TRADEMAP 6 lı GTİP olarak veriyor.
İthalatçı ülkeler büyükten küçüğe
Türkiye’nin ihracatı büyükten küçüğe
bu tablolardan hedef pazarlar seçilir
Dünya Ticaret Örgütü verileri.
Birim fiyat ve miktar bazında aylık veriler de sistemde mevcut.
TRADEMAP 6 lı GTİP olarak veriyor.
İthalatçı ülkeler büyükten küçüğe
Türkiye’nin ihracatı büyükten küçüğe
bu tablolardan hedef pazarlar seçilir
Dünya Ticaret Örgütü verileri.
Birim fiyat ve miktar bazında aylık veriler de sistemde mevcut.
Evet Araplar Hazreti Muhammed’in ölümüyle birlikte her tarafa akınlar yapmışlardır ve kılıç zoruyla insanları Müslümanlaştırmışlardır. Bu konular Emeviler döneminde yaşanmıştır. Fakat köleleştirdikleri Türkleri asker olarak içlerine almışlar bu askerler de Tuğrul Bey öncülüğünde 1000li yılların başında Bağdat’ı ele geçirmişler Arap halifesine diz çöktürmüşlerdi.
Üzücü olan şudur ki Yavuz Sultan Selim, Halifeliği bünyesine alarak Türklere yabancılaşmıştır. Yavuz Selim’in yıktığı devletler Türk devletleriydi; İran’da Safeviler ve Mısır’da Memlükler.
740’ta ne oldu 740’ta Araplar Çinlilerle bugünkü Kırgızistan’da savaşa tutuştular. Türkler orada Çinlilerden de çok zülüm gördükleri için bir karar alarak Arapların yanında yer aldılar ve Çinliler Savaşı kaybettiler bu savaş Kırgızistan’da Talas kentinde oldu ve haritaya bakıldığında Çin’in en batıdaki sınır komşusu Kırgızistan’dır yoksa bu savaşı kazansa idi daha Orta Doğu’ya kadar inecekti Çinliler.
Konunun Özü itibarıyla benim düşüncem şudur ki Araplar ve Avrupalılar ırkçı adamlardır.
Avrupa parlamentosu seçimleri aslında ırkçılıkla yabancı düşmanlığı ile ilgisi olan bir konu değildir. Amerika’nın Ukrayna olayları üzerinden Avrupa’yı aşağılaması neticesinde halkın koyduğu tepkidir.
Üçüncü Dünya Savaşı öncesinde yaşadığımız bu dönemde Türkiye de kendine gelecek ve yolunu çizecektir.
You searched for Türk Çin – Books on Turkey | Key for Humanity
| Ben kendimi Osmanlı addediyorum… Çünkü 400 yıl Osmanlılar’ın bıraktığı kalıntıların içinde doğdum, orada büyüdüm ve Osmanlı gibi yaşıyorum… Omer Serif sabah 13.05.2001 |
Emperyalizm Osmanli’nin otuziki eyaletinden otuz tane devlet cikartti. Fakat Cin’in otuziki eyaleti halen eyalet olarak devam ediyor…Velhasil Cin’i parcalayamadilar…Aslinda Cin’in ceperinde yeralan eyaletleri (Ic Mogolistan,Dogu Turkistan, Tibet) etnik olarak Cin asilli da degil…
Tabiatiyle Cin oyuna gelmiyor.. Dis ticaretinin %60’ini bolge ulkeleri ile yapiyor…bolgesinde kuvvetleniyor..Japonya, Kore, Tayvan en onemli ticaret ortaklari..Japonya ve Tayvan ile hayati derecede onemli sorunlari var.. Fakat cok ince bir strateji izliyor..Bolge ulkelrei ile ticarete onem veriyor..Onlarin yatirimlarini ulkesine cekiyor..Bugun Japonya, Kore ve Tayvan’in Cin’de devasa yatirimlari var..Zaten ABD’nin de niyeti Cin’i komsulari ile dusman etmek…
Donup Turkiye’ye baktigimizda dis ticaretimizin ancak %10’unu komsularimizla yapiyoruz…Butun komsularimizla kavgaliyiz… Cin ne yapiyorsa biz tersini yapiyoruz…
Devamli krizlere girmemizin temelinde bu stratejik yanlisin yattigi kanaatindeyim…”Tas yerinde agirdir” guzel bir atasozumuz…Ama maalesef atalarimizi dinlemiyoruz..
Osmanli bugun yasasaydi 450 milyon nufus ile Bati’ya Cin gibi diz cokturecekti..Heyhat..Bize Musul’u vermeyen, vermemek icin ic isyan cikarttiran Ingiltere, Hong Kong’u Cin’e kendi ellerinle teslim etti..Yok efendim Hong Kong’u Cinlilerden kiralamislar da kira sozlesmesi bittigi icin teslim etmisler…Kira sozlesmesine konu olan Hong Kong’un Cin sinirina yakin olan bir bolgesiydi sadece…Hong Kong’un tamami degildi..
………………………………………………………….
BIR UCTAN BIR UCA ASYA: TURKIYE VE CIN- KARSILASTIRMALI ANALIZ
Yirminci yuzyilin son yirmi yilinda iki eski ve koklu dunyanin yeniden ortaya ciktigini gormekteyiz:Turk Dunyasi ve Cin Dunyasi. Bir zamanlar bibirbirleri ile komsu olan , eski kitanin, eski dunyanin her iki uyesi hemen hemen ayni yillarda ekonomilerinde devrim niteliginde degisiklik yaparak disa acilmaya baslamislardir.
Modernoncesi caglardaki uygarliklar arasinda, Cinliler ve Osmanlilar kendilerini, kendi dislarindaki dunyadan ustun hissediyordu. Cin uygarliginin en carpici yani, teknolojik alanindaki erken gelisme olsa gerektir. Cok oncelerden baslayarak kocaman kitapliklar kuruldu. Cin kentleri, orta cag Avrupasindaki kentlerden cok daha buyuktu. Osmanlilar ise, Roma Imparatorlugundan daha genis bir alanda ve uyruklari haline gelen cok genis halk yiginlari uzerinde resmi bir inanc, kultur ve dil birligi kurdular.
