Home Blog Page 76

Gazali’yi (1058-1111) neden suçladık?

İlk Müslüman düşünürler kendi dışındakilerin kültürlerini incelediler. “Klasik İslam düşünce geleneği” dışlayıcı ve etiketleyici değildi. İsmail Hakkı Aydın hocamız da klasik İslam düşünce geleneğinin İbn-i Sinâ, İbn-i Rüşd, Farabi, Gazali gibi üstadlarından biridir ve benzer şekilde düşünmektedir. Bizlere, klasik İslam düşünürlerinin dilini hatırlatmakta.

Hocamızın beslendiği kadim kökler; Farabi- İbn-i Sinâ-Gazali Çizgisi’ndeki 250 altın yıldır (870- 1111), Horasan Aydınlığı’nın ışıttığı “Tefekkür Medeniyeti”mizdir.

Levent Ağaoğlu, Önsöz, Düşünce Sizsiniz, Prof. İsmail Hakkı Aydın

 

Hayali olan insanın bilgi sahibi olması zorunlu mu?

İnsanlar hayallerine ulaşmak isterken mutlaka hayallerine destek olacak, onların ardını temellendirecek mutlak bilgiye haiz olmaları gerekmektedir. Bilginin, ilmin, irfanın dini, milliyeti, mezhebi, bayrağı, ırkı, vatanı olmaz. Bilgi insanlığın ortak mirasıdır.

Bu durumda değişime kendimizden başlamamız mı gerekiyor?

Evet, içimizdeki bir hayalci hücre, bir yaprak, bir nöron, bir insan insanlığı değiştirebiliyor, Newton gibi, Einstein gibi, Tesla gibi, Gazali gibi, Amidi gibi, bir hayalci hücre gerekiyor. Sekiz bin tırtıldan bir kelebek oluyor, gen yapıları aynı ama bir tane hayalcisi onu kelebek yapıyor.

Onun için yani “innallâhe lâ yugayyiru mâ bi kavmin hattâ yugayyirû mâ bi enfusihim ” yani Allahu Teâla siz kendinizi değiştirmediğiniz müddetçe sizi değiştirmez. Bu çok önemli; insanlık için, hayat için yaşayabilmek; “Hayrun nas men yenfeun nas.” İnsanların hayırlısı, insanlara faydalı olandır. “El müslimu men selimel müslimune min lisanihi ve yedihi”

İnsanlık için, toplum için, Müslüman toplum için zararlı olmayan ki[1]şidir diyor peygamber. Onun için önce kendimizi değiştireceğiz. Ayet yahu ayet. Matematiğin geldiği noktaya bakın. Kendimizi değiştirmeliyiz, o yapraktan başlıyoruz

Gazali’yi (1058-1111) neden suçladık?

Gazali’yi biz tekfir ettik, aklı ön plana getirdiği için.

Allah-u Teala ne diyor: “Ve mâ erselnâke illâ rahmeten lil âlemîn” yani “(Ey Rasulüm!) (Biz) seni ancak âlemlere bir rahmet olarak gönderdik.” diyor. Bilim budur, çünkü insan ile bilim arasında su ile dudak arasındaki ilişki gibi bir ilişki vardır. Bir insanın yapmış olduğu bilim, insanlığa ne kadar faydalı olursa, o ölümsüz oluyor. Bugün Tesla’dan bahsediyorsak, Tesla 1948’de ölmedi, hâlâ yaşıyor, biyolojik olarak ölmüştür veya Gazali 1111’de biyolojik olarak ölmüştür ama hâlâ (32 Enbiya suresi, 107. ayet yaşıyor). 1048’de İbni Sina vefat etmişse, Hicri 150’de İmam-ı Azam vefat etmişse, hâlâ yaşıyordur. Çünkü onlardan bahsediyoruz. Enbiyâ Suresi 107. Ayet.

Mesela 1111’de vefat ediyor Gazali, müthiş bir külliyat bırakıyor. O zaman Nizamiye medreselerinin rektörü ve bütün şubeleri, bütün fakülteleri açıyor, yani bütün ekolleri ortaya koyuyor.

O zaman bile bilim insanları, ilim adamları İslami açıdan ilmi ikiye ayırıyor; bir tanesi “el-ilmü ilmâni, evveluha ilmü’l-ebdan…” ikincisi de “vessâni ilmü’l-edyan” yani birinci plana yaşam ilimlerini alıyor. Akıl, insanı insan yapan özelliktir.

Bugün Muhammed İkbal de insan-ı kâmil vasıflarında aklı ön planda tutar, hatta İbrahim Hakkı’nın Marifetnamesi’nde akl-ı evvelden insan-ı kâmile kadar geçmiş oldukları merhalelerde, aklı çok ön planda tutar.

Gazali’yi aklı ön plana getirdiği için tekfir etmişiz. Aynı şekilde bu aklı olmayanın dini olmayacağını, aklı olmayana hiçbir dini vecibenin şart olmadığını biz biliyoruz, aklı yoksa hiçbir şeye gerek yok. Bugün biz Einstein’dan, Atatürk’ten, Gazali’den, İbni Sina’dan bahsediyorsak, onlar yaşıyorlardır. Bilimde Nas yoktur, yani dogma bilimde yer almaz. Ama ilimde dogma yer alır, Nas yer alır ve bir anlamda şöyle de ifade edebiliriz; bilim, akıl ve bilgi at başı gider. Ama ilimde ise akıl bir adım önde olmuş olsa bile genelde bilgiyi arkadan takip eder.

Niye?

Nas orada söz konusudur, Nas ön plandadır. Hatta bunun için Gazali’yi de bir yerde tekfir etmişlerdir akılcılıkla ilgili olarak. Şimdi ilimde ise stabil bir çizgi vardır, bilimde labildir yani değişkendir, ama ilimde stabildir, düz bir çizgi çizer ve devamlı yükselir. Çünkü ilmin gayesi hakikati bulmaktır, aşkı bulmaktır, sevdayı yakalamaktır, şu ya da bu şekilde sevgiye ulaşmaktır. İnsanın insanı kâmil dediğimiz hakikate ulaşmaktır, şu ya da bu şekilde. Ama burada Nas da önemlidir, Nass’ı da dikkate alır.

O bakımdan bilimle ilmi bir yerde ayırmak lazım. Peki, bin yıldır ne oldu, bin yıldan beri niçin bu şekilde bir ayrım oldu da diyoruz ki bugün bir onda yedi milyarlık İslam âlemi bir İtalya etmiyor? Evet, etmiyor.

Biz bugün Gazali’den, Amidi’den, Penfield’den bahsediyorsak, yaşıyorlar demektir. Bir insanın, bir bilim adamının en son kendisinden bahsedildiği tarihtir ölüm tarihi. O zaman demek ki bilim insanları ölümsüzdür.

Neden terk ettik yazmayı?

İşte niye terk ettik dedik ya aklı bir tarafa koy, ben senin yerine düşünürüm, sen sabaha kadar tesbih çek. Akşam televizyonda efendim diyor çok önemli bir gecedir bu gece, sabaha kadar ibadet edin diyor. Bilmem kim sabahlara kadar ibadet edermiş. Şunu düşünemiyor işte, akıl, düşünce Maturidi’nin önemi burada işte zaten yani aklı ön plana çıkarmak tabii aklı ön plana çıkardıkları için İmam-ı Gazali‘yi de tekfir etmişlerdir aklı onu da söyleyim sana aklın ön plana çıktığını. Her şeyin bir batını vardır, bir zahir anlamı vardır, bir batıl anlamı vardır. “Kur’an’ın siz anlayamazsınız, batıl anlamını anlayamazsınız, sizin kafanız çalışmaz.” İbn-i Tebiye bunlardan biri işte yani o çizgide, ben anlarım siz anlamazsınız, siz okuyun geçin.

Gazali, anlayabilirsiniz diyor.

Tabii işte onun için tekfir ediyorlar ya onu. Tekfir ediyorlar onu. Ondan sonra yazmayı bırakıyoruz. Bundan önce yazılanlar bize kâfidir, yeni bir şey söylenmez, işte bilim bitti. İçtihat kapısını neden kapatıyoruz, içtihat kapısı kapandı “Sen düşünme. Bizden öncekiler bizim için düşünmüşlerdir.”

Nizam-ül Mülk kalkıyor, dünyada ilk organize ve bugünkü anlamda modern üniversiteyi kuruyor. “Nizamiyet Üniversitesi” kuruyor Bağdat’ta. Ve ilk rektörü de Gazali ve daha sonra Nesefi de rektör oluyor. Fakat Nesefi’yi de idam ediyoruz biz insanlar olarak.

Beytü’l Hikme neydi?

– Beytü’l Hikme’de buydu işte. 800’lü yıllarda. Onun içinde tüm ilimler vardı, matematik vardı, astronomi vardı. – Tabii tabii. Nizamiye Medreselerinde bile bunlar vardı. Nizam-ül Mülk’ün kurmuş olduğu Gazali‘nin rektörlük yaptığı Nizamiye Medreselerinde bile bunlar vardı.

Hangi dersler vardı?

 – Hepsi. Riyaziye, Hendese… vardı. Matematik, geometri. – Hepsi vardı. Şu sıfır yok mu, sıfırı Hint’ten gelsin, doğudan gelsin, nereden gelirse gelsin sıfır bütün sayılardan daha büyük daha kıymetli bir rakamdır. Onun hakkını ödeyemezler. Yani Batı telif hakkı düşünse şu sıfırın hakkını verseler, dünyayı verseler kurtulamazlar.

Kaynak: Düşünce Sizsiniz, Prof. İsmail Hakkı Aydın

Gazzali’nin düşünce tarihindeki yeri | Soruların Peşinde, İhsan Fazlıoğlu

Dk 29 Akdeniz Dünyası ve İbni Sina

Meta Yöntem

1. Bilgi beşeridir, aşkın değildir, bilgiyi insan üretir.

2. Rasyonalitesi yöntemdir
3. Alan farklılığı. Metafiziğe matematiksel yaklaşımla bilgi üretilemez

  • Soruları hatırlatıyor, cevapları değil
  • Bilgi beşeridir yöntem ve alan bağımlıdır
  • Mantık bilmeyenin ilmine itibar edilmez. Son kitabı İlmiFıkıh’ın son sözleri.
  • Gazali büyük anlatıyı, çanağı inşa ediyor
  • Gazali bir çığlık benim nazarımda
  • Başlatıyor

İnsan

  • Gazali insanı çok iyi tanıyor. Nietzsche’nin Dostoyevski‘den kastettiği ben Rus insanını bu Dostoyevski’den öğrendim demesi gibi ben de insanı Gazali’den öğrendim
  • Onun için insanın zaaflarını zayıf taraflarını güçlü taraflarını çok iyi anlatıyor o açıdan çok etkileyicidir
  • Gazalinin batıdaki karşılığı. Çok kısa sürede Latinceye İbranice’ye çevriliyor
  • Gazali insanı çok iyi tanıyor kendini çok iyi tanıdığı için ama Onun için insanın zaaflarını zayıf taraflarını güçlü taraflarını çok iyi anlatıyor o açıdan çok etkileyicidir
    Bu çok önemli bir şey. Bir düşünür insan oldukça etkisi çok daha fazla artıyor.

Toplum

  • Politikanın konumu olduğu için yarar ilişkisini çok gözetiyor topluma yararı zararı konusunu çok önemsiyor teorik yaklaşımlarının yanı sıra hiçbir şeyi yasaklamıyor. Gazali hiyerarşik bir düzene tabi tutuyor herkes her şeyi öğrensin diye düşünüyor. Adım adım çok tedrici bir yaklaşımı var.
  • Bu üç ilkenin çok önemli konumu var Gazali için bir teorik anlamıyla doğru yanlış iki toplum anlamıyla yararlı zararlı üç anlatacağı kişiye basamaklandırarak anlatımı bilgiyi hazmetmesi açısından faydalı olması açısından.

Devlet

  • Devlet düşünüyordu Gazali. Üç numaralı adam dedik ya. Selçuklu devletinin resmi düşünürüydü. Gazali. Toplumu dikkate alarak iş görüyor devamlı o açıdan resmi düşünürüdür dedik.
  • Gazali için yönetimin kaynağı değil adil olup olmadıkları yaptıkları ettikleri önemlidir. Yönetmenin yönetimin kaynağının meşruiyetini kaynağına nisbetle değil uygulamaya göre tespit ediyor Gazali.
  • Dil meselesine de değiniyor kutsal dili reddediyor çok gerçekçi çözümler üretiyor tabii bu şekilde Selçuklu devletinin de meşruiyetini sağlamlaştırmış oluyor.
  • Gazali de Şafii ama meseleye mezhebi bakmıyor.

Akdeniz Havzası

  • Gazzali’nin özelde İslam Dünyası ve genelde Akdeniz Dünyası için çok önemli bir konumu var. Yöntem. Meta Yöntem. Dk 12.56
  • Ortak ya kültür havzası var. Hocanın Akdeniz kültür havzası talebini küçümsememek lazım.
  • Bilgiler ilişkiler çok hızlı akışıyor bu havzada
  • Akdeniz kültür havzası: 1:26:35: Ortak bir kültür hafızası var. Bu Akdeniz kültür havzası tabirini küçümsememek lazım. Bu alışveriş zannedildiğinden daha hızlı ve daha etkili oluyor.
  • Entelektüel insanlar. Orada da çok ciddi bir entelektüel sınıf var ve bu insanlar takip ediyorlar.
  • O dönemde orta dünyadasınız, her yönden ilişkiler var Akdeniz dünyası. En gelişmiş politik ekonomik entellektüel güçsünüz etrafınızdaki insanlar çeşitli nedenlerle buradan faydalanıyorlar.
  • Gazali’nin bu yöntem eleştirisi sonuçta pek çok şey doğuracak, İslam medeniyetinde ve Akdeniz dünyasında o döneme kadar birbirlerinin meşruiyetini kabul etmeyen farklı yöntem hakikat araştırmalarının aynı masada meşru olduğunu bize gösterecek. Dakika 56:39

Hittite cuneiforms at Atakoy, Istanbul by Handan Börüteçene

Handan Börüteçene:  1987-88’de İstanbul Ataköy 9.kısım üniteleri arasına yerleştirilmek üzere Hitit çiviyazısını yorumladığı 13m uzunluğunda, 6.5m yüksekliğinde, üstü mavi türkuvaz sırlı tuğlalarla kaplı, betonarme bir heykel yapmıştır.

Handan Börüteçene In 1987-88, he constructed a 13m long, 6.5m high reinforced concrete sculpture covered with blue turquoise glazed bricks, interpreting Hittite cuneiform, to be placed between the units of the 9th section of Ataköy, Istanbul.

Türklerde devlet düşünürleri kimlerdir?

On Thinking, Speaking and Writing by Ghazali

The greatest power of man is the power of thought, and I present to your attention the passages that we consider important from the book titled “thinking, speaking and speaking” by the philosopher Ghazali, who examines this subject in detail.

It is seen that Ghazali’s philosophical examination goes very deep. When it comes to the power of thought, of course, its functions appear in the form of listening, speaking, speaking and writing, all of which have been examined by Ghazali.

Ghazali is one of our philosophers that Mustafa Kemal Atatürk also drew attention to.

I think that the debate on al-Ghazali will be approached more carefully after reading the passages we have quoted here.

The reflection of the power of thought in our language is reading, thinking, philosophizing, “think, think.. of the work” has been reflected in a negative way with stereotyped sentences.

Two questions arise here. Why did this negative perception emerge and the second question is, how can this perception be broken?

It is also an important question why the headline sentence “I think, therefore I am”, which is constantly quoted in our language from the Western philosopher Descartes, is not among our memorizations, although more effective ones are abundantly present in Ghazali’s texts.

 THOUGHT

Now, when Almighty Allah created the spiritual world directly and created the corporeal world indirectly, He separated man from other creatures and gathered in him the finest thoughts and sensibles that were created to be an example of the great world and to be called the small world.

There is an explanation of this word that is long to explain, that is not hidden to those whose hearts are open, and that it is not lawful to give to those who lack talent.

It is only because of the value of thinking that this man is distinguished from the created beings and is specialized by the declaration of truth.

Whoever does not know the truth of thinking is only a name, and his share of the right path is a picture.

When mankind was mere thinking, when many people were unable to distinguish between speech, thinking and speech, and were puzzled as to the state and quality of thinking, they thought that these words had become a name for one meaning.

If the situation were as they suppose, it would be possible to call the supreme creator the one who tells the body of the thinking being. However, this is something that is not mentioned at all. Therefore, we wanted to clarify the truth of these names, to distinguish between these meanings, so that they would be an integral part of the mind. 44

Thinking is the work of universal reason. Thinking, then, is not the form of a phrase, the sign itself, the shape of letters, and the spelling of sounds. On the contrary, thinking is the ability of the human soul to express the formless and disembodied abstract form that has settled in its knowledge, entered its mind.

