Home Blog Page 42

Hazar Tüneli: Bir Proje Önerisi

 

Çin, kullanıma sunduğu yeni köprü ve sualtı tüneli sistemiyle 10 alanda dünya rekoru kırdı. Ülkenin güneyinde yer alan Shenzhen ve Zhongshan şehirlerini bağlayan 24 kilometre uzunluğundaki otoyol bağlantılı tünel, 8 şeritli otoyoluyla 2 saatlik mesafeyi 30 dakikaya indiriyor.

Yol ağının sualtı tünel girişi böyle (etkileyici) bir tasarıma sahip.

https://english.www.gov.cn/news/202406/30/content_WS668108afc6d0868f4e8e8b67.html?utm_source=substack&utm_medium=email

https://news.cgtn.com/news/2024-06-30/Shenzhen-Zhongshan-Link-opens-to-traffic-with-10-world-records-1uQLZ7MgSgE/p.html

https://news.cgtn.com/news/2024-06-30/Shenzhen-Zhongshan-Link-opens-to-traffic-with-10-world-records-1uQLZ7MgSgE/p.html?utm_source=substack&utm_medium=email

HAZAR tüneli de olabilir bu şekilde

Hazar geçişinde en kısa mesafe olan Bakü-Türkmenbaşı limanları arası 306 Km.lik mesafe 13 saatte feribot ile kat edilmektedir.

Bakü-Türkmenbaşı arası hızlı tren ile aslında 1 saat

Rusya’dan teknoloji alırken Çin’den de teknoloji alıyor muyuz acaba?

Hazar Denizindeki önemli limanlar BaküTürkmenbaşı ve İdil Nehri deltasında Astrahan’dır. Bunlar arasında demiryolu bağlantısı vardır. İran’a ait kısımda en önemli liman Bender Türkmen’dir

Hazar Denizi endoreik olmasına rağmen, ana kolu olan VolgaDon Nehri (ve dolayısıyla Karadeniz) ve Baltık Denizi ile Kuzey Dvina ve Beyaz Deniz’e ulaşan yan kanallarla bağlıdır.
Diğer bir Hazar kolu olan Kuma Nehri de Don havzasına bir sulama kanalıyla bağlanmıştır.

Hazar Denizi’nde çeşitli tarifeli feribot seferleri (tren feribotları dahil) hizmet vermektedir:

Feribotlar çoğunlukla kargo için kullanılır; sadece Bakü – Aktau ve Bakü – Türkmenbaşı güzergahlarında yolcu kabul edilmektedir.

Kanallar

Endoreik bir havza olan Hazar Denizi havzasının okyanusla doğal bir bağlantısı yoktur. Orta Çağ döneminden beri tüccarlar, Volga’yı ve kollarını Don Nehri‘ne (Azak Denizi‘ne akar) ve Baltık Denizi‘ne akan çeşitli nehirlere bağlayan bir dizi liman aracılığıyla Hazar’a ulaştı. Volga Havzasını Baltık ile birleştiren ilkel kanallar 18. yüzyılın başlarında inşa edildi. O zamandan beri bir dizi kanal projesi tamamlandı.

Volga Havzası’nı ve dolayısıyla Hazar Denizi’ni okyanusa bağlayan iki modern kanal sistemi, Volga-Baltık Su Yolu ve Volga-Don Kanalı‘dır.

Planlanan Pechora-Kama Kanalı, 1930’lar ve 1980’ler arasında geniş çapta tartışılan bir projeydi. Nakliye ikincil bir düşünceydi. Asıl amacı, Peçora Nehri‘nin (Arktik Okyanusu’na akan) suyunun bir kısmını Kama Nehri üzerinden Volga‘ya yönlendirmekti. Hedefler, o sırada tehlikeli bir şekilde hızla su seviyesinin düştüğü düşünülen Hazar’da hem sulama imkanlarının hem de su seviyesinin dengelenmesiydi. 1971 yılında bölgede SSCB tarafından barışçıl nükleer inşaat deneyleri yapıldı.

Haziran 2007’de, petrol zengini ülkesinin pazarlara erişimini artırmak için Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev, Hazar Denizi ile Karadeniz arasında 700 kilometrelik (435 mil) bir bağlantı önerdi. “Avrasya Kanalı”nın (Manych Gemi Kanalı) karayla çevrili Kazakistan ve diğer Orta Asya ülkelerini deniz devletlerine dönüştüreceği ve ticaret hacmini önemli ölçüde artıracağı umulmaktadır. Kanal Rusya topraklarını geçse de, Hazar Denizi limanları aracılığıyla Kazakistan’a da fayda sağlayacaktır. Kanal için en olası rota, Kazakistan Tarım Bakanlığı’ndaki Su Kaynakları Komitesi’ndeki yetkililerin açıklamasına göre, şu anda bir nehir ve göl zincirinin zaten bir sulama kanalı (Kuma–Manych kanalı) ile bağlandığı Kuma–Manych Depresyonu üzerinden ilerleyecektir. Volga – Don Kanalı’nı yükseltmek de başka bir seçenek olarak görülmektedir

China Istanbul Train

Are you interested in the Xinjiang middle Europe or middle Asia railway.

Hong Kong Shanghai railway was opened two weeks ago. One may take the train in Beijing or Shanghai in the night time and arrive in HK on next morning.

There is train between China and Istanbul.

https://rail.cc/train/shanghai-to-istanbul

Atatürk’ün Çağdaş Türkiye’yi Dünyaya Tanıttığı Proje


Atatürk’ün Çağdaş Türkiye’yi Dünyaya Tanıttığı Proje

 

Karadeniz Vapuru (1926)

3 Mar 2021 — Gemide 16 balo ve ziyafet verilmiş, gemi dışında 36 ziyafete iştirak edilmiştir. Seyyar Sergi‘yi gezen kişi sayısının ise toplamda 65 bin olduğu …

 

Dünyanın çeşitli liman kentlerini gezerek gerçekleşen devrimleri ve Türkiye’deki gelişmeleri dünyaya duyurmayı hedefleyen geminin hikâyesi bir hayli ilginç.
1 — Seyyar Sergi, Gazi Mustafa Kemal Atatürk‘ün liderliği altında Türklerin kurduğu yeni Cumhuriyet rejiminin kendisini Avrupa’ya tanıtma projesiydi …

1926 Seyyar Sergi ve Avrupa Seyahati

Sergi, seyir halindeyken gemi sofrasından yemek yemek yolculara mecburi tutulmuştu. Ancak, geminin limanda olduğu zamanlarda yemek yemek isteğe bağlıydı.

 

Türkiye, bir gemiye sığdırılıyor ve… 
Öncelikle bir Ro-Ro gemisi tutulacak ve 12 bin metrekarelik bir alana Türk kültürü sığdırılacaktı. “Türkiye Yüzer Sergisi” adı verilen bu proje; …

Turkey China Cargo Trains

 

Turkey’s train to China regular on the 2021 timetable | RailFreight.com

 

Rail freight to Turkey from China – Lianyungang, Xi’an, Chengdu | ShipHub

 

https://www.railfreight.com/beltandroad/2021/01/07/turkeys-train-to-china-regular-on-the-2021-timetable/?gdpr=accept

Rail freight to Turkey from China

Neden Kendi Bölgesel Birliğimizi Kurmuyoruz?

 

Büyük Akdeniz Birliği tezi stratejik değerdedir.

 

Öncelikle BRICS grubunun kurucu üyesi olma fırsatını Türkiye bu 2002 sonrası çöküş döneminde maalesef değerlendirmemiştir. Şimdi BRICS treninin son vagonuna binmeye çalışıyoruz.

Diğer yandan ise BRICS (Brezilya Rusya Hindistan Çin Güney Afrika) olsun ŞİÖ (Şangay İşbirliği Örgütü) olsun bizim dışımızda gelişen BM5 üyelerinin kısmen de olsa içinde olduğu yapılardır.

Kurucu liderimiz Büyük Atatürk’ün değindiği gibi eğer biz bize benziyor isek kendimiz bir birlik yaratmalıyız. Bu birliğin aslında mayası Türk Devletler Teşkilatı ile atılmıştır şimdi de Türkistan ve Türkiye boyutlarına Akdeniz havzasını da ekleyerek kendi birliğimizi yaratmalıyız.

Çinlilerden ise stratejik düşünce gelişimi konusunda alacağımız çok sayıda örnekler var.

  1. Güçlü bir ekonomi ve güçlü bir toplum

Singapurlu diplomat ve eski BM temsilcisi Kishore Mahbubani ‘’Çin Kazandı mı? isimli kitabında şöyle yazıyor:

‘’Öncelikle, Sovyetler Birliği dış baskılar nedeniyle değil, iç zayıflıklar nedeniyle çöktü. Çin, ‘Hayatta kalmak için güçlü, dinamik bir ekonomiye ve güçlü, dinamik bir topluma sahip olma’ gerçeğinin farkında.

Bu arada, 1949’da Amerikalı stratejist George Kennan, Amerika Birleşik Devletleri ile Sovyetler Birliği arasındaki mücadelenin sonucunun silahlarımıza ve askerlerimize değil, hangi toplumun daha büyük ruhsal canlılığa sahip olduğuna bağlı olacağını söylemişti. ABD toplumu, Sovyetler Birliği’ninkinden çok daha dinamikti. ABD gelişti ve Sovyetler Birliği çöktü. Çinliler, birinci önceliğin güçlü bir ekonomi ve güçlü bir toplum sağlamak olduğunu biliyorlar; bu yüzden halklarını büyük ölçüde eğitiyorlar ve ekonomilerini büyütüyorlar, böylece ikinci bir Sovyetler Birliği olmayacaklar.’’

