardından ülkemiz ilk kez bir birlik teşkilatının kurucu gücü olarak kendini göstermiştir. Süreç içerisinde aslında beyhude bir şekilde 90 yıla yakın boşu boşuna kapılar çalınmış, fakat açılmamıştı.
O halde Türkiye de Avrupa’nın içlerinden, Asya’nın içlerine uzanan, kendi Bâb-ı Âlikapısını inşa etmektedir.
Here are the words of famous thinkers about Turks…
There are two unknowns in the world. One is the poles, the other is the Turks. Albert Sorel
The hand of the Turk, who wields the sword with ruthless skill, is also adept at bandaging the wounds of the people he has beaten. Lord Byron
Turks are heroes, they do not harm their friends. The great Turkish nation does not let go of the hand it holds, does not go back on its word, does not leave its friend in good and bad days. To join hands with such a nation means to gain infinite strength and ability to overcome every challenge on earth. Comenius (Czech Scholar)
It is impossible to deny the Turkish sense of compassion and humanity. Although this feeling drives people to inertia and increases misery, it is the only solution to a problem of an unorganized society. Other emotions that show the nobility of the Turkish race, namely the feeling of gratitude for the smallest good deeds, the feeling of gratitude and gratitude towards the dead, the feeling of gratitude and gratitude towards the dead … the denial of virtues such as the custom of hospitality and respect for animals. It is not possible. Edmondo De AMICIS
Learning Turkish has been a great pleasure for me. Because in order to understand the Turk, he must talk to himself without an interpreter. The interpreter becomes a tasteless curtain covering the light. Gelland (French Scholar)
Turks have not only endless courage, but also a magician’s intelligence that stuns wills. With this intelligence, the Turk wins, creates civilizations, and achieves the most honorable service in the world of humanity. It would not have been possible otherwise to subjugate half of Europe for centuries. Tsarnayev (Russian Commander)
The most vivid example of an armed nation is the Turks. The peasant of this land has the dexterity of a gun-wrapped claw in the grip of the sickle, the scribe’s pencil, and even the skirt of his women. The Turk sits astride, walks awake like a soldier sent on an expedition. Moltke
I no longer fight the Turks. They are very brave and good people. Andreas Phitiades
“You won’t find a soldier who laughs at death like a Turk in any other nation. He just needs a good commander.” Mulman
Turks are certainly the most pure and master nation known in the history of Europe and recent Asian history. Kaiserling
“The Turkish nation has been a professional soldier for two thousand years. The profession of all Turks is military service.” Donaldson
The biggest ornament of Turkish women is that they are Turkish. They do not wear diamonds or emeralds to adorn themselves, perhaps they embellish and value the stones they carry. Because every Turkish woman is a living pearl and a priceless diamond. Lady Mary Wortley Montagu
There are two great virtues that glorify people: The man’s courageous woman’s honor. Besides these two virtues, there is a virtue that honors both men and women. To be so devoted to his homeland that he can sacrifice his life without hesitation if necessary. Turks are heroes with these virtues and virtues. This is why Turks can be killed but not defeated Napoleon Bonaparte – Emperor of the French
The Turk is the noble of the nobles. This supreme nobility, which is not artificial and not showing off, is the gift of nature to him. Pierre Loti
“I was a prisoner in Poltava. It was a death for me, I was saved. The danger loomed in front of the Buğ river … I was saved again. But today I am a prisoner. I am a prisoner of the Turks. They did what the sea, fire and water could not do, they made me captive. I don’t have a chain on my feet. I’m not in a dungeon. I’m free, I do what I want. But I’m still a prisoner; I’m a prisoner of compassion, majesty, nobility and kindness. The Turks wrapped me in this diamond bond.” Charles XII of Sweden
“I’m talking about the Turks… The Turk, who resembles a relentless hurricane, a terrible sea, and a ruthless lightning when attacking his enemy, is a morning breeze, a clear lake, on the side of friends and in the face of an unarmed enemy. To intimidate this heart-warming wind, to turn this dazzling lake into an exuberant sea. It would be a negligence that hurts nature as well.” Tasso – Italian Poet
If there was no Turkish state, it would have to be created. THIERS
Anyone who wants to enjoy the war must fight the Turks. Towsend (British Commander)
Among all the nations, the Turks are the most honest and will not hesitate to establish friendships. If you go to a village that has not yet been under foreign influence; You will see and learn what true hospitality means there. William Martin
Turkish soldiers are brave. He loves his homeland and will sacrifice his life for it if necessary without hesitation. Albert Einstein
Turks are the powerful nation of Asia. Albert Sorel
We were not successful in Çanakkale. How would we be successful? Because the Turks were fighting with the rage of the lions that had entered their nest, with the courage and heroism of courage. I have never seen such a nation. Sir Julien Corbet
It is possible to show the Turkish’s beautiful face, strong figure, glittering costume, elegant demeanor, polite smile, lion roar with a brush. but it is very difficult to show the essence of the Turk. this essence is seen like moonlight but cannot be shown. Decamps (French painter)
In Turkish society, nothing is given importance except personal qualities and values. Baron Busbek
The truth and honesty of the Turks deserves praise. Charles Macfarlene
Turks know how to explain themselves to those who do not understand them, no matter who they are. Why should he drag them down this path? Antoine Galland
Be friendly with the Turks, but don’t be an enemy. Gianni de Michelis
When examining the Turkish language, we see the great miracle that human intelligence has achieved in language. Max Muller
History has learned a lot from the Turks. There are such works of art by their hand that they are the adornment of Civilization. German historian HAMMER
It is certain that the Turks are a necessary element for the European balance. Lord Beaconsfield
“The spirit of the Turks will shine again and the history of this heroic nation, born to use weapons, will find its old light.” Field Marshal von Moltke – Chief of the German General Staff
In order not to understand the Turk, one must turn a blind eye to history. The dignity of the Turk in front of unjust attacks and slanders is undoubtedly because they think that they do not understand the truth of the blind and they feel pity for the blind. What a clear response this noble act is to those vile slanders. Pierre Loti
There are two unknowns in the world. One is the poles, the other is the Turks. Albert Sorel
“Buradan bakarak Türkiye’nin fikri ve sanatsal hayatıyla ilgili klasik “yokluk teşhisini” burada da koyabiliriz elbette kolayca: Birkaç istisna dışında bizde deneme yoktur, çünkü ağır talepleriyle eli kalem tutan fikir ve edebiyat adamlarını bunaltan öyle bir sistematik bilgi “arşiv”imiz hiç olmamıştır, denebilir pekâla. Yazıya koyduğum başlık “olmayan şeyin tarihi mi olurmuş” gibi yorumlanabilir; ama benim meramım başka, bu değil. “
………………………………..