Osmanli kentleri genis, iyi aydinlatilmis ve kanalizasyonuolan kentlerdi; kimilerinde universiteler, kitapliklar ve sasirtici guzellikte camiler vardi. Modern cagin baslarinda Avrupa’ya yonelen en buyuk tehdit, kuskusuz, Osmanli Turklerinden, daha dogrusu, Osmanlilarin heybetli ordulraindan va sahip olduklari cagin en ileri muhasara kuvvetleri ve araclarindan geliyordu. Asya’nin bati ve dogu uclarinda yeralan Turkiye ile Cin’in ekonomik kalkinma hamlelerinin karsilastirilmasi ilginc tespitleri beraberinde getirecektir.
Ünlü Fransiz Sinolog Alain Peyrefitte’nin deyisiyle “Türkler ve Çinliler, ayni dev kitanin iki ucunda birbirlerine taban tabana aykiri bir konum içinde gibidirler. Yine de birbirlerini anlamalari için pek çok neden vardir. Türkmen atlilari yirmi yüzyil boyunca Asya’yi dolasmistir. Ayni Orta ve Güney Asya steplerinden gelmisler, Anadolu yaylalarinda oldugu gibi , Huang Ho vadilerinde de tarihe yön vermislerdir. Türkmen kervanlari, yüzyillar boyunca , Çin ile Bati topraklari arasinda tek baglantiyi meydana getirmislerdir. Bugün bile, Çin’de, Çinli olmayanlarin yasadigi en genis ve en kalabalik bölgelerden biri , Anadolu Türklerinin kan hisimlarinin yasadigi Çin Türkistani’dir.
Ama, Tarih, fetih ve ticaretin yarattigindan çok daha yakin benzerlikler yaratmistir: sözgelimi kader benzerligi. Türkler, Çinlilerle ayni zamanda, akbabalari çeken bir les gibi Batili büyük devletleri üstlerine çeken siyasal dagilmayi tatmislardir. Bir ulusun gücünün, ona yeniden bagimsizligini nasil kazandirdigini da bilirler. Dehasi olaganüstü kosullarin pariltisinda belirip kendini kanitlayan sarsilmaz bir adamin ulusal kadere neler kazandirabildigini ve felakete sürüklenen Tarihi nasil dogrultup yoluna soktugunu bilirler. Çagdas serüvene, geçmisten bütün köklerini koparmadan da girilebilecegini bilirler.”
Kurtuluş Savaşı sonrası Mustafa Kemal’in “Dünyanın kilidi Anadolu’dur, bu kilidi iyi kullanmak ve muhafaza etmek zorundayız.” diye izah ettiği stratejik vasiyetin önemi, Türkiye ve Türkler için bugün de çok iyi anlaşılmalıdır.
Batı, 16. yüzyıldan sonra elindeki yüksek teknoloji ile, devlet dahi olamamış ilkel toplumları kitle halinde imha suretiyle açtığı sahalara yerleştikten sonra, devlet olmuş eski dünya toplumlarının topraklarını işgale yöneldi. Kısmen başardı da. Sıra kilidi ele geçirmeye gelmişti ki başaramadı. Başarsa idi daha doğuda işgal ettiği İran Ortadoğu, Hindistan, Çin ve Güneydoğu Asya’ya ulaşacağı bir ana koridor temin etmiş ve böylece bütün devreler tamamlanmış olacaktı.
Anadolu’nun kurtuluşunun eski dünya milletlerinin kurtuluşunda sadece psikolojik değil, son derece etkili fiziki ve coğrafi rolü de olmuştur. Neticede Grek-Latin, Anglosakson veya Germen nitelikli batı; bir önceki aşamada imha ettiği yerli halkların yerine yerleştiği Amerika, Avustralya ve kısmen de Afrika sınırlarına çekilmek zorunda kalmıştır. Anadolu’ya geliş- ten Kurtuluş Savaşına kadar yaşanan uzun ve büyük bir tarihin ana maddelerinden en önemlisi Anadolu’nun mu hafazasıdır…
Atatürk’ün askeri ve siyasi yüksek kurmay kabiliyetinden süzülüp çıkan “dünyanın kilidi, Anadolu’dur, bu kilidi iyi kullanmak ve muhafaza etmek zorundayız” diye vasiyet ettiği strateji, yabancı kurmaylarca menfi tarafları düşünülerek titizlikle dikkate alınmış ve geçidin yol geçen hanına dönüştürülmesi planlanmıştır.
21.yüzyil eger Asyalilarin yüzyili olacak ise Türkiye Dogu’da sadece lideri oldugu Avrasya’nin Türk Dünyasina degil, Çin Dünyasinin lideri olacagi Asya-Pasifik’e de yönünü çevirmelidir. Böylelikle Asya’nin dogu ucundaki tarihten gelen komºumuz Çin ve bati ucundaki Türkiye arasindaki iºbirligi arttirilmalidir. Türkiye 21.Yüzyil dünyasinin merkez eksenini teºkil edecek olan Asya ile baglantisini Türk boyutunu taºiyan Orta Asya ile sinirlamamali ve fakat Orta Asya üzerinden Asya Pasifik ile baglantiyi Çin boyutu üzerinden kurmalidir.
Türk Dünyasi Kazakistan ve Kirgizistan ile birlikte Çin Dünyasi ile sinir komşusudur. Uygur Özerk bölgesinde ise her iki dünya içíçe geçmiş durumdadir.
Asean ülkelerinin ekonomileri büyük ölçüde ülke vatandaşı olan etnik Çinlilerin elindedir.
Çin asilli Ekonomik
nüfus(%) Güç
Singapur 76 76
Malezya 32 60
Endonezya 4 50
Filipinler 1 40
Tayland 10 50
Vietnam 1 20
Yunanistan, Bulgaristan, Romanya, Moldova, Makedonya, Iran, Irak, Azerbaycan gibi ulkelerde Turk asilli nufus yasamaktadir.