2) Kasım 2000’de, Çin, ASEAN’a (Güneydoğu Asya Birliği) serbest ticaret anlaşması önerdi. Bu girişim 1 Ocak 2010’da dünyanın en büyük serbest ticaret bölgelerinden biri olarak kabul edilen ASEAN-Çin Serbest Ticaret Alanını (ACFTA) yürürlüğe soktu.

Bir ABD düşüncesi olan ASEAN ülkeler topluluğunu, Çin nasıl da bölgesel ticaret, komşularla ticaret stratejisi yolu ile kendi yanına çekmiş ve ASEAN grubu ile serbest ticaret birliği oluşturmuştur, bu bilgi çok çok değerlidir.

Hong Kong’da kaldığım 1997-2001 arası dönemde Çin’in komşular ile geliştirdiği ticari ilişkilere Kanton Modeli adını vermiştim ve bu konuda birkaç tane de makale hazırladım sitemde mevcuttur. Büyük Akdeniz birliği fikrimin altında yatan da aslında Çin öncülüğünde Pasifik’te vuku bulan Yeni Akdeniz oluşumudur.

Çin’in yaptığının bir benzerini biz bulunduğumuz bölgede inşa etmeliyiz.

İçimizde yedi coğrafi bölge bulunmaktadır. Dışımızda ise yakın çevremizde yedi siyasi bölge yer almaktadır. İçimizi kuvvetlendirip dışımızdaki bölgelerle bir ticaret birliği oluşumuna gitmeliyiz ivedilikle.

Asya’da ASEAN Güneydoğu Asya Birliği’nin fikir babası olan ABD, Türkiye’nin Güneydoğu Avrupa Birliği kurması konusunda benzer bir işlevi üstlenmemiştir. Bunun yerine Kosova, Bosna, Makedonya, Arnavutluk, Bulgaristan, Romanya’yı dolaylı yoldan işgal etmiştir. Siyaset adamlarımız da devlet adamı vasfından yoksun oldukları için AB’den daha pratik bir Güneydoğu Avrupa Birliği iddiasında bulunmayı akıllarına bile getirmemişlerdir.

ABD’nin gerçek maksadı ise Türkiye’nin AB dahil bölgesel birlik oluşumlarından uzak tutulması şeklindedir.

 

Bozkurt neyin simgesidir?

men sinlerge boldum kagan
alalınğ ya takı kalkan
tunga bizge bolsun buyan
kök börü bolsungıl uran

temür çıdalar bol orman
av yirde yürüsün kulan
takı taluy takı müren
kün tuğ bolgıl kök kurıkan

 

**************

ben sizlere oldum kağan
alalım yay ile kalkan
damga bize olsun buyan (işaret, alamet)
bozkurt olsun sedamiz

demir mızraklar olsun orman
av yerinde yürüsün kulan (avlanan hayvan)
daha deniz daha nehir
güneş tuğ olsun gök çadır

Oğuz Kağan Destanı

Kutadgu Bilig

  • Kökçin: göğümsü, kır.
  • Kökçin Sakal: Kır Sakallı
  • Kök Ayuk: Türkmen Büyüklerine verilen isim
  • Kök Börü: Gök Kurt

Gök..Evren..Alem.. Gök vurgusunu anlamamışız.. Aksakal demişiz.. Bozkurt demişiz..
Kök Türk: Gök Türk

Prof. Dr. İlber Ortaylı anlattı: Bozkurt Türk milletinin sembolüdür

Atatürk’ün Meclis Duvarına Bozkurt Amblemi Yerleştirdiği İddiası

 

Kök-Gök

Yazıtlarda kök olarak karşımıza çıkan kavram sonrasında gök olarak değişime uğramıştır. Gök ile bağlantılı olarak Tengri kavramı da bağlantılı olarak kullanılagelmiştir. Tengri yazılı olarak tespit edilen ilk Türk kelimesidir.

Türklerin yerde bozkır ile kurdukları ilişki, göçebelik yaşantıları boyunca daha da göze batar bir şekilde, hissedilir yaşanılır bir şekilde gök ile olmuştur. Gök ise evreni temsil etmektedir, ilahi emirler gökten gelmektedir, inmektedir.

Göğün enginliği, dış âlemde gözlerimizle gördüğümüz enginlik iç âleme de tasavvuf zenginliği olarak yansımıştır. Gökler ve göçler birbiriyle ilintilidir. Göçler yolu ile yeryüzünde yolculuğa çıkan Türkler ki sürekli yolculuk halindedirler, gökler vasıtası ile âlemlerde iç zenginliklerine yansıyan seyahatlere çıkmaktadırlar.

Göçlerde yeryüzünde 8000 km yolu kat ederek Asya’nın bir ucundan Avrupa’nın bir ucuna kadar ulaşan Türkler bu yolculuk esnasında gökleri de, göklerdeki hareketleri de izlemişler ve dimağlarında resmetmişler, fikir dünyalarında işlemişler, göklerle sürekli irtibat halinde olmuşlardır. Türklerdeki zengin tasavvuf oluşumunun önemli sebebi olan bu hareketlilik, dış dünyadaki hareketlilik, iç dünyada da hareketliliğe neden olmuştur.

Yazıtlardan başlayarak Türkler sürekli evrendeki sırları, zihin dünyalarına, dillerine, sözlerine ve sonunda yazıtlara ve yazmalara geçirmişler ve kayıt altına almışlardır. Tanrı ve göç en çok kullanılan kelimelerdir. Türkler, göğü aynı zamanda bir niteleme sıfatı olarak kullanmışlardır; köktürkler, kök börü, kökçin sakal, kök boya örneklerinde olduğu gibi.

• Kökçin Sakal: Kır Sakallı
• Kök Ayuk: Türkmen Büyüklerine verilen isim
• Kök Börü: Gök Kurt
• Kök Türk: Gök Türk
• Kök Tengri: Gök Tanrı
• Kök Boya: Doğal boya

Başlangıç efsanesi olarak niteleyebileceğimiz Oğuz Kağan Destanında evrende ilintili kavramlar kullanılmıştır; Gökhan, Ayhan, Yıldızhan gibi. Efsanenin sonunda ise “güneş bayrak, gök kurikan” ifadesi vardır “güneş bayrak, gök çadır”.

Türkler, dünyayı kucaklarken evreni de kucaklamışlardır, efsanelerde, yazıtlarda, yazmalarda önde olan en önemli kavram insandır. Öğütler hep insana verilmiştir. Dünya, sınırlarla bölünmemiştir. Güneş bayrak ise Gök çadırdır. O çadırın altında olanlar ise doğrudan insanlar olarak ifade edilmiştir Şu milletler bu milletler, şu kavimler bu kavimler tarzında bir ifade yoktur. Çünkü Türkler, kendini insan olarak görmüş, insanlar arasında bir ayrım yapmamıştır. Bütün Türkler insandır, bütün insanlar Türktür zihniyetidir asıl olan. Türklük, bir insan vasfı olarak görülmüştür.

Bilge Kağan yazıtında gök, tanrı, yer, insan kavramlarının hepsi yer almaktadır. Aynı tarihlerde Özbekistan doğumlu Ebu Hanife, Irak’ta Kufe kentinde (soyu Özbekistan Tirmiz’li) doğmuş ve orada da İslamiyet içersinde Ademiyet zihniyetini geliştirmiş, İslâmiyetin evrensel yönüne insan yönüne vurgu yapmıştır. Ardından 870 yılı doğumlu Kazakistan doğumlu Farabi evrensel devlet anlayışını kitap olarak yayınlamıştır. Kendisi ikinci Aristo ve ilk İslam filozofu olarak tanınmaktadır. Farabi âlemde insanı, insanda âlemi görmüştür.

Farabi ile aynı dönemde yaşayan Harezmî ise matematikde sıfır sayısını işlevsel olarak kullanmaya başlayarak sıfırın hamisi olmuştur. Yine aynı dönemde ve yine Harezmli Birûni ise Hindistan’a 1017’den başlayarak sayısız seferler yapmış ve Hindistan’ı kitaplaştırmıştır. Hindistan’da Hintlilerin evren bilgilerini edinmeye çalışmıştır ve bu yolda Sanskritçeyi öğrenmiştir.

Farabi’nin hemen ardından gelen Yusuf Has Hacip, Kutadgu Bilig kitabı ile yine aynı evrensel ilkeleri daha da geliştirmiştir. Bilgeliğe kutsallık atfetmiş ve Kutadgu Bilig olarak kitaplaştırmıştır.

Türklerin göğü kavrama, kucaklama anlamında en çok ilgi duydukları bilim gökbilim (astronomi) bilimi olmuştur. Rasathaneler ve Ali Kuşçu, Uluğbey, Harezmî, Biruni, Ömer Hayyam gibi bilginler hep gökbilim ve göğün sırları, âlemdeki ilim peşinde olmuşlardı.

Türk düşünürlerinin Ortaasya’daki bu ilim ve bilim faaliyetleri batılı Amerikalı Frederick Starr tarafından “Kayıp Aydınlanma” olarak kitaplaştırılmıştır. Buradaki bakış açısı aydınlanmayı Avrupa Rönesansına inhisar ettiren anlayışı yanlışlamaktadır. Bu durumda, kendimizde olan aydınlanmayı yeniden keşfetmemiz halinde kendimizi Aydın olarak niteleyebiliriz.