When the human soul conceives the truths of things with their individuals and essences in the mirror of the heart, the soul can express them; the mind can think of them; If the mind surrounds them inside and out, then the soul is called a thinker. A man is called a thinker, even if he does not explain and does not say with language. Page 52

Thus, the wise person will know that the thinking person is the one who imitates the Book of Allah and conceives the contents of the words of Allah. He who does not know the truth of what we are saying is dumb, even if he is a speaker; The listener who does not understand him is deaf, even if he is. As a matter of fact, Almighty Allah said, “They are deaf, dumb, blind. They don’t think.” Page 52

Thinking, then, is the most precious of states, the highest of qualities, the basis of speech and speech. Its nature is that the soul envisions the forms of things to be known, and that the soul can announce to others the things that pass through the mind, regardless of the language and expression. Page 53

The nature and dignity of thinking has been understood by what we have stated, and it has become clear that the person who thinks is a person whose soul is an example of the Book of God and whose heart is a copy of the words of God. Therefore, he who thinks can hear his Lord and hear someone else.

Thinking is the end of human dignity and the state of angels.

BECAUSE THEY ARE CHARACTERIZED BY THINKING. HOWEVER, MAN IS AN ANGEL.

When his essence becomes thinking and he is freed from the hangers of the body, he becomes an angel, and the angels of his Lord say to him, “Peace be upon you. Welcome. Go in there all the time.” Page 54

You should know that; He who knows the nature of thinking, who is aware of its truth, who does justice to its delicacy and degree, does not need to ask the question why. He knows for sure that good is in existence and evil is in non-existence.

Man begins his existence with thinking first and progresses with thinking towards his goal. Because it is the beginning of existence, its ability to grow and form. This faculty is one of the faculties of the vegetative soul.

The purpose of man is the ability to be an angel. This faculty is one of the soldiers of the Holy Spirit, which Almighty God has stated in His Book: “On that day, the spirit and the angels will rise up in a row.” Therefore, man cannot achieve his goal by any other means than without thinking. Page 54

We have come to understand that man differs from animals by thinking alone, and by thinking alone, he resembles angels. This thinking is one of Allah’s greatest gifts to His servants. Page 54

Man is like mines with his bones, plants with his feathers, springs and rivers with his holes and veins. He has seven faculties with seven faculties, 12 signs with twelve cavities, wads of paper with his muscles and veins; with its two bitter fluids, blood and phlegm, it resembles the four elements. The four elements are; fire, air, water and earth. In short, each part of the person corresponds to a part of the realm. Therefore, man is an example of the lower realm with his person and pattern, and an example of the higher realm with the qualities of his soul and heart. He is like the thinking self-righteous president in him; Like a president, he herds, directs, commands, forbids, destroys what he wants, and keeps what he wants. The thinking is exquisite; He is the Caliph of Allah in the land of the body, the wisdom of Allah in the dense form, the proof of Allah in the weak servant, the way of Allah that lies between animality, which is pure evil, and angelism, which is pure goodness. Page 55

The weakest man, look at the glory of this pure gem. God has brought him down from the angel of the heavens to this dark, murky, small realm of becoming, so that he may be the bearer of this water to drink, the driver of this earth, and the repairer of this ruin.

You should know that; Almighty Allah built this statue only for the thinking soul, and he built this city only for him. Until thinking, like a president, stays and sits in his city, acquiring a throne in the middle of the brain, a protective storehouse from the back of the brain, a postman and messenger from the front of the brain, spies and birds from his senses, a dispenser from his front, wings from his hand, poles and pillars from his feet, infantry and cavalry from his feints and movements. The nafs is very eager to deal with these situations, that is, these means, very eager to be with these actions, and unwilling to depart from them in order to prepare for the Hereafter and to achieve its goal. Thus he transforms enmity into love, contradiction into conformity, rudeness into gentleness, absence into presence. Page 56

The dignity of man is by thinking; The things that he will achieve and achieve are also through thinking. Page 57

You should know that; thinking, no matter how high its condition, how great its value, how great its glory, how obvious its proving, how smooth its structure, how sublime its foundations; Nevertheless, itis an attribute of the human soul and an attribute of the human mindBecause thinking is nothing but the expression and expression of the human soul. Man is a substance that knows, does, perceives, knows, and lives with his soul. You should know that; This ore is an empty ore that was unworked at the beginning of its creation and at its first orientation to the small piece of flesh. But he is receptive to forms and apt to learn information. There is no embroidery of good and evil, nor of knowledge and ignorance. Page: 57-58

When, then, the soul attaches itself to the body for the purpose of orientation and observance, and not by the relation of entering or adjacent, it has been understood by clear proofs and brilliant proofs that the soul does not in any sense inhabit the body and does not enter into it; On the contrary, he is the caretaker and ruler of the body. This problem is known and we do not see the need to explain it.

At the beginning of creation, when the soul takes the first of the objects, it does not receive the meanings of the thinkables, nor does it have the power to perceive the sensibles, and the knowledge of the premises and principles, such as the distinction between universals and particulars, the fact that things that are equal to something are equal to themselves, are not in the soul. Because the soul reaches them with a careful look and the slightest inference. Page 58

In its first form, it is called the pure/simple mind, then the natural/strange mind, then the intellect of the intellect and the intellect of the knowing, then the acquired intellect, and then the intellect of the verb. Therefore, when this soul is directed to the forms of things to be known, it is called reasoning (akl), and when it is capable of expressing what is thought, it is called thinking (speech). The soul is a gem, and thinking is one of its qualities. It is for this reason that the supreme creator is not called a thinker (natik). Because thinking means smart, the creator is not called smart. Because the mind is a gem. Intelligence arises from the geminess of that ore. Almighty Allah is not a substance. Therefore, it is not the mind. Page 59

The intellect is more valuable than the soul; Thinking is the quality of the soul. The soul is a gem and the mind is more valuable than the soul in terms of substance. Page 59

So the supreme creator; He is the Lord of the mind, the soul, and the thinking, all at once. The intellect is an artifact of his speech; The soul is a mystery from his command, and thinking is a precious quality that has been created. Page 59

You should know that; When the universal nafs is directed towards the object (iqbal), its orientation is called the human naf. This orientation can only be achieved by the command of Almighty Allah. When the universal intellect spreads to the object (feyz), this diffusion of it is called thinking

As for the first thing that the universal soul affects, the universal soul acted only on the absolute body, and it became a body called the Universal Soul. As for the first thing to which the mind gives thinking; The intellect first gave thinking to the fell, and the mind became a thinking creature. That is to say, the one who thinks is another. Then man is a thinking, mortal living being. Thinking, then, arises from the intellect, and man’s life arises from the soul. Although the nafs is binary in terms of expression, it is actually one and multiplies only in terms of order.

It has been understood from what we have stated that angels have thinking, man has thinking, universal reason has thinking, prophets have thinking, scholars have thinking, believers have thinking. The thinking of believers is similar to the thinking of fellows; The thinking of scholars is similar to the thinking of angels; The thinking of the prophets is similar to the thinking of the universal mind that gives the thinking. The universal mind is a unique, absolute substance that knows the essence of its creator, is completed by his word, and completes what is below him with his inspiration and mercy. pp. 59-60

SPEECH

The attributes of the people are in addition to their essence so that their unity multiplies and their special beings (inniyyet) continue with these attributes, their descriptions and pictures/descriptions determine with them. As a matter of fact, philosophers have distinguished between definition and painting/depiction and have expressed them as zati, necessary, separated araz and non-separating araz, etc.; such as the adjectives of thinking and laughing. The first of them (thinking) is found in the definition, and the other (laughing) is found in the picture/description. Page 63

As for the way people speak; Before it is called a word, an expression that arises from thought and mental intuition, and which is a regular (verse) combination of them, is called speech.

As long as meaning remains hidden in the room of thought, it is called thinking; When it comes out of thought and approaches the word, it is called speech. Thinking, then, needs an extractor and a transmitter in order to be speech; speech needs an expression, an arrangement, and a word to be a word; The word also needs movement, organ, and sound syllables to be hadith; In order to be heard, Hadith needs an intelligent heart and an understanding ear so that it can appear to him as he has determined. These steps are valid and true only about human beings. Because a human being is a time-consuming compound that emerges by repeating his behavior and words over time periods. Page 66

 

WORD

You should know that; man’s word is subtle and not fixed in the air. The word is revealed only through sound. Sound is a collision caused by the friction of objects with air. When the air is compressed, it creates sounds; when the sound is interrupted, it forms the letters; when letters are combined, they form speech; Speech, self-inflicted and spiritual meaning becomes thinking when it adjoins letters, and speech when tongues bring them out.

The word, then, is the complete speech that is conveyed to the ears of the listeners by the air carrying this sound that carries those words, which is useful and external. If the forms of the lyrics were in the air for people to benefit from, people would not need to write down and record the lyrics in books and notebooks. However, the air is thin; sounds are truncated; Since words are not fixed and continuous in the air, human souls have resorted to various ways and reasons to make what is said permanent.

The word, then, is the full speech that circulates in tongues. A full speech is not called a word unless it appears in such a way that the ears of the listeners will receive it. Because the intelligible meaning gathered in the soul is called thinking. Regular, complete and active thinking is called speech.

Thinking and speaking happens without an intermediary and a listener. For just as adjective and form belong to the essence, so do thinking and speaking belong to the essence of the speaker. The word can only be spoken with an external audience.

That is to say, he who thinks is the one who thinks with himself, even if he is silent with his tongue; He who speaks is one who speaks by nature, if he does not make a statement; Only after learning the language / phrase of the interlocutor and the level of the listener does the speaker explain the meanings of his inside/secret and express the meanings of his knowledge. Page: 71-72

As for the word of man; In one way it is laid-back, in another way it is discovery. Its lativity is in terms of spiritual meanings and in the sense that after the speaker stops and is silent, it disappears in the air or its traces are erased. Its discovery is in terms of tools, steps, tools, mahres and number. Therefore, when a man’s word appears in his tongue, it is infinite compared to his spiritual word before his declaration. The word of Almighty Allah is not like ours, for our word evokes an organ and needs time. But He is the giver of the wise and the needy. His divine words, then, are the basis of all writing. As a matter of fact, Almighty Allah said: “When we want something, our word is that we simply say to it, “Be!” and it will come to pass immediately. Page 73

The Purpose and Truth of the Word

You should know that in reality, the essence of man is the soul that reasons, thinks, perceives and acts. All conceivable forms are conscious in it. When he learns and makes use of someone who is more competent, wiser, and more knowledgeable than himself, the forms that are conscious arise, and the soul becomes the actual intellect and does not need to study the sensible and taste the taste of corporeal things. Thinking souls are pure, pure and enlightened. No veil and no obstacle will hinder them, and when they are with these moulds made of earth, when they put on the shirt of the body, and when they are surrounded by the space of humanity, they are veiled by the veils of sense, covered with dense and thick veils, and it becomes unbelieveable for them to convey meanings and to receive them with pure clarity and grace, free from matter and tools.

While there are conceivable meanings in themselves, the souls are complete and perfect in their essence in such a way that they do not need anything from outside. But when the receiving soul wants to learn something from the giving soul, when both are in the body fortress, learning is possible only by listening from the outside, and hearing is prepared for prayer. Listening takes place only after explanation and explanation. Therefore, the tongue and vocal cords in the body are prepared so that the giving scholar can express the meanings that exist in his soul with his tongue and explain them to the receiver who listens with his ears.

Divine wisdom created it by preparing the causes of meanings, spreading its rules, and correcting its instruments, so that the substances of knowledge would not be missing from the originals of the souls. When the soul expresses to another person the meaning of speech and the benefit of what is expressed, it is called a word; Although some listeners do not understand it because of a disaster, a fault, a negligence.

Therefore, the expression of the meaning of the soul is in one of two ways, that is, either by word or in writing.

The word is pure and spiritual. Speech, however, is mixed with something corporeal, namely, sound, air, and the places and shapes of letters. The shapes of sounds and letters are pure in relation to the purely spiritual meaning, but they are pure in relation to the script.

What is written is the traces and embroidery in the notebooks.

The word, on the other hand, is the traces and listenable things that are fixed in the soul, nothing more or more than them. When the word comes out of the speaker’s tongue and its expression is ordered, the air carries it through the sound in the letter boxes; It takes it from the throat, the vocal cords, and the origins of the letters, which are instruments of speech, just as psalms are instruments of sound—and conveys arrayed, compound, and clothed meanings to the ears of listeners.

Embroidery stops in the imagination; the sounds that come to the ears with the shapes of letters, their register and order, reach the contemplation; Its forms (suver) also go to memory; Its meanings, which are free from matter and elements, are contiguous with the intelligent soul, and become its ornament and jewelry, the instrument of its perfection, the council of its form, the cause of its happiness, and its distinguishing attribute that distinguishes it from others;

This is the truth of the word of men, Page: 73-74

 WRITE

You should know that; Since Allah, the Almighty, created man, made him honorable, and favored him over other creatures, He made the human species interconnected, interrelated, and protective of each other in such a way that they could only live their lives in cooperation and solidarity.

The continuation of the world and the continuity of the world; it is by protecting people and trying to meet the basic needs of the species, by making livelihood and life inviolable, by taking care of productive and useful things, by making the world prosperous. These are only through various professions and various arts. If a single person wanted to do all the arts, he could not afford it, he would not be able to do it. In any case, a helper and collaborator was needed. Sometimes a single profession or art requires a group of people to do that profession or art or to realize the purpose. Page: 79-80

The scientific arts are to know things as they are, to conceive their truths and to perceive their forms. This envisioning can only be achieved through learning. Learning is to desire the perfection of the soul, to adorn it with mental forms, and to keep it away from bodily vices and vices.

The way to learn, teach, receive and give is through words and listening. The word comes out of the tongues; Listening happens with the ears.
However, the sages said: “The word is a pure writing, and the writing is a definite word.”
When the word is transferred from the tongue to the pen, sight takes the place of hearing. Just as hearing belongs to what is said, so is sight specific to what is written. Just as language is for speaking and speaking (address), the pen is for writing.

When the air becomes extremely thin, there is a fever. When the fire begins to intensify, it becomes air. The air is thin, it is lazy, but it is thin compared to the water. In proportion to the fire, the air is not thin, but thick, dense, cut. The writing is also thin compared to the shapes, thick and dense compared to the wordsIf writing did not circulate from hand to hand among people, meanings could not be determined and souls could not mature. Because, despite their willingness, it happens that all languages do not verbalize every desired meaning, and teaching is in vain and the student is wasted.

By the abundance of His grace and the subtlety of His wisdom, Almighty God inspired some of His servants, and they extracted from the clarity of their minds, from the wombs of their thoughts, and from the mines of their hearts, this general benefit, and took a good measure for the continuity of knowledge; they acquired pens to replace tongues; They stated that what is written belongs to what is said, as bodies belong to souls, and mother-of-pearl to pearls; They preserved spiritual knowledge in fortresses of form and recorded it in notebooks and pages, so that this spiritual knowledge would be a treasure from the previous to the next.

Almighty Allah bestowed upon His Prophet the knowledge of the pen and said: “Read! Thy generous Lord, who taught the pen, taught man what he did not know” It is in the honour of the Scripture that God the Exalted swore by his means and said: He swore by his means and said:

“Nun. I swear by the pen and by the writing of men!”

Writing, then, is a blessing from God’s blessings, and it has a good place for it among the wise. For writing preserves what arises from the minds of wise men, and records what the minds of wise men capture.

The works of writing show the categories expressed, lexicalized; These categories show the hidden spiritual meanings in the figures, embroideries, and lexical letters behind the examples. These meanings mature the souls of the servants and show the blessings and blessings of Allah that make them happy on the Last Day. Page: 80-81

On Letters

Man is in need of tools because he is composed of a fleshy and dense (thick) body and a soul. The human soul, too, is veiled by the veil of darkness and is in need of the instruments which correspond to it in its disposition, for it is through these instruments that it obtains the truth and form of things.

As a matter of fact, man needs the sense of sight in perceiving the forms of sensible and visible things. The sense of sight requires one eye and the pupil. The eye mass consists of seven layers and three fluids.

He needs the ear to hear with his sense of hearing. The ear is also made up of cartilages and hollow nerves. Man needs palate, tongue, lips and teeth to speak. They are also made up of nerves, cartilage and muscles.