Her iki ulke de gecmislerinde emperyal imparatorluklari da beraberlerinde getirmislerdir. Cin Imparatatorlugu sona ermis olsa da , Cin Halk Cumhuriyet hemen hemen ayni toprak parcasinda devam etmekte iken, uc kitaya yayilmis olan Osmanli Turk Imparatorlugu dagilmis ve Turkiye Cumhuriyeti ise imparatorluk topraklarinin onda biri olan bir toprak parcasinda devam etmektedir.
Bati ile savasin sonunda Turkiye orta bir buyuklukte bir ulke, Cin ise buyuk bir ulke olarak cikmistir.
Ayrica, Kemal Dervis, son on yil içinde once Arnavutluk, daha sonra ve özel olarak Bosna-Hersek ve nihayet Filistin’i ekonomik açidan ayaga kaldirmak için müthis bir çaba harcadi. Türkiye’nin Osmanli geçmisinin Müslüman Balkan ve Ortadogu ayaklarinin güçlenebilmesi için bir “misyoner” gibi çalisti.
Akdeniz bölgesi dünyanin merkez eksenini teşkil ettigi dönemlerde Akdeniz’in süper gücü olan ve Akdeniz dişina çikamayan, çikmak istemeyen Osmanli Imparatorlugu gelişme ekseni Akdeniz dişina, Atlantik’e kayinca çöküp gitmişti. ªimdi ise gelişme ekseni tekrar yer degiştiriyor.
Atlantik’ten (Avrupa’dan) Pasifik’e (Asya) kayiyor. Bu gelişme ise, Avrasya araciligi ile Türkiye’ye büyük bir firsat sunarken bunun gerekleri maalesef yerine getirilmiyor. Türkiye Avrasya’da takilip kalmamali, Avrasya üzerinden Asya-Pasifik’e ulaşmalidir. Türkiye’nin temel ihracat hedefleri Pasifik’in iki kiyisinda yeralan ABD ve Asya ülkelerine yönelik olmalidir.
Cin 1,2 milyar nufusu ile devasa bir pazar olmanin getirdigi avantajlari gayet ustalikla kullanmakta ve yabanci sermayeyi ulkesine cekerken , oyunu da kendi kurallarina gore oynatmaktadir.
Cin 1978 yilinda disa acilirken, Turkiye 1980 yilindan itibaren disa acilmaya baslamistir. Cin, bu tarihten itibaren kararli bir bicimde disa acilmaya ve her yil %7 kalkinma hizlarini basariyla gerceklestirmesine ragmen, Turkiye’nin disa acilma deneyimi bilhassa 1988 yilindan itibaren kesintiye ugramis ve ardindan krizler basgostermeye baslamistir. Cin, yabanci sermayenin en cok yatirim yaptigi bir ulke olmasina ragmen, Turkiye bu konuda hicbir caba gostermemektedir.
Cin’in sanayi kompozisyonu da cesitlilik gostermeye baslamis ve hizla bilgi cagi sanayilerine yonelmistir. Turkiye ise halen tekstil disina cikamamaktadir. Cok sayida Cinli ogrenciler ABD’de egitim gormektedirler. Cin hizla ve kesintisiz olarak buyumektedir.
Turkiye’nin Hong Kong Konsoloslugu ise, Cin’in disa acilmaya basladigi 1978 yilinda kapatilmistir. Bugun bilhassa Clinton yonetimi tarafindan Greater China kavrami islenmistir. Cinliler de 20 yildan uzun suredir devamli %7-8 buyuyen ekonomileri ile bunun semeresini toplamaktadirlar. Clinton yonetimi Cin’i (daha dogrusu Greater China= Cin+Hong Kong+Tayvan) dunyanin 10 gelisen ekonomisi arasinda baskoseye oturtmustur.
Turkiye’de olanlar ise malum..Surekli Kriz..Suni Gundemler..Bizans Entrikalari..Yolsuzluk..Uyusturucu Trafiginde Kopru Vazifesi…
Neden Turkiye’nin de bir Greater Turkey(Turkistan) poltikasi yoktur.. Boyle bir kamuoyu olusturulmamaktadir…Neo-Osmanli denmektedir de Greater Turkey, Turkestan denmemektedir… Turki denmektedir.
Ayni dili konusan Tayvanli, Hong Kong’lu, Cin Halk Cumhuriyetindeki Cinliler ve Diaspora’daki (ABD, Ingiltere, Kanada, Tayland, Endonezya, Malezya, Filipinler, Avustralya, Yeni Zelanda) Cinliler inanilmaz bir ekonomik dinamizm yaratiyorlar. Bunu altinda yatan ise ayni dili konusuyor olmalari, kulturlerinin ayni olmasi..
Peki ayni dili konusan Turkiyeli, Kibrisli, Balkanli, Kafkasyali, Iranli, Irakli, Kirimli, Rusyali, Orta Asyali Turkler ve Diaspora Turkleri (Avrupadaki 3 milyon Turk vatandasi, ABD, Ingiltere) neden boyle bir ekonomik dinamizm yaratmamaktadirlar da muthis bir yolsuzluk/uyusturucu trafigi dinamizmi yaratilmaktadir?
Kimse karsiliginda bir diyet koymadan Türkleri cok sevdigi icin milyarlarca dolari akitmaz ve bunun son örnegi Türkiyenin [yanilmiyorsam ya Kosova ya da Bosna ] ile yapmak istedigi ufak bir ticaret antlasmasi Brükselden döndü …”bana sormadan sen ne yapiyorsun?” diye . Rahatsizligin büyüklügü Anadolu Türklerinin Orta Asya ya dogru sarkmasi. Bu konu Amerikayi cok ürkütmüyor [ Amerikanin Orta Asya arastirmalari icin sadece verdigi burslara göz atmak yeterli olur sanirim ] zamani gelince bu etkenin kendi cikari icin kullanabilecegi ileri dönük politik hesaplari arasinda ancak Avrupa bu isten oldukca rahatsiz ve Türkiye aleyhine yaptigi edepsizlik ve tüm girisimlerin altinda büyük ölcüde bu rahatsizlik yatiyor.. Sonuc olarak kurulursa böyle bir kurumun T.C. devletinin idari yönetiminde olmamali Son on bes yilin .
