Home Blog Page 14

Gök Ekini

Bilge Kağan Yazıtında Gök-Yer-Kişi 

Gök-Yer ve Kişi evrensel düzeninde yaşayan, yaşantılarını idame ettiren Türkler, yaşadıkları coğrafyaların ağırlıklı olarak bozkır nitelikli ve bundan ötürü de tarıma elverişsiz olması nedeniyle ekim faaliyetlerini göklerde yapmışlar ve gök ekinlerini biçmişlerdir.

Asya’daki eski zamanlar komşumuz olan Çin ise verimli topraklara sahip olmasından ötürü ekimlerini yerde yapmışlar ve görünürde müreffeh bir toplum düzenine kavuşmuşlardır.

Fakat Çinlilerin gökler ile irtibatları son derece zayıftır. İnanç sistemleri bulunmamaktadır, sadece yer ve kişi bağlamında yaşamaktadırlar. Gök boyutuna önem veren sadece filozof Tao Che  idi ve fakat bir tarikat boyutunu geçememiş,  Çinlilerin dini haline dönüşememişti.

Yunus Emre

Gök boyutundan yoksunluk Çinlilerin yere 22.000 km uzunluğunda duvar çekerek (Çin Seddi) Çinli olmayan insanlarla olan bağlarını koparmalarına neden olur iken Türkler ise üç kıtada ayak izlerini bırakarak insan soyları ile karışmışlar, ama onların dillerine ve dinlerine karışmamışlar, böylelikle yegane bir insanlık medeniyetini hep birlikte diğer soylarla birlikte inşa etmişlerdi.

Gözler Gökler Şiiri

İnşa edilen ise aslında adını koyacak olursak işte bizim Türk (Törük) olarak adlandırdığımız kişiliktir ve kendilerine verdikleri bu Törük (yaratılan)  ismi de göklerle bağlantılıdır. Çünkü Türk, törüktür; yaratılandır.

Göğe ekilenler biçildiğinde, işte bu Gök-Yer-Kişi evrensel düzenindeki kişinin yeryüzündeki diğer insanlarla, yaratılanlarla barış içerisinde birlikte olan saltanatıdır.

Türk Taş Yazıtlarında kullanılan Kişi, Kendi, Küç, Könül, Kök, Kamu, Kuşak kavramları ile Zihin, Zaman, Zemin sonsuz döngüsünde yaşantılarını sürdüren atalarımızın en sıklıkla kullandığı iki kavram kök (gök) ve kişidir. Demek ki Türklerin algısında kişinin ekildiği yer gökler ve kişilik olarak, teknik olarak biçilmekte yani yaratılmaktadır.

Kişi, göklerle ilişkilendirilmediği durumda ise içi boş bir varlıktır. Enerji kaynağı göklerde iken, yer ise kişinin yeryüzünde iken bedenine, hayatta var olma mücadelesine katkıda bulunmaktadır sadece.

Rumi Mevlânâ ve Balasagunlu  Sarahsi eserlerini hiçbir zaman kalem ile yazmamışlar ve fakat yanlarında bulunanlar sözlerini kayda geçirmişlerdir. Bu sözlerin kaynağı ise göklerin ilahi enerjisidir.

Biz insanlık ve tüm varlık nefesle Gökyüzünü soluyoruz. Gök Yüzünün çocuklarıyız. (Prof Dr Hilmi Özden)

Prof İsmail Hakkı Aydın: Dakika 9:00 dan itibaren Sarahsi..

 

“İnsan göğün ve yerin minyatürüdür”

Çin Bilgesözü

 

Bilge Tonyukuk Konferans ve Söyleşilerim

 

Salı Buluşmaları: Bilge Tonyukuk 17 Mayıs 2017

 

İlk yazarımız Bilge Tonyukuk’un yazma eylemini ve kendimize verdiği önceliği bilgelik olarak değerlendiren bir şiir.
“Bilge Tonyukuk, Uygur Türkleri için de önemli, yazıtı derslerle dolu. Çinliler açısından da bugün Boğaziçi Üniversitesi’nde Konfüçyüs Enstitüsü var, bana ne Konfüçyüs’ten,…

 

Konuş&Yazı

Cep telefonuna konuşarak etrafımda insanların bulunduğu kamusal mekanlarda yazdığım bu yazılar aslında insanın yazıdan yüzbinlerce yıl önce geliştirdiği konuşma (söz) melekesinin yazma eyleminden çok daha önemli olduğunu gösteriyor. Yazı ise sadece beşbin yıl önce Sümerlerle başlamıştı.

Demek ki ses, frekansları da içerdiği ve zihin akışını kesintisiz transfer ettiği için yüksek mertebede bir içeriğe taşıyıcılık ediyor. Ne dersiniz?

Bu konuş&yazıları okuduğum zaman hep şaşkınlık duyguları yaşıyorum. Konuşmaya başladığımda zihnimde sadece bir ipin ucu var iken, onbeş dakika içinde konuşma bittiğinde ortaya bir Türk kumaşı çıkıyor.

Açıkçası sesin, sözün gücü alemlerin sırlarından, enerjisinden besleniyor anladığım.

Önemli olan beyin kapasitesinin, zihindekilerin, bağlantısallıkların mümkün olabildiğince eksiksiz yazıya geçirilmesidir. Bu konuda klavye bir engeldir ve konuşmanın yerine ikame edilemez. Hem yazma, hem de düşüncenin yazıya eksiksiz ve kesintisiz aktarılması konusunda yeni tekniklerin teknolojinin, yapay zekanın getirdiği imkanların kullanılması gereklidir.

