Home Blog Page 108

Çin Seddi ile Acem Seddi

İran ve Azerbaycan’daki Türk nüfus ile Türkiye nüfusu birbirine eşittir; bilmeyiz. İran’ı, Rus ve İngilizler Türkistan ile aramızda Acem Seddi olarak milletleştirmişler.

Mao devletini kurarken yanında iki tane de İngiliz kurmay vardı.

Demek ki Çin Seddi ile Acem Seddi arasında kalan Türkler, BM 5 güçlerinden olan Çin, Rusya ve İngiltere tarafından kontrol altına alınmışlardır.

Stalin hangi denge saiki ile Türkiye’den toprak isterken,  Türkistan’ın doğusunu elinden çıkartıyordu? 

Düvel-i Muazzama ve Türk Devletler Teşkilatı

Türkiye ise ABD tarafından darbeler ile kontrol edilmiş. Türkiye ve Türkistan arasındaki bağlar koparılmış.

Great Wall of China

Çin Seddi

Kıtalar ve Türkler

Türkler Asya’nın doğu ve orta kesimlerinde yaşarlarken öncelikle step üzerindeki doğal güzergahlar üzerinden kuzeyden Avrupa’nın içlerine Tuna boyuna kadar uzanmış olan dördüncü yüzyılda Avrupa’da Hun imparatorluğu hüküm sürmekteydi.

Asya ve Avrupa’da Hun imparatorlukları yaşamaktaydı.

Bu kez de akınlarla Hindistan alt kıtasına ulaşan Türkler de orada 1800 lü yılların sonlarına kadar 1000 yıl boyunca hakimiyet sağlamışlardı.

Ayrıca Maveraünnehir bölgesindeki Semerkant Buhara gibi İranlı kültürün egemen olduğu bölgeyi de Türkleştirmişler ve İran üzerinden, ayrıca Suriye üzerinden de bugünkü Türkiye’ye giriş yapmışlar, burayı vatan haline getirmişlerdir.

Dokuzuncu yüzyılda ise bu kez Tolunoğuları ve Kıpçaklar Kuzey Afrika‘da devletler kurmuşlardı.

Görüldüğü üzere Asya kıtasının hem Avrupa hem Afrika’ya karasal yoldan doğal geçiş yolları söz konusuydu ve Türkler bu yolları kullanarak Avrupa ve Afrika kıtalarına da yol almışlardı.

Bu durumda her üç kıta da Türkler açısından bir bütünlük göstermektedir. Türkleri burada bahsettiğimiz üç katının sadece bir tanesine inhisar ettiremeyiz.

Asya, Avrupa, Afrika kıtaları Türklerin doğal yerleşim alanları olmuştu.

Şiir bize Tanrıdan geliyor. Haydar Ergülen

şiir çok sonsuz bir şey aslında, yüksek, derin, akıcı bir şey, sürekli bir şey. İnsanı kendiliğinden bir biçimde sürekli olarak o yolda ilerlemeye sevk eden bir şey. Hiçbir zaman da tükenmiyor. Ne tuhaf bir şey. Şu an yüzlerce şiir dergisi, binlerce şair var. Çoğu da ortalamanın üstünde şiirler yazıyor. Bu çok iyi. Ben iyimserim ama şiirimiz de iyidir abiler! İyi yolda yani!

şiir aslında büyük bir denemedir. Deneysel şiir deniliyor ama aslında şiirin kendisi deneysel. Bir deneme yani. Tam olarak böyle düşünüyor insan sonradan.

şiir hem sokakta yani hercai bir şey… Öbür taraftan şöyle bir kutsallığı var.

Şiir bize Tanrıdan geliyor. İnsanın yaradılışıyla beraber bize şiir de veriliyor aslında.

İnsanın şiiri insanla beraber geliyor. Dünya macerasında bize bir yolluk olarak sunuluyor. Tanrı diyor ki; ey kulum bu benim sana armağanımdır, sen bunu dünyada kullan. İster yaz, ister oku, ister düşün, ister genişlet, ister çoğalt, ister hiç açma gelirken geri getir.

Şiir sokakta hareketini destekliyorsunuz o zaman.

Tabii destekliyorum, ayrıca böyle düşünüyorum. Zaten yazı da yazdım onlar için. Sonuç olarak edebiyattan da ayrı diye düşünüyorum şiiri.

Edebiyattan ayrı derken?

Milli Eğitim Bakanı bir toplantı yaptı, bir sene olmuştur. Bazı yazarları şairleri çağırmıştı toplantıya Milli Eğitimin kitaplarıyla ilgili. Beni de çağırmıştı. Orada hem kitaplarla ilgili konuştum hem de şiirle ilgili. Dedim ki, Nabi Avcı’ya, o da çok şiir seven biri olduğu için, okullarda şiiri edebiyat derslerinden ayırın. Bir ders olarak değil ama şiir saati koyun. Oraya bizleri çağırın, genç yaşlı şairleri, eleştirmenleri. Hiç olmadı şiir okunsun. Bunu edebiyat dersinden çıkarırsanız hem gerçek yerine kavuşmuş olur hem de çocuklar daha korkmadan okurlar şiiri. Bu tam olarak şiirin edebiyattan farklı olduğu ve organik olduğu düşüncesinden geliyor.

Şiir organik bir şey… Yani, insanla birlikte süren bir şey… Edebiyat gibi kurmaca değil.

Haydar Ergülen

http://www.arkakapak.com/haydar-ergulen-siir-bize-tanridan-geliyor-insanin-yaradilisiyla-beraber-bize-siir-de-veriliyor/

Nazım Hikmet’in Tüm Şiirleri

Nazım Hikmet’in Tüm Şiirleri

Şiir Gecesi: Fuzuli’yi Anma

9 Aralık Çarşamba günü Türkiye vaktiyle saat 19:00’da “ Şiir Gecesi: Fuzuli’yi Anma” programımız Türk dünyasından değerli şair ve sanatçılarımızın katılımıyla AltayTv Facebook, YouTube ve İnstagram kanallarından canlı yayınlanacaktır. Şiir sevdalılarına duyurulur.
تورک دنیاسی ادبیات و شعریت بۉییچه‌ فضولینی خاطرلش و شعر کېچه‌سی 9 دسمبر، چارشنبه‌ آقشامی تورکيه وقتی بیلن ساعت 19:00ده آلتای تی وی کانالی‌نینگ کۉزله‌گن ایلک ادبی دستوری، فېس‌بوک، یوتیوب و انستاگرام ترماقلری آرقه‌لی جانلی روشده تورک دنیاسی‌نینگ فرقلی منطقه‌لریدن شاعرلریمیزنینگ اشتراکی بیلن بۉلیب اۉته‌دی.
دستوریمیزنی تماشا اېتیشینگیز بیلن بیزگه معنوی دستک بېرگن بۉله‌سیز.
Turk dunyosi adabiyot va she’riyat bo’yicha Fuzulini xotirlash va she’r kechasi 9 Dekabr Chorshanba oqshomiy Turkiya vaqti bilan soat 19:00da Altay TV kanalining ko’zlagan ilk adabiy dasturi, Facebook, Youtube va İnstagram tarmoqlari orqali Jonli ravishda Turk dunyosining farqli mintqalaridan shoirlarimizning ishtiroki bilan bo’lib o’tadi.
Dasturimizni tamosho etishingiz bilan bizga ma’naviy dastak bergan bo’lasiz.