Allah is exalted by them. For he sees all beings without tools and without pupils. However, we see with tools. He hears all sounds without ears to words. However, we hear with ears. Again, He can speak all words without an instrument, a palate, or a tongue. However, we speak with instruments and the particulars of letters. Page: 89-90

The fact that people disagree shows the difference in their temperament and understanding. Let you know that Almighty Allah created the human body from the sum of the earth’s soil. This collection includes the good and bad, hard, soft, red, black and white of the soil.

He gave each person a certain composition and a special mixture. From this combination and mixture arose a temperament peculiar to him, which, according to the state of his nature, saved in proportion to his strength and obedience. This situation is not unique to humans, but also includes all creatures, animals, plants and inanimate things.

Each person accepts the soul in proportion to his temperament and ability. The closer his temperament is to moderation (equanimity), the stronger his ability. 
The more his ability increases, the stronger the soul becomes, and from the power of the soul comes the power of reason. 
From the power of reason arises the goodness of management (prudence). 
From the goodness of government comes the order of the world.

Matter, which accepts corporeality, does not detract from the power of the soul, nor does it add anything to it. For the giver of forms has no stinginess, no inhibition, no inclination; In proportion as the substances accept them, the forms are ready, and this is by His providence and grace.

When it is understood that the human temperament is nearer to temperance than the other temperaments, then the form of man is more beautiful than all forms, and the faculties of the souls in human persons are more complete and stronger than those of others.

Not all people stand in one rank, on the contrary, each of them has a temperament and constitution. These meanings are found in the senses of men: a person’s vision becomes sharper, his speech clearer, and his hearing stronger, and he sees, hears, and speaks twice as much as a person of his own kind sees and hears. Sometimes he is a man who hears and thinks, speaks and does something with his hand, without making a mistake of all these things, without one thing preventing him from another. The hearing of another person who is in a weak condition prevents him from seeing; His thought gets in the way of his words.

Since we find this difference in the perception of appearances, we can not doubt that there is more difference in thoughts, conceptions, and attributes. Because they are thinner and harder.

Since, then, difference is necessary between the prudence, thought, and mind of men, sometimes the prudence of one man is stronger than the prudence of another; In fact, a man, with the clarity of his mind and the power of his intuition, conceives of a thousand problems, for instance, in the shortest possible time; Another person exhausts himself all his life in order to gain external knowledge or to conceive of a hidden problem, but he is not able to do so.

All the separation of people in the matter of religion arises from these states and for the reasons stated.

When you understand this, you should know that; The thinking souls are different and the clairvoyances are separate, the faculties are according to the souls, the imagination is according to the prudence.

Whoever acquiesces in ignorance for his part will be deprived of the human ladder and will become a de facto devil in the future. In the sight of Allah, the worst animals are those who are deaf, dumb, and unthinking, and whose hearts, ears, and eyes have been sealed by Allah.

As a result, a man is pleased to conceive of the seniority of letters for his part; another, without revealing their truth and nature, is content to hear that the letters are later; Someone else imagines that the letters are sometimes ancient and sometimes later.

There is no doubt that the judgment of the letters and the speech of God has appeared in the souls, and the minds have resolved the issues related to them and their arbitrariness.

But the feeling of work has been between the debater and the conjectured speaker. However, the truth of things is beyond feeling and conjecture.

But some people are dominated by the power of sensible things, some people are dominated by the power of imaginary things, and some people are dominated by the purposes of jadelin (discussion). As a result, they pay no attention to the explanation of reason and are deaf to listening to the conversation with reason and justice. This is how they befriend the devil and their prudence is dulled. Page 93

Indeed, every human being envisions in proportion to his intellect, understands as much as he conceives, and expresses in proportion as he understands. Page 94

The letters in the state of thinking (contemplation) are thin, the letters in the state of remembering (remembrance) are coarse, and they are thin in one way and coarse in another, and when they are written, they are coarse in every aspect in notebooks.

The vulgar thing admits of dissolution and deterioration; That which admits of becoming and decaying is changeable, annihilation, and does not exist on its own. The really subtle thing is an individual that does not change and does not consist of various substances. In fact, it flows from age to age, from century to century, in the essences of the souls and the gems of the hearts. Page 95

It is enough to show it to a wise free person. A clever person achieves goodness from very little knowledge; On the other hand, the stupid ignorant cannot reach even one hundredth of all the knowledge that he has attained. This is a blessing from Allah and He gives it to whomever He wills. Page 98

You should know that I wrote this book willingly and for the benefit of it. My purpose in writing this is to present this situation to the prudent and secretive. It is necessary to keep secrets away from inexperienced people. Page 98

Source: Ghazali, On Thinking, Speaking, and Speaking, 2022

Düşünme, Konuşma, Söz ve Yazma Üzerine, Gazali

İnsanın en büyük gücü düşünce gücü olup bu konuyu enine boyuna inceleyen filozof Gazali’nin “düşünme, söz ve konuşma” başlıklı kitabından önemli gördüğümüz pasajları seçerek dikkatinize sunuyorum.

Gazali’nin felsefi incelemesinin çok derinlere indiği görülmektedir. Düşünce gücü dendiği zaman tabii ki bunun fonksiyonları dinleme, söz, konuşma ve yazı şeklinde ortaya çıkmaktadır ki bütün bu safhalar Gazali tarafından incelenmiş bulunmaktadır.

Gazali, Mustafa Kemal Atatürk’ün de dikkat çektiği filozoflarımızdandır.

“Bütün İslam aleminin medarı iftiharı olan İbni Rüşd’ler, İbni Sina’lar, İmam Gazali’ler, Farabi’ler gibi yüksek düşünceli simaların milletimizin ulema sınıfı içinde nurlu beyinleriyle mevcudiyet arz edeceklerine eminim.”  Gazi Paşa, Konya Sultani Mektebi’nde Nutuk, 22 Mart 1923

 

Gazali üzerindeki tartışmalara da buraya aktardığımız pasajları okuduktan sonra daha dikkatli bir şekilde yaklaşılacağını düşünüyorum.
Dilimize düşünce gücünün yansıması okumak, kafa, felsefe yapma, “düşün düşün.. işin” kalıp cümleleri ile olumsuz bir şekilde yansımıştır.

Burada iki soru karşımıza çıkmaktadır. Bu olumsuz algı neden ortaya çıkmıştır ve ikinci soru olarak da bu algı nasıl kırılabilecektir?

Batılı filozof Descartes’den dilimizde sürekli alıntılanan “düşünüyorum o halde varım” manşet cümlesinin daha etkilileri, Gazali’nin metinlerinde fazlasıyla var olmasına rağmen, neden ezberlerimiz arasına girmediği de önemli bir sorudur.

 

DÜŞÜNME

 

İmdi, yüce Allah, ruhani alemi doğrudan yarattığı ve cismani alemi dolaylı yarattığı ( halk ) vakit insanı öteki yaratıklardan ayırdı ve büyük alemin bir örneği olması ve kendisine küçük alem denilmesi için var edilmiş en ince düşünülürleri ve duyulurları onda topladı.

Bu kelimenin, açıklaması uzun tutan, kalpleri açık olanlara gizli kalmayan ve yeteneği eksik olanlara verilmesi helal olmayan bir açıklaması vardır.

Bu insanın yaratılmış varlıklar arasından ayırt edilmesi ve hakikatin beyanı ile özelleşmesi sadece düşünmenin değeri sebebiyledir.

İşte kim düşünmenin hakikatini bilmezse onun insanlığı sadece isimden, doğru yoldan nasibi de resimden ibarettir.

İnsanlık salt düşünme olunca, bir çok insan konuşma, düşünme ve söz arasında ayırım yapamayarak, düşünmenin hali ve niteliği konusunda şaşırıp kalınca, sandılar ki bu sözcükler bir tek anlama isim olmuştur.

Eğer durum onların sandıkları gibi olsaydı yüce yaratıcıya düşünen feleğin cismine söyleyen denmesi mümkün olurdu. Oysa bu hiç belirtilmeyen bir şeydir. O nedenle biz bu isimlerin hakikatini açıklamak, bu anlamların arasını ayırmak ve böylece onların akıl sahipleri için ayrılmaz bir parça olmalarını istedik. 44

Düşünme, tümel aklın eseridir. Öyleyse, düşünme bir ibarenin biçimi,  bir işaretin kendisi,  harflerin şekli ve seslerin hecelenişi değildir. Tam tersine düşünme insan nefsinin,  bilgisine yerleşmiş,  aklına girmiş, şekilsiz ve cisimsiz soyut biçimi ifade edebilmesidir.

İnsan nefsi,  ne vakit kalp aynasında fertleri ve özleriyle nesnelerin hakikatlerini tasavvur eder,  nefis onları dile getirebilir;  zihin onları düşünebilir;  akıl onların içini ve dışını kuşatırsa iste o zaman nefse düşünen adı verilir. Açıklama yapmasa ve dille söylemese de adama düşünen denir. Sayfa 52

Böylece, akıllı kişi bilecek ki, düşünen insan, Allah’ın kitabını kendine örnek alan ve Allah’ın kelimelerinin içeriklerini tasavvur eden kişidir. Söylediğimiz şeyin hakikatini bilmeyen söyleyici olsa da dilsizdir; onu anlamayan dinleyici olsa da sağırdır. Nitekim yüce Allah “onlar sağırdır dilsizdir kördür. Onlar düşünmezler” diye buyurur. Sayfa 52

Demek ki düşünme,  hallerin en değerlisi,  vasıfların en yücesi,  konuşma ve sözün temelidir.  Mahiyeti ise nefsin,  bilinecek şeylerin biçimlerini tasavvur etmesi ve hangi dilden ve hangi ifadeyle olursa olsun,  nefsin,  akıldan geçen şeyleri başkasına duyurabilmesidir. Sayfa 53

Düşünmenin mahiyet ve şerefi, belirttiğimiz şeylerle anlaşılmış ve düşünen kimsenin, nefsi Allah‘ın kitabının bir örneği ve kalbi Allah‘ın kelimelerinden bir nüsha olan kimse olduğu iyice belirmiş oldu. Şu halde, düşünen kimse Rabbini duyabilir ve başkasını duyabilir.

Düşünme insanlık şerefinin sonu ve meleklerin halidir.

Çünkü onlar düşünme ile nitelenmişlerdir. Oysa insan bilkuvve melektir.

Özü düşünme haline geldiği ve cismin askılarından sıyrıldığı vakit birfiil melek olur ve Rabbinin melekleri ona “selam olsun size. Hoşgeldiniz. Oraya sürekli olarak giriniz”  diye seslenir. Sayfa 54

Bilmen gerekir ki; düşünmenin mahiyetini teemmül eden, hakikatine vakıf olan, inceliğinin ve derecesinin hakkını veren kimse, niçin sorusunu sormaya ihtiyacı duymaz. Kesin olarak bilir ki iyilik varlıkta, kötülük yokluktadır.

İnsan, varoluşuna ilkin düşünme ile başlar ve amacına doğru düşünme ile ilerler. Çünkü onun varoluş başlangıcı, büyüme ve biçimlendirme yetisidir. Bu yeti bitkisel nefsin yetilerinden biridir.

İnsanın amacı ise meleklik yetisidir. Bu yeti yüce Allah‘ın kitabında belirttiği Kutsal Ruh’un askerlerinden biridir: “O gün, ruh ve melekler sıra halinde ayağa kalkar.” Şu halde, insan düşünmeden başkasıyla amacına ulaşamaz. Sayfa 54

Anladık ki, insan sadece düşünme ile hayvanlardan ayrılır ve yalnız düşünme ile meleklere benzer. Bu düşünme, kullarına Allah‘ın en büyük bağışlarından biridir. Sayfa 54

İnsan, kemikleriyle madenlere, tüyleriyle bitkilere, delik ve damarlarıyla pınar ve nehirlere benzer. O, yedi yetisi ile yedi feleğe, oniki oyuğu ile 12 burca, kas ve damarlarıyla tomar kağıtlara; iki acı sıvısı, kanı ve balgamıyla dört unsura benzer. Dört unsur; ateş, hava, su ve topraktır. Kısaca, zatının her bir parçası alemin bir parçasına uygun düşer. Dolayısıyla insan şahsı ve kalıbıyla aşağı alemin bir örneği, ruh ve kalbinin nitelikleri ile de yüce alemin örneğidir. Ondaki düşünen nefis başkana benzer; bir başkan gibi güder, yönetir, yönlendirir, buyurur, yasaklar, istediğini yok eder ve istediğini tutar. Düşünen nefis; beden ülkesinde Allah‘ın halifesidir, yoğun kalıpta Allah‘ın hikmetidir, zayıf kulda Allah‘ın kanıtıdır, saf kötülük olan hayvanlık ile saf iyilik olan meleklik arasında uzanan Allah yoludur. Sayfa 55

En zayıf insan, şu latif cevherin şerefine bak. Allah onu, göklerin melekutundan bu karanlık, bulanık, küçük oluş âlemine indirdi ki bu içilecek suyun taşıyıcısı, bu toprağın sürücüsü ve bu harabenin tamircisi olsun.

Bilesin ki; yüce Allah bu heykeli sadece düşünen nefs için yaptı ve bu şehri de sadece onun için kurdu. Ta ki düşünme, bir başkan gibi, kalıp şehrine otursun, beynin ortasından bir taht, beynin arkasından koruyucu bir depo, beynin ön tarafından postacı ve ulak, duyularından casuslar ve kuşlar, önünden dağıtıcı, elinden kanatlar, ayaklarından direkler ve sütunlar, çalım ve hareketlerinden piyadeler ve süvariler edinsin. Nefs, ahiret azığı hazırlamak ve gayesine ulaşmak amacıyla işin başında bu durumlara, yani bu araçlara karşı çok istekli, bu hareketleriyle birlikte olmaya çok hevesli, onlardan ayrılmaya isteksizdir. Böylece o, düşmanlığı sevgiye, aykırılığı uygunluğa, kabalığı yumuşaklığa, yokluğu varlığa dönüştürür. Sayfa 56

İnsanın şerefi düşünme iledir; onun elde edeceği ve ulaşacağı şeyler de düşünme iledir. Sayfa 57

Bilesin ki; düşünme, durumu ne kadar yüksek, değeri ne kadar yüce, şanı ne kadar büyük, kanıtlanması ne ölçüde apaçık, yapısı ne kadar düzgün, temelleri ne ölçüde yüce olursa olsun; yine de o, insan nefsinin sıfatı ve insan aklının bir niteliğidir. Zira düşünme, insan nefsinin ibare ve ifadesinden başka bir şey değildir. İnsan nefsi ile bilen, yapan, algılayan, bilici, diri bir cevherdir. Bilesin ki; bu cevher, yaratılışının başlangıcında ve küçük et parçasına ilk yönelişinde işlenmemiş boş bir cevherdir. Fakat o, biçimleri alıcı ve bilgileri öğrenmeye yatkındır. Onda ne iyi ve kötü ne de bilgi ve bilgisizlik nakışı vardır. Sayfa 57-58

Öyleyse nefs, girme, veya bitişme ilişkisi ile değil de yönelme / gözetme amacıyla bedene iliştiği vakit açık kanıtlamalar ve parlak kanıtlar ile anlaşıldı ki nefs hiçbir anlamda bedene yerleşik olmaz ve ona girmez; tersine o, bedenin bakıcısı ve yöneticisidir. Bu sorun bilinmektedir ve onu açıklamaya gerek görmüyoruz.