Düşünce, dil ile dilin konuşma fonksiyonu ile hayat bulmaktadır. O halde düşünce ve dil bağlantısı arasına bir bariyer konulmaması gerekmektedir. Dil ve düşünce birbirlerini etkileyen, etkileşim içerisinde bulunan fonksiyonlardır.

Dil konuşma ile gerçeklik kazanmakta, düşünceleri açığa çıkarmaktadır. Konuşmak en etkili bir düşünme yöntemidir. Yazmaktan çok daha etkilidir Çünkü zihinsel kapasitenin tamamını ve engelsiz kullanımını mümkün hale getirmektedir.

Yazma eyleminde ise dil düşünce bağı kopmakta, düşünce parmaklarla yazıya geçirilmektedir. Dil bir tanedir, parmaklar on tanedir. Fakat on parmak bir dil etmemektedir. On parmağı eşzamanlı yazma eyleminde kullanmak için on parmak daktilo yazı eğitiminin alınması gerekmektedir. Yazarlar ise çoğunlukla iki parmakla yazmaktadırlar on parmakla yazan çok nadirdir.

“İnsan öğrenmez hatırlar.

Her şey insanda kayıtlıdır.”

Platon

Nörofelsefe disiplini ile birlikte beynimizin nasıl çalıştığı, nasıl düşündüğümüz konuları önem kazanmaktadır. Felsefe disiplininin merkezinde düşünürler olmasına karşın neden felsefe disiplini merkezine düşünce olgusunu esas almaktadır?. Nasıl düşünüyoruz, düşüncelerimiz nasıl açığa çıkmaktadır neden düşünüyoruz tüm bu süreçler mercek altına alınmaktadır nörofelsefe disiplininde. Bu durumda beyni bir iletişim süreçleri olarak gördüğümüzde o iletişimin nöronlar yoluyla dile nasıl aktarıldığı önem kazanmaktadır, dil ile nöronlar ilişkisi anlamlı hale gelmektedir.

İçinde yaşamakta olduğumuz dijital çağ içinde e-kitap gerçeklik kazandı, cep telefonları gerçeklik kazandı, yapay zeka devreye alındı. Bu durumda gerçek zekanın yani insan beyninin kapasitesinin yazıya dökülmesi konusunda dijital teknolojilerin kullanılması gerekmektedir. Hızlı okuma teknikleri önerilmektedir, fakat hızlı yazma teknikleri henüz gündeme gelmemiştir.  E-kitap var iken neden E-yazı söz konusu değildir bu dijital imkanlar kullanılarak yazma hızı ve yazı içeriği son derece zengin hale gelecektir.

Türkçe, internet gurusu Nicholas  Negroponte’nin deyişiyle bilgisayar için hayal bile edilemeyecek düzeyde gelişkin bir dildir. Bu dilin sahipleri olan biz Türkler o zaman yazılım konusunda, bilgisayar yazılımları konusunda adım atmamızın gerekliliğinin yanı sıra, bu şaheser dilimiz ile yine bilgisayar teknolojileri kullanılarak hızlı yazılar yazmak, zihnimizin kapasitesini Türkçe dilimizde ortaya koymak ve dünyaya bu konuda örnek olmak, öncülük yapmak bizim misyonumuz olmak gerektir.

Türkçe bu konuda bize büyük imkanlar tanımaktadır, çünkü Türkçe konuşulduğu gibi yazılan bir dildir, yeganedir bu konuda. Türkçe dünyanın en zengin ve gezgin bir dilidir ve gezginlik zenginliği de getirmiştir. Gezginlik diğer kültürlerle, diğer insanlarla konuşmayı alışverişte bulunmayı da getirmiştir. Konuşmak, fiilinin içerisinde yer alan kon, bir yere oturmak, çökmek anlamındadır.

Düşünürlerimizden Prof. Dr Ali Akar, dilimizi düşünen Türkçe olarak adlandırmış ve bu konuda bir kitap yayınlamıştır. Türkçe dili özellikle hareketleri yakından izleyerek nesnenin kendisini değil de hareketi, eylemi esas olarak adlandırma yapmaktadır.

“Kelimelerle düşünen insanın, diliyle zihni arasında kuvvetli bir bağ vardır. Zihnimizin kanavasına yerleşen düşünce, dil sayesinde hayat bulurken dil de insanın tarihî macerası içinde gelişerek yeni düşüncelere yol almamızı sağlar. Bu, bilhassa Türkçe için her dilden fazla geçerlidir. Türkçe, kelimenin tam anlamıyla düşünen bir dildir. Başlıbaşına bir duygu, mantık ve felsefe içerisinde şekillenen zihinsel bir birikimle dünyayı tanımlar, anlamlandırır. Bu ilişkiler ağı içerisinde Moğol bozkırlarında kuma anlamına gelen küniden Anadolu’da kıskanmak anlamında kullanılan günülemeke ulaşır, dilimizin arkaik unsurlarından buñ sayesinde çağdaş bir dil temrini içinde bunalır, uz sayesinde uzmanlaşırız.” Prof Dr. Ali Akar

Türkçenin kendisi bir felsefedir, hani bize söyledikleri “ya bizde filozof yok” tarzında söylenilenin aksine, dilin kendisi bir felsefedir, o halde bizim özellikle dilimizi korumamız ve sözlü hazine olarak varlığını binlerce yıl boyunca devam ettiren atalar sözleri ile çeşitlenen bu dilimizi işlememiz, felsefi kavramları bu dil çerçevesinde oluşturmamız gerekmektedir.