Pasifik kıyılarına yaslanmış Hunlarla başlayan Türklerin gökyolculuğu‘nun zirvesi 1400 yıl sonra küçük Asya’da Anadolu’da yaşanacaktır. Bu zirvenin adı da Yunus Emre’dir. Yunus Emre kullandığı Türkçe tasavvuf kavramları ile içimizdeki göğü aydınlatmış, kamu âlemdeki insanları birbirine bir kılmıştır. Yunus ile birlikte göğ ekini biçmiştir. Göğün aydınlattığı gönün içindekidir, gönüldür. Gönül kumaşı ise gökte dokunmuştur.

Yunus Emre’nin çağdaşı Mevlana’da da Sema (Gök) ayinleri ile Semazenlerle görselleştirilen Mesnevi de gökteki sırlarla ilişkilidir.

Sibirya’nın güneyindeki su kenarlarında yaşayan su samurlarının, Türkçe tabirle kişlerin yaşantılarını gözlemleyen Türkler kendilerini yani insanı da kişi olarak nitelendirmişlerdir. Burada söz konusu olan doğa içerisindeki birliktelikteliktir; kişiler ve kişiler. Aynı şekilde göğü sürekli izleyen göçebe Türkler, bozkır yaşantıları esnasında göklerde izlediklerini yeryüzüne dizeler ve satırlarla yansıtmışlardır.

Türkler böylece Göktürkler, olurken efsanelerinde yeralan efsanevi kurt da gökbörü olmuştur. Bilge kişiyi, Kökçin sakallı olarak adlandırmışlardır. Doğadan topladıkları bitkilerle halılarını kök boya ile boyamışlardır. Türkmenler büyüklerini kök ayuk olarak nitelendirmişlerdir. Göklerdeki kutsallık bu şekilde yeryüzüne indirilmiştir. Göğün kutsallığı anlayışı İç Asya Türk boylarından olan Chou’ların milattan önce 1000 tarihlerinde kurduğu devletten itibaren geçerli olmuştur ve bu anlayış daha sonra Türklerden Çinlilere de geçmiştir.

Eski Türkler göğe çok önem vermişlerdi. Çünkü onların gökleri Çin ve Hindistan’da olduğu gibi bulutlu değildi. Gece ve gündüz parlak bir gök, Türklerin kalplerini ve gözlerini kendine çekiyordu. Yıldızlar, eski Türk kültüründe çok büyük bir öneme sahip idiler. Çünkü eski Türkler zamanlarını, yollarını ve hatta iklim şartlarının değişip veya değişmeyeceğini, gökteki yıldızlara bakarak öğrenirlerdi. Bunun için de geniş ve iyi gelişmiş bir yıldız bilgisine sahip olmaları gerekiyordu. Bu sebeple Türkler göğe önem vermişler ve bütün ufukları tek bir renkle kaplayan göğün kendisinin de, bir tanrı olduğuna inanmışlardır. Onlar Çin’de olduğu gibi yere bakmıyorlar ve yerle bağları ancak atlarının ayakları ile meydana geliyordu. Göğün maviliği, renklerin en güzel ve en kutsalı, kalplerini dolduran sonsuz bir ilham kaynağı idi. Kaynak: Bahaeddin Ögel. Türk Kültürünün Gelişme Çağları I. İstanbul 1992 Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları. ss.15.

Türkler, disiplinli bir hayat ve toplum düzenleri yüzünden, Tek Tanrı düşüncesine çok erken çağda erişmişlerdi. Çin ve Hindistan gibi ziraat memleketlerinde, Tanrıların sayıları pek çoktur. Ziraatçının gözleri, yalnızca mahsulünde ve bereket getirebilecek her türlü sihirli şeylerde idi. Ziraatçıların üzerlerindeki gökyüzü, çoğu zaman bulutlarla kaplı idi. Zaten o da havanın bulutlu olmasını isterdi. Onun tarlasında göğe bakacak vakti de yoktu. Kaynak: Bahaeddin Ögel. Türk Kültürünün Gelişme Çağları II. İstanbul 1992 Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları. ss.87

Atlı Türklerin günlük hayatları ise ziraatçılardan bambaşka idi. Atlı Türkler yere, yalnızca atlarının ayakları ile bağlı idiler. Onlar kendilerini, yağız yer ile masmavi gök arasında asılmış ve boşlukta yürür gibi düşünürlerdi. Türkün başı gökteydi. Onun zihnini yoran ve kalbini dolduran tek şey, üzerini kaplayan sonsuz mavilikti. Sonsuz göğün tek rengi ve tek kubbesi, onun düşüncelerini birleştiren ve tek amaca yönelten önemli bir sebepti. Tıpkı ailesini, kendi başkanlığında toplayan kubbeli otağı ve evi gibi. Otağın altında bir aile reisi, gök kubbesinin altında da bir Türk Kağan’ı vardı. Elbette ki bu sonsuz ve mavi kubbenin, onun üstünde dolaşan güneş, ay ile yıldızların da bir sahibi ve Hakan’ı olacaktı. Her şeyi o yaratmış ve yaratıklara da yaşasınlar diye, yerler ile suları o vermişti. İşte Türklerin çok erken çağlarda, “tek Tanrı” ya inanmış olmalarının başlıca sebebi bu idi. İnanç ve düşüncelerdeki birlik, toplumda da dirlik ve düzen doğurmuştu. Ayrıca toplumdaki birlik ve disiplin, düşünceleri de törpülemiş ve fikirleri tek bir amaca doğru yöneltmişti. Kaynak: Bahaeddin Ögel. Türk Kültürünün Gelişme Çağları II. İstanbul 1992 Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları. ss. 88

“Yukarıda gök tanrı, aşağıda yağız yer yaratıldığında, ikisi arasında kişioğlu yaratılmış! Kişioğlunun üzerine de, atam, amcam, Bumın Kağan ve İstemi Kağan oturmuş!.” Göktürk Yazıtları’ndan alınmış olan bu parça, Türk düşünce tarihinin en önemli bir belgesidir. Kaynak: Bahaeddin Ögel. Türk Kültürünün Gelişme Çağları II. İstanbul 1992 Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları. ss. 89

Tengri yani Tanrı sözü Türklerde başlangıçtan beri, geniş anlamda göğü ve göğün maviliğini karşılamıştır. Gök (kök), renk olarak göğün rengi ve sembolüdür. Türklerde bu mukaddes renk Kök Tengri ve Göktürk deyimlerinde, bütün açıklık ve haşmetiyle görünmektedir. Altay destanlarında gök renk, daha genişliyor ve açığa kavuşuyordu. Dünya topraklarının bittiği yerde, sonsuz bir Mavi Deniz (Kök Tengiz) vardı. Bu destanda adı geçen Hakanların adları da, Kök Han ve Kök Katay gibi, gök rengi ile tanıtılmış kişilerdi. Bu destanlarda, konuşabilen ve uçabilen, atlara da rastlanıyordu. Bu kısrakların çoğunun renkleri de, gök idi. Kaynak: Prof. Dr. Bahaeddin Ögel. Türk Mitolojisi (Kaynakları ve açıklamaları ile destanlar) II. Cilt. Türk Tarih Kurumu Basımevi – Ankara 1995. Türk Tarih Kurumu Yayınları. ss.151-152

Göktürklerde Kök sözü, yalnızca gök, mavi renk için de söyleniyordu. Kök yürüng, gök beyaz veya gök açık, taş veya su tanıtmaları da, yapılıyordu. Zamanla göğün önündeki Tanrı tanıtması kalkmış ve göğe yalnızca gök denmeye başlamıştı. Uygur el yazılarında bu gelişmeyi görüyoruz. Uygur çağında Tanrı sözünün mânâsında geniş gelişmeler olmuştur. Kaynak:  Prof. Dr. Bahaeddin Ögel. Türk Mitolojisi (Kaynakları ve açıklamaları ile destanlar) II. Cilt. Türk Tarih Kurumu Basımevi – Ankara 1995. Türk Tarih Kurumu Yayınları. ss.152

Türk’ün Özgün Ruhu: Gök ve Gönül

Ruhumuz;
Dokuz Sekiz
İlk hedefimizdi
Mavi gökler
Lâcivert deniz;
Akdeniz!

16 Nisan 2018

Ruhumuzu şekillendiren kavramlar içerisinde en önemli olanlar, en çok işlenip dillendirilen gök ve gönül kavramlarıdır. Gök, başımızı kaldırdığımızda üzerimizde olandır, yedi kattır ve içi sırlarla doludur. Göğün enginliği ve bilinmezliği, Türk’ün ayağını bastığı yerin, coğrafyanın verimsizliği sebebiyle Türklerin ilgi odağı olmuştur. Ne varsa gökten gelmektedir. Kendilerini Göktürkler olarak adlandırmışlar, bilge insanları gökçin sakallı olarak isimlendirmişler, kendilerine rehber olan kurt ise Gökbörü olarak efsaneleşmiştir. Gök, gözün gördüğüdür ve sonsuzluğun simgesidir.

Fatih Sultan Mehmet Han, 1432-1481 

Doğu Roma’nın fethini tamamlamış dünya Başkenti İstanbul’un Fatihi, Evladı Fatihanların Evliyası..  