Aslında gazete ile fikrin fıtraten birbirine uymadığı hissinin tarihi de eskidir. Mesela Nâzım Hikmet, 30’ların ortalarında Orhan Selim mahlasıyla Akşam ve Tan gazetelerine yazdığı fıkraları sırf geçinmesi gerektiği için yazdığını ara sıra hep belirtip neredeyse özür dileme ihtiyacı duyar, “her gün incir çekirdeğini doldurmayan, düşünceyle alakası olmayan nesneler yazmanın verdiği usanç”tan bahseder. Aslında derdi siyasi fikirlerini açıkça söylemiyor oluşuyladır, yoksa dönemin gündelik hayatının envai çeşit ayrıntısıyla, edebiyat ve sanat meseleleriyle ilgili birçok “fıkrası” bugün yapılacak herhangi bir deneme antolojisine mutlaka alınması gereken güzellik ve derinliktedir.
Refik Halid ise sık sık ele aldığı meselenin derinine inmeye çalışıp da hoşça vakit geçirmek isteyen gazete okurunu kaçırmak istemediği için yüzeyde oyalandığı gibi mahcup mazaretler uydurur; halbuki tam da derinlemesine gitmesini değil de yüzeyde kalıp o müthiş gelişkin duyularıyla akla hayale gelmez şeyler görmesini, kokular ve sesler duymasını, tatlar hissetmesini, olmadık bağlantılar kurup fantaziler geliştirmesini, hep kısmi olanda ısrar etmesini gerektiren kendine özgü düşünme üslubuna sadık kalmaktadır.
Fikir konusunda iddialı olan Peyami Safa ise ”büyük dâvaların derinliğine konuşulacağı yer gazete değil, dergi ve kitaptır” diye kestirip atar 1955’deki bir yazısında. Halbuki o tarihe kadar ciddi bir kısmı modern anlamda deneme türüne de sokulabilecek ve çok büyük bir kısmı gazetelerde ve popüler mecmualarda yayınlanmış makale ve fıkralarında büyüklü küçüklü birçok dava hakkında söz almıştır. 40’ların Sait Faik-Abidin Dino gibi genç nesil edebiyatçılarının, Necip Fazıl’ın gazete köşelerini işgal etmiş kendilerinden önceki nesilleri “fikirsizlik” ve “meselesizlik”le suçladıkları bilinir.
Aslında bu itham o kadar da yeni sayılmaz: Mesela Peyami Safa onlardan birkaç yıl önce, 1936’da çıkardığı Kültür Haftası dergisinin 26 Şubat tarihli 7. Sayısında da “Edebiyatımızın Fikirsizliği” üzerine Hilmi Ziya, Mustafa Şekib, Cahit Sıtkı, Sabri Esat, Mümtaz Turhan, Sabahattin Eyüboğlu, Suut Kemal gibi isimlerle yaptığı bir konuşmanın notlarını aktarır; teşhiste herkes hemfikirdir, nedenler konusunda ayrışırlar. Safa, aynı derginin Nisan sayısında da Türk gazetelerinde Meşrutiyet’ten beri Pazar günleri yazılması adet olmuş ve bir kısmı bugün deneme olarak da adlandırılabilecek uzun “musahabe”lere saldırır, “muhtevalarının basitliğini oyuncaklı, süslü, telli pullu bir nahvin [gramerin] dolaşık ifadesinde gizlemeğe çalıştıklarını”, “en yıllanmış fikirleri lüzumsuz hayallerle düzgünlediklerini [süslediklerini]” söyler.
…………….
O dönem gazetelerinde benim şahsen sadece bir kısmına ulaşabildiğim, ama ciddi ve sistemli çalışan araştırmacılar (ve tabii yayıncılar) ilgi gösterene kadar okur çoğunluğunun ulaşması mümkün olmayan o kadar çok yazı var ki deneme sınırları içinde değerlendirilebilecek:
Nurullah Ataç’ın 20’li ve 30’lu yıllarda yazdığı birçok gazete ve dergi yazısı (özellikle de Haber gazetesinde “Hayata Dair” başlığı altında yazdıkları) neden hâlâ kitaplaşmıyor acaba? (Umarım Ataç’ın şiirle ilgili yazılarını 2013’te Şiir, Daima Şiir adıyla kitaplaştıran Şerife Çağın bunlar üzerinde de çalşıyordur).
Halide Edib’in, Reşat Nuri’nin, Yakup Kadri’nin ve Nahit Sırrı’nın en az romancılıkları kadar önemli bir denemecilik kariyerleri olduğunu nereden bileceğiz yazıları derlenip kitap halinde sunulmadıkça?
Peyami Safa’nın Ötüken’in Objektif dizisine girmemiş daha binlerce yazısının kaderi ne olacak?
Şair Dağlarca’nın Daha üstbaşlıklı aforizma-deneme arası metinleriyle ilgilenecek biri çıkacak mı?
Mustafa Şekip Tunç’un, Hilmi Ziya Ülken’in, İsmail Hakkı’nın ve onlar kadar tanınmayan başka felsefecilerin çok sayıda denemesini hatırlayan var mı?
Haldun Taner’in, Melih Cevdet’in denemelerinin bir kısmına ulaşabiliyoruz ama özellikle 50’li yıllarda yazdıkları o kadar çok, o kadar kuvvetli yazıları var ki ilgi bekleyen. Reşat Ekrem Koçu’nun epey bir kitabı yeniden basılıyor son dönemlerde, bu güzel tabii ama gazete ve dergilerde kalan yüzlerce yazısı hep gölgede mi kalacak?