Dilimizde Türkçede düşünce dil bağlantısı son derece güçlüdür. Dilin yapısı itibari ile soyutluklar yani düşünceler dil aracılığı ile hızlı bir şekilde somutlaşmaktadır. Bu durumda zihnimizdeki düşünceleri elimizdeki en güçlü yetkinlik olan düşünen Türkçe ile dilimiz ile konuşarak, konuşmayı klavye ile değil de, bir cep telefonu, dijital bir alet ile kayıt altına alarak akan düşünceleri kaybetmemek, zihnimizin dinamizmini yazıya geçirmek önemlidir.

Fakat anlaşılmaz bir şekilde Türkler yazı yazmak konusunda sıkıntılıdır, çünkü sözlü kültür esastır, bu durumda sözü yazıya geçirme konusunda, konuşarak yazım tekniğini ivedilikle uygulamaya koymamız, edebiyat eserlerinde ve araştırma kitaplarında, düşünce kitaplarında çok daha fazla kültür eserleri ortaya koymamızı sağlayacaktır.

Burada bir engel de, eğitimin test kitaplarına dayalı olmasıdır, şıklarla düşünme söz konusu olamaz, zihin şıklarla düşünmemektedir, bir sorunun cevabı dört şıktan ibaret değildir, sonsuz sayıda cevap söz konusu olabilecektir, imkanlar söz konusu olabilecektir, bunları sadece dört şık ile sınırlamak inanılmaz bir stratejik yanlıştır.

Yazıtlarımızda Temel Zihinsel Fiiller

Bilgi edinme yolları dört adettir: Dinlemek, Konuşmak, Okumak, Yazmak. Türkçe ilk yazılı kitabın adı Kutadgu Bilig’tir. Kutlandıran bilgi anlamına gelmektedir. Kutlu olsun!

Bilgi sistematiği içerisinde dinlemek, konuşmak, işitmek, okumak, yazmak, sormak yedilisi en önemli bilgi kaynaklarımızdır.

Düşünme eylemi konusunda dinlemek ve ardından konuşmak kritik önemlidir. Dinleme ile ayrıca okuma ile zihinde biriken düşünceler, ardından konuşarak ortaya çıkmaktadır.  https://www.booksonturkey.com/bilgi-dusunce-dinleme-konusma-yazma/

Kişi dinleye dinleye demlenir olgunlaşır. Ham iken dinleyerek pişen kişi artık okuyan olur. Okutanlar ise göklerdir, göklerdeki öz, okuyan kişide söze, kelama dönüşür, kalemde kayda geçer.

Başkalarının konuşmalarını dinlemek zihni zenginleştirmektir. Başkaları bir katkıdır, değerdir, değerlendirmek fayda sağlayacaktır. Konuşmalarımızdaki akıcılık ve zenginlik iyi bir dinleyici olduğumuz müddetçe artacaktır.

Bil ama önce dinlemeyi bil: “Yazının kaleme gelmeyen sesi kısılır…” Söz dinlemeye kabiliyetli kimse bulunmazsa, o söz geldiği yere gider. Sözü dinleyen başkalarının sözünü de dinlemeye kabiliyetli olduğunu söylerse o, söz söylemekten de, dinlemekten de acizdir. Konuşmak can yakmak, dinlemek can beslemektir yazının kaleme gelmeyen sesi kısılır, harfler silinir. (Şemsi Tebrizi)

Yazı sistematiği içerisinde önemli olan kavramlar süreç olarak bu bir süreç tabii ki öncelikle dinlemek işitmek düşünmek ardından konuşmak ve yazmak fiilleri eylemleri ile şekillenmektedir. Birlik ve bitik yazıtlarda erken dönemde yer alan terimlerdir. Düşünme eylemi konusunda dinlemek ve ardından konuşmak kritik önemlidir.

Dinleme ile ayrıca okuma ile zihinde biriken  düşünceler ardından konuşarak ortaya çıkmaktadır.  Filozoflar konuşma konusuna kitaplarında yer varmışlardır. Aristoteles, Farabi ardından Gazali ve yine Cumhuriyet dönemi filozoflarımız bu konuya önem atfetmiştir.

Düşünme, Konuşma, Söz ve Yazma Üzerine, Gazali

İnsanın en büyük gücü düşünce gücü olup bu konuyu enine boyuna inceleyen filozof Gazali’nin “düşünme, söz ve konuşma” başlıklı kitabından önemli gördüğümüz pasajları seçerek…

Türk zihninde söz yazıdan değerlidir. İlk yazılı belgemiz olan Tonyukuk yazıtında sürekli söz tabiri kullanılmaktadır, yazıda dile getirilen sözlerdir, konuşmaların aktarılmasıdır bu taşa yazılmış ilk yazılı belgemizde. Kağıda yazılı ilk yazılı belgemiz olan Kutadgu Bilig’de ise yine işitmek, dinlemek ve söz tabiri çok yoğun olarak kullanılmaktadır. Bitik yani yazının kullanımı ise daha kısıtlı sayılardadır. Görüldüğü üzere her iki ilk yazılı belgemizde de asıl olan konuşmalardır.