TBMM 23 Ocak 2024 NATO/İsveç Kararı

ABD tüm saldırganlıklarını NATO üzerinden ve kampanya usulü ile yerine getirmektedir. Temelde yeralan ise yalana dayalı propaganda teknikleridir. Irak kimyasal silah kullanıyor yalanı ile milyonlarca Iraklı insan öldürülmüş Irak yerle bir edilmiştir. Şimdi aynı yalan Rusya üzerine bir kampanya ile inşa edilmektedir.

Batı dünyanın sonunu getirmek konusunda çok kararlıdır. ABD’yi bu noktaya iten temel stratejisi olan kendisi dışındaki kıtaların birleşmesini zapturapt altına alma politikasının Asya’nın yükselişe geçişi ile birlikte son bulacak olması gerçeğidir.

Burada bahane Rusya alet NATO ve gerçek ise ABD’nin dünya hegemonyasını kaybetmek kabusudur. Rusya’nın hedef alınmasının nedeni de ezeli düşman Çin ile birlikte hareket ediyor olmasıdır.

Türkiye açısından olaya bakıldığında ise Türkiye bir çocuktur ve çocuk yedisinde neyse yetmişinde de odur.

Bundan 70 sene önce NATO’ya girişimizin ardından başımıza gelenler bizleri hiçbir şekilde akıllandırmamış ki 70 yıl sonra 2024 yılında PKK’ya yataklık eden İsveç’in NATO’ya dahil edilmesi konusunda F16’lar gerekçe gösterilerek kampanya yaratılmış ve Meclis teslimiyetini ortaya koymuştur.

600 kişilik milletvekili toplamından sadece 55 kişi Meclis toplamının %9’u bu konuya hayır demiştir. Türkiye 100 yıllık bir slogan değildir ve aslında önümüzdeki bin yılın Asya Binyılı olarak yaşanacağı bir gerçektir. Türkiye kendisini bu dünyanın dışında görmektedir.

Kampanyalar giderek daha da hızlanacak ve ABD’nin çöküşünü geciktirmek adına hayali Rusya saldırganlığı bir bahane olarak kullanılacak ve Çin öncülüğünde Asya Binyılı engellenmeye çalışılacaktır.

Arktik Çağ ve Türkiye

 Sıra NATO’nun Karadeniz sularında gemilerini yüzdürmesine gelmiştir.

ABD için önemli olan Kuzey Yolu. Arktik. Ortadoğu petrol bitiyor, küresel ısınma.

Batı’yı sıkıştıracağımız Kuzey fırsatı çıktı (Arktik) ama nafile.

İsveç’in NATO’ya katılması ile ilgili TBMM oylamasında karara hayır diyenler milletvekili toplam sayısının sadece %9’udur. İktidar ve muhalefet partileri hep birlikte karar lehine oy vermişlerdir. Burada sorulması gereken soru milletin geleceğini bu denli ilgilendiren bir konuda acaba neden referanduma gidilmemiştir.?

Halkının %90 Amerikan karşıtı olduğu Türkiye’nin Meclisi %90 oyla Amerika’nın İsveç’in NATO’ya alınması talebine onay verir.

Bu çelişki sizce nasıl açıklanabilir?

İktidar sürekli olarak Referandum gündemleri üretmektedir. Kamuoyu araştırmalarına göre Türkiye’de Amerika’dan nefret %90 civarındadır. Anlaşılan o ki referandumun gidilse karar %90 millet çoğunluğu ile reddedilecekti.

Şimdi sorulması gereken soru şudur; milletin düşünceleri ile milleti sözde temsil eden vekillerin bulunduğu meclisin düşünceleri neden birbirine tamamen zıttır.

Meclis milleti temsil etmekte midir acaba?

Türkiye kendi ayağına kurşun sıkmıştır.

 

Basin of Ideas: Mediterranean

The shores of the Mediterranean, the center of the world, are ringed by harbors that are always brimming with ideas;

Istanbul, Troy, Miletus, Pergamon, Halicarnassus, Athens, Thessaloniki, Izmir, Ephesus, Rome, Barcelona, Beirut, Piraeus, Alexandria, Kyrenia, Famagusta, Paphos, Haifa, Tripoli, Casablanca, Tunisia, Algeria, Assos, Haifa, Jaffa, Jaffa, Alanya, Alexandria, Latakia, Tartus are cities where great thinkers were raised. Universal thinkers such as Aristotle, Plato, Pythagoras, Ibn Bacce, Ibn Tufayl, Ibn Rushd, Ibn al Arabi, Ibn Batuta, Ibn Khaldun, Ismail Hakki Izmirli, Muhyiddin Kafiyeci of Bergama, Ishak Efendi (Başhoca), Hilmi Ziya Ülken, Niyazi Berkes are the leading lights, the treasures of light of the Eurasian Civilization emerging from the Mediterranean Basin.

The Mediterranean Basin is an Atlas of Thought, the world’s most comprehensive Encyclopedia of Thinkers; it is the homeland of philosophy. The encyclopedia’s article on the firsts is one of the most crowded articles. The first philosophy was founded in Athens and Miletus, the first library in Alexandria and Pergamon, the first Christianity in Antioch and Tarsus, the first sociology in Tunisia, the first roots of the modern alphabet in Phoenicians, the civilizations of Asia Minor, Ancient Egypt, Ancient Greece and Crete, and the Andalusian Civilization all came to life on these shores.

The islands, peninsulas, rivers, mountains, inland seas, harbors, basins, straits, gulfs and canals surrounding the Mediterranean Sea have led to the emergence of the most impressive ideas and thinkers in this most interactive piece of geography.

