Ordular! İlk Hedefiniz Akdeniz’dir İleri!
- İzmir kurtarıldı
- Hatay kurtarıldı
- Kıbrıs kurtarıldı
- Afrin kurtarıldı
https://www.yenisafak.com/…/suleymanseyfiogun/avrupanin-hal-ve-gidisati-2046026
https://www.yenisafak.com/yazarlar/suleymanseyfiogun/mare-nostrum-2028347
Mare Nostrum yazısı ve tüm Süleyman Seyfi Öğün yazıları Yenisafak.com Yazarlar … Türklerin Asyaik kökleri olduğu ve bunca zamandır Akdeniz coğrafyasında …
AKDENİZ’DE DENGELER DEĞİŞİYOR – TVNET
AKDENİZ‘DE DENGELER DEĞİŞİYOR” Prof. Dr. Süleyman Seyfi Öğün #AkılOdası’nda, “Barbaros’un torunlarıyla Andrea Doria’nın torunları bir araya gelmeli”…
SoundCloud
Süleyman Seyfi Öğün: Türkler Akdeniz’in ‘üvey evlatları’ …
Diken
Yeni Şafak
Haber 7
soL haber
X
Diken
SoundCloud
Süleyman Seyfi Öğün: Coğrafyalar üzerine âfâkî bir yazı….
X
ZONGULDAK BÜLENT ECEVİT ÜNİVERSİTESİ
Sabah
Wikipedia
‘Diktatör’… – Süleyman Seyfi Öğün
Haber 7
YouTube
GZT
O isim aynen böyle dedi: İsrail Türkiye’nin ayağına gelecek
Yeni Akit
T24
Adaleti Savunanlar Derneği
Sesli Makale
Aynı ticaretler, aynı sanayiler aynı etkileşimler, iletişimler şu an Japonya’nın Osaka Limanı, Tokyo Limanı, Çin’in limanları, Tayvan’ın, Tayland’ın limanları arasında gerçekleşiyor. Orada büyük bir ekonomik dinamizm var. Eski Akdeniz, Yeni Akdeniz’de yeniden kuruluyor. O zaman Türkler olarak, Nazım Hikmet’in ifadesiyle: “Dört nala gelip Uzak Asya’dan. Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan”. Uzak Asya’dan geldik. Kısrak başı, Atatürk’ün ilk hedefi olarak kastettiği odur. O kısrak başı, yani Anadolu yarımadasının Akdeniz sınırları.
O deniz sınırlarının hepsi bizde olacak diyor, onun içinde bir yama olmayacak, düşmana verilecek bir parça olmayacak.
Atatürk’ün kabul etmediği odur. Biz bunu bilelim. Yani, “yurtta barış cihanda barış”ı konuşmayacağız biz, ilk hedefi konuşacağız. İlk hedef nedir? Atatürk’ün dahiyâne stratejik bir öngörüsüdür, bunu bileceğiz. Önümüzdeki yüzyılları kapsayan bir öngörüdür bu.

Yeni Akdeniz ve Limanları
Akdeniz’den Pasifik’e!
Dünyanın merkezi Akdeniz, Akdeniz’in merkezi ise tarihin potası olan Doğu Akdeniz’dir; Türkiye ve Kıbrıs’ın haritadaki konumu kayda değer bir noktadır. 21.Yüzyıl’ın ana hattı Yeni Akdeniz (Pasifik Okyanusu) ile Doğu Akdeniz’i birbirine bağlayan İpek Yolu bağlantısıdır. Mediterranea’nin (Akdeniz) sözlük anlamı “Dünya’nın Ortası”dır.
Sözkonusu üç Akdeniz; Akdeniz Havzası (Mediterrane), Yeni Akdeniz (Pasifik) ve İpek Yolu (Türkistan) coğrafyaları, 21. yüzyıl ile birlikte, “Dünyanın Merkezi Kıbrıs” üzerinden birleşmektedirler.
“Yeni Akdeniz” Pazarları
Bir zamanlar dünya ticaretinin büyük kısmının döndüğü yer Akdeniz’di. Bütün ülkeler için o ticaret alanı dâhilinde bir faaliyette bulunmak çok önemliydi. Bu dönemin aktörleri Cenevizliler, Venedikliler ve tabii Osmanlılardı. Bugünün ise “Yeni Akdeniz”i Pasifik’in batı kıyılarında yaşanmakta.
Asya-Pasifik bölgesinde Çin merkezli bir YENİ AKDENİZ oluşmaktadır.
Akdeniz dünyası endüstriyel yenilikçi faaliyetlerin ve müteşebbis inisiyatiflerinin birleştiği bir potaydı.
‘’Akdeniz dünyası’’ sermaye akışının, ticaretin bir araya toplanmasının ve altyapı bağlantılarının ürettiği kuvvetlerin kıyı bölgelerini anakaralarından ayırdığı ve bu mekânı diğer güç yönlerine doğru yeniden yapılandırdığı, bürokratik planlamanın sıkı kontrol mekanizmasını zorlaştıran çok yüzlü bir alandır.
Akdeniz dünyası farklı medeniyet bölgeleri arasında bir bağlantıdır.
Yeni Akdeniz, artık Asya’da canlanmakta. Belli başlı limanları ise dünyadaki en büyük 10 limandan ilk dördü olan Hong Kong, Singapur, Busan ve Kaohsiung ile 6.sırada yer alan Şangay. Bu limanların üçü Çin ekonomik alanında; Hong Kong, Kaohsiung ve Şangay.
Asya-Pasifik’in onyıl içerisinde global GSMH dağılımında birinci sıraya oturacak olması, bu “Yeni Akdeniz” coğrafyasındaki sanayileri büyük bir hızla büyütmektedir.
Asya-Pasifik bölgesinde Çin merkezli bir YENİ AKDENİZ oluşmaktadır.
“Akdeniz dünyası” endüstriyel yenilikçi faaliyetlerin ve müteşebbislerin inisiyatifinin birleştiği bir potadır.
‘’Akdeniz dünyası’’ sermaye akışının, ticaretin biraraya toplanmasının ve altyapı bağlantılarının ürettiği kuvvetlerin kıyı bölgelerini anakaralarından ayırdığı ve bu mekanı diğer güç yönlerine doğru yeniden yapılandırdığı, bürokratik planlamanın sıkı kontrol mekanizmasını zorlaştıran çok yüzlü bir alandır.
Akdeniz dünyası farklı medeniyet bölgeleri arasında bir bağlantıdır.
Yeni Akdeniz, artık Asya’da canlanmaktadır.
Yeni Akdeniz’in bellibaşlı limanları ise dünyadaki en büyük 10 limanları teşkil etmektedir.
Asya-Pasifik’in onyıl içerisinde global GSMH dağılımında birinci sıraya oturacak olması, bu “Yeni Akdeniz” coğrafyasındaki sanayileri büyük bir hızla büyütmektedir.

