Home Blog Page 44

Türk Tarihi ve Coğrafyaları

Türk Düşünce Tarihi -5: Tefekkür Medeniyetimizin Devletleri, Coğrafyaları ve Mütefekkirleri

  İÇİNDEKİLER   ÖZET GİRİŞ Anayurt ve İlk Genişleme Türk Devletleri Kronolojisi Türk Devletleri ve Denizler Türk Devletleri’nin Egemenlik sağladığı Ülkeler Emperyal Vizyon TÜRK DEVLETLERİ Çu Devleti ve Çin…
ÖZET Tefekkür Medeniyetimizin ilk kadim kavramları Altaylar’daki Yenisey Havzasında (Sibirya, Rusya) MÖ 3000’lerde oluşmaya başlamış, oradan Orhun Havzası’na (Moğolistan) ve ardından MÖ 1000’li yıllarda biriken…
Türkiye kavramını bir ülke adı olarak bir devlet adı olarak ilk olarak adlandıranlar Doğu Romalılar-Bizanslılar olmuştur. M.S 1000 li yılların başlangıcında doğu Romalılar bugünkü…
Turcae (Herodot, MÖ500) Turcae by Pomponius Mela of Roman geographer and Plinius of Roman natural philosopher Tyrcae (Pomponius, Plinius MS.1.yy): Türk adının bilim çevrelerince…
Hong Kong’un önemli İngilizce günlük gazetelerinden South China Morning Post gazetesi Chinese History başlığı altında Çin tarihinden bilgiler vermektedir. Çinlilerin tarihi konusu burada önemlidir….

Türk tarihi okullarda çoğunlukla Osmanlı ve Selçuklu devletleri özelinde padişahların ve sultanların tarihi olarak okutulmaktadır. Bu çok çarpık bir bakış açısıdır. O halde Türk tarihini yani zamanı coğrafya yani zemin temelli olarak öğretmek, zihinlere yer etmesini sağlamak, metodolojik olarak yapılması gereken bir tercihtir. Çünkü Türkler çok geniş coğrafyalarda yer almışlardır. Bu durumda bu coğrafyaları dışlamamak gerekmektedir.

O halde Türk tarihini oturtacağımız temel coğrafyadır ve ilk elde kıtalar bazındadır. Türk tarihi Asya Avrupa ve Afrika kıtaları bazında incelenmelidir, bu şekilde Türklerin kurdukları devletler, genç zihinlere aktarılmış olacaktır.

Coğrafi boyutu ihmal ettiğinizde Türk devletlerinin kuruluş ve yıkılışları kişiler bazında değerlendirilmiş olacak, hanedanlar bazında değerlendirilmiş olacak ve gençlerin zihinlerinde kaotik bir tablo oluşacaktır. Bu tablo yerine Türk tarihinin zihinlere oturtulması açısından coğrafya temelli bir tarih öğretimi elzemdir.

Türklerin tarihte egemenlik sağladıkları coğrafyalar ve ülkeler saymakla bitmeyecek büyüklüktedir. Oysa sultanlar padişahlar tarihine girdiğinizde bir süreklilik ortaya çıkmayacaktır. Tarih ve coğrafyanın bize kazandıracağı ise Türk kavramı ve kimliğidir. Böylelikle biz Türkiye’de kırka yakın Türklerin de içine dahil edildiği bir etnik grup yapılanmasından değil ve fakat Türklerin kırkı aşkın boylar halinde dünyada yerleştiği coğrafyaları konuşuyor olacağız.

https://www.booksonturkey.com/turklerin-cografyalari/

Tarihi ve coğrafyaları anlatılırken adlandırmalarda özellikle Türkçe kavramların kullanılması stratejik derecede önemlidir. Orta Doğu, Orta Asya ve benzeri yabancı dillerden dilimize girmiş coğrafi adlandırmalardan özellikle kaçınmak gerekmektedir.