Called the Sixth Continent by one of our thinkers, the Fisherman of Halicarnassus, the Mediterranean is a basin located in the middle of three continents and contains all intellectual accumulations; from Alexandria to Iskenderun, Izmir to Italy, Spain, Morocco to France, Cairo to Catalonia and many more.

Cyprus, the Center of the World, the rare island of the Mediterranean, has a global potential as the Basin’s treasure trove of ideas, with its location holding the center of the Cradle of Civilizations.

The comparative advantage of Cyprus is its position and opportunity as an island of ideas, a paradise of contemplation, and a center of production of high-value ideas.

It is of the utmost importance to note that European philosophy cannot be understood without the process of development that took place elsewhere in the continents surrounding the Mediterranean and passed on to Europe. The beginnings of the development of what is called Western philosophy lie in the region the Hellenes called the Orient (Anatole). The first center here was Miletus. Thales, Anaximandros and Anaximenes were the first philosophers in the history of philosophy with their intellectual activity and the problems they addressed.

The second and main center was in Europe: Athens. However, the next and third center, Alexandria, was located outside the borders of Europe, in Egypt, and the next one, Baghdad, was a little deeper in the Orient. Source: Elmar Holenstein, Felsefe Atlası, Düşünmenin Mekânları ve Yolları, 2015 June, Istanbul, Küre Yayınları

Situated in the middle of the Miletus-Alexandria-Baghdad triangle, Cyprus is in a position to reproduce the intellectual heritage of Asia Minor-Greater Asia-Africa.

Cyprus has started to accumulate an important intellectual infrastructure for many years by providing the education of the students of the countries in this triangle at the universities on the island. Starting from the coming years, this accumulation should be put on the agenda to aim for the first place in the world in intellectual activities.

The accumulation of knowledge we have shows that the mental conditions for doing philosophy began in Africa. The most important contribution of the African continent to philosophy is the ability to speak. Having the ability to speak means that one has the cognitive ability to not only understand, but also to bring out every philosophy that has developed since the Axial Age 2500 years ago. The early humans who spread from Africa all over the world 50,000 to 100,000 years ago carried this ability with them. Source: Elmar Holenstein, Atlas of Philosophy, Spaces and Ways of Thinking, June 2015

Cyprus, where Time and Grounds intersect, will bring forth a universal Mind from the treasure of these intersections and present it to the common use of all humanity.

In contrast to the European Hegenomy, which dominated for only 500 years by using external resources that do not belong to it; the mathematics and rationality of Asia Minor symbolized by Miletus; the mathematics of Diophantos symbolized by Alexandria, the wisdom of Pythagoras (sophistry) and the mathematics of Khwarezmi symbolized by Baghdad, the wisdom of Baytül Hikme; In Cyprus, the Center of the World, the Eurasian Millennium, which is emerging from its own resources from the beginning of the 21st century, is preparing to take its place in history as the 3rd Millennium. The richness of thought of Ancient Egypt, Mesopotamia and Maveraünnehir is being reshaped on the island of Cyprus.

The British political historian Arnold Toynbee said of the Ottoman system of recruitment: “Taking a lamb from the flock, making it a sheepdog and giving it the task of protecting the flock against the wolf is an ingenuity invented by the Turks.” “Source: Ömer Özkaya, Understanding the Game

People who think for this country need to step outside the drudgery of daily life. One cannot be a guardian of something without being a madman. Any serious production of ideas requires some kind of retreat. Source: State capture.

Japan was the first non-Western society to recognize the need to “copy” Western ideas and institutions. Source: Niall Ferguson, The West and the Rest: The Shifting Global Balance of Power

What we need more than knowledge is ideas! Source: Ömer Özkaya

Individuals and nations do not understand each other. We live in a world of ideas based on vague notions. Source: Ömer Özkaya

Unfortunately, we are not in a low-intensity war but in a low-level model of thinking! Source: Ömer Özkaya, Project

The Mediterranean is the global basin of ideas, the source of ideas, the intellectual memory of humanity.

Philosophy-science, the discipline of human systematic thought, was initiated by Aristotle on the shores of the Mediterranean. Cyprus, the bearer of a gigantic heritage, is thus destined to be the global leader of the production of ideas. The strong are right and being strong is only possible through globalization. The Turkish Empire (Ottoman Dynasty) was a leader in utilizing the Mediterranean as a global pool for the unlimited recruitment of people and therefore ideas.

The principle of ademiyet (non-existence) in terms of language, religion, race, sect, creed, starting from Edirne (1363) and going back to Abu Hanifa ensured the sustainability of the Turkish Mediterranean Empire for centuries. Edirne prepared the conquest of Istanbul. Due to the 60/40 non-Muslim/Muslim composition, a common way of life was taken as a basis. Within the framework of the principle of Adamiyat of the Hanafi sect, all human beings have inalienable rights and this principle came to life in Edirne. Europe’s 2nd largest Synagogue, Selimiye Mosque, is in Edirne. Ahlli hanafi Ahl al-Bayt. The principle of Adamism, the inviolability of people’s rights and freedoms, was first implemented in Edirne and brought to Istanbul. Source: Edirne Governor Günay Özdemir Asam – Eurasia One: February 18, 2017 Partnership of Civilizations.

The self-confidence brought by the richness and experience of the past heritage is the assurance that the Turks, who have existed on the shores of the Mediterranean since 1221, will reproduce global thinking practices in the coming years, starting from Cyprus.

The Turks, who have the longest coastline and the heart of the Mediterranean coast, Cyprus, are at the stage of establishing Yesevi tables in Cyprus, using the technological opportunities brought by the age of globalization, the tradition of creating and spreading ideas that they have accumulated with the tradition of Kaman (Shaman), Bilge, Abdal, Alperen, Eren, Dervish, Dede, Veli, Scholars, which they have developed starting from Greater Asia.

 

Trakya bölgemiz ve Kanton bölgesinin (Çin) İHRACAT yönünden benzerliği

İHRACAT VİZYONU: TÜRKİYE MERKEZLİ BÖLGESEL İŞBİRLİĞİ VE İŞBÖLÜMÜ ÖNERİSİ
Levent Ağaoğlu
leventagaoglu.blogspot.com.tr
www.balkanpazar.org

ÖZET

1. Makalenin son düzeltmeleri yapılırken, İngiltere, halkoylaması neticesinde AB’den çıkmıştır. “Doğu Avrupa’dan Doğu Türkistan’a” Türkiye merkezli İktisadi BİRLİK, yüzyıllık bir fırsat olarak önümüze gelmiş bulunmaktadır.