Bu isimlerin en azından belli eserlerine ulaşabiliyoruz, bir de tamamen unutulmanın eşiğinde olanlar var. Tan baskını anmaları vesilesiyle adı hep geçse de yazılarını kimselerin bulup da okuyamadığı Sabiha Sertel; artık adı bile geçmeyen, müthiş siyasi ve edebi makaleler de yazmış “röportaj kralı” Naci Sadullah; binlerce siyasi yazının yanı sıra edebiyat, sanat, gündelik hayat, Türkçe, Anadolu kentleri hakkında da birbirinden önemli yüzlerce yazısı olan Hüseyin Cahit Yalçın; hem dilinin güzelliği hem de inanılmaz genişlikte ilgi alanıyla o dönemin tartışmasız en önemli köşe yazarlarından biri olan Vala Nurettin Va-Nu; yüzlerce tiyatro ve kitap eleştirisi, akla gelebilecek her konuda binlerce köşe yazısı yazmış Refi Cevat Ulunay; devrin sokak hayatının nabzını tuttuğu gibi edebiyat hakkında da bazıları çok güzel yazılar yazmış olan Hikmet Feridun Es; yakın dönem Osmanlı hayatının gündelik yaşamı hakkında müthiş bilgilendirici ve Abdülhak Şinasi, Refik Halid gibi nesir ustalarının takdirini kazanacak kadar iyi yazılmış yüzlerce yazı kaleme almış Haluk Şehsuvaroğlu; özellikle Abdülhamit ve Meşrutiyet devri İstanbul hayatı ve matbuatı hakkında çok sayıda ilginç yazısı olan Ercüment Ekrem Talu; tam bir yazı makinesi gibi çalışıp onlarca roman, yüzlerce hikaye, binlerce hüzünlü ve güzel yazı yazdığı halde beş parasız ölen Mahmut Yesari; artık kısa tariflere sığdırmaya çalışmayacağım Suat Derviş, Sadri Ertem ve Sabri Esat Siyavuşgil gibi daha niceleri…
Bunların yanı sıra yakın zamanlarda yazılarından derlenmiş birkaç kitapları yayınlandığı halde yayıncıların muhtemelen okurdan bekledikleri ilgiyi görmediği için diğer yazılarını kitaplaştırmakla ilgilenmediği Sermet Muhtar Alus, Şevket Rado, Malik Aksel, Emil Galip Sandalcı gibi isimler var ki onların durumu da yazıları hiç derlenmemiş olanlardan daha iyi sayılmaz hatırlanmak konusunda.
Okur bu yazarlara gani gani hak ettikleri ilgiyi göstersin göstermesin Türkiye’de gerçekten sağlıklı ve anlamlı bir deneme ve (dolayısıyla) düşünce tarihi yazılabilmesi için bu saydığım isimlerin en azından büyük kısmının yazılarının kitaplaştırılması gerekir.
Bu kişilerin yazdıklarının ne ölçüde özgün fikirler içerdiğini, hangilerinin fıkra veya makale sayılıp hangilerine deneme denilebileceğini, hangi temalar üzerine yoğunlaşırken neleri göremediklerini, “körlük ve içgörülerini”, bugüne bir şekilde kalabilmiş olanların onlardan daha değerli şeyler yazdıkları için mi kalabildiklerini, hatırlananların da unutulanların da Batı’nın kanonik deneme yazarlarıyla kıyaslandığında nerede durduklarını vs. serinkanlı bir değerlendirme ve analize tabi tutmadıkça anlamlı ve yöntemli bir “Türkçede deneme tarihi” yazmak mümkün değil bana kalırsa. Bunlar yapılmadıkça, “kasti sistemsizlik” anlamında değil de “fikirsizliği veya düşünme beceriksizliğini gizleme” anlamında bir deneme de biz ya(z/p)mış oluruz sadece…” http://t24.com.tr/k24/yazi/turkcenin-deneme-tarihi-yazilabilir-mi,571
GELİŞEN KOMEDYA, 1965 İlk Çağda Bir Tartışma
Devlet’ten
Poetika’dan
Hareketin Taklidi
Tragedyadan Drama Geçiş
Goethe’den
Fergusson’dan
Eliot’dan
Gelişen Komedya
Moliere’den
Gogol’den
Komedya Anlayışımız
YENİ TANRILAR, 1974 Yeni Tanrılar
Savaş ve Barış
Bilinmeyen
Yazı Üstüne
Zeyd Amr’ı Dövdü
Batılılaşma – Dünyalaşma
Korkmayın Tarihten
İyimserlik – Karamsarlık
Fırtınalı Deniz
Gökalp Buyurdu ki
Kadem Kadem
«Artık Değişmesin»
Doğru – Yanlış
Bir Yalnız Adam Boğaziçi ve Doğa
Tarihten Önce Vardık
Tarihten Sonra Varız
Konuşmamız
Tatil
İnsanlar ve Yasalar
Sanatçıyı Tanımak
Bir Düşünür
Gerçekler ve Abartma
Demek Kuş Dili
Çin Duvarı
Dünya Gençlik Sorunu
Dışardakiler İçin Af
Dört Yüz Evliya
Tahsil İle Olur
Rüzgâr Gibi
Doğudan Batıya
Doğulu Batılı Aydın
Var mı, Yok mu
Sırası mı?
İlgisizlik Üstüne
Üstün İnsan
Okur Yazar Üstüne
Hamlet ve Tarih
Gerçekler ve Uygarlık
Dil Üstüne
Doğa Toplum İlişkisi
Sanatın, Bilimin Savaşı
Düşünce – Davranış Tutarlığı
Masal
Çağın ve Halkın Gerisinde
Dilde Ölçü
Kendini Aşmak
Toprağa Dayanan Tanrı
Kaynaklara Doğru
Çağın İçindeki Kişi
Düşünce Ayrılıkları Bir Yana
Ölçü
Beş Parti – Tek Parti
İçerden, Dışardan
Şaka
Gökte Ararken
Hangisi
Ödün
Leğenden Başka Konular
DİLİMİZ ÜSTÜNE KONUŞMALAR, 1975
SOSYALİST BİR DÜNYA, Mayıs 1975 Sosyalist Bir Dünya
Kitap Görünce
Bayramlar
Kalabalık Bir Dünya
Sağ mı Sol mu?
Başımızı Dinlemek
Müstehcen
Okutacaksan İyi Okut
Onların Müziği
Seçkinler ve Halk
Tavuk ve Eğitim
Akrostiş ve İzafiyet
Saygı
Görüp Göreceğimiz
Tilkiler ve İnsanlar
Çıplak
Ormanda
Bir Karşılaştırma
Anlam Nerde
İlerleme ve Dua
Canlanan Bir Tartışma
Telepinu Dirildi
Anlaşılmaz Şeyler
Halk Kavramı Üstüne . .
Bugün
Anlamadan Sevme
Bizim Anadolu
Geçmiş ve Gelecek
Sorudan Korku
Üç Birlik
Nice Elsiz Kişi
Efe ve Tirova Üstüne
Saatlar Duyulmaz Olunca
Roman mı, Biyografi mi?
Hakaret
Bir Cumhuriyet
Kabinede Bunalım
Vazgeçilmez Partiler
Zaman Bölünür mü?