Nefs, yaratılışın başında, nesnelerin ilkini aldığı zaman düşünülürlerin anlamlarını almaz; onun duyulurları algılama gücü de olmaz; öncüllerin / ilkelerin bilgileri, söz gelişi tümeller ile tikeller arasındaki ayrılık, bir şeye eşit olan şeylerin kendilerine de eşit oldukları gibi bilgiler nefste olmaz. Çünkü nefs dikkatli bir bakışla ve en küçük bir çıkarımla onlara ulaşır. Sayfa 58

İlk halinde ona saf / yalın nefs, sonra doğal / garizi akıl, daha sonra birkuvve akıl ve bilmeleke akıl, sonra kazanılmış akıl ve daha sonra da birfiil akıl denir. Şu halde, bu nefs, bilinecek şeylerin biçimlerine yöneldiği zaman akletme (akl) denir, düşünülürlerini ifade etmeye muktedir olduğu zaman ona düşünme (nutk) denir. Nefs bir cevherdir, düşünme de onun niteliklerinden biridir. İşte bu anlamdan ötürü yüce yaratıcıya düşünen (natık) adı verilmez. Çünkü düşünen demek, akıllı demektir yaratıcıya akıllı denilmez. Zira akıl bir cevherdir. Akıllı o cevherin cevherliğinden doğar. Yüce Allah cevher değildir. Dolayısıyla o, akıl da değildir. Sayfa 59

Akıl nefsten daha değerlidir; düşünme nefsin niteliğidir. Nefs bir cevherdir ve akıl cevherlik hususunda nefsten daha değerlidir. Sayfa 59

Öyleyse yüce yaratıcı; aklın, nefsin ve düşünmenin, hepsinin birden rabbidir. Akıl, konuşmasından bir eserdir; nefs onun emrinden bir sırdır ve düşünme, yaratılmış kıymetli bir niteliktir. Sayfa 59

Bilesin ki; tümel nefs cisme yöneldiği ( ikbal ) vakit onun yönelmesine insan nefsi denir. Bu yönelme ancak yüce Allah’ın emriyle olur. Tümel akıl cisme yayıldığı (feyz)  zaman onun bu yayılmasına düşünme denir

Tümel nefsin etki ettiği ilk şeye gelince; tümel nefs yalnız mutlak cisme etki etti ve felek diye bir cisim oldu. Aklın düşünmeyi verdiği ilk şeye gelince; akıl düşünmeyi ilkin feleğe verdi ve felek düşünen bir diri oldu. Demek ki felek düşünen bir diğeridir. Daha sonra insan düşünen, ölümlü bir diridir. Öyleyse düşünme akıldan doğar; insanın hayatı ise nefsten doğar. Nefs, ibare bakımından her ne kadar ikili ise de aslında o birdir ve yalnız tertip itibariyle çoğalır.

Belirttiğimiz şeylerle anlaşıldı ki, meleklerin düşünmesi vardır, insanın düşünmesi vardır, tümel aklın düşünmesi vardır, peygamberlerin düşünmesi vardır, bilginlerin düşünmesi vardır, müminlerin düşünmesi vardır. Müminlerin düşünmesi, feleklerin düşünmesine benzer; bilginlerin düşünmesi, meleklerin düşünmesine benzer; peygamberlerin düşünmesi, düşünmeyi veren tümel aklın düşünmesine benzer. Tümel akıl, yaratıcısının özünü bilen, kelimesiyle tamamlanan, feyz ve merhametiyle aşağısındakileri tamamlayan, eşsiz, mutlak bir cevherdir. sayfa 59-60

KONUŞMA

İnsanların sıfatları, birliklerinin çoğalması ve özel varlıklarının (inniyyet) bu sıfatlarla devam etmesi, tanımlarının ve resimleri / tasvirlerinin onlarla belirlemesi için özlerine ilavedir. Nitekim filozoflar tanım ile resmin / tasvirin arasını ayırmış ve onları zati, lazım, ayrılan araz ve ayrılmayan araz vb. diye ifade etmişlerdir; düşünme ile gülme sıfatları gibi. Onlardan ilki (düşünme) tanımda bulunur, diğeri (gülme) ise resimde / tasvirde bulunur. Sayfa 63

İnsanların konuşmasına gelince; kendisine söz denilmeden önce nutki düşünce ve akli sezgiden doğan ve onların düzenli (manzum) bileşkesi olan ifadeye konuşma denir.

Anlam, düşünce odasında gizli-kapalı durduğu sürece ona düşünme denir; düşünceden çıkıp söze yaklaştığı vakit ona konuşma denir. Demek ki düşünme, konuşma olmak için bir dışarı çıkartıcıya ve ileticiye muhtaçtır; konuşma, söz olmak için bir ifade, bir düzenleme ve bir sözcüğe muhtaçtır; söz de hadis olmak için harekete, organa ve ses hecelerine muhtaçtır; hadis, işitme olmak için, belirlediği gibi ona görünsün diye zeki bir kalbe ve anlayışlı bir kulağa muhtaçtır. Bu basamaklar sadece insan hakkında geçerli ve doğru olur. Zira insan, davranış ve sözleri zaman dilimleri içinde tekrarlanarak ortaya çıkan zamanlı bir bileşiktir. Sayfa 66

SÖZ

Bilesin ki; insanın sözü ince / latif olup, havada sabit değildir. Söz ancak ses aracılığıyla ortaya çıkar. Ses, cisimlerin havayla sürtünmesinden meydana gelen bir çarpmadır. Hava sıkıştığı vakit sesleri meydana getirir; ses kesildiği vakit harfleri oluşturur; harfler birleştiği vakit konuşmayı oluşturur; nutki, nefsi ve ruhani anlam, harflere bitiştiği vakit düşünme olur, diller onları dışarı çıkardığı vakit söz olur.

Demek ki söz, havanın o kelimeleri taşıyan bu sesi taşıması suretiyle dinleyicilerin kulaklarına aktarılan, faydalı ve dışarıda olan tam konuşmadır. Sözlerin biçimleri insanların istifade edecekleri şekilde havada dursaydı, insanlar yazmaya ve sözleri kitaplar ve defterler içinde kaydetmeye ihtiyaç duymazlardı. Ancak, hava ince; sesler kesik; sözler havada sabit ve devamlı olmadığı içindir ki, insan nefsleri söylenen şeylerin kalıcı olması için çeşitli yollara ve sebeplere başvurmuşlardır.

Şu halde, söz dillerde dolaşan tam konuşmadır. Dinleyicilerin kulakları alacak şekilde ortaya çıkmadıkça, tam konuşmaya söz denilmez. Çünkü nefste toplanmış, anlaşılır anlama düşünme denir. Düzenli, tam ve bilfiil düşünmeye, konuşma denir.

Düşünme ve konuşma, aracı ve dinleyici olmadan olur. Çünkü sıfat ve biçimin öze ait oluşu gibi düşünme ve konuşma da konuşanın özüne aittir. Söz ancak dışarıdan hitap edilen bir dinleyici ile birlikte olur.

Demek ki düşünen, diliyle sussa da kendisiyle beraber düşünendir; konuşan, beyanda bulunmasa vasfı itibariyle konuşandır; söyleyen ancak muhatabın dilini / tabirini ve dinleyicinin düzeyini öğrendikten sonra, içinin/sırrının anlamlarını açıklar ve bilgisinin anlamlarını ifade eder. Sayfa 71-72

İnsanın sözüne gelince; bir yönden latiftir, bir yönden kesiftir. Latifliği, ruhani anlamlar yönüyle ve söyleyenin durması ve susmasından sonra, havada yok olması veya izlerinin silinmesi yönüyledir. Kesifliği ise araç-gereçleri, basamakları, aletleri, mahreçleri ve sayısı yönündendir. Dolayısıyla insanın sözü, dilinde ortaya çıktığı vakit, beyanından önceki ruhani sözüne oranla kesif olur. Yüce Allah‘ın sözü, bizimkine benzemez; zira bizim sözümüz bir organı çağrıştırır ve süreye ihtiyaç duyar. Fakat O, akıllılara ve ihtiyaç sahiplerine vericidir. Şu halde, onun ilahi sözleri tüm yazıların temelidir. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Bir şeyi istediğimiz zaman, sözümüz ona yalnız “Ol!“ dememiz ve onun da hemen oluvermesidir. Sayfa 73

Sözün Amacı ve Hakikati

Bilesin ki,  gerçekte insanın cevheri,  akleden,  düşünen,  algılayan,  eyleyen nefstir.  Tüm düşünülür biçimler,  onda bilkuvve vardır. O,  kendinden daha yetkin,  daha akıllı ve daha bilgili birinden öğrendiği ve istifâde ettiği vakit,  bilkuvve bulunan biçimler ortaya çıkar ve nefis,  bilfiil akıl olur ve duyulurları tetkike ve cisimli şeylerin tadını tatmaya ihtiyaç duymaz. Düşünen nefisler saf,  latif ve aydınlıktır. Hiç bir örtü ve hiç bir engel onlara engel olmaz,    Topraktan yapılma bu kalıplarla beraber oldukları,  beden gömleğini giydikleri ve beşeriyet mekanıyla çevrildikleri vakit duyu perdeleriyle perdelenir,  yoğun ve kalın örtülerle örtülür,  anlamları aktarmak ve onları madde ve aletlerden arınmış salt duruluk ve letâfetiyle almak,  onlar için inkansızlaşır.

Kendilerinde düşünülür anlamlar varken nefisler,  dışardan hiç birşeye muhtaç olmayacak şekilde özü bakımından tam ve yetkindir. Fakat alan nefis,  veren nefisten birşey öğrenmek istediği zaman,  her ikisi de beden kalesi içindeyken,  öğrenme yalnız dışardan dinlemekle mümkün olur ve işitme,  nidâ için hazırlanır. Dinleme ancak açıklama ve ifâdeden sonra olur. Dolayısıyla bedendeki dil ve ses telleri hazırlanır ki,  veren âlim,  nefsinde varolan anlamları diliyle ifâde etsin ve onları açıklayarak kulaklarıyla dinleyen alıcıya ulaştırsın.

Nefislerin asıllarından bilgi maddeleri eksik olmasın diye ilahi hikmet,  anlamların sebeplerini hazırlayarak,  kurallarını yayarak ve aletlerini düzelterek bunu yarattı. Nefis konuşmanın anlamını, ifâde edilenin faydasını gösterir bir ifâdeyle bir başkasına ifâde ettiği vakit ona söz denir; her ne kadar bazı dinleyenler,  bir afet,  bir kusur,  bir taksir nedeniyle onu anlamasa da.

Şu halde,  nefsin anlamı ifâdesi iki yoldan biriyle,  yani ya sözle veya yazıyla olur.

Söz,  latifdir ve rûhânîdir. Ne var ki söz,  cismani kesif birşeyle,  yani ses,  hava,  harflerin çıkış yerleri ve şekilleriyle karışıktır. Ses ve harflerin şekilleri,  salt rûhânî anlama oranla kesiftir, Fakat onlar yazıya oranla latiftir.

Yazılan,  defterlerdeki iz ve nakışlardır.

Söz ise nefiste sabit duran izler ve dinlenebilir şeylerdir,  onlara ilave ve fazla birşey değildir. Söz,  konuşanın dilinden çıktığı ve ifâdesi düzene konduğu vakit hava onu harf kutuları içinde ses aracılığıyla taşır;  onu boğazdan,  ses tellerinden ve harflerin çıkış yerlerinden alır ki onlar,  konuşma aletleridir,  tıpkı mezmurların ses aletleri olması gibi- ve dizili,  bileşik ve giysili anlamları dinleyicilerin kulaklarına ulaştırır.

Nakışlar,  hayalde durur; harf şekilleriyle birlikte kulaklara gelen sesler,  onların sicil ve düzeni,  müfekkireye ulaşır;  biçimleri (suver) de hâfızaya gider; madde ve unsurlardan uzak duru anlamları da akıllı nefisle bitişir,  onun süsü ve takısı,  yetkinliğinin aleti,  biçiminin heyeti,  mutluluğunun sebebi ve onu başkalarından ayıran ayırıcı vasfı olur,

İnsanların sözünün hakikati işte budur,

Sayfa 73-74

 

YAZMA

Bilesin ki; kudreti büyük Allah, insanı yaratıp, onu şerefli kıldığı ve onu öteki yaratıklardan üstün tuttuğu için insan türünü sadece yardımlaşarak, dayanışarak hayatlarını sürdürecek biçimde birbirine bağlı, birbiriyle ilişkili ve birbirini koruyucu yaptı.

Dünyanın devamı ve alemin sürekliliği; insanların koruması ve türün temel ihtiyaçlarını karşılamaya çalışmalarıyla, geçim ve yaşamı dokunulmaz kılmakla, verimli ve yararlı şeyleri gözetmekle, alemi bayındır hale getirmekle olur. Bunlar, sadece çeşitli mesleklerle ve türlü sanatlarla olur. Bir tek insan bütün sanatları yapmak isteseydi buna gücü yetmezdi, başaramazdı. Her durumda bir yardımcı ve dayanışmacı gerekirdi. Bazen bir tek meslek veya sanat bu meslek ve sanatın yapılması veya amacın gerçekleşmesi için bir grup insanı gerekli kılar. Sayfa 79-80

İlmi sanatlar, nesneleri oldukları gibi bilmek, onların hakikatlerini tasavvur etmek ve biçimlerini algılamaktır. Bu tasavvur sadece öğrenmeyle olur. Öğrenme, nefsin yetkinliğini istemek, aklı biçimlerle onu bezemek ve bedensel kötülük ve düşüklüklerden onu uzak tutmaktır.

Öğrenme, öğretme, alma ve vermenin yolu, sözle ve dinlemekle olur. Söz dillerden çıkar; dinleme kulaklarla olur.

Ancak, bilgeler demişlerdir ki: “Söz latif bir yazıdır, yazı kesif bir sözdür.”

Söz dilden kaleme intikal edince işitmenin yerine görme geçer. İşitme söylenene ait olduğu gibi görme de yazılana özgüdür. Dil söylemek ve söyleşmek ( hitap ) için olduğu gibi kalem de yazmak içindir.

Hava son derece inceldiği vakit ateş olur. Ateş de  yoğunlaşmaya başladığı vakit hava olur. Hava incedir, latiftir fakat suya oranla incedir. Ateşe oranınla hava ince değil kalındır, yoğundur, kesiktir. Yazı da şekillere oranla ince, sözlere olan oranla kalındır, yoğundur. Yazı insan arasında elden ele dolaşmasaydı, anlamlar belirlenemez ve nefisler olgunlaşamazdı. Zira isteklilerine rağmen, tüm dillerin istenilen her anlamı söze dökmediği olur ve öğretim boşa çıkar ve öğrenci zayi olur.

Lütfunun bolluğu ve hikmetinin inceliği ile yüce Allah, bazı kullarını ilham etti ve onlar da zihinlerinin duruluğundan, düşüncelerinin rahimlerinden ve gönül madenlerinden bu genel faydayı çıkardılar ve bilginin sürekliliği için iyi bir tedbir aldılar; dillerin yerini tutmak üzere kalemler edindiler; bedenler ruhlara, sedefler incilere ait oldukları gibi yazılanın da söylenilene ait olduğunu ifade ettiler; ruhani bilgileri, şekil kaleleri içinde korudular ve onları defterler ve sayfalar içinde kaydettiler ki bu ruhani bilgiler öncekilerden sonrakilere bir hazine olsun.

Yüce Allah, Peygamberine kalem bilgisini lutfetti ve şöyle buyurdu: “Oku! Kalemi öğreten cömert rabbin, insana bilmediğini öğretti” Yazının şerefindendir ki, yüce Allah onun araçlarıyla yemin etti ve şöyle buyurdu: onun araçlarıyla yemin etti ve şöyle buyurdu:

“Nun. Kaleme ve insanların yazmalarına and içerim!”

Öyleyse yazı Allah‘ın nimetlerinden bir nimettir ve akıllılar yanında onun için iyi bir yeri vardır. Zira yazı akıllı kişilerin zihinlerinden doğan şeyleri korur ve bilgelerin zihinlerinin yakaladığı şeyleri kaydeder.

Yazının eserleri ifade edilen, sözcükleşen kategorileri gösterir; bu kategoriler, şekiller, nakışlar ve örneklerin gerisinde olan sözcük harflerindeki gizli düşünülür ruhani anlamları gösterir. Bu anlamlar kulların nefslerini olgunlaştırır ve ahiret gününde onları mutlu eden Allah‘ın bağış ve nimetlerini gösterir. Sayfa 80-81

Harfler Üzerine

İnsan, etli ve yoğun (kesif) bir cisim ile nefsani ince (latif) bir ruhtan meydana geldiği için aletlere muhtaçtır. İnsan ruhu da karanlık şahıs perdesiyle perdelidir ve tasarruflarında şahsına uygun düşen aletlere muhtaçtır, zira nesnelerin hakikat ve biçimlerini bu aletler aracılığı ile elde eder.

Nitekim insan duyulur ve görülür şeylerin biçimlerini algılamada görme duyusuna muhtaçtır. Görme duyusu bir gözü ve göz bebeğini gerektirir. Göz kütlesi ise yedi tabaka ve üç sıvıdan meydana gelir.

İşitme duyusuyla duymak için kulağa muhtaçtır. Kulak da kıkırdaklar ile içi boş sinirlerden oluşur. İnsan söylemek için damak, dil, dudak ve dişlere muhtaçtır. Onlar da sinirlerden, kıkırdaklardan ve kaslardan meydana gelir.

Allah bunlardan münezzehtir. Zira o tüm varlıkları aletsiz ve gözbebeği olmadan görür. Oysa biz aletler ile görürüz. O tüm sesleri kelimeleri kulak olmadan işitir. Oysa biz kulaklar ile işitiriz. Yine O, bir alet, bir damak, bir dil olmadan tüm kelimeleri konuşabilir. Oysa biz aletler ve harflerin mahreçleri ile konuşuruz. Sayfa 89-90

İnsanların ihtilaf etmesi, mizaç ve anlayışlarının farklılığını gösterir. Bilesin ki; yüce Allah insan bedenini yeryüzü toprağının toplamından yarattı. Bu toplamaya toprağın iyisi kötüsü, sert, yumuşak, kırmızısı, siyahı ve beyazı dahildir.

