Hacim Kamoy, Aselsan Kurucusu

“Bana Ahmet beyi bulun getirin” Atatürk
Bu tarz kurucuların heykelleri ilgili kurumlarda sergilenmeli.
Hacim Kamoy, Aselsan Kurucusu

“Bana Ahmet beyi bulun getirin” Atatürk
Bu tarz kurucuların heykelleri ilgili kurumlarda sergilenmeli.
Ruslar ve Türkler tarihte defalarca savaştılar. Rusya Türkiye’nin kuzeydoğu Anadolu’sunu 40 yıl boyunca işgal etti, İstanbul’u işgal girişiminde bulundu ve fakat Türkiye Atatürk’ün önderliğindeki Kurtuluş Savaşında Rusya ile stratejik işbirliği yaparak batılı devletlere karşı bağımsızlığını elde etti.
Burada soru şudur neden acaba Polonya örneğin Almanya tarafından ikinci Dünya Savaşı’nda yerle yeksan edilmiş, işgal edilmiş olmasına rağmen burada düşmanlığını Almanya’ya karşı değil de Rusya’ya karşı yapmaktadır. Aynı gerçekleri başka bazı ülkeler için de dile getirebiliriz.
Burada ABD’nin ve İngiltere’nin Avrupa ülkeleri nezdinde izlediği düşmanlaştırıcı strateji net olarak kendisini göstermektedir
BRICS, Güney Amerika, Afrika, Asya kıtalarına yayılmış küresel bir organizasyon olup grupta temsil edilmeyen Avrupa kıtasını Türkiye bir Avrupa ülkesi olarak BRICS’e üye olmak kaydıyla bu boşluğu layıkı ile doldurabilir. Bu aynı zamanda anlamlı bir aksiyon olacaktır.
Çünkü 1856 yılından beri Paris Antlaşması ile birlikte siyasi olarak Avrupa ülkesi sayılan Türkiye daha sonra Avrupa Birliği’ne üye yapılmamıştı. Bu hareketle, Türkiye, Avrupa kimliğini BRICS grubuna taşıyarak, Avrupa’yı küresel ortama taşıyan tek ülke olma avantajını gururla başlatmış olacaktır.
Türkiye’nin üye olduğu küresel organizasyonlar Birleşmiş Milletler, G20 Topluluğu ve benzeri klasik yapılanmalar olup her ikisi de gelişmiş ülkelerin hegemonyası altındaki yapılardır, bu nedenle de gerçekte küresel vasıflı olarak addedilemez. O açıdan BRICS yapılanması gerçek bir küresel yapılanmadır kuzey, güney ve doğunun ülkelerinin içerisinde temsil edildiği bir organizasyondur.
Böylelikle, gerçek anlamda bir küresel etkinlik ortaya koyabilmesi ve ayrıca kendisini küresel ölçekli dünyadan soyutlamış Avrupa’nın dar ve kısır bakış açılarından kurtulabilmesi açısından Türkiye’nin BRICS topluluğunun içerisinde yer alması elzemdir ve bu konuda çok geç kalınmıştır.
Türkiye, bulunduğu coğrafi konum itibarıyla bir pusula işlevi görmektedir ve dört yöne de açılımlar sağlayan coğrafi bir konumdadır ve fakat yer aldığı küresel organizasyonlar bu vasfı ile uyumluluk göstermemektedir.
Türkiye halen Batı’nın değerlerinin egemen olduğu tek yanlı yapılanmalar içerisinde boy göstermekten bir beis görmemektedir, fakat Türkiye’nin Asya, Afrika ve Güney Amerika ile ilgili boyutlarının öncelikle aksiyona geçirilmesi önem kazanmaktadır.
Türkiye’nin Küçük Asya coğrafyasındaki 12bin yıllık insan yaşayışlarından ve Büyük Asya, Afrika, Rumeli&Doğu Avrupa deneyimlerinden süzülen binlerce yıllık birikimi, kendisine illa ki bir yol bulacaktır. Ki bu yol bir Büyük Akdeniz Birliği şeklinde Türkistan’dan başlayıp, Horasan, Maveraünnehir, Kafkasya, Türkiye ve Akdeniz Havzası ( Güney Avrupa, Kuzey Afrika, Doğu Akdeniz&Mezopotamya) birlikteliği şeklinde tarihsel birikime yaslanan bir güç şeklinde tezahür edecektir.
Genel:
Sosyal:
Ekonomik:
Askeri:
Teknik:
Spor:
Not: Bu liste kapsamlı değildir ve Türkiye’nin üye olduğu tüm küresel kuruluşları içermemektedir. Daha fazla bilgi için https://tr.wikipedia.org/wiki/
Kaynaklar:
Osmanlı özentisi Hanedan Devleti modeli anayasamızda yok ama fiiliyatta var. Saray yönetiminin ve çevresindeki yandaşların zenginleşmesi üzerine kurulu bir ekonomi politik geçerli… Örneğin, tarım üretimini artırmak, tarımda çiftçinin sorunlarını çözmek önemli değil. Tarım Bakanlığı, bu dönemde dış borçların artması pahasına, belirli kişilere imtiyaz tanıyarak tarım ürünleri ithalatı yoluyla hem dar bir çevrenin zenginleşmesine olanak sağladı, hem de ithalat yoluyla geçici olarak piyasada bolluk sağladı ama sonrasında tarım çöktü, dünyada gıda fiyatları sürekli gerilerken bizde sürekli artmaya devam ediyor. Ülke ve halk yoksullaştı, dar bir çevre zenginleşti. Meriç Köyatası
Türklerdeki çok derin Amerika sevgisi.
Bireyler olarak İçimizdeki Amerika ile hesaplaşmak
Çin iç pazarına dönüyor ve Meiguo (Güzel Ülke) olmayı hedefliyor; AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ. Pasifik Havzasında Yeni Bir Dünya kuruluyor.
İkinci Dünya Savaşından sonra ülkemizde başlatılan Amerikan romantizmi sevgisi ve dünyası 80 yılını doldurmuş ve aşmıştır. Savaşın galibi olmasının getirdiği psikolojik üstünlük ile ve Yalta Konferansı neticesinde Türkiye’nin Amerikan kampında konuşlandırılması ile birlikte ülkemiz sağ siyasetçiler tarafından küçük Amerika olarak adlandırılmış ve halkta Amerika konusunda derin bir sempati yaratılmıştır.
Siyasetçiler de her ne kadar perdenin önünde Amerikan aleyhtarlığı yapıyor olsalar bile perdenin arkasında Amerika ile gizli ittifaklar ve işbirlikleri yapmışlar, Türkiye’nin eğitiminden milli savunmasına sanayi ürünlerine tüketim sanayine kültür sanat etkinliklerine kadar Amerikan Rüyası içimize işlemiştir. Tabii Amerika bunu propaganda teknikleri ile ayarlamış ve ülkemizde Rus Salatası olarak bilinen salata dahi Amerikan salatası olarak adlandırılmıştır. Bu çok dramatik bir örnektir.
Aslında Türklerin Amerika’daki varlığı güçlü bir lobi de teşkil etmemektedir. Yunanlıların Çinlilerin Hintlilerin İtalyanların İspanyolların Almanların lobileri ise Türkiye ile kıyas edilemeyecek ölçüde son derece kuvvetli lobi yapılarıdır. Kore Japonya ve Asya Pasifik ülkeleri Amerika pazarına derinlemesine olarak nüfuz etmişlerdir.
Türkiye’nin Amerikan pazarındaki varlığı da ihmal edilebilir değer ve büyüklüktedir. Verilen görev Antikomünizm propagandaları neticesinde Rusya’yla düşmanlaşma ve paradoksal bir örnek olarak ise Avrupa Birliğine, Amerika’nın izlediği politikalar neticesinde üye yapılmaması şeklindedir. Çünkü eğer Türkiye Avrupa Birliği’ne üye olursa Avrupa birliği çok güçlü bir yapı haline gelecek ve bu da Amerikan çıkarları ile çelişecektir.
Amerika, Türkiye’de 1960, 1971, 1980, 1993, 1997, 2016 askeri darbelerinin baş aktörüdür. Pakistan, Türkiye, Yunanistan, İran’da darbeler yapan, Çin ve Rusya’ya savaş açma planları peşinde koşan ve Okyanuslar tarafından çevrelendiği için kendini güvende hisseden ABD, diğer yandan Hindistan’da neden böyle bir girişimde bulunmamıştır, bunu inceden düşünmek lazımdır.
Önümüzdeki kritik konu, Türk halkındaki platonik Amerika aşkının nasıl izale edilebileceği sorunudur. Amerikalılar, Türkiye’de ne sanayi yatırımlar yapmakta ne de turist göndermektedir. Türkiye’yi batıdan Yunanistan ve güneyden Suriye üzerinden kucaklamış ve düşmanca bir duvar örmüşler, buna karşın yine de bu hastalıklı platonik ilişki nasıl aşılabilecektir?
Yapılması gereken tek bir çözüm vardır aslında. Türk kültürünün yüksek değerlerinin sanatının biliminin binlerce yıllık geçmişten süzülmüş gelen düşünürlerin katkılarının özellikle eğitim programları ile birlikte gençlere ve çocuklara öğretilerek bu aşağılık kompleksinin aşılması şeklinde olacaktır.
Dünyada kırkı aşkın Türk topluluğu söz konusudur.
Burada diğer bir kaldıraç unsur ise 9000 yıllık bir dil olan türkçe’nin iletişim gücü ve dehasıdır. Türkler bu iletişim güçleri ile birlikte kendilerine olan güvenlerini tekrar kavuşacaklar ve dünyadaki Türk toplulukları ile yakın iletişim içerisinde olarak komplekslerini ortadan kaldırılacaklardır. Amerika’nın propaganda teknikleri ile Türklere ürettikleri tek şey “Türklerden adam olmaz, bizden adam olmaz” zihniyetidir. Bu zihniyetin acilen aşılması önem kazanmaktadır.
Türklerin Amerikalılara olan hayranlıklarını aslında zaman perspektifinden bakıldığında bu hayranlık öncelikle Bilge Kağan tarafından Orhun Yazıtlarında “ey Türk Çinlilerin ipeğine, prenseslerine kandın” şeklinde dile getirilmiştir. Ardından Uygurlar döneminde Budizme olan hayranlık ve ayrıca Selçuklular döneminde Fars kültürüne olan hayranlık ki farsça Selçukluların resmi dili idi. Türklerin önce farsça ardından Arap isimleri almaları nihayetinde de 20 ve 21. yüzyıldan itibaren İngilizce kelimelerin Türkçenin içerisine plaza dili olarak yerleşmesi konularını göz ardı etmemeliyiz.
Bu Türklerin yabancı kültürlere olan hayranlıkları ve kendilerine yabancılaşmaları ile ilgili bir hastalıktır kolaylıkla asimile olmaktadırlar kendi benliklerini yitirmektedirler. Çünkü Türkler bulundukları ülkelerde yönetici sınıfı teşkil etmekteydiler ve halkın içinde çoğunluk olmadıkları için yönetim ellerinden gittiğinde oranın yerli halkı ile asimile olmaktaydılar. Avrupa’yı akınlarla fetheden Hunlar da Avrupa içerisinde bu şekilde kaybolmuşlardır. Ayrıca Bizans, Türkler arasında Hristiyanlık dini üzerinden bir yabancılaşma yaratmıştır.
Bu yabancılaşmanın geldiği son nokta ise Amerikan hayranlığıdır. Türkler kendilerine hayran olacaklarına düşmanlarına hayran olmakta ve düşmanlarını dost arkadaş olarak görmektedirler
Amerikan tarzı yaşam biçimi, 20. yüzyılın başlarından itibaren Türkiye’ye kademeli olarak giriş yapmıştır. Bu değişimin arkasında yatan faktörler karmaşıktır ve siyasi, ekonomik, kültürel ve sosyal boyutları içerir.
Ana Etkenler:
Giriş Yöntemleri:
Sonuçlar:
Amerikan tarzı yaşam biçimi, Türk toplumunda önemli değişimlere yol açmıştır. Bu değişimler giyim tarzı, müzik zevki, beslenme alışkanlıkları ve aile yapısı gibi birçok alanda kendini göstermiştir.
Ancak, Amerikanlaşmanın etkileri karmaşıktır ve her zaman olumlu olmamıştır. Bazı eleştirmenler, Amerikan kültürünün geleneksel Türk değerlerini aşındırdığını ve toplumda yabancılaşmaya yol açtığını savunmaktadır.
Günümüzde Türkiye, Amerikan ve Türk kültürü arasında bir denge kurmaya çalışan karmaşık bir topluma sahiptir. Amerikan tarzı yaşam biçimi hala önemli bir etkiye sahip olsa da, Türk kimliği ve kültürü de güçlü bir şekilde korunmaya devam etmektedir.
Not: Bu konuyu daha detaylı araştırmak için aşağıdaki kaynaklara bakabilirsiniz:
Gelibolu yarımadası, Edirne vilayetine ait.
82. Vilayetimiz “Kıbrıs ve Adalar Denizi Vilayeti” olmalıdır tezimi youtube videosunda dile getirdim. (tıklayın)
Hatay Cumhuriyeti’nin 1939 yılında ana vatan topraklarına katılmasının ardından, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin de aynı süreci yaşaması beklenmektedir. 50 yıllık tecrübenin gösterdiği yegane ve apaçık gerçek bu şekildedir.
Doğu Akdeniz’deki stratejik konumu ile Kıbrıs adasının, bir süre sınırlaması olmaksızın kendi şahsi ikbal ve saltanatı için Abdülhamid tarafından İngiltere’ye kiralamasının bedelini İmparatorluk Birinci Dünya Savaşı ile birlikte 1914 yılında ödemiş ve Kıbrıs adası İngiltere tarafından işgal edilmiştir.
Yüzyıl süreli bir kira sözleşmesi ile Hong Kong’un sınırlı bir toprak parçasını kiralayan İngiltere 1997 yılında sürenin tamamlanmasını takiben Hong Kong’un tamamını, kendisine ait olan kısımlarını da Çin’e devretmek zorunda kalmıştı.
En güneyimizdeki bir vilayet konumu ile Kıbrıs hem Afrin hattına doğru olan konumu ile birlikte Suriye sınırındaki tehditlerin bertaraf edilmesinde ve hem de Doğu Akdeniz’deki stratejik konumu ve Adalar Denizi’ndeki adalarımızı ve Yunanistan tarafından işgal edilmiş ve anlaşmalara aykırı olarak silahlandırılmış adaları vilayet bünyesinde dahil ediyor olması ile birlikte denizdeki bir savunma hattı özelliğini öne çıkartacaktır.
Bu durumda Saros Körfezi’nden İskenderun Körfezi’ne kadar olan hat boyunca ülkemizin denizlerdeki haklarının müdafaa edilmesi ve Libya ile olan münhasır ekonomik bölgenin hayatiyetinin sağlanması anlamında emperyalizmin karakol devletleri olan Yunanistan ve İsrail’e denizlerden set çekilmesi anlamında stratejik bir görev ifa edecektir. Kıbrıs Harekatımızın 50.yılının bize gösterdiği net mesaj bu şekilde algılanmalıdır.
Kıbrıs barış harekatımızın ardından bir sene sonra 1975, 20 Temmuz’unda Ege Ordusu kurulmuş olması rağmen ki bu Ordu NATO dışındadır, Yunanistan’ın Adalar Denizi’ndeki sinsi sinsi kazanımlarına, siyaset adamlarımızın aymazlıkları neticesinde, karşı konulamamıştır.
Bu durumda 82. vilayetin Adalar Denizi’ndeki ve Doğu Akdeniz’deki haklarımızın savunulması açısından caydırıcılığı önem kazanmaktadır.
Emperyalizmin karakol devleti Yunanistan’ın işlevi, AB ve ABD’yi yani batıyı temsilen Türkiye’nin haklarına adım adım el konulmasıdır, bu sebeple ABD harekatın ardından Türkiye’ye ambargo uygulamış, 12 Eylül darbe rejimine Yunanistan’ın NATO üyeliğini dikte ettirmiş ve kendi kurguladığı bir yapı olan Avrupa Birliği ise Kıbrıs Rum kesimini bünyesine alarak birliğin doğu Akdeniz’e doğru genişlemesi sağlanmıştır.
Türkiye ise göçmenlerin Avrupa’ya intikalinin engellendiği bir tampon devlet konumuna düşürülmüştür. Çünkü tampon olarak kullanarak göçmenlerin Avrupa’ya erişimini engelleyen Avrupa Birliği diğer yandan Kıbrıs adasının güneyini kullanarak kendisine doğu Akdeniz’de zamanında Osmanlı İmparatorluğu’na ait olan bir toprak parçası edinmiş ve Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girişine bu şekilde de “gözünün üstünde kaşın var” tarzında suni bir engelleme icat etmiştir.
Buradan çıkarılacak stratejik ders ise Türkiye’nin Akdeniz havzasında kendi birliğini oluşturacak adımları bir an evvel ivedilikle atmasının gerekliliğidir.
Bu anlamda da bir savunma hattı teşkil edecek olan 82. vilayetin Kıbrıs merkezli olarak tesis edilmesi, bir zamanlar teröre karşı yapılandırılan olağanüstü hal bölge Valiliği’nin bu kez de 82. vilayet nezdinde oluşturulması neticesinde hayati önem kazanmaktadır.

İlave Kaynaklar:
Prof. Dr. İsmail Hakkı AYDIN
ÖZGEÇMİŞ (2024)
(Bilim Adamı, Beyin Cerrahı, Düşünür, Edib, Şâir, Güftekâr, Mûsıkîşinas, Teolog, Flozof, Hattat)
(ÖZ GEÇMİŞ)
İsmâil Hakkı AYDIN, MD, FCNS, IFAANS, FICA Medical Doctor, Fellow of the Congress of Neurological Surgeons (FCNS), International Fellow of the American Association of Neurological Surgeons IFAANS,
İsmail Hakkı Aydın, 11 Şubat, 1954 yılında Trabzon’da doğdu. İlkokulu Maçka’da, Orta ve Lise tahsilini Trabzon’da tamamladı. Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra, Beyin Cerrahisi Kürsüsünde asistanlığa başladı. Bilahare İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroşirürji Kürsüsü’nde ihtisasına devam ettikten sonra, Zürich Üniversitesi Nöroşirürji Kliniği’nde, Prof. Dr. Mahmut Gazi Yaşargil’in yanında, Beyin Cerrahisi İhtisas Tezini ve mikronöroşirürji çalışmalarını tamamladı. Zürich Mikronöroşirürji Araştırma Merkezi’nde, Instraktör olarak görev yaptı ve aynı zamanda, serebro-vasküler mikro-cerrahi alanlarında araştırmalarda bulundu.
1984 Yılı sonunda yurda dönerek, Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroşirürji Anabilim Dalı Başkanlığı’na atandı.
1985’de, Türkiye’de ilk olarak, “Ameliyatları Uzaktan Eşzamanlı İzleme, Kapalı Devre Televizyon ve Kayıt Sistemi”ni ve Mikronöroşirurji Araştırma Laboratuarını kurdu.
1988’de, beyin-damar tıkanıklıklarının operasyonlarında kullanılan ve dünyada ilk defa kendi adı ile literatüre geçen yeni bir ameliyat tekniği geliştirmesi sebebi ile, 1990 yılında TÜBİTAK ödülü aldı ve zamanın Cumhurbaşkanı tarafından taltif edildi.
Beyin kanamaları ve anevrizmaların cerrahi tedavisinde yaptığı uluslararası araştırma ve katkılarından dolayı, 1991 yılında, A.B.D.de, Congress of Neurological Surgeons’un INTERNATIONAL FELLOW’u ve F.C.N.S. unvanı ile ödüllendirildi.
Aynı yıl, REKTÖRLÜK ve DEKANLIK tarafından da ödüllendirilen Dr. Aydın, 1992’de TÜRK NÖROŞİRÜRJİ ARAŞTIRMA ÖDÜLÜ’nü kazandı. Yine aynı yıl, Avrupa Strok Bilim Konseyi’ne seçildi. Amerika Strok Konseyi’nce kendisine ULUSLARARASI BİLİM ADAMI ve F.I.C.A. PAYESİ verildi.
1992, 1993, 1994 ve 1995 yıllarında A.B.D. NÖROŞİRÜRJİDE SÜREKLİ TIP EĞİTİMİ KREDİ ÖDÜLLERİ’ni aldı. Ayrıca 1993’de, A.B.D. deki, Beyin Tümörleri Konseyi, Cerebrovascular Surgery Section ve diğer birçok bilimsel ve idarî kurul üyelikleri yanında, Congress of Neurological Surgeons’un ULUSLARARASI YÖNETİM KURULUNA seçilerek, bu kurula giren ilk Türk ve ilk Müslüman bilim adamı oldu.
Davetli konferansçı olarak, birçok uluslararası toplantıya katılan ve bilimsel dergilerin yayın kurullarında yer alan Prof. Aydın, New York Bilimler Akademisi’nin Aktif, AANS’un International üyesi ve 1994 yılı Uluslararası Skull Base Cerrahisi Kongresinin RESMİ LECTURER’i olup, ayrıca 1995’de CNS’in Uluslararası Bilim Konseyine seçilmiştir.
1996 yılında A.B.D.’de çok yüksek kredi ile Nöroşirürjide Sürekli Eğitim Ödülü’nü aldı.
1997 de yaptığı bir araştırması nedeni ile, bir Uluslararası Nöroşirürji dergisine kapak oldu.
1999’da Türk Nöroşirürji Ödülü aldı. ABD Beyin Cerrahisi Birliği (CNS) tarafından 2000 yılı Uluslararası Konferansçısı seçildi. Yurtdışında ve ülkemizde, değişik kurum ve kuruluşlarca birçok kez takdir edildi, ödüllendirildi.
2001 yılında Hindistan’da, Dünya Bilimine katkıları sebebi ile, KRİSTAL KÜRE ile taltif edildi.
2004 yılında Pakistan Beyin Cerrahisi Kongresine ŞEREF KONUĞU olarak katıldı ve çeşitli konferanslar verdi, ve burada kendisine, “ANNUAL AWAR 2004” takdim edildi.
Ayrıca, A.B.D., Japonya, İsviçre, Almanya, Fransa, Rusya ve İngiltere’nin yanında, Dünyanın hemen her ülkesinde, değişik zamanlarda araştırmalarda bulundu, davetli olarak konferans ve dersler verdi, eğitici ameliyatlar yaptı.
2015 de American Association of Neurological Surgeons (AANS) tarafından kendisine “Ömür Boyu IFAANS” ünvanı verildi.
2022 ve 2023 yıllarında Felsefe alanında “Altın Kalem” ve “Altın Yazar” ödülleri de alan Prof. Dr. Aydın, 2023 yılında, İran İslam Cumhuriyeti tarafından, İran-Fars Edebiyatına katkılarından dolayı taltif edildi.
Uluslararası düzeyde, yerli ve yabancı 200’ü aşkın bilimsel çalışması olan Prof. Dr. İsmail Hakkı Aydın bugüne kadar birçok doktor, beyin cerrahı, doçent ve profesör yetiştirmiş, dünyanın önde gelen bilim adamlarınca, yurt dışında gerek kitaplarda ve gerekse makalelerde bir çok kez, kaynak olarak gösterilmiş, geliştirdiği cerrahî teknikler klasik kitaplarda yer almıştır.
Türkiye, Sinir Sistemi Cerrahisi Derneği Eski Başkanı, ABD Congress of Neurological Surgeons’un (CNS) Uluslararası Büyükelçisi ve Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroşirürji Anabilim Dalı Emekli Başkanı olan ve ilmiye sınıfı bir aileden gelen Prof. Dr. İsmail Hakkı Aydın, ismini taşıdığı dedesi, zamanın büyük âlim, müderris ve mutasavvıflarından Hacı Hafız İsmail Hakkı Efendi’den, yirmi yıl müddetle Kur’an-ı Kerim, Arapça, Farsça, Osmanlı Türkçesi, Kelam, Fıkıh, Tefsir, Hadis, Tasavvuf, Belagat, Hitabet, Felsefe, Mantık, Musıki ve Edebiyat, Babası Müftü Halit Aydın’dan Hat, Tahrir, İslam Hukuku, Usûl, Latince ve Fransızca, Hafız Ali Haydar Özak’tan Kıraat, Abbas Hacıefendioğlu’ndan Kelâm, Hasan Çavuşoğlu’ndan Fıkıh, Mustafa Kaygusuz’dan Tefsir, Ali Kemal Saran’dan Hadis ve Tahir Karagöz’den Mûsıkî dersleri aldı. Bu süre zarfında, aynı zamanda, ilk, orta, lise, Yüksek İslâm Enstitüsü ve Tıp Fakültesindeki eğitimini sürdürdü.
Nöroşirurji, nörokuantoloji, nöroteknoloji, holografik beyin, beyinlerarası iletişim ağı(wbw) ve nörofilozofi yanında, ağırlıklı olarak şiir, hat, klasik Türk musikisi, karikatür, musiki felsefesi, edebiyat ve teoloji alanları olmak üzere, güzel sanatlar ile ilgilendi, yazılar yazdı, konferans ve dersler verdi, televizyon programları yaptı. Çeşitli gazete ve dergilerde makale, yorum, eleştiri ve şiirleri yayınlandı. Halen haftalık bir gazetede, “Nörofilozofi” isimli köşesinde düzenli olarak makaleleri yayımlanmaktadır.
1991 yılında Suz-i Dilara,
2000 yılında Aşk,
2002’de Vuslat, 2010’da Nefes,
2013’de Hicran ve
2014’de de Ya Hayy! adlı şiir kitapları neşredildi.
Nöroflozofik makalelerinden meydana gelen “Rabbim Beni Doktorlardan Koru!” isimli kitabı 2013 yılında,
2015
“Ah Bu Doktorlar!” 2015 de,
2016
2017
2018
2019
2020
2021
2022
2023’de de
2024’de de
adlı eserleri neşredilerek okuyucuları ile buluşmuştur.
Güfteleri:
Kendisinin edebî ve sanatsal yönleri hususunda ilmî makaleler ve tezler neşredilen, edebiyat otoritelerinin ifadesi ile, geliştirdiği kendine has şiir ve modern rubâi formunda, aruz vezninin yanında heceyi de kullanan Prof. Dr. İsmail Hakkı Aydın’ın 200’ü aşkın güftesi, Dr. Yılmaz Karakoyunlu, Mustafa Fatih Salgar, Osman Erol Ünal, Amir Ateş, Salih Suphi Soner, Osman Nuri Özpekel, Prof. Dr. Gülçin Yahya Kaçar, Mehmet Kemiksiz, Yeşim Altınel Çoban, Prof. Dr. Adnan Çoban, Bekir Ünlüataer, Sebahattin Çevik, Bora Uymaz, Murat Türkmen, Nurullah Ejder, Ahmet Ünal, Hüseyin Erbay, Dilber Kılıçaslan, Hüseyin Samet Talaş, Prof. Dr. Kubilay Kolukırık, Şaban Keşkeş, Cüneyt Bayraktar, Ahmed Şahin Ak, Dr. Mustafa Uyan ve Salih Bora tarafından bestelenerek, musıki dünyası ve TRT repertuarlarında yerini almıştır.
1461 yılından itibaren devam eden, ilmiye sınıfı bir soydan gelen İsmail Hakkı Aydın, evli, üç çocuk (Prof. Dr. Abdülkadir Cüneyt Aydın, Sûz-i Dilârâ Canan Doğan, Fatma Merve Korucuk) babası ve sekiz torun (Ahmed Bircis Aydın, Emine Rayyan Aydın, Nazmiye Efnân Aydın, Vuslat Betül Doğan, Fatma Nur Doğan, Saliha Dilârâ Korucuk, Serrâ Rânâ Korucuk, Mina Korucuk) dedesi olup, Arapça, Farsça, Fransızca ve İngilizce bilmektedir.
———————
İsmail Hakkı AYDIN Undergraduate Honors, Academic Awards and Prizes:
YOUTUBE Videoları

KöneÜrgenç daha sonra Ürgenç’e taşınmış.
Ürgenç Özbekistan’da
KöneÜrgenç Türkmenistanda
Hive Ürgenç Biruni
Hepsi Harzemli
İlim bilim bileşkesi
Tarihî bölgeler:

Harezmşahlar kimdir
[email protected]
Doçent GÜLSEREN FERMANOĞLU Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Ortaçağ Tarihi Anabilim Dalı


Anamın akrabaları Üsküp Makedonya 1950
Hafif çekik Özbek gözler
Çıkık elmacık kemiği yanaklar.


Harezm
Harezm, günümüzde Özbekistan topraklarının Harezm vilayetini ve Türkmenistan topraklarının Daşoğuz vilayetini kapsamaktadır, özellikle de Harezm’in bilinen başkenti Ürgenç şehri Türkmenistan’ın Daşoguz vilayetinin günümüz tabiri ile Köhne Ürgenç topraklarında yer almaktadır.
Harezm, Orta Asya tarihinin önemli siyasi ve kültürel merkezlerinden biridir ve eskiden, şu anki durumundan daha geniş topraklara sahip olduğu bilinmektedir. Bu topraklarda hüküm süren hükümdarlar Hârizmşahlar olarak anılmaktadır ve bilinen 4 hanedanın hükümdarlığına ev sahipliği yapmıştır.
Harezm’in başkenti 995 senelerine kadar Kât şehri olmuştur, fakat Sâmânîlerin (819-999) desteği ile Harezm’e hâkim olarak tayin edilen Me’munoğulları hanedanı, tarihi milattan öncesine dayanan Afrigoğulları hanedanına son vererek Harezm’in başkentini ilk defa Ürgenc’e taşımaktadır.
Ürgenç şehri tarihi kaynaklarda Gürgenç olarak da bilinmektedir ve 1645 senelerine kadar Harezm’in başkenti konumundadır. Bu tarihler sonrasında Ürgenç şehri harabe vaziyetinde olup, Hive yakınlarında bir şehir kurulmuş ve yeni şehre Ürgenç adı verilmiştir. Bu sebepten ötürü de eski Ürgenç toprakları, bu topraklarda yaşayan nüfusun dili ile “Köhne Ürgenç” olarak ifade edilmektedir. Köhneürgenç,
Türkmenistan’ın Daşoguz vilayetinin en önemli tarihi ve ticaret merkezlerinden biridir ve günümüzde bile Harezmşahlar olarak hitap edilen Me’mûnoğulları, Altuntşoğulları, Anuşteğinoğulları dönemlerine ait mimarı eserlere veya izlerine dek gelmek mümkündür.
Ürgenç, İpek Yolu üzerinde yer alan bir şehir olması nedeniyle tarihi Harezm tarihi ile uyumlu bir şekilde milattan öncesine dayanmaktadır ve Harezm’in önemli ticaret merkezlerinden biri olduğuna dair bilgiler mevcuttur. Ürgenç şehrinin en parlak dönemlerinden birisi Me’munoğulları hanedanının (995-1017) hâkimiyetine aittir.
Ürgenç şehri bu dönemlerde İslam ve dünya tarihine damgasını vuran âlimlerin bir araya geldiği önemli bilim merkezi halini almıştır. Bu bilim merkezi ilerde “Me’mun Akademisi” olarak hatırlanmaktadır. Bu akademi, dönemin bilim uzmanları olan Birunî ile İbin Sinâ’nın da bir araya geldiği ve kısa bir süre (4-5 sene) birlikte ilmî faaliyetlerde bulundukları, birbirleri ile fikir ve görüşlerini paylaştıkları dönem olarak tarihte iz bırakmıştır.
Me’munoğulları hanedanı ve hanedanın ev sahipliğinde faaliyette bulunan Me’mun Akademisi 1017’de Gazneli Mahmud’un istilası sonucunda son bulmuş ve burada bulunan âlimlerin bir kısmı Birunî başta olmak üzere Gazne’ye götürülmüştür. Fakat bu akademinin tarihi ehemmiyeti hiçbir zaman önemini kaybetmemiş, Harezm ve başkenti Ürgenç şehrinin kültür ve sosyal tarihine ciddi bir itibar kazandırmıştır. Bu bildiride esas amaç
Harezm ve Ürgenç’in eski çağlardan itibaren tarihini kısaca açıklamak ve genel olarak Me’mun Akademisi konusu üzerinde durmaktır.
Özellikle de Me’mûn Akademisi ve burada faaliyet gösteren âlimlerin biyografisi, eserlerinin detaylı bir şekilde incelenmesi ve birbirleri ile karşılaştırılması ve aynı döneme ait olanlarının tespitinin yapılması, akademide görev alan âlimlerin birbirleri ile irtibatlarının araştırılması, bu akademinin önemini daha açık bir şekilde ortaya koyacaktır. Bu akademi Harezm tarihinin incisidir, İbn Sina, Bîrunî, İbn Irâk gibi daha birçok meşhur
Türk ve İslam âliminin bir araya gelmesine olanak sağlamıştır. Birçok âlimin ilmi faaliyetlerinde ve fikir alışverişinde bulunmalarına maddi ve manevi desteklerde bulunmuştur. Burada çalışan her bir âlime Harezmşah Me’mûnoğulları tarafından ayrıca maaş bağlanmıştır. Bu akademi, Gazneli Mahmud’un istilasına kadar âlimler mekânı olarak ayrıcalık elde etmiştir.
Arazgul Rejepova HAREZM’İN BAŞKENTİ ÜRGENÇ VE ME’MUN AKADEMİSİ (1005-1017)








Harezmli düşünürler hangi şehirlerde doğmuşlardır
Ancak, mevcut bilgilere dayanarak, bazı önemli Harezmli düşünürlerin doğum şehirleri şunlardır:
Matematikçiler:
Filozoflar:
Diğer Düşünürler:
Bunlar sadece birkaç örnektir. Harezm’in geniş coğrafyası ve tarihi boyunca birçok önemli şehir ve kasaba, yetenekli düşünürlerin doğduğu yer olmuştur.
Doğum şehirleri hakkında daha fazla bilgi edinmek için, her bir düşünürün biyografisini araştırmanız ve güvenilir kaynaklara başvurmanız önemlidir.
Not: Bu bilgiler, mevcut araştırmalara dayanmaktadır. Gelecekteki araştırmalar, doğum şehirleri hakkında yeni bilgiler ortaya çıkarabilir.
Türk-İslâm Şehri Gürgenç ve Moğol İstilasındaki AkıbetiAbdylla Orazsahedov




1878 yılı Rusya’nın batılı güçler tarafından Türkiye’nin doğusundaki Kars vilayetine ve batısındaki Bulgaristan‘a bizzat saldırtıldığı ve nihayetinde Rusların İstanbul’a girdiği ve ardından 1912 Balkan Savaşı’nı ve 1914 Birinci Dünya Savaşı’nın tetikleyerek Osmanlı İmparatorluğu’nun ortadan kaldırıldığı talihsiz bir yıldır.
Devamında Meşrutiyet ortadan kaldırılmış, Türkiye’de 33 yıl süren bir istibdat dönemi yaşanmış, sürekli topraklar kaybedilmiş, Adriyatik Denizine olan kıyılarımız elimizden çıkmış, Kars bölgesi 40 yıllık Rus işgaline uğratılmış, Kıbrıs İngilizlere güya kiralanarak elimizden çıkarılması süreci başlatılmış ve bu sayede İngiltere’nin Hindistan yolu açılmış, Batum da Ruslara teslim edilerek Osmanlı İmparatorluğu perişan olmuştu.
Aslında bu İngiltere’nin başarıyla neticelendirdiği bir oyun planının başlangıcı olup, neticede hem Osmanlı imparatorluğu hem de Rus Çarlığı ortadan kalkmıştı. Neticede, İngiltere 1923 Lozan görüşmeleri esnasında karşımıza Hindistan imparatoru olarak oturmuştur.
Türkiye, Cumhuriyet ile birlikte 1923 yılında her ne kadar bağımsızlığını kazanmış olsa bile artık büyük bir güç değildir ve ikinci Dünya Savaşı’nın ardından ABD, İngiltere, Rusya’nın Yalta konferansındaki paylaşımları neticesinde Türkiye örtülü Amerikan işgaline uğratılmış ve büyük güç olmaktan yoksun kalmanın bedeli çok ağır olmuştur. Türkiye’nin II. Dünya Savaşı sonrası ABD’ye yanaşmasıyla tam bağımsızlığımızı yitirmeye başladık. ABD ile 1947’de Truman, 1948’de Marshall ve 27 Aralık 1949’da eğitim anlaşmaları imzalandı. Bu anlaşmalar, öncelikle ekonomik alanda dışa bağımlılığı getirdi.
1878’de Rus askerleri tarafından işgale uğratılan İstanbul, ardından esas gizli aktör İngiltere tarafından beş yıl süreyle işgal edilmiştir.
1878 felaketi ile birlikte Rumeli ve Anadolu’da eşzamanlı olarak başlatılan Rusya’nın işgal hareketleri neticesinde Osmanlı’nın Avrupa’da ve Kafkasya’da kolu kanadı kırılmıştır. Esas aktör olan İngiltere’nin 1878’de Rusya’yı Osmanlı Türkiye’sine saldırtmasının ardından 30 yıl sonra, bu kez de Yunanistan’ı Anadolu’ya saldırtmış ve fakat 1878 felaketinden üç yıl sonra doğan Atatürk’ün stratejik liderliği sayesinde Rusya ile ittifak yapılarak Yunanistan Anadolu’dan ve patronu İngiltere ise İstanbul’dan kovulmuştur.
Demek ki önemli olan dövünmek şikayet etmek ağlamak değil fakat stratejik düşünmek, uygulamak ve çökmekte olan Osmanlıya bulaşan büyük güçler arası da denge politikası izlemek acziyetinin terkedilerek, yeniden büyük güç olma yolunda mücadele etmektir.
İşgalci Rus askerleri o sandal ve kayıklardan indirmek için İngilizlere 1878 de Kıbrıs’ı sözde kiraya vermiştik. 1914 de kiracılar adayı işgal ettiler sonra da bizden gitti.

İstanbul için korkutucu günler yaşatan 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı döneminden bir kare. Yeşilköy’e kadar gelen Rus Ordusu Küçükçekmece’de. Benzer açı ile 2018 yılında aynı yere bakış.
1878 de Kıbrıs’ın İngiltere’ye kiraya verilmesinden buyana Atlantik-Avrasya dengesindeyiz.
1878-1945 arası İngiltere-Rusya dengesine oturan Türkiye, Yalta sonrasında Amerika’ya devredildi, 3 kıtaya yayılmışlık, bir alt bölgeye indirgendi. Pusulamız, 1878 İngiliz-Rus dengesi. Ayestafanos 1878 Dengesi
Yeşilköy. Eski adıyla Ayastefanos. 1204 de İstanbul’un Haçlılar tarafından istilasında, Haçlı Ordusu Kumandanlarının ilk ayak bastıkları yer. 1878 yılının Şubat ayında 40.000 kişilik Rus Ordusunun geldiği köy. II. Abülhamit’in tahttan indirilip sürgüne gönderilmesi kararının alındığı yer.

Rumeli’nde ne kaldı? 1878’de Bulgar geldi büyükdedemin altınlarına el koydu; çıldırdı.