Çağın Etkisi
Tok Gözlü Bir Dünya
Tavukçudan Tatlıcıya
Bütünü ile Görmek
Bir Türk Yapıtı
Tragedya – Komedya
«Kısmet»
İşler ve Sözler
Yabancılaşma
«Safsata»
Demokrasiyi İstemiyorlar
Suçumuz Edebiyat
«Bilirsen Bil»
Yüz Elli Yıllık Gecikme
Kısmet ve Hükümet
Aşırı
Konuşma ve Düşünme
Değişen Boğaziçi
Şiir Üstüne
Batı Diyoruz ya
Uzun Şiir – Kısa Şiir
Şiirin Vazgeçilmez Üç Dönemi
Güzellik Yaratılmaz
Şiirin Anlamı
Bir Edebiyat Adamı
MADDECİLİK VE ÜLKÜCÜLÜK, 1977
YASAK, Mayıs 1978
Yasak
Proleterya Diktatörlüğü
Yarın Düşüncesi
Kanlı 1 Mayıs
Anlamın Anlamı
Çağlar Geçiyor
Açılsın mı?
Çağdaşlaşma, Halksallaşma
Chaplin ile Şarlo
Bir Ağırlama
Türkler ve Anadolu
Anadolu Halkı
Değişen – Değişmeyen
Esin
Kolay ile Zor
İnsandan Hayvana
Shakespeare Düşmanları
Kubbe ve Bilim
Kıracaksın Be!
Otobüs
Nerden Geldi?
Daha sürecek
Bilimi Savunmak
Bugün ile Geçmiş
Bilinmeyen Bir Dünya
Bireysiz Sevi
Ozan Olmak İçin
Konuşmak
Evrensel Ortaklıklar
Yarışma
Güncel Üstüne
Okumamak
Olacak mı, Olmayacak mı?
Son Günleri!
Nerden Bildin?
İkaros Kimin Umurunda
Tiyatro ve Şamanlık
Önemli Bir Olay
Bir Oyun
Tarihle İçiçe Bir Sergi
Bu Ortamda Bile
Yarınki Yaşamımız
İlerleme
Bir Hazırflığın Belgeleri
Gerilemekle Kalmadı, Battı! :
Kimin Umurunda!
Gitmeleri Gerekliydi
Zorunluluk – Özgürlük
Bir Tartışma Üstüne
PARİS YAZILARI, 1982 Paris’te Eski Bir Evde
Nerden Nereye
Oğlum İdris’e Uzaktan Şiir
Övüneceğimiz Bir Olay
Dışarda Türkiye
Orda Bir Köy Var
Paris’te Yabancılar
İki Sergi, Bir Yapı
Nâzım Hikmet Tarbes’da
Frankus’un Çocukları
İnsanlar Ülküler
Güzel Yurt
İşçi Çocuklarının Eğitimi
Suna Kan Paris’te
İşçilerin Çocukları
Basından
Galya’dan Fransa’ya
Şemsiyeli Clochard
Haller Forumu
Dolaşma
Bir Avunu
Düşüncesizlik Kalıtımı
Pilav ve Mesnevi
Önemli Bir Yıldönümü
Bir Eksik Var
Sergiler
Batıyor mu?
Boşuna Sözler
Günümüzden Geçmişe
Bir Meksika Gösterisi
Bilimsel Bir Toplantı
Günlük Yaşam
Resim Üstüne
Sartre İçin
AÇIKLIĞA DOĞRU, 1984
SEVİŞMENİN GÜDÜKLÜĞÜ VE YÜCELİĞİ, 1990
İnsancılık mı, İnsancıllık mı?
Hangisi Hangisinden
Sevişmenin Güdüklüğü ve Yüceliği
Aile Nereden Geldi?
Sanatın Değeri
Ayağa Kalktık
Büyük Taarruz
Ölüyü Ağlatmak
Derebeyi Ne Demek?
Akıllı
Kitap
Suratlarla Giysilerin Karışmadığı Bir Olay
İnsanlar ve Maymunlar
Çözümlenememiş Bir Olay
Dört Kitap
Diderot, Aydınlanma, Ansiklopedi Üstüne
Düş Kırıklığı
Pişmanlıklar
Düzensizlik
Putunu Kendi Yapar
Ada
Adlar
Cervantes’in Arapçası
Canlı-Cansız
Doğaçtan Olan
Yuva ve Korku
Kün ile Evrim
Geçmiş Olsun!
Bir Yıldönümü
Yeni Haritalar
Kıyıda
Tarihin Neresindeyiz
Ayna Üstüne
Bilmeyen Sevemez
Bir Konuşmanın Düşündürdükleri
Nedensellik ve Nedensizlik
Yazmak mı Güç, Yazmamak mı?
Vıdıvıdı
Sanat Güzelliğine Yaklaşmak
İyilik-Güzellik
Dinde ve Felsefede Arap Milliyetçiliği
Okumak-Okunmak
Ulusal-Evrensel
Sentez: Laiklik
Yukarıdan Aşağı ve Aşağıdan Yukarı
Başlamanın Güçlüğü ve Önemi
İşçi Sınıfının Öncülüğü
Duş
Çarklar
Önce Sanat Vardı
Ölçülü-Ölçüsüz
İki Dünya Üstüne
Konuşma Dilinden Yazı Diline
Resim Üstüne ve Bir Ressam
Güzelliğin Sağlamlığı
Sanat Şöleni Bir Hafta
Dinleri İncelemek İçin
ALDANMA Kİ, 1992 I. Bölüm
OLAYLAR VE YORUMLAR
El Öptürmek
İki Sanat Olayı
Darbeler Üstüne
Gençleri Korumak
Yakın Tarihimizde Çözülmemiş Bir Konu
Iç işlerimiz
Kapandı, Gene Açılır
Bu Gidiş…
Sikke Kaçakçılığı Üstüne
Örnek Alınabilir mi?
Şiirimizin Yeni Günleri
Erbab-ı Teşaür Çoğalıp
Önce Kurmak Sonra Korumak
“Bir Eli Yağda Bir Eli Balda”
Sil Baştan
Yaşanan Tarih
Gorbaçov’un Reformları
Nasıl Bir Gelecek?
Özel Girişimin Yeni Yatırımları
Merak
Ataç Öleli…
Şiir Dili
İnanmış Adam
Avrupa’yı Kandırmak mı?
Nemelazımcılık Olur mu?
Yaşam Hakkı
Arşivci Yetiştirmek için
Alfabe, Kan ve Gözyaşı
“Merhaba Malik Bey”
Aldanma ki…
Dışlanan Aydınlarımız
Yaşama Özgürlüğü
II. Bölüm
DÜŞÜNCELER, KİTAPLAR
Yolculuk ve Kitap
Roman Kahramanları
Avrupa Ne Demek?
Dizeler Anahtar Olsun
Hangisi Saçma?
Rusya’da Devlet Kapitalizmi
Soylu Bir Ozan
Hangi Sosyalist Düşünmedi ki?