Her şahsa belli bir bileşim ve özel bir karışım verdi. Bu bileşim ve karışımdan ona özgü ve tabiatının durumuna göre güç ve takati oranında onda tasarruf eden bir mizaç doğdu. Bu durum insana özgü olmayıp, aynı zamanda tüm yaratıkları, hayvanları, bitkileri ve cansızları da kapsamına alır.

Her şahıs mizacı ve yeteneği (istidat) oranında nefsi kabul eder. Mizacı ölçülülüğe ( itidal ) ne kadar yakınsa yeteneği de o kadar güçlü olur.
Yeteneği ne kadar artarsa nefis o kadar güçlü olur nefsin gücünden akıl gücü doğar.
Akıl gücünden yönetim (tedbir) iyiliği doğar.
Yönetim iyiliğinden de alemin düzeni meydana gelir.

Cisimliliği kabul eden madde, nefsin  gücünden bir şey eksiltmediği gibi ona bir şey de katmaz. Çünkü biçimler vericisinin cimriliği, engellemesi ve eğilimi yoktur; maddelerin kabul etmesi oranında biçimler hazır olur ve bu O’nun takdir ve inayeti iledir.

İnsan mizacının ölçülülüğe öteki mizaçlardan daha yakın olduğu anlaşılmış olunca, bu durumda insanın biçimi tüm biçimlerden daha güzel olur ve insan şahıslarındaki nefslerin yetileri de başkalarınınkinden daha tam ve daha güçlü ortaya çıkar.

Bütün insanlar bir mertebede durmazlar, tersine her birinin bir mizacı ve bünyesi vardır. Bu anlamlar insanların duyularında bulunur: Bir kimsenin görmesi daha keskin, konuşması daha açık ve işitmesi daha güçlü olur ve kendi türünden birinin gördüğünün ve işittiğinin iki katını görür, işitir ve konuşur. Kimi vakit o tüm bunları bir tek halde hata etmeden, bir şey onu başka bir şeyden engellemeden, işiten ve düşünen, söyleyen ve eliyle bir iş yapan biri olur. Durumu zayıf olan başka bir insanın işitmesi görmesini engeller; düşüncesi sözüne engel olur.

Görünüşlerin algısında bu farklılığı bulduğumuza göre düşüncelerdeki,  anlayışlardaki ve sıfatlardaki farklılığın daha çok olduğundan kuşku duymayız. Çünkü onlar daha ince ve daha zordur.
Şu halde, farklılık, İnsanların basireti, düşüncesi ve zihinleri arasında gerekli olduğuna göre, bazen bir insanın basireti diğerinin basiretinden daha güçlü olur; hatta bir insan, fikrinin duruluğu ve sezgisinin gücüyle en kısa zamanda sözgelişi bin sorunu tasavvur eder; başka bir insan bir dış bilgiyi kazanmak veya gizli bir sorunu tasavvur etmek için bütün ömrü boyunca kendini yorar fakat buna gücü yetmez.

İnsanların din konusundaki tüm ayrılığı, bu hallerden ve belirtilen sebeplerle doğar.

Bunu anladığın vakit bilesin ki; düşünen nefisler farklıdır ve basiretler ayrı ayrıdır, yetiler nefislere göredir, tasavvur basiretlere göredir.

Kim kendi payına cehalete razı olursa insanlık basamağında mahrum kalır ve ileride bilfiil şeytan olur. Allah katında hayvanların en kötüsü sağır, dilsiz, düşünmeyen, kalplerini, kulaklarını ve gözlerini Allah‘ın mühürlediği hayvanlardır.

Sonuç itibarıyla, bir insan kendi adına harflerin kıdemini tasavvur etmekten hoşnut olur; diğer biri hakikat ve mahiyetlerini açıklamadan, harflerin sonradan olduklarını duymakla yetinir; başka biri de harflerin bazen kadim bazen de sonradan olmuş olduğunu tasavvur eder.

Kuşku yok ki harflerin ve Allah‘ın konuşmasının hükmü, nefislerde belirmiş ve akıllar, onlarla ve keyfiyetiyle ilgili konuları çözmüştür.

Fakat iş hissi tartışmacı ile zanni konuşan arasında olmuştur. Oysa işlerin hakikati hissin ve zannın ötesindedir.

Fakat bazı insanlara hissi şeylerin gücü hakimdir, bazı insanlara zanni şeylerin gücü hakimdir, bazı insanlara da cedelin (tartışmanın)  amaçları hakimdir. Sonuç itibari ile onlar aklın açıklamasına aldırmaz ve konuşmayı akılla ve adaletle dinlemekten sağır kesilirler. İşte böylece onlar şeytanla arkadaş olurlar ve basiretleri körelir. Sayfa 93

Gerçekten her insan, aklı oranında tasavvur eder, tasavvur ettiği kadar anlar ve anladığı oranda ifade eder. Sayfa 94

Düşünme (tefekkür) halindeki harfler incedir, hatırlama ( tezekkür) halindeki harfler kabadır ve onlar bir yönüyle ince, bir yönüyle kabadır, yazıldıkları vakit defterlerde her yönüyle kaba olurlar.

Kaba şey çözülme ve bozulmayı kabul eder; olma ve bozulmayı kabul eden şey değişkendir, yok olucudur ve kendi başına var olmaz. Gerçekten ince şey, değişmeyen ve çeşitli maddelerden oluşmayan bir bireydir. Hatta o, çağdan çağa, asırdan asıra, nefslerin asıllarında ve kalplerin cevherlerinde akıp durur. Sayfa 95

Akıllı hür kimseye göstermek yeter. Akıllı zeki kimse pek az bilgiden iyiliğe ulaşıyor; buna karşılık aptal cahil bütün bilgilerden onun ulaştığı iyiliğin yüzde birine bile ulaşamaz. Bu, Allah‘ın bir lütfudur ve onu dilediğine verir. Sayfa 98

Bilesin ki bu kitabı ben yararlanmak için ve isteyerek yazdım. Bunu yazma amacım basiret ve sır sahiplerine bu durumu arz etmektir. Sırları deneyimsiz kimselerden uzak tutmak gerekir. Sayfa 98

Kaynak: Gazali, Düşünme Konuşma ve Söz Üzerine, 2022

isad008_yarimbas

İran doğumlu Düşünürler’den Bilge Sözler

*******************************

Zerdüşt

Şems-i Tebrizi

GAZZALİ

HALLAC-I MANSUR

******************************

ZerdüşT

Ben Zerdüşt, doruluğun yanında, sevgi ve erdemin sözcüsü, kötülerin ve yalancıların düşmanı, iyilerin yaveri. 
Ben, doğruluğu ve iyi düşünceyi her daim ayakta tutarım. 
Ben, Zerdüşt! Takatim var olduğu müddetçe ve bütün dünyalılar doğruluğun ölümsüz ülkesine yol bulana dek yalanın amansız düşmanı ve doğrunun kararlı koruyucusu olacağım.
Bende olan ne varsa sizin elinizde de gizli. 
Benden duyduğunuz ne varsa, doğru akıl ve fikirle, parlak ve temiz ziynetle ölçüp değerlendiriniz ve öylece kabul ediniz. 
Benim söylemek istediğim şey, açıklamak üzere bir irade beyanına sahip olduğumdur. Benim programım, adalet ve dürüstlük dünyasını bozup harap eden kimselerle mücadele etmektir. 
Benim, Zerdüşt! Kötülerin ve yalancıların amansız düşmanı! İyilerin yaveri ve doğruların güçlü sığınağı! Bütün dünyalıları var gücüyle doğruluğun olumsuz ülkesine yönlendiren adam. 
Bilgelik en büyük iyiliktir, o mutluluktur, bizim için mutluluk, yani bilgelik en büyük mutluluk içindir.
Bu görkemli sistemde ve bu büyük gösteride herkes kendi ödevini yapmalı ve kendisine düşen özel rolü oynamalıdır.
Cennet, en iyi düşüncenin, cehennem ise en kötü düşüncenin evidir.
Cennete herkesten önce girmeye layık olan kimse, herkesten önce uykudan uyanandır
Çiftçi ve çoban olan kimse, iyi düşünce sayesinde doğru ve faydalı olan yolu seçmiş ve kuşkusuz iyi mesajları benimsemişse huzura, emniyete ve nimete erecektir. Ancak böyle bir yolu seçmemiş olan kimse, kuşkusuz bereket, mutluluk ve asayişten nasibini almayacaktır.
Doğrunun izleyicileri sonunda her şeye ulaşacak fakat uzun karanlık, acı ve kötülük yalandan yana olanların payına düşecek, onların ruhları onları kendi eylemleriyle yönlendirecek.
Doğruyu anlama ve idrak etme kapasitesi, bir öğretmen gibi başkalarına da öğretecek şekilde herkese ulaşılabilir açıklıkta ve mükemmellikte olmalıdır.
Dünyada tek bir yol vardır, o da doğruluktur. 
Emir veya Şah, kötü yönetime değil iyi yönetime sahip olmalıdır. İyi düşünce ve iyi eylemlere sahip bir yöneticinin yönetimi altında beşer rahat bir şekilde temizliğe ve inşaya yönelir ve bu dünya, insanların huzuru için güzelce imar edilir, korunur.
En iyi bahtiyarlık, iyi işler vasıtasıyla yaşam koşulları ve toplumun düzelmesi yolunda elde edilen bilgidir. Doğru söz ve hak, cesaretle başkalarının kulağına fısıldanmalıdır. Bireyin ruhunu güçlü ve aydın kılan, doğru idrak, doğru muhakeme, doğru düşünme, doğru işler yapma gücü ve enerjisidir. 
Ey doğruluk, ne zaman sana erişecek? Ne zaman bir bilge gibi temiz bir yaradılışı göreceğim? 
Ey Erkek ve kadınlar! Bu dünyada yalancı güzelliği ve aldatmacayı içeren ve kimi haz ve yaraları olan işlerin doğruluktan uzak olanlarca işlendiğini görmektesiniz. Bunlardan sakınınız ve biliniz ki yalan ve günahtan elde edilen lezzet, üzüntü ve hasrete inkılap edecektir. İşlendiği sırada geçici lezzet veren ancak sonradan daimi pişmanlığa ve azaba sebep olan haz, lezzet ve mutluluk değildir aslında. Çünkü başlangıçta lezzet olarak düşünülen şey, iç dünyayı, ruhu ve mutlu yaşamı parçalayıp acıklı kılmaktadır.
Geçmişte yerine getirdiğim tüm işler, gelecekte yapacağım şeyler, doğruluk ve temiz yaradılıştan kaynaklı olan her şey, iyiliğe karşılık geldiği nispette değerlidir.
Hangi umutlarla bu kurtlar elde etmek zorunda olsalar da yalan yalanlar ve kötü akıllar ülkesinde güç, bu gücün kendisi yok eder onların ruhsal yaşamını.
Hangi yanda duracağım doğrunun mu, yalanın mı? Görüşecek miyim yalancı biriyle kötülük yapan ya da onların kurbanlarıyla acı çeken hakikat için? Yanlış, hep yadsır senin değerli armağanlarını. Yayılmaz mı yalan onların akıllarına ve yüreklerine.
Hepiniz düşünerek ve aklını kullanarak kendi seçiminizi yapınız. Kötü öğrencilerin hayatınızı altüst etmelerine fırsat vermeyiniz. Dünyada iki yol, iki cevher ve iki öz vardır. Biri iyi ve diğeri kötüdür ki hiçbir zaman birbirine uyum göstermezler. Kötü yolu seçenler, çok zarar edecekler. 
Işık için çalışanın kendisi görür aydınlığı.
İnsan bireysel ve toplumsal başarı ve mutluluk için yaratılmıştır. Hayat, iyilik ile kötülük arasındaki ezeli çekişme ve mücadeledir. Biz,  her daim doğruluk ve dürüstlüğün muhafızı, iyilik yolunun yolcusu olmalı ve kötülükle, bozgunculukla ve çirkinlikle mücadele etmeliyiz.
İnsanları iyi bir hayattan yararlanmaları için, temiz fıtratın yardımıyla yönlendirmeye çaba gösterecek, doğruyu ve hakikati takip etmeleri için gücüm ve takatim yettiğince yol göstereceğim. 
İnsanları seviyorum, yaşamı seviyorum. Ben dünyadan vazgeçmedim. Ben dağlara yaşamdan kaçan, ona karşı olan biri olarak gelmemiştim. Ben dağlara kendimi, özgürlüğümü ve bilgeliği bulmaya, bir başına olmaya geldim ve bunları buldum. Artık benim yükseklerde kalmama gerek yok. Tam tersine öylesine doldum ki bunları insanlarla paylaşmam gerek. Sevgimi paylaşmak istiyorum. Fazlasıyla yüklendim, doldum ve taşıyorum.
İyi düşünün! İyi konuşun! İyi yapın! 
İyilerin ruhları, zafer elde edecek ve ölümsüz olacaktır. Yalancıların ruhları ise, her zaman acı içinde kıvranacaktır.
Neden güçsüz olduğumu bilirim ey bilge. Benim koyunlarım az, insanlarım az da ondan. Yakarıyorum sana beni düşünmezlik etme. Dost el uzatır dostuna, bana da sen uzat sağduyu, adaleti öğret bana sen.
Reddediyorum kötü ile birlikte olmayı. Ben, fena olanı çile vereni, kötülük getiren, ahlaksız ve sefil olanı reddediyorum. Şeytan ve taraftarlarını, büyü ve taraftarlarını, tüm onların taraftarlarını, düşüncelerimde, sözlerimde ve görüşlerimde reddediyorum. Reddediyorum tüm yalancı insanları.
Şu sözlerime kulak veriniz, aydınlık bahşeden düşüncelerle bakınız, kadın ve erkek herkes, irade ve aklıselimle kendi özgür seçimini yapmalıdır.
Tabiatın fenomenleri üzerinde düşünüp, bilmeye rağbet ediniz. Çünkü kurtuluş bilgidedir. 
Tanrı doğruluk cevheridir. Doğruluk üzerine kurulu olan bu dünyayı, insanların doğruluk, dürüstlük, çaba, gayret, düzen ve adaletle en iyi şekilde içinde yaşamaları, bedensel ve fizyolojik ihtiyaçlarını karşılamaları, bilgi ve görüyle ruhlarını donatmaları için yarattı.
Tanrı’yı tanımak için, insanın iç alemi, vicdanı ve ruh aynası saf, parlak ve aydınlık olmalıdır. 
Tanrısal liyakate sahip olan güç, semavi ve tanrısal kökenli en iyi hediye ve bağıştır. Doğru yolun takipçisi olan, hakikat yolunu her daim gözeten ve gerekliliklerini yerine getiren kimse, arzulanan bir yaşama kavuşur. Bu tanrısal güç dünyada ve bütün varlıklarda, özellikle insanda mevcuttur. Fakat kişi ondan yararlanması için onu istemeli ve kararlı davranmalıdır.
Tanrıya, aydınlığa ve kurtuluşa ne zaman ulaşmak isterseniz, ilkin başkalarına yol göstericilik yapmaya gayret ediniz. Bilginin ve hakikatin ya da adalet ve doğruluk ışığında onları bilgilendiriniz. Ruhsal ve bedensel hayatın mutluluğu doğruluğa, düzen ve dürüstlüğe sığınmadadır. Çünkü bu, hem zihinsel bir rahatlık ve ruhsal bir tatmin hem de maddi hayatta mutluluğa sebep olmaktadır. 
Tüm bir hayat iyilik ile kötülük arasında ezelden beri devam edegelen mücadele sahnesidir ve siz bu ezeli mücadelede taraf belirlemede tamamen özgürsünüz.  Her iki dünyada huzur, mutluluk ve kurtuluş isteyen kimse iyiliğin safında savaşsın ve vicdan azabı ile başlayan gergin ve sıkıntılı yaşamı arzulayan da kötülük yolunda yürürsün.
Uzun süre düşündüğüm ve aradığım için anladım ki, sen varlığın başlangıcı ve sonu, iyi düşüncenin, kanun, düzen, hak ve adaletin yaratıcısısın. Ben seni, kendi içimde düşünerek buldum.
Yalan, hezimete ve bozguna uğradığı vakit iyilikleri ile tanınanlar arzularına kavuşacaklardır.
Zalim hükümdarlar ile kötü davrananlar, kötü sözlüler, kötü vicdanlılar, kötü düşünceliler ve yalancıların ruhları, kendi içlerindeki karanlıktan aydınlığa dönecektir.
Zamanında ölmesini bil. Pörsümüş bir elma gibi dalda asılıp kalma. Ölüm canlılar için bir yetkinleşme, bir dürtü ve bir vaat olmalıdır. Ölüm bir şenlik gibi yaşanmalı, yaşayanların yeminlerini kutsamalıdır. Sen ölürken ruhun akşam kızıllığı gibi parlamalıdır. 