T.C. hükümetleri Avrupanin rahatsizligini bildigi ve her nedense tüm gücüyle kalelerinin anahtarlarini teker teker Avrupaya kendi eliyle verdigi icin < Greater Turkey > [ Büyük Türkiye ] sözcügünü edemiyor..özcesi sonucundan korkuyor. Cin [ Greater China ] sözünü telafuz ettiriyorsa bunun nedeni Cinin ekonomik bagimsizligindan ve kültürel gücünden kaynaklaniyor .. bu nokta göz ardi edilmemeli…
Her iki ulke de bilhassa 19.yuzyilda emperyalizmin saldirisina ugramis; fakat neticede Cin toprak kaybina ugramazken Osmanli Turk imparatorlugu yildirim hiziyla topraklarini kaybetmistir. Cin’in bir diger ozelligi de Mogollar ve Mancular tarafindan isgal edilmesine ragmen, isgalcileri zaman icerisinde kendi icinde eritebilmistir. Cin’in oyle bir yapisi vardi ki, kendisini fethedenlerce degistirilmekten cok, kendisi onlari degistiriyordu. Osmanli Imparatorlugu ise isgal ile birlikte bir daha geri donmemek uzere (Anadolu ve Dogu Trakya haric) tamamen isgalcilerin eline gecmistir.
Su an dünyada, Osmanli’nin hem bizim, hem bölgemiz, hem de dünya (tarihi) için ne anlam ifade ettigini bilmeyen tek ülke ve toplumuz. Osmanli, tarihe karismisti ama Osmanli’nin tarihe karismasiyla birlikte bölgemizde olusan vakum (bosluk) henüz bölgeye ait bir güç tarafindan doldurulabilmis degil. Bu vakumu, bölge disindaki güçler dolduruyor. Bu vakumu ilkin Avrupali güçler doldurdu; ikinci dünya savasindan sonra ise ABD dolduruyor.
Türkiye’de güçlü bir tarih bilinci olmadigi için biz olan bitenleri anlamakta zorlaniyoruz. Bugün Osmanli’nin bulundugu cografya’da 45 devlet; Osmanli hinterlandinda ise 31 devlet bulunuyor. Bu boslugu suratle doldurmaliyiz. Emperyalizmin Cin’i istedigi sekilde parcalayamamasi neticesinde Cin yeniden buyuk bir guc haline gelmekkte ve denge hesaplari degismektedir.
Osmanlılar; Revan’dan (Erivan) yani bugünkü Ermenistan’dan bugünkü Macaristan-Avusturya sınırlarına; Kırım’dan Yemen’e kadar uzanan bir imparatorluk coğrafyasını temsil ediyordu. Turkler ise boyle bir sansi yitirmislerdir. Osmanli Imparatorlugu eger parcalanmasaydi, bugun 450 milyon nufuslu bir guc olarak Guneydogu Avrupa’ya, Kuzey Afrika’ya, Asya’nin batisina hukmedecek idi. Cin’in de Asya’nin dogusunda super bir guc olarak sivrilmesi ile birlikte stratejik dengeler baska bicimlerde olusacakti. Bu nufus buyuklugu, dogal olarak, sartlari empoze etme gucunu verecekti.
Aslinda empoze edilen sartlari kabul etmeme konusunda Turkiye Ataturk ile bir firsati yakalamis, tek kursun atmadan Hatay’i geri almis, fakat Ataturk’un zamansiz vefati ve 2.dunya savasinda izlenen politikalar sonucunda yeniden tamamen Bati’nin yorungesine girmis ve istedigi sartlari dayatma gucunu tamamen yitirerek Bati’ya teslim olmustur.
Turgut Ozal ile tekrar bir firsat yakalanmis, Osmanli cografyasi ve Turkistan ulkelerinin ekonomik dinamizminin merkezi olunmasi yolunda adimlar atilmis ve fakat o firsat da yitirilmistir.
TABII CIN’IN AVANTAJI NUFUSUNUN 1,2 MILYAR OLMASI. AYNI SEBEPLE, HINDISTAN DA PAZARINI ACMIYOR..biz ise parcalanmis durumdayiz..turkiye’deki nufusun yarisi eger 19. ve 20.yy da dagilan osmanli imparatorlugu topraklarindan multeci olarak gelmis ise..problem bence orada..cin dagilmamis ..ama osmanli’yi dagitmislar..bak..ingiliz bile hong kong’dan cekip gitmek zorunda kaldi 1997 de.
Osmanli Imparatorlugu Kafkasya ve Balkanlarda bilhassa Rusya tarafindan parcalanmis ve bu bolgelerden multeci olarak gelerek Anadolu’ya siginan Turkler bugun nufusun onemli bir oranini teskil etmektedir. Turkiye bir multeciler ulkesi haline gelmistir. Ortadogu Fransizlar ve Ingilizler tarafindan paylasilmistir. Balkanlarda, Rumeli’nde bir vatan yitirilmistir.
Çin’e giden yabanci sermayenin, Türkiye’de oldugu gibi, Çin ekonomisini ele geçirerek onu öksürse yataga düsürecek denli denetimi altina almasina Çin’li yöneticilerin izin verdiklerini kim söyleyebilir? Çinliler, ülkelerine yabanci sermaye gelecek diye onlara asla ödün vermis degillerdir!
Çin gibi büyük bir pazara girebilmek, orada bir isim hakkina sahip olabilmek için yabanci sirketler Çin’e ödün vermislerdir. Söyler misiniz, acaba Çin yönetimi, Türkiye’nin yirmi yildir tam bir uysallikla boynunu uzatmis oldugu, IMF ve benzeri “sistem” kaynakli dayatmalarin ürünü olan programlarin hangisini uygulamistir? Tam aksine Çin, söz gelimi bilim ve teknoloji alanindaki patent ve know-how yasalarini bugüne kadar hiçe saymakta devam edegelmistir. Ama kapitalist kar anlayisi ile çalisan sirketler, orada bükemedikleri eli öpmek yoluyla Çin pazarina girebilmislerdir ancak!