İdeoloji Üstüne
Korkularımız
Defter’in Yeni Sayısı
Şiir Yaşantısı
Anlamı Aşmış Bir Ozan
Yukardan Aşağıya mı?
Dönüşme Çağının Temelleri
Ölümsüzlüğün Kaynağı
Ölüm Fabrikası
Ciddi-Eğlenceli
Destansı Kişi-Trajik Kişi
Bellekteki İmgeler
Sanat Dergiciliğinde Bir Yenilik
Yazının Kolay Olanı, Güç Olanı
Dada ve Gerçeküstücülük
Dikizcilik Kültürü
İntihar Şiirleri
Dilde Modalar
Süregelen Bir Tartışmanın Kitabı
Fenerler ve Fenerbahçe
Kapalılık, Büyücülük ve Simya
Delilik Üstüne
Yer Olmayan Yerler
İlkellik-Uygarlık
Şiir ve Çevirisi
Nazik Bir Konu
YİTEN SÖZ, 1992
Değişen Boğaziçi
İnsan Hakları
Bilmiyor muyduk?
Eskilerin Sözleri Üstüne
Bir Gün
Teslim
İki Beyin
Adından Başlayalım
Şöyle Garip Bencileyin
“Arapça Değil mi?”
Yerleşik-Göçebe Savaşları ve Bayındırlık
“Kastelliyi Sevmiştim”
Dopdolu Bir Sanat Ayı
Yaşamın Kökenleri Üstüne
Toplu Bir Bakış
Bir Anayasa Konusu Daha
İptida Kırbaç Var İdi
Yeniye Alışmak Bilisizlikle Olmaz
“Evet”in, “Hayır”ın Anlamlan
Biz Şiirleri Sevelim
Halk Oylaması mı, Seçim mi?
Bir Yıldönümü ve Bir Yonut
Akarsu
Gitmek mi, Gitmemek mi?
Yazar mı, Bilim Adamı mı?
Ne Güzel Bayram
Bir Yabancı Mimar
Saygı
Kum Saati
İyimserlik
Okurlanmızla
Halkım
Oyun-Yaşam
Hasta ile İnsan
Hangi Kesinti?
Eşsiz Bir Sergi
Saat ve Başka Şeyler
Aydın Kime Derler?
Kırsal Yaşam Derken
Talihsizlik
Nail Çakırhan’a Saygı
Mal Listesi
Heybeliada-Kapalıkutu
Yeni Gelenek
Tazelenen Bir Konu
İlginç Bir Yapıt
Bu Kaçıncı Güz
Ölümler
Bir Küçük örnek
Başka Halk Bulmak
Ne Biçim Felsefe
Yılın Son Günleri
Bir ödül, İki Kitap
Çabalı-Çabasız
Bir Güvencenin Nedeni
Vah Vah!
Okurken
Yiten Söz
Kılıflı
Yaşasın
Teksesli-Çoksesli
Mutluluk ve Kurbanlar
Bahariye
İzmir’de
Kutsal Dil Yoktur
Gecikmiş Bir Yazı
Kalabalık İçinde Yalnız
Sanatçının Ölümü
Ramazanlık
Bir Anıt Sökülüyor
Büyük Bir Öykü Yazarı
Festival Dolayısıyla
Kahrolsun Matematik
Okumak-Yaşamak
Tümü Yasak Edilmeli
Doldurulmaz
“Soğuyorum”
Yaşamadık
Eski-Yeni
Bir Mektup
Şiirler Arasında
Savaşta Kadın
Bir Yıldönümü Dolayısıyla
Şiirde Akıl ve Değişme
Ne Konuşuruz?
Romancıyı Yargılamak
“Sulh Mektebi”
Bir Hafta
Resimde Gerçek
İki Konser
Birkaç Yabancı Sözcük
Bir Felsefeci
Anlaşmanın Türkçesi
Tiyatro, Yazın, Spor
Dön Baba Dönelim
Sinema Günleri
Özgün Bir Seçki
Ali Kapısı
Ah Beyoğlu…
Mizah-Gülmece
Yararlı Bir Dizi
Festival’den İzlenimler
Bilimler, Sanatlar Üstüne Bir Söylev
Segâh Komması
Düşünce-Düşünme
Bir Tartışma Üstüne
Kitaptan Doğaya
Soru ve Yanıt
Bir Yolculuğun Anılan
Siyasal Hayvanlar
Anlaşılmaz Sözler
Okumamak İçin
Şiir Kitapları Arasında
Picasso ile
Yetinmemek
Tarihin Anlamı
Platon da Çıkamamış
Eski Ustalar
İMGE ORMANLARI, 1994
Bir Senaryo-Roman
Şiir Dünyasından
Cız
Bir Dostluk
Bir Toplantı Dolayısıyla
Barış ve Sokrates
Ozan ve Aydın
Mescitte Bilim
Mal – Mülk Üstüne
Tiyatronun Gerekliliği
Bir Aile Geçimsizliği
Eskiden Kar Yağardı
Alışacak mıyız?
Felsefecilerimiz
Genişleyen ve Derinleşen Bir Tartışma
Yazlıkta
Bitmeyen Sancı
Demek Önemli Bir Konu
Nasıl Bir İnsan
Ayıp Şeyler
Ölmezlik Üstüne
Yalvaçlar Üstüne
Yâd Est
Şehit Hangisi?.
Bir Müzikçinin Dersleri Üzerine
Bir Mektubun Düşündürdükleri
Bir Bayram Daha…
Bir Şenlik ve Bir Sorun
İki Mektup ve Sorunları
İsa Güldü mü, Gülmedi mi?
Kuru Fasulye ve Düşündürdükleri
Aynı Hamurdan
Bir Kitap ve Bir Mektup
Tarih ve Kentler
Tarih ve Tarihsel Roman
Sosyalist, Sosyal Demokrat, Demokratik Sol Diye…
“…Onların Yerine Türkleri Kullanın!”
OsmanlI’nın ve Türk’ün Kimliği
Ne İçindeyim Zamanın…
Hamur Kazanı
Dünya Tiyatrolar Günü Dolayısıyla
Ele Avuç Açmak Neye?
Cumhuriyeti Yaşadık mı?
Almanya’dan Bir Mektup
Bütün Şiirleri
Sanatın Gereği
Köyde Seçim
Sadece Umut Olmak Yetmez
Türkçe’de Düzyazının Gelişimi
Arka Oda
Maltepe Ressamları Olayı
Dilekçe Üstüne
Köyde Bayram
Mektuplar .