Şems-i Tebrizi

Bazen uzaklaşmak gerekir, yakınlaşmak için. Bazen hatırlamak gerekir, hatırlanmak için. Bazen ağlamak gerekir, açılmak için. Bazen atmak gerekir, anılmak için. Bazen susmak gerekir, duymak için. 
Allah‘ın sırrı sensin, kalbine yolculuk et. 
Susmak, mana eksikliğinden değil, mananın parlaklığındandır. 
Ne zaman ki iyiliğim, kötülük olarak algılandı, anladım ki ben doğru yoldayım. 
Bana bakan kişi, bende kendini görür.
Her işin vakti gelmedikçe, sana dostun dostluğu fayda vermez. 
Öyle bir söz söyle ki, ya yaşat ya da öldür ama asla yaralı bırakma. 
Hayatta her şey olabilirsin, fakat önemli olan hayatın içinde insan olabilmektir.
Hayat bu, bir bakarsın her şey bir anda son bulur. Hayat bu, son dediğin an her şey yeniden can bulur.
Kalbinde iyilik biriktirenlerin yolu daima açıktır.
Şems’in On Öğretisi
1) Dürüst ol, dürüst insanlarla ol: ” Nefsin seni yakmasına izin verme!”
Dürüstlük bir şehirdir, ben de o şehrin sultanıyım, onda kendim yaşayayım, kendim öleyim, kendim korunayım.
2) Sabır bir duadır: “Dikene baksan da gülü hayal et…”
Sabır sonunu gözlemek, sabırsızlık sonunu göremeyecek kadar kısa görüşlü olmaktır. Sabretmek öylece oturup beklemek değil, ileri görüşlü olmak demektir. Dikene bakıp gülü, geceye bakıp gündüzü hayal edebilmektir.
3) Bil ama önce dinlemeyi bil: “Yazının kaleme gelmeyen sesi kısılır…”
Söz dinlemeye kabiliyetli kimse bulunmazsa, o söz geldiği yere gider. Sözü dinleyen başkalarının sözünü de dinlemeye kabiliyetli olduğunu söylerse o, söz söylemekten de, dinlemekten de acizdir. Konuşmak can yakmak, dinlemek can beslemektir yazının kaleme gelmeyen sesi kısılır, harfler silinir.
4) Sitem etme: “Şükretmesini bil!”
5) İstemeyi bilmezsen alamazsın: “Allah isteyeni sever…”
6) Acele etmek isyan etmektir:
“Acele eden derinliği göremez!”
7) Tövbe makamı hep açıktır: “Yine de sen günahtan korun…”
8) İyi bir kalp kötülüğe kalkan olur: “Batın namazı, kalp huzurudur…”
9) Marifet kendi kusurunu görmektir: “Kusurunu gördün diye aynayı yere vurma!”
10) Umutsuzluk mutsuzluk getirir:
“Umut bulutunun yağış vakti elbet gelecektir…”
Umutsuz olma! Yüzün saf aya, temiz ışığa dönsün. Doğruya, huzura, rahata kavuşturan umuttur. Karanlık, bulanık günler geçer.
İlim üç şeydir: Zikreden dil, şükreden, sabreden beden..
Sen ol da ister yar ol, ister yara. Lütfun da  başım üstüne, kahrın da.
Birgül kadar güzel ol ama dikeni kadar zalim olma.
Güzel bir gülü, güzel bir geceyi, güzel bir dostu herkes ister. Önemli olan gülü dikeni ile, geceyi gizemiyle, dostu tüm derdiyle sevebilmektir.
Sevmek bu kadar güzel gül kim bilir sevmeyi yaratan ne kadar güzeldir.
Senin baktığını herkes bakar, ama senin onda gördüğünü herkes göremez.
Dünya insanı, heva ve hevesine kaptırır, nefsim arzularına uydurur.
Kır kalemin ucunu. Bundan sonraki yolculuğumuz aşk yolculuğudur. Aşkı kalem yazmaz ki kitaplarda bulasın.
Bil ki güneşe bakmaya cesareti olmayan gölgede kalmaya, gölgeyi ışık sanmaya mahkumdur.
Başkalarına baktığın gözle Leyla’yı nasıl görebilirsin? Onu gözyaşlarınla tertemiz yıkamadıkça!.
Gerçek bir mürşit seni, kendi içine bakmaya ve nefsini aşıp kendindeki güzellikleri keşfetmeye yönlendirir.
Arş dönüyor, yıldızlar dönüyor dersin. Zahirdır gördüğün, zahirde dönersin. Marifet dönmek değil, bulmaktır bilesin.
Bir an bekle, arkana dön ve unuttuklarını anımsa. Kaybettiysen ara, kırdıysan af dile, kırıldıysan affet, çünkü hayat çok kısa.
Nice yüksek dağlar var ki tepeleri yüce sivrilerdir. O tepeler zamanla aşınır ama dağ yine dağ olarak kalır.
Hüzün taze tutar aşk yarasını. Yaramdan da hoşum, yarimden  de.
Sessizlik en güzel sestir, duyabilen için. 
Her şeyin bir hesabı var, üzdüğün kadar üzülürsün. 
İlmi olmayan bir beden, suyu olmayan bir şehre benzer. 
Şeriat der ki: seninki senin van benimki benim. Tarikat der ki, seninki senin, benimki de senin. Marifet der ki, ne benimki var ne seninki. Hakikat der ki, ne sen varsın ne ben.
Yürek ay gibidir. Vakti gelince tutulur.
Kalk, silkelen, kendine gel. Umutsuzluğa sarılma. Umutsuzluk şeytandan, ümit etmek ise Allah’tandır.
Mevlânâ benim sözümü benden daha iyi aktarır. Ama yine de benim sözümü nakletmiş olmaz.
Bildiklerini unut. yeni başlayan güne bilgilerini silmekle başla. Zanlarını, yargılarını, ön yargılarını ve bütün genellemelerini sil, terk et.
Aşk, “Her şeyi senin için var ettim!” diyen Allah’a, “Her şeyi senin için terk ettim” diyebilmektir.
Sığ suları en hafif rüzgârlar bile coşturabiliyor. Derin denizleri ise ancak derin sevdalar. Anladım ki, derin ve esrarengiz olan her şey susuyor. Anladım ki susan her şey derin ve heybetli.
Bilesin, üstüne aşk giydirdiğim yüreğime söz verdim. Hiçbir harfi, sensiz bir cümleye kurban etmemeye.
Kalbi ile dili bir olan insandan korkma.
Sözün kıymetini lal olandan, aşın kıymetini aç olandan, aşkın kıymetini hiç olandan öğren.
Olmadı diye sızlandığın duaya, gün gelir olmadı diye şükredersin.
Yüreğime talipsen yalnızlığını bana adayacaksın.
Derdini sade anlatan adam dertlidir. Güzel anlatan edebiyatçı, haliyle anlatan aşık, tebessümüyle örten ariftir.
Hey benim yetim gönlüm. Bırak gamlı düşünmeyi. Sus ve sabret! Gözyaşının hesabını Rabbim sorsun. Sen hakkını helal et!
Hüzün ki en çok yakışandır aşıklara, yandık yakıldık ama hüzünden yana asla yakınmadık. Ne de olsa biz mazlum bir peygamberin ümmeti değil miyiz? Hüzün taze tutar aşk yarasını.  Yaramdan da hoşum, yârimden de. 
Olduğu kadar, olmadığı kader. 
Üstadın aşktır senin. Oraya erişince o sana hal diliyle anlatır ince ince. 
Okuyarak öğreneceksin ama severek anlayacaksın.
Anladım ki. İnsanlar susanı korkak, görmezden geleni aptal, affetmeyi bileni çantada keklik sanıyorlar. Oysa ki, biz istediğimiz kadar hayatımızdalar. Göz yumduğumuz kadar dürüstler ve sustuğumuz kadar insanlar. 
Testi, içinde ne varsa onu sızdırır. 
ey insan! Kafdağı kadar yüksekte olsan da, kefene sığacak kadar küçüksün. Unutma, her şeyin bir hesabı var, üzdüğün kadar üzülürsün.

 

Gazzali

Cevizin kabuğunu kırıp özüne inmeyen cevizin hepsini kabuk zanneder.
Çocuktaki utanma hâli ondaki akıl nurunun alametidir.
Her hâdisin hudûsu (sonradan var olanın var olması) için bir sebebe ihtiyaç vardır.
Evren hâdistir (sonradan var olmuştur). O hâlde evrenin de var olması için bir sebebe ihtiyaç vardır. O sebep de Tanrı’dır.
İlmi ile amel etmeyen âlim, başkalarını giydirdiği halde kendisi çıplak olan iğne gibidir.
Tamahkâr, aç gözlü olma, kalbin katı ve kara olur. Çok mal artırmak için hasislik (cimrilik) yapma.
Şüphe duymayan hakikati bulamaz.
Dargın ve küskün olanları barıştır ki yarın kıyamet gününde sevinenlerden olasın.
Allahü Teâlânın verdiği nimeti, onun sevdiği yerde harcamak şükür; sevmediği yerde kullanmak ise küfran-ı nimettir (nimeti inkâr etmektir).
Belaya şükretmek lazımdır. Çünkü küfür ve günahlardan başka bela yoktur ki içinde senin bilmediğin bir iyilik olmasın! Allah, senin iyiliğini senden iyi bilir.
Bir sözü söyleyeceğin zaman düşün! Eğer o sözü söylemediğin zaman mesul olacaksan söyle. Yoksa sus!
Bil ki kalble gıybet etmek, dille etmek gibi haramdır. Bir kimsenin noksanını, kusurunu başkasına söylemek doğru olmadığı gibi kendi kendine söylemek de caiz değildir.
Sabır insana mahsustur. Hayvanlarda sabır yoktur. Meleklerin ise sabra ihtiyacı yoktur.
Allahü Teâlânın her yaptığımızı her düşündüğümüzü bildiğini unutmamalıyız. İnsanlar birbirinin dışını görür. Allahü Teâlâ ise hem dışını hem içini görür. Bunu bilen bir kimsenin işleri ve düşünceleri edepli olur.
Aklı olan kimse nefsine demelidir ki: Benim sermayem, yalnız ömrümdür. Başka bir şeyim yoktur. Bu sermaye, o kadar kıymetlidir ki her çıkan nefes hiçbir şeyle tekrar ele geçmez ve nefesler sayılıdır, azalmaktadır. O halde bu günü elden kaçırmamak bunu saadete kavuşmak için kullanmamaktan daha büyük ziyan olur mu? Yarın ölecekmiş gibi bütün âzâlarını haramdan koru.
Ey nefsim, sonra tevbe ederim ve iyi şeyler yaparım, diyorsan ölüm daha önce gelebilir, pişman olup kalırsın. Yarın tevbe etmeyi bugün tevbe etmekten kolay sanıyorsan aldanıyorsun.
Kabirdekilerin pişman olduğu şeyler için dünyadakiler birbirini yiyor.
İhtiyacı olan bir kimsenin o ihtiyaca ulaşması için ilk şart, o ihtiyacı sabahtan akşama kadar elde etmedikçe yemek yememektir.
Seven sevdiğini memnun etmeyi, başkalarını memnun etmeye tercih eder.
Bir şeye düşman olacaksan onu bilmen gerekir. Bir şeyi savunacaksan yine onu bilmen gerekir.
Cahillerle tartışmayın, çünkü ben hiç galip gelemedim.
Yalnızlığın güzelliğini ve derinliğini yaşadım. İnsan yalnız kalabilir fakat asla tek başına değildir. Yalnız olmak, Allahla başbaşa olmaktır. 
Okumak, üç türlüdür: dilin okuması kıraat, aklın okuması tefekkür, kalbin okuması hayattır. 
Şüphe duymayan hakikati bulamaz. 
Gözü aç ve savurgan olma; Ey oğul! Kendini iyice sıkıntıya sokmuş bir miskin gibi gözü aç; mal kıymeti bilmeyen, ilerisini görmeyen bir sefih gibi savurgan olma! Sana ait hakları belirle!  Dostuna saygılı, düşmanına insaflı ol !
Uzun mesafelere ulaşmak, yakın mesafeleri aşmakla mümkündür. 
Takva, çok secdeden ötürü alında iz bırakma veya oruç tutmaktan sararma veya secde ve rükudan belin bükülme hali değildir. Eğilen boyunda veya sarkıtılan eteklerde takva aranmaz. Takva, kalplerdeki vera halidir. Güler yüzle karşıladığın kimse, seni asık bir yüzle karşılar ve bilgileriyle sana mihnet yüklerse, Allah böyle kimselerin sayılarını artırmasın! 
Bir takım arzularının yerine gelmesi için küçülme. 
Ey nefsim! Sonra tövbe ederim ve iyi şeyler yaparım diyorsan, ölüm daha önce gelebilir, pişman olup kalırsın! Yarın tövbe etmeyi, bugün tövbe etmekten daha kolay sanıyorsan, aldanıyorsun!
Ceviz kabuğunu kırıp özüne inmeyen, cevizin hepsini kabuk zanneder.
Say ki öldün; yalvardın, yakardın, sana bir gün daha verildi. Bugünü, o gün bil, öyle yaşa!
İnsan iki küçük et parçasıyla ölçülür: kalbi ve dili.
Et Oğul! Ağırbaşlı, terbiyeli, saygılı ve nezaketli olmaya çok dikkat et ve itina göster! Ancak böyle yaparken, gurura kapılma! Sonra senden bu sıfatla söz edilir! Halka tepeden bakma, sonra senden bu sıfatla bahsedilir.
Cahillerle tartışmaya girmeyin; ben hiç yenemedim.
Zavallı insanoğlu eğer fakirlikten korktuğu kadar cehennemden de korksa, ikisinden de kurtulurdu.
Çok işte çırak olacağına, bir işte usta ol.
Benlik ve nefis üstünlüğü olan kişilere, nasihat acı gelir. Yasaklanan işler ise onların kalbine güzel ve cazip görünür. 
Mezardakilerin pişman oldukları şeyle ilgili, diriler birbirini yiyor.
İlmi ile amel etmeyen alim, başkalarını giydirdiği halde, kendisi çıplak gezen iğne gibidir.