Bilge Sözler

Her fatihin arkasında bir filozofun gölgesi vardır.

Aristo-İskender. Oğuz Kağan-Aksakallı Bilge. Bilge Kağan-Bilge Tonyukuk. Osman Gazi- Edebali. Fatih-Akşemsettin.

Atatürk ise Fatih Filozoftur

Felsefe akademisyenleri bu konulara girmiyorlar, hocam çok haklısınız. Felsefe gibi devasa bir imkan kullanım dışı kalıyor, avara kasnak haline dönüşüyor, kimse bir şey anlamıyor.

Fiziken maddeten yaşamak hücreler ile, manen ruhen var olmak ise kelimeler ile kaim.

Bilgelik, beklentisizliktir.

Türkçe felsefedir, felsefenin kendini en üstün düzeyde ifade edebildiği yegane dildir.

Önce bakmak, sonra görmek; göz ile düşünmek.

Görmek: Vizyon
Düşünmek: Bilgelik

Zaman değerli, zemin dinamik, zihin derindir.

Halbuki insan için en büyük nimet, görmektir. Bilhassa olanı olduğu gibi görmek… Bundan üstün zevk arayanlar ise ancak onu, gördüklerini göstermekle göstermekte bulabilirler. Bundan sonraki sayfaları dolduran fikirler, bu yolda hayat vermiş büyük insanlarındır. Hasan Ali Yücel. 19 Mayıs 1956

Sömürge Madenciliği

Madenler

Ülkemizse son 20 yılda verilen maden özelleştirme ruhsatları 385 bin civarında. Halbuki bu verilen ruhsatların sayısı Cumhuriyetin ilk 80 yılında 1100’ü geçmiyordu. Tarık Çelenk

https://www.karar.com/gorusler/iki-sutun-uzerine-mahkum-ulke-siyasetinde-yeni-bir-tanzimati-tartisabilmek-1872826#google_vignette

Madencilik bir beka sorunu. Dr Eşref Atabey Dr. Eşref Atabey, Türkiye’deki gerçek ‘beka meselesi’nin ne olduğunu ortaya koydu: Sömürge madenciliği – Son Dakika Türkiye Haberleri | Cumhuriyet

Zihin Hazinelerimiz

 

  1. Oğuz Kağan
  2. Mete Han
  3. Bilge Tonyukuk
  4. Ebu Hanife
  5. Farabi
  6. Harezmi
  7. Maturidi
  8. İbni Sina
  9. Kaşgarlı Mahmud: Divanı Lügatit Türk
  10. Yusuf Has Hacip: Kutadgu Bilig
  11. Ahmed Yesevi: Divanı Hikmet
  12. Hacı Bektaşı Veli: Makalat
  13. Mevlana: Mesnevi
  14. Nasrettin Hoca: Mizah ve Bilgelik
  15. Yunus Emre: ŞiirleriDivan
  16. Aşık Paşa: Garibname
  17. Kemal Atatürk

Türkiye İdari Birimleri

Harita

Türkiye Mülki İdare Bölümleri Envanteri

  • İl Sayısı: 81
  • İlçe Sayısı: 922
  • Mahalle Sayısı: 32251
  • Köy Sayısı: 18252
  • Bağlı Sayısı: 23809

Belediyeler

  • Büyükşehir Belediyesi Sayısı: 30
  • İl Belediyesi Sayısı: 51
  • Büyükşehir İlçe Belediyesi Sayısı: 519
  • İlçe Belediyesi Sayısı: 403
  • Belde Belediyesi Sayısı: 400
  • Toplam Belediye Sayısı 1403

https://www.e-icisleri.gov.tr/Anasayfa/MulkiIdariBolumleri.aspx

Büyük Liderler

  1. Büyük İskender 
  2. Mete Han
  3. Konstantin
  4. Justinianus
  5. Fatih
  6. Timur
  7. Thomas Jefferson
  8. Zhu RongJi
  9. Kissinger
  10. Mahatma Gandhi
  11. Lenin
  12. Atatürk