Erken zamanlarda bilginin oluşması anlamında en önemli etkinlik dinlemek, işitmek yani sözdür. Çünkü ortada yazılı bir belge yoktur kitap yoktur. Dinlemenin etkinliği hiçbir zaman öneminden kaybetmemiştir, siz dinlerken zihniniz hareketlenmektedir, bağlantıları kurmakta, bu durumda, düş ve düşünce ortaya çıkmaktadır.

Akıcılığı sağlayan zihin ve dildir, her ikisi de akışkandır. Yazma eyleminin de yine dil ile konuşarak ilişkilendirilmesi o akıcılığın kesintiye uğramaması anlamında etkileyici bir tekniktir.

YAZITLARIMIZ

İŞİTMEK:

  • eşid- 1. işitmek 2. arz, talep vb. dikkate almak 3. (genellikle kü ve sab sözleriyle) haber almak 4. (kulkak sözüyle) aldırış etmek, önemsemek 490,515

DİNLEMEK:

  • tırjla- dinlemek, dinleyerek idrak etmek 517

SÖYLEMEK:

  • ti- / te-1. demek, söylemek 2. düşünmek 3. ad vermek, adlandırmak 476, 517, 528

KONUŞMAK: …..

YAZMAK:

  • biti- yazı yazmak 532
  • bitig abide, yazıt; yazı 342
  • bitig bel Gomo Altay’da bir dağ geçidi (?) 229
  • bitig taş itgüçi yontucu, heykeltraş 381
  • bitit- yazı yazdırmak 533

DÜŞÜNMEK:

  • ö- düşünmek 476
  • sakın- 1. endişelenmek, kaygılanmak 2.düşünmek 471,474
  • ti- / te-1. demek, söylemek 2. düşünmek 3. ad vermek, adlandırmak 476, 517, 528

BİLMEK:

  • bil- 1. bilmek, bilgi sahibi olmak 2. öğrenmek, bilgi edinmek 3. tanımak, bilip ayırmak, seçmek, idrak etmek 475

DEMEK:

  • ay- 1. demek, söylemek, açıklamak 2.talimat vermek, buyurmak 3. yol göstermek, öğütlemek, danışmanlık yapmak 4. (kıyın sözüyle) ceza tebliğ etmek 5. (terjri ve yer sözleriyle) egemen olmak, hükmetmek 6. (bodun sözüyle) egemenlik altına almak 489, 515, 529, 536, 550
  • ayt- 1. söylemek, demek 2. ad vermek 515, 528
  • ti- / te-1. demek, söylemek 2. düşünmek 3. ad vermek, adlandırmak 476, 517, 528

Kaynak: https://www.kitapyurdu.com/kitap/eski-turk-yazitlari-soz-varligi-incelemesi/401130.html?srsltid=AfmBOormDqe2u2EEMzXX6c5gu2K3KciIx8Lco7DKqV8ZnOFvniF1EMpO

Üç harf ile dünyayı yönetiyor ABD

1921 de kurulan CFR, ABD’nin küresel hegemonyasının planlanıp uygulanmasında başaktör. Fikir ve stratejileri oluşturup, uygulatıyor. Soros (Para), Kissinger (Dışişleri), Brzezinski (Strateji) tarzında küresel profiller, düşünce gücünü uygulamaya aktarıyor. https://www.cfr.org/experts

Yayınladıkları Foreign Affairs dergisi ile birlikte de fikirlerini uluslararası dolaşıma sokup kamuoyu oluşturuyorlar.

2015: CFR Planı
2016: Türkiye’de ne oldu?

Kenan Evren’in Suudi Arabistan Rabıta bağlantısı ile başladı bu ihanet.

Uğur Mumcu’nun Rabıta kitabının indeksindeki kişi adları önemlidir

Kıssadan hisse: Türkiye (1923), CFR (1921) tarzı küresel düşünen lider kadrolarını (para, dışişleri, strateji, kültür-sanat) kurumsal bir yapıya kavuşturmalı.

 

Gök – Yer – Kutsal Su

Türklerin en karakteristik özellikleri üç kıtanın coğrafyalarında, zeminlerinde binlerce yıl boyunca mayalayıp geliştirdikleri özgün kültürleridir. Ve bu kültür Gök, Yer-Kutsal Su ve Kişi unsurlarından oluşmuştur ki en veciz ifadelerin Moğolistan, Altay bölgesi ve  Yenisey, Orhun, Selenge nehirler bölgesindeki 102 adet Türk Yazıtları’nda görebilmekteyiz.

Türk kültürünün ana unsuru su’dur, Türkler teolojilerinde bu gerçeği yakalamışlardır. Çünkü geliştirdikleri kültür, dinleme ve konuşma bazlıdır. Okuma ve yazma eylemlerine ise daha sonra geçmişlerdir. Dinleyip konuşarak geliştirdikleri matematiksel ve felsefi dilleri ile gökteki alemleri ve yerdeki izlerini okuyup anlamışlar, bilgelik teolojilerini geliştirmişlerdir.