Batili devlet ve hukumet baskanlari Cin’I ziyaret icin siraya girmekte ve her ziyaratte is anlasmalari kotarmaya calismaktadirlar.
Cin’in ticaretinde ve yabanci sermaye cekislerinde komsulari Japonya ve Kore ile gayet iyi iliskiler icerisindedir, ki aslinda Japonya, Cin’i 2.dunya savasindan once Cin’i isgal etmistir ve Cinlilerin Japonlara iliskin anilari acilarla doludur.
Cin, APEC uyesidir. Yeni bir atilim olarak Cin, Guneydogu Asya ulkeleri Orgutu-ASEAN (Endonezya, Malezya,Filipinler, Tayland, Burma, Vietnam, Kambocya,Laos, Singapur) ile yakinlasma girisimlerinde bulunmus ve boylece ASEAN+3 (Japonya, Kore, Cin) formulu uzerinde calisilalarak Dogu Asya’da (Guneydogu+Kuzeydogu) bolgesel bir kalkinma girisimi baslatilmasinda inisiyatif alinmistir. 2 milyar nufuslu Dogu Asya Birligi’ne dogru adimlar atilmaktadir.
Ayrica, bilhassa Japonya, Kore, Tayvan, Hong Kong, Tayland gibi bolge ulkeleri Cin’de yatirim yapmaktadirlar. Cin ve Tayvan arasinda savasa kadar gidebilecek sorunlar olmasina ragmen, Tayvan firmalari Cin’de devamli yatitim yapmaktadirlar.
Pasifik kiyisindaki ulkeler arasindaki ekonomik dinamizm bir zamanlar Akdeniz limanlari arasindaki dinamizmi cagristirmaktadir. “Yeni Akdeniz”, Pasifik’te yasanmaktadir.
Cin, ayrica Turkistan cografyasinda da giderek aktiflesmektedir. Sangay Beslisi..Turkistan ulkeleri ile ekonomik isbirligini gelistirmekte ve Turkistan cografyasinda da bir guc olarak ortaya cikmaktadir. Turkiye’nin Kafkasya ve Turkistan cografyasindaki ulkeler ile iliskileri ise inisli cikisli bir seyir izlemektedir.
Dogu Asya-Orta Asya(Turkistan)
Turkiye ise bolgesinde KEIB ile bolgesel kalkinma girisiminde bulunmustur ve fakat KEIB islememektedir. Olumlu bir gelisme ise Turkiye bolgesindeki bircok ulke ile munferit Serbest Ticaret Antlasmalari imzalamaktadir. Bilhassa Israil ile imzalanan anlasma ticareti sicratici etki yapmistir.
ECO,ISEDAK
Turkiye ise Avrupa Birligi yonunde ilerlemektedir.
Bati Asya’da bolgesel kalkinma girisimi yoktur.
Turkiye’nin bolgesindeki ulkelerle benzeri isbirligi imkanlari sinirlidir. Israil haric, komsularindan yatirim cekememektedir.Turkiye’nin yakin komsulari arasinda Japonya ve Kore gibi gelismis ulkeler yoktur. Bolgede, Turkiye(Turk), Iran(Farsi) ve Misir(Arap) gibi benzer nufus buyuklugunde ulkelerin olmasi, bolgede siyasi ve ekonomik liderlik sorununu gundeme getirmektedir. Turkiye’deki siyasi cinayetlerin arkasindan Iran derin devleti cikmaktadir.
Evet, Turk ihracatcilari icin 1980 li yillarda Iran ve Irak en onemli pazarlar idi. Fakat 1990’larin basindan itibaren bu ulkeler ile ticaretimiz neredeyse sifirlandi. Yerine ikame olan Rusya pazari ise guven vermemektedir. Demek ki, Turkiye’nin komsu ulkeleri siyasi ve ekonomik istikrarsizlik icerisindedirler. Bu ulkeler arasinda ayrica ideolojik sorunlar yeralmaktadir.
Cinlilerin uyguladigi uzun vadeli politikalardan ders almamiz gereklidir.
Disa acilma her iki ulke icin de son derece onemlidir. Cunku bilhassa imparatorluk donemlerinde tamamen disa kapali politikalar izlemisler, 19.yy’da ise, Ingiltere tarafindan, disa acilmaya zorlanmislardir. 1838 ticaret anlasmasi, Cin afyon savaslari..
Disa kapalilik ornek ver-Paul Kennedy’nin kitabi.
G-7 ulkeleri:ABD, Ingiltere, Italya, Fransa, Almanya, Japonya, Rusya
Yabanci sermaye ABD, Japonya ve Kore’den geliyor. (China Perspectives-levent 1566)
Komsularla Ticaret (Ilk 10) (% Olarak)
Turkiye DIE
Cin TDC ne kadari ASEAN +2 ile
Osmanli+Orta Asya
Ulke Nufus
Toplam (II) 49,950,145
Genel Toplam 477,888,399
Kaynak:www.population.com
By Bilge Tonyukuk Enstitüsü zaman: Ağustos 06, 2016
Sokullu Mehmed Paşa’nın ağırlığını hissettirdiği III. Murad döneminde, Osmanlı toprakları en geniş sınırlarına ulaştı. Babası İkinci Selim’den devraldığı 15. 162.151 km2 ülke toprağını, 19.902.000 km2’ye çıkardı
Çin ise 2024 yılı itibariyle 9,6 milyon km2 dir.
Osmanlı imparatorluğu en geniş döneminde 20 milyon metrekareye yakın bir yüzölçümüne sahipken, Türkiye 780.000 km²’ye inmiş ve Çin imparatorluğu ise 9.600.000 kilometrekarelik yüzölçümünü Çin Halk Cumhuriyeti devrinde de korumuştur. Bunun sebepleri önemlidir.
İşgaller yaşamasına ve tarihin çeşitli devirlerinde dış çeperlerinde, iç Moğolistan Doğu Türkistan ve Tibet eyaletleri yer alıyor olmasına rağmen, ki bunlar Çinli kökenli değildirler, Çin, yüzölçümünü hangi stratejilerle korumasını bilmiştir bunu iyi öğrenmemiz lazımdır. Ve neticede Çin kaybettiği toprakları da teker teker geri almaya başlamış, Hong Kong ve Makao Çin’e geri dönmüştür ve Tayvan da sırada beklemektedir, o da bir süre sonra Çin Halk Cumhuriyeti’ne geri dönecektir.