2. Küresel bir ihracat dinamosu olarak Çin’in güneyindeki Kanton bölgesi, Türkiye merkezli bölgesel işbölümü önerimiz açısından birçok ipuçlarını içerisinde taşımaktadır.

3. Türkiye, bölgesindeki uluslar ile yüzyıllar boyu birlikte yaşamanın getirdiği benzeri bir avantaja sahiptir; yine bir network anlayışı içerisinde, benzeri bir ekonomik dinamizm yaratılması durumunda, ülkemiz de bölgesel/küresel bir çekim merkezi haline gelebilecektir.

4. Türkiye açısından Çin’in güneyindeki Kanton modeli örneği değerlendirildiğinde, İstanbul ve hinterlandında yeralan Trakya bölgesi benzer çağrışımlar yapmaktadır.

5. Türkiye’nin Merkez olduğu 5 saatlik uçuş bölgesindeki 8 alt bölgede toplam 70 ülke (pazar) yeralmaktadır. Bu pazarların 41 adedi ile Serbest Ticaret Alanımız oluşmuştur.

6. Sanayi sektörleri ihracatına konu olan ürünlerde çeşitlilik sağlanmalıdır. Bölge ülkelerinin çok geniş bir coğrafyadaki işbirliği imkanlarının, birbirlerine rakip göründükleri birçok üründe de rekabeti çözüm ortaklığına dönüştürme potansiyeli vardır.

7. Türkiye’nin Balkan ülkelerinin dış ticaretinden aldığı pay sadece %1,2’dir. Bu pay, 1352’den beri 650 yıldır bölgede yer alan ve Balkanların en büyük ekonomisi olan Türkiye’nin bölgede aslında varolmadığını göstermektedir.

8. Türkistan pazarları, EKİT, Afrika, İKT, Körfez İB (GCC) ile Gümrük Birliği anlaşması mevcut olmamasına rağmen, pazarlarından (ithalat) aldığımız payın AB pazar payımızdan yüksek olması,  AB ile Gümrük Birliği’nin sorgulanmasını gerekli kılmaktadır. GB, Avrupa lehine Türkiye pazarının işgal aracıdır. 20 yıllık AB-GB süreci, Türkiye’yi, Avrupa’nın açık pazarı haline getirmiştir.

9. İhracatta mevcut durum ölçümü doğru yöntemlerle yapılmalıdır. İhracatı değerlendirirken esas alınacak ölçü (kıstas) sözkonusu pazara satılan ürünlerin değer veya miktarı değildir. Ölçü, o pazarın, toplam ithalat değerinden alınan payımızdır; değerinin içindeki bizim yüzdemizdir; payımızdır.  Ölçü satışımız değildir; alıcı ülkenin pazarından aldığımız paydır. 50 milyon nüfuslu G.Kore, sözkonusu pazar payı stratejisi ile ihracatını 500 milyar doların üzerine çıkarmıştır. Hyundai, Samsung, LG vb. küresel marka ve şirketler bu modelin neticeleridir.

10. İkitelli OSB’nin vizyoner kurucusu Merhum Turgut Özal’ın  “Dış Ticaret Sermaye Şirketleri” modeli İOSB özelinde yeniden canlandırılarak, “İkitelli Organize’nin Pazarı: Dünya” hedefi ile, global markamız THY’nin uçtuğu 119 ülke pazarları hedef alınmalıdır.

GİRİŞ

Küreselleşme neticesinde, ekonomilerin gelişme ekseni tekrar yer değiştiriyor; Atlantik’ten (Avrupa’dan) Pasifik’e (Asya) kayıyor. Bu gelişme ise Türkiye’ye büyük bir fırsat sunuyor; TÜRKİYE MERKEZLİ BÖLGESEL İŞBİRLİĞİ VE İŞBÖLÜMÜ.

Binlerce yıldan buyana ticaretin tarihsel damarı olan İPEK YOLU yeniden canlanmaktadır. ÇİN SEDDİ’NDEN RUMELİ’ne uzanan bu efsanevi yola ev sahipliği yapan Türkiye ve Çin, dünyanın büyüyen 10 ekonomisi arasında yerlerini almışlardır. Türkiye ve Çin, günümüzde, bölgelerindeki ortak ticari alan ve serbest (gümrüksüz) ticaret entegrasyonlarında öncü rol oynamaktadır.

Küresel ekonomide bugün Türkiye ve Çin modelleri üzerinde durulmaktadır. Türkiye ve Çin modelleri; hem piyasalardaki rekabet biçimleri hem de demokratik (Türkiye) ve otoriter tek merkezlilik (Çin) açısından birbirinden ayrılmaktadır.

Asya’nın doğusundaki Çin küresel bir çekim merkezi iken, Asya’nın batısındaki Türkiye nasıl böyle bir merkez olabilir? Bunun yanıtı bölgesel işbirliği modelinde yatmaktadır.

Gelişen Ekonomiler ile ilgili BRIC grubunda yer alan Çin ve MINT grubundaki Türkiye’nin mevcudiyetleri, gelişmenin yönünü apaçık göstermektedir.

ÇİN MODELİ

Küreselleşmenin ivme kazandırdığı ticarette bölgeselleşme eğilimlerinin neticesinde, Doğu Asya’da Çin merkezli bölge, komşularıyla bölgesel işbirliği çerçevesinde bir işbölümü ve sinerji yaratmaktadır;

Bunlar;

  • Kuzey Doğu Asya (Japonya, Kore),
  • Büyük Çin (Çin, Hong Kong, Tayvan) ve
  • Güney Doğu Asya (Endonezya, Malezya, Tayland, Vietnam, Filipinler, Singapur, Burma, Kamboçya, Laos).

Bölgeden ihracat büyük ölçüde ABD pazarına doğru yapılırken bu işbirliğinde kilit konumdaki ülke Çin’dir. Çin, gelecek on yıl içinde, bahsedilen bölge ülkeleriyle birlikte AFTA-Asya Serbest Ticaret Bölgesi’ni yaratma yolunda ilerlemektedir.

Harita 1: İnci Nehri Deltası, Kanton Bölgesi, Çin

Küresel bir ihracat dinamosu olarak Çin’in güneyindeki Kanton bölgesi, Türkiye merkezli bölgesel işbölümü önerimiz açısından birçok ipuçlarını içerisinde taşımaktadır.

Çin’in Kanton bölgesindeki İnci Nehri deltası küresel bir üretim üssü hüviyetindedir. Tüketim sanayiine yönelik sayısız yabancı yatırımlı fabrikalar burada inanılmaz bir insan ve mal trafiği yaratmaktadır. Konteynerler, deniz otobüsleri, inip kalkan uçaklar, TIR’lar baş döndürücü bir dinamizm sergilemektedir.

Harita 2: Kanton Bölgesi, Çin

Çin, bölgesinde böyle bir bölgesel liderlik inisiyatifini eline geçirmiştir. Bilhassa, Bill Clinton yönetimi ile birlikte, Büyük Çin (Greater China) kavramı işlenmeye başlanmıştır. Çinliler de 25 yıldan bu yana ve devamlı %7-8 büyüyen ekonomileri ile bunun meyvelerini toplamaktadırlar.

Clinton yönetiminden bu yana Çin (daha doğrusu Büyük Çin= (Çin+Hong Kong+Tayvan) dünyanın 10 gelişen ekonomisi arasında baş köşeye oturmuştur.

Kaynak: http://leventagaoglu.blogspot.com.tr/2014/09/port-city-network-in-east-and-south.html

Harita 3: Asya-Pasifik’te Bölgeselleşme – “Yeni Akdeniz” Ekonomik Koridoru

Aynı dili konuşan Tayvanlı, Hong Kong’lu, Çin Halk Cumhuriyetindeki ve denizaşırı ülkelerdeki (ABD, İngiltere, Kanada, Tayland, Endonezya, Malezya, Filipinler, Avustralya, Yeni Zelanda) Çinliler bir network anlayışı içerisinde büyük bir ekonomik dinamizm yaratmaktadırlar.

Çin İşadamları Ağı (Chinese Business Network), dünyanın en kuvvetli ağlarındandır ve Çin’in hızla kalkınmasının arkasındaki gerçek gücü oluşturmaktadır.

TÜRKİYE MERKEZLİ BÖLGESEL İŞBÖLÜMÜ ÖNERİSİ

Türkiye de, bölgesindeki uluslar ile yüzyıllar boyu birlikte yaşamanın getirdiği benzeri bir avantaja sahiptir; yine bir network anlayışı içerisinde, benzeri bir ekonomik dinamizm yaratılması durumunda, ülkemiz de bölgesel/küresel bir çekim merkezi haline gelebilecektir.

Ekonomik bakımdan;

  • AB/GB,
  • EKİT (ECO),
  • KEİB
  • D8
  • İKT/İSEDAK

bağlantılarımız ile Batı Dünyası’nın belli başlı kurumları içindeki konumumuz da bölgesel güç rolümüzü takviye edecek niteliktedir.

Türkiye açısından Çin’in güneyindeki Kanton modeli örneği değerlendirildiğinde, İstanbul ve hinterlandında yeralan Trakya bölgesi benzer çağrışımlar yapmaktadır. Bölge;

· Son 10 yıllık dönemde yeni merkezlerde (Çerkezköy, Çorlu, İkitelli) yenilenmiş fabrikaları,
· İstanbul’un dış dünya ile temas açısından yarattığı fırsatlar,
· Ulaşım imkanları ve
· Moda/fuar merkezi olma yönünde ilerlemesi,
· Sadece Türkiye’nin değil, Türkiye’nin de içinde bulunduğu çok geniş bir bölgenin tarihten gelen metropolü ve imparatorluklar başkenti olma vasfı;

Harita 4: Trakya Haritası

Bütün bu etkenler;  hep birlikte değerlendirildiğinde benzer bir dinamizmin yaratılması için ümitli olmamızı sağlayacak özelliklere sahiptir.

Türkiye de, bölgesel işbölümü/işbirliği ve bölgede ekonomik bir birlik, birliktelik yaratarak kuvvetlenme politikası uygularsa, bunun semerelerini tabii ki Çin gibi toplayabilir  ve yüksek büyüme hızları ile bölgeselleşmenin, bölgesindeki gelişmenin dinamosu olabilir.

Bölgeselleşme dinamizmi, sınai sektörlerde özellikle Alman ve İtalyan firmaları tarafından yönlendirilen fason üretim (subcontracting) ve hariçte işleme (outward processing) konularında, Türkiye’nin hem yönlendiren ülke hem de yönlendirilen ülke olma avantajlarını da getirebilecektir.

Türkiye, bölgesinde tarihi ve kültürel bağlardan kuvvet alan benzer bir dil ve kültür avantajına sahiptir; AB ülkelerindeki ve ABD’deki Türkler de dahil edildiğinde, yine bir network anlayışı içerisinde, benzeri bir ekonomik dinamizm yaratılması durumunda, Türk sanayii de bir çekim merkezi haline gelebilecektir.

Bölgesel işbirliği olanaklarının değerlendirilmesi neticesinde;

•  Bölgedeki sanayilerin en büyük tedarikçisi olabiliriz.
•  Bölgedeki bilhassa sanayi üretiminde ilk 5 ülke arasına girebiliriz.

RUMELİ/TRAKYA YARIMADASI’nda BOĞAZLAR BÖLGESİ’nde KUVVETLİ YÖNLER VE FIRSATLAR: 

OSB

İkitelli
Çerkezköy
Avrupa
Çorlu

Deniz Limanı/Yolları/Kanallar

Kanal İstanbul
Tekirdağ
Ambarlı
Hazar-Karadeniz bağlantısı

Deniz Yolcu Taşımacılığı (İDO)

İstanbul(Yenikapı)
Bursa
Yalova
Büyükçekmece
Pendik

Hava Limanı

3.HavaLimanı
Atatürk Hava Limanı
Çorlu
Edirne
Tekirdağ

Otoyollar/Köprüler

TEM Otoyolu
3.Köprü Otoyolu
Çevreyolu
3. Köprü
Çanakkale Köprüsü
OsmanGazi Köprüsü

Tren Yolları

Pekin-Londra Tren Hattı
Hızlı Tren (Ankara-İstanbul)
Marmaray

Üniversiteler

İstanbul
Edirne
Kırklareli
Tekirdağ
Çanakkale

TEKNOPARKLAR

Boğaziçi Teknopark, Boğaziçi Üniversitesi
İstanbul Teknokent, Avcılar Kampüsü
İTÜ Arı Teknokent, Ayazağa
Trakya Teknopark, Edirne
Yıldız Teknopark, YTÜ, Davutpaşa

TÜRKİYE MERKEZLİ BÖLGESEL PAZARLAR 

KESİŞME NOKTALARI:

AVRASYA:
Rumeli/Balkanlar/Doğu Avrupa
Küçükasya
Kafkasya,
Türkistan

AFRASYA:

Kuzey Afrika
Bereketli Hilal
Hicaz/Körfez BALKANPAZAR
Bulgaristan
Yunanistan
Eski Yugoslavya
Arnavutluk
Romanya
Moldova
Doğu Avrupa