Evet
İstanbul Üniversitesi Nasıl Kuruldu
İhtilal Mitosu ve Otorite
Sanatçının İki Deneyi Üstüne
Benim Oğlum Bina Okur
Türkiye Birleşik Komünist Partisi Üstüne
Lakapların Tarihi ve Bir Kitap
Düşünce ile Söz Arasında
Geçen Haftanın İçinden
Tanrıların Kıskançlığı
Müzik ile Fizik
İmge Ormanları
Herkesin Kendi Klasiği
İmece ile Sanat
Soytarı ve Dalkavuk
İslam Tapınımlarının Kimi Benzerleri
Dört Yüz Çadır Söylencesi
Gene Klasik Üstüne
Uygarlığa Alışma Korkusu
Gorbaçov’un Düşündükleri Üstüne .
Bir Haftanın İşleri
Ira ile Yazgı
Gelenekçilik ve Tutuculuk Üstüne
İsmet İnönü’nün Anıları
Meyhanede Bir Olay
İki Konser
Tuhaf Bir Rastlantı
Bilinmeyen Şiir
Müzik Eylemi
Yurdun Tarihini Tanımayanlar
Paris’ten İki Ressamımız
Değişmezlik ve Değişebilirlik
Endüstri Sonrası Bir Çağ
Bir Adamı Tanımak
Kıbrıs Şiiri
Müşfik Kenter
Çeviri Şiir
Bir Başlangıç
Bir Eleştiri Denemesi: Duman
” Kitap “ı Kaçırmayalım
Hikmet ve Şeriat
Kölelik
İstanbul’un Bir Kıyısı
Kral Nerden Çıktı?
Gemi Ustası Argos
Yeşiller
Mektuplar
Otuz Sekiz Yıl Geçmiş
Kanun Üstüne
Bekliyorum
Artık Geri Dönülemez
Efendilik-Kölelik
İki Taslak
Bir Örnek Aydın
Orhan Veli’nin Yonutu
Cinsellik-Nüfus Patlaması ve Örtünme
Sanatta Geçmiş ve Gelecek
Dil Sürçmesi ve Pot
Ulusalcılık Üstüne
GELECEĞİ YAŞAMAK, 1994
Akarsu Nereye
Boyun Eğme
On Beş Günlük Ayrılıktan Sonra
Bilimsel Terminler Konusu
Dogmacılığın Bir Türü
Kendimizle Övünmeyelim
Bahar Geldi
Avrupa’nın Başkentinde
Strasbourg Anıları
” Yeni Bir Halk Arıyorum”
Yasaklar ve Buyrular
Bir Dahinin Doğum Yıldönümü
Şiir Çevirisi ve Yeni Bir Yapıt
Eğitim Sorunumuz Neden Gözardı Ediliyor?
1 Mayıs ve 19 Mayıs…
Demokrasi Kime Gerekli?
Salihli Şiir İkindileri
Tarihte Batanlar
Örnek Bir Aydın
Düşünceden Düşünceye
İstanbul Ağzı
200.Yılda Yeni Bir Kitap
Talât Paşa’nın Son Konuşmaları
Önemli Bir Düşünürün Ölüm Yılı Dolayısıyla
Mâmelek
Bir Sanatçı ve Bir Sorun
“Rien”
Lautremont Üzerine
Horoz, Mesen ve Denizkızı Üstüne
“Özal Hikâyesi”
Selam Olsun
Romana Ne Oldu?
Kendimizi Yok Etme Hırsı
Ya Patlarsa
Tanzimat
Siyasal Yaşam ve Siyasal İktidar
Terör, Şiddet, Özgürlük Üstüne
İkinci Bin Yılın Sonuna Doğru
En İyi Dindar…
Okurlarla
Moskova İzlenimleri I
Moskova İzlenimleri II
Moskova İzlenimleri III
Moskova İzlenimleri IV
Filosoflann ve Yalvaçlann Gizledikleri
Atom Fizikçileri Arasındaki Tanrı Tartışması
Düşünceyi Özgür Bırakın
Sana Ne Dış Politikadan?
Tarih Ne Diyor? Tarih Bir Şey Demiyor
Avrupa Birliği
Notlar
Stalinizm Nedir?
Gitmek mi, Kalmak mı?
Sivil Toplumun Kurulması
Şurdan Burdan ve Ölümden
Bu Yılın Nobel Ozanı
Alay ve Gülme
Geleceği Yaşamak
Gene Yunus Emre
Değişme Sözkonusu Değil…
Hastahane
Savaş
Uygarlık Ne İle Ölçülür?
İdam Cezası Kaldırılmalı
Freud’ün Yanlışı
Deprem
Ozan ve Romancı
Nice Yıllara
“Burda Oturuyor”
Çeviri Üstüne
Gelip Gidiyor muyuz? ,
” Hazineler İçindesin!”
‘Altın Dal’
Biçem Üstüne
Arkaya Bakmak
Nasıl Yaşamalı?..
Uzak Bir Yer
Avutmak
Sormadan Edemeyiz
Özgürlüğümüzün Sınırlan
Bir Coşku Gecesi
Özgür Değiller mi ki…
Okurken
Tembellik
Devrimcilik Ne Demek?
Korku ve Kaygı
İnsanlarımız ve Konuşmaları
Devlet Dedikleri…
Aklını Başına Toplama…
Önemsizin Öne Çıkması
Düzanlatım Şiiri Nedir?
Sıra Neden Bozuluyor?
Söylev Sanatı
GEÇMİŞİN GELECEĞİ, Ekim 1999
ŞİİR VE ÇEVİRİSİ
Yazının Kolay Olanı, Güç Olanı
Süregelen Bir Tartışmanin Kitabı
“MÜSTEHCENLİK”İN GİZLİLİĞİ VE ÇEŞİTLİ DÖNEMLERİ
Roman Kahramanları
YAZLIKTA KİTAP OKUNMAZ MI?
Ateş ve Altın Üstüne
Dada ve Gerçeküstücülük
İLKELLİK – UYGARLIK
Dikizcilik Kültürü
Güzel Helena ve Uskumru
İNTİHAR ŞİİRLERİ
Dilde Modalar
Fenerler ve Fenerbahçe
Yer Olmayan Yerler
Delilik Üstüne
Kapalılık, Büyücülük ve Simya
Nüfus Planlaması ve Niobe
Sanat Dergiciliğinde Bir Yenilİk
Nazik Bir Konu
BELLEKTEKİ İMGELER
Ormana Gömülmüş Güneş
Dizeler Anahtar Olsun
Avrupa Ne Demek?
ŞİİR YAŞANTISI
Destansı Kişi – Trajik Kişi
Yolculuk ve Kitap
Pabucu Dama Atılan Bir Karmaşa
Hangisi Saçma?