Demek ki batının sinsi vesilelerle Çin’den toprak koparması mümkün olamamıştır fakat Osmanlı imparatorluğu inanılmaz bir şekilde topraklarını kaybetmiş ve Türkiye Cumhuriyeti’ne devreden topraklar ki savaş neticesinde o topraklar kurtarılmıştır, Osmanlı’nın en geniş olduğu dönemin sadece yüzde dördüdir.
Bunun üzerinde oldukça uzun düşünüşler yapmak lazımdır. Çin’in dış çeperlerindeki alanlar Çinli olmamasına rağmen Çin o toprakları elinde tutmayı bilmiş ve kendi ana karasına Çin nüfusunun yoğun olarak bulduğu alanlara inilmesini engelleyici bir tampon bölge teşkil ettirmiştir.
Çoğunlukla çöl alanları olan iç Moğolistan, doğu Türkistan ve müthiş derecede sarp dağlarla çevrili bir eyalet olan Tibet stratejik olarak Çin anakarasını koruma alanı olarak tespit edilmiştir.
Osmanlı İmparatorluğu’nun özellikle Avrupa’daki dış çeperleri de Türk olmayan nüfusla meskun idi fakat buraları hangi sebeplerle kaybetmişlerdi. İlk akla gelen sebep buraların Avrupa’nın içerisinde yer alan bölgeler olmasıdır ki Avrupa sürekli buraları kışkırtmış ve Osmanlı’dan kopartmıştır, bu konuda çok sayıda nedenler sayabiliriz.
İpekyolu dönemi Osmanlı’nın çöküşünde temel bir neden ise Çin’den de İpek Yolu geçiyordu ve Çin’in de çökerek toprak kayıpları yaşaması lazımdı. Ama böyle olmamıştır. Demek ki önemli olan strateji ve dayanıklılıktır, unutmayalım ki Çin, Savaş Sanatı kitabını yazmış bir ulustur.
Türkler ise savaş sanatını en mükemmel bir şekilde uygulayan Atatürk’ün acaba kıymetini bilmekte midirler yoksa bilmemekte midirler bunu samimiyetle sorgulayıp cevaplamaları lazımdır.
Bu durumda, devlet stratejisi önem kazanmaktadır. Çin’deki hanedan zihninde demek ki devlet öncelikli olarak yer almaktaydı fakat Osmanlı hanedanı ise kendi kişisel haneden çıkarlarının peşinde koşmaktaydı. Demek ki ki Osmanlı Hanedanında bir vatan kavramı söz konusu değildi, vatan kavramı Namık Kemal‘le gelmişti ve Namık Kemal “Vatan yahut Silistre” oyununu yazdığı için hanedan tarafından sürgüne mahkum edilmiş neticede sürgünde de hayatını kaybetmişti.
İkinci noktaya gelince, Rum Selçuklu Sultanlığı ve Osmanlı İmparatorluğu boyunca İslam, elitist Sünni İslam (ve onun Mevleviyye ve Nakşibendiyye gibi ortodoks Farsça sufi tarikatları ile Müslüman centilmen aristokratların Ahilik şövalyelik loncaları) arasında bölünmüştü, ve popüler heterodoks aslen Sünni Yesevi, ancak Şiileştirilmiş İslam (ve Kızılbaş, Alevi ve Bektaşilerin Türkçe sufi tarikatları). Bu popüler Türk Yesevi İslamı ve onun şiileştirilmiş kolları, Baba Veli Sarı Saltık, Yunus Emre, Hacı Bektaş, Lokman Perende, İshak Baba gibi gezginlerle dolu da’wa (İslam’ı yayma) üzerine odaklanmıştı. Bu çok da’wa odaklı popüler Sufizm, Oğuzları ilk etapta İslamlaştırdı, İslamlaştırma “Hazret-i Türkistan” (Türk Topraklarının Hazretleri) olarak adlandırılan mistik Ahmed al-Yasavi tarafından yapıldı.
Yesevilerin ve onların Alevi/Bektaşi kollarının bu Türk İslam’ı mistik-entelektüel (elitleri cezbeden) değil, daha ziyade eğitimsiz kitleleri cezbeden basit bir evliya türbelerine ziyaret pratiğine dayanıyordu. Elbette bu durum, karmaşık Kalkedon teolojisini zaten pek de umursamayan ve Yesevilere katılarak hiçbir teolojik vaazın yer almadığı gezilere katılmaktan memnuniyet duyan Hıristiyan Ortodoks halk için çok cazipti. “Sadece bize katılın, gelin, yolda eğlenelim ve azize ithafen saz eşliğinde Türkçe şarkılar söyleyelim! Bunun için Selçuklu/Osmanlı Sarayı’ndaki enayiler gibi eğitimli bir beyefendi olmanıza gerek yok! Şeriat yok, hat bilmeye, Arapça, Farsça bilmeye, okumaya gerek yok. Saz çalarsan daha da iyi, hem yolda türkü söyleye söyleye Türkçeyi de kaparsın, gel bize katıl!” Gerçekten de Türkçe, Yesevi/Alevi/Bektaşi İslam’ının kutsal diliydi ve hala da öyle.
Ancak Türkçeye dilsel geçiş doğal ve yavaş bir şekilde gerçekleşmiştir. Bu nedenle, Bektaşi İslam’ının 1669’da Girit’te olduğu gibi çok daha geç nüfuz ettiği bölgelerde, Müslüman nüfusu dilsel olarak Türkleştirmek için zamanı olmadı. Arnavutluk’ta da Müslümanlar ancak geç bir dönemde, 18. yüzyılın ikinci yarısında çoğunluk haline geldiler. Bosna’da İslamlaşma daha hızlıydı, ancak bu bölge elitist ortodoks Sünni İslam’ın kalesiydi, bu nedenle Yesevi’nin dilsel Türkleştirme vektörü eksikti. Bunun yanı sıra, Yörükler oraya hiç göç etmedi.