 

Liderlik

– 31 Aralık 2021

Diplomat veya devlet adamı denildiğinde akla ilk gelen isimlerden biri olan Henry Kissinger bu kitapta yirminci yüzyılın altı büyük figürünün stratejilerini inceliyor ve liderlik ile diplomasiyi birleştiren bir kuram ortaya koyuyor.
Dünya düzeninin karşı karşıya olduğu zorlukları göğüsleyebilecek karaktere zekâya ve liyakate sahip liderler tekrar çıkabilir mi? Bu eserde ele alınan altı lidere atfedilen stratejiler dünya tarihinin şekillenmesinde nasıl bir rol oynadı?Kissinger’a göre iki tip lider var: çığır açıcı liderler ve devlet adamları.
İlki yeni bir toplum düzenini meydana getirirken diğeri mevcut şartları en iyiye ulaştıran liderdir.
  • İkinci Dünya Savaşı sonrasında Almanya’yı “alçak gönüllülük stratejisi” ile inşa edip dünya düzenine yeniden eklemleyen Konrad Adenauer;
  • sürdürdüğü “irade stratejisi” ile Fransa’yı tarihî görkemine yeniden kavuşturan Charles de Gaulle;
  • Soğuk Savaş sırasında “denge stratejisi” izleyerek ABD’ye jeostratejik avantajlar kazandıran Richard Nixon;
  • yirmi beş yıl süren Arap-İsrail Savaşları’nı “aşkınlık stratejisi” güderek sonlandırıp Ortadoğu’da barışı tesis etmenin imkânlarını gösteren Enver Sedat;
  • “mükemmellik stratejisi” ile güçlü bir şehir-devlet olan Singapur’u inşa eden Lee Kuan Yew;
  • “Avrupa’nın hasta adamı” Britanya’yı “ikna stratejisi” izleyerek uluslararası konumunu ihya eden Margaret Thatcher;
Kissinger’ın bu eserinde incelediği liderlerdir.

 

Dünün muhasebesi yarının liderleri için bir siyasetname niteliğinde olan bu kitap teknolojinin öngörülemeyen ilerleyişinin devlet yönetimi üzerindeki etkilerine ve gelecekte dünyayı bekleyen krizlere dair derin bir okuma yapmak isteyen herkes için bir kılavuz.

Her mahalleye bir Kütüphane ve Okuma Salonu

Ülkemizde 81 şehirde 32.000’e aşkın mahalleler mevcuttur. Ortalamada her şehirde 400 mahalle vardır.

Eski düzene modern anlayış: Mahalle kütüphanesi

“mahalle kütüphanesi” – Google’da Ara

“Felsefe hobi değil, aynı zamanda pratikte uygulama alanıdır. Bugün en önemli görevlerimizden biri, mahalle duvarlarını yıkacak veya duvarlarda gedikler açacak ve karşı mahalleden insanları ikna edecek, üslup ve tarz benimsemektir. Bu yapılmadığında kamplaşma, akıl almaz bir bağnazlıkla devam edecek ve toplum, bir şiddet ve cehalet içinde bütünüyle yıkıma sürüklenecektir.” Sadık Usta

Türkiye’de mahalle boyutunda kütüphaneler kurmasında bazı girişimler olmasına karşın ülke çapında mali kütüphanesi projesi fikri ve uygulaması konusunda bir girişim ve bilgiye rastlanmamıştır. 

Türkiye’de mahalle temel bir sosyolojik kavramdır ve literatürde de sıklıkla kullanılmaktadır. Mahalle, geleneksel değerlerin korunduğu belli kural ve çizgilerin dışına çıkılmasının mahalle sakinlerince uygun görülmediği bir kavram olarak zihinlerde yer etmiştir.

Fakat mahallenin bir kültür adasına dönüştürülmesi kültürün mahalle boyutunda değerlendirilip işlevsel hale getirilmesi hususunda da bir gelişim ve değişim söz konusu değildir.

Mahalle kütüphanesi kavramının yanı sıra okuma salonu da bu şekilde mahalle boyutunda işlevsel hale getirilecek ve mahalleli, bu mekanda hem kitap okuyacak, hem de ders çalışacaktır.

Bu şekilde mahalleli insanlar mahalle boyutunda bir mekanda bir araya gelerek mahalleli kültürünün gelişmesine de katkıda bulunmuş olacaklardır. 32.000’i aşkın mahalle böylelikle mahalle kütüphaneleri ile kültür adasına dönüşmüş olacaklardır.

Konuya zaman zemin zihin boyutunda yaklaştığımız zaman apaçık olan resim şudur ki, zeminde yani mahallede kültürel dinamizm ve hareketlilik mahalle kütüphanesi sayesinde hayat bulacak ve Türkiye’deki bütün mahallelerin bu proje kapsamında kütüphanelere kavuşması neticesinde zemindeki bu dinamizm zamanla daha da gelişecek ve zihinler en tabanda yer alan mahalle boyutunda mahalleli insanlar kendilerini yenilemeye başlayacaklardır.

Kültür dediğimiz zaten bir ekim faaliyetidir. Ne ekerseniz onu biçersiniz. Bu ekim ve ekin yani kültür faaliyetine mahalle boyutundan, tabandan başlamak ülkemizde giderek sığlaşan kültürümüzün ve dolayısıyla dilimizin de yeniden canlanmasına bir vesile teşkil edecektir. 

Çin’deki Türklerin yaşadığı eyaletler

  • Doğu Türkistan,
  • Gansu,
  • Qinghai,
  • Ningşiya Hui,
  • Hebei Eyaleti,
  • Liaoning,
  • Jilin,
  • Heilongjiang,
  • Yunnan,
  • Sichuan,
  • Guizhou ve
  • Shaanxi

 

Sincan Uygur Özerk Bölgesi: Çin’deki en fazla Türk nüfusuna sahip bölgedir. Bölgedeki nüfusun yaklaşık %45’i Uygurlardan oluşmaktadır. Uygurların yanı sıra Kazaklar, Kırgızlar, Özbekler ve Tatarlar gibi diğer Türk halkları da Sincan’da yaşamaktadır.

Gansu Eyaleti: Çin’in kuzeybatısında yer alan Gansu Eyaleti’nde de önemli bir Türk nüfusu bulunmaktadır. Bölgedeki Türkler ağırlıklı olarak Dunhuang ve Zhangye şehirlerinde yaşamaktadır.

Qinghai Eyaleti: Çin’in batısında yer alan Qinghai Eyaleti’nde de Türk nüfusu bulunmaktadır. Bölgedeki Türkler ağırlıklı olarak Haibei Sanji Hui Özerk İlçesi‘nde yaşamaktadır.

Ningxia Hui Özerk Bölgesi: Çin’in kuzeybatısında yer alan Ningxia Hui Özerk Bölgesi’nde de Türk nüfusu bulunmaktadır. Bölgedeki Türkler ağırlıklı olarak Yinchuan şehri ve Xijiang Hui Özerk İlçesi‘nde yaşamaktadır.

Hebei Eyaleti: Çin’in kuzeydoğusunda yer alan Hebei Eyaleti’nde de Türk nüfusu bulunmaktadır. Bölgedeki Türkler ağırlıklı olarak Zhangjiakou şehri ve Xuanhua İlçesi‘nde yaşamaktadır.

Liaoning Eyaleti: Çin’in kuzeydoğusunda yer alan Liaoning Eyaleti’nde de Türk nüfusu bulunmaktadır. Bölgedeki Türkler ağırlıklı olarak Anshan şehri ve Dalian şehri‘nde yaşamaktadır.

Jilin Eyaleti: Çin’in kuzeydoğusunda yer alan Jilin Eyaleti’nde de Türk nüfusu bulunmaktadır. Bölgedeki Türkler ağırlıklı olarak Yanji şehri ve Hunchun şehri‘nde yaşamaktadır.

Heilongjiang Eyaleti: Çin’in kuzeydoğusunda yer alan Heilongjiang Eyaleti’nde de Türk nüfusu bulunmaktadır. Bölgedeki Türkler ağırlıklı olarak Qiqihar şehri ve Suihua şehri‘nde yaşamaktadır.

Bu listede yer alan eyaletler dışında Çin’in Yunnan, Sichuan, Guizhou ve Shaanxi gibi eyaletlerinde de az sayıda Türk yaşamaktadır.

 

 

Toplumsal Dinamizm: Çin ve Türkiye Örnekleri

Türkiye ve Çin bir noktada benzeşmektedir. Ülkelerinin kıyıları ciddi bir uzunluk teşkil etmektedir ve ayrıca iç kesimlerde de bir nüfus yoğunluğu söz konusudur. Çin 1978 yılından beri dünyaya açılma politikası çerçevesinde kıyıları ihracat kalkınması dinamosu olarak kullanmaktadır. Kıyı bandından 50-100 km içeriye gittiğinizde ise iç kesimlerde bambaşka bir dünya başlamaktadır. Söz konusu olan planlı kalkınma ve gelişmedir. Bu gelişmenin neticesinde Çin kabuk değiştirmiş ve bu değişim dünyayı iki kutuplu konuma doğru dönüştürmüştür.

Türkiye’de ise kıyı bandında yer alan şehirlerde turizm ve dış ticaret faaliyetleri el ele gitmektedir. Karadeniz, Ege ve Akdeniz kıyı bandındaki şehirlerde ihracat atılım ve planlaması maalesef söz konusu değildir.

Esas önemli olan sebep ise Türkiye kıyılarla çevrelenmiş ve kıtalararası geçiş noktasında yer alan dünyanın en stratejik bir bölgesidir ve Türkiye’nin üzerinde Batı hegemonyasının kapkaranlık bir vesayeti söz konusudur. Bu vesayet özellikle ikinci Dünya Savaşı’nın ardından son derece yoğun bir hale gelmiştir ve Türkiye‘deki insanlar bu baskıyı yüz ifadelerinden kaybolan gülümsemeler ve tebessümler olarak kötümser bakışlarla hissetmekte ve yaşamaktadırlar 

Çin’in üzerinde ise böyle bir vesayet yoktur, tam aksine Çin, dünyadaki iki önemli kutuptan bir tanesi noktasındadır artık. Aslında sahneye konulan oyun Akdeniz havzasında Türkiye ve Türkistan ülkelerinin öncülüğünde birlikte bir kutup oluşumunun engellenmesidir ve bu konuda bütün büyük güçler mutabıktır

Netice olarak Türkiye kendini yenileyememekte tam tersine geriye gitmektedir, çözüm ise dış dünya ile etkileşimin artırılarak Çin’in yaptığı gibi küresel bir ihracat ve yatırım merkezi haline dönüşümün politikalarının uygulanmasıdır.

Türkiye, Çin ile hemen hemen aynı tarihlerde 1980 yılında ihracat ve dışa açılma politikalarını uygulamaya başlamış, fakat ardından gelen 1980,1993, 1997 ve 2016  darbeleri Türk toplumunun içe kapanmasına, Cumhuriyetin ise Hanedan yönetimine dönüşmesine neden olmuştu.

1980’lerde Turgut Özal döneminde dışa açılmak suretiyle transformasyon geçirmeye başlayan Türkiye daha sonra bu transformasyonu, kentsel dönüşüme indirgemiştir,  görüldüğü gibi küresel ölçekten kentsel ölçeğe bir düşüş ve çöküştür söz konusu olan ve Türkiye bu imar rantları sürecinde dünyadan giderek daha da fazla kopmaktadır ve devlet de belediyeleşmiştir artık. Köyler de mahallelere dönüştürülerek rant alanları ülkenin geneline yaygınlaştırılmıştır. 

Şiirin Evrensel Felsefesi, Ruhu, Türk Şiiri ile olan ortak, farklı yönleri

Şiirin evrensel felsefesi, duyguların, düşüncelerin ve insan deneyimlerinin estetik ve anlam dolu bir şekilde ifade edilmesidir. Şiir, her dilde ve kültürde, insan ruhunun derinliklerine dokunan, ortak insanî tecrübeleri ve evrensel temaları işler. Bu evrensellik, şiirin hem kişisel hem de kolektif bir ifade aracı olmasından kaynaklanan ve insana dair temel duyguları -aşk, ölüm, doğa, yalnızlık, umut, acı gibi- dile getirmesidir.

Bu felsefe, insanlık tarihinin her döneminde, farklı kültürlerde benzer temaların işlendiği eserlerle kendini gösterir. Örneğin, Homeros’un “İlyada”sında savaşın ve kahramanlığın epik anlatımı, Shakespeare’in sonelerinde aşkın ve insan doğasının karmaşıklığı veya Rumi’nin şiirlerinde evrensel sevgi ve mistik arayışlar gibi.

Türk Şiirinde Evrensellik

Türk şiiri, bu evrensel temaları kendi kültürel ve tarihsel bağlamında yorumlayarak zenginleştirmiştir. Divan şiirinde görülen aşk ve tasavvuf temaları, halk şiirindeki doğa ve insan sevgisi, modern Türk şiirinde bireyin iç dünyası ve toplumsal sorunlar, bu evrensel felsefenin Türk edebiyatındaki yansımalarıdır.

Ortak Yönler

-Duygusal Derinlik Hem evrensel şiirde hem de Türk şiirinde duygusal ifadeler güçlüdür. Örneğin, Yunus Emre’nin “Gel gör beni aşk neyledi” dizeleri, insanın aşk karşısındaki çaresizliğini ve derinliğini ifade eder. Bu, Shakespeare’in “Sonnet 18”inde görülen aşkın yüceltilmesi ile benzerlik taşır.

-Doğa Tasviri, Doğa, her iki şiir türünde de önemli bir tema olarak yer alır. Ahmet Haşim’in “Merdiven” şiirinde doğanın sessizliği ve huzuru betimlenirken, William Wordsworth’ün şiirlerinde doğa, insan ruhunun yansıması olarak sunulur.

Farklı Yönler

-Modern Türk şiirinde sadeleşmiş ve daha anlaşılır bir dil kullanılır. Evrensel şiirlerde ise dilin yapısı ve üslubu, şairin dönemine ve coğrafyasına göre büyük farklılıklar gösterir.

– Kültürel ve Tarihsel Bağlam

Türk şiiri, Osmanlı İmparatorluğu’nun ve Cumhuriyet döneminin sosyal ve siyasi değişimlerinden etkilenmiştir. Örneğin, Nazım Hikmet’in şiirlerinde görülen devrimci ruh, Türk şiirine özgü bir özellik olarak öne çıkar. Evrensel şiirlerde ise her kültürün kendine özgü tarihi ve toplumsal dinamikleri farklı temaların işlenmesine yol açar.

Sonuç Olarak

Şiirin evrensel felsefesi, insan ruhunun derinliklerini keşfetme ve ifade etme arzusundan beslenir.

Türk şiiri, bu evrensel temaları kendi kültürel ve tarihsel bağlamında yorumlayarak, hem dünya edebiyatına katkıda bulunmuş hem de kendi özgün çizgisini oluşturmuştur.
Bu bağlamda, şiir hem evrensel bir ifade aracı hem de kültürel bir zenginlik kaynağıdır.

GÖNÜL DİLEK