1997 yılında, çalıştığı Şişe Cam firması onu Hong Kong’daki ofisine yönetici olarak atadı. Şişe Cam bünyesinde faaliyet gösteren Soda Sanayi’nin deri kimyasalları ürünleri başta olmak üzere Şişe Cam’ın tüm ürünlerinin o bölgeye satışını artırmak amacıyla gönderilen Ağaoğlu, beş yıl kaldığı Çin’de sadece kendi sektörü değil diğer sektörler ve pazar yapıları hakkında da ciddi bir izlenim edinmiş ve analizler yapmış.
Ağaoğlu’nun Uzakdoğu yılları tam da Türk iş adamlarının Uzakdoğu’yu keşfetme yıllarına denk geliyor. Böylelikle Türkiye için orada var olan potansiyelleri ve bunların nasıl değerlendirilemediğini yakından izlemiş bir profesyonel. Bölgeyi gören ve insanlarıyla temas etme fırsatı bulan birçok kişiye nazaran o, Çin’in tarihi ve kültürel yapısının Türk iş adamlarının ilişki kurması açısından bir dezavantaj değil avantaj olduğunu vurguluyor. Ağaoğlu’nun dikkat çektiği bir başka önemli nokta ise bölgenin dünya ticari hareketindeki payı. Akdeniz’in tarih boyunca devam eden ticari misyonunun bugün Uzakdoğu’da olduğuna işaret ediyor.
>>TURKISHTIME: Çin ve Türkiye iki ayrı dünya… Zorluk çekmediniz mi Çin pazarını incelerken?
>>LEVENT AĞAOĞLU: Çinliler ile biz çok uzak coğrafyalarda yaşasak da, uzak kültürlerin adamı değiliz aslında. Birçok kimse kültürel farklılıktan dolayı iş bağlantısı kurmanın çok zor olduğunu söylüyor. Ben böyle düşünmüyorum. Onlar ne kadar doğuluysa biz de o kadar doğuluyuz. Bin yıl önce ilişkimiz kopmuş, ama aslen kültürümüz ve insan ilişkilerimiz çok yakın. Her şeyden önce iki millet de gayet sıcak. Bugün günlük hayatta pek farkında olamasak da onlardan aldığımız birçok şey var. Onların da bizden aldığı bir o kadar tabii… Biz Çinlilerden çini, kayısı, portakal, çay, mandalina, makarna, ipek ve kağıdı, onlar da bizden deri, demir, şarap ve mantıyı almışlar mesela. Eski dünyanın milletleriyiz biz. O gözle bakıyorlar Türklere. Geleneklerimiz en az 2500 yıl gerilere dayanıyor. Her iki millet de tarihlerinde önemli bir süre dünya medeniyeti konumuna yükselmişler. Çinliler 8. yüzyıla kadar, Türkler de 15.-18. yüzyılları arası büyük medeniyetler oluşturmuşlar.
>>Ama bugün baktığımızda Çin çok çok ilerilerde dünya ticaretinde.
>>Bir zamanlar dünya ticaretinin büyük kısmının döndüğü yer Akdeniz’di. Bütün ülkeler için o ticaret alanı dahilinde bir faaliyette bulunmak çok önemliydi. Bu dönemin aktörleri Cenevizliler, Venedikliler ve tabii Osmanlılardı. Bugünün ise “Yeni Akdeniz”i Pasifik’in batı kıyılarında yaşanmakta.
>>Nedir bu bağlantıyı kurmanıza dayanak?
>>Akdeniz dünyası endüstriyel yenilikçi faaliyetlerin ve müteşebbis inisiyatiflerinin birleştiği bir potaydı. Bölge; sermaye akışının, ticaretin bir araya toplanmasının ve alt yapı bağlantılarının ürettiği kuvvetlerin kıyı bölgelerini ana karalarından ayırdığı ve bu mekanı diğer güç yönlerine doğru yeniden yapılandırdığı çok yüzlü bir alandı. Akdeniz dünyası aynı zamanda farklı medeniyet bölgeleri arasında bir bağlantıydı. Yeni Akdeniz, artık Asya’da canlanmakta. Belli başlı limanları ise dünyadaki en büyük 10 limandan ilk dördü olan Hong Kong, Singapur, Busan ve Kaohsiung ile 6.sırada yer alan Şangay. Bu limanların üçü Çin ekonomik alanında; Hong Kong, Kaohsiung ve Şangay.
>>Mesafenin uzak olmasından dolayı başka ülkeler karşısında Çin’e ihracatta avantajımız olmadığı söylenir.
>>Buna katılmıyorum. Çünkü Çin’in en büyük ticari partnerleri aslında Pasifik’in öbür yakasında, yani Amerika kıtasında ve onlar da hemen hemen bizim kadar uzaklar. Bizim Çin’le tarihten gelen bir ticari geçmişimiz var: İpekyolu. Bugün İpekyolu’nun canlandırılması için ciddi girişimler var. Her şeyden önce bu yol 1998’de havadan sağlanmış durumda. Çin’e direkt uçak seferleri var. Böylelikle iş adamları çok rahat bir ulaşım ortamı buluyor.
>>Bu çabalar sanki Çin’e mi daha çok yarıyor?
>>Bir potansiyel olarak Çin, Türkiye’nin gündemine geldiğinde yüzlerce, belki binlerce iş adamı ve girişimcimiz Çin’e gitti ihracat yapmak için. “1.3 milyarlık Çinli ayda bir şundan alsa tamamdır” türünden bir mantıkla giden arkadaşlarımız bir süre sonra ithalatçı olarak döndüler. Şimdi hükümetlerin yapması gereken bir şey var. Gerçek İpekyolu’nun alt yapısını tekrar hazırlamak. Şangay’dan Roterdam’a bir demiryolu projesi gündemde. Bunun gerçekleşmesi ticaret konusunda Türkiye’ye çok ciddi bir misyon yükleyecek. Anadolu toprakları yine tarihte olduğu gibi ticari lojistik önemine kavuşacak. İstanbul neden bir Hong Kong, Dubai, Singapur olmasın? Türkiye ayrıca yakın ülkeler stratejisi kapsamında yakın komşularıyla geliştirdiği türden ilişkileri uzak komşusu Çin ile de geliştirmeli.
>>Ama diğer taraftan da Çin Türkiye’nin sanayisini tehdit ediyor.
>>Bu bir “win-win” (kazan-kazan) tarzı ilişkiye çevrilebilir. Her iki ülkenin uluslararası vizyonlarını göz önünde bulundurursak geniş bir hinterlanda sahip olduklarını görüyoruz. Her iki ülke de ABD tarafından “Dünyanın Gelişen 10 Pazarı” arasında sayılıyor. Türkiye AB yolunda kararlı adımlarla yürüyen bir ülke ve Gümrük Birliği’nin de bir üyesi. Aynı zamanda Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkelerinin de katılmasıyla 41 ülkeyi bulan “Avrupa-Akdeniz Serbest Bölgesi”nin üyesi ve tam da ortasında. Çin için ise en önemli pazar AB. Diğer yandan Çinliler Orta Asya’ya ayrı bir önem veriyorlar, ama kültürel ve siyasi sorunlardan dolayı bu konuda pek başarılı bir girişimleri yok. Türkiye’nin ise dünyanın en hızlı gelişen pazarı Uzakdoğu’ya (ASEAN+Çin+Japonya+G.Kore) ihracatı çok düşük seviyelerde. Türkiye hızla üretimini artıran Çin için Avrupa ve Orta Asya’ya açılmada iyi bir stratejik partner olabilir. Aynı durum Türkiye için Uzakdoğu’da geçerli. Bu noktada Türkiye tarihten gelen misyonunu tekrar kazanabilir ve yine doğunun batıya zenginliğini taşıdığı bir bölge olabilir.
>>Ürettiği ucuz mallarla Türkiye’nin ticaret pastalarından aldığı küçük payları dahi çalan Çin’den değil, başka bir Çin’den bahsediyorsunuz sanki siz.
>>Çin son yıllara kadar belki sadece üretim gücüyle dünya piyasalarını etkiliyordu. Ama artık tüketim gücüyle de etkiliyor. Bugün Çin’in ithalatı da dünya piyasalarını ciddi etkilemeye başladı. Hem hızla büyüyen sanayisine hammadde yetiştirmek, hem de gelişen orta ve üst sınıfının ihtiyaçlarını karşılamak için ithalatını hızla artırıyor. Hem AB ülkelerinin hem de ABD’nin en büyük ticari partneri olmasına az kaldı. Çin’in demir-çelik ihtiyacının hızla artmasından dolayı dünya piyasalarında ve tabii dolayısıyla Türkiye’de de fiyatlar arttı.
>>Oraya gideceklere ne tavsiye edersiniz?
>>Bir kere Çin’e bu satılmaz, şu satılmaz diye düşünmesinler. Elimizde çok mantıklı örnekler var. Mesela mermer ve demir-çelik gibi yapı malzemeleri… Bir de bizim sattığımız deri kimyasalları var. Bunlar fırsatların değerlendirmesi sonucu olmuş hammadde satımları. Mermer ve demir-çelik mal yetiştiremiyor. Ancak demir-çelik ürünleri hariç tutulduğunda Türkiye ve Yunanistan’ın Hong Kong’a ihracatı ne yazık ki aynı değerde.
>>Son mamullerde ve tüketici mallarında herhalde aynı şeyi söyleyemeyiz.
>>Yabancı firmaların Çin pazarında doğrudan pazarlama ve satış işlemlerinde bulunmalarına bugün için izin verilmiyor. 1979’da başlayan ama 1990’larda kendini ciddi ciddi hissettiren değişim ve büyümenin çok uzağında kaldı Türkiye. Bu süreci takip edememesi Türkiye’nin çok büyük dezavantajı oldu. Bugün Çin’i bir pazar olarak görüyorsanız, mutlaka insanlarından tüketim kültürüne kadar incelemelisiniz. Bu şekilde mesela Fındık Tanıtım Grubu başarılı olmuştur. Son zamanlarda haberlerini de alıyoruz.
>>Bir avantajımız var mı pazar konusunda?
>>Pazar konusundaki belki de en büyük avantajımız birçok ülkede Türk malları hakkında haksız yere oluşmuş kötü imajın burada olmaması. Türk malı hakkında eksik bilgiye sahip olan Çin pazarı, iyi bir tanıtım ile büyük başarıların kaynağı olabilir.
>>Başka potansiyeller var mıdır ticaret dışında?
>>Bunların yanında kaçırmamamız gereken bir diğer önemli fırsat da turizm. Önümüzdeki dönemde dünyanın en fazla turist gönderen ülkesi olacak olan Çin; Mayıs 2002’den beri resmi turist destinasyonlarına Türkiye’yi de ekledi. 2008 Pekin Olimpiyatları için yapılan alt yapı yatırımları da müteahhitlik sektörümüz için önemli bir fırsattı, ama maalesef onun da iyi değerlendirilemediğini görüyoruz. Ama tabii Çin’le bu kadar ilgileniyorsanız doğal olarak olabildiğince iyi bir bilgi akışı sağlamalısınız. Bunun da kaynağı tabii ki batının araçları değil, kendi kaynaklarımız olabilir. Türkiye’de herkes, dünya trendlerinin önemli bir aktörü olan Çin’i, Çin’de olup bitenleri yakından gözlemlemeli. ?
Yeni Akdeniz’de yerimizi almalıyız
Özgür Sağmal F>Yavuz Meyveci
Turkish Time, Mayıs 2004
http://www.turkishtime.org/28/tr_40_4.asp
Levent AĞAOĞLU
“Şarktan şimdi doğacak olan güneşe bakıyorum…Bugün, günün ağardığını nasıl görüyorsam, uzaktan bütün şark milletlerinin de uyanışlarını öyle görüyorum..Onların (Şark Milletleri’ nin) yeniden doğuşu, şüphesiz ki terakkiye ve refaha müteveccih vuku bulacaktır.” (Mustafa Kemal Atatürk, 1933)
Yirminci yüzyılın son yirmi yılı hem iki eski ve köklü dünyanın, Türk Dünyasının ve Çin Dünyasının yeniden doğuşuna hem de Türkiye ve Çin arasındaki ilişkilerin gelişmeye başlamasına tanıklık etti. İlişkileri binlerce yıl öncesine dayanan eski dünyanın her iki üyesi hemen hemen aynı yıllarda ekonomilerinde devrim niteliğinde değişiklik yaparak dışa açılmaya başladılar. Türkler ve Çinliler farklı coğrafyalarda büyük fırsatları ellerinde tutuyorlar. Asya’nın biri batısına, diğeri doğusuna asırlarca hükmetmiş…Ticaretin damarı; İpek Yolu’nun başlangıç ve bitiş noktaları; Türkiye ve Çin…Asırlar boyu süren ikili ilişki bugün yeniden canlanmanın yöntemini arıyor.. Her ikisi de kuvvetli imparatorluk geleneğinden gelen Türkiye ile Çin’in ekonomik kalkınma hamlelerinde işbirliği yapmaları, tarihte benzer kaderi paylaşmış bu köklü iki ulus için parlak bir gelecek vaadetmektedir.
Son Yıllardaki Gelişmeler
Son yıllarda Türk-Çin ilişkileri büyük ilerlemeler kaydetmiş; ilk kez bir hükümet programında ”Çin Halk Cumhuriyeti ile iliskilerimizin çok yönlü olarak gelistirilmesine özen gösterilecektir.” şeklinde bir ibare yer almıştır.
26 ülkeden oluşan Asya-Pasifik bölgesinin büyüyen ekonomisinin en dinamik gücünü Çin oluşturmaktadır. Türkiye’nin bu bölgeye olan ihracatı ise yıllardır 1 milyar dolar sınırını aşamamaktadır. Bölge ülkelerinden Japonya, Kore, Singapur ve Avustralya gibi önemli ihracatlar yaptığımız ülkelere 2001 yılında ihracatımız düşüş göstermiştir. Buna karşın, aynı yıl Çin ve Hong Kong’a ihracatımız % 75 artış kaydederek 350 milyon dolara çıkmış; Asya Pasifik’e ihracatımızın % 35’ini oluşturmuştur. Bölgede ikinci sırada en çok ihracat yaptığımız Japonya’ya ihracatımız 120 milyon dolardır. Çin’e yapılan ihracatımızın % 50’sini demir-çelik ürünleri teşkil ederken, mermer başta olmak üzere inşaat malzemeleri, deri ve ağaç ürünleri gibi kalemlerde ihracat artmıştır. ŞİŞECAM da Hong Kong’da ilk ofis açan öncü Türk şirketlerindendir(1988). Çin’deki ikinci ofis ise 2000 yılında Şangay’da açılmıştır. Bu sayede 1988 yılında 50.000 dolar olan Çin’e ihracatımız 2001 yılında 5 milyon dolara yaklaşmıştır. ŞİŞECAM, Çin’e TANKROM deri kimyasalları ve PAŞABAHÇE ürünleri ihraç etmektedir.
Son on yıllık dönemde sadece 1994 yılında fazla veren dışticaretimiz bilhassa 1995’den itibaren devamlı ve artan şekilde açık vermeye başlamış, 2000 yılında rekor düzeye çıkan açık 2001 yılında azalmıştır. Çin’den (Hong Kong dahil) 2001 yılı ithalatımız 1 milyar dolardır. Asya-Pasifik’te Japonya’nın ardından ikinci en çok ithalat yaptığımız ülke Çin’dir. Türkiye’nin ithalatında Çin 11. sıradadır. 2001 yılında Çin ile ticaret hacmimiz 1.4 milyar dolarlık değer ile yine Japonya’nın ardından (1.5 milyar dolar) ikinci sırada yer almıştır. Çin ve Türkiye Asya’nın önde gelen iki gelişmekte olan ülkesidir. İki ülke arasındaki ekonomik ve ticari ilişkilerde gelişme potansiyeli büyüktür. Son yıllarda gösterilen ortak çabalarla ekonomik ve ticari ilişkilerde büyük bir gelişme sağlanmıştır. Geçen yıl ticaret hacmi biraz azalmakla birlikte ticaret dengesizliği bir ölçüde düzelmiş; 2000 yılında Türkiye aleyhine 1,2 milyar dolar olan ticari açık, 2001 yılında 700 milyon dolara düşmüştür. Şu an Çin ve Türkiye’nin ikili ticaret hacmi her iki ülkenin toplam dışticaret hacminde küçük bir oranı oluşturmaktadır. Ticarete konu olan ürün çeşidi de azdır.
Türk-Çin ticaretinde önemli bir dönüm noktası 8.8.1998 (Çinliler için 8 uğurlu rakamdır) tarihinde Hong Kong-İstanbul ve ardından THY tarafından İstanbul-Pekin-Şangay uçak seferlerinin başlatılmış olmasıdır. İki ülke arasındaki mesafe uzaklığı dezavantajı, direkt uçuşlarla avantaja dönüştürülmüştür. Türk ihracatçılarının Çin ekonomik alanına yakınlaşarak hızla yönelmeleri hedefi doğrultusunda milli havayolumuzun başlattığı bu uçuşlar, Asya’nın doğu ucundaki Çin ile aramızdaki tarihi ulaşım yolu olan İpek Yolu’nu çağımız imkanları ile yeniden tesis etmiştir. Özellikle 1998 yılından başlayarak Türk firmalarının bu ülkeye yönelik olarak ilgileri artmaya başlamış; deri sanayii, inşaat malzemeleri üreticileri, mermer ve gıda sanayii gibi sektörlerden firmalar bu ülkede ofis açmak veya temsilciler aracılığı ile pazara girme yolunda ciddi adımlar atarlarken ilk kez bir Türk bankası Çin’de bir temsilcilik ofisi açmıştır.
2002 Mayıs ayından itibaren Türkiye, Çin vatandaşları için resmi turist destinasyonu haline gelmiştir. Bu sadece Türk turizminin gelişmesine yararlı olmakla kalmayıp, aynı zamanda iki halk arasındaki, dostça temasları arttırarak yakınlaşmalarını sağlayacaktır. Dünya Turizm Örgütü raporlarına göre önümüzdeki dönemde dünyanın en fazla turist gönderen ülkeleri arasında ilk sırada yeralması beklenen Çin ile gerçekleştirilen bu anlaşma ikili ticari ilişkilerde mevcut bulunan Türkiye aleyhine durumun dengelenmesi açısından oldukça önemli bir fırsattır.
Sorunlar
Türk-Çin ekonomik ilişkilerinde başlıca sorun, iki ülke ticaretinin son yıllarda bir miktar azalmasına rağmen, Türkiye aleyhine açık vermesidir. Çin dünyanın en büyük firmaları için bile kolay ve kapıları açık bir pazar değildir. Bölgeler arası ciddi gelir ve kültür farklılıkları bulunan, tüketim alışkanlıkları ve mantalitesi tamamen farklı bir toplumdur. Çin pazarına girmek ve kalıcı olmak, uzun vadeli ve ısrarlı çalışmalar sonucu mümkün olabilmektedir.
Çin Halk Cumhuriyeti, 2000 yılı itibarı ile G.Kore’yi geçerek Asya – Pasifik ülkeleri arasında Türkiye’nin, Japonya’nın ardından ikinci en önemli ticari ortağı haline gelmiştir. Ancak, Türkiye’nin yıllar itibarı ile Çin’e ihracatı demir-çelik ürünleri başta olmak üzere bir kaç kalemle sınırlı kalmış, Çin bu kalemlerde üretici konuma geçtikçe de ihracat rakamları giderek düşmüştür. Son yıllarda mermer başta olmak üzere inşaat malzemeleri, deri kimyasalları, deri ve ağaç ürünleri gibi kalemlerde ihracat rakamları giderek yükselmekle birlikte ihracatımız hala hedefin çok altındadır.
Türkiye ve Çin Halk Cumhuriyeti arasında ticarette karşılaşılan sorunlar arasında, iki ülkenin coğrafi uzaklığı yanında, yeniden yapılanma süreci içinde bulunan Çin ekonomisinin geçirdiği değişimlerin bir çok açıdan oldukça karmaşık bir yapı sergilemesi ve bunların Türkiye’den yeterince izlenememesi sayılabilir. Çin pazarının sahip olduğu altyapı ve müşteri niteliklerinin ve çok açık olmayabilen ve değişme sürecinde bulunan ticaret kural ve uygulamalarının Türk ihracatçıları tarafından dikkatli bir şekilde izlenmesi gerekmektedir. Bu çerçevede, özellikle Çin’e ihraç edilen Türkiye ürünlerinin çeşitlilik kazanması ve Türk ihracatçı ve yatırımcılarının Çin pazarında kalıcı olmak için bu pazarı tanımaya özel önem vermeleri yararlıdır. Yabancı firmaların Çin pazarında doğrudan pazarlama ve satış işlemlerinde bulunmalarına bugün için izin verilmemektedir. Çinli iş adamları az miktarda sermaye ile Türkiye’de doğrudan pazarlama yapabilirlerken, Türk firmaları, Çin pazarında temsilcilik açmak ve güvenilir bir Çinli ortak bulmak gibi sorunlarla karşılaşmaktadır. Halihazırda belli başlı dünya ülkeleri, dev Çin pazarı için yoğun bir rekabet içine girmişlerdir. Çin’in başta gelen dış ticaret ortaklarının incelenmesi, coğrafi uzaklık dezavantajına sahip olan Türk firmalarının daha yoğun çaba harcamaları gerektiğini ortaya koymaktadır. Bunun gibi yapısal ekonomik sorunlar yanında idari sistemi farklılığı da iki ülkenin ticari ilişkilerine engel teşkil edebilir. Kısa vadede tüm sorunların çözülmesi beklenmemekle birlikte gümrük tarifelerinde başlayan indirimler, Çin mevzuatında DTÖ kurallarına uyum çerçevesinde yasal düzenlemelerin hızlandırılması önümüzdeki dönemde daha olumlu bir ortamın oluşacağına ilişkin işaretler olarak kabul edilmektedir. Bunların yanında Türk firmalarınca muhabir bankacılık ilişkilerindeki eksiklikler, taşımacılık sorunları, standartlar ve telif haklarında yaşanan sıkıntılar, Türk firmalarının Çin’i uzak bir pazar olarak addetmesi, pazara yönelik bilgi eksikliği gibi sorunlar da dile getirilmektedir. Ancak bugüne kadar yapılan temaslardan yüksek riskler olduğuna yönelik Türk işadamlarında bulunan önyargıların da bu pazara yönelik ciddi bir çalışma yapılmasını engellediği anlaşılmaktadır.
Öneriler
Türkiye 21.yüzyıl dünyasının merkez eksenini teşkil edecek olan Asya-Pasifik ile bağlantıyı Çin ile işbirliği içerisinde kurmalıdır. Çin, Türkiye’nin Asya-Pasifik’deki ikinci en büyük ticari ortağıdır. Her iki ülke de bir uçtan bir uca büyüyen Asya’nın büyüyen ekonomileridir; karşılıklı yatırımlar ve ticaret arttırılmalıdır. Çin ve Türkiye’nin işbirliği, her iki ülkenin çok geniş bir bölgede tarihi ve etnik bağlardan kuvvet alan bir dil ve kültür avantajına sahip olmalarından ötürü, bu bölgelere doğru da bir genişleme etkisi gösterecektir. Bu bölgeler (etki alanları) Balkanlar, Kafkasya, Kuzey Afrika, Ortadoğu, Türk Cumhuriyetleri ve Doğu Asya olarak sıralanabilir. Bugün Japonya ve Kore dışında bütün Doğu Asya ülkelerindeki ticaret Çinlilerin elindedir. Çin’in dışında 55 milyon Çin’li, bulunduğu ülkelerde söz sahibidir. Her iki ülkenin Avrasya ve Ortadoğu ile yakın ilişkileri vardır. Türkiye Avrasya’nın batı sınırında yeralırken, Çin de Türk Cumhuriyetlerinin doğu komşusudur. Çin, Asya-Pasifik bölgesi ile yoğun bir ticaret ilişkisi geliştirmektedir. Türkiye’nin Asya-Pasifik bölgesi ile düşük değerlerde gerçekleşen ihracatı göz önünde bulundurulduğunda iki ülke arasında bu alanda gerçekleştirilecek bir işbirliği Türkiye’yi Asya-Pasifik ile yakınlaştırabilecektir. Aynı şekilde, Türkiye’nin Avrupa ile geliştirdiği yoğun ticari ilişki Çin’i Avrupa’ya yakınlaştırılabilecektir. Çin, sadece Asya-Pasifik ve Avrupa’da değil Avrasya (Orta Asya) ve Ortadoğu’da da işbirliği yapabileceğimiz bir ülkedir. Türkiye toplam ihracatının sadece %3’ünü Asya-Pasifik bölgesi ülkeleriyle yapar iken, Çin sözkonusu bölge ülkelerine ihracatının % 60’ını gerçekleştirmektedir. Türkiye, Avrasya’da yer alırken Asya-Pasifik de Avrasya’nın komşusudur. Türkiye, Avrupa, Avrasya ve Asya-Pasifik arasında köprü görevi görerek, Avrasya’yı Asya-Pasifik’e, Asya-Pasifik’i ise Avrupa ve Avrasya’ya taşımalıdır. Türkiye, bölgedeki işbirliği çerçevesiyle ve şimdiden alınacak tedbirlerle Bir Uçtan Bir Uca Asya’daki gelişmeyi Çin ile birlikte değerlendirmelidir. Uzun yıllardır sıcak bir dostluk ilişkisini sürdürdüğümüz Çin ile Avrupa Birliği, Avrasya ve Asya-Pasifik hattı çerçevesinde karşılıklı işbirliğini geliştirmeliyiz.
Türkiye ve Çin bölgelerinde stratejik konumda olan ülkelerdir. Her iki ülke de ABD tarafından ‘’Dünyanın Gelişen 10 Pazarı’’ kategorisinde yer almaktadır. Türkiye, halen Doğu Avrupa’daki, Balkanlar’daki, Karadeniz ve Hazar havzalarındaki ve Ortadoğu’daki en büyük ekonomidir. Ülkemiz Balkanlar, Ortadoğu, Kafkasya, Kuzey Afrika ve Avrasya’nın kesişme noktasında yer almaktadır. Çin bölgesinde böyle bir bölgesel liderlik inisiyatifini eline geçirmiştir. Bilhassa Clinton yönetimi ile birlikte Büyük Çin (Greater China) kavramı işlenmeye başlanmıştır. Çinliler de 20 yıldan uzun süredir devamlı %7-8 büyüyen ekonomileri ile bunun semeresini toplamaktadırlar. Clinton yönetimi Çin’i dünyanın 10 gelişen ekonomisi arasında başköşeye oturtmuştur. Çin ve Hindistan, 2001 yılında küresel büyümenin %44’ünü yaratmıştır. Aynı dili konuşan Tayvanlı, Hong Kong’lu, Çin Halk Cumhuriyetindeki ve denizaşırı ülkelerdeki (ABD, İngiltere, Kanada, Tayland, Endonezya, Malezya, Filipinler, Avustralya, Yeni Zelanda) Çinliler bir network anlayışı içerisinde inanılmaz bir ekonomik dinamizm yaratıyorlar. Bunun altında yatan ise aynı dili konuşuyor olmaları, kültürlerinin aynı olması. Türkiye de çok geniş bir bölgede tarihi ve etnik bağlardan kuvvet alan benzer bir dil ve kültür avantajına sahiptir; AB ülkelerindeki ve ABD’deki Türkler de dahil edildiğinde, yine bir network anlayışı içerisinde, benzeri bir ekonomik dinamizm yaratılabilecektir.
Türkiye ve Çin bölgelerindeki ortak ticari alan ve serbest (gümrüksüz) ticaret entegrasyonlarında öncü olmuşlardır. Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeleri, aday ülkeler, EFTA ülkeleri ve İsrail ile yani toplam 30 ülke ile ticareti bir serbest ticaret alanıdır. 2010 yılına kadar, Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da yeralan 10 ülke de bu alana entegre edilerek 41 ülkeden oluşan, 600 ila 800 milyon potansiyel tüketiciyi içeren, dünyadaki en büyük serbest ticaret alanı; Avrupa-Akdeniz Serbest Bölgesi oluşturulacaktır. Yine benzer bir biçimde, gelecek on yıl içinde Çin , Güneydoğu Asya ülkeleri (ASEAN), Japonya ve Kore ile birlikte, 1.7 milyar nüfus, 2 trilyon dolar GSMH ve 1.23 trilyon dolar dış ticaret hacmine sahip AFTA (ASEAN+3) serbest ticaret bölgesini oluşturma çabası içindedir. 2 milyar nüfuslu ve hem Güneydoğu hem de Kuzeydoğu Asya’yı kapsayacak şekilde Doğu Asya Birliği’ne doğru adımlar atılmaktadır.
Böylece, Türkiye, Çin’in Avrupa-Akdeniz serbest ticaret bölgesine, Çin ise Türkiye’nin Doğu Asya serbest ticaret bölgesine açılan kapısı olabilecek; Avrupa,, Balkanlar, Kuzey Afrika, Ortadoğu, Kafkasya, Avrasya ve Asya-Pasifik’teki işbirliği ‘’Avrupa-Türkiye-Kafkasya-Orta Asya-Çin hattı’’ hem batıdan doğuya hem de doğudan batıya her iki yönde de geliştirilebilecektir. Bu hat üzerindeki AB, EFTA, KEİB, ECO gibi bölgesel entegrasyonlarda Türkiye’nin; APEC, ASEAN gibi entegrasyonlarda is Çin’in katılımı vardır. Türkiye, Asya-Pasifik’teki APEC ve ASEAN ile işbirliğine hazırlanarak ticari ilişkilerini ivedilikle geliştirme yolunda ilerlemelidir.
Global GSMH’de Asya ülkelerinin payı 1950’den itibaren artış göstermeye başlamış ve 1950 yılında %19 olan oran 1992’de %33’e yükselmiştir. Bu oranın 2025 yılında %55’e çıkarak Batı ülkelerini geride bırakması beklenmektedir. Batı ülkelerinin global GSMH payının, Asya’daki hızlı kalkınma neticesinde, 2025 yılında %30 oranına gerilemesi tahmin edilmektedir. 1992 yılı itibariyle dünya nüfusunun %13’ünü teşkil eden Batı ülkelerinin global GSMH payı %45’tir.
Akdeniz bölgesi dünyanın merkez eksenini teşkil ettiği dönemlerde Akdeniz’ in süper gücü olan ve Akdeniz dışına çıkamayan, çıkmak istemeyen Osmanlı İmparatorluğu gelişme ekseni Akdeniz dışına Atlantik’e kayınca çöküş sürecine girmişti. Şimdi ise gelişme ekseni tekrar yer değiştiriyor. Atlantik’ten (Avrupa’dan) Pasifik’e (Asya) kayıyor. Bu gelişme ise Türkiye’ye büyük bir fırsat sunuyor. Pasifik kıyısındaki ülkeler arasındaki ekonomik dinamizm bir zamanlar Akdeniz limanları arasındaki dinamizmi çağrıştırmaktadır. “Yeni Akdeniz”, Pasifik’te yaşanmaktadır. Bu dinamizm YENİ AKDENİZ kavramını açığa çıkartmaktadır. Asya-Pasifik bölgesinde Çin merkezli bir YENİ AKDENİZ oluşmaktadır. Akdeniz dünyası endüstriyel yenilikçi faaliyetlerin ve müteşebbislerin insiyatifinin birleştiği bir potadır. ‘’Akdeniz dünyası’’ sermaye akışının, ticaretin biraraya toplanmasının ve altyapı bağlantılarının ürettiği kuvvetlerin kıyı bölgelerini anakaralarından ayırdığı ve bu mekanı diğer güç yönlerine doğru yeniden yapılandırdığı, bürokratik planlamanın sıkı kontrol mekanizmasını zorlaştıran çok yüzlü bir alandır. Akdeniz dünyası farklı medeniyet bölgeleri arasında bir bağlantıdır. Yeni Akdeniz, artık Asya’da canlanmaktadır. Yeni Akdeniz’in bellibaşlı limanları ise dünyadaki en büyük 10 limandan ilk dördü olan Hong Kong, Singapur, Busan ve Kaohsiung ile 6.sırada yeralan Şangay’dır. Bu limanların üçü Çin Ekonomik alanındadır; Hong Kong, Kaohsiung ve Şangay. Asya-Pasifik’in birkaç onyıl içerisinde global GSMH dağılımında birinci sıraya oturacak olması, bu “Yeni Akdeniz” coğrafyasındaki sanayileri giderek büyütmektedir.
Türkiye’ye giren Çin sermayesinin önemli bir bölümü asgari sermaye limitleri dahilinde kurulan ve sadece Çin’den ithalat yapma amacı taşıyan dış ticaret firmalarıdır. Dolayısı ile Türkiye aleyhine ticaret hacminin büyümesi dışında yabancı sermaye girişi olarak çok ciddi bir katkıları bulunmamaktadır. Çin iş çevreleri Türkiye’ye yaptığı yatırımları büyütebilir. Çin firmaları burada beyaz eşya, tekstil gibi sektörlerde üretim yaparak AB ve bölge ülkelerine ihraç edebilirler. Türkiye’nin önemli bir özelliği, ekonomik ilişkileri açısından büyük bir potansiyel yaratmaktadır; Türkiye’nin Avrupa Birliği hedefi ve Gümrük Birliği. Çin-Türk Ortak yatırımları bu kolaylıklardan yararlanılarak Avrupa pazarlarının rekabetine açılabilecektir. Türk firmalarının ise Çin’de daha ziyade gıda ve tekstil alanında toplam beş adet kayıtlı girişimi bulunmaktadır. Bu yatırımların toplam değeri 10 milyon dolardır. Ancak doğrudan yatırım olmamakla birlikte özellikle elektronik, gıda ve tekstil sektörlerinde pek çok Türk firması üretimlerinin bir bölümünü Çin’de gerçekleştirmektedir. Batılıların yaptığı gibi, üretim birimlerimizi Çin’de üslendirmek suretiyle Çin’e gidebiliriz. Özellikle tekstil, kimya ve gıdada bunu yapabiliriz.
Son dönemde iki ülke iş dünyası daha sık bir araya gelmekte ve çeşitli toplantılar, seminerler düzenlemektedir. Bu tür etkinlikler karşı tarafın pazar koşullarını öğrenmeye, işletmeler arasındaki işbirliğini genişletmeye yönelik önemli katkılar sağlamaktadır. Bundan sonra her iki taraf da işbirliğini arttırmaya yönelik yeni kanallar açmaya, karşılıklı anlayışı güçlendirmek amacı ile bilgi akışını sağlamaya daha fazla önem vermelidir.
2000 yıl önce atalarımız dünyaca bilinen İpek Yolu ile ticari teması ve kültür alışverişini gerçekleştirmişlerdir…Yeni İpek Yolu iki ülkeyi birbirine bağlayarak Avrupa’ya kadar uzanacaktır…Topkapı Sarayı’nda korunan Çin kültürünün çeşitli önemlerine ait güzel porselen eşyalar iki halk arasında kesilmeyen dostça ilişkilerin kanıtıdır. Bundan sonra iki taraf geleneksel ürünlerin ticaretini devam ettirmekle beraber ticarete konu olan ürünlerde çeşitliliği sağlamalıdır. Türkiye’nin otomotiv sanayii, tekstil ve konfeksiyon sanayii, fındık, tütün, deri ve deri ürünleri, deri makineleri, elektrikli cihazlar, inşaat malzemeleri, telekomünikasyon ekipmanı, mücevherat, maden ürünleri, cam ev eşyası, kimyasal sanayi ürünleri (deri ve tekstil kimyasalları) dünyada ihracat üstünlüğüne sahiptir. Bu ürünlerin Çin’e pazarlanmasına özellikle öncelik verilerek ürün çeşitlendirmesine gidilmelidir. Büyük Çin Alanında yer alan ülkelere ihracatımızın %50’sini demir-çelik ürünleri teşkil etmektedir. Demir-çelik ürünleri hariç tutulduğunda Türkiye ve Yunanistan’ın Hong Kong’a ihracatı ne yazık ki aynı değerdedir.
Çin de son yıllarda yüksek ve yeni teknolojilerde büyük gelişme sağlamıştır. Özellikle enformasyon sanayi ürünleri ve beyaz eşya sanayi dünyada büyük rekabet gücüne sahiptir. İki taraf bu yeni ürünlerin ticaretini genişletebilir. Çin, kaynakları çok zengin olan bir ülkedir. İç pazarının devasa büyüklüğü ve ucuz işçilikten dolayı ihracat esaslı bir ekonomi olmasından ötürü aynı kalem ürünlerde paradoksal biçimde hem büyük ithalatçı hem de büyük ihracatçı olabilmektedir. Çin, Asya Krizi’nden (1997) krizi fırsata çevirerek ve güçlenerek çıkmıştır. Dünya ekonomisi bir durgunluğa sürüklense dahi, iç pazarının büyüklüğü nedeniyle sürdürülebilir bir büyüme gerçekleştirmektedir. Kritik önemde diğer bir konu ise; her iki ülkenin çok geniş bir coğrafyadaki işbirliği imkanlarının, birbirlerine rakip göründükleri birçok üründe de rekabeti işbirliğine dönüştürme potansiyelidir.
Bilindiği üzere 2008 yılında düzenlenecek Olimpiyat Oyunları’na Çin’in başkenti Pekin evsahipliği yapacaktır. Bu nedenle kentin şehrin çevre ve altyapısındaki yenilenmeler için düğmeye basılmıştır. Türk inşaat ve müteahhitlik firmaları çeşitli nedenlerle bugüne kadar bu ülkede pazara girememişlerdir. Ancak 2008 olimpiyat oyunları bu açıdan hem inşaat – müteahhitlik hem de inşaat malzemeleri firmaları için önemli bir potansiyel oluşturmaktadır.
Kültür ve iş yapma mantığındaki farklılıklar, altyapı sorunları nedeni ile Çin pazarına girebilmek için firmalar Hong Kong, Tayvan, Singapur ve hatta Almanya ve İtalya’yı kullanmak, bunun getirdiği artı maliyetlere katlanmak zorunda kalmaktadırlar. Kısa vadede bu pazarlara girmek için katlanılabilecek bu maliyet, uzun vadede aracılara bağlı kalınması ve kar maksimizasyonunun mümkün olamamasına neden olmaktadır. Avrupa’lı firmalardan ithal ettiğimiz bazı mamullerin aslında Çin’de imal edilmekte olduğu ve oldukça yüksek fiyatla ülkemize satılabildiği de bilinmektedir. Çin’in uzak oluşu, işadamlarımızın çoğunluğunun Çin’i tanımamaları, yeni bağlantıların taşıyacağı risk gibi nedenlerle bu tür mamullerde Avrupa ile bağlantıların sürdürülmesinin yeğlendiği gözlenmektedir. Bu eğilim bazı tanıtım faaliyetleri ve işadamlarımızın aydınlatılması yoluyla değişebilecektir. İşadamlarımızın ithalatlarında daha karlı Çin pazarına yönelmelerini sağlamanın, ithalat maliyetini özelde firmalarımız , genelde ülkemiz bakımından düşürmeye katkıda bulunacağı kuşkusuzdur.
Çin’de Türkiye ve Türk ürünlerinin tanıtımına yönelik faaliyetler yoğunlaştırılmalıdır. Çin’de Türkiye’ye ve Türk mallarına ilişkin başka bazı ülkelerde olduğu gibi, ilk anda tüketicinin aklına gelen olumsuz bir imaj bulunmadığı, daha çok bir bilgi eksikliğinin olduğu dile getirilmektedir. Bu faktör bu ülkede yapılacak iyi hazırlanmış tanıtım ve imaj faaliyetlerinin, Türk ürünlerine ve Türkiye’ye karşı yerleşik olumsuz bir imaj bulunan ülkelerde yapılabileceklerden, çok daha fazla getiri getirmesine neden olacaktır.
Çin’e (Hong Kong dahil) ihracatımız toplam ihracatımızın %1’i iken, AB ve ABD toplam ihracatlarının %7’sini Çin’e gerçekleştirmektedir; bu oran Çin’e ihracatımız için bir hedef teşkil etmelidir.
‘‘Türkiye, asırlardır yakından tanıdığı Çin’i, son 40 yıldır Batı basınının gözü ve ağzıyla’’ dinleyip anlamaya çalışmış…Batı’nın 10 yıldır ticaretinde yer kapmak için çaba gösterdiği Çin’i Türkiye yeni tanıyor. Türkiye’de herkes dünya genelinde eğilimlerin önemli bir aktörü olan Çin’i, Çin’de olup bitenleri yakından gözlemlemelidir. Asya-Pasifik’in Avrupa’ya giriş kapısında yeralan Türkiye, ortaya konacak somut hedefler ve bu hedeflerin adım adım uygulamaya dönüştürülmesinin sağlayacağı dinamizm ortamı ile birlikte AB ve ABD’nin Çin’e gerçekleştirdiği ihracat performansına ulaşarak, büyüyen pazarlara kayma biçiminde özetleyebileceğimiz global trendi yakalayabilecektir.
Hong Kong, Çin’in giriş kapısıdır. İstanbul ise Avrasyasıyla, Asya-Pasifikiyle “Bir Uçtan Bir Uca Asya’’nın Avrupa’ya giriş kapısı olmalıdır. Avrupa ve ABD’ siyle Batı dünyası Türkiye’yi Avrasya ülkelerine giriş kapısı olarak değerlendirmektedirler. Coca Cola Avrasya merkezi Türkiye’dedir. Aynı şekilde Asya-Pasifik ülkelerinin de Avrupa’ya giriş kapısı olduğumuz imajı güçlendirilmelidir.
Asya-Pasifik bölgesi ve Çin gelecek planlarımızda belirgin bir sekilde ön planda tutulmalı; Büyük Çin Ekonomik Alanını (Greater China) hedef alan bir pazar stratejisi belirlenerek çalışmalar bu yönde geliştirilmelidir.
Temsilcilik ofisleri teşvik edilmelidir. İtalya’nın Çin’de 200’ü aşkın temsilcilik ofisi vardır. KOBİ’ ler için ortak üretimden ortaklığa kadar işlere büyük imkanlar vardır; birleşerek Çin’de temsilcilik açabilirler.
Sonuç; “Şarktan Doğan Güneş”
Sonuç olarak, Büyük Atatürk’ün gösterdiği doğrultuda terakkiye ve refaha müteveccih vuku bulacak olan Şark Milletleri’nin yeniden doğuşuna, Çin ile birlikte “Akdeniz ’den Pasifik’e” kadar ortak olarak stratejik ticaret ortaklıklarını geliştirmeli ve ticaret artışlarını hedeflemeliyiz. İki tarafın ortak çabalarıyla yeni yüzyılda Türk-Çin ekonomik ve ticari işbirliğinin muhakkak, daha parlak bir geleceği olacaktır. Bundan sonra Türkiye ve Çin dostluğu daha ileriye götürülmeli, ekonomik ve ticari işbirliği daha üst noktalara taşınmalıdır. Böylece, Avrupa-Akdeniz serbest ticaret bölgesindeki ve ‘’Yeni Akdeniz ’’deki fırsatlar birlikte değerlendirilebilecektir.
Hedef ; ‘’Bir Uçtan Bir Uca Asya’’ olgusunun Türk ve Çin uluslarının ‘’Akdeniz ‘den Pasifik’e’’ artan dostluk ve işbirliği olmalıdır.
Tablo: Dünyadaki 10 Büyük Liman (2000)
Harita:Asya Ekonomik Koridoru-Yeni Akdeniz
By Bilge Tonyukuk Enstitüsü zaman: Ağustos 06, 2016
ÖZET: “3000 yılda 20 Devlet kurduk”
şeklinde gerçekleşmiştir.
Kurulan 20 Devlet arasında en uzun süreli olan ilk 2 Devlet ise; ilk kurulan HUN İMPARATORLUĞU ile son kurulan OSMANLI İMPARATORLUĞU olmuştur.
Türk Devletleri’nin Egemenlik sağladığı Ülkeler sıralamasında ise;
ilk 10 ülke arasında yeralmıştır.
Kurulan 20 Devletin 17 adedi Asya’da, 2 adedi Avrupa’da (Avrupa Hun, Osmanlı İmp), 1 adedi ise Afrika’da (Memluklar) merkezlenmiştir. Ağırlık merkezi Asya’dır.
En çok egemenliğin sağlandığı ülkeler Asya (ÖnAsya-Avrasya-Türkistan-Doğu Asya) coğrafyalarında sıralanmıştır. Avrupa ve Afrika coğrafyalarında ise egemenlik 1 veya 2 Devlet ile sağlanmıştır.
Toplam 11 denizin kıyılarında egemenlik sağlanırken, en çok sayıdaki devletler Hazar, Karadeniz, Umman Denizi ve Basra kıyılarında kurulmuştur.
Menşedeki 1600 yılda (MÖ 1100- MS 500) devletlerimizin çatısı Çin’de çatılırken, MS 750 yılındaki Talas Savaşı ile Çin’in Ortadoğu’ya inişinin önü kesilmiş ve Türkler Maveraünnehir, Horasan, İran ve ardından Ortadoğu coğrafyasına (Irak, Suriye) yerleşerek bölgede devletler kurmuşlar, Hanedanları ele geçirmişlerdir.
1071 yılında Anadolu fethedildikten sonra, 300 yıllık mayalanma döneminin ardından bu sefer de Rumeli fetihlerine çıkılmış ve 600 yıllık Rumeli İmparatorluğunun önü açılmıştır.
Sarı Nehir boylarında temelleri çatılan Çu Devleti, Mavi Tuna boylarında Devlet-i Ali olarak kendini devam ettirmiştir.
Günümüzde Asya’ya ilişkin tarihi referanslarımız Moğolistan’daki Orhun Yazıtları ve Bilge Kağan ile başlatılmakta, MS 700 lü yıllara tarihlenen Göktürklerin devlet oluşumlarının öncesine uzanılmamaktadır.
Halbuki, Türk devlet oluşumlarının hayat bulduğu coğrafya Çin topraklarındaki Kansu ve Shensi eyaletlerinin yeraldığı topraklarda MÖ 3000 li yıllardan başlayan ve MÖ 1000’li yıllarda Çu Devletinin kuruluşuna giden süreçlerdir.
MÖ 200’lerin başında Oğuz Kağan tarafından kurulan, efsaneleştirilen ilk Cihan Devletimiz olan Hun Devleti’nin misyonu ise tarihte yerini alan tüm Türk Devletlerinin vazgeçilmez misyonu olmuştur:
Daha deniz, daha müren (ırmaklar)
Güneş bayrak olsun, gök kurikan (çadır) !
ATAM Oğuz Kağan

Türkler; Çin’e karşı Araplarla ve İran’a karşı Kürtlerle ittifak yaparak hasımlarını saf dışı ettiler.
İslamiyet ve Hilafet Türkleri geniş coğrafyalara ulaştırmıştı.
Çöküşten İslamiyeti ve Hilafeti sorumlu tutan kasıtlı düşünce neticesinde önce Araplarla savaşıldı ve İmparatorluk battı.
Ardından Cumhuriyet kurulduktan sonra Kürtler üzerinden bu sefer yeni kurulan Cumhuriyet hedef alındı.
Hasımlarımızın ana hedefi Türklerin Arap ve Kürtlerle yeniden ittifakını önleme üzerine kuruludur.
Türkler hasımları Çin’i safdışı bırakarak Ortadoğu’ya inmelerine engel olmuştu.
Aynı şekilde İran’ı safdışı bırakarak Türkler Ortadoğu’daki konumlarını sağlamlaştırdılar.
Türkleri Ortadoğu’dan uzak tutmak isteyen güçler, Suriye Mısır ve Irak üzerinden bu ittifakları düşmanlığa dönüştürme stratejisi uyguluyorlar..
MEDENİYET MİSYONU
HAKİMİYET/HEGEMONİ MİSYONU
1920’li yıllardan itibaren Ortadoğu’nun parçalanması sürecinde Üst Akıl, 19.yüzyılda Osmanlı kadroları arasında devşirdiği Memur, Mühendisler, Münevverler ve Masonlar tarafından bölgede devletler kurdurmuştur.
21.yüzyılın başlangıcı ile birlikte Medeniyet Misyonu olan devletlere, müteşebbis ve mütefekkirler yoluyla dönüşümün sancıları bölgede yaşanmaya başlanmıştır.
TEFEKKÜR, DEVLET:
Göktürkler zamanında Tonyukuk ile Çinlileşmeyi, Selçuklular zamanında NizamülMülk ile Acemleşmeyi önleyen tefekkürümüz, Osmanlılar zamanında zayıflayınca, Avrupalılaşmaya çare/çözüm olarak sarılınca, Devlet yokolmuştur.
Tabgaç Türklerinin Çin’de yaşadığı hayranlıkla Çinlileşmelerinin neticesinde asimile olup yokolmaları sürecini Avrupalılaşan Türkler de elan yaşamaktadırlar. Osmanlı bir Tonyukuk, bir Nizamülmülk çıkaramamıştır.
Bilge Kağan Türkleri Budistleştirmek istemiş Tonyukuk buna mani olmuştur. Çinlileşmeyen Türkler Batı’ya doğru göç etmişlerdir.
İran’da ise Türkler Şiileşmişler ve bugün İran’da 40 milyon Şii Türk yaşamaktadır.
Avrupa ile temas neticesinde İmparatorluklarını kaybeden Türkler de medeniyetlerine yabancılaşarak Avrupalılaşmışlardır.
Bu çalışma neticesinde;
GİRİŞ
1. Anayurt ve İlk Genişleme
2. Türk Devletleri Kronolojisi
Devletler Coğrafyası
Toplam: 34 Devlet
3. Türk Devletleri ve Denizler Hakimiyet Sağlanan Denizler
Deniz Devlet Sayısı
Toplam 11 denizde hakimiyet sağlanmıştır.
En çok hakimiyetler sırasıyla;
denizlerinde tesis edilmiştir.
Sarı Deniz’i kıyılayan Çu Devletindan başlayarak, Hazar’a oradan da Baltık kıyılarındaki Avrupa Hun İmparatorluğu’na ve Hint Okyanusu’na uzanan Akhun’lara kadar kurulan devletlerle 10’u aşkın deniz kenarlarında (Sarı Deniz- Baltık – Hint Okyanusu üçgeni) hakimiyet sağlayan Türkler, Selçuk ve Osmanlı İmparatorluğu ile Beş Deniz Bölgesi’ni (Hazar, Karadeniz, Akdeniz, Kızıldeniz, Basra) kontrolleri altına almışlardır.
Denizlerde Hakimiyet Sağlayan Devletler
Devlet Deniz Sayısı
Denizlerdeki Devletler:
En çok deniz hakimiyeti sağlayan devletler;
şeklinde sıralanmıştır.
DENİZLER ÜÇGENİ
Toplam: 34 Devlet
4. Türk Devletleri’nin Egemenlik sağladığı Ülkeler
Türk Devletleri’nin Egemenlik sağladığı Ülkeler (Ülke/Devlet Sayısı)’in Sıralanmış Listesi: Ülkelerde kaç Türk Devleti egemenlik sağladı?
Türk Devletleri kaç ülkede egemenlik sağladı?
Sıralama:
Türk Devletlerinin Egemenlik Sağladığı Ülkelerin Kıtasal Dağılımı:
Toplam 75 ülkede egemenlik sağlanmıştır.
5. Emperyal Vizyon:
Çin’de, Hind’de, Rusya’da, Avrupa’da, Afrika’da, İran, Irak’da kurduğumuz tüm devletlerin hepsinin emperyal OĞUZ KAĞAN vizyonu vardı.
OĞUZ ATA’dan gelen Emperyal Vizyon, Osmanlı’nın yıkılışı ile terkedilmiştir.
Vizyonları hep Türkiye coğrafyası kökenlidir.
1071’den önceki coğrafyalarımızın da esas alınarak 100-600-1000 yıllık vizyonların, ilk Türk Devleti’nin kuruluşu olan OĞUZ KAĞAN’a, ilk ATAMIZ’a genişletilerek, geçmişten gelen 2000’erli yılları kapsayan vizyonlara ulaşılarak, 2021 yılında MÖ 209 tarihli ilk Devletimizin 2230.yılı kutlanmalıdır.
Bu kutlamalara hazırlık olarak; 24 Oğuz Boyunu ve Oğuz Kağan’ın 6 oğlunun temsilen MEDENİYETİMİZ 2230 yapısı inşa edilerek, tüm devlet ve coğrafyalar bu yapıda temsil edilmelidir.
Geçmişteki 2200 yılı aşan misyon/vizyon ile ülkemiz yurttaşlarının özgüvenleri artacaktır.
Bilinmeyenler
TÜRK DEVLETLERİ
Çin Türkistanı:
Çin Türkistanı, Türkistan’ın bir cüzüdür. Doğu’dan başlayarak Henan, Shensi, Kansu, Sincan eyaletlerini ihtiva etmektedir. Doğu Asya’daki ilk devletler olan Shang Hanedanı (MÖ 1500) ve Chou (Çu) Hanedanları (MÖ 1050) nın devletlerini Türkler kurmuşlardır.
Çin toprağında yaşanmış olan tarihte önemli dönüm noktası oluşturan Hsia (M.Ö. 22-17. yy), Shang (M.Ö. 17-11. yy) ve Chou (M.Ö. 1027-256) sülaleleri tarihini araştırmak, sadece Çin toprağında yaşanmış olan tarih açısından değil, Türk tarihi açısından da çok önem taşımaktadır.
Kuzey-Batı Çin:
Kansu, Çin’den Türkistan’a uzanan dar bir yerdir; kuzeyde Gobi çölü ile, güneyde Güney Tibet dağlarıyla sınırlanmıştır. Doğu Kansu eyaletine bağlanan Shensi eyaleti vardır; bunun doğu sınırı, kuzeyden güneye doğru akmakta olan Sarı Irmak’tır.Eyaletin kuzeyi, istep Ordos bölgesi denilen yerdir, burası için daima Çinlilerle Hsiung nu’lar, Türkler yahut Moğollar döğüşmüşlerdir; güney, Sarı ırmağın bir kolu olan Wei nehrinin, nehir bölgelerine aittir.
Wei, Çin’in en eski kültür merkezlerinden biri olup aynı adı taşıyan münbit bir ovadan geçer. Aynı zamanda kervan yolu, Wei nehri boyunca doğuya gider. Demek ki bu yüzden nehir iktisadi ve siyasi bakımdan mühimdir. Bunun için Wei’nin aşağı kolu üzerinde, Orta Çağlarda müteaddit ve uzun zamanlar Çin’in başkenti olmuş olan Xian şehri bulunur, bu da LoYang gibi, transit ticaretin başlıca merkezi idi.
Proto-Türk Kültürü: Kuzey-batı kültürü de menşei bakımından bir avcı kültürüdür ve sonra çoban kültürü olmuştur. Bunun yanında pek ehemmiyetsiz olmayan bir ziraat kültürü (bilhassa buğday ve darı) de vardır. En mühim hayvanları sığır değil, attı.
Çin kaynaklarından öğrenildiğine göre, bu kültürün merkezi bugünkü Shensi ve Kansu eyaletleridir ve bu kültürü yaşatanlar bilhassa yüksek düzlük yerlerde otururlardı. Bu kültürü getirenlerin, sonraki Türklerin ataları olduklarına şüphe yoktur. Onlar ilk göründükleri zamanlar, yani MÖ 3 üncü bin yılın ortalarında bile, sonraları taşıdıkları vasıfları haiz bulunuyorlardı. Buralar, asıl Türklere ait bölgenin yalnız bir kenar parçası olduğu tesirini vermektedir.
Eski Çin yüksek kültürünün teşekkülünde ve kuruluşunda Türk at çobanı göçebelerinin teşriki mesaisi olduğunu ileri süren tez, yeni keşifler ve araştırmalar sayesinde pek dikkate şayan yeni teyitlere mazhar olmuştur. (Wilhelm Koppers, İlk Türklük)
Çin’in gerçek tarihi:
Türkler Çin’i yönetiyor
Shang Devletinin Etnik Kuruluşu:
Gök Dini ve ilk Türk Tesiri: Shang devrinin ortalarına doğru bu kültürde çok enteresan gelişmeler husule gelmiştir. Dine astral bir kült nüfuz etmektedir. Bu tesir, kuzeyden, göçebe kültüre sahip olan kavimlerden, yani ya Türklerden ya da Moğollardan gelmektedir.Bilahare daha fazla at beslemektedirler. Bunların kuzeyden, Türk kavimlerinden gelmiş olmaları kuvvetle muhtemeldir. At besleme ile beraber harb arabası şeklindeki araba da gelmiştir. Araba da bir Çin icadı değildir. Her halde kuzeyden, Türk kavimlerinden gelmiş olacaktır. Hükümdar ailesi de (şecerelerin verdikleri malumata nazaran yabancı kan bulunuyordu) arabayı ve bununla daha büyük istilalara müsait olan yeni bir harb tekniği kabul ediyordu. (Eberhard)

Böylece Shang devleti, zamanla artan kuzey (Türk yahut Moğol) tesiriyle değiştirildikten sonra, genişlemekte ve Shansi eyaletinin güney kısmı üzerinden Shensi eyaletine , yani, Eski çağlardan beri Tibetlilerle birlikte Türk kabilelerinin yaşadığı bölgelere uzanmaktadır. (Eberhard)
1. Çu Devleti/ Chou (Zhou veya Çu Hanedanı) ve takibeden Çin Hanedanları:
Chou’lar, Shang sülalesi zamanında bile, batıda ufak bir devlet kurmuşlardı. Önce Orta Shensi’ye, sonra daha Doğu Shensi’ye ilerlemek zorunda kaldılar. Bugünkü bilgimize nazaran Chou’lar, aslen bir Türk kabilesiydi; ufak olan devletleri, bilhassa Türklerle Tibetlilerden müteşekkildi.Bunların bronz silahları ve bilhassa harb arabaları vardı.MÖ 1050’de Chou hükümdarı doğuya karşı ayaklandı, Orta Honan’a kadar ilerledi, Sarı ırmağı geçti ve Shang ordusunu geçerek imha etti. Bununla Chou sülalesi kuruluyor ve asıl Çin tarihi başlıyordu.
Ordu, tıpkı sonraki bozkır orduları gibi, birçok münferit kabilelerden müteşekkildi. Bugün bile bu kabilelerin birçoklarının, Tibet kabileleri olduğu anlaşılmaktadır. Böylece şimdi Shang kültürüne, kuvvetli Türk unsurlariyle birlikte, Tibet kültürü unsuru da girmiş bulunuyordu.
Yeni devlet, ancak şimdi, ona binlerce yıl devam etme kabiliyetini veren kuvveti almıştı. (Eberhard)
Çu’ların Türklüğü fikrini kabul eden Harletz, Les religions de la China, d. Museon, X, 1891, p. 128; aynı kişi la nationalite du peuple de Tschou, d. JA 8. XX (1892), p. 336. Bu Çu’ların Mu (Mou) adında bir prensinin M.Ö. 7. Yüzyılda Türkistan gezisi dolayısıyla bunların kökeninin Türk olduğu söylenmiştir. (bkz. JA, 1920, II, s. 153-154). Bkz. Yine Franke Geschiste des Chinesischen Reiches, I, 94-119.
Çin sanatı mütehassısı Carl. W. Bishop’un 6.5.1937 tarihiyle Columbia Üniversitesi hocalarından Dr. Thomasreade yazdığı bir mektubunda, en eski Çin demir silahları Shan-si eyaletinde ve Chou sülalesinin vatanı olan yerlerde bulunduğundan, demirin, “Steppe corridor”, yani Wei nehri havzasi yoluyla garptan gelmiş olduğunu ve bunu Chou’ların getirmiş bulunduğunu ileri sürmüştür.
Wei nehri Şensi ve Gansu eyaletleri topraklarından akmaktadır. Tarih öncesi çağlardan beri, Wei Nehri vadisi, doğudaki Kuzey Çin Ovası’nı, batıdaki steplere bağlayan ana doğu-batı güzergahının Gansu Koridoru üzerinden bir parçasını oluşturmuştur. Xi’an doğal ulaşım merkezidir, İpek Yolu’nun başlangıç noktasıdır.
Çu’lar Batı’dan göçederek, Wei nehri havzasında Şensi topraklarında yerleştiler ve alüvyonlu toprakların bereketi burada yüksek bir ziraat ve medeniyetin gelişimine neden oldu.
Wei nehri havzası Çin Medeniyetinin en erken bir merkezi idi ve MS 10.yüzyıla değin Çin başkentleri bu havzada yeralmaktaydı.
Çu Hanedanı, Çin’i 1000 yıla yakın yönetmiş ve oluşturduğu ayırdedici kültürel ve siyasi karakteristiklerle Çin’in gelecek 2000 yılını şekillendirmiştir.
İlk Çin felsefesi MÖ 6.yüzyıldan başlamak üzere Wei nehri havzasının hakimi Çu hanedanı döneminde başlamıştır.
Çin sanatı mütehassısı Carl.W. Bishop’un 6.5.1937 tarihiyle Columbia Üniversitesi hocalarından Dr. Thomasread’e yazdığı bir mektubunda, en eski Çin demir silahları Shan-si eyaletinde ve Chou sülalesinin vatanı olan yerlerde bulunduğundan, demirin, “Steppe corridor”, yani Wei nehri havzası yoluyla garptan gelmiş olduğunu ve bunu Chou’ların getirmiş bulunduğunu ileri sürmüştür
Türk Kültürünün Çin Kültürü Üzerindeki Etkileri
Türk Kültürünün Çin Kültürü Üzerindeki Etkileri
Karahanlılara kadar Türklerde Madencilik
İlk Türklük Wilhelm Koppers
Franke, Harletz, Grum Grjmaylo, Münsterbers, Koppers, Haloun, Darsteter, Legge, Wang-Pun-Son gibi konusunda uzman tarihçiler Çin’in III. İmparatorluk hanedanı olan ÇU’ların TÜRK olduğunda birleşmişlerdir. Çin İmparatorluğu’nu üstün askeri gücü, teşkilatlanma kabiliyeti ve yüksek kültürleri ile ele geçiren TÜRKLER M.Ö. 1050 yıllarında, M.Ö. 256 yıllarına kadar 794 sene Çin’de saltanat sürmüşlerdir.Aynı hanedana mensup olarak ÇU’lar Kuzeyde, Güneyde, Şenside, Honan’da hüküm sürmüşlerdir. O devirlerde Çin’in sınırları şimdikinden çok küçük olmasına rağmen yine de topraklarında 20 milyondan fazla insan yaşamaktaydı.
ÇU Hanedanı yani TÜRKLER tarafından “merkezi devletçilik, devlet teşkilatlanma yapısı” Çin’e getirilmiştir.
Finlandiyalı büyük Türkolog – Mongolist G.J. Ramsted’e göre (1935) Türkçe bu devirde Çinceye ve Korece’ye pek çok kelime vermiştir. O zamana kadar Çin’de ve Kore’de bulunmayan devlet teşkilatına ait bütün ıslahatlar ve yapılanmalar Türkçeden alınmıştır.
Yine kahramanları kutsallaştırma ve onları dinen yüceltmekte Çin kültürüne ÇU Hanedanı sayesinde geçmiştir. Çinliler tarafından icat edildiğine dair olan buluşların, temelinde Türklerin öğretisi bulunmaktadır.
Zeki Velidi Togan; Czermak, W. Koppers, S. Ogawa, D. Feist gibi
tarihçilerin görüşlerine de başvurarak M.Ö. 1116-247 senelerinde Çin‘de Zhou Devleti‘ni kuranların Türkler olduğunu ileri sürmüştür. Ona göre Zhoular, ―Tik diye bilinen Türklerin bir kısmı olup, Çin‘e Türkistan‘dan gelmiştir. Bunlar Çin‘e yeni bir idare sistemi ve yeni akideler getirmişlerdir. Çin‘e atı ilk getiren bu Zhoular olmuştur. Prof. Dr. A. Zeki Velidî Togan, Umumî Türk Tarihi‘ne Giriş, Enderun Kitabevi, İstanbul,
Synopsis of Zhou (Chou) Culture
Tagar kültürünün verdiği tesirler, doğuya, Gôktürk kitabelerinin „Ötüken Yış dediği Hangay dağları silsilesi ve Orkun ırmağı kıyılarında “Yassı Taşlar” kültürüne ve Çin’in kuzey sınırına, Ordos, yani “Ordular” denen bôlgeye, Türkçe Yaşıl „güz denen Hoang-ho (Sarı Su) nehrine varmakta idi.
Doğu’da Türklerin yoğun yaşadıkları sahaların sonunda, Sarı Deniz’e doğru Tunguzlar, onların güneyinde Mongoloid ırklardan Çinliler ve Tibetliler ile karışık olarak, yine proto-Türkler ve Türkler yaşıyordu. Çinlilerin “Chou” adını verdiği, Türk olması muhtemel bir boy, bugünkü Çin’in kuzeyinde bir devlet kurmuştu (M.Ö. 1050-249) Türk Tarihi Üzerinde Çalışmalar, Prof Dr Yusuf Halaçoğlu
MÖ 1050-256 Chou devleti: Türkler’in ve Türk kültürünün tesiriyle meydana gelmiş olan “Yang-shao/yeni kültür” ve bunun siyasî gôrüntüsü olan Chou devleti.
At besleme, gök kültü, gelişmiş askerî karakter, hayvan üslûbu vb. gibi aslî Türk unsurlarını taşıyan Chou devleti, sonraki Çin kayıtlarında “Hiung-nu” adı ile gôsterilen Asya Hun (Türk) kütlesinin çekirdeği, ôncülü durumundadır.
Türk Tarihi Kronolojisi, Şevket Koçsoy
Çin Kaynaklarına Göre Türk Kavimleri
Çin Tarihinde MÖ 1122‘den MÖ 256 yılına kadar hüküm sürmüş, Shang Hanedanı‘ndan sonra, Qin Hanedanı‘ndan önce yönetimde olan imparatorluk hanedanı. Chou Hanedanı Çin tarihindeki diğer tüm hanedanlardan daha uzun süre hüküm sürmüş olsa da aslî siyasî ve askerî hükümranlıkları sadece Batı Chou döneminde yaşanmıştır.
Egemenlik Alanındaki Ülkeler: Çin
QİN HANEDANI
Qin (okunuşu: Çin) Hanedanı , MÖ 221 – MÖ 206 yılları arasında Çin’i yönetmiş ilk hanedandır. Qin Hanedanlığı adını bugün Gansu ve Shaanxi eyaletlerinin kalbinde bulunan Qin bölgesinden alır. Qin Hanedanlığı’nın gücü, Shang Yang’ın MÖ 4. yüzyılda Savaşan Devletler Çağı’ndaki kanunlarda yaptığı legalist reformlarla artmıştır. MÖ 3. yüzyılın ortalarında ve sonlarında, Qin Hanedanlığı güçsüz Zhou Hanedanlığı’ndan başlayıp kalan diğer altı savaşan devleti de fethetmiş ve tüm Çin üzerinde kontrol elde ederek yönetimi tek çatı altında toplamıştır.
Qin Hanedanlığı’nın, hanedanlık süresi boyunca ticaret, tarım ve askeri alanlarda gelişmeler yaşanmıştır. Bu gelişmelerin sebebi, köylülerin sadakatlerini gösterdiği toprak ağalarının ortadan kaldırılmasıyla gerçekleşmiştir. Böylece merkezi yönetim, büyük halk topluluklarını direkt kontrol altına alıp Çin Seddi gibi büyük inşa projelerini gerçekleştirmek için büyük bir çalışma gücü elde etmiştir.
Qin Hanedanlığı aynı zamanda çeşitli reformlar yapmıştır. Para, ölçü ve ağırlık birimleri bu dönemde standartlaştırılmış, daha iyi bir yazı sistemi oluşturulmuştur. Qin’in eski hanedanlıkların izlerini yok etmek için yaptığı kitap yakımı ve bilginlerin gömülmesi olayı, dönem sonrası bilginleri tarafından eleştirilmiştir. Hanedanlık yavaş ve bürokratik olmasına rağmen ordu, dönemin en son geliştirilmiş savaş aletleri, ulaşım yolları ve taktiklerini kullanmaktaydı.
Güçlü olmasına rağmen Qin Hanedanlığı’nın ömrü uzun sürmedi. MÖ 210’da ölümünün ardından, imparatorun iki eski danışmanı, onun üzerinden hanedanlığı kontrol etmek için oğlunu tahta geçirdi. İki danışman arasındaki anlaşmazlık dolayısıyla, tahtı ikinci imparator üzerinden kontrol etme planları çok fazla uzun sürmedi ve kısa sürede iki danışman da, ikinci imparator da vefat etti. Bu ölümlerden birkaç yıl sonra halk ayaklandı ve imparatorluğun yönetimi bir Chu teğmeni dolayısıyla Han Hanedanlığı’na geçti. Kısa sürede sonlanmasına rağmen Qin Hanedanlığı, kendinden sonra gelen Han Hanedanlığı’nınkiler başta olmak üzere Çin imparatorları üzerinde büyük bir iz bıraktı.
Böylelikle başlayan Çin’in İmparatorluklar dönemi, 1912’de Qing Hanedanı’nın yıkılıp Çin Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla sona ermiştir. https://tr.wikipedia.org/wiki/Qin_Hanedan%C4%B1
Qin/Çin Beyliği’nin hükümdar zümresi Çinli, tebaası tamamen Türklerden oluşmaktadır. MÖ.753 yılında Qin Wen-gong Beylik hukuk düzenini tamamen Türklerin adetlerine göre düzenlemiştir. M. Ö. 621- 659 yıllarında Qin Mo-gong doğudaki Jin Beyliği’nin topraklarını ele geçirerek güçlü bir beylik haline gelmiştir.
Qin/Çin Beyliği Türklerin gücü, savaşçılığı ve bol maddi kaynaklarına dayanarak devamlı olarak topraklarını genişletmiştir. Qin/Çin Beyliği hükümdarları, Çinlilerin yönetim düzenini uygulamaya koymak ve Çin kültürünü benimsemek suretiyle Qin/Çin Beyliği’ni Çin devletine dönüştürmek için çok çaba sarf etmişlerse de, Türklerin köklü adetlerini yok edememişlerdir. Onun için diğer Çin beylikleri Qin/Çin Beyliği’ni Türk Beyliği olarak gördükleri için kendi aralarına almamışlardır.
M.Ö. 4. yüzyılda reformcu Shang Yang Qin/Çin Beyliği’nde büyük bir reform hareketi başlatmış ve bu reformlar sonucunda Qin/Çin Beyliği hızlı bir şekilde gelişmiş ve güçlenmiştir. M. Ö. 238 yılında Ying Zheng adındaki prens tahta çıkmış, etrafındaki diğer beylikleri yok ederek Qin/Çin Hanlığı’nı kurmuş ve bütün Çin’i birleştirmiştir. Ying Zheng kendisini de Qin Shi-huang (Qin/Çin hanedanlığı’nın İlk Hakanı) diye ilan etmiştir. Qin Shi-huang da çeşitli reform hareketlerini gerçekleştirmiştir.
Bu reform hareketleri Qin/Çin’in esas ahalisi olan Türklerin hızla Çinlileşmelerine neden olmuştur. Bu devlet Qin Shihuang’ın zalimce politikalar yüzünden patlak veren isyanlar sonucunda 14 yıl hüküm sürdükten sonra ortadan kalkmıştır.
Qin/Çin’den sonraki Han, Sui, Tang, Song, Yuan, Ming ve Qing Hanedanlıkları işte bu Qin/Çin Hanlığı’nın temelinde kurulmuştur. Qin/Çin devletinin kurulmasından Qin Shi-huang dönemine kadar geçen beş yüzyıllık süreçte Türkler tamamen Çinlileşmiştir.
http://www.turkishstudies.net/sayilar/sayi6/sayi6pdf/69.pdf
Türklerin ve Çinlilerin /3000 yıllık savaşı
Çin-Türk savaşının tarihsel zeminini incelediğimiz zaman görüyoruz ki bu tarih 3000 yıllık bir süreci kapsamaktadır. Bu 3000 yıllık sürecin olgularını çözümlediğimizde karşımıza bozkır ve dağ bölgesindeki Türk ve Moğol etnisiyle güneyde Yangçe Nehri vadisinde yerleşen Çin etnisi arasındaki savaşın tarihi görülmektedir.
Bu tarih ise bugün Kuzey Çin olarak tanımlanan Pekin’in, Doğu Türkistan’ın, İç Moğolistan’ın ve Mançurya’nın yer aldığı bölgede geçen bir savaş tarihidir. Çin’i coğrafi olarak resmettiğimizde bu 3000 yıllık bozkır halklarıyla vadi Çin halkı arasındaki savaşı daha iyi anlayabiliriz.
Çin batıdan Tibet yükseltisiyle sınırlanmaktadır. Güneyde ise Hindçini alanıyla sınırlıdır. Çin coğrafyası, Yangçe Nehri dediğimiz bugünkü Güney Çin alanında Yangçe düzlüğündeki bir coğrafyada ortaya çıkmıştır.
Kuzeyde ise Sarı Irmak diye tanımlanan, günümüzde Kuzey Çin olarak belirtilen ve Çin Seddi’nin de bulunduğu bu bölge; kuzeydeki bozkır halklarıyla güneyli Çin halkını oluşturduğu ileri sürülen vadi halkları arasındaki savaş alanıdır.
Bu anlamla bakıldığında Doğu Türkistan’ı da alan ve Tibet’in kuzeyinden başlayıp Kore’ye kadar uzanan Kuzey Çin bölgesi sanıldığı gibi Çin coğrafyası değildir.
3000 yıllık sürecin olgularını çözümlediğimizde karşımıza bozkır ve dağ bölgesindeki Türk ve Moğol etnisiyle güneyde Yangçe Nehri vadisinde yerleşen Çin etnisi arasındaki savaşın tarihi görülmektedir.
Wei Hanedanı
MÖ 200’lü yıllarla MS 200’lü yıllar arasında gelişen bu sürece baktıktan sonra Çin’de Han Hanedanı tamamen dağılmış ve Çin bütünüyle parçalanmıştır. Bu süreçte M.S. 200’de başlayan Çin’in parçalanması 600’e kadar devam etmiştir ve bu dönemde kuzeyde bugünkü Tarım Havzası ve Pekin de dahil olmak üzere Sarı Irmak havzası üzerinde Tağbaç dediğimiz, Çinlilerin Topa dediği, Wei Hanedanı hüküm sürmüştür.
Kuzeydeki Toba Wei hanedanı (386 – 554) Türktür. İlk başkentleri Lanchow, ikinci başkentleri Ta T’ung şehri olmuş, başkent güneye, Ch’angan’a taşınınca devletin adı Batı Wei olmuştur. http://blog.kavrakoglu.com/tag/toba-wei-hanedani/
Çin’de Han hanedanının yıkılmasından sonra bir çok küçük devlet kurulmuş, arkasından Çin’e göç etmiş olan Hun kütleleri tarafından Türk asıllı Tabgaç devleti tesis edilmişti. Bu hanedan V. Asrın sonlarına doğru Budizm ve Çinlileşme neticesinde Türk karakterini yitirerek, Çince Wei adını aldı. https://ahmettasagil.files.wordpress.com/2010/10/toles.pdf
Göktürklerin ilk devirlerinde Çin’deki imparator ailesi Türk Tabgaç asıllı Wei Hanedanı idi. M.S. Üçüncü Yüzyıl başında Türkler’in Tabgaç Hânedanı Hun hükümdar ailesinin elinden hâkimiyeti almış ve Hunlar’ın idaresi altındaki topraklan ele geçirmişlerdi. Tabgaç yabguları Hunlarınki kadar geniş bir ülke sahihi olamadılar, ama Çin üzerindeki baskıları çok kuvvetli oldu. Bunların asıl hâkimiyet bölgesi Kuzey Çin’di.
Tabgaç Devleti M.S. Dördüncü Yüzyıl sonuna kadar devam etti. Tabgaçlar Çin içlerinde çok ilerlemişler ve Çin’le çok fazla ilişki kurmuş olmaları dolayısıyla onların hayatlarına çok alışmışlardı. O kadar ki, bazı Tabgaç yabguları Çinlilere hayranlıkları yüzünden kendi halklarını ve kültürlerini hor gördüler; Türklerin kılık kıyafetini bile yasak ederek onları Çinliler gibi giyinmeye zorladılar. Çinlilerin değişik âdetleri onları o kadar kendine çekmişti ki, medeniyetin sadece Çin’de olduğunu sanıyorlar ve Türklerin Çinlilere benzedikçe daha medenî olacak düşünüyorlardı. Böylece Tabgaçlar Çin kültürü ve Çin kalabalığı içinde eriyip gittiler. http://www.haberdokuz.com/2014/05/12/islamiyet-oncesi-turk-devletleri
Tağbaçlar tümüyle Türklerden oluşmuş bir hanedandır. Ve bu hanedan döneminde Çin’in kuzey bölgesi bütünüyle Türkleşmiştir. Güney bölgesinde ise Çinlilik dağılmıştır. Çıkan isyanlarda Han Hanedanı ve Han ulusu fiziki olarak da yok olmuştur.
O yıllarda var olan 60 milyona yakın Han nüfusunun % 70’i bu ayaklanmalarda kırılmış geriye 6 milyonluk bir nüfus kalmıştır. Tağbaçların egemen olduğu bu dönemde artık Kuzey Çin denilen bölge tümüyle Türklerin egemenliğindeki bir bölgedir ve güney bölgede de Çin Hanedanı tamamen dağılmıştır.
Bunu takip eden dönemde ise 6. yüzyıllarda Göktürkler bugünkü Türkistan ve Moğolistan bölgesinde Hunların dorağılmasıyla ortaya çıkan durumu yeniden değiştirmiştir. Göktürkler burada Türk etnojenezini oluşturarak bu bölgede yaşayan Hun sonrası topluluklar olan Uygurlar, Kırgızlar, Karluklar ve Basmılları yeniden Türk kimliğinde, Türk imparatorluğunda birleştirmiştir. (Şener Üşümez
Tang Hanedanı
Tang/T’ang Hanedanlığı, Göktürklerin büyük desteği ile kurulan bir devlet idi. Tang/T’ang Hanedanlığı’nın ilk yıllarında, Çin’deki bazı idari ve askeri unvanlar Göktürk kağanlarının onayını aldıktan sonra verilebilirdi.
O dönemde Tang/T’ang Hanedanlığı’nın değişik bölgelerine yerleştirilen Uygur Türklerinin sayısı da yüz binleri bulmuştu. Binlerce Uygur Türk ailesi, başkent Chang-an’a yerleşmişti. Sui ve Tang hanedanları dönemindeki pek çok siyasi ve askeri faaliyetlerde Türklerin ve Çinlileşmiş Türklerin etkisi büyüktü. Dolayısıyla Tang/T’ang Hanedanlığı’nın hükümdar sülalesinin nesebi de Türklerle karışmıştı. Hanedanlık yönetiminde görev alan 369 vezirin 36’sı Türk asıllıydı. Zira Tang/T’ang iktidarı büyük ölçüde yabancıların kuvvetine dayanıyordu.
Türklerin Tang/T’ang Hanedanlığı döneminde, Çinliler üzerindeki kültürel etkileri ise şaşırtıcı boyutlardaydı. Sinolog Edward Schafer’e göre, Türk kıyafetleri, Türk yemekleri ve Türk müziği Tang/T’ang Hanedanlığı toplumunda bir tutku hâline gelmişti. Özellikle Shen-yang ve Luo-yang Türk modasının en yaygın olduğu şehirler arasındaydı. Toplumda Türk kıyafetleri taklit ediliyordu.
http://www.genelturktarihi.net/turklerin-uzakdogu-siyasi-ve-kultur-tarihine-etkileri http://www.turkishstudies.net/sayilar/sayi6/sayi6pdf/69.pdf
Sui ve Tang Hanedanlıkları kendi zamanlarında etraflarındaki göçebe topluluklara karşı seferle düzenlediler. Etraflarındaki bu göçebe halklar Türk, Moğol, Tibet kavimleriydi ve aralarında en güçlüleri Türk kavimleriydi. Türk kavimleri gücünü Göktürk Devleti, Uygur Kağanlığı, Karahanlılar ile 600 sene boyunca ta ki Karahitaylar’a kadar gösterecektir. Bu güce karşı ticaret yollarının güvenliğini sağlamak için Türkler ile iyi ilişkiler içinde bulunmak gerekiyordu. İyi ilişki ortamını oluşturmak içinde 597, 599, 614 ve 617 yıllarında olmak üzere Çinli prensesler Türk kavminin önde gelenleriyle evlendirilmişti. Sui Hanedanlığı zamanında Türkler ile Çinliler zaman zaman anlaşma içine giriyordu. Bu iyi ilişkilerin bir göstergesi olarak bir Moğol kavmi olan Hitaylar Suilerin kuzey sınırlarına saldırdığında 20,000 civarındaki Türk ordusu Hitaylara karşı savaşması gösterilebilir. Bu savaşta Türkler Hitayların hayvanlarını ve kadınlarını savaş ganimeti olarak elde etti.
Türk kumandanları Çin ordusunda paralı asker olarak görev yapmışlardır. 755 yılına kadar yaklaşık olarak 10 Türk general Çin ordusunda görev yapmıştır. 635 ve 636 yıllarında iki kez Tang kraliyet ailesinden prensesler Türk generaller ile evlendirilmişlerdir. https://tr.wikipedia.org/wiki/Tang_Hanedan%C4%B1
Turkic and Western regions
https://en.wikipedia.org/wiki/Tang_dynasty
Felsefe Atlası Türk maddesi
2. Hunlar/ Büyük Hun İmparatorluğu
Hungary: Macaristan
Çin, 5000 yıllık bir medeniyet iddiasında ise, hasmı olan ve kendisine karşı Çin Seddini ördüğü Türk (Hun) Medeniyeti, Çin’den daha yaşlı olsa gerektir.
Çin Sedd’inden Rumeli’ne
Kurban Olayım
Asil Ceddi’me
Adriyatik’ten Pasifik’e
Bir Kıvılcım Yeter
Aziz Milletime
Göç yollarında ise ana mayamıza baharatımız, tuzumuz eklenmiş; tadından yenmez bir genetik karışım olmuşuz.
Devletlerimiz hep UÇ’larda hayat bulmuş, köklenip filizlenmiş; çınar olmuş..
son 700 yıldaki devletlerimizin çatısı Rumelinde çatılmıştır.
Rumeli’nin temeli; HUN’dur..Bilen var mı?
Menşedeki 1600 yıldaki (MÖ 1100 – MS 500) devletlerimizin çatısı ise Çin’de çatılmıştı.
Çin’in temeli de HUN’dur; duyan var mı?
O zaman soralım: Neden MÖ 500 lü KONFÜÇYUS, Çin’in KURUCU BABASI’dır da, bizim kurucu babalarımız henüz 100lü yaşlarındadır?
Neden OĞUZ KAĞAN, KURUCU BABAMIZ değildir?
————————————————–
Türkler, Balkanlarda büyük bir hümanizm uygulamışlar oranın insanları ile karışmışlardır.
“Ne mutlu Türküm diyene” diyen insan bir Balkanlıdır.
O deyişte büyük bir hümanizm saklıdır. Türklük’ün Balkanlarda geldiği nokta insancılık’tır, insanın özüdür. Hümanizmi başka yerlerde batının filozoflarında aramayalım. O Balkan coğrafyasında atalarımızın bizzat yaşadığı bir yaşam biçimidir.
Türk hümanizmi Hun Türklerinin 5.ve 6.asırdan itibaren ve ardından Osmanlı Türklerinin 14.asırdan itibaren Balkanlarda karıştırmaya başladıkları bir çorbanın “Çin Seddinden Rumeli’ne” tadına doyulmaz kıvamının adıdır.
Rumelilik, tarihteki en büyük hümanizmdir. İnsan soyluluktur.
İşte anlatamadığımız Türklük budur.
HUNLAR/OĞUZLAR:
Çinliler kendilerini HAN olarak tanımlarlar.
Türkler ise, misyon ve hedefleri ilk ATA olan, destanlaştırılan OĞUZ KAĞAN tarafından destanlaştırılan, böylece heryönde aynı hedefe koşan, OĞUZLAR’dır; Hun, Tatar, Uz, Ogur, Bulgar hepsi Oğuz kökeninden gelir.
Mütefekkirler: Attila
Büyük Hun İmparatorluğu Teoman MÖ 220- MS 216 : 436 yıl
Egemenlik Alanındaki Ülkeler: Afganistan, Çin, Hindistan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Pakistan, Rusya, Tacikistan, Türkmenistan
Mütefekkirler: Oğuz Kağan
Mete Han zamanında Hun İmparatorluğu MÖ 205
3. Batı Hun İmparatorluğu Pi MÖ 48-MS 216: 264 yıl
Talas’ın doğusunda Çin’e kadar olan topraklara egemendi. Bu bölgeler Çin seddinin kuzeyinden Kansu bölgesini oradan da Gobi çöllerini kapsıyordu.
Egemenlik Alanındaki Ülkeler: Moğolistan, Çin, Rusya
4. Avrupa Hun İmparatorluğu Balamir 375-469 : 94 yıl
Egemenlik Alanındaki Ülkeler: Rusya, Ukrayna, Almanya, Avusturya, Belarus, Çek,Danimarka, İsviçre ,Letonya, Litvanya, Macaristan, Moldova, Polonya, Romanya, Sırbistan, Slovakya
5. Ak Hun İmparatorluğu Aksuvar 420-552: 132 yıl
Egemenlik Alanındaki Ülkeler: Afganistan, Çin, Hindistan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Pakistan, Tacikistan, Türkmenistan
6. Göktürk Kağanlığı Bumin Kağan 552-745: 193 yıl
Egemenlik Alanındaki Ülkeler: Çin, Kazakistan, Kırgızistan, Moğolistan, Özbekistan, Rusya, Tacikistan, TürkmenistanMütefekkirler: Bilge Kağan , Tonyukuk
Egemenlik Alanındaki Ülkeler:
Hırvatistan, Macaristan, Romanya, Sırbistan, Slovakya, Slovenya
8. Hazar Kağanlığı Böri Şad 651-983 : 332 yıl
Egemenlik Alanındaki Ülkeler: Azerbaycan, Ermenistan, Gürcistan, İran, Rusya, Türkmenistan, Ukrayna
9. Uygur Kağanlığı Kutluk Bilge Kül Kağan 742- 840 : 98 yıl
Egemenlik Alanındaki Ülkeler: Çin, Moğolistan, Rusya
10. Karahanlı Devleti Bilge Kül Kadir Han 840-1212: 372 yıl
Egemenlik Alanındaki Ülkeler: Afganistan, Çin, Kazakistan, Kırgızistan, Moğolistan, Özbekistan, Tacikistan, Türkmenistan
Mütefekkirler: Kaşgarlı Mahmut, Yusuf Has Hacib, Ahmet Yesevi
11. Gazne Devleti Alp Tigin 962-1183: 220 yıl
Egemenlik Alanındaki Ülkeler: Afganistan, Hindistan, İran, Özbekistan, Pakistan, Tacikistan, Türkmenistan
Mütefekkirler: Biruni
Egemenlik Alanındaki Ülkeler: Afganistan, Azerbaycan, Çin, Ermenistan, Gürcistan, İran, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Tacikistan, BAE, Irak, İsrail, Kuveyt, Lübnan, Oman, Suriye, Ürdün, Türkiye
Mütefekkirler:Farabi, İbni Sina, Nizamülmülk, Ömer Hayyam, Gazzali
13. Anadolu Selçuklu Devleti; 1075 – 1308
Egemenlik Alanındaki Ülkeler: Türkiye
Mütefekkirler: Muhyiddin Arabi, Mevlana, Nasreddin Hoca, Hacı Bektaşı Veli, Sarı Saltuk, Sadreddin Konevi
Büyük Selçuklu Devleti gibi Osmanlı Devleti de yıkılınca; Anadolu Coğrafyasında Türkiye Devleti olarak devam eder.
14. Harezmşahlar Devleti Kutbeddin Muhammed 1097-1231 : 134 yıl
Egemenlik Alanındaki Ülkeler: Afganistan, Azerbaycan, Gürcistan, İran, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Pakistan, Tacikistan, Türkmenistan
Mütefekkir: Necmettin Kübra
15. Altın Orda Devleti Batu Han 1236-1502: 266 yıl
Egemenlik Alanındaki Ülkeler: Gürcistan, Kazakistan, Özbekistan, Rusya, Türkmenistan, Ukrayna
16. MEMLUK Sultanlığı, 1250 – 1517
Egemenlik Alanındaki Ülkeler: Mısır, Libya, Ürdün, Lübnan, Suriye, İsrail, Filistin, S.Arabistan
17. Timur İmparatorluğu Timur 1368-1501: 133 yıl
Egemenlik Alanındaki Ülkeler: Afganistan, Azerbaycan, Çin, Ermenistan, Gürcistan, Hindistan, Irak, İran, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Pakistan, Rusya, Suriye, Tacikistan, Türkmenistan
Mütefekkirler: Uluğ Bey, Ali Kuşçu
18. Safevî Devleti veya Devlet-i Safevîyye 1501 ve 1736 yılları arasında
Bugünkü Azerbaycan, İran, Ermenistan, Irak, Afganistan, Türkmenistan ve Türkiye’nin doğu kesiminde varlığını sürdürmüş, tarihte ilk kez Şiî Onikiciliğini resmî mezhep olarak kabul etmiş olan halkları yönetmiş ve Azerbaycan’ın varis olduğu hâkimhanedanın devletidir.
Egemenlik Alanındaki Ülkeler: Afganistan, Azerbaycan, Ermenistan, Gürcistan, İran, Pakistan, Rusya, Türkmenistan, Irak, Suriye, Türkiye
Mütefekkirler: Şah İsmail
19. Babür İmparatorluğu Babür 1526-1858: 332 yıl
Egemenlik Alanındaki Ülkeler: Afganistan, İran, Pakistan, Hindistan, Butan, Nepal, Çin, Bengaldeş
Mütefekkirler: Ekber Şah
20. Osmanlı İmparatorluğu Osman Gazi 1299-1922: 623 yıl
Egemenlik Alanındaki Ülkeler: Arnavutluk, Azerbaycan, Bahreyn, Bosna-Hersek, Bulgaristan, Cezayir, Cibuti, Çad, Eritre, Ermenistan, Estonya, Etopya, Fas, Filistin, Güney Kıbrıs, Güney Sudan, Gürcistan, Hırvatistan, Irak, İran, İsrail, Karadağ, Katar, Kenya, KKTC, Kosova, Kuveyt, Libya, Lübnan, Macaristan, Makedonya, Mısır, Moldova, Nijer, Oman, Polonya, Romanya, Rusya, Sırbistan,
Slovakya, Somali, Sudan, Suriye, Suudi Arabistan, Tunus, Türkiye, Uganda, Ukrayna , Ürdün, Yemen, Yunanistan
Mütefekkirler: Şeyh Edebali, Hacı Bayram Veli, Akşemsettin, Piri Reis, Mimar Sinan, Kınalızade Ali Efendi, Katip Çelebi, Evliya Çelebi, Niyazi Mısri, Erzurumlu İbrahim Hakkı, Ahmet Cevdet Paşa, Ali Emiri, Mehmet Akif Ersoy, Yahya Kemal Beyatlı
http://www.yenisoz.com.tr/mimar-sinan-in-sirri-cozuldu-haber-11975
TÜRK DEVLET FELSEFESİ
1. Türk Devletlerinde Mütefekkirler:
2. TÜRK DEVLET FELSEFESİTespit:
Örnek:
Öneri:
Murat Yülek/Küresel Bakış, Dünya Gazetesi, 28.09.2015
SİYASETNAME GELENEĞİ
İL
ETü il devlet
ETü: [ Orhun Yazıtları, 735]
türük bodun illedük ilin ıçgınu ıdmış kaganladuk kaganın yitürü ıdmış [Türk halkı devlet kıldıgı devletin yıkılmasına, kagan kıldıgı kaganın yitmesine izin vermiş]
TTü: “… memleket” [ Gülşehri, Mantıku’t-Tayr terc., 1317]
ne kişisin ilde kim dirler saŋa
TTü: “aşiret … ülke … vilayet” [ Ahmed Vefik Paşa, Lugat-ı Osmani, 1876]
il: Aşiret, kabile: Turgut ili, Varsak ili. Bir ilin mesken ve mevası olan yer: Rum ili, Hamid ili. Mutlaka vilayet: Aydın ili, Sivas ili.
——————————————-
Devlet Ana
Devlet Baba
Devleti Ali
Atasözleri/Deyimler
Kadim Dilde Devlet
Kemal Tahir
Doğan Ergun
Ceberrut Devlet
Devletçilik
KAYNAKÇALAR
Kaynakçalar: Bülent Ağaoğlu
KAYNAKLAR:
VİDEO BELGESEL
ÖZET
Tefekkür Medeniyetimizin ilk kadim kavramları Altaylar’daki Yenisey Havzasında (Sibirya, Rusya) MÖ 3000’lerde oluşmaya başlamış, oradan Orhun Havzası’na (Moğolistan) ve ardından MÖ 1000’li yıllarda biriken 2000 yıllık kültür ve medeniyet Sarı Nehir Havzası’ndaki (Çin) Ordos bölgesine geçiş yapmış ve burada ilk Çin Devleti olan Çu Devleti’nin fikriyatını oluşturduktan sonra ilk Türk Devleti olan Hun Devleti MÖ 200’lerin başında Oğuz Kağan tarafından kurulmuştur.
Türkistan vahalarına (Turfan, Kaşgar, Yarkent, Kuça, Hotan) doğru yol alındığında ise MS 1000’li yıllarda Kaşgarlı Mahmud ve Yusuf Has Hacip’in eserleri ile günyüzüne çıkacak medeniyet oluşumuna başlanmıştır.
Batı’ya olan yolculuk bu sefer Maveraünnehir – Büyük Horasan – Hazar Havzaları ile devam etmiş;Türk kültürünün büyük mütefekkirlerinin yetiştiği 700 -1100 yılları arasında altın çağ yaşanmış; kadim kavramlar İslamiyet ile daha da zenginleşmiştir.
Kadim Yolculuğumuzdaki en son Rumeli durağından önce Beş Deniz ile çevrelenen bölgeye ulaşılmış ve Anadolu, Mezopotamya, Nil boylarına erişilerek, taa başlangıçta Oğuz Kağan tarafından çizilen Cihan Devleti
“Güneş bayrak olsun, gök çadır”
misyonu; Rumeli merkezli olarak gerçekleştirilmiş, Avrupa, Asya, Afrika kıtalarında hakimiyet tesis edilmiştir.
Eski dünya/Dünyanın ortası
Akdeniz bölgesi; Akdeniz’i çevreleyen bölge.
Batı hegemonisi; hegemonisine Doğu’nun ortasını, Orta Doğu’yu esas almıştır.
Medeniyetimiz ise, dünyanın ortasını esas almıştır. Bu orta da, Akdeniz’dir.
Eski dünya’nın ortasıdır; Akdeniz, Mediterranea.
Medeniyetimiz, Eski Dünya’nın; Sarı Nehir – Orhon – Amuderya – Nil – Akdeniz bölgelerinde şekillenmiştir.
İslam Medeniyetimiz, Akdeniz havzasında büyümüş, İspanya’dan Çin sınırlarını da aşarak genişlemiştir.
Maveraünnehir – Endülüs arasındaki bölgenin tam ortasında Nil nehri yeralmaktadır.
Maveraünnehir – Çin arasındaki mesafe de Mavera- Endülüs arasındaki mesafenin aynısıdır.
Gözüken odur ki; dört tarafı denizlerle çizgili egemenlik alanlarımızın sınırları Doğu’da Pasifik Okyanusu, Güneyde Hint Okyanusu; Kuzeyde Karadeniz Batı’da ise Akdeniz ile çevrilidir.
Oğuz Kağan’ın “daha çok denizler, daha çok ırmaklar” mirası gerçek olmuştur.
GİRİŞ
1- Tefekkür Medeniyetimizin Su Yolları, Yolları
YENİSEY-ORHUN-SARI NEHİR
2- YENİSEY Havzası
3- ORHUN ve SELENGA Havzası
4- SARI NEHİR HAVZASI: ORDOS DÜZLÜKLERİ
YERALTI NEHİRLERİ
5- TÜRKİSTAN; KARİZLER, YERALTI SU KANALLARI
MAVERAÜNNEHİR-HORASAN-HAZAR
6- MAVERAÜNNEHİR
7- BÜYÜK HORASAN
8- HAZAR Havzası ve İPEK YOLU
BEŞ DENİZ HAVZALARI
9- BEŞ DENİZ Havzası
10- MEZOPOTAMYA: DİCLE-FIRAT ARASI
11- RUMELİ’nin Su Yolları: SU’yun Öte Yakası
12- İDİL (VOLGA) BOYLARI ve DON Nehri
13- NİL Havzası
TİCARET YOLLARI:
SONUÇ: TEFEKKÜRÜMÜZÜN ESERLERİ VE MERKEZLERİ
1: Tefekkür Medeniyetimizin Su Yolları, Yolları

STEP KUŞAĞI ve VERİMLİ HİLAL
Haritada, Beijing’in güneyinde sarı renkli bozkır kuşağının başlangıç noktasının, Sarı Nehirin dirsek yaptığı yerdeki kesişme noktasıdır ORDOS.
Pekin’den Budapeşte’ye nasıl bir mobilite sağladığımız apaçık gözüküyor.
Sarı Nehir’deki Ordos düzlüklerinden Tuna düzlüklerine, atlarını step düzlüklerinde otlatarak dolaşan Türkler sarı kuşak boyunca, Uzak Asya’dan, Doğu Avrupa içlerine yol alırken, daha sonraları, Doğu Türkistan (Uygur) ve Maveraünnehir’de de yerleşik hayata geçmiş ve İran, Irak, Suriye üzerinden de Anadolu’ya ulaşmışlar.
1071 söyleminin gözardı ettiği bir gerçek ise sarı kuşaktan Doğu Avrupa ve Balkanlara ulaşan, yerleşen Türkleri yok sayarak sadece yine 1071’e refere ederek, Romen Diyojen ordusundaki Türkçe konuşan Bizans askerleri olarak anmasıdır.
Bulgarlar, Uzlar, Ogurlar, Avarlar, Kimmerler, Kumanlar, Doğu Avrupa ve Balkan coğrafyasındaki yirmiye yakın devletin insan malzemesinin asli unsurlarıdır.
Ana İstasyonlar:
Bavyera’daki Mavi Tuna boylarından, Mançurya mansabındaki Sarı Nehir düzlüklerine…

Tefekkür Medeniyetinin Havzaları; 18 Nehir, 5 Deniz
Nehirler
Nehirlerin Doğduğu Ülkeler ve Döküldüğü Denizler
Rusya
Moğolistan
Çin
Türkiye
Özbekistan
Hindistan
Mısır
Avrupa
Nehirlerin döküldüğü denizler, sırasıyla;
Gözüken odur ki; dört tarafı denizlerle çizgili egemenlik alanlarımızın sınırları Doğu’da Pasifik Okyanusu, Güneyde Hint Okyanusu; Kuzeyde Karadeniz Batı’da ise Akdeniz ile çevrilidir.
Oğuz Kağan’ın “daha çok denizler, daha çok ırmaklar” mirası gerçek olmuştur.
Denizler
Şehirler – Nehirler;
Türkistan’dan Göçler: Her Yöne…

TÜRKLERİN SU YOLLARI:
KRONOLOJİ
İran ve Avrupa arasına sıkışan makus talihimizin parantezlerini 21.yy’da aşarak; RUMELİ ovalarına, TUNABOYLARI’na; SARI NEHİR dirseğine ulaşacağız
DOĞU TÜRKİSTAN yanlış bir adlandırma; doğusunda da Çin Seddine kadar Türklük var.
2: YENİSEY Havzası
MÖ 4500’den itibaren İlk Türk Kültür Grupları:
İlk Türk Yerleşme ve Kültürleri
Afanasyevo kültürü Orta Asya‘daki Tunç Çağı Türk kültür çevrelerinden biridir.

MÖ 3300 ile MÖ 1700 arasına tarihlenir. Altay ve Sayan dağlarının kuzeybatısındaki bozkırlarda gelişmiştir. Avcılık, hayvancılık, taştan ve bakırdan eşyalar yaptıkları kazılar sonucu ortaya çıkmış topluluktur.
Kurot ve Kuyum kurganlarından çıkan buluntular, bu kültür çevresinde yaşayan insanların at, sığır ve deveyi evcilleştirmiş oldukları, bakırcılığı bildikleri, avcı ve savaşçı bir topluluk oldukları anlaşılmaktadır.
Bilim insanları, Altay’larda gelişen bu kültürün Orhun nehirleri bölgesini de etkisi altına alarak Orta Asya medeniyetinin temelini oluşturduğu fikrini benimsemektedir.

Köklerde yeralan bir kültürü nasıl geliştirdiğimiz sorusunun cevabı herhalde At’ı kullanmakta mahir olmakla ilgili, At ile kıtalararası seyahat yapmışız. Bugünün uçağının eşdeğerine sahipmişiz o zamanlar.
İngiltere’nin de 1200’lerde tarımda devrim yapmasının altında atı tarımda kullanmak, öküz ve saban yerine at ile toprağı sürmek yatıyor.
Çin imparatorluğu parçalanmadı çünkü göçebe değil, yerleşik bir kültürdü ve halkın çoğu çiftçi idi. Pirinç üretiyordu. Türkler ise hayvan besleyen ve sürülerine ot bulmak için yarı göçer olan bir toplumdu. Kışın ovaya inerler, yazın yaylaya çıkarlardı. Fakat ticaret onların elindeydi ve at sayesinde uzak bölgelere gidip ticaret için ipek yolunu oluşturdular. At bu Asya halkının en önemli nakil aracı idi ve dünyaya bu sayede kolaylıkla yayıldılar.
Ne Ruslar (Pazırık Kurganı), ne Çinliler (Xian Kurganları), ne İranlılar (Horasan, Maveraünnehir), ne Hintliler (Kuşhan İmparatorluğu) uhdelerindeki sırları tabii ki açığa çıkarmayacaklardır.
Japonlar ise bu konuda ilerdeler, Türkoloji çalışmalarında ilerdeler. Doğuda bizimle işbirliği yapabilecek bir tek Japonlar var..
Pazırık Halısı, MÖ 300

Andronova Kültürü (MÖ 1700 -1200)
Altay – Tanrı Dağıdağları, Güney Sibirya ve Hazar‘ın kuzeydoğusuna kadar uzanan bölgede gelişen Türk kültür çevresi. MÖ 1700 ile MÖ 1200 arasına tarihlenir. Afanasyevo Kültürü‘ne benzeyen ve daha ileri bir seviyeye ulaşan kültürde bakır araçların yanı sıra tunç, gümüş ve altından araçlara da rastlanmıştır. Eşyalarını hayvan figürleri ile süsleyen bu kültür atı evcilleştirmiştir.
Andronovo Kültürü’nün Ön-Türkler tarafından kurulduğuna dair bazı kanıtlar var. Tarihçiler, etnologlar, sanat ve kültür tarihçileri ile dil araştırmacılarının Türklerin anayurdu olarak kabul ettikleri Altay bölgesinde yapılan arkeolojik araştırmalar,
kültürlerinin bilhassa ikincisinin temsilcisi olan ırk brakisefal savaşçı Türk ırkının prototipi olduğunu göstermiştir.
Andronovalıların fiziki açıdan Avrupalı olduğu düşünülmekle birlikte, Başkurtlar,Kırgızlar, Tatarlar, Altaylılar, Karakalpaklar, Kazaklar, bazı Özbekler ve Tacikler onların özelliklerini taşımaktadır.

3: ORHUN ve SELENGA Havzası

4-SARI NEHİR HAVZASI: ORDOS DÜZLÜKLERİ
Bizi Gobi bedevisi yapmışlar, sinsi akıllılar..
ORDOS’u yazacakları dört gözle bekliyorum. ORDOS’ta
atalarımız hala yaşıyorlar. ORDOS’un yanında HUANG HO da yazıyor: HUN..MÖ 1000 yılında Ordos’a geldik..
Yenisey nehri ve civarından neşet ettik, Sarı Nehirin dirsek yaptığı Ordos düzlüğünde 2000 yıl Çin ile savaştık, Garbın, Bible bellediği Sun Tzu’nun Savaş Sanatı “The Art of War” kitabındaki düşman benim (Hunlu Türk).
Çince; Garbın porselenden (China) kasıt Çin dediğinin, premixi (hayvan takvimi, sazı, sözü, şamanı) Türk’tür.
Sanmasınlar ki sadece Uygur’dayım; kanım, soyum, Çin’in kalpgahındadır.
Ordos’tan hazineler çıkacak; tarihimizin hazineleri…
Hep merak ederim, Sarı Nehir’in dirsek yaptığı Ordos Düzlüklerinde binlerce yıl Çinlilerle savaştık. Kayıtlar nerede?

Ünlü Fransız sinolog (Çin bilimcisi) Peyre Fitte’in tespiti;
“Türkler ve Çinliler aynı dev kıtanın iki ucunda taban tabana aykırı bir konum içindedirler. Yine de birbirlerini anlamaları için pek çok nedenleri vardır. Türkmen atlıları 20 yüzyıl boyunca Asya’yı dolaşmıştır. Aynı Orta ve Güney Asya steplerinden gelmişler, Anadolu yaylalarında olduğu gibi, Huang Ho vadilerinde de tarihe yön vermişlerdir. Bugün bile Çin’de, Çinli olmayanların yaşadığı en geniş ve en kalabalık bölgelerden biri Anadolu Türkleri’nin kan hısımlarının bölgesi Çin Türkistanı’dır.
Ama tarih, fetih ve ticaretin yarattığından daha yakın benzerlikler yaratmıştır. Örneğin kader benzerliği: Türkler ve Çinliler aynı zamanda, akbabaları çeken bir leş gibi batılı büyük devletleri üstlerine çeken siyasal dağılmayı yaşamışlardır. Her iki ulus da çağdaş bir serüvene, geçmişten bütün köklerini koparmadan da girilebileceğini bilirler.”

Huang Ho ırmağının ters U yaptığı doğal savunma hattı yetmemiş;ÇİN SEDDİ ile ancak durdurabilmişler HUN akınlarını.

Wei Nehri

İl ya da İllig Kağan, 621–630 yılları arasında kağanlık yapan Doğu Göktürk Kağanlığı’ nın son hükümdarıdır.
Yıllarca süren savaşlarla Çin’ in kuzey ve orta kesimlerine kadar akınlar yapılarak bazı galibiyet ve mağlubiyetler alındı. 626 yılında Wei nehri kenarında İl Kağan ve Tang İmparatoru orduları karşı karşıya geldi ve Pien-ch’iao adlı köprüde iki hükümdar barış antlaşması yaptılar. Wei nehri kenarında yapılan bu antlaşma sonucunda Doğu Göktürk Kağanlığı’nın, Tang Hanedanı üzerindeki siyasi ve askeri üstünlüğü sona erdi. Bu antlaşmadan sonra Tang imparatorluğunun gücünü arttırması sonucunda daha önceden Göktürkler’ e sığınmış olan Çinli muhalif liderler teslim olmaya başlamıştır.
Wei vadisi, Çin Medeniyeti’nin en erken tarihli merkezidir. Çu, Çin, Han ve Tang hanedanlarına başkentlik etmiştir.
Wei boyunda sıralı başkent Xian’dan batıya Baoji, Tianshui şehirleri üzerinden Lanzhou, Dunhuang, ve Wushao Ling Dağlarına Takla Makan çölüne ve Kaşgar’a ulaşılmaktadır.

Batı Çu Hanedanı (Western Zhou Dynasty (1050–771 BC) döneminde nüfus yoğunluğu. Wei nehri vadisindeki yoğunluk dikkat çekici.
Wei, Çin’in en eski kültür merkezlerinden biri olup aynı adı taşıyan münbit bir ovadan geçer. Aynı zamanda kervan yolu, Wei nehri boyunca doğuya gider. Demek ki bu yüzden nehir, iktisadi ve siyasi bakımdan mühimdir. Bunun için Wei’yin aşağı kolu üzerinde, Orta Çağlarda müteaddit ve uzun zamanlar Çin’in başkenti olmuş olan Chang an (Xian) şehri bulunur; bu da Loyang gibi transit ticaretin başlıca merkezi idi.
Sorular:
Xian Kurganları
http://onturk.org/tag/xian/

Çin’de Türkler ve Müslümanlar: Shanxi, Shaanxi, Ningxia, İnner Mongolia, Gansu, Qinghai, Xinjiang

Çin’de Türkler: Uygur, Kazak, Kırgız, Salar, Özbek, Yugur, Tatar
Soru 1: Çincenin ‘Batıdan gelen’ anlamındaki ‘T’kue’ veya ‘Tu-ku’ sözlerinden türemiş ‘Türk’ kelimesi http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=268104 Bu bilgi doğru mudur? Soru 2: Göktürk İmparatorluğundan düşünce adamları, düşünürler miras kaldı mı bizlere? Soru 3: Köy sözcüğü nereden geliyor?
“Çince kyei veya kuei karakterinden geldiği sanılan kuy kelimesi Tuncer Baykara’ya göre köy kelimesinin ön şekli olmalıdır ve (Göktürk ve Uygur devrinde) savaşa giden Türk erkeklerinin kadınlarının korunduğu yer ile veya Türkler’le evlenen Çinli hanımların sürekli iskân edildikleri yerler ile ilgili olarak kullanılmış olmalıdır. Bu nedenle şehircilik tarihimizle ilgili olarak bu kavramın önemi vardır. Bu tip yerlerin Hun devrinde de görüldüğünü daha evvel belirtmiştik.” (Yaşar Çoruhlu, Çin Simgeleri Sözlüğü, s.376) Soru 4: Hayvanlı takvim Türk takvimi midir? Soru 5: Çin’de nerelerde asimile olduk? Sarı Nehirin dirsek yaptığı Ordos düzlüğü ve Hinterlandı’nda mı asimile olduk? http://en.wikipedia.org/wiki/File:Meseta_de_Loes.png http://en.wikipedia.org/wiki/Ordos_Loop
Soru 6: Mançurya’da da asimile olduk mu?
Soru 7: Beka Sorunu: Çin İmparatorluğu hiç parçalanmadı, Osmanlı Avrupası’ndan elimizde sadece 3-5 şehir kaldı.. Çin’in çeperleri etnik Çinli de değil ve özerk bölge. Bizi tarihte bir tek Çinliler mi yendi?
Soru 8: Xionghu ile Tujue aynı mı? Çin’deki Türkler, sadece Batı Çin’de mi yaşamaktalar?
5- TÜRKİSTAN; KARİZLER, YERALTI SU KANALLARI
Urumçi Mumyaları

Türkistan Vahaları ve Karizler

Divanı Lügat it Türk Haritası; 1072
Ey Türk Evladı okuyabiliyor musun ecdadının yazdıklarını; bir sor bakalım kendine.. Yıl 1072, Kaşgarlı Mahmud’un dünya haritasını?
6- MAVERAÜNNEHİR Havzası
Baktria-Margiyana Arkeoloji Bölgesi; MÖ 2200–1700
Hindu-İran göçlerine eşlik eden arkeolojik kültürler (Hint-Avrupa Kültür Ansiklopedisi’nden). Andronovo, BMAC ve Yaz kültürleri her zaman Hindu-İran göçleri ile eşleştirilmiştir.GGC, H Höyüğü, Bakır İstifçiliği ve PGW kültürleri Hindu-İran göçleri ile eşleştirilmeye aday kültürlerdir.
BMAC (Baktria- Margiyana Arkeoloji Bölgesi)’nın kapsadığı alan (Hint-Avrupa Kültür Ansiklopedisi’nden).
Baktria- Margiyana Arkeoloji Bölgesi (veya BMAB, aynı zamanda Oxus uygarlığı olarak da bilinmektedir) günümüzde Türkmenistan, kuzey Afganistan, güney Özbekistan ve batı Tacikistan’da ve Seyhun (Oxus) ırmağının üst kısımlarını kapsayan, MÖ 2200–1700 tarihleri arasında varolan, Orta Asya’nın Tunç Çağı kültürü için yapılan modern bir arkeolojik tanımlamadır.
Yerleşim yerlerinin keşfi ve isimlendirmeleri Sovyet arkeolog Viktor Sarianidi tarafından (1976) yapıldı. Baktria bugün Afganistan’da bulunan Baktra denilen bölgenin Yunanca adıydı ve Margiyana bugün Türkmenistan’daki Merv şehrinin başkenti olduğu Pers satraplığı Margu’nun Yunanca adıydı.
Türklerin ilk yerleşimleri çok geniş bir alanda bulunur. Bu alana BMAC adı verilmiştir ve Bactria Margiana Archeology Complex sözlerinin baş harfleridir. Bu alan Belh ve Merv şehirlerinden Pamir yaylasına ve Uygur bölgesi olan doğu Türkistan’a kadar uzanır ve orada yerleşim bölgeleri kazılmıştır. http://www.halukberkmen.net/pdf/169.pdf

Türkler zaten karma bir toplumdu ve içinde Tur’lar Ok’lar, Moğol’lar, Macar’lar ve Alman halkları da vardı. Alman sözü Alle-Man “tüm insanlar” demektir ve karmaşık birçok grubu içerir. Goth’lar ve Fransa’daki Gaul’lar da Asya kökenli batıya uzanmış “KOL”lardır. Bakınız: http://www.halukberkmen.net/pdf/36.pdf
MAVERAÜNNEHİR, SEYHUN NEHRİ
MAVERAÜNNEHİR, HORASAN
MAVERAÜNNEHİR, HORASAN VE HAREZM
(A) Horasan,
(B) Maveraünnehir ve
(C) Harezm
Kadim Şehirler: Horasan, Maveraünnehir, Harezm, Türkistan
YAMUNA NEHRİ, HİNDİSTAN
Deltasında Taç Mahal’ı ve Delhi Sultanlıklarını barındıran Agra ve Yeni Delhi şehirleri var.
Kuşhanlar, Akhunlar, Gazneliler, Babür İmparatorluğu.
8-HAZAR Havzası ve İPEK YOLU
İlk Türk Köyü; MÖ 4500, ANAU, Türkmenistan; Türkistan
İpek Yolu: Hazar denizinden Pasifik okyanusuna uzanan bu hat; Asya pazarının belkemiğidir.
9- BEŞ DENİZ Havzası
Balkanpazar ve Hazarpazar dediğimizde her ikisi de tüm ortak ülkelerin anladığı türkçe kelimelerdir.

10- MEZOPOTAMYA: DİCLE-FIRAT ARASI
Anadolu’da İlk Yerleşimler
İlk yerleşimlerin yarısı Dicle-Fırat arası Mezopotamya topraklarında..
11 – RUMELİ’nin Su Yolları: SU’yun Öte Yakası
RUMELİ : ARDA-MERİÇ-TUNCA NEHİRLERİ
KARADENİZ
RUMELİ KÖPRÜLERİ

http://balkanpazar.org/kopruler.asp
RUMELİ – TUNA
Türklerin tarihinde ve hafızasında Tuna Nehri çok canlı ve günceldir. Bunun en belirgin göstergesi Tuna isminin yaygınlığıdır. Tuna ismi sadece gemi, otel, lokanta, cadde ve sokaklara değil; Türk halkının kız ve erkek çocuklarına dahi koyduğu bir isimdir. Ve herhangi bir Türk şehrinin telefon rehberine baktığınızda Tuna, Tunalı, Tunaboylu, Tunasoylu gibi sayısız soyadıyla karşılaşırsınız. (İlber Ortaylı)
Osmanlı İmparatorluğunun Rumeli denen Avrupa kısımları 70 sene öncesine kadar Türklerle meskundu ve 1950 ve 1960lardaki toplu göçlere rağmen, halen özellikle Bulgaristan, Makedonya ve Batı Trakyada kalabalık Türk azınlık grupları yaşıyor. (İlber Ortaylı)
Osmanlı Türk İmparatorluğu bölgede teşkilatlanmış ve beş yüz yıl kadar kalmıştır. Osmanlı siyasi iktisadi birliği, çeşitli din ve dilden milletlerin renkli bir Balkan yaratmasını sağlamıştır.
Bölgede Voskopoj, Köstence (Konstanza), Kalas (Galati), İsmail (İzmayil), Niş ve tabii ki Belgrad önemli ve renkli kültürü olan merkezlerdir.
Rusçuk (Ruse) ve Vidin, Osmanlı tarihinde bilhassa 17.y.y. daki ilginç siyasi ve sosyal yapılanmalarıyla tanınan Tuna boyundaki liman şehirleridir. Vidinli Pazvantoğlu Osman, bölgede tarih boyunca pek çok örneği görülen diktatör yerel lordlardandır. İstanbul’ a bile kafa tutmuş ve 18.y.y’da bu bölgenin kalkınmasında önemli payı olmuştur.
Bölgede Voskopoj, Köstence, Kalas, İsmail, Niş ve Belgrad önemli merkezlerdir.
Camiler ve türbeler Tuna boylarında en kolay fark edilen Osmanlı izleri.
1853-54’teki savunmayla tarihe geçen ve Namık Kemal’e esin kaynağı olan Silistre’nin ana caddelerinden birindeki Kurşunlu Cami gibi bazıları onarıma muhtaç. Ama Delta’nın güneyindeki en büyük kent olan Köstence’deki Hünkar Camisi hem bakımlı, hem de kalabalık bir cemaati var. Silistre’de hala kullanılan Mescid’in müezzini ezanı minarede değil mescidin girişinde okuyor. Tuna’nın güneyinde kalan İsperih yakınlarındaki 16.yy dan kalma Demir Baba Türbesi, yörede yaygın olan Babai inancının anıtlarından. 1970’lere kadar, Hristiyanların ziyaret ettiği türbenin Bulgar Hanlığı’nın kurucularından Omurtag Han’a ait olduğu inanılırdı. Yapılan incelemeler bu inancı boşa çıkarttı.
Tuna Boylarındaki Küçük Türkiye: Delta’nın güneyindeki Babadağ’da, Berber Hüseyin Hasan’ın dükkanında, duvarlardaki gazeteler ve İstanbul’dan gelme berber malzemeleri yüzünden nerede olduğunuzu şaşırabilirsiniz. Delta’nın büyük kentlerinden Tulça’daki Aziziye Camisi’nin cemaati sadece Cuma ya da bayram namazlarına gelse de caminin bekçisi Mahmudi Cevcet ya da Cevcet Akay hep orada.
Tuna hakkında geniş bilgi: http://balkanpazar.org/kavramlar_Tuna.htm
12- İDİL (VOLGA) BOYLARI ve DON Nehri
Attila (M.S. 400 – 454) isminin kökeninin İdil (Volga) nehrinin adıyla ilişkili olduğu şüphesizdir. Eski Türkçenin başlangıçlarından biri sayılan Hun Türkçesinde İdil nehri her dönemde Atel, İtil veya Edil gibi farklı adlandırıldığı bilinmektedir.
Şehirler: Nizihny Novgorod, Samarra, Kazan, Samara, Ufa, Astrakhan
İmparatorluk: Altın Orda
Tataristan, Başkurdistan, Çuvaşistan
Don Nehri
13-NİLHAVZASI
Memluklar, Osmanlı İmparatorluğu
Nil Nehri Havzası
SONUÇ: TEFEKKÜRÜMÜZÜN ESERLERİ VE MERKEZLERİ
Macaristan, Hungarya olarak da anılıyor, Bulgaristan da Bulgarya; her iki toplumun da isimlerinden Türklük ile bağlantıları belirgin.
AB de aslında Viyana’ya kadar sarkan, Roma’yı da sarsan Türklüğün sindirilmesi ile ilgili bir projedir. Tüm Balkanları kendilerine pazar ettiler.
Rahmetli Ecevit iyi ki bizi dışta bırakmış. Doğu Roma, Balkanlardaki Türkleri Kuman, Peçenek, Bulgarları, Avarları hristiyanlaştırarak asimile etmişti zaten.
Ek Kaynaklar:
http://depts.washington.edu/
http://depts.washington.edu/
http://tr.sputniknews.com/