Ancak Doğu Balkanlar’a Yörükler göç etmiştir ve Bektaşi varlığı çok erken dönemlerden beri oradadır. Baba Veli Sarı Saltık’ın türbesi Romanya Dobruca’da, Babadağ’dadır. Burası 1400’lü yıllardan beri Türk İslam’ı için bir hac merkeziydi ve hala da öyle. Bu nedenle, çok erken dönemlerden beri Doğu Balkanlar’daki Türk popüler Bektaşi/Alevi İslamı için bir fırlatma rampasıydı ve yoğun misyonerlik faaliyeti İslam’ın bu versiyonuna ve kaçınılmaz dilsel Türkçeye geçişe yol açtı.
Bektaşi Giritliler ve Arnavutlar arasında bile konuşma dili Yunanca ya da Arnavutçaydı, ancak tüm edebiyatları (sufi bektaşi şiirleri) ve dini terminolojileri Türkçeydi. Arnavutluk’ta Bektaşiliğin dilsel olarak Arnavutlaştırılması ancak Arnavutluk’un bağımsızlığından sonra, Arnavut Bektaşiliğinin Arnavut yeni milliyetçileri tarafından ulusal miraslarının bir parçası olarak algılanmasını ve kabul edilmesini ve yabancı olarak düşmanca muamele görmemesini sağlamak için gerçekleşti. Öyle olsa bile, Arnavut Bektaşi dini terminolojisi hala Arnavutça değil Türkçedir. Yani Arnavut Bektaşiliğini tamamen Türkleştirmediler.
Pontus Müslümanları katı Sünni İslam’a geçtikleri için Anadolu’nun tamamı Türkleşmemişti ve bu nedenle Rumca, Lazca, Ermenice ve Gürcüce Müslümanlar arasında hala kullanılıyordu. Karadeniz bölgesi Müslümanları arasındaki dilsel Türkleşme geç, çoğunlukla XX. yüzyılda gerçekleşmiştir. Bunun yanı sıra İslamlaşmaları da geç, çoğunlukla XVIII. yüzyılda olmuştur.
Buna ek olarak, Arnavutlar tarafından da paylaşılan ve toplulukları dilsel Türkleşmeden izole eden coğrafi bir faktör olan dağlar tarafından oldukça izole edilmişlerdir. Öte yandan, Doğu Balkanlar bölgesi, Osmanlı ekonomisinin belkemiği olan canlı Tuna-Karadeniz-İstanbul-Ege-
İran’da Yesevi Türk İslamı aracılığıyla dilsel Türkleşme gerçekleşmiştir. Bu yüzden Azeriler Türkçe konuşur! Gerçi İran’ın tamamı Türkleşmedi çünkü Safevi İmparatorluğu’nun yöneticilerinin dili Farsçaydı. İran Safevi İmparatorluğu’nu kuran Azeri Kızılbaşlar büyük savaşçılardı ve Türkçeyi Safevilerin askeri dili olarak korudular ama yine de kağıt işlerinde berbatlardı, bu yüzden İranofonların bununla uğraşmasına izin verdiler. Anadolu Selçuklu Sultanlığında da durum hemen hemen aynıydı: askeri dil Türkçeydi, ancak sivil idari dil Farsça ve Rumcaydı.
Bunun yanı sıra, Yesevi tasavvufu olan Türkleştirme vektörü İran’da eksikti. Kızılbaş Safeviler İran’da iktidarı ele geçirir geçirmez, Türk Alevi İslam’ını terk ettiler ve Twelver Şii İslam’ını benimsediler. İran’da (Azerbaycan ve Kafkasya hariç) Türk Yesevi/Alevi/Bektaşi İslam geleneği yoktu. İran’ın kendi Mezopotamya tasavvuf geleneği vardı ve Fars dili onun manevi ifade dili olduğu için Farslaşmanın bir vektörüydü. Aslında Türk seçkinleri, tasavvufun bu seçkin versiyonu aracılığıyla dilsel olarak Farslaştırılmıştır. Celaleddin er-Rumi’nin Mesnevi’si Farsça yazılmıştır. Selçuklu ve Osmanlı aristokrasisi bu tür bir Farsça elitist ve dışlayıcı sufi maneviyatına ilgi duyuyordu.
Sonuç olarak, elit İslam’ın dili Farsçaydı ve Türk elitlerini ve Bizanslı dönmeleri az sayıda da olsa İslam’a döndürmüştü. Din değiştiren kitlelere hitap eden popüler İslam’ın dili Türkçeydi ve Anadolu’nun çoğunu (Karadeniz hariç), Doğu Balkanlar’ın bir kısmını ve İran’ın (Azerbaycan) bir kısmını dilsel olarak Türkleştirmenin başlıca aracıydı.
Dünyanın saygın eğitim kurumu sıralama listelerinden olan QS World University Ranking, 2021 edisyonunu yayınladı. Raporda Türkiye’nin acı tablosu gözler önüne serildi. Listede ilk 500’de sadece 1 üniversite yer alırken ilk 1000’de sadece 9 üniversite kendine yer bulabildi. Birçok Türk üniversitesi 2020’ye oranla daha düşük puan aldı.
Corona virüsü salgını dolayısıyla üniversitelerde eğitim büyük bir sekteye uğrarken, Türkiye’de üniversite eğitiminin halini ortaya koyan acı bir tablo ortaya çıktı…
Dünyanın saygın üniversite ölçüm ve inceleme kurumlarından Quacquarelli Symonds (QS) 2021’de dünya çapında üniversitelerin sıralamalarına yer verdi. Elde ettiği verileri kullanarak oluşturduğu metodoloji ile üniversiteleri sıralayan QS’in yeni raporunda Türkiye için iç karartıcı bir sonuç ortaya çıktı.
Geçtiğimiz yıllarda farklı isimlerde yayınlanan raporun 2021 listesinde Türkiye’den 14 üniversite yer aldı. Fakat bu üniversitelerden sadece bir tanesi ilk 500 içerisine girdi. İlk 500 içerisine girmeyi başaran Koç Üniversitesi 465’inci sırada kendine yer bulabildi.