 

Hallac-ı Mansur

Cehennem acı çektiğimiz yer değildir bilakis acı çektiğimizi kimsenin duymadığı yerdir.
Dünyadan vazgeçmek nefsin işidir. Önemli olan ruhun işi olan ahiretten vazgeçebilmektedir.
Bu dünyayı cehenneme çevirenler cennete gitmek ister.
Allah’ım! Beni canımdan ayıran bu zalim kullarını affet.
Diller konuşursa kalpler helak olur.
Bizim canımızı düşmandan gelen taş değil dosttan gelen gül acıtır.
Cehennem acı çektiğimiz yer değil acı çektiğimizi kimsenin bilmediği yerdir 
Ben bu yeryüzünün hallacıyım, insanlar feryadımı duymuyor. 
Benim Allah’la olan ilişkimi anlamayan kişi, beni anlamamıştır, sapkın der bana. Beni kötü olmakla suçlar. Ama ne zaman ki doğruyu anlar, gelir kapıma af diler. 
İnsanlar dünyayı cehenneme çeviren ve ardından da cennete gitmeye çalışan varlıklardır.
Doğru, sadece gördüğünüzü değil, görmediğinizi de kapsar. 
Gördüğün her şey göz gözün algıladığıdır, bir de gözle görülemeyenler vardır. Bu yüzden gördüğün her şeye inanma, önce sorgula sonra anla, ondan sonra doğru neyse zaten kavrayacaksın. 
Ey insan! Yaratılanların içinde zerreden daha küçüğü yok. sen daha zerreyi bile tanıyamazken onu nasıl tanıyacaksın?. 
Bizi düşmanın attığı taş değil, dostun attığı gül yaralar. 
Sevginizi dostlarınızdan esirgemeyin… Dostun acı çektiği yerde sonuna kadar mücadele edin… 
İnsanların kavrama yeteneği gerçeklikle ilişkili değildir. Gerçeklik de insanla ilişkili değildir. Düşünceler kişiye özgüdür, insanların özellikleri gerçeklerle bu yüzden ilişkili değildir. Çünkü gerçeğin algılanması zordur. Ancak imkansız değildir. Ateşin ışığı gerçekliğin bilgisidir. Ateşin sıcaklığı ise gerçekliğin gerçeğidir. Bunu anlamak ise gerçekliğin doğrusudur. Bunlar niteliksiz insanın, yanlış yolda yürüyen insanın, tutarsız insanın anlayabileceği şeyler değildir. 
Her şey ancak karşıtının varlığıyla kavranabilir. 
Sizin gibi düşünmene düşman olmayın, anlamaya çalışın. 
Korkacak bir şeyim kalmadı. Kaybedecek hiçbir şeyim yok. Nasılsa senden uzağa düşmüşüm. Anladım ki, artık benim için yakın da bir uzak da. Ayrılık dostum oldu. Ey övgülerin sahibi, kul senden başkasına eğilmez!
Aşıklar hor görülür.
Dillerin konuşması, kalplerin helak olmasındandır.
Hayallerden uzak dur, gerçekliğin peşinde ol! Ayaklarını insanlardan yukarıya kaldır ve tutkulu ol! Bilmelisin ki dağların ve ovaların ötesini görebilmek için kanatlarını çırpıp en yükseklere uçman gerekir.
İnsan dışı kadar içinden de sorumludur.
Mutluluk anlamaktır. Anlamadan sevmek, mutluluk vermez.
Mutluluk paylaşmak demektir, paylaşmak insana huzur verir.
Hüznü, derdim, acım. Çevresi; kurak, yalnız, ıssız. Ondan sonrakiler aydınlık değil, sönük. Onun konuştuğu işin aslı. Hepsi budur, hepsi yeterli. Ondan gayrısı, onun dışında kalan sadece azap. Başarı yalnızca Allah’tandır.
İnsan bir kainattır, koca kainat da bir insandır. Teker teker bakarsan çok görürsün. Bütün bakarsan tek görürsün. 
Boş işten kendini arındır. Faydasız arkadaştan kendini arındır. Çok konuşan dillerden kendini arındır. 
Melek doğru ve iyi işlerin gösterir der ki: bunları yaparsanız ödüllendirilirsiniz. Ancak önceden kötünün ne olduğunu bilmeyenler, iyinin de ne olduğunu bilmezler.
Gerçek gizlidir: anlatılamaz, açıklanamaz. Onu anlamaya yola çıkanın önüne engin denizler, yakıcı çöller çıkarır. 
Yok oluş benimle birlikte yok oldu. Yok oldum da öylece ulaştım sana. 
Ben sonsuz bilgi denizinin en derinindeyim. Anlamayanlar denizin kıyısında kendi bilgileriyle oyalanır dururlar. Mahrum kalırlar beni anlamaktan. 
Bizi yaşatan şey korku olursa, yaşamamızın da bir anlamı kalmaz. 
Özgürlük korkmadan yaşayanların hakkıdır. 
Ben doğruyum denilerek, doğru olunmaz. Ben O’yum denilerek O olunmaz. Sadece O’ndan olunur. O olmak başka, O’ndan olmak başkadır. 
Kalbinin sesini dinlersen doğruyu duyarsın. Ve aklının sesini de dinlersen sana doğruyu yanlışı ayırt edebilme gücünü verir. 
Kalbinizi dış etkenlerden koruyun, aklınız ile kalbinizi ayrı ayrı değil bir tutun. Doğru olan sizin kendi içinizdedir, siz zaten iyi ve doğru iseniz ne kalbiniz ne de aklınız sizi yanıltabilir.
Ayaklarıma bakıyorum kanımın aktığını görüyorum yazık oldu kanıma yazık oldu kendimi kimseye anlatamadığıma.
Kırılmadan yaşamaz insan! Kırılmayan bilmez hayatın asıl gayesini. Önce kırılacaksın, sonra da kırmadan yaşamayı öğreneceksin.
Bizim sevgimiz; şikayetlerden, isyanlardan uzaktır. İmtihandır, gönül işidir.
Kimseyi kırmayın, inşa etmek zordur.  Ancak, kırıp yakmak her zaman kolaydır. 
Suretleri boş ver, gönüllere bak. Gönle giren dipsiz bir kuyuya iner, ancak sonu aydınlık ve ferahlıktır. Acıların dindiği, huzurun geldiği andır o an. İnciye ulaşan için, nice hikmetler vardır. Öyle inciler vardır ki, o incilere giden yollar zorluklarla dolu karanlıktır. Ama bilmezsin ki asıl karanlık girdiğin yolda değil senin gözlerindedir.
Gönül gözünün karanlığı senin yolunu karartır. Ancak gönül aydınlandın mı en karanlık kuyuya bile güneş dolar. Kendi aydınlığını bulan, başka birisinin aydınlığına ihtiyaç duymaz, yolunu kendi bulur…
Terk edildiysem, benim terk edilişim yoldaşımdır.
İnsan kendisinde olmayanı başkalarına da veremez. Önce kendisini doldurmalı insan.
Meseleniz insan olsun. Meseleniz doğruluk olsun. Meseleniz adalet olsun. Meseleniz gönül olsun.
Gösterişli davranmak boş kişilerin işidir.
Tüm insanlar parçaları iyi birleştirilmiş bir yapı gibidir.
Kendinden olmayana, senin gibi düşünmeyene bile kötü davranma. İyilik er kişinin işidir.
Adil olmak hakkı yememektir. Adil olmak zorda olana yardım etmektir. Adil olmak ayrıştırmamaktır. Adil olmak senden olana değil, senden olmayanı da göz etmektir. Adil olmak insan olmanın şartlarından biridir.
Son durak arınmış ve gönlü temizlerin ulaşabileceği bir duraktır.
“Ey kardeşim unutma ki, İblis özünden uzaklaştığı için Azazil diye adlandırıldı. Özüne dönmedi ve cezalandırıldı. Yukarıya çıkmak için verdiği çaba işe yaramadı Çünkü Yanan Ateşi direniyordu. Oysa çimenliğin içinde bir gölün kenarındaydı, o bu bolluğun içerisinde susuzluktan kıvranıyordu. Körlüğü bir gösterişti!”
Bedenden ayrılıp ruha ulaşamayan insan bedeninin de tamamına sahip değildir.
Ruhunu ve bedenini faydalı işler için kullan. Özgürlüğün gerçek anlamını kavra.
Sıradan insanın düşüncesi kuşkular denizine batar. Seçkin insanların düşüncesi kavrayışlar denizine. Ancak yine de bu iki deniz kurur ve gösterdiği yollar silinir. İki düşünce yok olur, iki sütun devrilir. Yokluğun, kanıtın, bilginin dünyası kaybolur. O kalır bütün bağımlı şeylerin üzerinde, Yüce Tanrı’dır O, ikincil özelliklere bağımlı değildir.
Söylediklerinle insanları güzele yönelt…
Söylediklerinle insanları ferahlat…
Söylediklerinle insanlara öğret…
 Söylediklerinle dünyaya yön ver…
Bir kuş gördüm bilgi denizinde sufileri andıran. Uçuyordu Sufiliğin çift kanadıyla, beni uçamadığım için yadsıdı, çünkü uçmakta diretiyordu. Arınmak nedir? diye sordu bana. Dedim ki: madem beni anlamıyorsun kes kanatlarını yok oluş makasıyla. Dedi ki: ben sevgilime uçuyorum bu kanatlarla. Dedim ki: öyleyse yazıktır sana! Çünkü o her şeyi duyan, gören anlayandır. Bunun üzerine kanatlarını kapattı ve bilgi denizine doğru süzülüp diğer suların içine düşüp boğuldu.
Olumsuz düşünmek umutsuz insanların yaptığı şeydir.
Olumsuz düşünmenin faydası yoktur, ancak zararı fazladır. 
Hayatın içinde sıkışıp kaldıysan kapılarını dışarıya değil içeriye aç. Herkesi anlamaya çalışmayı bırak önce kendini anla. Madde aleminden geç mana alemine karış. Kibir ile düşünmeyi bırak, tevazu olsun yoldaşın. Dünyevi hırslar için kendini paralayıp ruhunu rezil etme. Ruhumu koruyorum deyip de, dünyayı bedbaht etme. Ölçülü olmayı bil, her şeyi gerektiği kadar yap.
Gönül kuyusunda bulunan inci, bulan kişiye aittir.
Ötekini anlamak için, onu kendine katmak değil, ona gitmek gerekir.
Zıtlıkların içinde güzeli ve doğruyu bulmak zor olsa da, değerli ve kıymetli olan budur.
Yeryüzünde huzurlu bir yer aradım ömrümce, ama sakin ve huzurlu bir yer bulamadım. Dünya bana bir şeyler verdi. Karşılığında bir şeyler aldı. Verdikleri bazen tatlı bazen de acıydı. İsteklerimi takip ettim. Beni kendine köle etti.
Dünya iki gündür, ya inanırsın ya reddedersin.
Sende olmayan başkasında var diye suçlama. Sen anlamıyorsun diye başkalarını yaftalama.
O’na dönmen için, O’ndan olduğunu kabullenmen gerekir.
Çile, yüce hedeflere varmanın ve iyi netice elde etmenin tek yoludur.
Bu yola aşıkların yoludur. Bu yol kendilerine acı acıyı bal eyleyenlerin yoludur. Bu yol kendinden geçip O’na gidenlerin yoludur.
Yaşamımda ölümüm, ölümümde yaşamım. Ölümü kendime mutluluk sayarım.
İnsan anlamadığının düşmanıdır.
Görünen her şeyin mutlaka bir de görünmeyen tarafı vardır. Görünmeyeni görmek için çaba harca.

Selected Quotes by Indian Sages: Patanjali

Devotion (raga) is a modification of the mind that follows the emergence of knowledge of pleasure.
With the disappearance of the veil and imperfection of knowledge, one realizes that there is almost nothing to know due to the nature of the infinite.
When only the essence of an object appears as it is, without even its own form, the state of concentration of this value is called samadhi.
Pristine, discriminating knowledge is the way to stay free from this association.
Ignorance is perceiving the bringer of pain as the bringer of happiness.
Self-centeredness, or ego, born of ignorance, arises from perceiving the mind as pure consciousness.
Be pure in your thoughts and actions. Be pure so that you may regain your own birth.
In true freedom, everything is in its essence form.
The essential quality of the visible is to serve only the essence.
Whatever quality objects you are in with are more manifested in you.
After your experiences in life and other practices you do, yoga practice begins.
Dislike, hatred is a modification of the mind that occurs as a result of painful experiences.
When a person is enlightened, he returns home.
The source of karma is the perception of delusions as facts.
When a person is unable to control the modifications, he exhibits personality according to the modifications.
If you want to understand what it is, look at what it is not.
Due to the relationship between the object and the essence of the person, the person perceives the true nature of objects and himself and the power behind them.
With the disappearance of the cause, the underlying (the cause that holds them together), the effect, and the pretext that allow objects to exist, the desires themselves disappear.
You are looking for the non-temporary in the temporary.
The purpose of all your experiences is to lead you to the truth.
After all, when you yourself are constantly changing, how can it lead to lasting happiness?
He who controls his mind controls everything.
 

SELECTED SAYINGS FROM INDIAN SAGES

 

 Self-knowledge is the supreme knowledge. – Upanishads
Good thoughts lead to good deeds. – Swami Sivananda
Light dispels the darkness within us. – Rabindranath Tagore
True love is that which is given without any expectations. – Mahatma Gandhi
True peace is found in our inner world. – Buddha
Your actions are a reflection of your thoughts. – Swami Vivekananda
The greatest difficulty of a person is his battle with himself. – Bhagavad Gita
Inner peace is the basis of peace in the world. – Paramahansa Yogananda
Love is the most powerful healer. – Mata Amritanandamayi
You know that a person is walking on the right path when he sheds light on others. – Swami Chinmayananda

Selected Quotes from Indian Sages

Tagore and Gandhi

BUDDHA

If it exists through violence, that person is not good; On the other hand, the person who keeps the law, who exists intelligently, distinguishes right from wrong, is knowledgeable and guides others; Such a person is called a sage.
A person who talks a lot is ignorant. A person who is patient and free from hatred and fear is called wise.
He who speaks a lot is not a Sage.
The fact that a person’s hair turns white does not mean that he is worthy of respect; He may be too old, but he is called aged.
A person who behaves rightly, is virtuous, compassionate, self-controlled, moderate, at the same time free from impurity and knowledgeable is called wise.
The jealous, stingy, dishonest man does not become worthy of respect simply by talking too much or by the beauty of his appearance.
When the person who eradicates all these defects is freed from hatred and becomes knowledgeable, he is called wise.
An undisciplined person who lies all the time cannot become wise just by shaving his head, and a person who is in thrall to his passion and greed can never be wise?
He who silences all evil, whether great or small, is called a sage; for he has silenced all evil.
An honest person who is above good and evil, who lives this world carefully, is called wise.
If the reason for the silence is his stupidity and ignorance, then that person is not wise. The balanced and knowledgeable person who chooses the good and abandons the bad is a true sage; He lives in this world weighing right from wrong.
He who harms living beings is not wise; A person who has compassion for living beings is called a sage.
I find happiness not only through discipline and oath, by learning a lot, by being ecstatic, by sleeping alone, but also by abandoning and renunciating all worldly affairs. A person who has extinguished his passions is safe.
Source: Buda, Dhammapada, İşbank Culture Publications. Ss. 27-29
Buddhist scriptures teach that a wise person is usually endowed with good bodily behavior, good verbal behavior, and good mental behavior. (AN 3:2)
A wise person does actions that are unpleasant to do but produce good results, and does not do actions that are pleasant to do but produce bad results (AN 4:115).
Wisdom is the antidote to the poison of ignorance, which is one’s own choice.
The Buddha had a lot to say about wisdom:
A person who arbitrates a case by force is therefore not justified. However, the wise man is the one who carefully distinguishes between right and wrong.
A person who leads others in a nonviolent, honest and just manner is indeed a wise and righteous guardian of justice.
A person is not wise just because he talks a lot. But he who is calm and free from hatred and fear is definitely called a wise man.
If one is foolish and ignorant, one does not become wise by silence alone. But, like he who holds a scale, so he who takes away the good and despises the evil is wise; That is why he is indeed a sage. He is called a true sage, who understands both good and evil as they really are.
To bring out the original supreme wisdom (Buddha-nature) of self-nature, which was encompassed by the three dusty poisons (greed, anger, ignorance) that imposed on him, the Buddha gave the disciples the threefold training that was practiced by transforming greed into generosity and discipline, anger into kindness and meditation, and ignorance into wisdom.

 

TAGORE

If science has nothing more valuable than a person’s life, then man’s life has no value.
From time to time, the grass crowds in the earth, the solitude in the tree sky…
The past is always with us, something that was once real never disappears.
A person who plants trees knowing that he will never be able to sit in their shade has at least begun to unravel the meaning of life.
If you can’t be the sun, be the star, but be the brightest star in the sky.
If you cry because you missed the sun, you won’t be able to see the stars.
We will open the lids of joy with the keys of suffering.
Keep in mind the concepts of good and evil, don’t let the words and actions of others affect you. Don’t be discouraged by the glamorous artificialities of the modern world. Lead a simple and straight life, and enter both the palace of the rich and the hut of the poor with an open forehead with peace of mind.
I have spent many hours in the tug-of-war between good and evil; but now the companion of my days of leisure delights in drawing my heart to himself; I don’t understand what useless nonsense has come to this quick call.
Every newborn child shows that God has not given up hope in people.
Hey beauty, see yourself in love, leave the praise of the mirror.
Without hiding anything, I laid my life out in the open. That’s why you can’t choose me.
Faith is a bird that feels the light when the dawn is still not broken.
Do you want to hide from people, put your life in plain sight of them and they can’t figure you out!
Turn off the light whenever you want, I know and love your darkness too.
Don’t get angry with your food just because you don’t have an appetite.
The butterfly counts the moments, not the months, and has enough time.
No one belongs to us
Bird, let me be a cloud, oh! The cloud’s wish, he says, is to be a bird.
It is very simple to be happy, but it is very difficult to live simply.
I’ve learned that happiness has a lot to do with acceptance, and unhappiness has a lot to do with the distance between expectations and the path life takes.
He asks the unthinkable: where do you live? The other replies: “I am helpless in your dreams.
The dust of dead words hangs over you. Wash your soul in silence.
What will you offer him on the day death knocks on your door?
You cannot collect the beauty of the flower by plucking its petals.
Sit still, my heart, do not raise dust. Let the world find its own way to you.
Freedom from the bondage of the land is not a freedom for the tree.
I went to sleep, dreamed that life was joy, then I woke up, I realized that life is in charge. When I started working, I also saw that the task can be joy.
Man is a creature of the Frontier who lives between animal desires and spiritual aspirations. Life tuned only to the wishes of nature cannot give him peace.
Wrong never becomes right by getting stronger.
Stars are not afraid to be mistaken for fireflies.
Reach for the heights, the stars lie hidden within you. Dream from the heart, dreams come before goals.
A graceful raindrop whispered in her jasmine’s ear: always keep me in your heart, what will happen! Jasmine, but I sighed deeply, softly, and then fell to the ground.