Önemli olan konuşarak sesler ile iletişime geçmektir ve Türkçe dünya dilleri arasında iletişim gücü en yüksek olan dördüncü dildir. Bunun sebebi bozkır ve su coğrafyasında at üzerinde birbirleriyle uzak mesafe iletişimlerini sağlarken, temelde fiillere dayalı etkin ve hızlı bir iletişim ihtiyacıdır. Biz su öğesini Türklerin bütün klasik eserlerinde destanlarında, yazıtlarında, yazma eserlerinde ve ardından yazılı kitaplarında izlemekteyiz. Su kültürünün ilk gözümüze çarptığı klasik eser Oğuz Kağan destanıdır, ardından Tonyukuk yazıtında, Divan Lügati’t Türk ve Kutadgu Bilig’te suyun izlerini apaçık görmekteyiz.

Gök, Yer- Kutsal Su, Kişi teolojisi Türklerin zihinlerinin ana sütunlarıdır. Gökler, suyun kaynağıdır ve yağmurlar ile yeri, gökler sulamaktadır ve su iduktur; yani kutsaldır. Yer ise sulardan müteşekkildir, dünya yüzeyinin %80’i sudur. Ve ardından nihai olarak da, gök ve yer arasında yaratılmış olan kişi ise sudan müteşekkildir.

Lütfen aşağıdaki başlığı tıklayın.

OCR uygulanmış Arama yapılabilir PDF dosyasıdır.

Yer-Gök-Su (Eski Türk Yazıtları Sözlüğü)

Tonyukuk Yazıtı

KülTigin Yazıtı 

KülTigin Yazıtı 

Bilge Kağan Yazıtı 

Yer. Gök. Su: Şiir Üçlemesi (Seslendirilmiş)

Şiir: Levent AĞAOĞLU Seslendirme: Murat KOCACIK
Zamanın ruhuna vurgu yapan yazılar çoğunluktadır ve fakat yerin ruhuna aynı derecede bir vurgu maalesef söz konusu değildir. Halbuki zaman gelip geçicidir,  geçmiş pek de…
*******************************
Gözler, Gökler Yinçü Ögüz aşıldı Şantung balıka Talay ögüzke tegdi Aşılanlar, ulaşılanlar İlkler yaşandı Yaşananlar Taşa yazıldı Yaşadı Yazdı Çağları dağları aştı Bugüne taştı Gözler yaşardı Gökler boşandı Bozkırlar yeşerdi Ekinler göverdi Sevdalar yaşandı Batı Doğu Kuzey Güney Yönler şaştı Taşın döndü başı Yazılınca…
*******************************

YER’in RUHU

[ Orhun Yazıtları, 735]

yér sub idisiz kalmazun tiyip

[yer su sahipsiz kalmasın deyip]

[ Orhun Yazıtları, 735]

 

Yer adları

  • Kağanlık merkezleri.
  • Irmaklar.
  • Göller.
  • Dağlar, tepeler.
  • Kentler.
  • Ülkeler.
  • Çöller.
  • Kaleler.
  • Ovalar.
  • Geçitler.
  • Ormanlar.
  • Diğer yer adları.

COĞRAFYA

  • Kara kütleleri.
  • Su kütleleri.
  • Coğrafi yönler.
  • Yer-yön adları.

Gökova

Boosonturkey: Yer.

Booksonturkey: Gök

“yer iyesi” – Google’da Ara

Yer İyesi – Vikipedi

*******************************

SU

Türkler Sibirya’nın bataklıklarında ve nehirlerinde yani Baykal gölü, Yenisey Nehri’nin aşağı kısımları ve Orhun, Selenge ırmakları vadilerinde yaşantılarını su yolları üzerinden idame ettirmişlerdi. Burada yaşayan Kıpçaklar, aynı zamanda Kimek olarak adlandırılmışlardır ve kimek, gemi anlamındadır. Kişi tabiri ise su samuruna Türklerin verdiği kiş isminden esinlenilerek geliştirilmiştir. Demek ki, Türkler açısından bir devirdaim unsuru olan su, hayatın ana kaynağıdır.

Türkistan coğrafyasında denizlere kıyıdaşlık söz konusu değildir, sular ve göllerden oluşan bu coğrafyada denize ilk çıkış ise Hazar denizi (Gökçe Deniz) üzerinden olmuştur ki burası da bir iç denizdir, fakat Hazar civarında yer alan İdil (Volga) nehri ve Karadeniz’in kuzeyindeki Don, Dinyeper, Dinyester nehirleri üzerinden Türkler Kazan kentini de içine alan steplere, kuzeye doğru ulaşmışlardır ve İdil üzerinde sürekli gemilerle insan ve mal taşımacılığı yapmışlardır. Nihayetinde, Karadeniz ve ardından Akdeniz’e, Kızıldeniz’e ve Basra  Körfezi’ne de ulaşılmıştır.

Türkler, sadece su kaynakları ve denizlere sırtlarını dönmemişler fakat kendi tarihlerine, kendilerine sırt çevirmişlerdir. Türkistan diyarlarında yazılan klasik eserlerimiz bilinmemekte, terennüm edilmemektedir. Türklerin, sırtlarını döndükleri zeminlere, coğrafyalara artık yüzlerini dönerek, kavrayıp gezmeleri, dolaşmaları ve gördüklerini yazmaları çok önem kazanmaktadır.

Maalesef yüzeysellik ve özellikle de sosyal medya iletişimi döneminde kopyacılık üzerinden bilinenleri  tekrarlamanın, kişinin bilgi ve kültürüne ekleyebileceği bir özellik söz konusu değildir.

Konuşma Üzerine Yazılar

Afrika ve Konuşma Yetisi

Bir filozof için felsefe yapmanın zihinsel koşulları ve bu koşulları doğuran tarihsel gelişimi araştırmadan felsefenin kökenleri ile ilgilenmek mümkün değildir. Sahip olduğumuz bilgi birikimi,…

Tanrısal Güç: Ses, Söz ve Frekans

SES Musiki, Allah’ın sesinin âlemdeki her varlıktan kâinata yansıyan tecellisidir. Musiki; beyin ve gönül iş birliğinin estetik, armonik, melodik ve ahenkli olan söz ve…

Düşünme, Konuşma, Söz ve Yazma Üzerine, Gazali

İnsanın en büyük gücü düşünce gücü olup bu konuyu enine boyuna inceleyen filozof Gazali’nin “düşünme, söz ve konuşma” başlıklı kitabından önemli gördüğümüz pasajları seçerek…

Konuşmalar, Konferanslar

**************************************** SES KAYITLARI /SES DOSYALARI ASAM SORU YORUMLARIM     EĞİTİM                       İHSAN FAZLIOĞLU    KENDİMLE KONUŞMALAR Afrika ve Asya Bizans ve Roma Cumhuriyet Dil Türkçe ve Düşünce Ekonomi İhracat Kuzey Güney Diyaloğu Rusya Türkiye Kavramı Türkler …

Konuşmalar, Konferanslar

ASAM – Soru Yorumlarım  Kızılay Sk. 2 3:40 ASAM Türk Ordusu ve İngilizce Avrasya Bir Vakfı 3:38 ASAM Yalçın Koçak Anısına 19 Mayıs Gençlik…

Kendimle Konuşmalar

Kendimle Konuşmalar- Afrika ve Asya  Afrika ve Asya Kıtaları3. Audio 2022-08-05.ogg Afrika ve Asya Kıtaları. AUDIO-2022-05-08.m4a Afrika ve Asya Kıtaları2. AUDIO-2022-05-08.m4a Afrika kıtasına ihracat performansımız 2022-05-22.m4a Kendimle Konuşmalar- Dil…

Kendimle Konuşmalar /Spotify Talks

  https://www.booksonturkey.com/sozun-gucu/   https://www.booksonturkey.com/voice-of-wisdom/

Konuşmalar: Göçebelik kavramı. 12-05-2019

Sevgili dostum, Geçenlerde “Büyük Türkiye” üzerine düşüncelerimi ifade etmiştim. Bugün de “Göçebelik” kavramı üzerinde duracağım. Türkler başlangıçtan beri göçebelerdir. Günümüzde Türkler problemlerin kaynağı olarak göçebelik kavramını göstermektedir. Bu…

Konuşmalar: Büyük Türkiye

Sevgili dostum, “Büyük Türkiye” kavramı üzerine düşüncelerimi  sizlerle paylaşmak istiyorum. “Büyük Türkiye” kavramı ülkemizde ilk kez siyasetçilerden Süleyman Demirel tarafından kullanılmıştır. Kendisinin “Büyük Türkiye” başlığı adı altında…

Konuşmalar: Türkiye kavramı

Sevgili dostum, iyi günler, iyi pazarlar. Bugün 23 haziran 2019, İstanbul da sıcak bir Pazar günü. Bugün konuşacağımız konu, Türkiye kavramı. Tabii ki bunu Çin’le karşılaştırmalı olarak…

Bilgi: Düşünce: Dinleme, Konuşma, Yazma

Yazı sistematiği içerisinde önemli olan kavramlar süreç olarak bu bir süreç tabii ki öncelikle dinlemek işitmek düşünmek ardından konuşmak ve yazmak fiilleri eylemleri ile…

Türkçe ve Hind Kıtasında Orduca

  Hind Kıtası (Hindistan, Pakistan, Bengladeş)

Koyu renkli eyaletler: Urduca resmi veya Hintçe ile birlikte resmi olduğu alanlar.

 Açık renkli eyaletler:  Sadece Hintçe’nin resmi olduğu alanlar.

Türkçe temelde aksiyona dayalı fiillerin çoğunlukta olduğu bir ordu teşkilatının dilidir ve Hint kıtasında da Urduca (Orduca) olarak adlandırılmıştır. Bunun böyle olmasının sebebi savaş meydanlarında kullanılan dilin çok net ve hedefe ulaştıran, savunmayı kolaylaştıran cinsten bir iletişim dili olmasının gereğidir. Türklerde en eski meslek askerlik idi ve Asya’nın bozkırlarında tüm Türkler yaş ve cinsiyet ayırmaksızın asker idiler.

Türklerin dili en bariz bir şekilde aile ve akraba nitelemelerinde ve askerlik rütbelerinde netlikle gözükmektedir. Buralardaki nitelemeler Türklerin kök dilinin uzantılarıdır.

Sayılar Türk dilinin en temellerinde yer almaktadır ve askerlik mesleğinde on, yüz, bin sayıları rütbelendirmede temel sınıflardır.

Türklüğün en önemli vasfi dili ve kültürüdür ve söz konusu dil ve kültür Turan coğrafyasındaki başka uluslara da yayılmıştır.

Urduca veya Laškarī veya Laškarī dili, Hindustani dilinin Pakistan’da kullanılan standart biçimine verilen isim. Pakistan’ın iki resmî dilinden biridir. Hindistan’ın bazı bölgelerinde de resmî dilidir. Hintçe ve Urdu Hindustani adlı dilin iki ayrı standart biçimi olarak kabul edilmekle beraber Urduca özellikle Pakistan ve Hindistan’ın kuzeyinde Müslümanların daha yoğun olduğu yerlerde konuşulmakta ve Hintçeye kıyasla daha fazla Farsça aktarma sözcük içermektedir.

Urduca yahut Orduca, Hint Alt Kıtası’nın Türkler tarafından yönetildiği bir dönemde çatı bir dil olarak kullanılmıştır. Yönetici ve asker takımında bulunan Türkler ile yerel halkın kaynaşması sonucunda ortaya çıkmıştır.

Alphabetical listing of Places in World that start with Urdu

Alphabetical listing of Places in World that start with Ordu

Alphabetical listing of Places in World that start with Dil

Alphabetical listing of Places in World that start with Dil

Atatürk ve Kıbrıs, Prof. Ulvi Sezer

30/12/2024 Pazartesi

 

LEVENT AĞAOĞLU

  • Atatürk’ün Kıbrıs’la ilgili görüşleri nelerdir?
  • TMT teşkilatının Atatürk ile olan bağlantısı nedir?
  • Kıbrıs’ta Atatürk döneminde hangi kültürel faaliyetler gerçekleştirilmiştir?

Ulvi Hocam’ın doktora tezi 9 Eylül Üniversitesi’nde ve TMT Teşkilatı üzerine. Şimdi orada öğrenmek istediğim özellikle şu, Kıbrıs’la ilgili Atatürk’ün 30’lu yıllarda, yani Atatürk’le ilgili bir tek şey yazılır bilinen, işte “Kıbrıs’a dikkat ediniz” gibi.

Ama orada bir detaya gittiğimizde, İngiliz İdaresi’nden mevsimlik işçi istiyor. İşte, “Antalya’da mevsimlik tarım işçisine bizim ihtiyacımız var” diyerek talepte bulunuyor. Olumlu cevap geliyor. Gelen mevsimlik işçiler alınıyor, özel kuvvet eğitimine tabi tutuluyorlar.

Sorum şu;

  • Atatürk’ün Kıbrıs’la ilgisi hangi düzeylerde?
  • Hatay’ın dibine kadar Atatürk var. Fakat Kıbrıs’ta ne kadar var?
  • Bir de TMT’yi teşkilatlandıran Atatürk müdür?.
  • TMT ne şekilde bir inisiyatifdir?
  • Nasıl teşkilatlandırılmıştır?

Hocam çok teşekkür ederim.

PROF.DR.ULVİ SEZER

Ben teşekkür ederim. Yalnız bunu saatlerce konuşmamız gerekiyor. Bu çok farklı bir konu. TMT ile Atatürk’ü birbirinden ayrılmak lazım. Çünkü tarih anlamında da birbirinden farklı dönemler.

Ama şunu söyleyeyim, fiili olarak Kıbrıs’ın içine dahil bir Mustafa Kemal Atatürk’ü biz 1938‘e kadar görüyoruz. Doğrudan. Yani 1924‘ten Lozan Kıbrıs’ı bizden almış gibi görünse de, unutulabilir olmadığını gösteren çok somut örnekler var.

Çok basit örnek vereyim. Mesela Bedia Muhavvit gibi, Muhsin Ertuğrul gibi, Vasfi Rıza Zobu gibi Türk tiyatrosunun kurucuları pozisyonunda olan dünya çapında tiyatrocularımız, sanatçılarımız Kıbrıs’lı.  Bizzat Atatürk’ün emriyle, psikolojik harp yürütmek üzere Kıbrıs’ta görevdeler. Net. Yani 1948‘e kadar. Dönem içerisinde Darül Eytam’dır, Hilali Ahmer’dir, Kızılay’dır, Darülfünun’dur, Şehir Tiyatroları’dır. Bunlar hep piyeslerdir, temsillerdir Kızılay’a yardımlardır, hep böyle faaliyetleri var.

Örneğin Doktor Fuat Umay, Kızılay’ın önemli bir figürüdür, biliyorsunuz. 1938‘e kadar Kıbrıs’tan ayağını çekmez. Çok farklı zamanlarda gider gelir Kıbrıs’a. Dolayısıyla fiili anlamda Türkiye bir defa 10 Kasım 1938‘e kadar Atatürk dönemi anlamında son tarih olarak değerlendirilirse de, yani Atatürk daha ölmeden Hamidiye gemisini göndermesi, Hatay’ın limanı bulunan kıyı kasabaları da dahil, sonradan Deniz Harp Okulu’na eğitim gemisi olan Hamidiye gemisini Hatay’a göndermesi, sonra da oradan Kıbrıs’a geçmesi tesadüfi değildir.

Stratejik plandır, hem Fransa’ya mesajdır, hem İngiltere’ye mesajdır. Doğrudan. “Hatay önünde sonunda Türk vatanının içine girecektir” mesajı Fransızlara. “Kıbrıs’ı 1924‘te elimizden çıkmış gibi görüyorsunuz ama öyle değildir. Gözümüz kulağımız Kıbrıs’tadır” mesajı da İngilizlere mesela doğrudan Mustafa Kemal Atatürk tarafından Hamidiye gemisinin Kıbrıs’a ziyareti.