Misyon: Daima!
Vizyon: KızılElma/Fatih Kanunnameleri

Rakip: ROMA/AVRUPA

  • Gökteki güneş nasıl tekse, dünyada da tek devlet, tek din olmalı. 
  • İmparatoruna söyle, benim kudretimin ulaştığı yere onların hayalleri bile ulaşamaz!
İstanbul’un fethi için hazırlıklar sürerken kendisini caydırmaya çalışan elçilere verdiği yanıt
  • Baykuştan pervâmız yok, biz şahinler sürüsüyüz.
  • Ayrılıp gitmem mümkün değildir. Ya ben şehri alırım ya da şehir ölü yahut diri beni alır. Eğer imparator ayrılıp gitmek isterse kendisine Mora’yı bırakırım, dostluk antlaşması yaparım, oradaki karındaşına başka bir sancağı veririm. Ama şehire barışla girmezsem, savaşla girersem o zaman onu ve bütün soylu, ileri gelenleri ölümle cezalandırırım, geri kalan halkı köle olarak askerlerime dağıtırım. Bana ıssız da kalsa şehir yeter.[2]
  • Ey Konstantiniye! Ya sen beni alırsın, ya ben seni alırım!
İstanbul’un fethi sırasında
  • İmkanın sınırını görmek için imkansızı denemek lazım. 
Gemilerin karadan yürütüleceğini söylerken
  • Sırrıma sakalımın bir tek telinin vakıf olduğunu bilsem, sakalımı kökünden keserim. 
  • İmkanın sınırını görmek için imkansızı denemek lazım. 
Gemilerin karadan yürütüleceğini söylerken
  • Ben dahi kabul ettim ki, Galatalıların ayinleri ve erkânları ne vechile olageldiyse, yine aynı üslûpla devam etsin.
  • Hey gâziler! Yürümek gerek. Niçin duralım?
  • Şeyhim Akşemseddin Hazretleri ile beraber yaptığım zikrin lezzetine dünyaları bile değişmem. Eğer şeyhim izin verseydi zikir yolunu tercih eder, saltanatı terk ederdim.
  • Ceneviz tüccarları serbestçe gezip ticaret yapabilirler. Yeniçeri ordusuna katılmak üzere, çocuklarını almayacağız. Dinimizi kabul etmeyenlere karşı aslâ cebir kullanmayacağız.
  • Bütün dünyaya ilan ediyorum ki, Bosnalı Fransiskenler himayem altındadır. Hiç kimse ne bu insanları nede onların kiliselerini rahatsız etmesin ve zarar vermesin. İmparatorluğumda huzur içerisinde yaşasınlar ve bu göçmen durumuna düşen kullar, özgür ve güven içerisinde hayatlarını sürdürsünler. Ne saltanat eşrafından, ne vezirlerden, ne hizmetkarlardan, ne de Devlet-i Aliyye vatandaşlarından hiç kimse bu insanların onurunu kırmayacak ve onlara zarar vermeyecektir. Hiç kimse bu insanların hayatlarına, mülklerine ve kiliselerine saldırmasın, hor görmesin ve tehlikeye atmasın. Hatta bu insanlar başka diyarlardan devletime birisini getirirse onlarda aynı haklara sahiptir.
  • Ana, biz İslamiyetin kılıcını elimizde tutarız. Ancak bunca zahmet karşılığında gazi unvanını elde edemeden ölürsem Allah ve Peygamber’in katında yüzlerine nasıl bakarım?
Trabzon için bu kadar zahmet nedendir diyen Uzun Hasan’ın annesi Sara Hatun’a verdiği cevap
  • Allah beni bu şehrin halkının dostu olarak bu zamana kadar sakladı. Biz bu şehrin düşmanlarını yendik ve onların vatanlarını aldık. Burayı Makedonyalılar, Teselyalılar ve Moralılar ele geçirmişlerdi. Bunların biz Asyalılara karşı kötü davranışlarının intikamını aradan birçok devir ve yıllar geçmesine rağmen onların torunlarından aldık.
Truva harabelerindeyken
  • Evet, padişah benim. Ancak siz yine de çiçekleri ona veriniz. Çünkü kendisi benim hocamdır.
İstanbul’un fethi sırasında orduyu çiçeklerle karşılayan Bizanslıların yanlışlıkla Akşemseddin‘e gitmeleri ve onun halka Fatih’i işaret etmesi üzerine.
  • Fakirlerin ve yetimlerin kursağından kesilen nimeti ne askerimize, ne ameleme yediririm. Biz has müminleriz, kursağımıza netameli nevale girmez.
(Bizans İmparatoru’nun, İstanbul’un Fethini engelleyemeyeceğini kestirdikten sonra Fethi geciktirmek için, Hisar inşaatında çalışanlara büyük kafilelerle erzak göndermesi üzerine cevaben)
  • İşte bu benim Ayasofya Vakfiyem, kim bu vakfiyemi değiştirirse, bir maddesini tebdil ederse onu iptal veya tedile koşarsa, fasit veya fasık bir teville veya herhangi bir dalavereyle Ayasofya Camisi’nin vakıf hükmünü yürürlükten kaldırmaya kastederlerse, aslını değiştirir, füruuna itiraz eder ve bunları yapanlara yol gösterirlerse ve hatta yardım ederlerse ve kanunsuz olarak onda tasarruf yapmaya kalkarlar, camilikten çıkarırlar ve sahte evrak düzenleyerek, mütevellilik hakkı gibi şeyler ister ya da onu kendi batıl defterlerine kaydederler veya yalandan kendi hesaplarına geçirirlerse ifade ediyorum ki huzurunuzda, en büyük haram işlemiş ve günahları kazanmış olurlar. Bu vakfiyeyi kim değiştirirse, Allah’ın, Peygamber’in, meleklerin, bütün yöneticilerin ve dahi bütün Müslümanların ebediyen laneti onun ve onların üzerine olsun, azapları hafiflemesin onların, haşr gününde yüzlerine bakılmasın. Kim bunları işittikten sonra hala bu değiştirme işine devam ederse, günahı onu değiştirene ait olacaktır. Allah’ın azabı onlaradır. Allah işitendir, bilendir. (Ayasofya Vakfiyesinden) 

       Kaynak: https://tr.wikiquote.org/wiki/II._Mehmed

BooksonTurkey Fatih Yazıları

Halil İnalcık ve İlber Ortaylı Fatih Sultan Mehmet’i Anlatıyor (1985) | 

Beyazıt, Babası Fatih Sultan Mehmet’i Neden Öldürdü? – Celal Şengör
Fatih Sultan Mehmet’in bilinmeyen yönleri (İlber Ortaylı ve Celal Şengör)

FATİH SULTAN MEHMET VE KÜTÜPHANELER (Derleyen: Bülent Ağaoğlu) 18-06-2016

“Fatih Sultan Mehmet Kütüphanesi”

İstanbul’da “Fatih Sultan Mehmet Kütüphanesi” kurulmasını önermek isterim. Kapsamında Fatih Sultan Mehmet ve dönemi ve İstanbul’un Fethi hakkında yayınlanmış yerli ve yabancı kitaplar, tezler, makaleler vs. yayınlar bulundurulabilir.

Panorama 1453 Müzesi, Topkapı’da inşa edilmekte olan İstanbul Müzesi, Fatih Külliyesi ve Edirnekapı bu kütüphanenin kurulabileceği yerlerden bazıları olsa gerek.

Fatih Sultan Mehmet Hakkındaki yayınlardan bazıları:

Binark, İsmet: İstanbul, Fatih, Fetih ve Fatih devri hakkında yazılmış kitaplar bibliyografyası: bir deneme / İsmet. Binark ve N. Sefercioğlu. İstanbul: İstanbul Fetih Cemiyeti, 1977. 119 s.

Fatih ve Evlad-ı Fatihan

Fatih Sultan Mehmet’in, Eyüp Sultan’a Sırladığı Hankâhlık Kodu. Aydın, Baran: Fatih Sultan Mehmet’in, Eyüp Sultan’a Sırladığı Hankâhlık Kodu. İçinde: Hankâh. İstanbul : Destek, 2016. 263-272ss. [ytk]

Fatih ve Eyüp

“Kültür tarihimize baktığımız zaman İstanbul’un önemli bir yeri olduğunu görüyoruz. Öncelikle Hz. Muhammed, hepinizin bildiği hadisinde şöyle diyor :
” Letuftahannel Konstantiniyyetufeleni melemir-u emiruhâ ve leni’mel ceyşu zâlikel ceyş – İstanbul elbet feth olunacak. O’nu feth eden emir ne güzel emir ve o’nu fetheden asker ne güzel askerdir ”

Bu övgüye mazhar olabilmek için, İstanbul’a doğru yola çıkan bir çok müslüman, ya o yolda ebediyete intikal etti veya şehitlik mertebesine ulaştı. İşte bunlardan en önemlisi ve en şöhretlisi Hz. Muhammed’in Sancaktarı Hz. Halid Eba Eyyüb-i Ensari !…

Fatih Sultan Mehmed, İstanbul’u feth ettikten sonra, Akşemseddin tarafından bulunan Hz. Halid Eba Eyyüb-i Ensari mezarı, Fatih Sultan Mehmed’in emri ile Türbe’ye dönüştürülmüş, bu kutsal mekânın yanına, bir de külliye yaptırmıştır.

İnsan sevgisi, eşitlik ve insan haklarının öncüsü olan Fatih Sultan Mehmed Han’ın; Allah rızası,hayır-hasenat duygusu ile birlikte, bu ulvi din büyüğü vesilesiyle inşa ettirdiği bu külliyenin mutlaka bir vakfiyesi mevcuttu. Fatih Sultan Mehmed’in Ayasofya Vakfiyesi’nde Eyüp Sultan Külliyesi Vakfı’ndan söz etmediğine göre, vakıf ruhunu ve amacını tam anlamıyla kalbinde meczeden Fatih Sultan Mehmed’in, Eyüp Sultan Külliyesi için mustakil bir vakfiyesi elbette vardı.