Sabancı Üniversitesi 521 ile 530’uncu üniversiteler arasında yer alırken Bilkent Üniversitesi 551-560’ıncı üniversitelerden biri olarak listeye girdi.
6 ÜNİVERSİTE İLK 1000’DE
Ankara’daki ODTÜ, 601 ile 650’nci üniversiteden biri olurken, Boğaziçi Üniversitesi 651-700’üncü üniversite arasında yer aldı. İstanbul Teknik Üniversitesi sıralamada 751-800 arasında yer alırken, Ankara Üniversitesi 801-1000 üniversiteden biri oldu. Sıralamada 801-1000 üniversite arasında Hacettepe Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi de yer aldı.
Dokuz Eylül Üniversitesi, Ege Üniversitesi, Gazi Üniversitesi, İzmir Teknoloji Üniversitesi, Yıldız Teknik Üniversitesi ise sıralamada 1000 üniversiteden sonra geldi. Kurum, 999’uncu üniversiteden sonra herhangi bir sıralama yapmıyor.
2020’DEN GERİLEME BÜYÜK
QS’in geçen yıl hazırladığı listede Türk üniversiteleri daha yüksek puanlar alırken, Koç Üniversitesi 451’inci sırada yer alırken, Bilkent Üniversitesi 501-510, Sabancı Üniversitesi 521-530, ODTÜ 591-600, Boğaziçi Üniversitesi 651-700, İTÜ 651-700 üniversite arasında yer almıştı.
Ankara Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi 801-1000 üniversite arasında kendine yer bulmuştu.
2021’DE ZİRVEDEKİ İLK 10 ÜNİVERSİTE
Türkiye’nin Avrupa kıtasındaki varlığı çoğunlukla temel olarak Akdeniz havzasında, güneydoğu Avrupa yani Balkanlar ve doğu Avrupa sahalarında olmuştur. Doğa Avrupa ülkeleri arasında özellikle Polonya Romanya Ukrayna Macaristan Slovakya gibi ülkelerde Osmanlılar Rusya’yı dengeleyici bir unsur olarak gözükmüştür.
Doğu Avrupa’daki soylular ve komutanlar arasından bu sebeple Osmanlı topraklarına iltica edenler olmuştur. Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethi için toplarını bir Macar’a döktürmüş, matbaayı ilk kez Osmanlı ülkesine getiren yine bir Macar olmuştu; İbrahim Müteferrika. Polonya ve Macaristan’dan komutanlar özellikle Osmanlı ordusunda önemli görevler yerlerine getirmişler ve bunlar sonradan Müslüman da olmuşlardır.
Doğu Avrupa ülkeleri açısından bakıldığında Osmanlı büyük bir güçtür. Batı Avrupalıların özellikle kilise baskısı ve haçlı zihniyeti nedeniyle hasmane olan tavırlarına karşın doğu Avrupa ülkelerinde Türklere ve Türkiye’ye karşı kurtarıcı koruyucu bir vasıf yüklenmiş ve olumlu bir bakış açısı geliştirilmişti.
Turancılık bir doğu Avrupa ülkesinde bir fikriyat olarak ortaya çıkmıştır; Macaristan. Polonyalıların İstanbul’da yerleştiği bir köyü vardır Polonezköy. Estonya-Bosna arasında bir çizgi çektiğimiz zaman çizginin doğusunda kalan alan Türklerin varlıklarını alabildiğine hissettirdikleri bir dünyadır.
Neden Gelişemiyoruz? 10 bin dolarlık duvarı aşamıyoruz?
Bu soruya aslında verilebilecek çok sayıda cevaplar sözkonusudur fakat bunların arasında bir tanesi vardır ki kendisini çok belirgin olarak göstermeyen bir olgudur bu. Bahsettiğimiz düşünce gücüdür. Türkler düşünce gücü ve sorgulama konusunda maalesef çok zengin tarihi ve kültürel birikimlerine karşın gerilerde yer almaktadır. Sürekli geçmişlerindeki zengin bilgelik birikimine karşın hep benci ve bencil yaklaşımlar neticesinde toplumu ve devleti kapsayıcı çözümler geliştirememektedirler.
Siyasi gücü elde edenler bunu toplum ve devlet için değil ama cemaatler tarikatlar ve yakın hısım akrabalar için bir fırsat alanı olarak değerlendirmektedirler. Bunun neticesinde de dünyadan kopuk bir manzara göstermektedirler. Türkiye aslında bir yarımadadır ve daha ötesi kıtalar arası bir yarımadadır ve burada geçiş alanları sözkonusudur fakat Türkler bu geçiş alanlarını AB ve ABD’den gelen üç kuruşluk yardımlarla heder etmekte, göçmenleri ülkesinde tutarak gelir elde etme hevesi neticesinde çok daha fazlasını masraf olarak üstlenmektedirler.
Amerika’nın kalkınmışlığının temelinde yatan düşünce kuruluşlarıdır. Türkiye’deki düşünce kuruluşları ise maalesef düşünce üretmemektedirler. Tabii burada düşünce üretiminden bahsederken karar alıcıların önüne çok sayıda alternatif düşünceler ve çözüm önerilerinin konulması önem kazanmaktadır, fakat böyle bir durum söz konusu değildir. Proje önerilerimizde ana başlık olarak değerlendirdiğimiz düşünce konusu 10.000 dolarlık barajı aşamamızın ana sebebidir. Amerika’nın siyah elması olan Apple bir düşünce gücü ürünüdür, bir düşüncedir ve Apple iPhone telefonunun gram değeri Türkiye’nin ihracat kilogram değerinden 2,5 misli daha fazladır. Bu hazin bir tablodur, demek ki düşünce gücünü alabildiğine geliştirmemiz stratejik derecede önemlidir.
Cultural Heritage of Turks and Turkey
17 pages total 170 articles
Aşağıdaki sanatların, evrensel felsefesi, ruhu ve Türk Kültürü ile ortak/farklı yönleri neler olabilir?