CİDDİ – EĞLENCELİ
ULÛFE VE SiNE-İ MİLLET
Espri Nedir?
FİLOZOFTAN RESİM ELEŞTİRMENİ
Hangisi Taklit Ediyor?
YAPISALCI ELEŞTİRİ
Ortaçağ Kentleri
Defter’in Yeni Sayısı
Uygarlık Nasıl Doğdu?
BİR BİLİM ADAMININ ÖZYAŞAMÖYKÜSÜ
Kapitalist Devlet Sorunu
Orestes Suçlu mu Değil mi?
KORKULARIMIZ
HANGİ SOSYALİST DÜŞÜNMEDİ Kİ?
Soylu Bir Ozan
Rusya’da Devlet Kapitalizmi
Neşelenmek İçin Bir Kitap
Yukardan Aşağıya mı?
Ölüm Fabrikası
Ölümsüzlüğün Kaynağ
Dönüşme Çağının Temellerı
Tek Perdelik Bir Oyun
Ozan Esini Hak Eder
Felaketi Önlemek Elimizde
DEVİNİM İÇİNDE DEVİNİMSİZLİK
DİYALEKTİK ÜZERİNE
Dünün Türkiyesi
BİR KURAMCININ DENEMELERİ
Yüz Yıl Sonra
ESTETİK Mİ, İŞLEVSELLİK Mİ?
Kralsız Krallık
Gizli Tarih
TARİH DEĞİŞİMİN KAYDIDIR
Yararlı Bir Dans Kitabı
Fantezi Korkusu
Felsefe Nedir?
ŞİİR Nedir, Nereden Doğar?
Bir Dehaıin Yaşam Öyküsü
AKILSIZLAR İÇİNDE BİR DELİ
Felsefe İle Şiir
Üstün Adam Yaratmak
Dublin’in Malı Bunlar!
Nasıl Bir Kimlik
Bir Ozan
GEÇMİŞİ DE ŞİİR, GELECEĞİ DE
ZEUS SUNAĞINI İSTİYORUZ
Öykünün Şiire Yaklaşması
Umutsuz Bir Tablo
Molière Efendi
İspanya: Bir Başka Avrupa
Eleştirel Düşünce
BİRBİRİNDEN İLGİNÇ KONULAR
Yalanı Anlatmak
AKDENİZ
Gene Utopia
Ayakizlerinde Adımlar
Modern Şiir ve Rimbaud
Kavram Ne Demek?
Yazar Nadir Nadi
30 Yıl Sonra
BİR YAŞANTILAR ANTOLOJİSİ
Bir Günce
Yunus Emre ve Hümanizm
Kâmil ve Sait Paşa’nın Anıları
“SONRASI SESSİZLİK”
Toplumda Sanatçıya Yer Yok mu?
ŞAŞKINLIKTAN ŞAŞKINLIĞA
ÇOK SESLİ TOPLUM, 2001
Dünyada İlk Sosyalist Devlet
Hazine Geliyormuş
Sayılar ve Şiir
Taş ve Savaş
Kitap Üstüne
Yaşlılık Üstüne
Yeni Bir Şiir Dizisi
Sanatçıyı Dışlamak
500. Yıl Dolayısıyla
Konudan Konuya
Okurlarla
Ün Üstüne
Felsefe Üstüne
Köydeyim
Karyalılar
Büyü ve Bilimsel Yasalar
Gani Girgin’in Telefonu
Geçmişe Bakış
J. P. Sartre la Bir Tartışma ve Sonrası
Çok Sesiı Bir Toplum
Niçin Yazıyoruz?
Çağımızın İki Büyük Ozanı
Eski Bir Defterden IV
Okurlarla
İşte Kar Yağıyor, Anlamı Ne Bunun?
Tarihsel Bir Utku
Nerde O Günler
Ad Değişikliği
Güldeste’den Seçki’ye
“Yeni Bir Varlık, Makedonya Denilen”
Söz mü, Palavra mı?
Övünüyor, Sevinç Duyuyorum
Troya Savaşı Olmasa Daha İyi Değil mi?
Gözle Görülmeyene Boş Ver
Yeni Bir Tanrı : Enflasyon
Mutluluk Edebiyatı
Bir Kitap – İki Mektup
Yürü Bre Hızır Paşa
Söyleşi
Poster
Amazonlar
İnsanın Serüveni
Bu Kin Neye?
Soru Sormak
Siyasa Kötü Bir İş mi?
Mektuplarla
Zengini Eğitmek
Anlamsız Bir Konuşma
Aydınlanma Nedir?
Kadın mı, Resim mi?
Soyadı Sorunu
Felsefenin ve Bilimin Yabancılığı
Ne Söylerler, Ne Bir Haber Verirler…
Telefon Konuşmaları
Soru Yağmuru
Şiir Haftası
Okkası Kaça?
Entelijensiya
“Yaşa Hafiye”
Söyleşi
Leyleklerin Ölümü ve Haşim
Şiir Nasıl Yazılır?
Budapeşte’de
Gogol Olsaydı
Okul Üstüne Aykırı Düşünceler
7’ler Üstüne
Lukianos-Lukyan
Çimdik 60 Milyon
Gene Yalnız Kaldık
Tarihsel Kalıtım
Hoşgörü ve Softalık
Çok Yaşasınlar
Laiklik ve Sanayi Sonrası Toplum
Üç Manga Asker
Evrensel – Ulusal
Daha İyi Olmaz mı?
Görmezden Geldim…
İnsan Yerine Hayvan
Önemsiz Anılar ve Bilinmedik Kişiler
Bi Örgüt Bi Gürültü
Gülümseyin Yeter
“Sevecen Ölüm”
Nane Azaldı
Aşk İmiş Her Ne Var Âlemde
Okurlarla
Sıvas Olayının Nedeni
Sil Baştan
Ben de Olsam Öyle Konuşurdum
Şaşkınlık İçinde Kalıyorum
Neden Kaçıyorlar?
Laiklik Ne Demek?
Kanun Konçertosu
Uyuşturucu Kimseyi Kurtarmaz
“Benden Hayyam’a Selam…”
Biz O Kavgaya İnanmıyoruz
‘Ecce Homo’
Öteki Dünyada Vali Var mı?
Sana Ne Be Kardeşim
Zengin Olmaktan İyidir
Bir Felsefecimiz Öldü
Ulusal-Evrensel
Yazlıktan Notlar ,
Ses Düzeni
Yazlıktan Notlar II
İnsanlıktan Umut Kesilmez
Yazlıktan Notlar III
Söyleşi
Sağa mı Çekecek, Sola mı?..
Ne Güç Şeymiş!
Üniversite Kapıları
‘Vahşi Kapitalizm’ Sözü Boşuna Söylenmiş Değildir
Azerbaycan Üstüne
Umudu Araştırmak
Ressam Olmak Ne Kolaymış!
Zengin Kroisos
Ölümlerden Ölüm Beğen
O Günler
Geleceği Bir Bilen Çıksa da…
Dört Duvar İçine Kapatılmış Bir Açık Hava Anıtı
Kanun Nedir ki…
İki Kez İki Kaç Eder?
Bilimin Açacağı Kapı
İşimiz Yaşamak, Ama Nasıl?
Savaşların Tarihi mi, Kültür Tarihi mi?
Kahrolsun Hurrem Sultan
Şeriatçılık Bölücülüktür
Mektuplarla Gelen
İnsan…
Ermeni Türkçesi
Yüz Yıl Önce, Yüz Yıl Sonra
Ölümü Sevmek mi?
Uygar Bir İnsan…
Kadıköy
Noel ve Yılbaşı
Dergiler Arasında
Dostlarla Konuşsam
Eğlenmenize Bakın!
FELSEFESİZ YAŞAMAK, Mayıs 2002 İlk Taşı Kim Atsın
Aykırı Düşünceler
Mostar Köprüsü
Bir Öğretmen
Güçlü Yapıtlar Yorumla Yaşar
Şiire Bakmak
Savaşçı Olmayan Bir Asker
Mumlar Kimin İçin Yanıyor
Yaratma Gizi
Doğa Neşe Saçıyor
Seçim Falı
Ölüm ve Ötesi
Mor Bir Gün
Maço Kafa
Tarihin Dışında mıyız, İçinde mi?
Aydınlık ve Karanlık
Bir Mektup ve Eski Bir Yazı
İkisine de Alışalım
Hasta Ziyareti
“Alo Katil”
Faşizm Her An Ortaya Çıkabilir
Benim Sadık Yârim
Bir Makedon Şairi
Uygarlık Çağında İlkellik
Kimin İşine Yarayacak?
Bilmem İyi mi Olur?
Bir Yıldönümü
“His Var mı Bu Âlemde…”
Boşuna mı Yaşamışız?
Kan Dökme Tehdidi
Büyük Bir Adam Üstüne Büyük Bir Kitap
Cahillik
Çıkarsız Bilgilenme, Ama…
Çağımızın Olumlu Olayı
Tokgözlü İdik
Doğa-Kültür Karşıtlığı Ne Demek?
Bir Defterden:
Felsefesiz Yaşamak, Bilinçsiz Yaşamak
İyi ki Bugünü Görmedi
Bir Aydınımız Öldü
Kuru Fasulye ve Başka Şeyler
‘Müstehcen’ Ne Demek?
Alevilik-Bektaşilik Üzerine Bir Kitap
Türkmen Kime Derler? Türk Kime Derler?
Hangisi?
Aşk İmiş Her Ne Var Âlemde
Ölüm Binyılı
Köyde
Kullan Babam Kullan!
Yeni Yüzyıla Hangi Yüzle Gireceğiz!
Çımçım ve Başka Sorunlar
Yeni Yüzyılın İşi Güç
Dilinin Korunması
Sertlik
Şeriatçılar İktidar mı Oldu?
İlm-i Simya ve Simya ve Mumya
Ben Dâhi Değilim
Şiirin Büyülü Dünyası
Alışkanlık Üstüne
Ayağa Takılan Dünya
İfade Etmek-İfade Vermek
Önce Yazgı Anlayışını Kaldırmak
Ulusların Iraları
“Erbab-ı Teaşür…”
Şiirimiz Romantik mi?
Anadolu
En Önemli İş
Bir Konser ve Bir Uygarlık Örneği
Ne Duysa Yarar Var
Troya’dan Geriye Doğru
Felsefesiz Toplum
Anayurdumuz Anadolu’dur
Köyde Geçen Aylar
Altyapı Sorunu
Bir İstifanın Düşündürdükleri
Yitikler
Bir Olayın Düşündürdükleri
Şiirli Yazı
Vatan Haini
Yeni Bir Sözlük
Sakallı Celâl
Demokrasinin Önemli Sorusu
Anlamak, Anlaşılmak
Ölülerimizi Anmak
Kandid Geldi
Günlerden Bir Gün
Felsefeyle İlişkimiz
Yılbaşı Üstüne
Gün ve Gece
Siz Hiç Bir Nehrin…
Şiddet Üstüne
Sıraya Dizmek
Olmayacak Duaya Âmin
Başkanlık Oyunu
Okuma Üstüne
Köprü Edebiyatı
Bir Defterden
Müzik Dinleyin
Annem ve Balina
Telefonda Hıçkırık
Şiir ve Matematik
Açıklamalar
Sanatlar Arasındaki Birlik
Dilencilik
Namus Bekçiliği
Bekleyeceğiz
Mutluluğumuzun Temeli
Demokrasi Sadece Çok Partili Olmak Değildir…
Tanıklık
Bir Kampanya
Hitit Geyiği
Sanat-Devlet İlişkisi
Ciddiye Almadım
Fetih Törenleri
Bir Antoloji
İsveç’te Şiir Günleri 1
İsveç’te Şiir Günleri 2
Martılar
Bir Okuma
İmge Bolluğu
Dua ve Enternasyonal
Aziz Nesin’in Ölümü
Tului Sönmez Öldü
Öldükten Sonra
Köyün Eski Öyküleri
Kılık Kıyafet Üstüne
Havadan Bakmak
Korkulan Sanat
Kadınlarla Şeriata Doğru
Zenginlik ve Zengin Görünme Hastalığı
Eski Kültürümüz Dedikleri
Uğraş Seçmek Kolay mı?
Dünya Çapında Bir Olay
Mizah Ne Demek?
Özveri
Aşağı Görme
Yüceltme Değil, Doğala Dayanma
Kedimiz
Selam Verip Geçtiler
Atatürk’ü Anlamak
Orhan Veli İçin
Yolculuk Üstüne
Köye Veda
Yoksa Unutuluruz
Konuşma Üstüne
Çelişkiler İçinde
2 power of thought, brain
3 Comprehension
4 business divisions
5 practicalities
6 abstractions…
7 intelligences
WEAKNESSES
Weakness
1 helplessness
2 greed
3 show off
4 insecurity
5 patronage
6 to beg for mercy and compassion
7 little ones
8 pride
have 9 influence
10 don’t be submissive
11 concessions, concessions
12 imprudence
13 those who hesitate
14 to deny
15 weak personalities