1591 senesinde , bu vakfiyenin zayi olduğu zannedilmektedir. Her halde bu yönden, vakfiyenin yeniden yazımı icabetmiş ve aşağıda incelediğimiz 1591 tarihli Vakfiye ortaya çıkmış olup, vâkıf olarak da Sultan Murad-ı Sani oğlu İstanbul Fatihi, Sultan Mehmed’den vâkıf olarak bahsedilmekte, o tarihdeki Padişah olan Sultan III. Murad’dan söz edilmemektedir. Vakfiyenin tarihi ise, 999 Zilkâdesi Evâhiri’nde ./ Eylül (9) başları 1591 M.”

Kaynak: Bayram, Sadi: “Fatih Sultan Mehmed’in Eyup Sultan Kulliyesi Vakfiyesi”. İcinde:
Eyüpsultan sempozyumu I : tebliğler (1997 : İstanbul). İstanbul: Eyup
Belediyesi Kultur ve Turizm Mudurluğu, 2008. 33-42ss.

Fatih Sultan Mehmet ve şehitleri şehit oldukları yerde defnetme kararı ve bunun sebebi.
Tarihimiz…

Ahmet Güner Sayar: 1.09.11 – 1.12 dk arası özellikle önemli. Fatih Sultan Mehmet ve şehitleri şehit oldukları yerde defnetme kararı ve bunun sebebi.

————————————.

Yukarıdaki linkte Ahmet Güner Bey 1.07 dakikadan başlıyor. Başlangıçtan sonra 1.09.11 gibi Akseki Mescidi’nden söz ediyor.

Hemen Hırka-i Şerif Camiinin yanında.

http://www.mustafacambaz.com/details.php?image_id=25956

 

FATİH SULTAN MEHMET HAKKINDA İLBER ORTAYLI’NIN BAZI YAZILARI

14.5.2018

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ilber-ortayli/bir-entelektuel-olarak-fatihin-portresi-ve-bugunun-aydinlari-40555598

https://www.facebook.com/notes/ilber-ortayl%C4%B1-resmi-sayfas%C4%B1/ilber-ortayl%C4%B1n%C4%B1n-kaleminden-fatih/222422544441304/

http://www.meltemhaber.com/?haber,15809/ilber-ortayli–fatih-i-yazdi

https://www.aa.com.tr/tr/turkiye/tarihci-prof-dr-ortayli-fatih-sultan-mehmet-han-o-bir-dunya-hukumdaridir/1107534

http://t24.com.tr/haber/ilber-ortayli-fatih-en-entelektuel-maresaldi-maresal-hastaligindan-oldu-istanbulu-mahvedenlere-hirsizlara-karsi-direnmek-lazim,342620

Fatih Sultan Mehmed’in Siyasi Kişiliği . I-II-III Fatih sempozyumları (tebliğler) : Mayıs 2008 Fatih sempozyumları (I.-II.-III. : 2005-2006-2007 : İstanbul). Fatih Belediyesi. İstanbul: Fatih Belediyesi Başkanlığı Kültür Yayınları , 2008 . [salt/salt]

Fethi gören Üsküdar : Fetih ve Fatih. / metin kurgu ve anlatım İlber Ortaylı ; editör Ali Yeşildal, Seyfettin Ünlü ; fot. Kenan Koca. — İstanbul : Üsküdar Belediyesi, [t.y.] 41:27 dakika — (Üsküdar Belediyesi Üsküdar Araştırmaları Merkezi ; 9). [İSAM/İSAM]

Fatih, Hakan ve Roma Kayzeri http://www.milliyet.com.tr/fatih-hakan-ve-roma-kayzeri/ilberortayli/pazar/yazardetay/03.06.2012/1548527/default.htm

Fatih’in İtalya politikasının değerlendirilmesi : Türk tarihçiliğinde Otronto = An evaluation of the Italian politics of Mehmed the Conqueror Otronto in Turkish historiography. 1453 İstanbul Kültür ve Sanat Dergisi, (1), Mayıs 2007, 54-59.ss. [DAGM/DAGM]

ilber ortaylı fatih sultan Mehmet. 

Mustafa Armağan: 

 

Hong Kong ilham projeleri

Yenikapı’da uluslararası fuar merkezi açılmalı

   Turist Beylikdüzü’ne gidemez, Yenikapı’da uluslararası fuar merkezi açılmalı Şair, yazar Levent Ağaoğlu, Beylikdüzü ve Atatürk Havalimanı bölgesindeki fuar merkezlerinin ulaşım zorluğu nedeniyle yerli ve…

Marmara Denizi, Türkiye ve İnci Deltası, Çin Feribot Limanları/Seferleri

Çin’in İnci Nehri deltasında 70 milyonu aşkın nüfus yaşamakta ve bölgedeki şehirler Hong Kong ile feribot seferleri üzerinden sürekli bağlantılı olup, Çin’den alım yapmaya…

Yeni Akdeniz Yazıları

Yeni Akdeniz Haritası Levent Ağaoğlu – 23/01/20240 By Bilge Tonyukuk Enstitüsü zaman: Ağustos 06, 2016 Hedefimiz; “Yeni Akdeniz!” Levent Ağaoğlu – 23/01/20240 Yeni Akdeniz neresi, biz bu soruyu kendimize sorduk mu hiç? Pasifik. İşte Kıbrıs…

Haliç-Üsküdar Gezinti Mavnası (Hong Kong örneği)

Golden Horn, Eyüp Levent Ağaoğlu – 05/11/20220 “Eyüb, the death city of Turks, stands green like a garden of Islamic heaven on the coast where European soil ends….

Hong Kong Adasını İngilizler 1997’de neden Çin’e teslim ettiler?

1898de Hong Kong adası hariç New Territories ve Kowloon bölümlerini kiralayan İngilizler 1997 de neden kendilerine ait olan Hong Kong adasını da Çin’e teslim…

 

Türkiye Logosu ve Tanıtım Projesi 

Türkiye’nin uluslararası pazarlarda kültürü medeniyeti ve ürünleri ile birlikte tanıtılması anlamında mottosu da bulunan herhangi bir kayda değer logosu mevcut değildir, bulunmamaktadır. Örneğin Uzakdoğu’da 8…

Rantlar, Kamuya döndürülemez mi?

Türkiye’de belediye imar rantları yıllık 100 milyar dolar olarak buharlaşmaktadır. İhracatımızın yarısına yakın bir değerdir sözkonusu olan. Oysa, 1997-2001 döneminde bulunduğum Hong Kong’da imar rantları…

Trakya bölgemiz ve Kanton bölgesinin (Çin) İHRACAT yönünden benzerliği

İHRACAT VİZYONU: TÜRKİYE MERKEZLİ BÖLGESEL İŞBİRLİĞİ VE İŞBÖLÜMÜ ÖNERİSİ Levent Ağaoğlu [email protected] leventagaoglu.blogspot.com.tr www.balkanpazar.org ÖZET 1. Makalenin son düzeltmeleri yapılırken, İngiltere, halkoylaması neticesinde AB’den çıkmıştır. “Doğu Avrupa’dan Doğu Türkistan’a” Türkiye…

İhracatta Çin (Kanton) Modeli

Çin’deki Kanton Modeli, Türkiye merkezli bölgesel işbirliği/işbölümü önerisi açısından birçok ipuçlarını içerisinde taşımaktadır. Kanton eyaleti, Hong Kong ile birlikte değerlendirildiğinde ne denli büyük bir…

Hedefimiz; “Yeni Akdeniz!”

Yeni Akdeniz neresi, biz bu soruyu kendimize sorduk mu hiç? Pasifik. İşte Kıbrıs işaret verir gibi yapar, o İpekyolu’dur. Batı bütün anlayışını mitolojiler üzerine…

Karidesler ve Köpek Balıkları

Karidesler ve Köpek Balıkları

Hong Kong Adasını İngilizler 1997’de neden Çin’e teslim ettiler?

1898de Hong Kong adası hariç New Territories ve Kowloon bölümlerini kiralayan İngilizler 1997 de neden kendilerine ait olan Hong Kong adasını da Çin’e teslim…

İngilizlere kiralanan Kıbrıs ile Hong Kong, 1974 ve 1997’de hangi farklı süreçlerle karşılaştılar?

 

Prof Dr Mehmet Akif Okur ile Barter (Takas) ve D-8 Söyleşisi

MEHMET AKİF OKUR İLE D8

1 Neden D8 ülkeleri arasında barter yapılmalı?

2 Barter yapılırsa D8 ülkelerinin kazançları ne olacak?

3 Özellikle, Sistem nasıl işleyecek, gümrükler ve Mevzuat en önemli problem ve konular.

4 Her ülkenin gümrük mevzuatı farklı. Örneğin Türkiye’den Malezya’ya, Nijerya’dan Pakistan’a ürün geldiği zaman bu ürünler gümrüklerden nasıl geçecek. Bunun mevzuatı, kanunu çok önemli. Bunu bir uzmanla konuşup sunuma koyarsanız iyi olur. Şu şu kanun değişikliği olursa bu ürünler gümrükten çok daha rahat şekilde geçer trzında bilgiyi araştırıp ekleyin.

5 D8 Genel Sekreterliğine ve Vakıfa ufak da olsa bir pay verin, temsili bir kazancımız olsun ki bu işemlerden, bizi ortak olarak kabul edin ki, üye ülkelere sizi kabul ettirmemiz kolay olsun.

Mehmet Akif Okur: Çok önemli sorular Levent Bey, ben konuya katkısı olabileceğini düşündüğüm arkadaşlara danışıyorum. Ancak henüz aşağıda anlattığım nitelikte uzman desteği bulamadım. Şöyle ki:

  1. A) D8 ülkeleri arasındaki dahili ticaretin nitelik ve potansiyelini bilen bir iktisatçı lazım. Başlıca kalemler olarak hangi ülke ne alıyor, ne satıyor. D8 ülkeleri arasındaki Barter, üçüncü ülkelerle yapılan ticaretten daha cazip imkanlar sunarak bu ticari akışın bir kısmına yön mü değiştirtecek yoksa âtıl bazı kapasiteleri aktif hale getirerek yeni ticaret imkanları mı üretecek? Bu sorularla ilgili veriler ve yorumlar için özellikle bu alana odaklanmış bir akademisyene ve ekonomi bürokrasisinin yardımına ihtiyacımız var. İktisatçı akademisyenin değerlendirmelerini bürokrasinin/bürokratın deneyimi ve verileriyle sınamalıyız. Bürokrasinin verilerini de iktisatçıya yorumlatmalıyız.
  2. B) Mevzuat için bartera aşina iyi bir ticaret hukukçusu lazım. Çünkü mevzuat, teknik boyutu önemli bir konu. Hangi nitelikte bir kanuna ve yönetmeliğe/yönetmeliklere ihtiyaç var? Oluşturulacak Barter mevzuatının genel ticaret mevzuatıyla uyumu için hangi kanunlarda değişiklik gerekecek? Genel çerçeve için dünyada barter konusunda başarılı ülkelerin mevzuatına bakılabilir. Detaylar için yukarıda niteliklerinden bahsettiğim iktisatçı-bürokrat ikilisiyle ticaret hukukçusunu buluşturmak lazım. Bu üçgenden çıkan metni de yine mevzuat yazımı pratiği olan bürokrasiden bir isme göstermek yerinde olur.
  3. C) Üçüncü bahis, meselenin diplomatik yönüyle ilgili. D8 ülkelerine müşterek bir mevzuat mı önermek lazım, yoksa belirli ilkeler tespit edip müzakereye davetle müşterek bir sistem için mutabakat aramak mı gerekir. Bazı ülkeler, bazı ticari kalemlerde sisteme girmemek, geç girmek, belirli farklılıkta mevzuatla girmek isteyebilirler. Bu durum, ticaret anlaşmalarıyla ilgili tartışmalarda sık karşılaşılan bir husus. Bu türden ihtimalleri de düşünerek bir diplomatik strateji tespiti gerekecek.

Kanaatimce, sağlıklı bir başlangıç için ilk yapılması gereken şey bu uzmanlık halkalarını kişi ve kurum olarak isimlendirmek olur. Çünkü, bu çerçeve temel nitelikte ve biz oturup hazırlamaya çalışırsak, ne kadar dikkat edersek edelim, projenin imajını sarsacak hatalar yapmamız kuvvetle muhtemel.

Hocam; yolu derinlemesine ve gepegeniş açtınız, müteşekkirim. Arada bir gümrük birliği olmadığı için tek tek ülkeleri çalışmamız gerekecek.  Uzmanları sayenizde bulabilirsek bu iş tamam olur.

Mehmet Akif Okur: Ben teşekkür ederim Levent hocam, somut soruları önümüze koymasaydınız çerçeve üzerine düşünmek mümkün olmazdı. İnşallah

Mehmet Akif Okur: Levent Bey, şu çalışma 2013’te yapılmış. D8 ülkeleri arasındaki ticaretin serbestleşmesi halinde, bu ülkeler arasındaki ticaretin % 87 artacağı sonucuna varmışlar. Ancak, barterla ilgili bu muhtevada bir çalışma yok. Olması için “bartera müsait” ticaret kalemleriyle ilgili ülkeler bazında veri lazım. Bu muhtemelen mevcut değildir:

Mehmet Akif Okur: Barterla ilgili mevzuat yazımına yardımcı olacak Ticaret Hukukçusu ve bürokrat ikilisi için İstanbul Ticaret Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ömer Özkan hocaya danışmak faydalı olabilir. Ticaret hukuku, hocanın sahası.

Avrupalılar aylardan beridir, Amerikan yaptırımlarını aşmak delmek amacıyla bir çeşit “barter” sistemi olan “Vehicular ad hoc network (VANETs)” isimli mekanizmayı hayaya geçirmeyi tartışıyor. Sözkonusu mekanizma, İran’ın petrol ve gaz ihracatları ile İran’ın AB’den hizmet ve mal satın alımları arasında değiş tokuş (trampa) operasyonlarını düzenlemeyi öngörüyor.

Levent Ağaoğlu: Hocam, bu makaleyi heöen okuyacağım. Teşekkür ederim.

Ticaret kalemleriyle ilgili verileri www.trademap.com üzerinden takip ediyorum. Müthiş bilgiler var orada. GTİP bazında. Barter’a müsaitliği konusu ayrıca görüşelim. D8 e de sorabiliriz. Ülkelerden tek tek bu konuda bilgiler toparlasın. Hürmetlerimle..Levent

Levent Ağaoğlu: https://www.researchgate.net/publication/322161179_D8_Ulkeleri_Arasindaki_Dis_Ticaret_Islemlerinde_Barter_Yonteminin_Uygulanabilirligi_Applicability_of_Barter_Method_in_Foreign_Trade_Transactions_between_D-8_Countries

Mehmet Akif Okur: Çok teşekkür ederim Levent Bey, okuyacağım bunu da

Levent Ağaoğlu: İHRACATLARININ İÇİNDE D8 PAYI (2017):

 

  • INDONESIA 9.2%
  • EGYPT    9%
  • MALAYSIA 6.8%
  • PAKISTAN  6.5%
  • IRAN    5.8%
  • NIGERIA    5.5%
  • TURKEY 4.5%
  • BENGLADESH 3%

Source: TRADEMAP

başlatan, baş olamamış ne yazık. dipteyiz.

Mehmet Akif Okur: D8’e toplam ihracatımız nerdeyse ancak Fransa’ya yaptığımız kadar

iddialarımızın takipçisi değiliz..

Mehmet Akif Okur: Malesef

Mehmet Akif Okur: Barterla bu dengenin değişebilmesi için

  1. a) Bu ülkeler birbirlerine ne satabilirler sorusuna cevap arayan ülkeler bazında pazar araştırması ve analizi lazım
  2. b) Mevcut potansiyeller tespit edildiğinde, barterın oynayabileceği rolün belirlenerek muhataplara ulaşılması ve anlatılması lazım.

Yalnızca sistemi kurup müşteriyi beklemek yeterli olmaz. Ticari potansiyelleri keşfedip aktif biçimde bağlantı kurmak için uğraşmak lazım. Bu ülkelerdeki ticaret ataşelikleriyle entegre çalışma gerekir. Ticaret ataşeliklerinin de aktif ve güçlü personelle donatılmasının ihtiyaç var.

Mehmet Akif Okur: D8 arasındaki uluslararası ticarette barterın kullanılmasına özel vergilendirmeyle ilgili teşvikler, ilk ticari bağlantıların kurulmasını hızlandırabilir. Bu bağlantılar tesis edildikten sonra teşvikler kademeli olarak kaldırılabilir.

Levent Ağaoğlu: Mevcut durumda D8, bürokratik bir oluşum. Avrasya Barterolarak bu yapıya girişimciliğin dinamizmini enjekte edebiliriz.

Levent Ağaoğlu: AB mekanizmaları hep teşviklerle çalıştırılıyor. D8 ortak paydamızı harekete geçirebilir.

Mehmet Akif Okur: Bunun için işleyebilir bir yönteme ihtiyaç var. Barter sistemi ile ilgili olarak, anlayabildiğim kadarıyla, ilk kritik eşik firmaların havuza dahil edilmesi. Sekiz farklı ülkeden firmaları havuza dahil etmek için

  1. a) Bu firmaların faaliyet gösterdikleri ülkelerde tabi oldukları hukuku ve havuza başvuracak/davet edilecek firmaları güvenilirlik vb açılardan değerlendirmeye imkan verecek bilgi kaynağına ihtiyaç var.

b)Anlaşmazlık vukuunda işleyecek hukuki süreçle ilgili net prosedürlerin tespitine ve hukuken garanti altına alınmasına ihtiyaç var.

c)Sonraki aşama da firmalarla temas ve havuza katılmaya teşvik süreci

Levent Ağaoğlu: AVRASYA BARTER, 26 yıldır sızıntısız işleyen bir havuz oluşturduğu için, doğru yöntemi de emre amade bir biçimde sunmuş oluyor. a, b, c şıkları için ise sıkı çalışmamız proaktif olmamız lazım.

Mehmet Akif Okur: İnşallah. Ticaret hayatıyla ilgili deneyimim nerdeyse yok mesabesinde olduğu için zihnime doğan meseleler ve çözümler de sınırlı oluyor. Tecrübenin işaret edeceği yol haritası daha güvenli ve önemli

Mehmet Akif Okur: Bugünkü üniversite düzeni ve bürokrasi mantığı sebebiyle, Mehmet Hocanın öğütlediği gibi ilim yapabilmek için emekli olmak lazım. Yoksa, bir gün içinde on-on beş farklı meseleyle ilgili defalarca bölünmek, insan zihninin bir mesele üzerine teksifini imkansız kılıyor. Makale yazımı gibi işleri ancak tatil zamanlarında yapabilmek, mesleğin fiili işleyişinin dışındakilere anlatılması zor bir hadise. Allah tez vakitte hayırlı emeklilikler nasip etsin:)

Mehmet Akif Okur: Barter meselesi mühim. Şimdi bu tür meselelerin mühim olduğunu kriz anında anlarız. Yani sistem işlediğinde bu işlerden hiçbir şey olmaz derler. Ama bu sistem kriz üretecek bir sistem. Yani Amerika’nın kendi verilerine baktığımızda Amerika’nın borcu yani dışarıya içeriye olan borcunun oranına baktığımızda herkes bir dolar krizi bekliyor, yani doların değer kaydı ile ilgili beklentiler yüksek düzeyde kendi istikrarsızlığı dolayısıyla. O istikrarsızlık olduğunda eğer kurulu mekanizmalarınız varsa vaktiyle şöyle düşünmemişseniz ya bunun hali dar olur dolardan kimse vazgeçmez o yüzden bu işlere yatırım yapmaya gerek yoktur diye düşünmemiş bu mekanizmaları kurmuşsanız ona ihtiyaç olduğunda hızlı yol alırsınız. Hızlı mesafe alırsınız ama kriz koptuğunda bir şey yapmaya koyulursanız o arada başkaları o alanı doldurmuş olur. O yüzden de barter dahil para takasıyla vs. olan şeylerde az veya çok demeden o mekanizmaları kurup işler vaziyette tutmak lazım. Bunların hepsine ihtiyaç duyacağız. Bitkoin meselesi de bunlarda bir kısım denemelerdir. Bunlar birer sosyal laboratuvar gibidir. Bitkoinden başlayıp bu kripto paralar bunlardan çıkacak sonuçlara göre yeni modellerinde çıkacağını da göreceğiz diyorum.

Mehmet Akif Okur – Genel olarak ekonomik-politik konuları takip ettiğim için barter çalışmalarından bir miktar haberdarım. Siz yapay zekadan bahsetmiştiniz, bu çok önemli. Yapay zeka ekonomideki bu hesaplama alanında bir işi, paranın şimdiye kadar üstlenilemeyen bir takım fonksiyonlarını barter tarafından incelenmesini kolaylaştıran bir şey oluyor. Diyelim ki, bu yapay zeka 30-40 sene önce olsaydı Sovyet sistemi de çökmezdi. Paranın ve piyasanın kurduğu iletişimi, arzı, talebi, haber alma, alma, götürme vs. fonksiyonu var. Barter’ın zorluğu bu fonksiyonu oluşturmaktaydı. Yapay zeka tıpkı para gibi sinyal veren bir algoritmayla onu çözebilir ve fonksiyonel hale getirebilir. Hatta bugün bizim anladığımız piyasa mantığını da değiştirebilir. Yani arz ve talebin, para üzerinden alışverişle döndüğü sistemden farklı bir mantığı da geçerli bir hale getirebilir. Mesela merkezi planlamanın sıkıntısı talebi ölçememesi, mesela fabrikalara üretim yaptıracaksınız, gerçek talebin ne olduğunu ölçemiyorsunuz. Para bunu ölçüyor ama para yerine ikame edebileceğimiz, insanların dokunarak gelecekteki muhtemel arz ve taleplerini aktarabilecekleri hızlı bir sistemin olması bu paranın fonksiyonlarını getirir ve piyasanın krizlerine de uğramayan daha verimli bir ekonomik mantık oturtabilir.

Levent Ağaoğlu – Bu söyledikleriniz, tespitleriniz çok önemli. Ben de algoritma dediğiniz için olayı Harezmi’ye götürdüm. Zaten Harezmi, algoritma demek. Harezmi bir Türk’tü. Türkiye yine Harezmi yolunda, algoritmaya dönüyor. Yine aynı sisteme dönüyor, para dışlanıyor yanlız. Para dışında zaten para yoktu ama algoritma vardı. Sıfırı Hintliler buldu, Harezmi işlevselleştirdi. O zaman bu ülkede Türk zekasıyla algoritma bu sefer paranın yerine geçiyor. Oluş şekli o netice ona gidiyor.

Mehmet Akif Okur – Evet, mesela modern kapitalizm; 2008 krizinin perde arkası sebebi var ama bir de görünen piyasa mekanizmasının işleyişiyle ilgili kusuru var. Sürekli üretiyorsunuz, satıyorsunuz ama sistem patlıyor, önünüzü göremiyorsunuz. Yapay zeka üzerinden size sistemi anında gösteren bir programlama yapılabilirse ki teknik olarak mümkün olduğunu gösteriyor. O zaman bunu ekonominin merkezine koyabilirsiniz. Yani paranın yapabileceği fonksiyonu daha derin üstlenecek sisteme dönüşebilir.

Levent Ağaoğlu – Yani o zaman barter’da o kötülük yok?

Mehmet Akif Okur – Barter’ı zorlaştıran ancak parayla çözülebilen işleri, yapay zeka üstlenebilir. Çünkü o hesabı yapmak zordur. Piyasa dışı alternatiflerin yaşayamamasının bir sebebi paranın çözdüğü iletişim yani ne kadar üreteceksin, ne kadar tüketeceksin, neye ihtiyaç var, bunla ilgili sinyalizasyonu merkezden oturup bürokratik olarak yapamamasıdır. Ekonomi büyük bir ölçü, her insanla birlikte büyük bir faktör büyüyor sistemin içinde. Ama şimdi cep telefonuyla, şunla, bunla artık entegre bir toplumuz, alt yapımız oluştu, bir sürü mesaj alıp, gönderiyoruz. Para yerine bunların eklemleneceği, sinyalizasyonla, arz ve talebi gönderildiği bir yapay zeka, paranın sinyalizasyon unsurlarını üzerine alabilir. Barter işini kolaylaştıran bir işlem olur.

Bundan 20 yıl sonra eğer bu teknolojik ilerleme devam ederse, biz bolluk iktisadının sorunlarını konuşmaya başlayacağız. Yani diyelim ki yapay zekayla, robot birleşti. Ziraat alanını düşünün, bir kere tarım alanlarını muazzam genişletebilirsiniz. Çünkü işçinin gidip barınmasının maliyetli olduğu her yerde, siz 3 boyutlu olarak arazinizi çekersiniz, robot orada çalışır, üretimi arttırabilirsiniz. İşte bunun bir sonucu insan emeğine duyulan ihtiyaç azalacak. Geçmişte her sanayi devriminde meslekler değişerek bunu çözdüler, şimdi bu gittiğimiz yerde meslek değiştirerek de olmaz bu insanları çalıştırmayacağımız bir yere gideriz. Yani bu sistemin insanlığı yok etmeyecek bir sosyal tasarım olması lazım. Çünkü mesaisine ihtiyaç duymadığınız insanı nasıl yöneteceksiniz?

Levent Ağaoğlu – Hocam bence barter, Brics’e de çok uyuyor, Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika. Barter dediğimiz aslında Brics modeli. Bunların hepsi anti-dolar, nüfus var, ham madde var. Bu ülkelerle birlikte zaten Global bir model olmuş oluyor.

Mehmet Akif Okur – Şöyle de bir avantajları var, mesela Rusya petrol üretip satıyor, zaten nakit para geliyor.

Levent Ağaoğlu: Bizim buradan iki çıkışımız var. Ticaret savaşını, Amerika neden 2018’de başlattı. Ben 5 yıl Hong Kong’da kaldım. 1976’da Mao öldü, 1978’de Çin 50 yıllık plan başlattı. 50 yıllık planın adı dünya hâkimiyeti. Yani 2028’de ben Zhong Guo’yum yani dünyanın merkez ülkesiyim. Amerika’ya taktıkları isimde yani Çin’de Amerika’ya Mey Guo derler, güzel ülkedir. Öykünülen ülkedir. Yani onlar bir Amerika olacaklardır. Biz burada çıkış olarak soru olarak soracağım size. Bizim iki tane çıkışımız var bir Türk kuşağı, iki barter. Barter konusunda Amerika, çok güzel anlattınız, Amerika’nın İngiltere’yle serbest ticaret izlemiş dünyada, bize de 1838 anlaşmayla tuş ettiler. Amerika ise hakimiyet duygusuna sarılmış yani masabaşında anlaşmalarla ticareti Japonya’ya sindirmiş şimdi Çin’i sindirecek. Biz burada Türk kuşağı üzerinde barter modelini işletebilir miyiz? Açın gazeteleri her yerde dolardan çıkış yazılıyor. Bundan nasıl çıkacağız ve Amerika barter modelini kendi ülkesi içerisinde mükemmel bir şekilde uyguluyor böyle biliyoruz. Ama dünya dışındaysa bir barter istemiyor. Çünkü barter demek dolardan çıktım ben demek, para yok faiz yok işine gelmiyor ki şimdi biz Türkiye olarak bu işte bayraktar olabilir miyiz? Bir barter modelini Türk kuşağına başlamak üzere yani Çin, Hindistan, Rusya, Türkiye böyle bir, Türkistan, Türk kuşağı dediğimiz zaman zaten Türkistan, biz bunu uygulayabilir miyiz? Bunu özellikle sormak istiyorum.

Mehmet Akif Okur –  Sorunları görmezden gelmeden çözecek imkanları çıkarmamız lazım. Barter meselesi mühim. Şimdi bu tür meselelerin mühim olduğunu kriz anında anlarız. Yani sistem işlediğinde bu işlerden hiçbir şey olmaz derler. Ama bu sistem kriz üretecek bir sistem. Yani Amerika’nın kendi verilerine baktığımızda Amerika’nın borcu yani dışarıya içeriye olan borcunun oranına baktığımızda herkes bir dolar krizi bekliyor, yani doların değer kaydı ile ilgili beklentiler yüksek düzeyde kendi istikrarsızlığı dolayısıyla. O istikrarsızlık olduğunda eğer kurulu mekanizmalarınız varsa vaktiyle şöyle düşünmemişseniz ya bunun hali dar olur dolardan kimse vazgeçmez o yüzden bu işlere yatırım yapmaya gerek yoktur diye düşünmemiş bu mekanizmaları kurmuşsanız ona ihtiyaç olduğunda hızlı yol alırsınız. Hızlı mesafe alırsınız ama kriz koptuğunda bir şey yapmaya koyulursanız o arada başkaları o alanı doldurmuş olur. O yüzden de barter dahil para takasıyla vs. olan şeylerde az veya çok demeden o mekanizmaları kurup işler vaziyette tutmak lazım. Bunların hepsine ihtiyaç duyacağız. Bitkoim meselesi de bunlarda bir kısım denemelerdir. Bunlar birer sosyal laboratuvar gibidir. Bitkoimden başlayıp bu kripto paralar bunlardan çıkacak sonuçlara göre yeni modellerinde çıkacağını da göreceğiz diyorum.

Levent Ağaoğlu: İktisat tarihine barter açısından bakıldığında gözüken tablo nedir?

Mehmet Akif Okur:  1) Barter ekonomisi büyük ölçeklerde para ekonomisiyle ilgili sıkıntı doğduğunda uygulanmaya çalışılmış. Roma’nın çöküşü dönemi buna örnektir. Yani, para ekonomisini yöneten güç ortadan kalkarsa ya da bu güçle ilişki kurulmak istenmezse barter devreye giriyor. Bu durum, günümüzde bartera duyulan ihtiyacı anlamak bakımından önemli 2) Barter’ın modern dönemde geniş ölçekli ekonomilerde uygulanmasıyla ilgili sıkıntı var. Çünkü barter için sıkı ilişkilere sahip bir toplumun parçası olmalı ve ilişkiler geliştirmelisiniz. Bunu ne kadar yapmaya çalışırsanız çalışın sınırları olacaktır. Özellikle bireyciliğin hakim olduğu sistemlerde mesele çok daha zor. Bu durumda barterı geniş ölçekli olarak ancak bilgisayar destekli sistemlerle uygulamak mümkün gözüküyor. Bu da bir nevi kredi sistemi ve aslında paranın işlevlerini üstlenen bir nevi yeni para gibi. Üzerinde çalışmayı sürdürmek, diğer çalışmaları da değerlendirmek lazım.

Levent Ağaoğlu: Ben teşekkür ederim Muhterem Hocam. Zihninize sağlık ve bereket.

ZAMAN: 1) Roma (ABD) tekrar çöküyor. Barter tekrar devreye girecek.  2) Yapay Zeka ile işlevsel zorlukları aşacağız.

ZİHİN: 1) Kökümüz İL’dir; ilişkidir. Bu temel bir paydamız 2) Zihinsel genetiğimiz dayanışma temelli, barter sistematiği 3) Sosyal yapımız kuvvetli. Bireyci değiliz.

ZEMİN 1) Afro-Avrasya’nın kilidiyiz 2) Yarımadayız 3) Küçük Asya’yız. 4) İpek Yolu’yuz. 5) Türkiye&Türkistan bütünlüğünde; Rusya, Çin, Hindistan ile komşuyuz.

 

 

 

 

 

 

Almanya’nın İhracatından Türk ihracat firmaları için fırsatlar

MAHMUT AŞKAR
ASAM AVRASYA BİR- MAHMUT AŞKAR VE ŞEFİK KANTAR
Dakika: 1:59:48 – 2:07:54

Levent Ağaoğlu – Sorum, Türklerin Almanya’da iş hayatındaki konumları hakkında, Türk ihracatçıları Almanya’da ne derecede mevcutlar? Oradaki Türk iş adamları üst düzeylerde varlar mı? Yoksa dönerci gibi  o tarz orta kademeli işlerdeler mi?

Şimdi Almanya ihracatı herhalde 2 trilyon civarında birinci, ikinci sırada dünyada. Almanya’daki pazarlardan Türk iş adamlarının yararlanma imkanı var mı? Misal, Almanya’daki iş adamı ihracatçı diyelim, Türkiye’den 3. bir ülkeye ihracat yapan bir firmaya sipariş verir, Türkiye’deki üretimi desteklemiş olur. O anlamda mesela turizm konusunda Örgentur vardı, o iflas ettirildi mi bilemiyorum, ihracat sektörü konusunda Almanya’da güçlü Türkler var mı?

Azmi Özcan – Gerçekten Almanya’da güçlü Türkler var. Biraz önce verdiğim örnekte olduğu gibi, bir tost makinasıyla başlayan serüven var. Döner, garsonluk, dönercilikle Dortmund’un kenar kasabalarından Rönen’de başlayan ve bugün de waffle makinalarının dünyadaki bir numaralı üreticisi durumuna gelen iş adamı var. Bunun gibi çok büyük örnekleri var. Ama tabii Mahmut Hocam şu an aktif olarak orada olduğu için sözü ona bırakalım.

Mahmut Aşkar – Arkadaşlar benim bildiğim Almanya’da sizin düşündüğünüz şartlarda iş adamı hemen hemen yok gibidir. Ama büyük çapta esnaf kesim var, küçük işletmeler var. Şu anda kendini fazla belli etmeyen, büyüğe yakın Türkiye’den Almanya’ya ihracat yapan veya Türkiye-Almanya arası çalışan birileri vardır belki onlar da birkaç sene sonra ortaya çıkacaktır. Şimdi Almanlarda bir sıkıntı var yaşlandıkça yeni nesiller orta direk dediğimiz babalarının işlerini devam ettirmiyorlar, bırakıyorlar.

Türklerden ve diğer göçmenlerden devralanlar var. O istikamette zaman zaman bazı şeyleri duyuyoruz, okuyoruz. Henüz onlar çok piyasaya çıkmış değiller ama büyük çapta döner, restaurant, hizmet sektörü, market ve buna yakın diğer işlerde; sağlık sektöründe, sağlık sektörünün diğer hizmet veren kesimlerinde, ciddi manada Türk kökenli iş adamlarından bahsetmek mümkündür. Sorumu bağışlayın ama sizi niye ilgilendiriyor Türk işadamları?

Neticede onlar Türktür ama sonuçta ticaret yapıyor. Bu kültüre falan benzemez. Menfaate dayalı şeylerdir, neticede onlar oranın iş adamı olacaktır, onlardan fazla bir şey olacağını zannetmiyorum. Ama burada şu var Türkiye’de daha çok ihracat yapan şirketler var. O da Türklere yöneliktir, biz orada fasulyesini, salçasını büyük oranda tüketiyoruz.

Şefik Kantar – Şimdi çeşitli yerlerde rastlamışsınızdır, işte Almanya’da 70 bin işadamımız var, bunların 7-8 milyarlık yatırımları var, 300 bin kişiden fazla istihdam sağlamaktadırlar. O işadamı denilenlerin çoğunluğu esnaftır. Bu rakamlar küçümsenecek rakamlar değildir ancak, Almanya’nın genelinde baktığınızda bizim düşündüğümüz gibi büyük rakamlar  değildir.

Şimdi büyük işadamı konusuna gelindiğinde, bu konu bundan 15-20 yıl önce çok gündemdeydi. O yıllarda Türklerin oradaki tırnak içinde –sefil- durumunu anlatan “En Alttakiler” diye Günter Wallraff tarafından bir kitap yazılmıştı ve Türklerin nasıl sömürüldüğü orada anlatılıyordu. Buna tepki olarak bizlerden de “En Üstteki”ler diye kitaplar yazıldı. Burada da Türkler sadece Günter Wallraff’ın anlattığı gibi fabrikalarda sömürülen kişiler değildir, büyük Türk işadamları da vardır, diyerek bir dizi işadamı orada tanıtıldı.

Mesela bunlardan birisi Mahmut bey’in hemşerisi diyebileceğim, Aachen kentinde Kemal Şahin “Şahinler Holding”, öbürü Et Kralı Aydın Yardımcı, Vural Öger, Baktat’ın sahibi Mustafa Baklan gibi 8-10 tane isimdi. Ancak şu anda bunların hemen hemen hiçbiri ayakta değil veya eski durumlarında değiller. Şimdi Alman ekonomik sistemi de siyasi, kültürel, sosyal sistemlerde olduğu gibi tamamen Almanya ve Almanlar lehine çalışan   mekanizmalara sahip ve bunları zaman içerisinde istediği şekle getiriyor. Hizmet sektöründe çok yaygın türk kesimi mevcut, mesela orada bir şehre gittiğiniz zaman çok sayıda kuaför görürsünüz.

Şimdi Alman maliyesi, her sene buralara operasyon yaparlar. Yok şu hesabı yanlış yaptın, yok şunu şöyle yaptın diye ceza keserler, bunların bile istikrarlı şekilde yaşamasına müsaade etmezler. Fakat siz sitem kokan bir şekilde dönercilerden bahsettiniz dönercilik çok büyük bir sektördür. Almanya’da 150’den fazla döner fabrikası vardır. Bu ciroyu büyüten bir husustur. Neredeyse son 10 yıldır döner büfelerinin ciroları, