Home Blog Page 109

İlk Hedef Akdeniz

Ordular! İlk Hedefiniz Akdeniz’dir İleri!

Kaynak: https://www.facebook.com/groups/keyifatolyesi/permalink/1828674700570567/
İlk Hedef Akdeniz’dir İleri!

  • İzmir kurtarıldı
  • Hatay kurtarıldı
  • Kıbrıs kurtarıldı
  • Afrin kurtarıldı

Mediterranean Songs..Akdeniz Şarkıları

Yeni Akdeniz Haritası

Süleyman Seyfi Öğün: Akdeniz

Süleyman Seyfi Öğün: Avrupa’nın hal ve gidişatı – Yeni Şafak

https://www.yenisafak.com/…/suleymanseyfiogun/avrupanin-hal-ve-gidisati-2046026

 

Süleyman Seyfi Öğün: Mare Nostrum – Yeni Şafak

https://www.yenisafak.com/yazarlar/suleymanseyfiogun/mare-nostrum-2028347

Mare Nostrum yazısı ve tüm Süleyman Seyfi Öğün yazıları Yenisafak.com Yazarlar … Türklerin Asyaik kökleri olduğu ve bunca zamandır Akdeniz coğrafyasında …


Yine ve yeniden Akdeniz | Süleyman Seyfi Öğün

Yeni Şafak

https://www.yenisafak.com › … › Süleyman Seyfi Öğün
5 Eki 2022 — Yeni Şafak·Süleyman Seyfi Öğün – Yine ve yeniden AkdenizAkdeniz aslında dünyânın en büyük ve kritik iç denizidir. Cebel-i Târık gibi dar bir …

AKDENİZ’DE DENGELER DEĞİŞİYOR – TVNET

Facebook

https://m.facebook.com › … › TVNET › वीडियो

AKDENİZ‘DE DENGELER DEĞİŞİYOR” Prof. Dr. Süleyman Seyfi Öğün #AkılOdası’nda, “Barbaros’un torunlarıyla Andrea Doria’nın torunları bir araya gelmeli”…

Süleyman Seyfi Öğün – Yine ve yeniden Akdeniz

SoundCloud

https://soundcloud.com › yenisafak-yazarlar › suleym…
5 Eki 2022 — Akdeniz aslında dünyânın en büyük ve kritik iç denizidir. Cebel-i Târık gibi dar bir su geçidi üzerinden. Atlantik’e bağlanır.

Süleyman Seyfi Öğün: Türkler Akdeniz’in ‘üvey evlatları’ …

Diken

https://www.diken.com.tr › suleyman-seyfi-ogun
18 Nis 2016 — Bugün Akdeniz denildiğinde, insanı rehavete çağıran, her türlü dünyevî yükümlülüğünden arındırmayı vaat eden, sıcakkanlı insanların yaşadığı …

Türkiye-İsrâil arasındaki buzlar eriyor mu? | Süleyman …

Yeni Şafak

https://www.yenisafak.com › … › Süleyman Seyfi Öğün
Baltık-Girit hattını kontrol eden Atlantik, bunu İsrâil-Yunanistan ittifâkı üzerinden Doğu Akdeniz ile birleştiriyor. Bu hat, nihâyet son G-20′ …

Fransa, Doğu Akdeniz’in yeni sahibi mi? – Süleyman Seyfi Öğün

Haber 7

https://m.haber7.com › yazarlar › suleyman-seyfi-ogun
Süleyman Seyfi Öğün isimli köşe yazarının Fransa, Doğu Akdeniz‘in yeni sahibi mi? başlıklı yazısı. Haber 7.

Yeni Şafak yazarı: Türkiye ve Rusya Akdeniz’de yakınlaşmalı

soL haber

https://haber.sol.org.tr › haber › yeni-safak-yazari-turkiy…
13 Eki 2022 — Yeni Şafak yazarı Süleyman Seyfi Öğün ‘Akdeniz‘de Türkiye ve Rusya ortak bir zemin yakalamak zorunda yoksa tablo her ikisi için de …

Vatan Mehmet

X

https://mobile.twitter.com › mehmetvatan01 › status
Siyaset Bilimci Prof. Dr. Süleyman Seyfi Öğün: “Türkiye ve Rusya Akdeniz‘de yakınlaşmalı…” via @kibris_postasi https://t.co/0q5wc2kxtJ.

Akdeniz’de 600 göçmen boğulurken Titanik’e dalmak – GZT

GZT

https://www.gzt.com › Video › Video TVNET
Süleyman Seyfi Öğün, Prof. Dr. Çağrı Erhan ve Avni Özgürel’in konuk olduğu Akıl Odası’nın bu haftaki bölümünde Türkiye NATO zirvesine nasıl …
GZT · 23 Haz 2023

Avrasya ve Akdeniz… – – Süleyman Seyfi Öğün

Düzce Yerel Haber

https://www.duzceyerelhaber.com › 51372-avrasya-ve…
20 Ara 2018 — Süleyman Seyfi Öğün‘ın Avrasya ve Akdeniz… tarihli köşe yazısına bu sayfada okuyabilirsiniz.

Atlantik Üçlüsü Doğu Akdeniz’i sâdece İran’dan değil …

Diken

https://www.diken.com.tr › suleyman-seyfi-ogun-atlan…
Süleyman Seyfi Öğün: Atlantik Üçlüsü Doğu Akdeniz‘i sâdece İran’dan değil, Rusya’dan da temizlemek isteyecektir. 20/09/2018 09:32. Print Pocket X Threads …

Süleyman Seyfi Öğün – Akdeniz Barışı

SoundCloud

https://soundcloud.com › yenisafak-yazarlar › suleym…
Play Süleyman Seyfi Öğün – Akdeniz Barışı by Yeni Şafak on desktop and mobile. Play over 320 million tracks for free on SoundCloud.

Süleyman Seyfi Öğün: Coğrafyalar üzerine âfâkî bir yazı….

https://www.tyb.org.tr › suleyman-seyfi-ogun-cografy…
7 Nis 2022 — Balkanlar, Trakya ve Marmara’da devâm eder. Ege ise, tabiî dokusu cihetinden komşumuz Yunanistan’ın tıpkısının aynısıdır. Akdeniz havâlisi …

tvnet

X

https://twitter.com › tvnet › status
3 Şub 2022 — … BULGURDAN OLMAYALIM” Prof. Dr. Süleyman Seyfi Öğün: Hazar’ın batısı, Karadeniz, Ege, Balkanlar ve Doğu Akdeniz. Bizim bildiğimiz coğrafya burası
Prof. Dr. Süleyman Seyfi Öğün Üniversitemizde “Tarihsel …

ZONGULDAK BÜLENT ECEVİT ÜNİVERSİTESİ

https://w3.beun.edu.tr › haberler › prof.-dr.-suleyman…
21 Nis 2023 — … Akdeniz ticareti bütün bunların sarmalı, bütün bunların yoğurduğu bir hamur olarak nereye oturtulabilir?” gibi soruların yanıtlandığı …

Filtrelenmiş Sonuçlarla İlgili Bildirimler

Bazı sonuçlar, yerel yasalar uyarınca kaldırılmış olabilir. Daha fazla bilgi edinin
Son Dakika Süleyman Seyfi Öğün Hoca Haber Başlıkları

Sabah

https://www.sabah.com.tr › suleyman-seyfi-ogun-hoca
Toplam 1 süleyman seyfi öğün hoca haberi yer almaktadır. Güncelleme Tarihi: 21.12.2023 00:00. Ukrayna’dan Akdeniz‘e. Yükleniyor. Daha Fazla. 6698 sayılı Kişisel …
Süleyman Seyfi Öğün

Wikipedia

https://tr.wikiquote.org › wiki › Süleyman_Seyfi_Öğün
Asya’da büyüyen Rusya, bunu Akdeniz hâkimiyeti ile taçlamak niyetindeydi. Siyâsal-dinsel eksende, İstanbul’u da ele geçirerek yeni bir Roma olmak bu niyetin …

‘Diktatör’… – Süleyman Seyfi Öğün

Haber 7

https://www.haber7.com › yazarlar › 3087589-diktator
12 Nis 2021 — Bu hat, Doğu Akdeniz‘de başta Libya olmak üzere, Doğu Akdeniz ve Afrika’da Türkiye ve Rusya’nın açılım ve tutunumlarını bertaraf etmeyi …
Süleyman Seyfi Öğün – Fransa, Doğu Akdeniz’in yeni sahibi mi?

YouTube

https://m.youtube.com › watch
Fransa hayli zamandır Akdeniz‘de yırtıcı bir siyâsetle sahneye çıkmış vaziyette … Süleyman Seyfi Öğün – Fransa, Doğu Akdeniz‘in yeni sahibi mi? – 03.09.2020.
Akıl Odası Haberleri, Son Dakika Akıl …

GZT

https://www.gzt.com › Akıl Odası
Süleyman Seyfi Öğün, ‘İran Rusya’nın Suriye’yi vurmasından, Rusya da İran’ın İsrail’e mukabele etmesi… Maç krizinin ardından MOSSAD’a operasyon. TVNET; Akıl …

TVNET – Prof. Dr. Süleyman Seyfi Öğün, #AkılOdası’nda…

Facebook

https://m.facebook.com › tvnet › posts
21 Eyl 2022 — Mesela Libyadan.suriyeden.ıraktan çıksaydık. Kıprıs istediklerini verseydik. Akdenizde petrol ve doğalgaz aramasaydık. Bütün ekonomik ürünleri …

O isim aynen böyle dedi: İsrail Türkiye’nin ayağına gelecek

Yeni Akit

https://www.yeniakit.com.tr › haber › o-isim-aynen-b…
20 Oca 2022 — Dış politikada yaşananları kaleme alan Süleyman Seyfi Öğün, İsrail ve BAE ile yakınlaşmanın şifrelerini verdi. Öğün, İsrail’in Akdeniz‘deki …

Yeni Şafak yazarı: Akdeniz’de Türkiye ve Rusya ortak bir …

T24

https://t24.com.tr › Gündem
13 Eki 2022 — Yeni Şafak yazarı Süleyman Seyfi Öğün, bugünkü yazısında “Akdeniz‘de karşı saflarda duran Türkiye ve Rusya, ne yapıp ne edip ortak bir zemin …

TVNET – ◼Libya ve Akdeniz’de kim, ne yapmak istiyor? …

Facebook

https://m.facebook.com › tvnet › photos › libya-ve-ak…
2 Tem 2019 — Libya ve Akdeniz‘de kim, ne yapmak istiyor? ◼Cumhurbaşkanı Erdoğan … Süleyman Seyfi Öğün cevaplıyor. #AkılOdası bugün 21.00’da #TVNET’te …

Avrupa’nın fetreti ve Avrasya’nın yalnızlığı

Adaleti Savunanlar Derneği

https://asder.org.tr › … › Alıntı Yazarların Makaleleri
27 Oca 2023 — Son Ekledikleri: Süleyman Seyfi Öğün · Barış mümkün mü? · Dünyâ ligi ve Türkiye · Târihsel geçişler · Çin, Hindistan ve Batı: West meets East mi?
Süleyman Seyfi Öğün : Türkiye-İsrâil arasındaki buzlar …

Sesli Makale

https://m.seslimakale.com.tr › videodetay › suleyman-…
25 Eyl 2023 — … , Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin Akdeniz‘den Körfez’e, Kafkaslar’dan Asya içlerine doğru bir barış hattı kurmak için gayret göste…

Hedefimiz; “Yeni Akdeniz!”

Yeni Akdeniz neresi, biz bu soruyu kendimize sorduk mu hiç? Pasifik. İşte Kıbrıs işaret verir gibi yapar, o İpekyolu’dur. Batı bütün anlayışını mitolojiler üzerine oturtmuş. Pegasus diyor, bütün markalar mitolojik esintili. Kendi tarihimizi yazalım, etiketlemelerimizi yapalım. İpekyolu hattında Pasifik Okyanusu bizim yol hedefimizdir. Asya’nın bir ucundaki Pasifik bizim ulaşma yolumuzdur. Kıbrıs onun güvencesidir. Neden Yeni Akdeniz? Çünkü Akdeniz’de bütün o bin yıllar boyunca etkileşmelerin gerçekleştiği, limanlar arasında ticaretler yapılıyor.

Aynı ticaretler, aynı sanayiler aynı etkileşimler, iletişimler şu an Japonya’nın Osaka Limanı, Tokyo Limanı, Çin’in limanları, Tayvan’ın, Tayland’ın limanları arasında gerçekleşiyor. Orada büyük bir ekonomik dinamizm var. Eski Akdeniz, Yeni Akdeniz’de yeniden kuruluyor. O zaman Türkler olarak, Nazım Hikmet’in ifadesiyle: Dört nala gelip Uzak Asya’dan. Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan”. Uzak Asya’dan geldik. Kısrak başı, Atatürk’ün ilk hedefi olarak kastettiği odur. O kısrak başı, yani Anadolu yarımadasının Akdeniz sınırları.

O deniz sınırlarının hepsi bizde olacak diyor, onun içinde bir yama olmayacak, düşmana verilecek bir parça olmayacak.

Atatürk’ün kabul etmediği odur. Biz bunu bilelim. Yani, yurtta barış cihanda barışı konuşmayacağız biz, ilk hedefi konuşacağız. İlk hedef nedir? Atatürk’ün dahiyâne stratejik bir öngörüsüdür, bunu bileceğiz. Önümüzdeki yüzyılları kapsayan bir öngörüdür bu.

Yeni Akdeniz ve Limanları

Akdeniz’den Pasifik’e!

Dünyanın merkezi Akdeniz, Akdeniz’in merkezi ise tarihin potası olan Doğu Akdeniz’dir; Türkiye ve Kıbrıs’ın haritadaki konumu kayda değer bir noktadır. 21.Yüzyıl’ın ana hattı Yeni Akdeniz (Pasifik Okyanusu) ile Doğu Akdeniz’i birbirine bağlayan İpek Yolu bağlantısıdır. Mediterranea’nin (Akdeniz) sözlük anlamı “Dünya’nın Ortası”dır.

Sözkonusu üç Akdeniz; Akdeniz Havzası (Mediterrane), Yeni Akdeniz (Pasifik) ve İpek Yolu (Türkistan) coğrafyaları, 21. yüzyıl ile birlikte, Dünyanın Merkezi Kıbrıs” üzerinden birleşmektedirler.

“Yeni Akdeniz” Pazarları

Bir zamanlar dünya ticaretinin büyük kısmının döndüğü yer Akdeniz’di. Bütün ülkeler için o ticaret alanı dâhilinde bir faaliyette bulunmak çok önemliydi. Bu dönemin aktörleri Cenevizliler, Venedikliler ve tabii Osmanlılardı. Bugünün ise “Yeni Akdeniz”i Pasifik’in batı kıyılarında yaşanmakta.

Asya-Pasifik bölgesinde Çin merkezli bir YENİ AKDENİZ oluşmaktadır.

Akdeniz dünyası endüstriyel yenilikçi faaliyetlerin ve müteşebbis inisiyatiflerinin birleştiği bir potaydı.

‘’Akdeniz dünyası’’ sermaye akışının, ticaretin bir araya toplanmasının ve altyapı bağlantılarının ürettiği kuvvetlerin kıyı bölgelerini anakaralarından ayırdığı ve bu mekânı diğer güç yönlerine doğru yeniden yapılandırdığı, bürokratik planlamanın sıkı kontrol mekanizmasını zorlaştıran çok yüzlü bir alandır.

Akdeniz dünyası farklı medeniyet bölgeleri arasında bir bağlantıdır.

Yeni Akdeniz, artık Asya’da canlanmakta. Belli başlı limanları ise dünyadaki en büyük 10 limandan ilk dördü olan Hong Kong, Singapur, Busan ve Kaohsiung ile 6.sırada yer alan Şangay. Bu limanların üçü Çin ekonomik alanında; Hong Kong, Kaohsiung ve Şangay.

Asya-Pasifik’in onyıl içerisinde global GSMH dağılımında birinci sıraya oturacak olması, bu “Yeni Akdeniz” coğrafyasındaki sanayileri büyük bir hızla büyütmektedir.

 

 

 

“Yeni Akdeniz” Pazarları

“Yeni Akdeniz” Pazarları

Asya-Pasifik bölgesinde Çin merkezli bir YENİ AKDENİZ oluşmaktadır.

“Akdeniz dünyası” endüstriyel yenilikçi faaliyetlerin ve müteşebbislerin inisiyatifinin birleştiği bir potadır.

‘’Akdeniz dünyası’’ sermaye akışının, ticaretin biraraya toplanmasının ve altyapı bağlantılarının ürettiği kuvvetlerin kıyı bölgelerini anakaralarından ayırdığı ve bu mekanı diğer güç yönlerine doğru yeniden yapılandırdığı, bürokratik planlamanın sıkı kontrol mekanizmasını zorlaştıran çok yüzlü bir alandır.

Akdeniz dünyası farklı medeniyet bölgeleri arasında bir bağlantıdır.

Yeni Akdeniz, artık Asya’da canlanmaktadır.

Yeni Akdeniz’in bellibaşlı limanları ise dünyadaki en büyük 10 limanları teşkil etmektedir.

Asya-Pasifik’in onyıl içerisinde global GSMH dağılımında birinci sıraya oturacak olması, bu “Yeni Akdeniz” coğrafyasındaki sanayileri büyük bir hızla büyütmektedir.

Yeni Akdeniz’de yerimizi almalıyız

Turkish Time, Mayıs 2004
Levent Ağaoğlu bir ihracat profesyoneli.

1997 yılında, çalıştığı Şişe Cam firması onu Hong Kong’daki ofisine yönetici olarak atadı. Şişe Cam bünyesinde faaliyet gösteren Soda Sanayi’nin deri kimyasalları ürünleri başta olmak üzere Şişe Cam’ın tüm ürünlerinin o bölgeye satışını artırmak amacıyla gönderilen Ağaoğlu, beş yıl kaldığı Çin’de sadece kendi sektörü değil diğer sektörler ve pazar yapıları hakkında da ciddi bir izlenim edinmiş ve analizler yapmış.

Ağaoğlu’nun Uzakdoğu yılları tam da Türk iş adamlarının Uzakdoğu’yu keşfetme yıllarına denk geliyor. Böylelikle Türkiye için orada var olan potansiyelleri ve bunların nasıl değerlendirilemediğini yakından izlemiş bir profesyonel. Bölgeyi gören ve insanlarıyla temas etme fırsatı bulan birçok kişiye nazaran o, Çin’in tarihi ve kültürel yapısının Türk iş adamlarının ilişki kurması açısından bir dezavantaj değil avantaj olduğunu vurguluyor. Ağaoğlu’nun dikkat çektiği bir başka önemli nokta ise bölgenin dünya ticari hareketindeki payı. Akdeniz’in tarih boyunca devam eden ticari misyonunun bugün Uzakdoğu’da olduğuna işaret ediyor.

>>TURKISHTIME: Çin ve Türkiye iki ayrı dünya… Zorluk çekmediniz mi Çin pazarını incelerken?

>>LEVENT AĞAOĞLU: Çinliler ile biz çok uzak coğrafyalarda yaşasak da, uzak kültürlerin adamı değiliz aslında. Birçok kimse kültürel farklılıktan dolayı iş bağlantısı kurmanın çok zor olduğunu söylüyor. Ben böyle düşünmüyorum. Onlar ne kadar doğuluysa biz de o kadar doğuluyuz. Bin yıl önce ilişkimiz kopmuş, ama aslen kültürümüz ve insan ilişkilerimiz çok yakın. Her şeyden önce iki millet de gayet sıcak. Bugün günlük hayatta pek farkında olamasak da onlardan aldığımız birçok şey var. Onların da bizden aldığı bir o kadar tabii… Biz Çinlilerden çini, kayısı, portakal, çay, mandalina, makarna, ipek ve kağıdı, onlar da bizden deri, demir, şarap ve mantıyı almışlar mesela. Eski dünyanın milletleriyiz biz. O gözle bakıyorlar Türklere. Geleneklerimiz en az 2500 yıl gerilere dayanıyor. Her iki millet de tarihlerinde önemli bir süre dünya medeniyeti konumuna yükselmişler. Çinliler 8. yüzyıla kadar, Türkler de 15.-18. yüzyılları arası büyük medeniyetler oluşturmuşlar.

>>Ama bugün baktığımızda Çin çok çok ilerilerde dünya ticaretinde.

>>Bir zamanlar dünya ticaretinin büyük kısmının döndüğü yer Akdeniz’di. Bütün ülkeler için o ticaret alanı dahilinde bir faaliyette bulunmak çok önemliydi. Bu dönemin aktörleri Cenevizliler, Venedikliler ve tabii Osmanlılardı. Bugünün ise “Yeni Akdeniz”i Pasifik’in batı kıyılarında yaşanmakta.

>>Nedir bu bağlantıyı kurmanıza dayanak?

>>Akdeniz dünyası endüstriyel yenilikçi faaliyetlerin ve müteşebbis inisiyatiflerinin birleştiği bir potaydı. Bölge; sermaye akışının, ticaretin bir araya toplanmasının ve alt yapı bağlantılarının ürettiği kuvvetlerin kıyı bölgelerini ana karalarından ayırdığı ve bu mekanı diğer güç yönlerine doğru yeniden yapılandırdığı çok yüzlü bir alandı. Akdeniz dünyası aynı zamanda farklı medeniyet bölgeleri arasında bir bağlantıydı. Yeni Akdeniz, artık Asya’da canlanmakta. Belli başlı limanları ise dünyadaki en büyük 10 limandan ilk dördü olan Hong Kong, Singapur, Busan ve Kaohsiung ile 6.sırada yer alan Şangay. Bu limanların üçü Çin ekonomik alanında; Hong Kong, Kaohsiung ve Şangay.

>>Mesafenin uzak olmasından dolayı başka ülkeler karşısında Çin’e ihracatta avantajımız olmadığı söylenir.

>>Buna katılmıyorum. Çünkü Çin’in en büyük ticari partnerleri aslında Pasifik’in öbür yakasında, yani Amerika kıtasında ve onlar da hemen hemen bizim kadar uzaklar. Bizim Çin’le tarihten gelen bir ticari geçmişimiz var: İpekyolu. Bugün İpekyolu’nun canlandırılması için ciddi girişimler var. Her şeyden önce bu yol 1998’de havadan sağlanmış durumda. Çin’e direkt uçak seferleri var. Böylelikle iş adamları çok rahat bir ulaşım ortamı buluyor.

>>Bu çabalar sanki Çin’e mi daha çok yarıyor?

>>Bir potansiyel olarak Çin, Türkiye’nin gündemine geldiğinde yüzlerce, belki binlerce iş adamı ve girişimcimiz Çin’e gitti ihracat yapmak için. “1.3 milyarlık Çinli ayda bir şundan alsa tamamdır” türünden bir mantıkla giden arkadaşlarımız bir süre sonra ithalatçı olarak döndüler. Şimdi hükümetlerin yapması gereken bir şey var. Gerçek İpekyolu’nun alt yapısını tekrar hazırlamak. Şangay’dan Roterdam’a bir demiryolu projesi gündemde. Bunun gerçekleşmesi ticaret konusunda Türkiye’ye çok ciddi bir misyon yükleyecek. Anadolu toprakları yine tarihte olduğu gibi ticari lojistik önemine kavuşacak. İstanbul neden bir Hong Kong, Dubai, Singapur olmasın? Türkiye ayrıca yakın ülkeler stratejisi kapsamında yakın komşularıyla geliştirdiği türden ilişkileri uzak komşusu Çin ile de geliştirmeli.

>>Ama diğer taraftan da Çin Türkiye’nin sanayisini tehdit ediyor.

>>Bu bir “win-win” (kazan-kazan) tarzı ilişkiye çevrilebilir. Her iki ülkenin uluslararası vizyonlarını göz önünde bulundurursak geniş bir hinterlanda sahip olduklarını görüyoruz. Her iki ülke de ABD tarafından “Dünyanın Gelişen 10 Pazarı” arasında sayılıyor. Türkiye AB yolunda kararlı adımlarla yürüyen bir ülke ve Gümrük Birliği’nin de bir üyesi. Aynı zamanda Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkelerinin de katılmasıyla 41 ülkeyi bulan “Avrupa-Akdeniz Serbest Bölgesi”nin üyesi ve tam da ortasında. Çin için ise en önemli pazar AB. Diğer yandan Çinliler Orta Asya’ya ayrı bir önem veriyorlar, ama kültürel ve siyasi sorunlardan dolayı bu konuda pek başarılı bir girişimleri yok. Türkiye’nin ise dünyanın en hızlı gelişen pazarı Uzakdoğu’ya (ASEAN+Çin+Japonya+G.Kore) ihracatı çok düşük seviyelerde. Türkiye hızla üretimini artıran Çin için Avrupa ve Orta Asya’ya açılmada iyi bir stratejik partner olabilir. Aynı durum Türkiye için Uzakdoğu’da geçerli. Bu noktada Türkiye tarihten gelen misyonunu tekrar kazanabilir ve yine doğunun batıya zenginliğini taşıdığı bir bölge olabilir.

>>Ürettiği ucuz mallarla Türkiye’nin ticaret pastalarından aldığı küçük payları dahi çalan Çin’den değil, başka bir Çin’den bahsediyorsunuz sanki siz.

>>Çin son yıllara kadar belki sadece üretim gücüyle dünya piyasalarını etkiliyordu. Ama artık tüketim gücüyle de etkiliyor. Bugün Çin’in ithalatı da dünya piyasalarını ciddi etkilemeye başladı. Hem hızla büyüyen sanayisine hammadde yetiştirmek, hem de gelişen orta ve üst sınıfının ihtiyaçlarını karşılamak için ithalatını hızla artırıyor. Hem AB ülkelerinin hem de ABD’nin en büyük ticari partneri olmasına az kaldı. Çin’in demir-çelik ihtiyacının hızla artmasından dolayı dünya piyasalarında ve tabii dolayısıyla Türkiye’de de fiyatlar arttı.

>>Oraya gideceklere ne tavsiye edersiniz?

>>Bir kere Çin’e bu satılmaz, şu satılmaz diye düşünmesinler. Elimizde çok mantıklı örnekler var. Mesela mermer ve demir-çelik gibi yapı malzemeleri… Bir de bizim sattığımız deri kimyasalları var. Bunlar fırsatların değerlendirmesi sonucu olmuş hammadde satımları. Mermer ve demir-çelik mal yetiştiremiyor. Ancak demir-çelik ürünleri hariç tutulduğunda Türkiye ve Yunanistan’ın Hong Kong’a ihracatı ne yazık ki aynı değerde.

>>Son mamullerde ve tüketici mallarında herhalde aynı şeyi söyleyemeyiz.

>>Yabancı firmaların Çin pazarında doğrudan pazarlama ve satış işlemlerinde bulunmalarına bugün için izin verilmiyor. 1979’da başlayan ama 1990’larda kendini ciddi ciddi hissettiren değişim ve büyümenin çok uzağında kaldı Türkiye. Bu süreci takip edememesi Türkiye’nin çok büyük dezavantajı oldu. Bugün Çin’i bir pazar olarak görüyorsanız, mutlaka insanlarından tüketim kültürüne kadar incelemelisiniz. Bu şekilde mesela Fındık Tanıtım Grubu başarılı olmuştur. Son zamanlarda haberlerini de alıyoruz.

>>Bir avantajımız var mı pazar konusunda?

>>Pazar konusundaki belki de en büyük avantajımız birçok ülkede Türk malları hakkında haksız yere oluşmuş kötü imajın burada olmaması. Türk malı hakkında eksik bilgiye sahip olan Çin pazarı, iyi bir tanıtım ile büyük başarıların kaynağı olabilir.

>>Başka potansiyeller var mıdır ticaret dışında?

>>Bunların yanında kaçırmamamız gereken bir diğer önemli fırsat da turizm. Önümüzdeki dönemde dünyanın en fazla turist gönderen ülkesi olacak olan Çin; Mayıs 2002’den beri resmi turist destinasyonlarına Türkiye’yi de ekledi. 2008 Pekin Olimpiyatları için yapılan alt yapı yatırımları da müteahhitlik sektörümüz için önemli bir fırsattı, ama maalesef onun da iyi değerlendirilemediğini görüyoruz. Ama tabii Çin’le bu kadar ilgileniyorsanız doğal olarak olabildiğince iyi bir bilgi akışı sağlamalısınız. Bunun da kaynağı tabii ki batının araçları değil, kendi kaynaklarımız olabilir. Türkiye’de herkes, dünya trendlerinin önemli bir aktörü olan Çin’i, Çin’de olup bitenleri yakından gözlemlemeli. ?

Yeni Akdeniz’de yerimizi almalıyız
Özgür Sağmal F>Yavuz Meyveci
Turkish Time, Mayıs 2004
http://www.turkishtime.org/28/tr_40_4.asp

“Akdeniz’den Pasifik’e”: Türkiye’nin Çin İle Ticareti Ve Bölgeler Arası İşbirliği Önerisi

Levent AĞAOĞLU

 “Şarktan şimdi doğacak olan güneşe bakıyorum…Bugün, günün ağardığını nasıl görüyorsam, uzaktan bütün şark milletlerinin de uyanışlarını öyle görüyorum..Onların (Şark Milletleri’ nin) yeniden doğuşu, şüphesiz ki terakkiye ve refaha müteveccih vuku bulacaktır.” (Mustafa Kemal Atatürk, 1933)

Yirminci yüzyılın son yirmi yılı hem iki eski ve köklü dünyanın, Türk Dünyasının ve Çin Dünyasının yeniden doğuşuna hem de Türkiye ve Çin arasındaki ilişkilerin gelişmeye başlamasına tanıklık etti. İlişkileri binlerce yıl öncesine dayanan eski  dünyanın her iki üyesi hemen hemen aynı yıllarda ekonomilerinde devrim niteliğinde değişiklik yaparak dışa açılmaya başladılar. Türkler ve Çinliler farklı coğrafyalarda büyük fırsatları ellerinde tutuyorlar. Asya’nın biri batısına, diğeri doğusuna asırlarca hükmetmiş…Ticaretin damarı; İpek Yolu’nun başlangıç ve bitiş noktaları; Türkiye ve Çin…Asırlar boyu süren ikili ilişki  bugün yeniden canlanmanın yöntemini arıyor.. Her ikisi de kuvvetli imparatorluk geleneğinden gelen Türkiye ile Çin’in ekonomik kalkınma hamlelerinde işbirliği yapmaları, tarihte benzer kaderi paylaşmış bu köklü iki ulus için parlak bir gelecek vaadetmektedir.

Son Yıllardaki Gelişmeler

Son yıllarda Türk-Çin ilişkileri büyük ilerlemeler kaydetmiş;  ilk kez bir hükümet programında ”Çin Halk Cumhuriyeti ile iliskilerimizin çok yönlü olarak gelistirilmesine özen gösterilecektir.” şeklinde bir ibare yer almıştır.

26 ülkeden oluşan Asya-Pasifik bölgesinin büyüyen ekonomisinin  en dinamik gücünü Çin oluşturmaktadır. Türkiye’nin bu bölgeye olan ihracatı ise yıllardır 1 milyar dolar sınırını aşamamaktadır. Bölge ülkelerinden Japonya, Kore, Singapur ve Avustralya gibi önemli ihracatlar yaptığımız ülkelere 2001 yılında ihracatımız düşüş göstermiştir. Buna karşın, aynı yıl Çin ve Hong Kong’a ihracatımız % 75 artış kaydederek 350 milyon dolara çıkmış; Asya Pasifik’e ihracatımızın % 35’ini oluşturmuştur. Bölgede ikinci sırada en çok ihracat yaptığımız Japonya’ya ihracatımız 120 milyon dolardır. Çin’e yapılan ihracatımızın % 50’sini demir-çelik ürünleri teşkil ederken, mermer başta olmak üzere inşaat malzemeleri, deri ve ağaç ürünleri gibi kalemlerde ihracat artmıştır. ŞİŞECAM da Hong Kong’da ilk ofis açan öncü Türk şirketlerindendir(1988).  Çin’deki ikinci ofis  ise 2000 yılında Şangay’da açılmıştır. Bu sayede 1988 yılında 50.000 dolar olan Çin’e ihracatımız 2001 yılında 5 milyon dolara yaklaşmıştır. ŞİŞECAM, Çin’e TANKROM  deri kimyasalları ve PAŞABAHÇE ürünleri ihraç etmektedir.

Son on yıllık dönemde sadece 1994 yılında fazla veren dışticaretimiz bilhassa 1995’den itibaren devamlı ve artan şekilde açık vermeye başlamış, 2000 yılında rekor düzeye çıkan açık 2001 yılında azalmıştır. Çin’den (Hong Kong dahil) 2001 yılı ithalatımız 1 milyar  dolardır. Asya-Pasifik’te Japonya’nın ardından ikinci en çok ithalat yaptığımız ülke Çin’dir. Türkiye’nin ithalatında Çin 11. sıradadır. 2001 yılında Çin ile ticaret hacmimiz 1.4 milyar dolarlık değer ile yine Japonya’nın ardından  (1.5 milyar dolar) ikinci sırada yer almıştır. Çin ve Türkiye Asya’nın önde gelen iki gelişmekte olan ülkesidir. İki ülke arasındaki ekonomik ve ticari ilişkilerde gelişme potansiyeli büyüktür. Son yıllarda gösterilen ortak çabalarla ekonomik ve ticari ilişkilerde büyük bir gelişme sağlanmıştır.  Geçen yıl ticaret hacmi biraz azalmakla birlikte ticaret dengesizliği bir ölçüde düzelmiş; 2000 yılında Türkiye aleyhine  1,2 milyar dolar olan ticari açık, 2001 yılında 700 milyon dolara düşmüştür. Şu an Çin ve Türkiye’nin ikili ticaret hacmi her iki ülkenin toplam dışticaret hacminde küçük bir oranı oluşturmaktadır. Ticarete konu olan ürün çeşidi de azdır.

Türk-Çin ticaretinde önemli bir dönüm noktası 8.8.1998 (Çinliler için 8 uğurlu rakamdır) tarihinde Hong Kong-İstanbul ve ardından THY tarafından İstanbul-Pekin-Şangay uçak seferlerinin başlatılmış olmasıdır. İki ülke arasındaki mesafe uzaklığı dezavantajı, direkt uçuşlarla avantaja dönüştürülmüştür. Türk ihracatçılarının Çin ekonomik alanına yakınlaşarak hızla yönelmeleri hedefi doğrultusunda milli havayolumuzun başlattığı bu uçuşlar, Asya’nın doğu ucundaki  Çin ile aramızdaki tarihi ulaşım yolu olan İpek Yolu’nu çağımız imkanları ile yeniden tesis etmiştir. Özellikle 1998 yılından başlayarak Türk firmalarının bu ülkeye yönelik olarak ilgileri artmaya başlamış; deri sanayii, inşaat malzemeleri üreticileri, mermer ve gıda sanayii gibi sektörlerden firmalar bu ülkede ofis açmak veya temsilciler aracılığı ile pazara girme yolunda ciddi adımlar atarlarken ilk kez bir Türk bankası Çin’de bir temsilcilik ofisi açmıştır.

2002 Mayıs ayından itibaren Türkiye, Çin vatandaşları için resmi turist destinasyonu haline gelmiştir. Bu sadece Türk turizminin gelişmesine yararlı olmakla kalmayıp, aynı zamanda iki halk arasındaki, dostça temasları arttırarak yakınlaşmalarını sağlayacaktır. Dünya Turizm Örgütü raporlarına göre önümüzdeki dönemde dünyanın en fazla turist gönderen ülkeleri arasında ilk sırada yeralması beklenen Çin ile gerçekleştirilen bu anlaşma ikili ticari ilişkilerde mevcut bulunan Türkiye aleyhine durumun dengelenmesi açısından oldukça önemli bir fırsattır.

Sorunlar

Türk-Çin ekonomik ilişkilerinde başlıca sorun, iki ülke ticaretinin son yıllarda bir miktar azalmasına rağmen, Türkiye aleyhine açık vermesidir. Çin dünyanın en büyük firmaları için bile kolay ve kapıları açık bir pazar değildir. Bölgeler arası ciddi gelir ve kültür farklılıkları bulunan, tüketim alışkanlıkları ve mantalitesi tamamen farklı bir toplumdur. Çin pazarına girmek ve kalıcı olmak, uzun vadeli ve ısrarlı çalışmalar sonucu mümkün olabilmektedir.

Çin Halk Cumhuriyeti, 2000 yılı itibarı ile G.Kore’yi geçerek Asya – Pasifik ülkeleri arasında Türkiye’nin, Japonya’nın ardından ikinci en önemli ticari ortağı haline gelmiştir. Ancak,  Türkiye’nin yıllar itibarı ile Çin’e ihracatı demir-çelik ürünleri başta olmak üzere bir kaç kalemle sınırlı kalmış, Çin bu kalemlerde üretici konuma geçtikçe de ihracat rakamları giderek düşmüştür. Son yıllarda mermer başta olmak üzere inşaat malzemeleri, deri kimyasalları, deri ve ağaç ürünleri gibi kalemlerde ihracat rakamları giderek yükselmekle birlikte ihracatımız hala hedefin çok altındadır.
Türkiye ve Çin Halk Cumhuriyeti arasında ticarette karşılaşılan sorunlar arasında, iki ülkenin coğrafi uzaklığı yanında, yeniden yapılanma süreci içinde bulunan Çin ekonomisinin geçirdiği değişimlerin bir çok açıdan oldukça karmaşık bir yapı sergilemesi ve bunların Türkiye’den yeterince izlenememesi sayılabilir. Çin pazarının sahip olduğu altyapı ve müşteri niteliklerinin ve çok açık olmayabilen ve değişme sürecinde bulunan ticaret kural ve uygulamalarının Türk ihracatçıları tarafından dikkatli bir şekilde izlenmesi gerekmektedir. Bu çerçevede, özellikle Çin’e ihraç edilen Türkiye ürünlerinin çeşitlilik kazanması ve Türk ihracatçı ve yatırımcılarının Çin pazarında kalıcı olmak için bu pazarı tanımaya özel önem vermeleri yararlıdır. Yabancı firmaların Çin pazarında doğrudan pazarlama ve satış işlemlerinde bulunmalarına bugün için izin verilmemektedir.  Çinli iş adamları az miktarda sermaye ile Türkiye’de doğrudan pazarlama yapabilirlerken, Türk firmaları, Çin pazarında temsilcilik açmak ve güvenilir bir Çinli ortak bulmak gibi sorunlarla karşılaşmaktadır. Halihazırda belli başlı dünya ülkeleri, dev Çin pazarı için yoğun bir rekabet içine girmişlerdir. Çin’in başta gelen dış ticaret ortaklarının incelenmesi, coğrafi uzaklık dezavantajına sahip olan Türk firmalarının daha yoğun çaba harcamaları gerektiğini ortaya koymaktadır. Bunun gibi yapısal ekonomik sorunlar yanında idari sistemi farklılığı da iki ülkenin ticari ilişkilerine engel teşkil edebilir. Kısa vadede tüm sorunların çözülmesi beklenmemekle birlikte gümrük tarifelerinde başlayan indirimler, Çin mevzuatında DTÖ kurallarına uyum çerçevesinde yasal düzenlemelerin hızlandırılması önümüzdeki dönemde daha olumlu bir ortamın oluşacağına ilişkin işaretler olarak kabul edilmektedir. Bunların yanında Türk firmalarınca muhabir bankacılık ilişkilerindeki eksiklikler, taşımacılık sorunları, standartlar ve telif haklarında yaşanan sıkıntılar, Türk firmalarının Çin’i uzak bir pazar olarak addetmesi, pazara yönelik bilgi eksikliği gibi sorunlar da dile getirilmektedir. Ancak bugüne kadar yapılan temaslardan yüksek riskler olduğuna yönelik Türk işadamlarında bulunan önyargıların da bu pazara yönelik ciddi bir çalışma yapılmasını engellediği anlaşılmaktadır.

Öneriler

Türkiye 21.yüzyıl dünyasının merkez eksenini teşkil edecek olan  Asya-Pasifik ile bağlantıyı Çin ile işbirliği içerisinde kurmalıdır. Çin, Türkiye’nin Asya-Pasifik’deki ikinci en büyük ticari ortağıdır. Her iki ülke de bir uçtan bir uca büyüyen Asya’nın büyüyen ekonomileridir; karşılıklı yatırımlar ve ticaret arttırılmalıdır. Çin ve Türkiye’nin işbirliği, her iki ülkenin çok geniş bir bölgede tarihi ve etnik bağlardan kuvvet alan bir dil ve kültür avantajına sahip olmalarından ötürü, bu bölgelere doğru da bir genişleme etkisi gösterecektir. Bu bölgeler (etki alanları) Balkanlar, Kafkasya,  Kuzey Afrika, Ortadoğu, Türk Cumhuriyetleri ve Doğu Asya olarak sıralanabilir. Bugün Japonya ve Kore dışında bütün Doğu Asya ülkelerindeki ticaret Çinlilerin elindedir. Çin’in dışında 55 milyon Çin’li, bulunduğu ülkelerde söz sahibidir. Her iki ülkenin Avrasya ve Ortadoğu ile yakın ilişkileri vardır. Türkiye Avrasya’nın batı sınırında yeralırken, Çin de Türk Cumhuriyetlerinin doğu komşusudur. Çin, Asya-Pasifik bölgesi ile yoğun bir ticaret ilişkisi geliştirmektedir. Türkiye’nin Asya-Pasifik bölgesi ile düşük değerlerde gerçekleşen ihracatı göz önünde bulundurulduğunda iki ülke arasında bu alanda gerçekleştirilecek bir işbirliği Türkiye’yi Asya-Pasifik ile yakınlaştırabilecektir. Aynı şekilde, Türkiye’nin Avrupa ile geliştirdiği yoğun ticari ilişki Çin’i Avrupa’ya yakınlaştırılabilecektir. Çin, sadece Asya-Pasifik ve Avrupa’da değil Avrasya (Orta Asya) ve Ortadoğu’da da  işbirliği yapabileceğimiz bir ülkedir. Türkiye toplam ihracatının sadece %3’ünü Asya-Pasifik bölgesi ülkeleriyle yapar iken, Çin sözkonusu bölge ülkelerine ihracatının % 60’ını gerçekleştirmektedir. Türkiye, Avrasya’da yer alırken Asya-Pasifik de Avrasya’nın komşusudur. Türkiye, Avrupa, Avrasya ve Asya-Pasifik arasında köprü görevi görerek, Avrasya’yı Asya-Pasifik’e, Asya-Pasifik’i ise Avrupa ve Avrasya’ya taşımalıdır. Türkiye, bölgedeki işbirliği çerçevesiyle ve şimdiden alınacak tedbirlerle Bir Uçtan Bir Uca Asya’daki gelişmeyi Çin ile birlikte değerlendirmelidir. Uzun yıllardır sıcak bir dostluk ilişkisini sürdürdüğümüz Çin ile Avrupa Birliği, Avrasya ve Asya-Pasifik hattı çerçevesinde karşılıklı işbirliğini geliştirmeliyiz.

Türkiye ve Çin bölgelerinde stratejik konumda olan ülkelerdir. Her iki ülke de ABD tarafından ‘’Dünyanın Gelişen 10 Pazarı’’ kategorisinde yer almaktadır. Türkiye, halen Doğu Avrupa’daki, Balkanlar’daki, Karadeniz ve Hazar havzalarındaki ve Ortadoğu’daki en büyük ekonomidir. Ülkemiz Balkanlar, Ortadoğu, Kafkasya, Kuzey Afrika ve Avrasya’nın kesişme noktasında yer almaktadır.  Çin bölgesinde böyle bir bölgesel liderlik inisiyatifini eline geçirmiştir. Bilhassa Clinton yönetimi ile birlikte  Büyük Çin (Greater China) kavramı işlenmeye başlanmıştır.  Çinliler de 20 yıldan uzun süredir devamlı %7-8 büyüyen ekonomileri ile bunun semeresini toplamaktadırlar.  Clinton yönetimi Çin’i dünyanın 10 gelişen ekonomisi arasında başköşeye oturtmuştur. Çin ve Hindistan, 2001 yılında küresel büyümenin %44’ünü yaratmıştır. Aynı dili konuşan Tayvanlı, Hong Kong’lu, Çin Halk Cumhuriyetindeki  ve denizaşırı ülkelerdeki (ABD, İngiltere, Kanada, Tayland, Endonezya, Malezya, Filipinler, Avustralya, Yeni Zelanda) Çinliler bir network anlayışı içerisinde inanılmaz bir ekonomik dinamizm yaratıyorlar. Bunun altında yatan ise aynı dili konuşuyor olmaları, kültürlerinin aynı olması. Türkiye de çok geniş bir bölgede tarihi ve etnik bağlardan kuvvet alan benzer bir  dil ve kültür avantajına sahiptir; AB ülkelerindeki ve ABD’deki Türkler de dahil edildiğinde, yine bir network anlayışı içerisinde,  benzeri bir ekonomik dinamizm yaratılabilecektir.

Türkiye ve Çin bölgelerindeki ortak ticari alan ve serbest (gümrüksüz) ticaret  entegrasyonlarında öncü olmuşlardır. Türkiye’nin  Avrupa Birliği üyeleri, aday ülkeler, EFTA ülkeleri ve İsrail ile yani toplam 30 ülke ile ticareti bir serbest ticaret alanıdır. 2010 yılına kadar, Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da yeralan 10 ülke de bu alana entegre edilerek 41 ülkeden oluşan, 600 ila 800 milyon potansiyel tüketiciyi içeren, dünyadaki en büyük serbest ticaret alanı; Avrupa-Akdeniz  Serbest Bölgesi oluşturulacaktır.  Yine benzer bir biçimde, gelecek on yıl içinde Çin , Güneydoğu Asya ülkeleri (ASEAN), Japonya ve Kore ile birlikte, 1.7 milyar nüfus, 2 trilyon dolar GSMH ve 1.23 trilyon dolar dış ticaret hacmine sahip AFTA (ASEAN+3) serbest ticaret bölgesini oluşturma çabası içindedir. 2 milyar nüfuslu  ve hem  Güneydoğu hem de  Kuzeydoğu Asya’yı kapsayacak şekilde   Doğu Asya Birliği’ne doğru adımlar atılmaktadır.

Böylece, Türkiye, Çin’in Avrupa-Akdeniz  serbest ticaret bölgesine, Çin ise Türkiye’nin Doğu Asya serbest ticaret bölgesine açılan kapısı olabilecek; Avrupa,, Balkanlar, Kuzey Afrika, Ortadoğu, Kafkasya, Avrasya ve  Asya-Pasifik’teki işbirliği ‘’Avrupa-Türkiye-Kafkasya-Orta Asya-Çin hattı’’ hem batıdan doğuya hem de doğudan batıya her iki yönde de  geliştirilebilecektir. Bu hat üzerindeki AB, EFTA, KEİB, ECO gibi bölgesel entegrasyonlarda Türkiye’nin;  APEC, ASEAN gibi entegrasyonlarda is Çin’in katılımı vardır. Türkiye, Asya-Pasifik’teki APEC ve ASEAN ile işbirliğine hazırlanarak ticari ilişkilerini ivedilikle geliştirme yolunda ilerlemelidir.

Global GSMH’de Asya ülkelerinin payı 1950’den itibaren artış göstermeye başlamış ve 1950 yılında %19 olan oran 1992’de %33’e yükselmiştir. Bu oranın 2025 yılında %55’e çıkarak Batı ülkelerini geride bırakması beklenmektedir. Batı ülkelerinin global GSMH payının, Asya’daki hızlı kalkınma neticesinde, 2025 yılında %30 oranına gerilemesi tahmin edilmektedir. 1992 yılı itibariyle dünya nüfusunun %13’ünü teşkil eden Batı ülkelerinin global GSMH payı %45’tir.

Akdeniz  bölgesi dünyanın merkez eksenini teşkil ettiği dönemlerde Akdeniz’ in süper gücü olan ve Akdeniz  dışına çıkamayan, çıkmak istemeyen Osmanlı İmparatorluğu gelişme ekseni Akdeniz  dışına Atlantik’e kayınca çöküş sürecine girmişti. Şimdi ise gelişme ekseni tekrar yer değiştiriyor. Atlantik’ten (Avrupa’dan)  Pasifik’e (Asya) kayıyor. Bu gelişme ise Türkiye’ye büyük bir fırsat sunuyor. Pasifik kıyısındaki ülkeler arasındaki ekonomik dinamizm bir zamanlar Akdeniz  limanları arasındaki dinamizmi   çağrıştırmaktadır. “Yeni Akdeniz”, Pasifik’te yaşanmaktadır.  Bu dinamizm YENİ AKDENİZ  kavramını açığa çıkartmaktadır. Asya-Pasifik bölgesinde Çin merkezli bir YENİ AKDENİZ oluşmaktadır. Akdeniz  dünyası endüstriyel yenilikçi faaliyetlerin ve müteşebbislerin insiyatifinin birleştiği bir potadır. ‘’Akdeniz dünyası’’ sermaye akışının, ticaretin biraraya toplanmasının ve altyapı bağlantılarının  ürettiği kuvvetlerin kıyı bölgelerini anakaralarından ayırdığı ve bu mekanı diğer güç yönlerine doğru yeniden yapılandırdığı, bürokratik planlamanın sıkı kontrol mekanizmasını zorlaştıran çok yüzlü bir alandır. Akdeniz  dünyası farklı medeniyet bölgeleri arasında bir bağlantıdır. Yeni Akdeniz, artık Asya’da canlanmaktadır. Yeni Akdeniz’in bellibaşlı limanları ise dünyadaki en büyük 10 limandan ilk dördü olan Hong Kong, Singapur, Busan ve Kaohsiung ile 6.sırada yeralan Şangay’dır. Bu limanların üçü Çin Ekonomik alanındadır; Hong Kong, Kaohsiung ve Şangay. Asya-Pasifik’in birkaç onyıl içerisinde global GSMH dağılımında birinci sıraya oturacak olması, bu “Yeni Akdeniz” coğrafyasındaki sanayileri giderek büyütmektedir.  

Türkiye’ye giren Çin sermayesinin önemli bir bölümü asgari sermaye limitleri dahilinde kurulan ve sadece Çin’den ithalat yapma amacı taşıyan dış ticaret firmalarıdır. Dolayısı ile Türkiye aleyhine ticaret hacminin büyümesi dışında yabancı sermaye girişi olarak çok ciddi bir katkıları bulunmamaktadır.  Çin iş çevreleri Türkiye’ye yaptığı yatırımları büyütebilir. Çin firmaları burada beyaz eşya, tekstil gibi sektörlerde üretim yaparak AB ve bölge ülkelerine ihraç edebilirler. Türkiye’nin önemli bir özelliği, ekonomik ilişkileri açısından büyük bir potansiyel yaratmaktadır; Türkiye’nin Avrupa Birliği hedefi ve Gümrük Birliği.  Çin-Türk Ortak yatırımları bu kolaylıklardan yararlanılarak Avrupa pazarlarının rekabetine açılabilecektir. Türk firmalarının ise Çin’de daha ziyade gıda ve tekstil alanında toplam beş adet kayıtlı girişimi bulunmaktadır. Bu yatırımların toplam değeri 10 milyon dolardır. Ancak doğrudan yatırım olmamakla birlikte özellikle elektronik, gıda ve tekstil sektörlerinde pek çok Türk firması üretimlerinin bir bölümünü Çin’de gerçekleştirmektedir.  Batılıların yaptığı gibi, üretim birimlerimizi Çin’de üslendirmek suretiyle Çin’e gidebiliriz.  Özellikle tekstil, kimya ve gıdada bunu yapabiliriz.  

Son dönemde iki ülke iş dünyası daha sık bir araya gelmekte ve çeşitli toplantılar, seminerler düzenlemektedir. Bu tür etkinlikler karşı tarafın pazar koşullarını öğrenmeye, işletmeler arasındaki işbirliğini genişletmeye yönelik önemli katkılar sağlamaktadır. Bundan sonra her iki taraf da işbirliğini arttırmaya yönelik yeni kanallar açmaya, karşılıklı anlayışı güçlendirmek amacı ile bilgi akışını sağlamaya daha fazla önem vermelidir.

2000 yıl önce atalarımız dünyaca bilinen İpek Yolu ile ticari teması ve kültür alışverişini gerçekleştirmişlerdir…Yeni İpek Yolu iki ülkeyi birbirine bağlayarak Avrupa’ya kadar uzanacaktır…Topkapı Sarayı’nda korunan Çin kültürünün çeşitli önemlerine ait güzel porselen eşyalar iki halk arasında kesilmeyen dostça ilişkilerin kanıtıdır. Bundan sonra iki taraf geleneksel ürünlerin ticaretini devam ettirmekle beraber ticarete konu olan ürünlerde çeşitliliği sağlamalıdır. Türkiye’nin otomotiv sanayii, tekstil ve konfeksiyon sanayii, fındık, tütün, deri ve deri ürünleri, deri makineleri, elektrikli cihazlar, inşaat malzemeleri, telekomünikasyon ekipmanı, mücevherat, maden ürünleri, cam ev eşyası, kimyasal sanayi ürünleri (deri ve tekstil kimyasalları) dünyada ihracat üstünlüğüne sahiptir. Bu ürünlerin Çin’e pazarlanmasına özellikle öncelik verilerek ürün çeşitlendirmesine gidilmelidir. Büyük Çin Alanında  yer alan ülkelere ihracatımızın %50’sini demir-çelik ürünleri teşkil etmektedir. Demir-çelik ürünleri hariç tutulduğunda Türkiye ve Yunanistan’ın Hong Kong’a ihracatı ne yazık ki aynı değerdedir.

Çin de son yıllarda yüksek ve yeni teknolojilerde büyük gelişme sağlamıştır. Özellikle enformasyon sanayi ürünleri ve beyaz eşya sanayi dünyada büyük rekabet gücüne sahiptir. İki taraf bu yeni ürünlerin ticaretini genişletebilir. Çin, kaynakları çok zengin olan bir ülkedir. İç pazarının devasa büyüklüğü ve ucuz işçilikten dolayı ihracat esaslı bir ekonomi olmasından ötürü aynı kalem ürünlerde paradoksal biçimde hem büyük ithalatçı hem de büyük ihracatçı olabilmektedir. Çin, Asya Krizi’nden (1997) krizi fırsata çevirerek ve güçlenerek çıkmıştır. Dünya ekonomisi bir durgunluğa sürüklense dahi, iç pazarının büyüklüğü nedeniyle sürdürülebilir bir büyüme gerçekleştirmektedir. Kritik önemde diğer bir konu ise; her iki ülkenin çok geniş bir coğrafyadaki işbirliği imkanlarının, birbirlerine rakip göründükleri birçok üründe de rekabeti işbirliğine dönüştürme potansiyelidir.

Bilindiği üzere 2008 yılında düzenlenecek Olimpiyat Oyunları’na Çin’in başkenti Pekin evsahipliği yapacaktır. Bu nedenle kentin şehrin çevre ve altyapısındaki yenilenmeler için düğmeye basılmıştır. Türk inşaat ve müteahhitlik firmaları çeşitli nedenlerle bugüne kadar bu ülkede pazara girememişlerdir. Ancak 2008 olimpiyat oyunları bu açıdan hem inşaat – müteahhitlik hem de inşaat malzemeleri firmaları için önemli bir potansiyel oluşturmaktadır.
Kültür ve iş yapma mantığındaki farklılıklar, altyapı sorunları nedeni ile Çin pazarına girebilmek için firmalar Hong Kong, Tayvan, Singapur ve hatta Almanya ve İtalya’yı kullanmak, bunun getirdiği artı maliyetlere katlanmak zorunda kalmaktadırlar. Kısa vadede bu pazarlara girmek için katlanılabilecek bu maliyet, uzun vadede aracılara bağlı kalınması ve kar maksimizasyonunun mümkün olamamasına neden olmaktadır.  Avrupa’lı firmalardan ithal ettiğimiz bazı mamullerin aslında Çin’de imal edilmekte olduğu ve oldukça yüksek fiyatla ülkemize satılabildiği de bilinmektedir. Çin’in uzak oluşu, işadamlarımızın çoğunluğunun Çin’i tanımamaları, yeni bağlantıların taşıyacağı risk gibi nedenlerle  bu tür mamullerde Avrupa ile bağlantıların sürdürülmesinin yeğlendiği gözlenmektedir. Bu eğilim bazı tanıtım faaliyetleri ve işadamlarımızın aydınlatılması yoluyla değişebilecektir. İşadamlarımızın ithalatlarında daha karlı Çin pazarına yönelmelerini sağlamanın, ithalat maliyetini özelde firmalarımız , genelde ülkemiz bakımından düşürmeye katkıda bulunacağı  kuşkusuzdur.

Çin’de Türkiye ve Türk ürünlerinin tanıtımına yönelik faaliyetler  yoğunlaştırılmalıdır. Çin’de Türkiye’ye ve Türk mallarına ilişkin başka bazı ülkelerde olduğu gibi, ilk anda tüketicinin aklına gelen olumsuz bir imaj bulunmadığı, daha çok bir bilgi eksikliğinin olduğu dile getirilmektedir. Bu faktör bu ülkede yapılacak iyi hazırlanmış tanıtım ve imaj faaliyetlerinin, Türk ürünlerine ve Türkiye’ye karşı yerleşik olumsuz bir imaj bulunan ülkelerde yapılabileceklerden, çok daha fazla getiri getirmesine neden olacaktır.

Çin’e (Hong Kong dahil) ihracatımız toplam ihracatımızın  %1’i iken, AB ve ABD toplam ihracatlarının %7’sini Çin’e  gerçekleştirmektedir; bu oran Çin’e ihracatımız için bir hedef teşkil etmelidir.

‘‘Türkiye, asırlardır yakından tanıdığı Çin’i, son 40 yıldır Batı basınının gözü ve ağzıyla’’ dinleyip anlamaya çalışmış…Batı’nın 10 yıldır ticaretinde yer kapmak için çaba gösterdiği Çin’i Türkiye yeni tanıyor. Türkiye’de herkes dünya genelinde eğilimlerin önemli bir aktörü olan Çin’i, Çin’de olup bitenleri yakından gözlemlemelidir. Asya-Pasifik’in Avrupa’ya giriş kapısında yeralan Türkiye, ortaya konacak somut hedefler ve bu hedeflerin adım adım uygulamaya dönüştürülmesinin sağlayacağı dinamizm ortamı ile birlikte AB ve ABD’nin Çin’e gerçekleştirdiği ihracat performansına ulaşarak, büyüyen pazarlara kayma biçiminde özetleyebileceğimiz global trendi yakalayabilecektir.

Hong Kong, Çin’in  giriş kapısıdır.  İstanbul ise Avrasyasıyla, Asya-Pasifikiyle “Bir Uçtan Bir Uca Asya’’nın Avrupa’ya giriş kapısı olmalıdır.  Avrupa ve ABD’ siyle Batı dünyası Türkiye’yi Avrasya ülkelerine giriş kapısı olarak değerlendirmektedirler.  Coca Cola Avrasya merkezi Türkiye’dedir.  Aynı şekilde Asya-Pasifik ülkelerinin de Avrupa’ya giriş kapısı olduğumuz imajı güçlendirilmelidir.

Asya-Pasifik bölgesi ve Çin gelecek planlarımızda belirgin bir sekilde ön planda tutulmalı; Büyük Çin Ekonomik Alanını (Greater China) hedef alan bir pazar stratejisi belirlenerek çalışmalar bu yönde geliştirilmelidir.

Temsilcilik ofisleri teşvik edilmelidir.  İtalya’nın Çin’de 200’ü aşkın temsilcilik ofisi vardır. KOBİ’ ler için ortak üretimden ortaklığa kadar işlere büyük imkanlar vardır; birleşerek Çin’de temsilcilik açabilirler.

Sonuç; “Şarktan Doğan Güneş”

Sonuç olarak, Büyük Atatürk’ün gösterdiği doğrultuda terakkiye ve refaha müteveccih vuku bulacak olan Şark Milletleri’nin yeniden doğuşuna, Çin ile birlikte  “Akdeniz ’den Pasifik’e” kadar ortak olarak  stratejik ticaret ortaklıklarını geliştirmeli ve ticaret artışlarını hedeflemeliyiz. İki tarafın ortak çabalarıyla yeni yüzyılda Türk-Çin ekonomik ve ticari işbirliğinin muhakkak, daha parlak bir geleceği olacaktır. Bundan sonra  Türkiye ve Çin dostluğu daha ileriye götürülmeli, ekonomik ve ticari işbirliği daha üst noktalara taşınmalıdır. Böylece,  Avrupa-Akdeniz  serbest ticaret bölgesindeki ve ‘’Yeni Akdeniz   ’’deki fırsatlar birlikte  değerlendirilebilecektir.

Hedef ; ‘’Bir Uçtan Bir Uca Asya’’ olgusunun Türk ve Çin uluslarının ‘’Akdeniz ‘den Pasifik’e’’  artan dostluk ve işbirliği olmalıdır.

Tablo: Dünyadaki 10 Büyük Liman (2000)

Harita:Asya Ekonomik Koridoru-Yeni Akdeniz

By Bilge Tonyukuk Enstitüsü zaman: Ağustos 06, 2016

Türk Düşünce Tarihi -5: Tefekkür Medeniyetimizin Devletleri, Coğrafyaları ve Mütefekkirleri

 

İÇİNDEKİLER

 
ÖZET

GİRİŞ
  1. Anayurt ve İlk Genişleme
  2. Türk Devletleri Kronolojisi
  3. Türk Devletleri ve Denizler
  4. Türk Devletleri’nin Egemenlik sağladığı Ülkeler
  5. Emperyal Vizyon
TÜRK DEVLETLERİ
  1. Çu Devleti ve Çin Hanedanları
  2. Hunlar/Büyük Hun İmparatorluğu
  3. Batı Hun İmparatorluğu
  4. Avrupa Hun İmparatorluğu
  5. Ak Hun İmparatorluğu
  6. Göktürk Kağanlığı
  7. Avar Kağanlığı
  8. Hazar Kağanlığı
  9. Uygur Kağanlığı
  10. Karahanlı Devleti
  11. Gazne Devleti
  12. Büyük Selçuklu Devleti
  13. Anadolu Selçuklu Devleti
  14. Harezmşahlar Devleti
  15. Altın Orda Devleti
  16. MEMLUK Sultanlığı
  17. Timur İmparatorluğu
  18. Safevî Devleti
  19. Babür İmparatorluğu
  20. Osmanlı İmparatorluğu
TÜRK DEVLET FELSEFESİ
  1. Türk Devletlerinde Mütefekkirler
  2. TÜRK DEVLET FELSEFESİ
  3. TEMEL KAVRAMLAR
Kaynakçalar
Kaynaklar

ÖZET:  “3000 yılda 20 Devlet kurduk”

Devlet kavramı, tefekkür ile birebir ilgilidir.
 
Tefekkür neticesinde kuruluyor devletler.
 
En uzun süreli devletler olan Hun İmparatorluğu ve Osmanlı İmparatorluğu olguları; başlangıç ve bitiş tefekkürlerinin sağlam olduğunu, kalıcı olduğunu göstermektedir.
Tefekkür Medeniyetimizin ayırdedici vasfı Devlet kurma kabiliyeti ve teşkilatlandırma maharetidir. 

3000 yılda kurulan Devlet sayısı 20’dir.
  • MÖ 1100 – 0: 3 Devlet
  • MS 0- 500 : 2 Devlet
  • MS 500  – 1000: 6 Devlet
  • MS 1000 – 1500: 7 Devlet
  • MS 1500-2000: 2 Devlet
İlk devlet Çin topraklarında MÖ 1000’li yıllarda hayat bulan Çu Devletidir. 
 
Türkler 3000 yılda 20 Devlet kurmuşlar, 75 ülkede egemenlik tesis etmişlerdir. Bu devletlerin 2 si hariç diğer 18 tanesi denizlere kıyısı olan devletlerdir.
 
En fazla ülkede hakimiyet sağlayan Devletimiz ise; Devlet-i Ali olarak adlandırılan Osmanlı İmparatorluğudur.
 
En uzun süreli devletler sırasıyla: 
  • Osmanlı İmparatorluğu, Osman Gazi,1299-1922:             623 yıl
  • Büyük Hun İmparatorluğu Teoman, MÖ 220- MS 216 :  436 yıl
  • Karahanlı Devleti, Bilge Kül Kadir Han, 840-1212:          372 yıl
  • Hazar Kağanlığı , Böri Şad, 651-983 :                                 332 yıl
  • Babür İmparatorluğu, Babür, 1526-1858:                          332 yıl

şeklinde gerçekleşmiştir.


Kurulan 20 Devlet arasında en uzun süreli olan ilk 2 Devlet ise; ilk kurulan HUN İMPARATORLUĞU ile son kurulan OSMANLI İMPARATORLUĞU olmuştur.

Türk Devletleri’nin Egemenlik sağladığı Ülkeler sıralamasında ise;

  • 10’ar Devlet ile Özbekistan, Rusya ve Türkmenistan
  • 9’ar Devlet ile Afganistan, Çin
  • 8’er Devlet ile Kazakistan, Tacikistan
  • 7’er Devlet ile Gürcistan, İran, Pakistan

ilk 10 ülke arasında yeralmıştır.

Kurulan 20 Devletin 17 adedi Asya’da, 2 adedi Avrupa’da (Avrupa Hun, Osmanlı İmp), 1 adedi ise Afrika’da (Memluklar) merkezlenmiştir. Ağırlık merkezi Asya’dır.

En çok egemenliğin sağlandığı ülkeler Asya (ÖnAsya-Avrasya-Türkistan-Doğu Asya) coğrafyalarında sıralanmıştır. Avrupa ve Afrika coğrafyalarında ise egemenlik 1 veya 2 Devlet ile sağlanmıştır.

Toplam 11 denizin kıyılarında egemenlik sağlanırken, en çok sayıdaki devletler Hazar, Karadeniz, Umman Denizi ve Basra kıyılarında kurulmuştur. 

Menşedeki 1600 yılda (MÖ 1100- MS 500) devletlerimizin çatısı Çin’de çatılırken, MS 750 yılındaki Talas Savaşı ile Çin’in Ortadoğu’ya inişinin önü kesilmiş ve Türkler Maveraünnehir, Horasan, İran ve ardından Ortadoğu coğrafyasına (Irak, Suriye) yerleşerek bölgede devletler kurmuşlar, Hanedanları ele geçirmişlerdir.

1071 yılında Anadolu fethedildikten sonra, 300 yıllık mayalanma döneminin ardından  bu sefer de Rumeli fetihlerine çıkılmış ve 600 yıllık Rumeli İmparatorluğunun önü açılmıştır.

Sarı Nehir boylarında temelleri çatılan Çu Devleti, Mavi Tuna boylarında Devlet-i Ali olarak kendini devam ettirmiştir.

Günümüzde Asya’ya ilişkin tarihi referanslarımız Moğolistan’daki Orhun Yazıtları ve Bilge Kağan ile başlatılmakta, MS 700 lü yıllara tarihlenen Göktürklerin devlet oluşumlarının öncesine uzanılmamaktadır.

Halbuki, Türk devlet oluşumlarının hayat bulduğu coğrafya Çin topraklarındaki Kansu ve Shensi eyaletlerinin yeraldığı topraklarda MÖ 3000 li yıllardan başlayan ve MÖ 1000’li yıllarda Çu Devletinin kuruluşuna giden süreçlerdir.  

MÖ 200’lerin başında Oğuz Kağan tarafından kurulan, efsaneleştirilen ilk Cihan Devletimiz olan Hun Devleti’nin misyonu ise tarihte yerini alan tüm Türk Devletlerinin vazgeçilmez misyonu olmuştur:



                          Daha deniz, daha müren (ırmaklar) 
                          Güneş bayrak olsun, gök kurikan (çadır) !

                                       ATAM Oğuz Kağan

 

 

 

 

 

 

 

 

Türkler; Çin’e karşı Araplarla ve İran’a karşı Kürtlerle ittifak yaparak hasımlarını saf dışı ettiler.

İslamiyet ve Hilafet Türkleri geniş coğrafyalara ulaştırmıştı.

Çöküşten İslamiyeti ve Hilafeti sorumlu tutan kasıtlı düşünce neticesinde önce Araplarla savaşıldı ve İmparatorluk battı.

Ardından Cumhuriyet kurulduktan sonra Kürtler üzerinden bu sefer yeni kurulan Cumhuriyet hedef alındı.

Hasımlarımızın ana hedefi Türklerin Arap ve Kürtlerle yeniden ittifakını önleme üzerine kuruludur.

Türkler hasımları Çin’i safdışı bırakarak Ortadoğu’ya inmelerine engel olmuştu.

Aynı şekilde İran’ı safdışı bırakarak Türkler Ortadoğu’daki konumlarını sağlamlaştırdılar.

Türkleri Ortadoğu’dan uzak tutmak isteyen güçler, Suriye Mısır ve Irak üzerinden  bu ittifakları düşmanlığa dönüştürme stratejisi uyguluyorlar..

 

MEDENİYET MİSYONU

  • Medeni:
  • Müteşebbis: Teşebbüs
  • Mütefekkir : Tefekkür/Fikir
  • Mimar        : Mamur eden

HAKİMİYET/HEGEMONİ MİSYONU

  • Mühendis   : Hesap/Hendese
  • Memur       : Muamele
  • Mason        :
  • Münevver   : Aydın/Entellektüel

1920’li yıllardan itibaren Ortadoğu’nun parçalanması sürecinde Üst Akıl, 19.yüzyılda Osmanlı kadroları arasında devşirdiği Memur, Mühendisler, Münevverler ve Masonlar tarafından bölgede devletler kurdurmuştur.

21.yüzyılın başlangıcı ile birlikte Medeniyet Misyonu olan devletlere, müteşebbis ve mütefekkirler yoluyla dönüşümün sancıları bölgede yaşanmaya başlanmıştır.

TEFEKKÜR, DEVLET:

Göktürkler zamanında Tonyukuk ile Çinlileşmeyi, Selçuklular zamanında NizamülMülk ile Acemleşmeyi önleyen tefekkürümüz, Osmanlılar zamanında zayıflayınca, Avrupalılaşmaya çare/çözüm olarak sarılınca, Devlet yokolmuştur.

Tabgaç Türklerinin Çin’de yaşadığı hayranlıkla Çinlileşmelerinin neticesinde asimile olup yokolmaları sürecini Avrupalılaşan Türkler de elan yaşamaktadırlar. Osmanlı bir Tonyukuk, bir Nizamülmülk çıkaramamıştır.

Bilge Kağan Türkleri Budistleştirmek istemiş Tonyukuk buna mani olmuştur. Çinlileşmeyen Türkler Batı’ya doğru göç etmişlerdir.
İran’da ise Türkler Şiileşmişler ve bugün İran’da 40 milyon Şii Türk yaşamaktadır.

Avrupa ile temas neticesinde İmparatorluklarını kaybeden Türkler de medeniyetlerine yabancılaşarak Avrupalılaşmışlardır.

Bu çalışma neticesinde;

  • Zaman telaffuz edilmiyordu; zaman netleşti: 3000 yıl
  • Kurduğumuz Devlet sayısının 16 değil 20 olduğu tespit edilmiştir.
  • 75 ülkede hakimiyet sağladığımız ortaya çıkmıştır.
  • 11 Denizde hakimiyet sağladığımızı ortaya çıkmıştır.
  • Hakimiyet coğrafyalarımız detaylanmıştır.
  • En uzun süreli devletlerin ilk kurulan ve son kurulan devlet olduğu görülmüştür.
  • Çu, Safevi, Memluk, Anadolu Selçuklu devletleri ilave edilmiştir.

GİRİŞ


1. Anayurt ve İlk Genişleme

 

Hunlar (MÖ 3 – MS 6.yy)
Göktürkler (MS 6 – MS 8.yy)
Oğuzlar (MS 10.yy)
Büyük Selçuklular (MS 11-12.yy)

HUNLAR, iki okyanus (Pasifik- Atlas) arasında 1000 yıla yakın mekik dokudular. İS 216’da Aral ve Balkaş’ın kuzeyindeki bozkırlara göç eden Hunlar, 4.yüzyılda Avrupa’ya ilerledi. Bozkırları yol ettiler, Roma İmparatorluğu’nu da dize getirdi, İdil boyundan Attila’nın Hunları. Çin’in içlerinde Asya Hun İmparatorluğu’nu, Maveraünnehir, Afganistan, Hindistan’da Akhun İmparatorluğu’nu, Hazar’ın, Karadeniz’in kuzeyinde, Avrupa içlerinde Avrupa Hun İmparatorluğunu kurdular. 

Oğuz Kağan’la başlayan efsanevi liderlerin misyonları ve devletleri Attila ile devam etti.

GÖKTÜRKLER’in İmparatorluğunu besleyen en önemli kaynak Oğuzlar’dı. Kül Tegin ve ağabeyi Bilge Kağan zamanında görkemli bir medeniyet gelişti. Altaylardan Ötükenden Aral Gölüne, Sarı Nehire Mançuryaya kadar genişlediler. Yıkılmalarının akabinde Talas Savaşı (751) ile Çinlilerin Ortadoğu’ya inişlerinin önüne geçtiler.

OĞUZLAR, 10.yy ile birlikte anayurt bölgesinden Seyhun nehri civarına ve kuzeyindeki bozkırlara yerleştiler. Batı’da Hazar Denizi’ne dayandılar.

BÜYÜK SELÇUKLULAR, sadece Oğuz Türklerinin tarihinde değil, dünya tarihinde de, Selçuklu Devleti’nin kuruluşu bir dönüm noktasıydı. Bu devletin kurulması ile İslam’ın siyasi egemenliği Oğuzlar’ın eline geçmiş, Bizans’ın Ortadoğu’ya din vahalarına yayılması durdurulduğu gibi, Anadolu ve ona komşu bölgeler bir Türk yurdu haline gelmişti.
Asya, Avrupa, Afrika; Yollar, Denizler, Okyanuslar, Deryalar…
 

Simbiosis – Birlikte Yaşama

Göktürk – Tang Hanedanı (Çin/Doğu Asya)
Selçuklu – Abbasi Hanedanı (Ortadoğu/Ön Asya)
Osmanlı – Bizans Hanedanları (Anadolu/Küçük Asya) 

Türkler, Asya’nın doğusunda Çinlilerle başlattıkları birlikte yaşama pratiğini, Arap ve Acemlerle birlikte yaşayarak Ön Asya’ya, Bizans Hanedanları ile de birlikte Küçük Asya’ya taşıdılar.

Göktürkler, Tang Hanedanı ordularında askerlik yaparak, Çinlilerin Orta Asya’ya nüfuz etmelerine neden oldular. Çinliler, ince taktiklerle Türklerin birleşmelerine mani oldular, bölüp yönettiler. Neticede, bozkır coğrafyaları da Çinlileşti, Türkler, Çin içlerinde asimile oldular (Tabgaçlar).

751 yılındaki Talas Savaşında ise, geçmiş tecrübelerine dayanarak, Çinlilerin tekliflerine kanmadılar ve Arap orduları ile birlikte savaşarak Çinlileri mağlup ettiler, Orta Doğu’ya inmelerine mani oldular.  

Aynı hataya tekrar düşmeyen atalar, bu sefer İran ve ardından Anadolu, Rumeli coğrafyalarında hakimiyet sağladılar, Abbasi ve Bizans hanedanlarını ele geçirdiler. Tarih tekerrür etmemiş, hatalardan ders alınmıştı. Çinlileşen Türkistan coğrafyasına karşın İran ve Anadolu coğrafyası Türkleştirildi.

 

2. Türk Devletleri Kronolojisi

1000’erli Yıllar:
  • İlk 1000 yılda 3 Devlet
  • 2. Bin yılda 8 Devlet
  • 3.Bin Yılda 9 Devlet
kurulmuştur..
500’erli Yıllar:
MÖ 1100 – 0
  1. Çu Devleti MÖ 1116-250
  2. Büyük Hun İmparatorluğu Teoman MÖ 220- MS 216 : 436 yıl
  3. Batı Hun İmparatorluğu Pi MÖ 48-MS 216: 264  yıl
MS 0- 500
  1. Avrupa Hun İmparatorluğu Balamir  375-469 : 94 yıl
  2. Ak Hun İmparatorluğu Aksuvar   420-552: 132 yıl
MS 500  – 1000
  1. Göktürk Kağanlığı Bumin Kağan 552-745: 193 yıl
  2. Avar Kağanlığı I. Bayan 565-835: 270 yıl
  3. Hazar Kağanlığı Böri Şad 651-983 : 332 yıl
  4. Uygur Kağanlığı   Kutluk Bilge Kül Kağan 742 – 840 : 98 yıl
  5. Karahanlı Devleti Bilge Kül Kadir Han 840-1212: 372 yıl
  6. Gazne Devleti Alp Tigin 962-1183: 220 yıl
MS 1000 – 1500
  1. Büyük Selçuklu Devleti Tuğrul 1040-1157: 117 yıl
  2. Anadolu Selçuklu Devleti, 1075 – 1308: 233 yıl
  3. Harezmşahlar Devleti Kutbeddin Muhammed/1097-1231: 134 yıl
  4. Altın Orda Devleti Batu Han 1236-1502: 266 yıl
  5. Memluk Sultanlığı, 1250-1517: 267 yıl
  6. Timur İmparatorluğu Timur 1368-1501: 133 yıl
  7. Safevi Devleti; 1501 – 1736: 235 yıl
MS 1500-2000
  1. Babür İmparatorluğu Babür 1526-1858: 332 yıl
  2. Osmanlı İmparatorluğu Osman Gazi 1299-1922: 623 yıl

 

Devletler Coğrafyası

  • Karasal (landlocked) olanlar: Batı Hun İmparatorluğu, Karahanlı Devleti
  • Denizler (Sarı Deniz, Hazar, Baltık/Kuzey Denizi, Karadeniz, Kızıldeniz, Basra, Umman Denizi, Adriyatik, Akdeniz, Pasifik Okyanusu, Hint Okyanusu)
  • Boğazlar’da yeralanlar: İstanbul Boğazı, Çanakkale, Süveyş Kanalı
  • Nehirlere yaslananlar ( Tuna, Nil, Fırat, Dicle, İdil, Dinyeper, Dinyester, Don, Yenisey, Sarı Nehir, Wei)
GEÇMİŞ MİRAS
  • Genetik Miras: Türklerin kurucusu olduğu 3000 yılda 20 Devlet
  • Bölgesel Miras: Akdeniz (OrtaDoğu) bölgesinde 5000 yılda kurulan 16 İmparatorluk/Devlet

Toplam: 34 Devlet

KUZEYDEN GİRİŞLER
  • Çin’e (Hun/Oğuz), Oğuz Kağan
  • Avrupa’ya (Hun/Oğuz), Attila
  • İran’a (Oğuz/Selçuklu)
  • Hindistan’a (Akhun)
UÇLAR
  • Çin; Kansu, Şensi; Kuzey Batı
  • İran: Horasan, Kuzey Doğu
  • Avrupa: Balkanlar, Güney Doğu
  • Türkiye: Malazgirt, Doğu

3. Türk Devletleri ve Denizler Hakimiyet Sağlanan Denizler

Deniz Devlet Sayısı 

  1. Hazar………………. 12
  2. Karadeniz………….. 7
  3. Umman Denizi……. 7
  4. Basra………………. 6
  5. Akdeniz……………  3
  6. Kızıldeniz……………3
  7. Pasifik Okyanusu..   2
  8. Sarı Deniz…………..2
  9. Adriyatik…………..  1
  10. Atlas Okyanusu…….1
  11. Hint Okyanusu……..1

Toplam 11 denizde hakimiyet sağlanmıştır.

En çok hakimiyetler sırasıyla;

  • Hazar; 12 devlet
  • Karadeniz; 7 devlet
  • Umman Denizi; 7 devlet
  • Basra; 6 devlet

denizlerinde tesis edilmiştir.

Sarı Deniz’i kıyılayan Çu Devletindan başlayarak, Hazar’a oradan da Baltık kıyılarındaki Avrupa Hun İmparatorluğu’na ve Hint Okyanusu’na uzanan Akhun’lara kadar kurulan devletlerle 10’u aşkın deniz kenarlarında (Sarı Deniz- Baltık – Hint Okyanusu üçgeni) hakimiyet sağlayan Türkler, Selçuk ve Osmanlı İmparatorluğu ile Beş Deniz Bölgesi’ni (Hazar, Karadeniz, Akdeniz, Kızıldeniz, Basra) kontrolleri altına almışlardır.


Denizlerde Hakimiyet Sağlayan Devletler

Devlet                                                                                   Deniz Sayısı

  1. Çu Devleti MÖ 1116-250: 866 yıl………………………………………. 1
  2. Büyük Hun İmparatorluğu Teoman MÖ 220- MS 216 : 436 yıl……. 2
  3. Batı Hun İmparatorluğu Pi MÖ 48-MS 216: 264  yıl…………
  4. Avrupa Hun İmparatorluğu Balamir  375-469 : 94 yıl………………. 3
  5. Ak Hun İmparatorluğu Aksuvar   420-552: 132 yıl………………….. 2
  6. Göktürk Kağanlığı Bumin Kağan 552-745: 193 yıl………….. ……… 1
  7. Avar Kağanlığı I. Bayan 565-835: 270 yıl……………………………… 2
  8. Hazar Kağanlığı Böri Şad 651-983 : 332 yıl…………………………… 2
  9. Uygur Kağanlığı   Kutluk Bilge Kül Kağan 742 – 840 : 98 yıl……….. 1
  10. Karahanlı Devleti Bilge Kül Kadir Han 840-1212: 372 yıl…………..
  11. Gazne Devleti Alp Tigin 962-1183: 220 yıl……………………………. 3
  12. Büyük Selçuklu Devleti Tuğrul 1040-1157: 117 yıl………………….. 6
  13. Anadolu Selçuklu Devleti: 1075 – 1308: 233 yıl……………………..  1
  14. Harezmşahlar Devleti Kutbeddin Muhammed/1097-1231:134 yıl..  3
  15. Altın Orda Devleti Batu Han 1236-1502: 266 yıl…………………….  2
  16. Memluk Sultanlığı, 1250-1517: 267 yıl………………………………..  2
  17. Timur İmparatorluğu Timur 1368-1501: 133 yıl…………………….  4
  18. Safevi Devleti   1501 – 1736: 235 yıl………………………………….  3
  19. Babür İmparatorluğu Babür 1526-1858: 332 yıl…………………….  1
  20. Osmanlı İmparatorluğu Osman Gazi 1299-1922: 623 yıl…………..  6

Denizlerdeki Devletler:

  • Sarı Deniz: Çu Devleti, Büyük Hun İmparatorluğu
  • Hazar Denizi: Büyük Hun, Batı Hun, Avrupa Hun, AkHun,  Göktürk Kağanlığı, Hazar Kağanlığı, Gazne Devleti, Büyük Selçuklu Devleti, Harezmşahlar Devleti, Altın Orda Devleti, Timur İmparatorluğu, Safevi Devleti, Osmanlı İmparatorluğu
  • Baltık/Kuzey Buz Denizi: Avrupa Hun İmp
  • Atlas Okyanusu: Avrupa Hun İmp
  • Karadeniz: Avrupa Hun, Hazar Kağanlığı, Büyük Selçuklu, Anadolu Selçuklu, Altın Orda İmp, Timur İmp, Osmanlı İmp
  • Kızıldeniz: Büyük Selçuklu, Osmanlı İmp
  • Basra: Gazne Devleti, Büyük Selçuklu Devleti, Harezmşahlar Devleti, Timur İmp, Safevi Devleti, Osmanlı İmp
  • Hint Okyanusu: Akhun İmp, Gazne Devleti, Büyük Selçuklu Devlet, Harezmşahlar Devleti, Timur İmp, Safevi Devleti, Babür İmp
  • Adriyatik: Osmanlı İmp
  • Akdeniz: Büyük Selçuklu İmp, Osmanlı İmp
  • Pasifik Okyanusu: Göktürk Kağanlığı, Uygur Kağanlığı

En çok deniz hakimiyeti sağlayan devletler;

  • Osmanlı Devleti
  • Büyük Selçuklu Devleti
  • Timur İmparatorluğu

şeklinde sıralanmıştır.

DENİZLER ÜÇGENİ

  • Akdeniz Havzası: 16 Devlet
  • Hazar Havzası: 11 Devlet
  • Karadeniz Havzası: 5 Devlet
  • Karasal: 2 Devlet (Uygur Kağanlığı, Karahanlılar)

Toplam: 34 Devlet

4. Türk Devletleri’nin Egemenlik sağladığı Ülkeler

Türk Devletleri’nin Egemenlik sağladığı Ülkeler (Ülke/Devlet Sayısı)’in Sıralanmış Listesi: Ülkelerde kaç Türk Devleti egemenlik sağladı?

  1. Özbekistan  10
  2. Rusya: BM5  10
  3. Türkmenistan 10
  4. Afganistan 9
  5. Çin: BM5 9
  6. Kazakistan 8
  7. Tacikistan 8
  8. Gürcistan 7
  9. İran 7
  10. Pakistan 7
  11. Azerbaycan 6
  12. Kırgızistan 7
  13. Ermenistan 5
  14. Hindistan 5
  15. Suriye 5
  16. Ukrayna 4
  17. Irak 4
  18. Türkiye 4
  19. Moğolistan 4
  20. Macaristan 3
  21. Romanya 3
  22. Sırbistan 3
  23. Slovakya 3
  24. Lübnan 3
  25. İsrail 3
  26. Ürdün 3
  27. Kuveyt 2
  28. Oman 2
  29. Hırvatistan 2
  30. Moldova 2
  31. Filistin 2
  32. Mısır 2
  33. Suudi Arabistan 2
  34. Libya 2
  35. Bengaldeş 1
  36. Nepal 1
  37. Butan 1
  38. BAE 1
  39. Bahreyn 1
  40. Güney Kıbrıs 1
  41. Katar 1
  42. KKTC 1
  43. Yemen 1
  44. Cezayir 1
  45. Cibuti 1
  46. Çad 1
  47. Eritre 1
  48. Etopya 1
  49. Fas 1
  50. Güney Sudan 1
  51. Kenya 1
  52. Nijer 1
  53. Somali 1
  54. Sudan 1
  55. Tunus 1
  56. Uganda 1
  57. Almanya 1
  58. Arnavutluk  1
  59. Avusturya 1
  60. Belarus 1
  61. Bosna-Hersek  1
  62. Bulgaristan  1
  63. Çek 1
  64. Danimarka 1
  65. Estonya  1
  66. İsviçre 1
  67. Karadağ   1
  68. Kosova  1
  69. Letonya 1
  70. Litvanya 1
  71. Makedonya  1
  72. Polonya 1
  73. Slovenya 1
  74. Ukrayna  1
  75. Yunanistan   1

Türk Devletleri kaç ülkede egemenlik sağladı?

  1. Çu Devleti:1
  2. Büyük Hun İmparatorluğu:10
  3. Batı Hun İmparatorluğu: 3
  4. Avrupa Hun İmparatorluğu:16
  5. Ak Hun İmparatorluğu:9
  6. Göktürk Kağanlığı:8
  7. Avar Kağanlığı: 6
  8. Hazar Kağanlığı: 7
  9. Uygur Kağanlığı: 3
  10. Karahanlı Devleti: 8
  11. Gazne Devleti: 7
  12. Büyük Selçuklu Devleti : 19
  13. Anadolu Selçuklu Devleti: 1
  14. Harezmşahlar Devleti: 10
  15. Altın Orda Devleti: 6
  16. Memluk Sultanlığı: 8
  17. Timur İmparatorluğu: 16
  18. Safevi Devleti :  12
  19. Babür İmparatorluğu: 8
  20. Osmanlı İmparatorluğu : 52

Sıralama: 

  • Osmanlı İmparatorluğu: 52
  • Büyük Selçuklu Devleti:   19
  • Avrupa Hun İmparatorluğu:  16
  • Timur İmparatorluğu:  16
  • Safevi Devleti  12
  • Büyük Hun İmparatorluğu  10
  • Harezmşahlar Devleti  10
  • Ak Hun İmparatorluğu  9
  • Karahanlı Devleti  8
  • Memluk Sultanlığı 8
  • Babür İmparatorluğu                 8
  • Hazar Kağanlığı             7
  • Gazne Devleti   7
  • Avar Kağanlığı  6
  • Altın Orda Devleti  6
  • Göktürk Kağanlığı    4
  • Uygur Kağanlığı        3
  • Batı Hun İmparatorluğu   3
  • Çu Devleti  1
  • Anadolu Selçuklu Devleti  1

Türk Devletlerinin Egemenlik Sağladığı Ülkelerin Kıtasal Dağılımı:

  • Avrupa’da 26 ülkede
  • Asya’da 19 ülkede
  • Ortadoğu’da 16 ülkede
  • Afrika’da 14 ülkede

Toplam 75 ülkede egemenlik sağlanmıştır.

5. Emperyal Vizyon:

Çin’de, Hind’de, Rusya’da, Avrupa’da, Afrika’da, İran, Irak’da kurduğumuz tüm devletlerin hepsinin emperyal OĞUZ KAĞAN vizyonu vardı.

OĞUZ ATA’dan gelen Emperyal Vizyon, Osmanlı’nın yıkılışı ile terkedilmiştir.

  • 2023 vizyonu: 100 yıl
  • 2053 vizyonu: 600 yıl
  • 2071 vizyonu 1000 yıl

Vizyonları hep Türkiye coğrafyası kökenlidir.

1071’den önceki coğrafyalarımızın da esas alınarak 100-600-1000 yıllık vizyonların, ilk Türk Devleti’nin kuruluşu olan OĞUZ KAĞAN’a, ilk ATAMIZ’a genişletilerek, geçmişten gelen 2000’erli yılları kapsayan vizyonlara ulaşılarak, 2021 yılında MÖ 209 tarihli ilk Devletimizin  2230.yılı kutlanmalıdır.

Bu kutlamalara hazırlık olarak; 24 Oğuz Boyunu ve Oğuz Kağan’ın 6 oğlunun temsilen MEDENİYETİMİZ 2230 yapısı inşa edilerek, tüm devlet ve coğrafyalar bu yapıda temsil edilmelidir.

Geçmişteki 2200 yılı aşan misyon/vizyon ile ülkemiz yurttaşlarının özgüvenleri artacaktır.

Bilinmeyenler

  1. ÇİN’deki Türklük ve Müslümanlık (Ordos, Kansu, Shensi, Ningxia) (Xia, Shang, Çu-Chou hanedan devletleri) (Xian kurganları) (Sarı Nehir-Huang Ho, Wei nehri)
  2. HİND’deki Türklük ve Müslümanlık (Kuşhan, Akhun, Babür devletleri; Agra, Yeni Delhi şehirleri; Yamuna nehri)
  3. HUN İmparatorlukları ( Büyük Hun, Batı Hun, Avrupa Hun, Akhun)
  4. MİSYONUMUZ: 2200 yıldır Devletler kuran bir medeniyet, halen Devletinin 100. Yılı’nın kutlanmasını mı bekler? 10.Yıl Marşı ne demek? Misyonu olmayanın Vizyonu olur mu?
  5. HAN’lar (Çinliler) Konfüçyus’da birleştikleri halde, HUN’lar (OĞUZ’lar) hala neden Oğuz Kağan’da birleşmemişlerdir? Oğuz boyları neden konfedere devlet olmamaktadır? OĞUZ BİRLİĞİ (OGHUZ UNION)
  6. Vizyon: 2023, 2053, 2071 /1923, 1453, 1071
  7. Misyon: Oğuz Kağan /Dağhan, Denizhan, Gökhan/ Günhan, Ayhan, Yıldızhan
  8. MÖ 209 ilk Türk Devleti
  9. Vizyon: 2021 / ilk Türk devletinin 2230.yılı ; Özgüven..
  10. 16 devlet kurduğumuz telaffuz ediliyor da neden ilk devleti 2226 yıldan önce kurduğumuz söylenmiyor.? Neden?
  11. Türk Kara Kuvvetleri’nin kuruluşu Mete’nin tahta geçtiği MÖ 209 olarak değiştirildi. Mete
  12. Oğuz Kağan’ın misyonu sadece karasal egemenlik değildi. Oğulları; Gökhan, Dağhan, Denizhan. Mete (Oğuz Kağan) hem hava hem kara hem de denizde misyon belirlemiş iken neden sadece karaya ithaf edilir?Bozoklar: Günhan Ayhan Yıldızhan / Üçoklar: Gökhan Dağhan Denizhan


TÜRK DEVLETLERİ

Çin Türkistanı:

Çin Türkistanı, Türkistan’ın bir cüzüdür. Doğu’dan başlayarak Henan, Shensi, Kansu, Sincan eyaletlerini ihtiva etmektedir. Doğu Asya’daki ilk devletler olan Shang Hanedanı (MÖ 1500) ve Chou (Çu) Hanedanları (MÖ 1050) nın devletlerini Türkler kurmuşlardır.

Çin’de yerleşik Hunlar da, Büyük Hun İmparatorluğu’nu (MÖ 220-MS 216), Batı Hun İmparatorluğu’nu (MS 48-216) ve ardından Göktürk İmparatorluğu’nu (MS 552-745) bölgede hayata geçirmişlerdir.

Çin toprağında yaşanmış olan tarihte önemli dönüm noktası oluşturan Hsia (M.Ö. 22-17. yy), Shang (M.Ö. 17-11. yy) ve Chou (M.Ö. 1027-256) sülaleleri tarihini araştırmak, sadece Çin toprağında yaşanmış olan tarih açısından değil, Türk tarihi açısından da çok önem taşımaktadır.

Hsia, Shang ve Chou sülalelerini kuran soy Çinliler tarafından değil, değişik kavimler tarafından kurulmuştur. Ayrıca, Hsia, Shang ve Chou sülaleleri döneminde ortaya çıkan kültür, Çin’lilerin iddia ettiği gibi yalnız Çinlilere ait olmayıp, bunun aksine o topraklarda yaşamış tüm kavimlerin ortak kültürü olarak ortaya çıkmıştır. Çin Kaynaklarına Göre Türk Kavimleri


Kuzey-Batı Çin:

Kansu, Çin’den Türkistan’a uzanan dar bir yerdir; kuzeyde Gobi çölü ile, güneyde Güney Tibet dağlarıyla sınırlanmıştır. Doğu Kansu eyaletine bağlanan Shensi eyaleti vardır; bunun doğu sınırı, kuzeyden güneye doğru akmakta olan Sarı Irmak’tır.Eyaletin kuzeyi, istep Ordos bölgesi denilen yerdir, burası için daima Çinlilerle Hsiung nu’lar, Türkler yahut Moğollar döğüşmüşlerdir; güney, Sarı ırmağın bir kolu olan Wei nehrinin, nehir bölgelerine aittir.

Wei, Çin’in en eski kültür merkezlerinden biri olup aynı adı taşıyan münbit bir ovadan geçer.  Aynı zamanda kervan yolu, Wei nehri boyunca doğuya gider. Demek ki bu yüzden nehir iktisadi ve siyasi bakımdan mühimdir. Bunun için Wei’nin aşağı kolu üzerinde, Orta Çağlarda müteaddit ve uzun zamanlar Çin’in başkenti olmuş olan Xian şehri bulunur, bu da LoYang gibi, transit ticaretin başlıca merkezi idi.

BAŞKENTLER, ÇİN
  • Kaifeng, Henan, Sarı Irmak
  • Luoyang, Henan, Sarı Irmak
  • Xian, Shaanxi, Wei
  • Xianyang, Shaanxi, Wei

Proto-Türk Kültürü: Kuzey-batı kültürü de menşei bakımından bir avcı kültürüdür ve sonra çoban kültürü olmuştur. Bunun yanında pek ehemmiyetsiz olmayan bir ziraat kültürü (bilhassa buğday ve darı) de vardır. En mühim hayvanları sığır değil, attı.

Çin kaynaklarından öğrenildiğine göre, bu kültürün merkezi bugünkü Shensi ve Kansu eyaletleridir ve bu kültürü yaşatanlar bilhassa yüksek düzlük yerlerde otururlardı. Bu kültürü getirenlerin, sonraki Türklerin ataları olduklarına şüphe yoktur. Onlar ilk göründükleri zamanlar, yani MÖ 3 üncü bin yılın ortalarında bile, sonraları taşıdıkları vasıfları haiz bulunuyorlardı. Buralar, asıl Türklere ait bölgenin yalnız bir kenar parçası olduğu tesirini vermektedir.

Hülasaten söyleyebiliriz ki, MÖ 3 üncü binyılda bugünkü Çin’in kuzeyinde birçok kültürler vardı ki, bunlar hayvan beslerlerdi.  Bunlardan Proto-Türk olanı hepsinden kuvvetli idi ve ilerdeki gelişmede en mühim rolü oynayacaktı. (Wolfarm Eberhard)
At Çobanı Kavimler: 

A.von Rosthorn, W.Schmidt, W.Koppers gibi  birçok araştırıcılar eski Çin yüksek kültürünün teşekkül ve inkişafında, İç Asya at çobanı kavimlerinin  parmağı olduğu kanaatini besliyorlardı.  Burada, bilhassa Altay kabilelerinin mevzuubahis olması lazım geleceği, esas itibariyle akla yakın gelmekte idi.Fakat en son zamanlarda eski Çin üzerinde müessir olmuş olan göçebe kavimlerin Türklük karakterlerinin oldukça büyük bir vuzuhla ortaya çıkarılmış olması, ilmi açıklık ve doğruluk bakımından fevkalade takdir edilmelidir.  Şang devrinde (milattan önce 1745-1117) ehlileşmiş at, arabaya çift koşulu olarak meydana çıkıyor.
Çin’in doğudaki sahil ve güneyinde gelişen kültürler ziraatçi iken, kuzey ve batısında (İç Asya) hayvancılığa dayalı bir kültür hakim idi. Çin’in ayırdedici özelliği hayvan besiciliğinin mevcut olmamasıdır.
En eski Çin’in dini hakkında L.Walk derince tetkikler yapmıştır. Bunlara nazaran, efsanevi müessis diye Yü’ye (farazi olarak 2000 ile 2200 arasına tesbiti iktiza eder) irca olunan Hia hanedanının hamili, her halde İç Asya’dan neşet eden proto Türk Moğol bir kavim idi ve din bakımından Tien şeklindeki gök tanrısına iman bu kavme has idi.
Şangti  başka türlüdür Şang tayfasının milli tanrısı ŞanTi bütün görünüşlere göre Hia tayfasının Tien’i ile aynı değildir. ŞanTi, aslen ziraatçi olan Şark sahil kültürünün gök tanrısıdır. Chou’lar (MÖ 1116-250), İç Asya’daki eski vatanlarının tanrısı olan Tien’in yanına, yeni vatanlarında eskidenberi yerleşmiş çiftçilerin en yüksek tanrısı Şangti’yi, aynı derecede olarak koymağa meyyaldırlar. Hatta, sanki  ilk Chou kralları şuurlu olarak ŞangTi’yi ön plana sürmüşler, maksatları da kendilerinin inkıyat ettirdikleri tabakaya karşı, onların tanrılarına dayanarak, hakimiyetlerini mütaal surette kabul ettirmek, hanedanlarının meşruluğunu emniyet altına almakmış.
Tien, hayvan yetiştirici göçebe kültürün karakteristik gök tanrısıdır.  Güneş mitolojisi de Tien tasavvuru üzerinde müessir olmuştur.
Eberhard’ın bildirdiği gibi, Chou’ların dili hakkında muahhar Çin araştırmaları, bu dilde Türk unsurunun oldukça zengin olduğunu göstermiştir. Chou krallarının  en eski cedlerinin adları arasında sık sık geçen 4 (!) heceli adları Türk menşeine ircaa meylediyordu.
Burada bahis mevzuu ettiğimiz meselelere, S. Fedele’nin bir araştırması: “Eski
Çin’de Devlet ve Cemaat” hakkındaki kitabı, yeni bir ışık vermektedir. Fedele”ye göre, eski Çinde iki kral kompleks’inin mevcudiyeti, muhakkak olmasa bile, gayet muhtemeldir.
Bunların birinde, kuvvetle sihri (ay mitolojisine dayanan) istikamette müessir bir krallık bahis mevzuudur (hatta kral katline dair izler bile noksan değildir !); halbuki diğer tam manasiyle dini bir karakter arzetmektedir. Burada kral kendisini, varlıkların en yükseği olan bir varlığa tabi hisseder; kral bu en yüksek varlıkla halk arasında ancak bir rahip, bir vasıta olarak mevcuttur, ve kral tabiatta her felaketi kendi günahlarına atfeder, ve tabiatta, en yüksek varlığın gözünü görür, sesini işitir.” (Fedele).
Sonra müellif, haklı olarak şu noktai nazarı müdafaa eder: bilhassa Şanglar sihri krallığın hamilleri olarak, Choular ise dini krallığın mümessilleri olarak alınmalıdırlar. Şanglarda (ki bunlara, bu meselede, herhalde Jao ve Şun’un efsanevi devirlerini de azçok katmak gerektir) eski yerli ziraatçı kültüründen daha epice şeylerin kalmış olduğu görülüyor.
Halbuki Chou [belki de Hsialar (?)] başka bir zaviyeden, -evvelce gördüğümüz veçhile- İç Asya’nın çoban göçebeleriyle daha sıkı bir bağlılık göstermektedirler. Bilhassa bu Altay-Türk at çobanlarının malum ekonomik ve dini örf ve adetlerine, birazdan da yakinen göreceğimiz veçhile, dini bir krallık fikri umumiyet itibariyle güzel uymaktadır; bizatihi sihri unsur, bunlarda muhakkak yerli bir unsur değildir.

Eski Çin yüksek kültürünün teşekkülünde ve kuruluşunda Türk at çobanı göçebelerinin teşriki mesaisi olduğunu ileri süren tez, yeni keşifler ve araştırmalar sayesinde pek dikkate şayan yeni teyitlere mazhar olmuştur. (Wilhelm Koppers, İlk Türklük)


Çin’in gerçek tarihi:


Çin tarihinin en erken dönemlerinden günümüze değin bir analiz yaptığımızda karşımıza bugüne kadar bilinenden çok farklı bir resim çıkmaktadır. Eberhart’ın Türk Tarih Kurumu’yla yaptığı Çin belgeleri üzerindeki tarih çalışması Çin tarihi için en somut verilerden birini oluşturmaktadır.
Diğer taraftan Gumilev’in Hunlar ve Eski Türkler isimli çalışmaları da Çin tarihinin ana kaynaklarını oluşturmaktadır. Bu ana kaynakları okuduğumuzda Çin’in Güney Çin bölgesindeki Yangçe havzası halkının sürekli kuzeye, Sarı Irmak vadisi bölgesine doğru yayıldığını görmekteyiz. Bu bölgedeki Çin istilasına karşı duran halklar ise Türkler, Moğollar ve Tunguzlar olarak tanımlanan bozkır kuzey halklarıdır.
Çin’in MÖ 1. binyıldaki ilk hanedanı olan Şang hanedanı köken olarak Türk ve Moğol kökenli bir hanedandır. Şang Hanedanı (yak. MÖ 1600-1122) Yerleşim bölgesi Sarı Nehir Vadisi, uzun süreli başkent Anyang. Tunç işlenmeye ve ipek üretilmeye başlandı.
Bunu takip eden dönemde MÖ 1. binyılın ikinci yarısındaki Çi’ler Chou Hanedanı’dır. Chou hanedanının Çi halkıdır. Hanedan halkının ana kitlesi Kuzey Çin’deki Türkler ve Moğollardır. Çu Hanedanı’yla birlikte Çinli hükümdarların Göğün Oğulları oldukları ve tanrıların iradesiyle tahta çıktıkları fikri gelişti.
Bu boyutuyla bakıldığı zaman karşımıza Çin tarihinin çarpıtılmış bir formatını görmekteyiz. Bu format da bugünkü resmi Çin açıklamalarıyla yapılan ve dünya tarafından da tartışmasız kabul edilen bir açıklama sürecidir.
Mao Zedung’un Çin Devrimi üzerine yazdığı broşürün birinci cildini Mao kendisi yazmamış; buradaki bilim dışı spekülasyonlara katılmamıştır. Çin Komünist Partisi bürokratlarına yazdırdığı Çin’deki Milliyetler adlı makale okunduğu zaman orada vurgulanan şudur:
Çin milleti esas olarak Han milletidir. Han milleti dışında diğer milliyetler olarak da Tibet milliyeti, Uygur milliyeti ve İç Moğolistan gibi milliyetler sayılmaktadır.
Bu anlamda olaya baktığımızda sanki karşımızda Çin homojen bir etnik toplulukmuş ve bu topluluk içinde çok küçük, %1-2’lerle ifade edilen, diğer milliyetler varmış söylemi durmaktadır.
Hanedanlar, Han Çinlileri ve Türkler
Bu söylem içinde karşımıza Han Çinlileri gibi bir kavram çıkarılmaktadır. Han Çinlileri dediğimiz kavram Hunların kuzeydeki Sarı Irmak ve Tarım Havzası’nı fethettikleri dönemde güneyde yani Yangçe havzasında Han Hanedanı’nda bir Çin kimliği olarak ortaya çıkmıştır.
Han hanedanı öncesi Çin’de hanedan olan Chou’lar ve bunların halkı Çi’ler esas olarak Türk ve Moğol halklarından oluşmaktadır. Keza bundan daha evvelki döneme gittiğimiz zaman Şang Hanedanı da aynı şekilde kuzey kökenli Türk ve Moğol halkından oluşmaktadır. O halde ilk defa Yangçe Irmağı çevresinde ırmak tarımı yapan halk Han Hanedanı olarak kendini toparlamış ve bu Hunların Kuzey Çin’i bütünüyle fethettikleri dönemde Han Hanedanı Yangçe ile Sarı ırmağın güney kesiminde yer almıştır. (Şener Üşümezsoy)

Türkler Çin’i yönetiyor


Burada Han iktidarını ve Hanları mutlaklaştırarak Çin’in mutlak bir Han ulusu olduğu iddiasının ne kadar köksüz olduğunu görüyoruz. Çin’in hanedanlarına baktığımız zaman Çin’in gerçek Çinli olan hanedanları olan Hanlar, Yangçe’de sınırlı kalmış, öte yandan Hunlar Kuzey Çin’i yönetmiştir.
Hunların Sienpiler tarafından yıkılmasıyla Han Hanedanı Kuzey Çin denilen bölgeye ve Doğu Türkistan’a doğru ilerlemiştir. Hun gerilemesini takip eden bu dönemde Güney Çin’den Hanlar kuzey bölgesini istila etmişlerdir.
Daha sonra ise Türk kökenli Tağbaçlar kuzeyden gelerek Doğu Türkistan, Türkistan ve Kuzey Çin denilen bölgeleri fethederek burada Tağbaç iktidarını oluşturmuştur. Çin’in Han bölgesi bütünüyle parçalanmış ve bu parçalanma sonucu Han dönemi ve vadi iktidarlarını oluşturan topluluklar 3-4 parçaya bölünmüştür. Han ulusu da fiziki olarak tarihten silinmiştir.
Tağbaçlar dönemini takip eden dönemde önce Güney Çin’de Sui Hanedanı dediğimiz bir hanedanlık ortaya çıkarken, Tağbaçlar esas Pekin’i kontrol etmektedir. Yani Çinliler güneyde marjinal bir konumdayken Türkler Çin’i kontrol etmektedirler.
Daha sonraki dönemde Tağbaçların kuzeyden gelen Juan Juanlar tarafından yenilmesiyle Güney Çin’de Tang Hanedanı ortaya çıkmıştır. Tanglarla Hanlar arasında dört yüz yıllık etnojenezin durduğu ve Çinliliğin bölgeden silindiği bir süreç yaşanmıştır.
Tanglar Yangçe vadisindeki tarımcı Çinli toplukları yeniden biçimlendirmiş ve Göktürklerin kuzey bölgedeki egemenliklerinin dağılması sonucu bu bölgeye doğru ilerlemiştir. Tangların bu ilerleme sürecinde Arap ordularına Batı Türkistan’da yenilmeleri sonucu Müslümanlığın bölgeye girmesiyle Çinliler bu bölgeden tekrar silinmiştir.
Bunu takip eden dönemde Kuzey Çin dediğimiz bölgeye 6. ve 9. yüzyılda Uygurlar egemen olmuş, daha sonra Kıtaylar hanedan olarak egemen olmuşlardır.
Bu boyutuyla görüldüğü gibi Çindeki hanedanlardan Çinli sayılabilecekler sadece Han (M.Ö.200 – 100’ler), Tang (600-900 arasında) ve Song (1200’lü yılarda) Hanedanlıklarıdır. Bunun dışındaki tüm hanedanlar Mançu Hanedanı, Yuan Hanedanı, Kim Hanedanı, Kıtay Hanedanı, Tağbaç Hanedanı ve onun öncesi Chou Hanedanı’ndan Çi’ler gibi hanedanlar Kuzey Çin’deki Türk, Tatar, Tunguz ve Moğollardan oluşmuş hanedanlardır.
Diğer taraftan batıdaki Tibet daha az etkilenmiş bir bölge olarak Tanglar tarafından yönetilmiş; Turfan ve Tarım Havzası’na da Uygurlarla beraber yerleşmiştir.
Bu haliyle tarihe baktığımız zaman Mao Zedung “Han Hanedanı Çin’in ana ulusudur” dediği zaman, Han Hanedanı’nın tarihten kaybolduğunu görüyoruz. Diğer taraftan ise devede kulak misali küçük etniler sayılan Çinliler, Tibetliler, Uygurlar, Moğollar ve Tunguzlar gibi millet bile olmadıkları ileri sürülen milliyetler tezi de tamamen çarpıtmadır.
Çinin kuzey bölgesi bütünüyle Türk, Moğol ve Tunguzların yönetiminde olmuş; hiçbir zaman Çinlileşmemiş bölgelerdir. Buradaki Çinlileşmenin varlığını silen bir olgu olarak Cengiz döneminde yapılan ırk kanunlarına göre Moğollar, Tatarlar, Türkler, Altınhanlılar, Kıtaylar birinci sınıf vatandaşlar olurken Çinliler daima köle ve dördüncü sınıf vatandaş olmuştur. Bu nedenle de Çinlileşmeye karşı tavır göstermiştir.
Örneğin çok tipik bildiğimiz saçların atkuyruğu yapıldığı Çinli resmi aslında Çinli değil Mançudur ve Tunguzdur. Yani Gürcenlerin kolu olan Kıtaylar, Çin Hanedanı ve daha sonra Munçular bu bölgede egemen olan gruplardır. Bunların saçlarını örmesi Çinli kıyafeti değil tam tersi kuzeyli bozkır kıyafetidir.
Çin’in tarihsel gelişiminde Hanlar ve Türkler
Bu etnik çelişkiler yalnızca Uygurlar, Mançular, Tunguzlar, Tibetliler ve Çinliler arasında değildir. Han Çin olarak Mao’nun ders kitaplarında vurguladığı “Çin’in % 95’i Han Çin’dir” deyimiyle ortaya çıkan bir Çinlileştirme politikası ileri sürülmüştür ve ben de bu noktada Çin Devrimi’nin Han ulusal birliğinin oluşturulması devrimi olduğunu, keza aynı şekilde Sovyet Devrimi’nde ise Velikarus ulusal yapının oluşturulması olarak bu devrimlerin ulusal devrimler olduğunu vurgulamıştım. Ama bu ulusal devrimde esas olarak Çin’de Han ulusu denilen ulusun analizini yaptığımızda karşımıza Han ulusunun söz konusu olmadığı çıkmaktadır.
Hanlar, Hunların Çin’e girdiği dönemde oluşan bir tarımcı vadi halkı olarak ortaya çıkmıştır. Bu bölgede Çi dediğimiz (M.Ö. 700-500 yılları) halkın yapısına baktığımız zaman Kuzey Çin’deki bu hanedanda etnik kimlik Türkler ve Moğollardan oluşmuş bir halktır. Bu Han olgusu da bu temelde geliştirilmiştir.
3000 yıllık tarih sürecine baktığımız zaman kuzeydeki Türkler ve Moğollarla güneyde tarım alanındaki Yangse Çinlileri arasındaki savaş yalnızca 1949’dan bu yana değil, sürekli devam eden ve gelecekte de devam edecek bir savaştır. (Şener Üşümezsoy)

Shang Devletinin Etnik Kuruluşu:

Gök Dini ve ilk Türk Tesiri: Shang devrinin ortalarına doğru bu kültürde çok enteresan gelişmeler husule gelmiştir. Dine astral bir kült nüfuz etmektedir. Bu tesir, kuzeyden, göçebe kültüre sahip olan kavimlerden, yani ya Türklerden ya da Moğollardan gelmektedir.Bilahare daha fazla at beslemektedirler. Bunların kuzeyden, Türk kavimlerinden gelmiş olmaları kuvvetle muhtemeldir. At besleme ile beraber harb arabası şeklindeki araba da gelmiştir. Araba da bir Çin icadı değildir. Her halde kuzeyden, Türk kavimlerinden gelmiş olacaktır. Hükümdar ailesi de  (şecerelerin verdikleri malumata nazaran yabancı kan bulunuyordu) arabayı ve bununla daha büyük istilalara müsait olan yeni bir harb tekniği kabul ediyordu.  (Eberhard)

Böylece  Shang devleti, zamanla artan kuzey (Türk yahut Moğol) tesiriyle değiştirildikten sonra, genişlemekte ve Shansi eyaletinin güney kısmı üzerinden Shensi eyaletine , yani, Eski çağlardan beri Tibetlilerle birlikte Türk kabilelerinin yaşadığı bölgelere uzanmaktadır. (Eberhard)

Bugün Türklerin ve Türklerle akraba kavimlerin, M. E. 3 üncü bin yılda, hatta neolitik devirde Orta Asya’nın doğu kısımlarında yaşadıkları bir hakikattir.
Bu Türkler de tıpkı Türk ırkına mensup diğer kavimlerle Anadolu’da yaşayan ve Asya’nın diğer kısımlarından Anadolu’ya hicret eden Türkler gibi bugünkü Türklerin ecdadlarıdır. Bunların tarih ve kültürlerinin incelenmesi, Türk tarih ve kültürlerinin incelenmesi demektir ve bu ulusal bir ödevdir. Orta Asya Türkleri hakkında elde ettiğimiz en eski malûmat ve zaten Türkler hakkında mevcut en eski bilgiler Çin kaynaklarından alınabilir. Bunu yapmak bu memlekette Sinolojinin vazifesidir.
Fakat, tarihi devir ne zaman başlar? M. E. 1400-1050 arasındaki zamanı teşkil eden ve “Shang-devri,, denilen çağla başlar. Çünkü bu devri hem kazılardan ve kazılarda bulunan vesikalardan ve hem de klâsik Çin edebiyatından biliyoruz. 
Shang’ların hükümet merkezinde yapılan kazılar bize vakıa Shang kültürünün sonraki Çin kültürü ile birçok noktalarda aynı olduğunu, fakat Çin kültürünün basit bir ilk merhalesi olmayıp başka karakterde bir kültür olduğunu göstermiştir.
Bugünkü Türklerin ecdadı, Büyük Huangho dirseğinin içinde bizim bugün Ordos dediğimiz bölgenin batısında olan Kansu eyaletinde ve cenupta Wei nehrine kadar uzanan yerlerde yaşarlardı. Onları ilk tanıdığımız en eski zamanlarda bile bilhassa at yetiştirirler ve insanlarla hayvanların kışlık yiyimlerini temin için ziraatla meşgul olurlardı.
“Göçebe,, kavimlerin yalnız hayvan besledikleri gibi fikirlerden ayrılmamız lâzımdır. Hemen bütün göçebeler kışlık yiyeceklerini temin maksadı ile ziraat ile de meşgul olmak zorundadırlar, ve bunu yapmıyan kavimlerde istisna teşkil ederler.
O halde bu gün, M. E. 2500 de şimdiki manâda Çinlilerin henüz mevcut olmadıklarını söyliyor ve buna mukabil Çinlilerin yaşadıkları bölgelerde muhtelif kavimlerin yaşadıklarını iddia ve isbat edebiliyoruz.
Huangho’nun (Sarı Nehir) deltasında vücuda gelen kültür daha mühimdir.
Lung-shan kültüründen bir az sonra içinde sarih olarak Türk-Moğol unsurlarının görüldüğü yeni bir kültür meydana geliyor. Bu Shang adını alan ve doğu Asya’da yaşadıkları ispat edilebilen ve M. E. 1500 1050 arasında mevcut olan ilk yüksek kültürdür. 
Lung-shan kültürü için elimizde yalnız arkeolojik deliller mevcut olduğu halde Shang kültürü için bundan başka yazılı deliller de vardır. Bu deliller hem klâsik Çin edebiyatında hem de sonraki Çin yazısının iptidaî şeklini teşkil eden bir yazı icat etmiş olmaları dolayısile, kendi yazılarında mevcuttur.
Shang’lar doğu Asya’da ilk devleti kurmuşlardır ve biz-çok mühim olan bu devlet kurma işini Türklerin yaptıklarını kabul etmek zorundayız. Diğer taraftan Türk-Moğol kültürünün tesirinin halâ bu devlette ve bu kültürde çok kuvvetli olmadığı da aşikârdır.
Yang-shao kültürünün yayıldığı bölge oldukca geniştir. Yalnız bugünkü Çin’in bütün şimal batısında değil fakat muayyen farklarla kısmen iç Moğolistan, ile Mançurya’da, sonra Çin’in en batısı yani Türkistan’ın hudut bölgesinde bulunur. Demek ki bugünkü malûmatımıza nazaran boyalı keramik kültürü mühtelif farklarla o zamanlar Türk kavimlerinin oturdukları yerlerde yayılmış bulunuyordu.
Doğu devleti de gittikce daha fazla Türk kavimlerinin tesiri altında kalmağa başlamış ve bunun neticesinde din gibi devlet de değişmeğe başlamıştır. 
Muharip batı devletleri için devlet teşkilâtı ile aynı olan askerî teşkilât tipik ve mühimdir. Bu cihetten – Türk kavimlerinin kuvvetli tefevvukları dolayısiyle – doğu devletinden üstündürler. 
M. E. 1100 sıralarında diğerlerinden daha kuvvetli ve başkalarını ilhak eden ve batıda büyük bir birlik teşkil eden bir askerî devlet kurmuşlardır. Bu yeni devlette, Türk olduğu sanılan bir hükümdar tabakasından maada oldukca muharip ve kuvvetli Tibet tesiri altında olan kavimler de bulunuyordu. Halbuki Tai’lar yalnız ziraatla meşgul olan gayrı muharip geçimli kavimler idiler. Tai’lar hâlâ doğu devletinde hükümdar tabakasını teşkil ediyorlardı. Böylece, vakıa doğu devleti maddeten daha zengin ve kültür bakımından farklı idi ise de askerî bakımdan batı devletinden daha zayıf idiler.
Takriben M. E. 1050 yılında kendisine “Chou devleti,, adını veren kuvvetli batı devleti ile doğu devleti olan Shang’lar arasında bir çarpışma oldu. Bu suretle doğu devleti temamiyle parçalandı ve Chou’lar her iki devlete ve bununla bütün şimal Çin’e hâkim olmuşlardır.
Her iki kültür birbiri ile karışmış ve bunu müteakip 200 yıl devam eden ve kökünün artık değişmediği ve bizim asıl “Çin kültürü,, dediğimiz bir kültür meydana gelmiştir. M. E. 1050 dan itibaren ilk hakikî Çin devleti olan Chou devletinde Türk-Moğol tesiri hâlâ kuvvetli ve aşikârdır. 

Böylece şimal Çin’in muayyen bölgesinde bulunanların tamamiyle Türk oldukları, tesbit edilen muahhar kültürle aynı olduğunu gösterecek durumdayız, ve bununla Çin topraklarında bulunan bir Türk kültürünün bahis mevzu olabileceğini söyliyebiliriz. Bu Türk kültürünün eskiliği anlattığımız şekilde tesbit edilmiştir.Bu eski Türk kültürü nasıldı? Esas itibarile daha sonraki zamanların Türk kültüründen çok farklı değildi. Bu adamlar bilhassa at beslerler, biraz ziraatla meşgul olurlar, buna mukabil av (bazı eski müdekkiklerin iddialarına muhalif olarak) bunlarda hemen hiç bir rol oynamamıştır.Bütün göçebelerde bilhassa ekonomi şekillerinden dolayı fazla tekâmül eden siyasî teşkilât kabiliyeti, Türklerin Çin kültürünün teşekkülünde, getirdikleri mühim unsurdur; buna din, felsefe ve aile teşkilâtı karışmıştır. Bunlar meydana gelmekte olan Çin kültürünün esasını teşkil etmişler ve bunların sayesinde Çin kültürü tekâmülüne devam etmiş ve bugüne kadar ortadan kaybolmamıştır. Bu eski Türk kültüründen daha birçok şeyler nakledilmiştir, fakat hiç biri saydıklarımız kadar mühim değildir. Bunlarda Türklerin dünya tarihindeki ehemmiyetleri görülmektedir.

O halde Çin’in doğuşu ve en eski tarihi hakkındaki Sinolojik araştırmaların en eski Türk kültürünü aydınlattığını ve bize artık başka kaynaklardan öğrenemiyeceğimiz devirlerdeki şeyler hakkında malûmat verdiğini görüyoruz.
(Wolfram Eberhard)


1. Çu Devleti/ Chou (Zhou veya Çu Hanedanı) ve takibeden Çin Hanedanları: 


Chou Sülalesi: 

Chou’lar, Shang sülalesi zamanında bile,  batıda ufak bir devlet kurmuşlardı. Önce Orta Shensi’ye, sonra daha Doğu Shensi’ye ilerlemek zorunda kaldılar. Bugünkü bilgimize nazaran Chou’lar, aslen bir Türk kabilesiydi; ufak olan devletleri, bilhassa Türklerle Tibetlilerden müteşekkildi.Bunların bronz silahları ve bilhassa harb arabaları vardı.MÖ 1050’de Chou hükümdarı doğuya karşı ayaklandı, Orta Honan’a kadar ilerledi, Sarı ırmağı geçti ve Shang ordusunu geçerek imha etti. Bununla Chou sülalesi kuruluyor ve asıl Çin tarihi başlıyordu.

Ordu, tıpkı sonraki bozkır orduları gibi, birçok münferit kabilelerden müteşekkildi. Bugün bile bu kabilelerin birçoklarının, Tibet kabileleri olduğu anlaşılmaktadır. Böylece şimdi Shang kültürüne, kuvvetli Türk unsurlariyle birlikte, Tibet kültürü unsuru da girmiş bulunuyordu.

Yeni devlet, ancak  şimdi, ona binlerce yıl devam etme kabiliyetini veren kuvveti almıştı. (Eberhard)

 
Kuzeybatı Çin’de varlık gösteren diğer bir kavim de Çu (Chou) lardır. Tiklerin bir bölümü olarakta gösterilen bu kavim Çin’e Türkistan’dan gelmiştir. M.Ö. 1116-247 yıllarında Çin’i yöneten bu Çu’ların bir Türk kavmi olduğu, daha geçen yüzyılda kabul edilmeğe başlayan bir fikirdir.
Bunlar Çin’e yeni bir yönetim sistemi ve yeni inanç biçimleri getirmişlerdir. Daha önceleri Çin’de, dünyayı yöneten büyük ilâh Sandi kültü yaygınken, Çu’lar onu ortadan kaldırıp, naturalizm ve kahramanlar kültünü yerleştirmişlerdir.
Çin’i daha önce (M.Ö. 1450-1117) yöneten Şang sülalesi zamanında Çin’in bunlara bağlı olan kısmında Türk tesiri görüldüğü, Japon bilgin S. Ogawa tarafından ileri sürülmekte, hatta Şang’ların dillerinin aslında Türkçe olduğu iddia olunmaktadır.
Galiba Çu’lar devrinde birisi sihirbazlık, diğeri din ilkelerini temsil etmek üzere, Türklerin çift krallık yönteminin egemen olduğu malumdur; bunlardan sihirbazlığı temsil eden kralın, Şanglardan kaldığı kabul edilmektedir
G. Haloun ilk Çu krallarının adlarının 4 heceli olmasını dahi bunların Türklüğü ile ilgili görmektedir. Bazı çağdaş siyasi Çin aydınlarının, eski Türk-Çin ilişkilerinden bahisle yazdıkları yazılarında, Çu hükümdarı Ton’un zamanından <<miras olarak>> bunlardan <<eti>, <<Kuta>>, <<anru>>, <<tay>> gibi Türkçe sözcüklerin kalmış olduğu eski Çin kaynaklarından alınarak yazıldı.
Herhalde bu Çu’larda tamamıyla Türk kavimlerinde görülen bazı adetlerin hakim olduğunu gösteren kayıtlar, dil üzerine yapılan fikir yürütmelere oranla daha kuvvetlidir. Çu’larda ölmüş atalara nispetle uygulanan tabu, tamamen Türkçe olmuştur.
 
Çin’e atı ilk getiren bu Çu’lar olmuş; W. Koppers te onları Ortaasya’dan Çin’e yeni devletçilik sistemi getiren atlı Türkler olarak kabul etmektedir.
<<Çu>> sülâlesinin Türkistan’dan Çin’e gelmiş olması durumu, Mahmut Kaşgari‘den aktarılan ve ilk Türk hakanlarından <<Şu>> nun yurduna batıdan Aryaniler tarafından yapılan bir baskı sonucunda Doğuya göçtüğüne dair eski Türk söylencesine zaman bakımından uymaktadır.
Prof. W. Eberhard Çin’in dil, milliyet ve medeniyetinin Önasya Sümerlerinde olduğu gibi kavimler tabakasının kaynaşması ürünü olduğunu, bunu öğrenme işine <<kenar kavimlerinin medeniyetleri>> ni incelemekten başlamanın en doğru yol olacağını ileri sürdü ve Çin millet ve medeniyetini meydana getiren milletlerin kalıntılarının varlıklarını Çin’in kenar ülkelerinde tarihte uzun zaman korudukları gibi, bugün dahi kısmen koruduklarını ortaya koydu.
 
Eberhard’ın Çin kayıtları ile birlikte eski eser bulgularına dayanarak anlattığı şudur: Sarı ırmağa batıdan gelerek dökülen Wei nehri havzası Batıdan gelen kavimler için bir bozkır geçit yolunu oluşturmuş, burada M.Ö. 2000 de Yang-shao’da bulunan boyalı keramik kültürünü oluşturmuş; bu kültür Türklerin yardımı ile buraya kadar gelen, fakat Moğolistan ve Türkistan’da da yataklarını bulan bir Önasya kültürü unsurlarını içermektedir. Bu kültürü getiren Türkler Çu sülâlesini kurdular ve güneşin önemli bir yer tuttuğu natüralist bir din getirdiler. M.Ö. 1050 civarında bu Çu’ların Çinlilerle daha yakından karışması, Çin dil ve medeniyetine şimdi bildiğimiz son şeklini vermiştir.
Finlandiyalı Mongolist ve Türkolog G. J. Ramstedt, Çin ve Kore dillerinin bugün konuşulan lehçeleri üzerinde incelemeler yaparak, Türk dilinin yalnız eski Çin dili üzerindeki tesirini tespit etmekle kalmamış, Türk dilinin en eski gelişim sahasının, kuzey Çin ve Kore bölgeleri olduğunu dahi ileri sürmüş; ve Kore dilinde bu en eski Türk dili unsurunun, daha iyi korunduğunu ve bu dilin eski bir Türk lehçesinden türediğini iddia etmiştir.

Çu’ların Türklüğü fikrini kabul eden Harletz, Les religions de la China, d. Museon, X, 1891, p. 128; aynı kişi la nationalite du peuple de Tschou, d. JA 8. XX (1892), p. 336. Bu Çu’ların Mu (Mou) adında bir prensinin M.Ö. 7. Yüzyılda Türkistan gezisi dolayısıyla bunların kökeninin Türk olduğu söylenmiştir. (bkz. JA, 1920, II, s. 153-154). Bkz. Yine Franke Geschiste des Chinesischen Reiches, I, 94-119.

Çu’ların eski Çin dinini değiştirerek naturalizm ve kahraman kültü yerleştirmeleri konusu için bkz. Grum Grjimaylo, Zap. Mongolia, II, 52-53 ve Darmsteter d. JA, 1882, p. 130-131, Uzakdoğu’da demir kültürü için bkz. Grum Grjimaylo, a. e.s. 48-49; Münsterberg, Chinesische Kunstgeschichte, 1910, s. 31-77.
Çinlilere demirciliğin MÖ ancak 7. yüzyılda Choular zamanında malum olduğu fikri sanat tarihçisi O. Münsterberg tarafından ileri sürülmüştür. Fakat demirin geniş mikyasta ve silah imali için istimali Çin’de ancak milattan önce 300’lerde başlamıştır.

Çin sanatı mütehassısı Carl. W. Bishop’un 6.5.1937 tarihiyle Columbia Üniversitesi hocalarından Dr. Thomasreade yazdığı bir mektubunda, en eski Çin demir silahları Shan-si eyaletinde ve Chou sülalesinin vatanı olan yerlerde bulunduğundan, demirin, “Steppe corridor”, yani Wei nehri havzasi yoluyla garptan gelmiş olduğunu ve bunu Chou’ların getirmiş bulunduğunu ileri sürmüştür.

Wei nehri Şensi ve Gansu eyaletleri topraklarından akmaktadır. Tarih öncesi çağlardan beri, Wei Nehri vadisi, doğudaki Kuzey Çin Ovası’nı, batıdaki steplere bağlayan ana doğu-batı güzergahının Gansu Koridoru üzerinden bir parçasını oluşturmuştur. Xi’an doğal ulaşım merkezidir, İpek Yolu’nun başlangıç noktasıdır.

Çu’lar Batı’dan göçederek, Wei nehri havzasında Şensi topraklarında yerleştiler ve alüvyonlu toprakların bereketi burada yüksek bir ziraat ve medeniyetin gelişimine neden oldu.

Wei nehri havzası Çin Medeniyetinin en erken bir merkezi idi ve MS 10.yüzyıla değin Çin başkentleri bu havzada yeralmaktaydı.

Çu Hanedanı, Çin’i 1000 yıla yakın yönetmiş ve oluşturduğu ayırdedici kültürel ve siyasi karakteristiklerle Çin’in gelecek 2000 yılını şekillendirmiştir.

İlk Çin felsefesi MÖ 6.yüzyıldan başlamak üzere Wei nehri havzasının hakimi Çu hanedanı döneminde başlamıştır.

Çin sanatı mütehassısı Carl.W. Bishop’un 6.5.1937 tarihiyle Columbia Üniversitesi hocalarından Dr. Thomasread’e yazdığı bir mektubunda, en eski Çin demir silahları Shan-si eyaletinde ve Chou sülalesinin vatanı olan yerlerde bulunduğundan, demirin, “Steppe corridor”, yani Wei nehri havzası yoluyla garptan gelmiş olduğunu ve bunu Chou’ların getirmiş bulunduğunu ileri sürmüştür

Türk Kültürünün Çin Kültürü Üzerindeki Etkileri
Türk Kültürünün Çin Kültürü Üzerindeki Etkileri
Karahanlılara kadar Türklerde Madencilik
İlk Türklük Wilhelm Koppers

Atalarımız Çin’de “ÇU” Hanedanı’nı kurmuşlardır.

Franke, Harletz, Grum Grjmaylo, Münsterbers, Koppers, Haloun, Darsteter, Legge, Wang-Pun-Son gibi konusunda uzman tarihçiler Çin’in III. İmparatorluk hanedanı olan ÇU’ların TÜRK olduğunda birleşmişlerdir. Çin İmparatorluğu’nu üstün askeri gücü, teşkilatlanma kabiliyeti ve yüksek kültürleri ile ele geçiren TÜRKLER M.Ö. 1050 yıllarında, M.Ö. 256 yıllarına kadar 794 sene Çin’de saltanat sürmüşlerdir.Aynı hanedana mensup olarak ÇU’lar Kuzeyde, Güneyde, Şenside, Honan’da hüküm sürmüşlerdir. O devirlerde Çin’in sınırları şimdikinden çok küçük olmasına rağmen yine de topraklarında 20 milyondan fazla insan yaşamaktaydı.

  • Batı ÇU Hanedanı, Wei Vadisinde (Başkent Hao) M.Ö.1000-950
  • Doğu ÇU Hanedanı, Loyang Şehrinde M.Ö. 770-256
  • Şensi’deki ÇU’lar, Hsi-an-fu Şehrinde M.Ö. 1050-770
  • Honan’dakiler ise Lo-yang Şehrinde M.Ö. 770-256 saltanat sürmüşlerdir.

ÇU Hanedanı yani TÜRKLER tarafından “merkezi devletçilik, devlet teşkilatlanma yapısı” Çin’e getirilmiştir.

Finlandiyalı büyük Türkolog – Mongolist G.J. Ramsted’e göre (1935) Türkçe bu devirde Çinceye ve Korece’ye pek çok kelime vermiştir. O zamana kadar Çin’de ve Kore’de bulunmayan devlet teşkilatına ait bütün ıslahatlar ve yapılanmalar Türkçeden alınmıştır.

Yine kahramanları kutsallaştırma ve onları dinen yüceltmekte Çin kültürüne ÇU Hanedanı sayesinde geçmiştir. Çinliler tarafından icat edildiğine dair olan buluşların, temelinde Türklerin öğretisi bulunmaktadır.

Çin’deki Türk Hanedanlar

Zeki Velidi Togan; Czermak, W. Koppers, S. Ogawa, D. Feist gibi
tarihçilerin görüşlerine de başvurarak M.Ö. 1116-247 senelerinde Çin‘de Zhou Devleti‘ni kuranların Türkler olduğunu ileri sürmüştür. Ona göre Zhoular, ―Tik diye bilinen Türklerin bir kısmı olup, Çin‘e Türkistan‘dan gelmiştir. Bunlar Çin‘e yeni bir idare sistemi ve yeni akideler getirmişlerdir. Çin‘e atı ilk getiren bu Zhoular olmuştur. Prof. Dr. A. Zeki Velidî Togan, Umumî Türk Tarihi‘ne Giriş, Enderun Kitabevi, İstanbul,

Synopsis of Zhou (Chou) Culture

Tagar kültürünün verdiği tesirler, doğuya, Gôktürk kitabelerinin „Ötüken Yış dediği Hangay  dağları silsilesi ve Orkun ırmağı kıyılarında “Yassı Taşlar” kültürüne ve Çin’in kuzey sınırına, Ordos, yani “Ordular” denen bôlgeye, Türkçe Yaşıl „güz denen Hoang-ho (Sarı Su) nehrine varmakta idi.

Doğu’da Türklerin yoğun yaşadıkları sahaların sonunda, Sarı Deniz’e doğru Tunguzlar, onların güneyinde Mongoloid ırklardan Çinliler ve Tibetliler ile karışık olarak, yine proto-Türkler ve Türkler yaşıyordu. Çinlilerin “Chou” adını verdiği, Türk olması muhtemel bir boy, bugünkü Çin’in kuzeyinde bir devlet kurmuştu (M.Ö. 1050-249)  Türk Tarihi Üzerinde Çalışmalar, Prof Dr Yusuf Halaçoğlu

MÖ 1050-256 Chou devleti: Türkler’in ve Türk kültürünün tesiriyle meydana gelmiş olan “Yang-shao/yeni kültür” ve bunun siyasî gôrüntüsü olan Chou devleti.

At besleme, gök kültü, gelişmiş askerî karakter, hayvan üslûbu vb. gibi aslî Türk unsurlarını taşıyan Chou devleti, sonraki Çin kayıtlarında “Hiung-nu” adı ile gôsterilen Asya Hun (Türk) kütlesinin çekirdeği, ôncülü durumundadır.

Türk Tarihi Kronolojisi, Şevket Koçsoy

Çin Kaynaklarına Göre Türk Kavimleri

Çin Tarihinde MÖ 1122‘den MÖ 256 yılına kadar hüküm sürmüş, Shang Hanedanı‘ndan sonra, Qin Hanedanı‘ndan önce yönetimde olan imparatorluk hanedanı. Chou Hanedanı Çin tarihindeki diğer tüm hanedanlardan daha uzun süre hüküm sürmüş olsa da aslî siyasî ve askerî hükümranlıkları sadece Batı Chou döneminde yaşanmıştır.

Chou döneminde Çin’de demirin kullanımı başlamış, ayrıca birçoklarına göre Çin tunç eşya yapımı bu dönemde doruk noktasına ulaşmıştır. Hanedanı aynı zamanda, yazının antik hâlinden, ki bunun örnekleri Batı Chou tunç kitabelerinde bulunabilir, çağdaş yazım şeklinin başlangıcına, geç Muharip Devletler Dönemi‘deki arkaik klerik yazı formuna, doğru evrim geçirdiği dönemi de kapsamaktadır.
Alman tarihci, Wolfram Eberhard’a göre, Chou hanedanı Türk kökenlidir.
Chou Hanedanı döneminde, MÖ 6. yüzyıldaki ilk hâlinin ortaya çıkışıyla, Çin felsefesinin kökenleri kurulmuştur. (MÖ 7.yüzyılda da Batı Anadolu İyon Medeniyeti bilim ve felsefede altın çağı yaşıyordu) Daha sonraki nesillere büyük etkisi olacak önemli Çin filozofları bu dönemde ortaya çıkmıştır:
Kong Fuzi (KonfüçyüsKonfüçyüscülüğün kurucusu) Laozi (Taoculuğun kurucusu).
Bu dönemde ortaya çıkan diğer filozoflar, kuramcılar ve düşünce ekolleri şunlardır:
  • Mozi (Mohizmin kurucusu),
  • Mengzi (tanınmış bir Konfüçyüscü),
  • (Qin Hanedanının temel felsefesi olan) Çin legalizminin gelişimine öncülük eden Shang Yang ve Han Feizi ve
  • döneminin en önemli entelektüeli, Çin entelektüel yaşamının kendi dönemindeki merkezi olduğu ve hatta Mengzi gibi ikonik entelektüel figürlerden daha çok önem ve ün kazanmış olduğu iddia edilen Xunzi.



Egemenlik Alanındaki Ülkeler: Çin

QİN HANEDANI

Qin (okunuşu: Çin) Hanedanı , MÖ 221 – MÖ 206 yılları arasında Çin’i yönetmiş ilk hanedandır. Qin Hanedanlığı adını bugün Gansu ve Shaanxi eyaletlerinin kalbinde bulunan Qin bölgesinden alır. Qin Hanedanlığı’nın gücü, Shang Yang’ın MÖ 4. yüzyılda Savaşan Devletler Çağı’ndaki kanunlarda yaptığı legalist reformlarla artmıştır. MÖ 3. yüzyılın ortalarında ve sonlarında, Qin Hanedanlığı güçsüz Zhou Hanedanlığı’ndan başlayıp kalan diğer altı savaşan devleti de fethetmiş ve tüm Çin üzerinde kontrol elde ederek yönetimi tek çatı altında toplamıştır.

Qin Hanedanlığı’nın, hanedanlık süresi boyunca ticaret, tarım ve askeri alanlarda gelişmeler yaşanmıştır. Bu gelişmelerin sebebi, köylülerin sadakatlerini gösterdiği toprak ağalarının ortadan kaldırılmasıyla gerçekleşmiştir. Böylece merkezi yönetim, büyük halk topluluklarını direkt kontrol altına alıp Çin Seddi gibi büyük inşa projelerini gerçekleştirmek için büyük bir çalışma gücü elde etmiştir.

Qin Hanedanlığı aynı zamanda çeşitli reformlar yapmıştır. Para, ölçü ve ağırlık birimleri bu dönemde standartlaştırılmış, daha iyi bir yazı sistemi oluşturulmuştur. Qin’in eski hanedanlıkların izlerini yok etmek için yaptığı kitap yakımı ve bilginlerin gömülmesi olayı, dönem sonrası bilginleri tarafından eleştirilmiştir. Hanedanlık yavaş ve bürokratik olmasına rağmen ordu, dönemin en son geliştirilmiş savaş aletleri, ulaşım yolları ve taktiklerini kullanmaktaydı.

Güçlü olmasına rağmen Qin Hanedanlığı’nın ömrü uzun sürmedi. MÖ 210’da ölümünün ardından, imparatorun iki eski danışmanı, onun üzerinden hanedanlığı kontrol etmek için oğlunu tahta geçirdi. İki danışman arasındaki anlaşmazlık dolayısıyla, tahtı ikinci imparator üzerinden kontrol etme planları çok fazla uzun sürmedi ve kısa sürede iki danışman da, ikinci imparator da vefat etti. Bu ölümlerden birkaç yıl sonra halk ayaklandı ve imparatorluğun yönetimi bir Chu teğmeni dolayısıyla Han Hanedanlığı’na geçti. Kısa sürede sonlanmasına rağmen Qin Hanedanlığı, kendinden sonra gelen Han Hanedanlığı’nınkiler başta olmak üzere Çin imparatorları üzerinde büyük bir iz bıraktı.

Böylelikle başlayan Çin’in İmparatorluklar dönemi, 1912’de Qing Hanedanı’nın yıkılıp Çin Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla sona ermiştir. https://tr.wikipedia.org/wiki/Qin_Hanedan%C4%B1

Qin/Çin Beyliği’nin hükümdar zümresi Çinli, tebaası tamamen Türklerden oluşmaktadır. MÖ.753 yılında Qin Wen-gong Beylik hukuk düzenini tamamen Türklerin adetlerine göre düzenlemiştir. M. Ö. 621- 659 yıllarında Qin Mo-gong doğudaki Jin Beyliği’nin topraklarını ele geçirerek güçlü bir beylik haline gelmiştir.

Qin/Çin Beyliği Türklerin gücü, savaşçılığı ve bol maddi kaynaklarına dayanarak devamlı olarak topraklarını genişletmiştir. Qin/Çin Beyliği hükümdarları, Çinlilerin yönetim düzenini uygulamaya koymak ve Çin kültürünü benimsemek suretiyle Qin/Çin Beyliği’ni Çin devletine dönüştürmek için çok çaba sarf etmişlerse de, Türklerin köklü adetlerini yok edememişlerdir. Onun için diğer Çin beylikleri Qin/Çin Beyliği’ni Türk Beyliği olarak gördükleri için kendi aralarına almamışlardır.

M.Ö. 4. yüzyılda reformcu Shang Yang Qin/Çin Beyliği’nde büyük bir reform hareketi başlatmış ve bu reformlar sonucunda Qin/Çin Beyliği hızlı bir şekilde gelişmiş ve güçlenmiştir. M. Ö. 238 yılında Ying Zheng adındaki prens tahta çıkmış, etrafındaki diğer beylikleri yok ederek Qin/Çin Hanlığı’nı kurmuş ve bütün Çin’i birleştirmiştir. Ying Zheng kendisini de Qin Shi-huang (Qin/Çin hanedanlığı’nın İlk Hakanı) diye ilan etmiştir. Qin Shi-huang da çeşitli reform hareketlerini gerçekleştirmiştir.

Bu reform hareketleri Qin/Çin’in esas ahalisi olan Türklerin hızla Çinlileşmelerine neden olmuştur. Bu devlet Qin Shihuang’ın zalimce politikalar yüzünden patlak veren isyanlar sonucunda 14 yıl hüküm sürdükten sonra ortadan kalkmıştır.

Qin/Çin’den sonraki Han, Sui, Tang, Song, Yuan, Ming ve Qing Hanedanlıkları işte bu Qin/Çin Hanlığı’nın temelinde kurulmuştur. Qin/Çin devletinin kurulmasından Qin Shi-huang dönemine kadar geçen beş yüzyıllık süreçte Türkler tamamen Çinlileşmiştir.

http://www.turkishstudies.net/sayilar/sayi6/sayi6pdf/69.pdf

Türklerin ve Çinlilerin /3000 yıllık savaşı

Çin-Türk savaşının tarihsel zeminini incelediğimiz zaman görüyoruz ki bu tarih 3000 yıllık bir süreci kapsamaktadır. Bu 3000 yıllık sürecin olgularını çözümlediğimizde karşımıza bozkır ve dağ bölgesindeki Türk ve Moğol etnisiyle güneyde Yangçe Nehri vadisinde yerleşen Çin etnisi arasındaki savaşın tarihi görülmektedir.

Bu tarih ise bugün Kuzey Çin olarak tanımlanan Pekin’in, Doğu Türkistan’ın, İç Moğolistan’ın ve Mançurya’nın yer aldığı bölgede geçen bir savaş tarihidir. Çin’i coğrafi olarak resmettiğimizde bu 3000 yıllık bozkır halklarıyla vadi Çin halkı arasındaki savaşı daha iyi anlayabiliriz.

Çin batıdan Tibet yükseltisiyle sınırlanmaktadır. Güneyde ise Hindçini alanıyla sınırlıdır. Çin coğrafyası, Yangçe Nehri dediğimiz bugünkü Güney Çin alanında Yangçe düzlüğündeki bir coğrafyada ortaya çıkmıştır.

Kuzeyde ise Sarı Irmak diye tanımlanan, günümüzde Kuzey Çin olarak belirtilen ve Çin Seddi’nin de bulunduğu bu bölge; kuzeydeki bozkır halklarıyla güneyli Çin halkını oluşturduğu ileri sürülen vadi halkları arasındaki savaş alanıdır.

Bu anlamla bakıldığında Doğu Türkistan’ı da alan ve Tibet’in kuzeyinden başlayıp Kore’ye kadar uzanan Kuzey Çin bölgesi sanıldığı gibi Çin coğrafyası değildir.
3000 yıllık sürecin olgularını çözümlediğimizde karşımıza bozkır ve dağ bölgesindeki Türk ve Moğol etnisiyle güneyde Yangçe Nehri vadisinde yerleşen Çin etnisi arasındaki savaşın tarihi görülmektedir.

Wei Hanedanı

MÖ 200’lü yıllarla MS 200’lü yıllar arasında gelişen bu sürece baktıktan sonra Çin’de Han Hanedanı tamamen dağılmış ve Çin bütünüyle parçalanmıştır. Bu süreçte M.S. 200’de başlayan Çin’in parçalanması 600’e kadar devam etmiştir ve bu dönemde kuzeyde bugünkü Tarım Havzası ve Pekin de dahil olmak üzere Sarı Irmak havzası üzerinde Tağbaç dediğimiz, Çinlilerin Topa dediği, Wei Hanedanı hüküm sürmüştür.

Kuzeydeki Toba Wei hanedanı (386 – 554) Türktür. İlk başkentleri Lanchow, ikinci başkentleri Ta T’ung şehri olmuş, başkent güneye, Ch’angan’a taşınınca devletin adı Batı Wei olmuştur. http://blog.kavrakoglu.com/tag/toba-wei-hanedani/

Çin’de Han hanedanının yıkılmasından sonra bir çok küçük devlet kurulmuş, arkasından Çin’e göç etmiş olan Hun kütleleri tarafından Türk asıllı Tabgaç devleti tesis edilmişti. Bu hanedan V. Asrın sonlarına doğru Budizm ve Çinlileşme neticesinde Türk karakterini yitirerek, Çince Wei adını aldı. https://ahmettasagil.files.wordpress.com/2010/10/toles.pdf

Göktürklerin ilk devirlerinde Çin’deki imparator ailesi Türk Tabgaç asıllı Wei Hanedanı idi. M.S. Üçüncü Yüzyıl başında Türkler’in Tabgaç Hânedanı Hun hükümdar ailesinin elinden hâkimiyeti almış ve Hunlar’ın idaresi altındaki topraklan ele geçirmişlerdi. Tabgaç yabguları Hunlarınki kadar geniş bir ülke sahihi olamadılar, ama Çin üzerindeki baskıları çok kuvvetli oldu. Bunların asıl hâkimiyet bölgesi Kuzey Çin’di.

Tabgaç Devleti M.S. Dördüncü Yüzyıl sonuna kadar devam etti. Tabgaçlar Çin içlerinde çok ilerlemişler ve Çin’le çok fazla ilişki kurmuş olmaları dolayısıyla onların hayatlarına çok alışmışlardı. O kadar ki, bazı Tabgaç yabguları Çinlilere hayranlıkları yüzünden kendi halklarını ve kültürlerini hor gördüler; Türklerin kılık kıyafetini bile yasak ederek onları Çinliler gibi giyinmeye zorladılar. Çinlilerin değişik âdetleri onları o kadar kendine çekmişti ki, medeniyetin sadece Çin’de olduğunu sanıyorlar ve Türklerin Çinlilere benzedikçe daha medenî olacak düşünüyorlardı. Böylece Tabgaçlar Çin kültürü ve Çin kalabalığı içinde eriyip gittiler. http://www.haberdokuz.com/2014/05/12/islamiyet-oncesi-turk-devletleri

Tağbaçlar tümüyle Türklerden oluşmuş bir hanedandır. Ve bu hanedan döneminde Çin’in kuzey bölgesi bütünüyle Türkleşmiştir. Güney bölgesinde ise Çinlilik dağılmıştır. Çıkan isyanlarda Han Hanedanı ve Han ulusu fiziki olarak da yok olmuştur.

O yıllarda var olan 60 milyona yakın Han nüfusunun % 70’i bu ayaklanmalarda kırılmış geriye 6 milyonluk bir nüfus kalmıştır. Tağbaçların egemen olduğu bu dönemde artık Kuzey Çin denilen bölge tümüyle Türklerin egemenliğindeki bir bölgedir ve güney bölgede de Çin Hanedanı tamamen dağılmıştır.

Bunu takip eden dönemde ise 6. yüzyıllarda Göktürkler bugünkü Türkistan ve Moğolistan bölgesinde Hunların dorağılmasıyla ortaya çıkan durumu yeniden değiştirmiştir. Göktürkler burada Türk etnojenezini oluşturarak bu bölgede yaşayan Hun sonrası topluluklar olan Uygurlar, Kırgızlar, Karluklar ve Basmılları yeniden Türk kimliğinde, Türk imparatorluğunda birleştirmiştir. (Şener Üşümez

Tang Hanedanı

Tang/T’ang Hanedanlığı, Göktürklerin büyük desteği ile kurulan bir devlet idi. Tang/T’ang Hanedanlığı’nın ilk yıllarında, Çin’deki bazı idari ve askeri unvanlar Göktürk kağanlarının onayını aldıktan sonra verilebilirdi.

O dönemde Tang/T’ang Hanedanlığı’nın değişik bölgelerine yerleştirilen Uygur Türklerinin sayısı da yüz binleri bulmuştu. Binlerce Uygur Türk ailesi, başkent Chang-an’a yerleşmişti. Sui ve Tang hanedanları dönemindeki pek çok siyasi ve askeri faaliyetlerde Türklerin ve Çinlileşmiş Türklerin etkisi büyüktü. Dolayısıyla Tang/T’ang Hanedanlığı’nın hükümdar sülalesinin nesebi de Türklerle karışmıştı. Hanedanlık yönetiminde görev alan 369 vezirin 36’sı Türk asıllıydı. Zira Tang/T’ang iktidarı büyük ölçüde yabancıların kuvvetine dayanıyordu.
Türklerin Tang/T’ang Hanedanlığı döneminde, Çinliler üzerindeki kültürel etkileri  ise  şaşırtıcı boyutlardaydı. Sinolog Edward Schafer’e göre, Türk  kıyafetleri, Türk yemekleri ve Türk müziği Tang/T’ang Hanedanlığı toplumunda bir tutku hâline gelmişti. Özellikle Shen-yang ve Luo-yang Türk modasının en yaygın olduğu şehirler arasındaydı. Toplumda Türk kıyafetleri taklit ediliyordu.
http://www.genelturktarihi.net/turklerin-uzakdogu-siyasi-ve-kultur-tarihine-etkileri http://www.turkishstudies.net/sayilar/sayi6/sayi6pdf/69.pdf

Sui ve Tang Hanedanlıkları kendi zamanlarında etraflarındaki göçebe topluluklara karşı seferle düzenlediler. Etraflarındaki bu göçebe halklar Türk, Moğol, Tibet kavimleriydi ve aralarında en güçlüleri Türk kavimleriydi. Türk kavimleri gücünü Göktürk Devleti, Uygur Kağanlığı, Karahanlılar ile 600 sene boyunca ta ki Karahitaylar’a kadar gösterecektir. Bu güce karşı ticaret yollarının güvenliğini sağlamak için Türkler ile iyi ilişkiler içinde bulunmak gerekiyordu. İyi ilişki ortamını oluşturmak içinde 597, 599, 614 ve 617 yıllarında olmak üzere Çinli prensesler Türk kavminin önde gelenleriyle evlendirilmişti. Sui Hanedanlığı zamanında Türkler ile Çinliler zaman zaman anlaşma içine giriyordu. Bu iyi ilişkilerin bir göstergesi olarak bir Moğol kavmi olan Hitaylar Suilerin kuzey sınırlarına saldırdığında 20,000 civarındaki Türk ordusu Hitaylara karşı savaşması gösterilebilir. Bu savaşta Türkler Hitayların hayvanlarını ve kadınlarını savaş ganimeti olarak elde etti.

Türk kumandanları Çin ordusunda paralı asker olarak görev yapmışlardır. 755 yılına kadar yaklaşık olarak 10 Türk general Çin ordusunda görev yapmıştır. 635 ve 636 yıllarında iki kez Tang kraliyet ailesinden prensesler Türk generaller ile evlendirilmişlerdir. https://tr.wikipedia.org/wiki/Tang_Hanedan%C4%B1

Turkic and Western regions

Civil war in China was almost totally diminished by 626, along with the defeat in 628 of the Ordos Chinese warlord Liang Shidu; after these internal conflicts, the Tang began an offensive against the Turks. In the year 630, Tang armies captured areas of the Ordos Desert, modern-day Inner Mongolia province, and southernMongolia from the Turks. After this military victory, Emperor Taizong won the title of Great Khan amongst the various Turks in the region who pledged their allegiance to him and the Chinese empire (with several thousand Turks traveling into China to live at Chang’an). On June 11, 631, Emperor Taizong also sent envoys to the Xueyantuo bearing gold and silk in order to persuade the release of enslaved Chinese prisoners who were captured during the transition from Sui to Tang from the northern frontier; this embassy succeeded in freeing 80,000 Chinese men and women who were then returned to China. The Sui and Tang carried out very successful military campaigns against the steppe nomads. Chinese foreign policy to the north and west now had to deal with Turkicnomads, who were becoming the most dominant ethnic group in Central Asia. To handle and avoid any threats posed by the Turks, the Sui government repaired fortifications and received their trade and tribute missions. They sent royal princesses off to marry Turkic clan leaders, a total of four of them in 597, 599, 614, and 617. The Sui stirred trouble and conflict amongst ethnic groups against the Turks. As early as the Sui dynasty, the Turks had become a major militarized force employed by the Chinese. When the Khitans began raiding northeast China in 605, a Chinese general led 20,000 Turks against them, distributing Khitan livestock and women to the Turks as a reward. On two occasions between 635 to 636, Tang royal princesses were married to Turk mercenaries or generals in Chinese service. Throughout the Tang dynasty until the end of 755, there were approximately ten Turkic generals serving under the Tang. While most of the Tang army was made of fubing Chinese conscripts, the majority of the troops led by Turkic generals were of non-Chinese origin, campaigning largely in the western frontier where the presence of fubing troops was low. Some “Turkic” troops were nomadisized Han Chinese, a desinicizedpeople.
While the Turks were settled in the Ordos region (former territory of the Xiongnu), the Tang government took on the military policy of dominating the central steppe. Like the earlier Han dynasty, the Tang dynasty (along with Turkic allies) conquered and subdued Central Asia during the 640s and 650s. During Emperor Taizong’s reign alone, large campaigns were launched against not only the Göktürks, but also separate campaigns against the Tuyuhun, the Xiyu states, and the Xueyantuo. Under Emperor Gaozong, a campaign led by the general Su Dingfang was launched against the Western Turks ruled by Ashina Helu.

https://en.wikipedia.org/wiki/Tang_dynasty

Felsefe Atlası Türk maddesi

2. Hunlar/ Büyük Hun İmparatorluğu

  • Büyük Hun İmparatorluğu Teoman MÖ 220- MS 216 : 436 yıl
  • Batı Hun İmparatorluğu Pi MÖ 48-MS 216: 264  yıl
  • Avrupa Hun İmparatorluğu Balamir  375-469 : 94 yıl
  • Ak Hun İmparatorluğu Aksuvar   420-552: 132 yıl

Hungary: Macaristan

Oğuz Kağan – Attila
Bahaeddin Ögel: Büyük Hun İmparatorluğu
Nejat Diyarbekirli: Hun Sanatı
Avrupa’ya Gelenler:
  • Hunlar
  • Yahudiler
  • Çingeneler
Hun:
  • Sarı Nehir /Ordos/Doğu Asya/Kuzey Çin
  • Mavi Nehir /Tuna /Doğu Avrupa
Nehirler:
  • Tuna, Don, İdil
  • Dinyeper, Dinyester
  • İrtiş, Yenisey, Orhon, Seelenga
  • Sarı Nehir (Huang Ho), Wei

Çin, 5000 yıllık bir medeniyet iddiasında ise, hasmı olan ve kendisine karşı Çin Seddini ördüğü  Türk (Hun) Medeniyeti, Çin’den daha yaşlı olsa gerektir.

Çin Sedd’inden Rumeli’ne
Kurban Olayım
Asil Ceddi’me

Adriyatik’ten Pasifik’e
Bir Kıvılcım Yeter
Aziz Milletime

Avrupa’daki Hun’lar katolikleşerek Macaristan devletinin kurucusu olmuşlar, müslümanlaşan Hunlar ise Türkiye ve Türkistan devletlerinin temellerini oluşturmuşlardır.
Sarı Nehir boylarında Çin Seddini aşma savaşı veren (MÖ 200’ler) Hun’lu Oğuz Kağan’ın soyundan Hun’lu Attila (adını İdil nehrinden almıştır) MS 400’lerde Tuna boylarında Roma İmparatorluğu’na kafa tutmuştur.
Hunların 4 İmparatorluğu MÖ 220 – MS 552 arasında 772 yıl boyunca Çin, Türkistan, Avrupa ve Hindistan’da hakim olmuştur.
Asya genetikli bir milletiz..

Göç yollarında ise ana mayamıza baharatımız, tuzumuz eklenmiş; tadından yenmez bir genetik karışım olmuşuz.

Devletlerimiz hep UÇ’larda hayat bulmuş, köklenip filizlenmiş; çınar olmuş..
son 700 yıldaki devletlerimizin çatısı Rumelinde çatılmıştır.

  • Devleti Aliyei Osmaniyye
  • BTTC
  • TC

Rumeli’nin temeli; HUN’dur..Bilen var mı?

Menşedeki 1600 yıldaki (MÖ 1100 – MS 500)   devletlerimizin çatısı ise Çin’de çatılmıştı.

  • Çu Devleti
  • Hun İmparatorluğu

Çin’in temeli de HUN’dur; duyan var mı?

O zaman soralım: Neden MÖ 500 lü KONFÜÇYUS, Çin’in KURUCU BABASI’dır da, bizim kurucu babalarımız  henüz 100lü yaşlarındadır?

Neden OĞUZ KAĞAN, KURUCU BABAMIZ değildir?
————————————————–
Türkler, Balkanlarda büyük bir hümanizm uygulamışlar oranın insanları ile karışmışlardır.

“Ne mutlu Türküm diyene” diyen insan bir Balkanlıdır.

O deyişte büyük bir hümanizm saklıdır. Türklük’ün Balkanlarda geldiği nokta insancılık’tır, insanın özüdür. Hümanizmi başka yerlerde batının filozoflarında aramayalım. O Balkan coğrafyasında atalarımızın bizzat yaşadığı bir yaşam biçimidir.

Türk hümanizmi Hun Türklerinin 5.ve 6.asırdan itibaren ve ardından Osmanlı Türklerinin 14.asırdan itibaren Balkanlarda karıştırmaya başladıkları bir çorbanın “Çin Seddinden Rumeli’ne” tadına  doyulmaz kıvamının adıdır.

Rumelilik, tarihteki en büyük hümanizmdir. İnsan soyluluktur.

İşte anlatamadığımız Türklük budur.

Türk Kültürü

HUNLAR/OĞUZLAR:

Çinliler kendilerini HAN olarak tanımlarlar.

Türkler ise, misyon ve hedefleri ilk ATA olan, destanlaştırılan OĞUZ KAĞAN tarafından destanlaştırılan, böylece heryönde aynı hedefe koşan, OĞUZLAR’dır; Hun, Tatar, Uz, Ogur, Bulgar hepsi Oğuz kökeninden gelir.

Mütefekkirler: Attila


Büyük Hun İmparatorluğu Teoman MÖ 220- MS 216 : 436 yıl  

 





 

Egemenlik Alanındaki Ülkeler: Afganistan, Çin, Hindistan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Pakistan, Rusya, Tacikistan, Türkmenistan

Mütefekkirler: Oğuz Kağan

Mete Han zamanında Hun İmparatorluğu MÖ 205

3. Batı Hun İmparatorluğu Pi MÖ 48-MS 216: 264  yıl 

Talas’ın doğusunda Çin’e kadar olan topraklara egemendi. Bu bölgeler Çin seddinin kuzeyinden Kansu bölgesini oradan da Gobi çöllerini kapsıyordu.

 

Egemenlik Alanındaki Ülkeler: Moğolistan, Çin, Rusya

4. Avrupa Hun İmparatorluğu Balamir  375-469 : 94 yıl






Egemenlik Alanındaki Ülkeler: Rusya, Ukrayna, Almanya, Avusturya, Belarus, Çek,Danimarka, İsviçre ,Letonya, Litvanya, Macaristan, Moldova, Polonya, Romanya, Sırbistan, Slovakya

Avrupa Hunları

5. Ak Hun İmparatorluğu Aksuvar   420-552: 132 yıl



Egemenlik Alanındaki Ülkeler: Afganistan, Çin, Hindistan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Pakistan, Tacikistan, Türkmenistan

6. Göktürk Kağanlığı Bumin Kağan 552-745: 193 yıl


Egemenlik Alanındaki Ülkeler: Çin, Kazakistan, Kırgızistan, Moğolistan, Özbekistan, Rusya, Tacikistan, TürkmenistanMütefekkirler: Bilge Kağan , Tonyukuk

7. Avar Kağanlığı I. Bayan 565-835: 270 yıl

 



Egemenlik Alanındaki Ülkeler:
Hırvatistan, Macaristan, Romanya, Sırbistan, Slovakya, Slovenya

8. Hazar Kağanlığı Böri Şad 651-983 : 332 yıl            




Egemenlik Alanındaki Ülkeler: Azerbaycan, Ermenistan, Gürcistan, İran, Rusya, Türkmenistan, Ukrayna

9. Uygur Kağanlığı   Kutluk Bilge Kül Kağan 742- 840 : 98 yıl      




Egemenlik Alanındaki Ülkeler: Çin, Moğolistan, Rusya

10. Karahanlı Devleti Bilge Kül Kadir Han 840-1212: 372 yıl     

 

Egemenlik Alanındaki Ülkeler: Afganistan, Çin, Kazakistan, Kırgızistan, Moğolistan, Özbekistan, Tacikistan, Türkmenistan

Mütefekkirler: Kaşgarlı Mahmut, Yusuf Has Hacib,  Ahmet Yesevi


11. Gazne Devleti Alp Tigin 962-1183: 220 yıl


Egemenlik Alanındaki Ülkeler: Afganistan, Hindistan, İran, Özbekistan, Pakistan, Tacikistan, Türkmenistan

Mütefekkirler: Biruni

12. Büyük Selçuklu Devleti Tuğrul 1040-1157: 117 yıl


Egemenlik Alanındaki Ülkeler: Afganistan, Azerbaycan, Çin, Ermenistan, Gürcistan, İran, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Tacikistan, BAE, Irak, İsrail, Kuveyt, Lübnan, Oman, Suriye, Ürdün, Türkiye

Mütefekkirler:Farabi, İbni Sina,  Nizamülmülk,  Ömer Hayyam, Gazzali


13. Anadolu Selçuklu Devleti; 1075 – 1308


 

Egemenlik Alanındaki Ülkeler: Türkiye

Mütefekkirler: Muhyiddin Arabi, Mevlana, Nasreddin Hoca, Hacı Bektaşı Veli, Sarı Saltuk, Sadreddin Konevi

Büyük Selçuklu Devleti gibi Osmanlı Devleti de yıkılınca; Anadolu Coğrafyasında Türkiye Devleti olarak devam eder.


14. Harezmşahlar Devleti Kutbeddin Muhammed 1097-1231 : 134 yıl

Egemenlik Alanındaki Ülkeler: Afganistan, Azerbaycan, Gürcistan, İran, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Pakistan, Tacikistan, Türkmenistan

Mütefekkir: Necmettin Kübra


15. Altın Orda Devleti Batu Han 1236-1502: 266 yıl


Egemenlik Alanındaki Ülkeler: Gürcistan, Kazakistan, Özbekistan, Rusya, Türkmenistan, Ukrayna


16. MEMLUK Sultanlığı, 1250 – 1517




Egemenlik Alanındaki Ülkeler: Mısır, Libya, Ürdün, Lübnan, Suriye, İsrail, Filistin, S.Arabistan


17. Timur İmparatorluğu Timur 1368-1501: 133 yıl


 

Egemenlik Alanındaki Ülkeler: Afganistan, Azerbaycan, Çin, Ermenistan, Gürcistan, Hindistan, Irak, İran, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Pakistan, Rusya, Suriye, Tacikistan, Türkmenistan

Mütefekkirler: Uluğ Bey, Ali Kuşçu

18. Safevî Devleti veya Devlet-i Safevîyye 1501 ve 1736 yılları arasında 

Bugünkü Azerbaycan, İran, Ermenistan, Irak, Afganistan, Türkmenistan ve Türkiye’nin doğu kesiminde varlığını sürdürmüş, tarihte ilk kez Şiî Onikiciliğini resmî mezhep olarak kabul etmiş olan halkları yönetmiş ve Azerbaycan’ın varis olduğu hâkimhanedanın devletidir.

Egemenlik Alanındaki Ülkeler: Afganistan, Azerbaycan, Ermenistan, Gürcistan, İran, Pakistan, Rusya, Türkmenistan, Irak, Suriye, Türkiye

Mütefekkirler: Şah İsmail

19. Babür İmparatorluğu Babür 1526-1858: 332 yıl              

 

Egemenlik Alanındaki Ülkeler: Afganistan, İran, Pakistan, Hindistan, Butan, Nepal, Çin, Bengaldeş

Mütefekkirler: Ekber Şah

20. Osmanlı İmparatorluğu Osman Gazi 1299-1922: 623 yıl   



Egemenlik Alanındaki Ülkeler: Arnavutluk, Azerbaycan, Bahreyn, Bosna-Hersek, Bulgaristan, Cezayir, Cibuti, Çad, Eritre, Ermenistan, Estonya, Etopya, Fas, Filistin, Güney Kıbrıs, Güney Sudan, Gürcistan, Hırvatistan, Irak, İran, İsrail, Karadağ, Katar, Kenya, KKTC, Kosova, Kuveyt, Libya, Lübnan, Macaristan, Makedonya, Mısır, Moldova, Nijer, Oman, Polonya, Romanya, Rusya, Sırbistan,
Slovakya, Somali, Sudan, Suriye, Suudi Arabistan, Tunus, Türkiye, Uganda, Ukrayna , Ürdün, Yemen, Yunanistan

Mütefekkirler: Şeyh Edebali, Hacı Bayram Veli,  Akşemsettin, Piri Reis,  Mimar Sinan, Kınalızade Ali Efendi, Katip Çelebi, Evliya Çelebi, Niyazi Mısri, Erzurumlu İbrahim Hakkı, Ahmet Cevdet Paşa, Ali Emiri, Mehmet Akif Ersoy, Yahya Kemal Beyatlı

http://www.yenisoz.com.tr/mimar-sinan-in-sirri-cozuldu-haber-11975

TÜRK DEVLET FELSEFESİ

1. Türk Devletlerinde Mütefekkirler:

  • Çu Devleti:
  • Büyük Hun İmparatorluğu: Oğuz Kağan
  • Batı Hun İmparatorluğu:
  • Avrupa Hun İmparatorluğu: Attila
  • Ak Hun İmparatorluğu :
  • Göktürk Kağanlığı: Bilge Kağan, Bilge Tonyukuk
  • Avar Kağanlığı:
  • Hazar Kağanlığı:
  • Uygur Kağanlığı:
  • Karahanlı Devleti: Yusuf Has Hacib, Kaşgarlı Mahmud, Ahmed Yesevi
  • Samanoğulları Devleti: Maturidi
  • Gazne Devleti: Biruni
  • Büyük Selçuklu Devleti: Farabi ,  İbni Sina,  Nizamülmülk,  Ömer Hayyam, Gazzali
  • Türkiye Selçukluları Devleti: Muhyiddin Arabi, Mevlana, Nasreddin Hoca, Hacı Bektaşı Veli, Sarı Saltuk, Sadreddin Konevi
  • Harezmşahlar Devleti:  Necmettin Kübra
  • Altın Orda Devleti:
  • Timur İmparatorluğu: Uluğ Bey, Ali Kuşçu
  • Safevi Devleti: Şah İsmail
  • Babür İmparatorluğu: Ekber Şah
  • Osmanlı İmparatorluğu: Şeyh Edebali, Hacı Bayram Veli,  Akşemsettin, Piri Reis,  Mimar Sinan, Kınalızade Ali Efendi, Katip Çelebi, Evliya Çelebi,  Niyazi Mısri, Erzurumlu İbrahim Hakkı, Ahmet Cevdet Paşa, Ali Emiri, Mehmet Akif Ersoy, Yahya Kemal Beyatlı
—————————————————————————
  • Abbasi Halifeliği: Cabir Bin Hayyan
  • Akkoyunlular: Fuzuli
  • Anadolu Beylikleri: Yunus Emre
  • Artuklu Devleti:  El Cezeri

2. TÜRK DEVLET FELSEFESİTespit: 

  • Türkiye bir süredir ‘yeni bir medeniyet’ inşa etmeye çalışıyor. Ancak yeni bir medeniyet ancak köklerin iyi tanınması ile mümkündür. Oysa Türkiye kendi medeniyet köklerini tanımıyor. Yine, yeni medeniyet oluşturmak için Batı ve Doğu medeniyetlerini de tanımak ve değerlendirmek gerekli.

Örnek: 

  • Anadolu tarihine ve Anadolu ekonomisine damgasını vurmuş olan Ahilik ya da Anadolu’da bundan bin sene önce hüküm süren iş kadınları örgütleri (Bacıyan-ı Rum) hakkında neler biliyoruz? Ortalama üniversite mezunumuz, akademisyenimiz, bürokrat ya da iş adamımız, Ahilik ya da Bacıyan’ı Rum konusunda arka arkaya kaç cümle edebilir?
  • Osmanlı, Selçuklu ya da genel Türk yönetim tarzı hakkında neler biliyoruz? Ortalama devlet adamımız ve bürokratımız bu konuda neler söyleyebilir?
  • Ortalama bir İngiliz bürokrat size son bin yıldaki İngiliz yönetim tarzı konusunda oldukça ciddi şeyler söyleyebilecektir. Tarihi tecrübemizi analitik bir çerçevede bürokrat ya da akademisyen, iş adamı, kısaca insanımıza bugün kullanabilecekleri ‘vaka’ analizleri olarak ne kadar verebildik?
  • Her kamu birimi işe aldığı gençlere kamu hizmetinin gerektirdiği idealleri, ilkeleri, azim ve hırsı ve nihayet bilgileri kazandırmak zorunda. Bunun için de her kamu birimi oryantasyondan başlayarak kişisel gelişim ve teknik bilgileri dinamik bir şekilde çalışanlarına kazandıracak ve devamlı ‘hatırlatacak’ eğitim programları oluşturmalı. Tabi ilke ve değerler bunların temelinde yer almalı.
  • Peki böyle bir programın Almanya’da uygulananı ile Türkiye’de uygulananı aynı mı olmalı? Ya da, Türkiye’de uygulanan bir programın Brezilya’daki programlardan ayırt edici özellikleri ne olmalı?
  • Muhtemel farklardan birisi, en azından son bin 500 senedeki Türk yönetim tecrübelerinin ve prensiplerinin eğitim programlarına dahil edilmesidir.
  • Şimdi soru şu: 3 milyon kamu çalışanının kaç tanesi devletin reel politik unsurlar değil, ‘iyilik’, akıl ve liyakat üzerinde kurulması gerektiğini söyleyen Yusuf Has Hacib’in “Kutadgu Bilig’ini” ya da, Fatımilerin El Ezher’inden sonra (ve Bologna’dan 20 sene önce) modern dünyanın ikinci önemli üniversitesini kuran ve kamu prosedürlerinden iktisadi kalkınmaya kadar kamu yönetim felsefesini sunan Nizamülmülk’ün “Siyasetname’sini” okumuştur?
  • Siyaset bilimcilerimiz (hatta tarihçilermiz) “Kutadgu Bilig” ya da “Siyasetname” üzerine şu ana kadar kaç eser vermişlerdir?
  • İktisatçı veya iktisat tarihçilerimiz Ahilik üzerine kaç analitik esere imza atmışlardır?
  • Türkiye’de Makyavel’in “Prens”i üzerine verilen eserler, bir devlet felsefesi hazinesi olan “Kutadgu Bilig” üzerine yazılanlardan muhtemelen kat kat fazladır.

Öneri: 

  • Başlangıç için Atatürk Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, “Kutadgu Bilig” ve “Siyasetname” başta olmak üzere Türk devlet felsefesi üzerine güçlü bir araştırma programı oluşturabilir.
  • Analitik bir çerçevede Türk devlet ve yönetim anlayışının incelendiği, dünya standartlarında güçlü çalışmalarla bugünün şartlarına uygun politika ve yönetim tavsiyelerinin üretildiği en az on yıllık bir çalışma programı.
  • Programın çıktılardan birisi de kamu hizmetine giren gençlerin yönlendirme ve sonraki eğitimlerinde kullanılacak eğitim malzemeleri olabilir…

Murat Yülek/Küresel Bakış, Dünya Gazetesi, 28.09.2015

SİYASETNAME GELENEĞİ

  • TONYUKUK (646-724); TONYUKUK YAZITI
  • YUSUF HAS HACİB (1017-1077); KUTADGU BİLİG
  • NİZAMÜLMÜLK (1018-1092); SİYASETNAME
  • YÜKNEKİ (1100’ler) ; ATABET ÜL HAKAYIK
  • MOLLA HÜSREV  (…..- 1480) : Fatih Sultan Mehmet’in Şeyhülislamı
  • KINALIZADE (1511 – 1571); Ahlak-ı Alai
  • KOÇİBEY (ö. yak. 1650) ; KOÇİBEY RİSALESİ
  • AHMET DAVUTOĞLU (1959-   ); STRATEJİK DERİNLİK
3. TEMEL KAVRAMLAR:

İL

ETü il devlet

ETü: [ Orhun Yazıtları, 735]

türük bodun illedük ilin ıçgınu ıdmış kaganladuk kaganın yitürü ıdmış [Türk halkı devlet kıldıgı devletin yıkılmasına, kagan kıldıgı kaganın yitmesine izin vermiş]

TTü: “… memleket” [ Gülşehri, Mantıku’t-Tayr terc., 1317]

ne kişisin ilde kim dirler saŋa

TTü: “aşiret … ülke … vilayet” [ Ahmed Vefik Paşa, Lugat-ı Osmani, 1876]

il: Aşiret, kabile: Turgut ili, Varsak ili. Bir ilin mesken ve mevası olan yer: Rum ili, Hamid ili. Mutlaka vilayet: Aydın ili, Sivas ili.

——————————————-
Devlet Ana
Devlet Baba
Devleti Ali
Atasözleri/Deyimler
Kadim Dilde Devlet
Kemal Tahir
Doğan Ergun
Ceberrut Devlet
Devletçilik

KAYNAKÇALAR

Kaynakçalar: Bülent Ağaoğlu

  1. 1838 Baltalimanı Antlaşması.
  2. Ahmet Cevdet Paşa Kaynakçası
  3. Atatürk, Kurtuluş Savaşı Ve Devrimler Konulu Makaleler Kaynakçası (Ön Çalışma).
  4. Balkan Savaşları Kaynakçası
  5. Basında “Türk-Amerikan İlişkileri” Kaynakçaları
  6. Batı’nın Ve Yerli İşbirikçilerinin Bize Yaptıkları; Milli İradeye Ve Milli Liderlere Yapılanlar; Zihinsel Kirlenme; Milli Haklarımız Kaynakçası (1838’den Günümüze)
  7. Bülent Ecevit Hakkındaki Kitaplar Kaynakçası
  8. Çanakkale Savaşları Kaynakçaları
  9. Çanakkale Savaşları Tam Metinleri
  10. Devlet Bakanlığı Yayınları (1985-1988)
  11. Divan-ı Hümayun Kaynakçası
  12. Enderun Kaynakçası
  13. Eski Türklerde Devlet Yönetimi
  14. Fatih Sultan Mehmet Kaynakçaları
  15. İhtiyar Heyetleri Kaynakçası
  16. Kadızadeliler Hareketi Kaynakçası
  17. Karlofça Antlaşması Kaynakçası
  18. Midhat Paşa’ya Dair Bibliyografya (1).
  19. Neden Başkanlık Sistemi
  20. Sultan İkinci Abdülhamid’e Dair Bibliyografya: 1
  21. Tarihte Türk Devletleri Kaynakçası
  22. Tarihten Bir Yaprak: Kadızadeliler Hareketi (4 Tez, 5 Kitap, 19 Makale).
  23. Turgut Özal Kaynakçası
  24. Türkler Ve Yönetim
Kaynakçalar: Bülent Ağaoğlu,  Bibta, Kaynakçalar Bilgi Bankası


KAYNAKLAR:

  • Çu Devleti: Prof Dr Eberhard, Prof Dr Zeki Velidi Togan
  • Oğuzlar: Prof Dr Faruk Sümer
  • Büyük Hun İmparatorluğu: Prof Dr Bahaeddin Ögel
  • Batı Hun İmparatorluğu:Prof Dr Bahaeddin Ögel
  • Avrupa Hun İmparatorluğu:Prof Dr Bahaeddin Ögel
  • Ak Hun İmparatorluğu:Prof Dr Bahaeddin Ögel
  • Hunlar: Gumilev, Hunlar ve Eski Türkler
  • Göktürk Kağanlığı: Prof Dr Ahmet Taşağıl, Prof Dr Sencer Divitçioğlu
  • Avar Kağanlığı:
  • Hazar Kağanlığı:
  • Uygur Kağanlığı:
  • Karahanlı Devleti:
  • Gazne Devleti:
  • Büyük Selçuklu Devleti: Osman Turan
  • Harezmşahlar Devleti:
  • Altın Orda Devleti:
  • Timur İmparatorluğu:
  • Safevi Devleti: Prof Dr Richard Frye
  • Babür İmparatorluğu:    Prof Dr Arnold Tonybee. From Oxus to Jamuna
  • Osmanlı İmparatorluğu: Prof Dr Halil İnalcık, Prof Dr İlber Ortaylı, Kemal Tahir
  • Türk Devletleri Tarihi: Kamuran Gürün, Şener Üşümezsoy,Prof Dr Anıl Çeçen, Osman Karatay, Ümit Hassan

VİDEO BELGESEL

Ahmet Yeşiltepe; Uluslararası Türk Akademisi ile Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı’nın birlikte Kazakistan’ın Rusya-Çin sınırında gerçekleştirdiği arkeolojik kazılarda, bölgenin Türklerin türeyiş destanı Ergenekon’un geçtiği yer olabileceğini destekleyen Göktürk dönemine ait kurganların bulunduğu kazı alanını ziyaret ediyor.

Türk Düşünce Tarihi -4: Tefekkür Medeniyetimizin Coğrafyaları, Havzaları

ÖZET


Tefekkür Medeniyetimizin ilk kadim kavramları Altaylar’daki Yenisey Havzasında (Sibirya, Rusya) MÖ 3000’lerde oluşmaya başlamış, oradan Orhun Havzası’na (Moğolistan) ve ardından MÖ 1000’li yıllarda biriken 2000 yıllık kültür ve medeniyet Sarı Nehir Havzası’ndaki (Çin) Ordos bölgesine geçiş yapmış ve burada ilk Çin Devleti olan Çu Devleti’nin fikriyatını oluşturduktan sonra ilk Türk Devleti olan Hun Devleti MÖ 200’lerin başında Oğuz Kağan tarafından kurulmuştur.

Türkistan vahalarına (Turfan, Kaşgar, Yarkent, Kuça, Hotan) doğru yol alındığında ise MS 1000’li yıllarda Kaşgarlı Mahmud ve Yusuf Has Hacip’in eserleri ile günyüzüne çıkacak medeniyet oluşumuna başlanmıştır.

Batı’ya olan yolculuk bu sefer Maveraünnehir – Büyük Horasan – Hazar Havzaları ile  devam etmiş;Türk kültürünün büyük mütefekkirlerinin yetiştiği 700 -1100 yılları arasında altın çağ yaşanmış; kadim kavramlar İslamiyet ile daha da zenginleşmiştir.

Kadim Yolculuğumuzdaki en son Rumeli durağından önce Beş Deniz ile çevrelenen bölgeye ulaşılmış ve Anadolu, Mezopotamya, Nil boylarına erişilerek, taa başlangıçta Oğuz Kağan tarafından çizilen Cihan Devleti 

Güneş bayrak olsun, gök çadır” 

misyonu; Rumeli merkezli olarak gerçekleştirilmiş, Avrupa, Asya, Afrika kıtalarında hakimiyet tesis edilmiştir.

Eski dünya/Dünyanın ortası

Akdeniz bölgesi; Akdeniz’i çevreleyen bölge.

  • ·         MÖ 10/MÖ 3.by – 5.yy : Nil-Amuderya bölgesi
  • ·         MÖ 5 – MS 5.yy             :  Bereketli Hilal
  • ·         MS 700 – 1200             : Darül İslam 

Batı hegemonisi; hegemonisine Doğu’nun ortasını, Orta Doğu’yu esas almıştır.

Medeniyetimiz ise, dünyanın ortasını esas almıştır. Bu orta da,  Akdeniz’dir.

Eski dünya’nın ortasıdır; Akdeniz,  Mediterranea.

Medeniyetimiz, Eski Dünya’nın;  Sarı Nehir – Orhon –  Amuderya – Nil – Akdeniz bölgelerinde şekillenmiştir.

  • ·         Doğu Asya (Karakurum, Karabalsagun, Orhun, Ötüken),
  • ·         Orta Asya (Turfan, Kuça, Kaşgar)
  • ·         Güney Asya ( Yeni Delhi, Pencap, Lahor, Agra),
  • ·         Maveraünnehir (Semerkant, Buhara, Hive),
  • ·         Horasan (Tus, Nişabur),
  • ·         Nil (Kahire, İskenderiye) Ve
  • ·         Akdeniz (Selanik, Cezayir) ;

 

İslam Medeniyetimiz, Akdeniz havzasında büyümüş, İspanya’dan Çin sınırlarını da aşarak genişlemiştir.

Maveraünnehir – Endülüs arasındaki bölgenin tam ortasında Nil nehri yeralmaktadır.

Maveraünnehir – Çin arasındaki mesafe de Mavera- Endülüs arasındaki mesafenin aynısıdır.

Gözüken odur ki; dört tarafı denizlerle çizgili egemenlik alanlarımızın sınırları Doğu’da Pasifik Okyanusu, Güneyde Hint Okyanusu; Kuzeyde Karadeniz Batı’da ise Akdeniz ile çevrilidir.

Oğuz Kağan’ın “daha çok denizler, daha çok ırmaklar” mirası gerçek olmuştur.



GİRİŞ

1- Tefekkür Medeniyetimizin Su Yolları, Yolları

YENİSEY-ORHUN-SARI NEHİR

2- YENİSEY Havzası
3- ORHUN ve SELENGA Havzası
4- SARI NEHİR HAVZASI: ORDOS DÜZLÜKLERİ

YERALTI NEHİRLERİ

5- TÜRKİSTAN; KARİZLER, YERALTI SU KANALLARI

MAVERAÜNNEHİR-HORASAN-HAZAR

6- MAVERAÜNNEHİR
7- BÜYÜK HORASAN
8- HAZAR Havzası ve İPEK YOLU

BEŞ DENİZ HAVZALARI

9- BEŞ DENİZ Havzası
10- MEZOPOTAMYA: DİCLE-FIRAT ARASI
11- RUMELİ’nin Su Yolları: SU’yun Öte Yakası
12- İDİL (VOLGA) BOYLARI ve DON Nehri

13- NİL Havzası

TİCARET YOLLARI:

  1. İpek Yolu
  2. Baharat Yolu
  3. Kürk Yolu

SONUÇ: TEFEKKÜRÜMÜZÜN ESERLERİ VE MERKEZLERİ

 

1: Tefekkür Medeniyetimizin Su Yolları, Yolları

STEP KUŞAĞI ve VERİMLİ HİLAL

Haritada, Beijing’in güneyinde sarı renkli bozkır kuşağının başlangıç noktasının, Sarı Nehirin dirsek yaptığı yerdeki kesişme noktasıdır ORDOS.

  • Sarı Kuşak: Bozkır otoyolu.
  • Kırmızı çerçeve: Uygur/Doğu Türkistan
  • Yeşil Kuşak: Tarım Kuşağı/ Bereketli Hilal

Pekin’den Budapeşte’ye nasıl bir mobilite sağladığımız apaçık gözüküyor.

Sarı Nehir’deki Ordos düzlüklerinden Tuna düzlüklerine, atlarını step düzlüklerinde otlatarak dolaşan Türkler sarı kuşak boyunca, Uzak Asya’dan, Doğu Avrupa içlerine yol alırken, daha sonraları, Doğu Türkistan (Uygur) ve Maveraünnehir’de de yerleşik hayata geçmiş ve İran, Irak, Suriye üzerinden de Anadolu’ya ulaşmışlar.

1071 söyleminin gözardı ettiği bir gerçek ise sarı kuşaktan Doğu Avrupa ve Balkanlara ulaşan, yerleşen Türkleri yok sayarak sadece yine 1071’e refere ederek, Romen Diyojen ordusundaki Türkçe konuşan Bizans askerleri olarak anmasıdır.

Bulgarlar, Uzlar, Ogurlar, Avarlar, Kimmerler, Kumanlar, Doğu Avrupa ve Balkan coğrafyasındaki yirmiye yakın devletin insan malzemesinin asli unsurlarıdır.

Ana İstasyonlar:

  • Uygur Türkistanı
  • Maveraünnehir /Buhara, Semerkand/
  • Horasan
  • İran
  • Anadolu
  • Şam
  • Bağdat
  • Kahire
  • Rumeli

 

Bavyera’daki Mavi Tuna boylarından, Mançurya mansabındaki Sarı Nehir      düzlüklerine…

Tefekkür Medeniyetinin Havzaları; 18 Nehir, 5 Deniz

Nehirler

  • Yenisey – Orhon – Selenga
  • Sarı Nehir (Huang Ho) – Wei
  • Türkistan Yeraltı Nehirleri – Vahalar
  • Seyhun – Ceyhun (Maveraünnehir)
  • Yamuna
  • İdil (Volga) – Don – Dinyeper – Dinyester
  • Fırat – Dicle (Mezopotamya)
  • Nil
  • Tuna

Nehirlerin Doğduğu Ülkeler ve Döküldüğü Denizler

Rusya

  • Yenisey: Kuzey Buz Denizi
  • Don: Karadeniz
  • Volga: Hazar
  • Dinyeper: Karadeniz
  • Dinyester: Karadeniz

Moğolistan

  • Orhon: Baykal Gölü
  • Selenga: Baykal Gölü

Çin

  • Sarı Nehir: Pasifik
  • Wei: Pasifik

Türkiye

  • Dicle: Hint Okyanusu
  • Fırat: Hint Okyanusu
  • Menderes: Akdeniz
  • Kızılırmak: Karadeniz

Özbekistan

  • Seyhun: Aral Gölü
  • Ceyhun: Aral Gölü

Hindistan

  • Yamuna: Hint Okyanusu

Mısır

  • Nil: Akdeniz

Avrupa

  • Tuna: Karadeniz

Nehirlerin döküldüğü denizler, sırasıyla; 

  • Karadeniz’e: 5 nehir dökülmektedir.
  • Hint Okyanusu’na 3 nehir dökülmektedir.
  • Pasifik’e 2 nehir dökülmektedir.
  • Akdeniz’e 2 nehir dökülmektedir.

 

  • Baykal Gölü’ne 2 nehir dökülmektedir.
  • Aral Gölü’ne 2 nehir dökülmektedir.
  • Hazar Gölü’ne 1 nehir dökülmektedir.
  • Kuzey Buz Denizi’ne 1 nehir dökülmektedir.

Gözüken odur ki; dört tarafı denizlerle çizgili egemenlik alanlarımızın sınırları Doğu’da Pasifik Okyanusu, Güneyde Hint Okyanusu; Kuzeyde Karadeniz Batı’da ise Akdeniz ile çevrilidir.

Oğuz Kağan’ın “daha çok denizler, daha çok ırmaklar” mirası gerçek olmuştur.

Denizler 

  • Hazar
  • Karadeniz
  • Basra
  • Akdeniz
  • Kızıl Deniz

Şehirler – Nehirler;

  • Pazırık: Yenisey
  • Abakhan: Yenisey
  • Ötüken, Ordu Balıg, Kara-Korum): Orhon – Selenga
  • Ordos, Xian: Sarı Nehir (Huang Ho)
  • Turfan, Kaşgar: Karizler (Yeraltı Nehirleri)
  • Semerkant, Buhara: Seyhun – Ceyhun
  • Agra: Yamuna
  • Diyarbakır, Şam, Halep, Bağdat, Küfe: Dicle – Fırat
  • Kahire, İskenderiye: Nil
  • İstanbul, Edirne, Bursa, Konya: Türkiye
  • Vidin, Rusçuk, Niş, Peç, Belgrad, Budapeşte: Tuna
  • Kazan: İdil (Volga)

Türkistan’dan Göçler: Her Yöne…


TÜRKLERİN SU YOLLARI: 

  • MOĞOLİSTAN: Orhun ve Selenga  (Ötügen, Ordu Balıg, Kara-Korum)
  • ÇİN: Sarı Nehir- Huang Ho (Ordos, Xian)
  • TÜRKİSTAN: Maveraünnehir; Seyhun ve Ceyhun, Karizler (yeraltı su kanalları)
  • ANADOLU: Fırat ve Dicle
  • RUMELİ: Tuna ve Vardar
  • AFRASYA: Nil
  • RUSYA, UKRAYNA: Yenisey, Don, İdil (Volga)

KRONOLOJİ

  • MÖ 4500:YENİSEY. İlk Türk Kültür Grupları: Anau, Afanesyevo, Andronovo, Karasuk, Tagar, YENİSEY YAZITLARI
  • Orhun ve Selenga  (Ötügen, Ordu Balıg, Kara-Korum) ORHON YAZITLARI
  • MÖ 1000: Ordos’a göçler: Sarı Nehir
  • MS 700-1000:    Maveraünnehir ( Türk Aklının altın çağı ) Maveraünnehir; Seyhun ve Ceyhun, Karizler, yeraltı su kanalları
  • Don, İdil (Volga)
  • MS 1000-1918:  Mezopotamya ve Nil nehri
  • MS 1365-1918:  Tuna boyları
  • MS 1700- 1918: Tuna’dan geri çekiliş
  • MS 1918 –       : Meriç – Aras parantezi

İran ve Avrupa arasına sıkışan makus talihimizin parantezlerini  21.yy’da aşarak; RUMELİ ovalarına, TUNABOYLARI’na; SARI NEHİR dirseğine ulaşacağız

DOĞU TÜRKİSTAN yanlış bir adlandırma; doğusunda da Çin Seddine kadar Türklük var.


2: YENİSEY Havzası

MÖ 4500’den itibaren İlk Türk Kültür Grupları:

  • Anau, MÖ 4500- 1000 (Aşkabat, Türkmenistan)
  • Afanesyevo, MÖ 3000 – 1700 (Altay ve Sayan Dağları’nın kuzeybatısındaki bozkırlar; Orta Asya medeniyetinin temelini oluşturmuştur)
  • Andronovo, MÖ 1700 – 1200 (Altay Tanrı Dağlarıyla, Güney Sibirya ve Hazar Denizinin doğusuna kadar olan bölge; Afanesyevo kültürünün gelişmiş şekli)
  • Karasuk, MÖ 1200 – 700 (Karasuk nehri, Demir işlemesi, yünlü dokuma, dört tekerlekli araba ve çadır yapımı, dericilik)
  • Tagar, MÖ 700 -100 (Abakan bölgesi)

İlk Türk Yerleşme ve Kültürleri

Afanasyevo kültürü Orta Asya‘daki Tunç Çağı Türk kültür çevrelerinden biridir.


MÖ 3300 ile MÖ 1700 arasına tarihlenir. Altay ve Sayan dağlarının kuzeybatısındaki bozkırlarda gelişmiştir. Avcılık, hayvancılık, taştan ve bakırdan eşyalar yaptıkları kazılar sonucu ortaya çıkmış topluluktur.

Kurot ve Kuyum kurganlarından çıkan buluntular, bu kültür çevresinde yaşayan insanların at, sığır ve deveyi evcilleştirmiş oldukları, bakırcılığı bildikleri, avcı ve savaşçı bir topluluk oldukları anlaşılmaktadır.

Bilim insanları, Altay’larda gelişen bu kültürün Orhun nehirleri bölgesini de etkisi altına alarak Orta Asya medeniyetinin temelini oluşturduğu fikrini benimsemektedir.

Köklerde yeralan bir kültürü nasıl geliştirdiğimiz sorusunun cevabı herhalde At’ı kullanmakta mahir olmakla ilgili, At ile kıtalararası seyahat yapmışız. Bugünün uçağının eşdeğerine sahipmişiz o zamanlar.

İngiltere’nin de 1200’lerde tarımda devrim yapmasının altında atı tarımda kullanmak, öküz ve saban yerine at ile toprağı sürmek yatıyor.

Çin imparatorluğu parçalanmadı çünkü göçebe değil, yerleşik bir kültürdü ve halkın çoğu çiftçi idi. Pirinç üretiyordu. Türkler ise hayvan besleyen ve sürülerine ot bulmak için yarı göçer olan bir toplumdu. Kışın ovaya inerler, yazın yaylaya çıkarlardı. Fakat ticaret onların elindeydi ve at sayesinde uzak bölgelere gidip ticaret için ipek yolunu oluşturdular. At bu Asya halkının en önemli nakil aracı idi ve dünyaya bu sayede kolaylıkla yayıldılar.

Ne Ruslar (Pazırık Kurganı), ne Çinliler (Xian Kurganları), ne İranlılar (Horasan, Maveraünnehir), ne Hintliler (Kuşhan İmparatorluğu) uhdelerindeki sırları tabii ki açığa çıkarmayacaklardır.

Japonlar ise bu konuda ilerdeler, Türkoloji çalışmalarında ilerdeler. Doğuda bizimle işbirliği yapabilecek bir tek Japonlar var..

Pazırık Halısı, MÖ 300

Andronova Kültürü (MÖ 1700 -1200)

Altay – Tanrı Dağıdağları, Güney Sibirya ve Hazar‘ın kuzeydoğusuna kadar uzanan bölgede gelişen Türk kültür çevresi. MÖ 1700 ile MÖ 1200 arasına tarihlenir. Afanasyevo Kültürü‘ne benzeyen ve daha ileri bir seviyeye ulaşan kültürde bakır araçların yanı sıra tunçgümüş ve altından araçlara da rastlanmıştır. Eşyalarını hayvan figürleri ile süsleyen bu kültür atı evcilleştirmiştir.

Andronovo Kültürü’nün Ön-Türkler tarafından kurulduğuna dair bazı kanıtlar var. Tarihçiler, etnologlar, sanat ve kültür tarihçileri ile dil araştırmacılarının Türklerin anayurdu olarak kabul ettikleri Altay bölgesinde yapılan arkeolojik araştırmalar,

  • Afanasyevo (M.Ö. 3300-1700) ve
  • Andronovo (M.Ö. 1700-1200)

kültürlerinin bilhassa ikincisinin temsilcisi olan ırk brakisefal savaşçı Türk ırkının prototipi olduğunu göstermiştir.

Andronovalıların fiziki açıdan Avrupalı olduğu düşünülmekle birlikte, Başkurtlar,KırgızlarTatarlarAltaylılarKarakalpaklarKazaklar, bazı Özbekler ve Tacikler onların özelliklerini taşımaktadır.

  1. binyıldaki Orta Asya kültürü, adını, Minusinsk bölgesinde bir merkez olan Andronovo’dan alır. Yayılma alanı Altay sınırlarından Urallar’a, Aral ve Baykal gölleri arasındaki bölgeye, güneyde Tien Şan’a (Tanrı Dağları), güneybatıda da Kazakistan ve Batı Sibirya’danDon Nehri’ne kadaruzanır. Bütün Tunç Çağı’nı kaplayan bu kültürde hayvancılık önemli bir yer tutar; bazı bilim adamlarına göre, göçebe savaşçıların kültürü de bu dönemde başlamıştır.Andronovo kültürü 1100 yıllarına doğru veya biraz daha geç tarihlerde yerini Karasuk kültürüne bırakarak sona ermiştir. (Bahaeddin Ögel)


3: ORHUN ve SELENGA Havzası

4-SARI NEHİR HAVZASI: ORDOS DÜZLÜKLERİ

Bizi Gobi bedevisi yapmışlar, sinsi akıllılar..

ORDOS’u yazacakları dört gözle bekliyorum. ORDOS’ta

atalarımız hala yaşıyorlar. ORDOS’un yanında HUANG HO da yazıyor: HUN..MÖ 1000 yılında Ordos’a geldik..

Yenisey nehri ve civarından neşet ettik, Sarı Nehirin dirsek yaptığı Ordos düzlüğünde 2000 yıl Çin ile savaştık, Garbın, Bible bellediği Sun Tzu’nun  Savaş Sanatı “The Art of War” kitabındaki düşman benim (Hunlu Türk).

Çince; Garbın porselenden (China) kasıt Çin dediğinin, premixi (hayvan takvimi, sazı, sözü, şamanı) Türk’tür.

Sanmasınlar ki sadece Uygur’dayım; kanım, soyum, Çin’in kalpgahındadır.

Ordos’tan hazineler çıkacak; tarihimizin hazineleri…

Hep merak ederim, Sarı Nehir’in dirsek yaptığı Ordos Düzlüklerinde binlerce yıl Çinlilerle savaştık. Kayıtlar nerede?

Ünlü Fransız sinolog (Çin bilimcisi) Peyre Fitte’in tespiti;

“Türkler ve Çinliler aynı dev kıtanın iki ucunda taban tabana aykırı bir konum içindedirler. Yine de birbirlerini anlamaları için pek çok nedenleri vardır. Türkmen atlıları 20 yüzyıl boyunca Asya’yı dolaşmıştır. Aynı Orta ve Güney Asya steplerinden gelmişler, Anadolu yaylalarında olduğu gibi, Huang Ho vadilerinde de tarihe yön vermişlerdir. Bugün bile Çin’de, Çinli olmayanların yaşadığı en geniş ve en kalabalık bölgelerden biri Anadolu Türkleri’nin kan hısımlarının bölgesi Çin Türkistanı’dır.

Ama tarih, fetih ve ticaretin yarattığından daha yakın benzerlikler yaratmıştır. Örneğin kader benzerliği: Türkler ve Çinliler aynı zamanda, akbabaları çeken bir leş gibi batılı büyük devletleri üstlerine çeken siyasal dağılmayı yaşamışlardır. Her iki ulus da çağdaş bir serüvene, geçmişten bütün köklerini koparmadan da girilebileceğini bilirler.”


Huang Ho ırmağının ters U yaptığı doğal savunma hattı yetmemiş;ÇİN SEDDİ ile ancak durdurabilmişler HUN akınlarını.

Wei Nehri

İl ya da İllig Kağan621630 yılları arasında kağanlık yapan Doğu Göktürk Kağanlığı’ nın son hükümdarıdır.

Yıllarca süren savaşlarla Çin’ in kuzey ve orta kesimlerine kadar akınlar yapılarak bazı galibiyet ve mağlubiyetler alındı. 626 yılında Wei nehri kenarında İl Kağan ve Tang İmparatoru orduları karşı karşıya geldi ve Pien-ch’iao adlı köprüde iki hükümdar barış antlaşması yaptılar. Wei nehri kenarında yapılan bu antlaşma sonucunda Doğu Göktürk Kağanlığı’nın, Tang Hanedanı üzerindeki siyasi ve askeri üstünlüğü sona erdi. Bu antlaşmadan sonra Tang imparatorluğunun gücünü arttırması sonucunda daha önceden Göktürkler’ e sığınmış olan Çinli muhalif liderler teslim olmaya başlamıştır.

Wei vadisi, Çin Medeniyeti’nin en erken tarihli merkezidir. Çu, Çin, Han ve Tang hanedanlarına başkentlik etmiştir.

Wei boyunda sıralı başkent Xian’dan batıya BaojiTianshui şehirleri üzerinden Lanzhou, Dunhuang, ve Wushao Ling Dağlarına Takla Makan çölüne ve Kaşgar’a ulaşılmaktadır.



Batı Çu Hanedanı (Western Zhou Dynasty (1050–771 BC) döneminde nüfus yoğunluğu. Wei nehri vadisindeki yoğunluk dikkat çekici.

Wei, Çin’in en eski kültür merkezlerinden biri olup aynı adı taşıyan münbit bir ovadan geçer. Aynı zamanda kervan yolu, Wei nehri boyunca doğuya gider. Demek ki bu yüzden nehir, iktisadi ve siyasi bakımdan mühimdir. Bunun için Wei’yin aşağı kolu üzerinde, Orta Çağlarda müteaddit ve uzun zamanlar Çin’in başkenti olmuş olan Chang an (Xian) şehri bulunur; bu da Loyang gibi transit ticaretin başlıca merkezi idi.


Sorular:  

  • Türk Tarihi ile ilgili popüler ve siyasi referanslar neden Moğolistan’daki Orhun Yazıtları’ndan, Bilge Kağan’dan öncesine uzanmamaktadır?
  • Bilge Kağan’dan 900-1000 yıl önce Kuzey Çin’de Hun Devletini kuran Oğuz Kağan referansı neden sadece Silahlı Kuvvetlerde mevcuttur?
  • Çinlilerde MÖ 500 lerin bilgesi olan Konfüçyus Kurucu Bilge ise, neden Oğuz Kağan da Türklerin Kurucu Bilge’si olarak referans tespit edilmemektedir?
  • CB forsundaki 16 Türk Devleti’nin başlangıç tarihi MÖ 220; tarihimiz 2235 yıllık değil mi?
  • Tarihimizi neden MS 552 de Göktürkler ile başlatıyoruz?
  • Bilge Kağan’dan öncesini neden esas almıyoruz?
  • MS 552 ile MÖ 220 arasındaki Hun İmparatorluklarının 772 yılı neden dahil edilmiyor?
  • Çin Seddi Hunlara karşı inşa edilmemişmiydi? Sun Tzu’nun Savaş Sanatı kitabı (MÖ 550) hep Hunlardan bahsetmiyor muydu?
  • 28 Haziran 1963’te Türk Ordusu 600. kuruluş yıldönümünü kutladı. O tarihlerde, Türk Kara Kuvvetleri’nin kuruluşu Yeniçerilerin kuruluş tarihi olan 1363’e dayandırılıyordu. Aynı yıl, Turancılığı savunan Nihal Atsız, bunu eleştirerek Hiung-nu hükümdarı Mete’nin onluk sisteme dayalı bir ordu kurduğu düşünülen tarih olan MÖ 209’un Türk Ordusu’nun gerçek kuruluş tarihi olduğunu iddia etti. 1968’te Yılmaz Öztuna da Genelkurmay başkanı Cemal Tural’a bu öneriyi sundu. 1973’te ordunun kuruluşunun 610. yıldönümü kutlanırken Atsız yine bu iddiayı öne sürdü. 12 Eylül Darbesi’nden sonra bu iddia benimsendi, hâlen de MÖ 209 Türk Kara Kuvvetleri’nin kuruluş yılı olarak kullanılmaktadır. (Vikipedi)
  • Mulan çizgi filmi: Çin halk destanlarında Göktürk’lere karşı yapılan savaşa katıldığı sanılan Hua Mulan adlı kadın karakterinden esinlenen Disney’in Mulan çizgi filminde Çin seddi’ni aşarak Han Hanedanı’na saldıran acımasız “Hun” reisi “Şan-Yu”‘nun motifi Mete’den alınmıştır.

Xian Kurganları

http://onturk.org/tag/xian/

Çin’de Türkler ve Müslümanlar: Shanxi, Shaanxi, Ningxia, İnner Mongolia, Gansu, Qinghai, Xinjiang

Çin’de Türkler: Uygur, Kazak, Kırgız, Salar, Özbek, Yugur, Tatar

Soru 1: Çincenin ‘Batıdan gelen’ anlamındaki ‘T’kue’ veya ‘Tu-ku’ sözlerinden türemiş ‘Türk’ kelimesi http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=268104 Bu bilgi doğru mudur? Soru 2: Göktürk İmparatorluğundan düşünce adamları, düşünürler miras kaldı mı bizlere? Soru 3: Köy sözcüğü nereden geliyor?
“Çince kyei veya kuei karakterinden geldiği sanılan kuy kelimesi Tuncer Baykara’ya göre köy kelimesinin ön şekli olmalıdır ve (Göktürk ve Uygur devrinde) savaşa giden Türk erkeklerinin kadınlarının korunduğu yer ile veya Türkler’le evlenen Çinli hanımların sürekli iskân edildikleri yerler ile ilgili olarak kullanılmış olmalıdır. Bu nedenle şehircilik tarihimizle ilgili olarak bu kavramın önemi vardır. Bu tip yerlerin Hun devrinde de görüldüğünü daha evvel belirtmiştik.” (Yaşar Çoruhlu, Çin Simgeleri Sözlüğü, s.376) Soru 4: Hayvanlı takvim Türk takvimi midir? Soru 5: Çin’de nerelerde asimile olduk? Sarı Nehirin dirsek yaptığı Ordos düzlüğü ve Hinterlandı’nda mı asimile olduk? http://en.wikipedia.org/wiki/File:Meseta_de_Loes.png http://en.wikipedia.org/wiki/Ordos_Loop

  • Qinghai
  • Ningxia
  • Shanxi
  • Shaanxi
  • Henan
  • Hebei
  • Inner Mongolia

Soru 6: Mançurya’da da asimile olduk mu?

  • Heilongjiang

Soru 7: Beka Sorunu: Çin İmparatorluğu hiç parçalanmadı, Osmanlı Avrupası’ndan elimizde sadece 3-5 şehir kaldı.. Çin’in çeperleri etnik Çinli de değil ve özerk bölge. Bizi tarihte bir tek Çinliler mi yendi?

Soru 8: Xionghu ile Tujue aynı mı? Çin’deki Türkler, sadece Batı Çin’de mi yaşamaktalar?

  • Batı Çin
  • Xinjiang
  • Gansu

5- TÜRKİSTAN; KARİZLER, YERALTI SU KANALLARI


Urumçi Mumyaları


Türkistan Vahaları ve Karizler



Divanı Lügat it Türk Haritası; 1072

Ey Türk Evladı okuyabiliyor musun ecdadının yazdıklarını; bir sor bakalım kendine..  Yıl 1072, Kaşgarlı Mahmud’un dünya haritasını?



6- MAVERAÜNNEHİR Havzası

Baktria-Margiyana Arkeoloji Bölgesi; MÖ 2200–1700

Hindu-İran göçlerine eşlik eden arkeolojik kültürler (Hint-Avrupa Kültür Ansiklopedisi’nden). Andronovo, BMAC ve Yaz kültürleri her zaman Hindu-İran göçleri ile eşleştirilmiştir.GGC, H Höyüğü, Bakır İstifçiliği ve PGW kültürleri Hindu-İran göçleri ile eşleştirilmeye aday kültürlerdir.

BMAC (Baktria- Margiyana Arkeoloji Bölgesi)’nın kapsadığı alan (Hint-Avrupa Kültür Ansiklopedisi’nden).

Baktria- Margiyana Arkeoloji Bölgesi (veya BMAB, aynı zamanda Oxus uygarlığı olarak da bilinmektedir) günümüzde Türkmenistan, kuzey Afganistan, güney Özbekistan ve batı Tacikistan’da ve Seyhun (Oxus) ırmağının üst kısımlarını kapsayan, MÖ 2200–1700 tarihleri arasında varolan, Orta Asya’nın Tunç Çağı kültürü için yapılan modern bir arkeolojik tanımlamadır.

Yerleşim yerlerinin keşfi ve isimlendirmeleri Sovyet arkeolog Viktor Sarianidi tarafından (1976) yapıldı. Baktria bugün Afganistan’da bulunan Baktra denilen bölgenin Yunanca adıydı ve Margiyana bugün Türkmenistan’daki Merv şehrinin başkenti olduğu Pers satraplığı Margu’nun Yunanca adıydı.

Türklerin ilk yerleşimleri çok geniş bir alanda bulunur. Bu alana BMAC adı verilmiştir ve Bactria Margiana Archeology Complex sözlerinin baş harfleridir. Bu alan Belh ve Merv şehirlerinden Pamir yaylasına ve Uygur bölgesi olan doğu Türkistan’a kadar uzanır ve orada yerleşim bölgeleri kazılmıştır. http://www.halukberkmen.net/pdf/169.pdf


Türkler zaten karma bir toplumdu ve içinde Tur’lar Ok’lar, Moğol’lar, Macar’lar ve Alman halkları da vardı. Alman sözü Alle-Man “tüm insanlar” demektir ve karmaşık birçok grubu içerir. Goth’lar ve Fransa’daki  Gaul’lar da Asya kökenli batıya uzanmış “KOL”lardır. Bakınız: http://www.halukberkmen.net/pdf/36.pdf

Aral gölünün güneyinden başlayan ve Pamir yaylasına, hatta batı Çin bölgesine kadar uzanan bu geniş alana batılı kazıbilimciler BMAC adını vermişlerdir.
Bactria adı BELH şehrinden gelir. Sogdia ise bölgenin adı. Orası aslında KUŞHAN ülkesi. BMAC bölgesi ilk Hint-Avrupa dillerinin kaynaklandığı bölge ve hem Farsça hem de kadim Hint dilleri Ön-Türkçe kökenlidir ama bu konuda araştırma yapan yoktur. Batılı dilciler bu konuya pek değinmezler zira işlerine gelmez. Onlar enayi değil, dillerinin kökeni Türkçe çıkarsa pek üzülürler. Ama bu konuda kitap yazan bir Amerikalı var. Kitabın adı:  “Ey Dünya İnsanları Hepiniz Türksünüz”, yazarın adı Gene Matlock. http://www.halukberkmen.net/pdf/104.pdf


MAVERAÜNNEHİR, SEYHUN NEHRİ

MAVERAÜNNEHİR, HORASAN

MAVERAÜNNEHİR, HORASAN VE HAREZM

(A) Horasan,

(B) Maveraünnehir ve

(C) Harezm

Kadim Şehirler: Horasan, Maveraünnehir, Harezm, Türkistan



7- BÜYÜK HORASAN



YAMUNA NEHRİ, HİNDİSTAN

Deltasında Taç Mahal’ı ve Delhi Sultanlıklarını barındıran Agra ve Yeni Delhi şehirleri var.

Kuşhanlar, Akhunlar, Gazneliler, Babür İmparatorluğu.

8-HAZAR Havzası ve İPEK YOLU

İlk Türk Köyü; MÖ 4500, ANAU, Türkmenistan; Türkistan



Türkiye’de ilk Köy: Çatalhöyük, MÖ 7500

 

İpek Yolu: Hazar denizinden Pasifik okyanusuna uzanan bu hat; Asya pazarının belkemiğidir.

Bu hat üzerinde özellikle YHT hatlarının ve 3. İstanbul havalimanının tamamlanmasıyla birlikte, Türkiye bu pazarlarla daha da yakınlaşacaktır.
İpek Yolu; İstanbul-Aşkabat-Astana-Pekin-Şangay şehirlerini birbirine bağlayacaktır. Önümüzdeki on yıllık sürecin sonunda Asya’nın GSMH büyüklüğü, Batı’nın önüne geçecektir.
Pazarlarımız; Doğudadır artık.
Hazar, Çin’in de kızılelmasıdır taa Tang hanedanından bu yana. Beyazlar Amerika kıtasında uzakbatıya ulaşmışlar Pasifik kıyılarına inmişler kıtayı bütünlemişler. Çinliler ise Urumçi’den öteye geçememişler, Kırgızistan’daki Talas Savaşını kaybedince deniz kıyısına Hazar’a inememişler. karada kilitlenip kalmışlardır.
Hazar kıyısı ülke/bölgeleri:
  1. Dağıstan
  2. Kalkumya (budist, moğol kökenli)
  3. Azerbaycan
  4. Rusya
  5. Astrakhan Oblast
  6. Gürcistan
  7. Ermenistan
  8. Türkiye
  9. Kazakistan
  10. Türkmenistan
  11. İran Azerbaycanı
Avrasya halklarının tipik bir sentezi. Adriyatik-Karadeniz-Hazar çizgisi. Balkanlar-Anadolu-Kafkasya-Önasya hattı…

9- BEŞ DENİZ Havzası


Tüm pazarlar 5 saatlik uçuş mesafesinde.

 

Balkanpazar ve Hazarpazar dediğimizde her ikisi de tüm ortak ülkelerin anladığı türkçe kelimelerdir.

Rumeli açılımında olduğu gibi “Hazar Pazar” da çoğulcudur; o manada Ermenistan, Kazakistan ve Özbekistan da yapıya eklenebilir. Böylece medeniyet vahası Maveraünnehir de kavranmış olur.
Sınırımızı güneyde Misakı Milli’ye ötelediğimizde Mezopotamya Medeniyeti de aynı etkileşim içine girecektir.
Rumeli ve Hazar açılımları neticesinde tüm kadim doğu dinleri müslümanlık, ortodoksluk, musevilik budistlik (kalmuklar); İstanbul’da, dünyanın merkezinde anlamlarını bulacak..
Linkteki haber de bu konularla direkt ilintili.

 

KESİŞME NOKTALARI:
AVRASYA:
  • Rumeli/Balkanlar
  • Küçükasya,
  • Kafkasya,
  • Türkistan.
AFRASYA:
  • Mağrip (Kuzey Afrika)
  • Maşrık
  • Hicaz/Körfez

 

Türk Hanedanlar: 
Osmanlı, Safevi, Babür: Türkiye, İran, Hindistan





Anadolu, Rumeli, Mezopotamya, Kuzey Afrika, Ortadoğu, Kafkasya yüzyıllar boyunca tek bir devlet ile temsil edilmişti.




Estonya – Bosna Çizgisi

KEİB Karadeniz Ekonomik İşbirliği projesi, Turgut Özal tarafından geliştirilmişti, Demirel bu projeyi kadük etti. Adı var kendi yok.
AB yokolup gideceğinden Rumeli açılımı elzem hale gelecek. Roma yolu önümüze açılacak. Rumeli’den kasıt Doğu Avrupa ve Balkanlar, Estonya-Bosna (EE – BA) dikeyinin doğusunda kalan ülkeler. Bu dikeyin her iki ucunda da Türklük var..Hem Estonya’da var hem de Bosna da var.

10- MEZOPOTAMYA: DİCLE-FIRAT ARASI


Sümerler, Selçuklular, Beylikler, Osmanlılar

Anadolu’da İlk Yerleşimler

İlk yerleşimlerin yarısı Dicle-Fırat arası Mezopotamya topraklarında..

 

11 – RUMELİ’nin Su Yolları: SU’yun Öte Yakası


RUMELİ : VARDAR NEHRİ



RUMELİ : ARDA-MERİÇ-TUNCA NEHİRLERİ



KARADENİZ



 
BALKAN ROTASI
 

 

BALKANLARDA PAZAR YER ADLARI
 
Türkçe, Balkan ülkelerinin ortak dilidir. BALKAN kelimesi Türkçe kökenli olduğu gibi, PAZAR kelimesi de Arnavutça, Bulgarca, Sırpça, Macarca, Romence, Rumca gibi tüm Balkan dillerinde ortak olarak kullanılan Türkçe kökenli bir kelimedir. Ayrıca pazar kelimesi Balkanlar’daki yer adlarına da yansımıştır.
Arnavutluk’da Ndrouqi Pazari, Bosna-Hersek’de Pazaric, Bulgaristan’da Pazarcık, Tatarpazarcık, Novi Pazar, Osman Pazarı; Makedonya’da Skopski Pazar, Romanya’da Pazarlia, Yugoslavya’da Novi Pazar, Virpazar, Hırvatistan’da Pazariste ve Yunanistan’da Megalo Pazaraki bu yer adlarından bazılarıdır.
Bu ülkelerde, içinde pazar kelimesinin geçtiği 40’dan fazla yeradı, bölgede pazar olgusunun ne denli yaşamsal olduğunu ve Türklerin yönetiminde Balkanlar’da bütüncül bir pazarın yaratıldığını göstermektedir. www.balkanpazar.org
 


RUMELİ KÖPRÜLERİ


http://balkanpazar.org/kopruler.asp

RUMELİ – TUNA

Türklerin tarihinde ve hafızasında Tuna Nehri çok canlı ve günceldir. Bunun en belirgin göstergesi Tuna isminin yaygınlığıdır. Tuna ismi sadece gemi, otel, lokanta, cadde ve sokaklara değil; Türk halkının kız ve erkek çocuklarına dahi koyduğu bir isimdir. Ve herhangi bir Türk şehrinin telefon rehberine baktığınızda Tuna, Tunalı, Tunaboylu, Tunasoylu gibi sayısız soyadıyla karşılaşırsınız. (İlber Ortaylı)

Osmanlı İmparatorluğunun Rumeli denen Avrupa kısımları 70 sene öncesine kadar Türklerle meskundu ve 1950 ve 1960lardaki toplu göçlere rağmen, halen özellikle Bulgaristan, Makedonya ve Batı Trakyada kalabalık Türk azınlık grupları yaşıyor. (İlber Ortaylı)

Osmanlı Türk İmparatorluğu bölgede teşkilatlanmış ve beş yüz yıl kadar kalmıştır. Osmanlı siyasi iktisadi birliği, çeşitli din ve dilden milletlerin renkli bir Balkan yaratmasını sağlamıştır.

Bölgede Voskopoj, Köstence (Konstanza), Kalas (Galati), İsmail (İzmayil), Niş ve tabii ki Belgrad önemli ve renkli kültürü olan merkezlerdir.

Rusçuk (Ruse) ve Vidin, Osmanlı tarihinde bilhassa 17.y.y. daki ilginç siyasi ve sosyal yapılanmalarıyla tanınan Tuna boyundaki liman şehirleridir. Vidinli Pazvantoğlu Osman, bölgede tarih boyunca pek çok örneği görülen diktatör yerel lordlardandır. İstanbul’ a bile kafa tutmuş ve 18.y.y’da bu bölgenin kalkınmasında önemli payı olmuştur.

Bölgede Voskopoj, Köstence, Kalas, İsmail, Niş ve Belgrad önemli merkezlerdir.
Camiler ve türbeler Tuna boylarında en kolay fark edilen Osmanlı izleri.

1853-54’teki savunmayla tarihe geçen ve Namık Kemal’e esin kaynağı olan Silistre’nin ana caddelerinden birindeki Kurşunlu Cami gibi bazıları onarıma muhtaç. Ama Delta’nın güneyindeki en büyük kent olan Köstence’deki Hünkar Camisi hem bakımlı, hem de kalabalık bir cemaati var. Silistre’de hala kullanılan Mescid’in müezzini ezanı minarede değil mescidin girişinde okuyor. Tuna’nın güneyinde kalan İsperih yakınlarındaki 16.yy dan kalma Demir Baba Türbesi, yörede yaygın olan Babai inancının anıtlarından. 1970’lere kadar, Hristiyanların ziyaret ettiği türbenin Bulgar Hanlığı’nın kurucularından Omurtag Han’a ait olduğu inanılırdı. Yapılan incelemeler bu inancı boşa çıkarttı.

Tuna Boylarındaki Küçük Türkiye: Delta’nın güneyindeki Babadağ’da, Berber Hüseyin Hasan’ın dükkanında, duvarlardaki gazeteler ve İstanbul’dan gelme berber malzemeleri yüzünden nerede olduğunuzu şaşırabilirsiniz. Delta’nın büyük kentlerinden Tulça’daki Aziziye Camisi’nin cemaati sadece Cuma ya da bayram namazlarına gelse de caminin bekçisi Mahmudi Cevcet ya da Cevcet Akay hep orada.

Tuna hakkında geniş bilgi: http://balkanpazar.org/kavramlar_Tuna.htm

12- İDİL (VOLGA) BOYLARI ve DON Nehri

Attila (M.S. 400 – 454) isminin kökeninin İdil (Volga) nehrinin adıyla ilişkili olduğu şüphesizdir. Eski Türkçenin başlangıçlarından biri sayılan Hun Türkçesinde İdil nehri her dönemde Atel, İtil veya Edil gibi farklı adlandırıldığı bilinmektedir.

Şehirler: Nizihny Novgorod, Samarra, Kazan, Samara, Ufa, Astrakhan

İmparatorluk: Altın Orda

Tataristan, Başkurdistan, Çuvaşistan

Don Nehri


 

13-NİLHAVZASI

– NİL Havzası

 

Memluklar, Osmanlı İmparatorluğu

Nil Nehri Havzası



SONUÇ: TEFEKKÜRÜMÜZÜN ESERLERİ VE MERKEZLERİ

Macaristan, Hungarya olarak da anılıyor, Bulgaristan da Bulgarya; her iki toplumun da isimlerinden Türklük ile bağlantıları belirgin.

AB de aslında Viyana’ya kadar sarkan, Roma’yı da sarsan Türklüğün sindirilmesi ile ilgili bir projedir. Tüm Balkanları kendilerine pazar ettiler.

Rahmetli Ecevit iyi ki bizi dışta bırakmış. Doğu Roma, Balkanlardaki Türkleri Kuman, Peçenek, Bulgarları, Avarları hristiyanlaştırarak asimile etmişti zaten.

Paris’in, Londra’nın, Barselona’nın kafelerinden bahseden Ecnebi Türkler’in muhayyile ve muhakemelerinde İsfahan’ın, Lahor’un, Karaçi’nin, Şam’ın, Kaşgar’ın, Xian’ın, Kazan’ın, Üsküp’ün, Adis Ababa’nın, Sevilla’nın, Endülüs’ün kahvehane, kıraathane ve çayhanelerinin ne kendileri ne de mütefekkirlerinin kırıntısı bile mevcut değildir.
Hep birlikte Doğu’nun referanslarını da hızla gündemimize alalım; Oğuz Kağan’dan başlayarak Harezmi, Konevi, İbnül Arabi, Hamidullah, Fazlurrahman, Mohammed İkbal’leri, Kaşgarlı Mahmud, Ferdovsi, Gaspıralı’ları, Niyazi-i Mısri’leri ve düşüncelerini dile getirelim.
Hong Kong metrosunun logosu, çin alfabesinin binlerce yıl önceki karakterlerinden esinlenilerek geliştirilmiştir.
İstanbul metrosunun logosu için aynı düşünceyi neden taşıyamıyoruz, çünkü o logoda ecdad yadigarı ne hat sanatının ne de ebru sanatının esintileri var ki, ikisinin kökleri de Asya’nın derinliklerine kadar uzar.
Entelektüel yapıdaki gayretsizlik ve kültürel sığlık, bizleri süregen bir kuraklığa mahkum etmiş durumda, bundan çıkış yolları da herhalde gepegeniş bir coğrafyaya serpilmiş, geçmişimizdeki kültürel merkezler ve bu merkezlerin ürettiği kültürel kaynaklardan nasıl besleneceğimiz konusu ile alakalı gözüküyor.
İlk olarak yurtdışı iş seyahatimi 1987 yılında Suriye’ye yaptığımda şaşırmıştım, Şamlılar  bize çok benziyorlardı, Abdülhamit’i ise rahmetle anıyorlardı. Hem Suriye hem de Abdülhamit bizlere yabancılaştırılmıştı.
Entellektüel sığlık aslında derin bir kültürel derinliği de gizlemekte idi.
Tefekkür Merkezleri 

Rumeli
  • İstanbul
  • Üsküp
  • Saraybosna
  • Prizren
  • Filibe
  • Şumnu
  • Budapeşte
  • Belgrad
Anadolu
  • Bursa
  • Konya
  • Amasya
  • Sivas
  • Kayseri
  • Erzurum
Kafkasya (Hazar)
  • Tebriz
  • Bakü
Türkistan
  • Maveraünnehir
  • Semerkant
  • Buhara
  • Kaşgar
Bu sığlık yavaş yavaş aşılmaya başlanacak ve derinlere doğru inerek Türkistan’daki kök kültürümüzü yaşatmaya başlayacağız.
GDO lu Türkler, evet, kültürümüzü de sığlaştırdılar, derinler ile hiç ilgileri ve kaygıları yok. Fakat, bu GDO lu dönem de elbet aşılarak, kök kültürümüze ulaşacağız.
Son yıllarda Osmanlı’ya ve tarihe olan ilgi giderek çoğalmaya başladı. Bu ilginin Anadolu ve Balkanlar’dan Asya’nın derinliklerine uzanacağı zaman da çok fazla değil.
Tefekkür Coğrafyalarımızdaki Mütefekkirlerimizin Eserleri
 
  • Gazi Zahireddin Babur Şah Baburname (Ciltli)
  • Dede Korkut/ Orhan Şaik Gökyay Dede Korkut Hikayeleri
  • Dede Korkut/ Orhan Şaik Gökyay Dedem Korkudun Kitabı (Ciltli)
  • KATİP ÇELEBİ Deniz Savaşları Hakkında Büyüklere Armağan Tuhfetü’l-Kibar Fi Esfari’l-Bihar
  • YUNUS EMRE Divan Risaletü’n – Nushiyye
  • Mahmud El-Kaşgari Divanü Lugati’t Türk (Ciltli)
  • Evliya Çelebi Evliya Çelebi Seyahatnamesi Beşinci ve Altıncı Cild
  • Evliya Çelebi Evliya Çelebi Seyahatnamesi Cild  I-II
  • Evliya Çelebi Evliya Çelebi Seyahatnamesi Cild  III-IV
  • Evliya Çelebi Evliya Çelebi Seyahatnamesi Sekizinci Cild
  • Evliya Çelebi Evliya Çelebi Seyahatnamesi Yedinci Cild
  • KOÇİ BEY Koçi Bey Risaleleri (Ciltli)
  • Yusuf Has Hacip Kutadgu Bilig (Ciltli)
  • KATİP ÇELEBİ Mizanü’l – Hakk Fi İhtiyari’l-Ehakk (Ciltli)
  • Orhon Yazıtları/Prof Dr Talat Tekin Orhon Yazıtları
  • Nizamül Mülk Siyasetname
  • Mehmet Akif Ersoy; Safahat

Ek Kaynaklar:

http://depts.washington.edu/silkroad/texts/

http://depts.washington.edu/silkroad/texts/babur/

http://tr.sputniknews.com/turkish.ruvr.ru/2014_05_27/Turk-mitolojisinde-kutsal-nehirler/