SONUÇ VE ÖNERİLER 

  1. AB ve Balkanlar’da pazar paylarımız düşük değerlerde. Avrupa ve Almanya’ya karşı kaybetmişiz.
  2. Makalenin son düzeltmeleri yapılırken, İngiltere, halkoylaması neticesinde AB’den çıkmıştır.
  3. “Doğu Avrupa’dan Doğu Türkistan’a”, Türkiye merkezli İktisadi BİRLİK, yüzyıllık bir fırsat olarak önümüze gelmiş bulunmaktadır.
  4. Pazarlarımız; artık Doğudadır, Güneydedir. İngiltere’nin “AB’ne Hayır” referandum neticesi bu gerçeği teyit etmiştir. Türkiye merkezli bir yeni BİRLİK oluşumu gündemdedir. Avrupa,  Asya ve Afrika bölgesel pazarlarına hızla açılalım.
  5. AB ile Gümrük Birliği anlaşması uygulamasına rağmen, AB pazarından (ithalat) aldığımız pay, bölgesel pazarlardan aldığımız paylar tablosunun sonlarında yeralmaktadır.
  6. Türkistan pazarları, EKİT, Afrika, İKT, Körfez İB (GCC) ile Gümrük Birliği anlaşması mevcut olmamasına rağmen, pazarlarından (ithalat) aldığımız payın AB pazar payımızdan yüksek olması,  AB ile Gümrük Birliği’nin sorgulanmasını gerekli kılmaktadır. GB, Avrupa lehine Türkiye pazarının işgal aracıdır. 20 yıllık AB-GB süreci, Türkiye’yi, Avrupa’nın açık pazarı haline getirmiştir.
  7. Türkistan pazarlarından aldığımız yüksek pazar payı diğer bölgeler için de kriter teşkil etmelidir.
  8. En düşük pazar payına sahip olduğumuz Hint Alt Kıtası pazarları (SAARC)’ndan Hindistan, dünyanın en yüksek kalkınma hızına sahiptir (%7.5). Hızla bölgeye yönelinmelidir. Bölge pazarlarının ihtiyacı olan sınai ürünlerin tamamı ülkemizde yetkinlikle üretilmektedir.
  9. İhracatta mevcut durum ölçümü doğru yöntemlerle yapılmalıdır. İhracatı değerlendirirken esas alınacak ölçü (kıstas) sözkonusu pazara satılan ürünlerin değer veya miktarı değildir. Ölçü, o pazarın, toplam ithalat değerinden alınan payımızdır; değerinin içindeki bizim yüzdemizdir; payımızdır.  Ölçü satışımız değildir; alıcı ülkenin pazarından aldığımız paydır.
  10. 50 milyon nüfuslu G.Kore, sözkonusu pazar payı stratejisi ile ihracatını 500 milyar doların üzerine çıkarmıştır.
  11. Hyundai, Samsung, LG vb. küresel marka ve şirketler bu modelin neticeleridir.
  12. Türkiye’nin bölgesel pazarlara yönelik işbirliği ve bölgeselleşme stratejisi önerimizin, Türk Sanayi Sektörlerince derinleştirilerek uygulanması halinde TÜRK SANAYİCİLİĞİ’nin önüne yeni FIRSATLAR çıkabilecektir.
  13. Türkiye merkezli SANAYİ, 1.4 milyar nüfuslu bir bölgenin (Avrupa, Avrasya) tam ortasında yer alırken;
  14. Hangi bölge ülkeleri ile yükselen Doğu Asya’daki bölgesel işbirliği örneğine benzer bir işbirliğine gidileceğinin tespiti,
  15. Türkiye içindeki ve bölgedeki işbirliğinin sınai firmalar tarafından uygulanması; temel bir stratejik tercih olacaktır.
  16. Böyle bir uygulama; Türk Sanayiciliği’ne sıçrama niteliğinde bir büyüme yaratarak, sanayi sektörlerindeki mevcut atıl kapasitelerin tam kullanımını sağlayabilir, sanayinin büyümeye devam etmesinin güvencesi olabilir.
  17. Örneğin; Avrupa ve Asya ‘dan birer küresel üretici ülke (İtalya ve Çin), dünya dericilik klasmanında ilk iki sırayı alırken, çift haneli milyar dolar tutarlarında ihracat gerçekleştirmektedirler.
  18. Her iki kıtadan özellikleri bünyesinde taşıyan yükselen Avrasya’nın merkez ülkesi Türkiye’nin Sanayisi ise, içinde bulunduğumuz küresel çağın, iki dinamik süreci olan küreselleşme/ bölgeselleşme-bölgesel işbirliği süreçlerine kendini hızlı bir biçimde uyarlamak suretiyle, benzer ihracat performansını gösterebilecektir.
  19. Bölgesel pazarların toplam ithalatından aldığımız payların düşük seviyeleri, alınacak yolun çok uzun olduğunun açık göstergeleridir.
  20. İkitelli OSB’nin vizyoner kurucusu Merhum Turgut Özal’ın  “Dış Ticaret Sermaye Şirketleri” modeli İOSB özelinde yeniden canlandırılarak, “İkitelli Organize’nin Pazarı: Dünya” hedefi ile, global markamız THY’nin uçtuğu 119 ülke pazarları hedef alınmalıdır.
  21. Merhum Turgut Özal’a Vefa; Misyonumuz ve Vizyonumuzdur.

İhracatta Çin (Kanton) Modeli

Çin’deki Kanton Modeli, Türkiye merkezli bölgesel işbirliği/işbölümü önerisi açısından birçok ipuçlarını içerisinde taşımaktadır. Kanton eyaleti, Hong Kong ile birlikte değerlendirildiğinde ne denli büyük bir güç teşkil ettiği daha iyi anlaşılmaktadır.
Çin’in dış ticaretinin %40’ı Hong Kong’a komşu Kanton bölgesinden yapılmaktadır.
İhracata yönelik üretim yapan JV fabrikalar Kanton bölgesinde yoğun olarak yeralmaktadır. İhracata yönelik çalıştıklarından, ithal lisansı alabiliyorlar, Asya- Pasifik’in ticaret merkezi olan Hong Kong bağlantısından yararlanıyorlar. Çin’in dünyaya açılımı da bu bölgedeki JV yatırımlarla gerçekleştirilmiştir.

Bu yatırımlar bilhassa İnci Nehri deltası (Pearl River Delta-PRD) civarında yoğunlaşmıştır. Hong Kong’dan eyaletin başkentine karayoluyla 3 saatte ulaşılmaktadır. Eyalet başkentine kadar yine delta boyunca birçok şehir dizilmiş olup bu şehirlere deniz otobüsleri ile de ulaşılmaktadır.

İnci Nehri deltası küresel bir üretim üssü hüviyetindedir. Tüketim sanayine yönelik sayısız yabancı yatırımlı JV fabrikalar burada inanılmaz bir insan ve mal trafiği yaratmaktadır. Konteynerler, deniz otobüsleri, inip kalkan uçaklar, TIR’lar başdöndürücü bir dinamizm yaratmaktadır.

Çin’deki Kanton Modeli, Türkiye merkezli bölgesel işbirliği/işbölümü önerisi açısından birçok ipuçlarını içerisinde taşımaktadır. Kanton eyaleti, Hong Kong ile birlikte değerlendirildiğinde ne denli büyük bir güç teşkil ettiği daha iyi anlaşılmaktadır.
Çin’in dış ticaretinin %40’ı Hong Kong’a komşu Kanton bölgesinden yapılmaktadır.İhracata yönelik üretim yapan JV fabrikalar Kanton bölgesinde yoğun olarak yeralmaktadır. İhracata yönelik çalıştıklarından, ithal lisansı alabiliyorlar, Asya- Pasifik’in ticaret merkezi olan Hong Kong bağlantısından yararlanıyorlar. Çin’in dünyaya açılımı da bu bölgedeki JV yatırımlarla gerçekleştirilmiştir.

Bu yatırımlar bilhassa İnci Nehri deltası (Pearl River Delta-PRD) civarında yoğunlaşmıştır. Hong Kong’dan eyaletin başkentine karayoluyla 3 saatte ulaşılmaktadır. Eyalet başkentine kadar yine delta boyunca birçok şehir dizilmiş olup bu şehirlere deniz otobüsleri ile de ulaşılmaktadır.

İnci Nehri deltası küresel bir üretim üssü hüviyetindedir.

Tüketim sanayine yönelik sayısız yabancı yatırımlı JV fabrikalar burada inanılmaz bir insan ve mal trafiği yaratmaktadır. Konteynerler, deniz otobüsleri, inip kalkan uçaklar, TIR’lar başdöndürücü bir dinamizm yaratmaktadır.

Fikirler Havzası Akdeniz

Dünyanın Ortası Akdeniz’in kıyıları hep fikirlerle dolup taşan limanlar ile çepeçevredir;

İstanbul, Troya, Miletos, Bergama, Halikarnassos, Atina, Selanik, İzmir, Efes, Roma, Barcelona, Beyrut, Pire, İskenderiye, Girne, Magosa, Baf, Hayfa, Trablusgarp, Kasablanka, Tunus, Cezayir, Assos, Hayfa, Yafa, Alanya, İskenderiye, Lazkiye, Tartus limanları büyük düşünürlerin yetiştiği şehirlerdir. Aristo, Eflatun, Pisagor, İbn Bacce, İbni Tüfeyl, İbni Rüşt, İbnül Arabi, İbni Batuta, İbni Haldun, İsmail Hakkı İzmirli, Bergamalı Muhyiddin Kafiyeci, İshak Efendi (Başhoca), Hilmi Ziya Ülken, Niyazi Berkes gibi evrensel düşünürler Akdeniz Havzası’ndan neşet etmekte olan Afrasya Medeniyeti’nin öncül ışıltılardır, ışık hazineleridir.

Akdeniz Havzası bir Düşünce Atlası, dünyanın en kapsamlı Düşünürler Ansiklopedisi’dir; felsefenin anavatanıdır. Ansiklopedinin ilkler maddesi en kalabalık maddelerinin başında gelmektedir. İlk felsefe Atina ve Miletos’da, İlk kütüphane İskenderiye’de ve Bergama’da, ilk Hristiyanlık Antakya’da, Tarsus’da, İlk sosyoloji Tunus’da, günümüz alfabesinin ilk kökleri Fenikelilerde, Küçük Asya, Eski Mısır, Eski Yunan ve Girit medeniyetlerinin, Endülüs Medeniyetinin ışıltıları hep bu kıyılarda hayat bulmuştur.

Akdeniz’i çevreleyen adalar, yarımadalar, nehirler, dağlar, iç denizler, limanlar, havzalar, boğazlar, körfezler, kanallar dünyanın bu en etkileşimli coğrafya parçasında en etkileyici fikirler ve düşünürlerin orta çıkışına neden olmuştur.

Düşünürlerimizden Halikarnas Balıkçısı tarafından Altıncı Kıta olarak adlandırılan Akdeniz, üç kıtanın ortasında yeralan bir havzadır ve tüm düşünsel birikimleri bünyesinde barındırmaktadır; İskenderiye’den İskenderun’a, İzmir’den İtalya’ya, İspanya’ya Fas’tan Fransa’ya, Kahire’den Katalonya’ya ve daha nicelerine.

Dünyanın Merkezi, Akdeniz’in nadide adası Kıbrıs, Medeniyetler Beşiği’nin merkezini tutan konumu ile birlikte, Havza’nın fikir hazinesi olarak küresel bir potansiyele sahiptir.

Kıbrıs’ın mukayeseli üstünlüğü bir fikir adası, tefekkür cenneti olarak, yüksek değerli fikirlerin üretim merkezi olması konum ve fırsatıdır.

Akdeniz’i çevreleyen kıtalardan Avrupa felsefesinin başka yerlerde gerçekleşip Avrupa’ya geçen gelişim süreci olmaksızın kavranamayacağı hususu son derece önemlidir. Garp felsefesi tabir edilen gelişmenin başlangıçları, Helenlerin Şark (Anatole) olarak adlandırdığı bölgede yatıyor. Buradaki ilk merkez Miletos’tu. Thales, Anaksimandros ve Anaksimenes, gösterdikleri düşünsel etkinlikle ve yöneldikleri sorunlarla felsefe tarihinin ilk filozofları olmuşlardır.

İkinci ve asıl merkez Avrupa’daydı: Atina. Ne var ki hemen bundan sonraki üçüncü merkez olan Aleksandreia (İskenderiye) yine Avrupa sınırlarının dışında Mısır’da, ardından gelen Bağdat ise, Şark’ın biraz daha derinlerindedir. Kaynak: Elmar Holenstein, Felsefe Atlası, Düşünmenin Mekânları ve Yolları, 2015 Haziran, İstanbul, Küre Yayınları

Milet-İskenderiye-Bağdat üçgeninin de ortasında yeralan Kıbrıs; Küçük Asya-Büyük Asya-Afrika düşünsel mirasını yeniden üretecek bir konumda yeralmaktadır.

Kıbrıs, sözkonusu üçgende yeralan ülkelerin öğrencilerinin, adadaki üniversitelerde eğitimlerini sağlayarak, yıllardan buyana önemli bir düşünsel altyapıyı biriktirmeye başlamıştır. Önümüzdeki yıllardan başlayarak bu birikimin düşünsel faaliyetlerde dünya birinciliğinin hedeflenmesi gündeme alınmalıdır.

Sahip olduğumuz bilgi birikimi, felsefe yapmanın zihinsel koşullarının Afrika’da başladığını gösteriyor. Afrika kıtasının felsefeye yaptığı en önemli katkı konuşma yetisidir. Konuşma yetkinliğine sahip olmak, insanın, bundan 2500 yıl önceki Eksen Çağ’dan buyana gelişmiş her felsefeyi sadece anlayacak değil, aynı zamanda bunları ortaya çıkaracak bilişsel beceriye de sahip olması anlamına gelir. Afrika’dan tüm dünyaya 50.000 ila 100.000 yıl önce yayılan erken dönem insanlar bu yetiyi beraberlerinde taşımışlardır. Kaynak: Elmar Holenstein, Felsefe Atlası, Düşünmenin Mekânları ve Yolları, 2015 Haziran

Zaman ve Zeminlerin üzerinde kesiştiği Kıbrıs bu kesişmeler hazinesinden ortaya evrensel bir Zihin çıkaracak ve tüm insanlığın ortak kullanımına sunacaktır.

Kendisine ait olmayan dışsal kaynakları kullanarak ancak 500 yıl hakimiyet sağlayan Avrupa Hegenomisine karşın; Miletos ile simgelenen Küçük Asya’nın matematiği, akılcılığı; İskenderiye ile simgelenen Diophantos matematiği, Pisagor bilgeliği (sofyalığı) ve Bağdat ile simgelenen Harezmi matematiği, Beytül Hikme bilgeliği; Dünyanın Merkezi Kıbrıs’ta, 21.yüzyılın başlarından itibaren kendi kaynaklarından neşet etmekte olan Afrasya Binyılı 3.BinYıl olarak tarihte yerini almaya hazırlanmaktadır. Eski Mısır, Mezopotamya ve Maveraünnehir’in düşünce zenginliği Kıbrıs adasında yeniden şekillenmektedir.

İngiliz siyasi tarihçisi Arnold Toynbee, Osmanlı’nın devşirme sistemine “Sürüden bir kuzu alıp, onu çoban köpeği yapmak ve Kurt’a karşı sürüyü korumak görevini bu kuzuya vermek, Türklerin icad ettiği bir marifettir” der. “Kaynak: Ömer Özkaya, Oyunu anlayamamak

Bu ülke için düşünen insanların, günlük hayatın angaryalarının dışına çıkmaları gerekiyor. Bir şeyin delisi olunmadan, velisi olunmaz. Her türlü ciddi fikir üretimi, bir tür inziva gerektirir. Kaynak: Devleti ele geçirmek.

Japonya, Batılı fikir ve kurumların “kopyalanması” gerektiğini gören, Batılı olmayan ilk toplum oldu. Kaynak: Niall Ferguson, Batı ve Geri Kalanı: Değişen Küresel Güç Dengesi

Muhtaç olduğumuz şey, bilgiden daha çok, fikir! Kaynak: Ömer Özkaya

Şahıslar ve milletler birbirlerini anlamıyorlar. Muğlak düşüncelere istinad eden bir fikir dünyasında yaşıyoruz. Kaynak: Ömer Özkaya

Düşük yoğunluklu bir savaş içinde değil düşük düzeyli bir düşünce modelindeyiz, ne yazık ki!

Kaynak: Ömer Özkaya, Proje

Akdeniz küresel fikirler havzasıdır, fikirlerin çıkış kaynağıdır, insanlığın fikir hafızasıdır.

İnsanın sistematik düşünce disiplini olan felsefe-bilim Aristo tarafından Akdeniz kıyılarında başlatılmıştır. Devasa bir mirasın taşıyıcısı olan Kıbrıs bu şekilde fikirler üretiminin küresel liderliğine namzettir. Güçlü olan haklıdır ve güçlü olmak da ancak küresellikle mümkündür. Türk İmparatorluğu (Osmanlı Hanedanı) Akdeniz’i insan ve dolayısıyla fikirler kaynağının sınırsız biçimde devşirilmesi için küresel bir havuz olarak değerlendirme hususunda lider olmuştur.

Dil, din, ırk, mezhep, meşrep konusunda Edirne’den (1363) başlayarak Ebu Hanife’den gelen ademiyet ilkesi Türklerin Akdeniz İmparatorluğu’nun asırlar boyunca sürdürülebilir olmasını sağlamıştır. Edirne, İstanbul’un fethini hazırlamıştır. 60/40 gayrimüslim/müslim terkibi gereği ortak yaşama biçimi esas alınmıştır. Hanefi mezhebinin Ademiyet ilkesi çerçevesinde bütün insanların vazgeçilmez hakları vardır ve bu ilke Edirne’de hayat bulmuştur. Avrupa’nın 2. büyük Sinagogu, Selimiye Camii, Edirne’dedir. Ehli hanefi. Ehli Kitap. İnsanların haklarının özgürlüklerinin dokunulmazlığı Ademiyet ilkesi ilk defa Edirne’de uygulanıyor ve İstanbul’a getiriliyor. Kaynak: Edirne Valisi Günay Özdemir Asam – Avrasya Bir: 18 Şubat 2017 Medeniyetler Ortaklığı.

Geçmiş mirasın zenginliği ve tecrübesinin getirdiği özgüven, 1221 yılından buyana Akdeniz kıyılarında varolan Türklerin, küresel düşünme pratiklerini önümüzdeki yıllarda, Kıbrıs’tan başlayarak, yeniden üretmelerinin güvencesidir.

Akdeniz kıyılarındaki en uzun kıyı şeridine ve kalpgah Kıbrıs’a sahip olan Türkler, Büyük Asya’dan başlayarak geliştirdikleri Kaman (Şaman), Bilge, Abdal, Alperen, Eren, Derviş, Dede, Veli, Alimler geleneği ile biriktirdikleri fikir oluşturma ve yayma geleneğini küreselleşme çağının getirdiği teknolojik imkanları da kullanarak, Kıbrıs’ta Yesevi sofraları kurma aşamasındadırlar.