 

Mahatma Gandhi

 

We will find out through suffering!.
Gold shackles hurt you more than iron ones.
Goals are never withdrawn. Satisfaction is not in reaching it, but in the effort made to reach it.
Lead a simple life so that others can exist.
I don’t want anyone to watch me. Just follow the voice within everyone.
What this age needs is not a common religion, but mutual tolerance and respect between people of different religions.
No one in this universe is superior or worthless.
Religions are different paths that converge at the same point. Once we are going to achieve the same goal, it doesn’t matter if we choose different paths.
There can be no such concept as innate, spontaneous superiority. I believe with all my heart that all humanity is born equal.
The world provides enough for everyone’s needs, not what is enough for their ambitions.
Be the change you want to see in the world.
Blocking the thought is like trying to block the mind. This is more difficult than blocking the wind.
He was taught by his masters that he was worthless.
True education is meant to bring out the best in oneself.
True victory lies in continuing to strive with all your might.
Visualize the face of the poorest or weakest person you’ve ever seen and decide whether the step you’re considering will benefit that person. Overthrow the unjust regime with justice, face the applause with your bloodless hands.
Every morning when I woke up, I promised myself; I will fear no one on earth but my conscience. I will not bow down to anyone’s injustice. I will destroy injustice with justice.
The ones that will bring the end of humanity are the following; Politics without principles, wealth without work, knowledgeable but characterless people, a business world devoid of morality, science that ignores human love, and an understanding of religion devoid of conscience.
If you’re not going to do something for yourself, who will? What’s the point of living without doing something for someone else? If you’re not going to do it now, when?
Until Mustafa Kemal defeated the British, I thought God was British.
Anger is like an acid, it does far more damage to the container it stands in than it does to anything it spills on it.
At first they don’t care, then they laugh, then they get jealous, and finally they are defeated.
Respect is always at the disposal of Virtue, but if a virtuous person begins to like himself, his virtue will have no value in the eyes of the world.
Love is the most subtle force in the world.
No one can take away your self-respect unless you hand it over with your own hand. It is better to be alone in the way in which you act with justice, than to stray into injustice and make all men your followers.
Pay attention to what you say, and it becomes your thoughts. Pay attention to your thoughts, and they turn into your feelings. Pay attention to your emotions, and they will translate into your behavior. Pay attention to your behavior, it turns into your habits. Pay attention to your habits, and it will turn into your values. Pay attention to your values, and it will translate into your character. Pay attention to your character, it will turn into your destiny.
Violence may destroy one or more bad rulers, but new ones will take their place. I will not wait until the moment when the whole society will adopt my views, I will immediately start on my own.
There have been tyrants and murderers, and for a while they were thought to be invincible, but in the end they always lost.
There are many causes for which I would be willing to die, but there is no cause for which I would kill.
When I despair, I am reminded that throughout history, righteousness and love have always won.
A person who claims to belong to a superior class is not superior, and a person who believes that he is worthless is a victim of his ignorance.
What you do for the earth will be insignificant, what matters is that you have done it.

Balkan Türklerinden Bilge Sözler

                            BATI TRAKYA TÜRKLERİ

• Acı patlıcanı kırağı çalmaz.
• Aç tavuk, kendini darı ambarında görür.
• Ağasız eşkıya yaşamaz.
• Alemin pirinci için, kendi bulgurundan vazgeçme.
• Ananı belleyen kadı.
• Arayan bulur.
• Ateş olmayan yerde duman tütmez.
• Ayakkabı ile duvara çıkılmaz.
• Aylak bakkal, takkesini tartar.
• Azarlama, çok zarar verir.
• Balı karıştıran, parmağını yalar.
• Balığa giden dönmeden, tava ateşe konmaz.
• Başkasının poposuyla yellenme!
• Besle kargayı, oysun gözünü.
• Boklu çamurluya mana bulur.
• Boş duranı kul da sevmez, Tanrı da.
• Cami ne kadar büyük olsa, imam yine bildiğini okur.
• Can yakanın canı yanar.
• Çalış kulum, ben vericiyim.
• Çalma elin kapısını, çalarlar kapını.
• Çingenenin oynayacağı yerde davul patlar.
• Çingenenin oynayacağı yerde davul patlar.
• Çingeneyi an, değneğini yanına koy!
• Çitsiz bağ, olur dağ.
• Davulun sesi uzaktan iyi duyulur.
• Deli yapar, yakını utanır.
• Dişi köpek kuyruğunu sallamadan, erkek köpek yanına sokulmaz.
• Dumansız baca, kavgasız koca olmaz.
• Düğün kemiği ile köpek tavlanmaz.
• El gözü ile dünya görülmez.
• Eşeğe kızıp semerden art alınmaz.
• Fakiri öldürmektense, gömleğini al!
• Gündüz külahlı, gece silahlı.
• Güveyi toprağı, kaynana toprağından alınma imiş.
• Hacılık nasip olmayacak kişiyi, deve doruğunda yılan sokar.
• Her ağlamanın sonu gülmektir.
• Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için, yarın ölecekmiş gibi öbür dünya için çalış.
• İki çıkınım nerde, canım orda.
• Kadını yaşı, erkeğin maaşı sorulmaz.
• Kız evladı çürük mal.
• Kokuşmuş etin olsun, Bağdat’tan sinek gelir.
• Laf, insana söylenir.
• Maşa varken, elini yakma.
• Nasıl edersen, öyle bulursun.
• Ölmüş eşek, kurttan korkmaz.
• Sana taş atana sen ekmek at.
• Şaşkın ördek, kıçından gider.
• Tarlaya saban, koyuna çoban.
• Yeni zenginden korkulur.
• Zenginin parası, fakirin çenesini yorar.

BULGARİSTAN TÜRKLERİ

• Acemi nalbant, çoban eşeğinde öğrenir.
• Acıktın mı, çalmak günah değildir.
• Ağa, eşek değil ya!
• Ağza bak, süngüyle davran.
• Anası ne ise, danası da olur.
• Arı, baldan kaçmaz.
• Bağışlanmış eşeğin nalına bakılmaz.
• Bir ağaç, yemişinden anlaşılır.
• Bir Arap için, bütün Arabistan batmaz.
• Bulgara padişahlık olmaz, olsa da yakışmaz.
• Can boğazdan gelir.
• Çingene çalar, Kürt oynar.
• Deli kıza, her gün düğün-bayram.
• Et koldan, karı soydan, köpek mandıradan.
• Faydasız koyunu kurtlar yisin!
• Gençlik rezillik, ihtiyarlık maskaralık.
• Her söze kulak asma.
• İyilik yapan, kemlik bulur.
• Keçide de sakal var.
• Kurdu gören, bir bilir, görmeyen iki.
• Lafla pilav olsaydı, Tuna kadar yağ olurdu.
• Mal, sahibine benzer.
• Mühür kimde ise, Süleyman odur.
• Ne günlere kaldık, hey gazi hünkar: eşek silahtar oldu, katır mühürdar.
• Olgun armut kendi düşer.
• Ödünç alan elbette verecek.
• Padişah ekmeğini yiyor, Moskof’un duasını okuyor.
• Parasız erkek, odunsuz ocak.
• Sabır ile koruk pekmez olur, dut yaprağı atlas olur.
• Sağlık en büyük varlıktır.
• Sert atın binişi eyi olur.
• Şeytana mum yakılmaz.
• Tellal bağırmış: herkes kendi keyfine!

GAGAUZ 

• Aç ayı oyun oynamaz.
• Ağlatma bir kimsenin uşağını (çocuğunu), düşün kendininkilerini de.
• Akşamki öfkeyi sabaha bırak, akşamki işi bırakma.
• Alma(elma) fidanında ırak düzmez.
• Baca tütünsüz(dumansız) olmaz.
• Bin dostun varsa azdır, bir düşmanın varsa çoktur.
• Bu dünyada zordan zordur, boş kafa doldurmak.
• Can, tırnak altında durur.
• Çalışkan kula Allah yardım eder.
• Çok dolaşan, tez gelir.
• Dert derde uymaz.
• Dostlar üç çeşittir: para dostu, karı dostu, halis dostu.
• Dünya bir gemidir, akıl yelkeni, düşünce dümeni.
• Eşek ol, semer takacak çok.
• Ev karısız, adam parasız, ateşe yansın.
• Faydasız koyunu kurtlar yesin.
• Fena insandan ne iyilik beklersin.
• Gecenin gözü yoktur.
• Göz görür, can çeker.
• Hasta, döşekte düzelir.
• Horozsuz da sabah olur.
• Irzlıya dokun da geç, ırzsızdan sakın da geç!
• Islak, yağmurdan korkmaz.
• İki kapıya bakan köpek, aç kalır.
• İyi taşı, köşeye koyarlar.
• Kale,içerden alınır.
• Korkulu düşün, sonu hayırdır.
• Laf lafı açar.
• Mahkeme kapısı, kadıya mülk olmaz.
• Masallar çoktur, ucu yoktur.
• Meyhanede yazılan, cehennemde okunur.
• Nasreddin Hoca, ölü beygire gem takarmış.

DOBRUCA-KIRIM TATAR 

• Acele edip konuşma, dilini dişlersin.
• Qt borcuyla kız borcunu Tanrı öder.
• Baş ol da soğan başı ol!
• Bin tasa, bir kese doldurmaz.
• Can baldan tatlıdır.
• Cehenneme giden, yoldaş arar.
• Çok konuşan saçmalar.
• Çürüksüz koz olmaz.
• Davasını bilmeyene şahit olma!
• Dertli,deliden çok söylenir.
• Eklenen kuyruk, tez kopar.
• Et giren yere, dert girmez.
• Fakirin keçisi, tek doğurur.
• Garibe verilen selam, altın yerini tutar.
• Güneşe taş atılmaz.
• Her ağaç meyve vermez.
• Horoz ötmese de sabah olur.
• İçki, ocak söndürür.
• Kabahatin sahibi çıkmaz.
• Lokma karın doyurmaz.
• Meyvalı ağacın başı eğik olur.
• Nerde birlik, o yerde dirlik.
• Yiğit savaşta doğar.

KIBRIS TÜRKLERİ

• Aç köpek, fırın yıkar.
• Adam kıtlığında, keçiye Abdurrahman dayı derler.
• Ağır taş, köşe taşı olur.
• Ağlamayan çocuğa meme vermezler.
• Ağzı südden yanan, yoğurdu öfürür de yer.
• Alışmış kudurmuştan beterdir.
• Allah bir kapıyı kaparsa, bin kapıyı açar.
• Altın kapı, gümüş kapıya muhtaç olur.
• Anasına bak, kızını al; kenarına bak, bezini al!
• Aş (aç) tavuk, (rüyasında) kendini buğday ambarında görür.
• At binenin, kılıç kuşananın.
• Ayranı yok içmeye, atla gider çeşmeye.
• Az verme arsız olur, çok verme yüzsüz olur.
• Aza kanaat etmeyen, çoğu hiç bulamaz.
• Bakarsan bağ olur, bakmazsan dağ olur.
• Bal tutan, parmak yalar.
• Çabuk hırsız, ev sahibini bastırır.
• Çok okuyan değil, çok gezen bilir.
• Dağ dağa kavuşmaz, insan insana kavuşur.
• Dağdan gelir, dağ adamı, hasta eder, sağ adamı.
• Dayak cennetten çıktı.
• Demir tavında dövülür.
• Devlet malı deniz, yemeyen domuz.
• Dost kara günde belli olur.
• Ecel geldi mi baş ağrısı behane olur.
• El için kuyu kazan, evvela kendi düşer.
• Eşeğe “buban kim?” demişler,”at dayımdır” demiş.
• Eşeğini sağlam bağla, komşunu hırsız çıkarma!
• Evdeki hesap, çarşıya uymaz.
• Felek kimine kavun yedirir, kimine kelek.
• Gelin çıkmadık ev olur, ölü çıkmadık ev olmaz.
• Gözlenen göze diken batar.
• Hastaya çorba sorulmaz.
• Hayır edemeyecek hacıyı, devede yılan sokar.
• Horoz ölür, gözü çöplükte kalır.
• Hovardanın düşkünü, beyaz giyer kış günü.
• Kamıştan maşa, Arap’tan paşa olmaz.
• Tencere tekerlenir, kapağını bulur.
• Zararın neresinden dönsen kardır.

KOSOVA TÜRKLERİ

• Ağır söz veren çabık iş görür.
• Bayram kemiği ile köpek tavlanmaz.
• Bekar gözüyle kız, gece gözüyle bez alınmaz.
• Dilenci ekmek paralarını, bilgin söz parçalarını, toplar.
• Dilenci ekmek parçalarını, bilgin söz parçalarını toplar.

MAKEDONYA TÜRKLERİ

• Abdal tekkde Hacı Mekke’de bulunur.(Üsküp Yöresi)
• Balta kendi sapını kesmez.(Üsküp Yöresi)
• Boş çuval ayakta durmaz.
• Can çıkmadan huy çıkmaz.
• Dağ dağa kavuşmaz, insan insana kavuşmaz.
• Demir kızgın iken dövülür.
• Dilsiz olmak çok sülemekten daha iyidir.(Kalkandelen Yöresi)
• Evdeki esap (hesap) pazarda uymaz.
• Gör gütüm yolları iç soğuk suları.(Üsküp Yöresi)
• Hak kuvvetin üstündedir.(Vrapişte Yöresi)
• Horoz ölmiş, güzi çöplükte kalmış.
• İt ürer, kervan yürür.
• Kızım sana söylüyorum gelinim sen işit.
• Kurt dumanlı avayı (havayı) sever.
• Kuru yanında yaş da yanar.
• Mal, can yongasi.
• Misfir umduğunu değil, bulduğunu yer.
• Sabır acıdır meyvesi tatlıdır.
• Sütten yanan yoğurdu üfürür.
• Ucuz etin çorbası tatsız olur.
• Üküz üldi, ortaklık bozuldi.
• Yalancının evi yanmış, çimse inanmamiş.

YUGOSLAVYA TÜRKLERİ

• Aç gözünü, açarlar gözünü.
• Adam adamdan korkmaz, ama utanır.
• Adı vardır, sedası yoktur.
• Ağaçtan maşa, çingeneden paşa olmaz.
• Ağır taş, yerinden oynamaz.
• Ağzı sütten yanmış, yoğurda üfler.
• Akan su durulmaz.
• Araba kırıldı mı, yollar bulunur.
• Balık denizde, tava ateşte.
• Bükülmeyen eli öp!
• Can çıkar, huy çıkmaz.
• Cücenin sakalı olmaz.
• Çalgısız düğün olmaz.
• Çavdar unundan baklava olmaz.
• Dağ adamı, hasta eder sağ adamı.
• Dokuz yutkun, bir söyle!
• En büyük varlık sağlıktır.
• Evli adam, gailesiz olmaz.
• Felek kimine kürk giydirir, kimine yelek.
• Fena söz gezer, gene kendi başına konar.
• Geceler gebedir.
• Gün, sabahtan belli olur.
• Hareket olmadıkça, bereket olmaz.
• Horozu çok olan köyün sabahı geç olur.
• Irmak kenarında çeşme yapılmaz.
• İki at, bir kazığa bağlanmaz.
• İnsana söz, hayvana kötek.
• Kaçanın anası ağlamaz.
• Kendi işini kendisi gören kazanır.
• Laf, koz kabuğunu doldurmaz.
• Lodosa kar dayanmaz.
• Maşa varken, elini yakma!
• Ne yavuz ol, asarlar, ne muti ol, basarlar.
• Nice yedisi, öyle yetmişi.
• Olacağa çare yoktur.
• Öğülen bağa, ufak sepetle git!.
• Önce hesap, sonra kasap.
• Para, parayı çeker.
• Pireden yağ çıkmaz.
• Sağır duymaz, uydurur.
• Şaşkın misafir, ev sahibini ağırlar.
• Tatlı söz unutulur, acı söz unutulmaz.
• Ucuz çorba dilini yakar.
• Üzümünü ye bağını sorma!
• Vakıtsız açılan gül, çabuk solar.
• Vermeden mabut, neylesin Mahmut?
• Yapamayacağın iş için kimseye söz verme.
• Zanaat, altın bileziktir.