Tabii sonraya da yansıdı. Bir çok kişi bu konuyu bilmez.  Yani sonraya da yansıdı. 1948‘de Türk Hava Kuvvetleri’nin savaş uçaklarının Kıbrıs’ı ziyareti. 1949‘da Savarona yatının Kıbrıs’ı ziyareti. Veya işte bu psikolojik harp faaliyetinin 1950‘ye kadar geçen dönemde devam etmesi gibi. 1950-1958 arası biraz kritik ve sarsıntılıdır. Ama ciddi bir anlamda baktığımızda o dönemin içerisinde Mustafa Kemal Atatürk’ün Kıbrıs’a yönelik icraatleri çok farklı şekillerde devam ediyor.

Kültür insanları, sanatçılar, tiyatrocular, gazeteciler, Söz ve Doğruyol gazeteleri doğrudan Mustafa Kemal’in destekleridir. Latin harflerine geçtiğimiz süreçte matbaacıların kullandığı o harflerden ilk Basın Yayın Genel Müdürlüğü vasıtasıyla İstanbul’a, Ankara’ya, İrade-i Milliye’den önce, Hakimiyet-i Milliyê’den önce, Ulus’tan, Cumhuriyet’ten önce “bunlar Kıbrıs’ta kullanılmalıdır” diye adaya gönderen olur.

Üniversite hocalarını 30’lu yıllarda Kıbrıs’a gönderttiren Mustafa Kemal’dir. Çok farklı sebeplerle, çok ayrıntılı ilişkilerle göndertiyor, psikolojik harp anlamında.

1938‘e kadar Mustafa Kemal’in eli hep Kıbrıs’ın içerisindedir, fiili anlamda, inanılmaz faaliyetler yürütüyor.

TMT tabii çok daha farklı bir pozisyon, 50’li yıllarda ortaya çıkar. Dolayısıyla, Mustafa Kemal Atatürk ile TMT’nin kurulması tesis edilmesi anlamında bir araya getirmek çok mümkün değil.

1938‘den sonra değişim var mı sevgili hocam? İnönü döneminde bir değişim var mı? Aynı hızla devam ediyor mu?

50li yıllara kadar, yani Demokrat Parti dönemine kadar geçen süreçin aynı hızda devam ettiği söylenebilir. Sanatçılar var, gazeteciler var, kültür insanları var, diplomatlar var, eski büyükelçiler var farklı isimler, mahlaslar var, Kıbrıs’a gelenler var, vesaire. 50’ye kadar bu devam eder. 1950 sonrasında Silahlı Kuvvetlerin gönderdiği personel de var. Orada bir takım çalışmaları yapsın diye. Ama 1950-57 arası genel anlamda biraz daha durağan bir dönemdir. Hatta 1955‘ten itibaren sıfırlanmıştır. Ama 1957‘nin sonunda o ana kadar güvercin politikası izleyen Adnan Menderes bir şahine dönüşür.

Atatürk’ün Kıbrıs ile ilgili görüşleri, dönemin siyasi ve kültürel bağlamında önemli bir yer tutmaktadır. 1938 yılına kadar Atatürk’ün Kıbrıs’a dair çeşitli stratejik ve kültürel yaklaşımları olduğu belirtilmektedir. Kıbrıs’ın Türkiye ile olan ilişkileri, Atatürk döneminde sürekli gündemde kalmış ve bu konuda çeşitli girişimlerde bulunulmuştur. Fiili olarak TMT bir organizasyon olarak ortaya çıktığında orada Fatin Rüştü Zorlu‘nun izini görmek mümkün.

Atatürk, Kıbrıs’ın Türk kimliği ve kültürü açısından önemine vurgu yapmış, bu bağlamda Kıbrıs’ta Türk sanatçıların ve kültürel figürlerin desteklenmesi gerektiğini savunmuştur. Örneğin, Türk tiyatrosunun kurucularından bazı sanatçılar, Kıbrıs’ta etkinlikler düzenleyerek Türk kültürünü tanıtma çabası içinde olmuşlardır. Ayrıca, Kıbrıs’ın stratejik konumu nedeniyle, Atatürk’ün bu bölgeye yönelik askeri ve siyasi planları da olmuştur.

Sonuç olarak, Atatürk’ün Kıbrıs ile ilgili görüşleri, hem kültürel hem de stratejik açıdan Türkiye’nin bu adaya olan ilgisini ve bağlılığını göstermektedir.

Türk Denizcilik tarihinde Hamit Naci Özdeş Paneli ve Lütfi Müfit Özdeş…

Denizler dalgalıdır doğası gereği, cesur yürekler için ise fikri sörf zamanlarıdır.
Hürriyet sadece strateji ile inşa edilir. Hamit Naci Özdeş toplantısından çıkarttığım

“ Tonyukuk: Strateji ve Jeopolitik” kavramsal yapısıdır.

⁠Fahri Korutürk’ün gelini

⁠Soldan sağa: Cem Gürdeniz. Müfit Özdeş. Fahri Korutürk’ün oğlu

Atatürk ile birlikte 1906’da Şam’da Vatan ve Hürriyet Cemiyetini kuran Kırşehirli Lütfi Müfit Özdeş’in torunu Müfit Özdeş

 

2o Aralık 2024, Koç Müzesi, Hasköy, Haliç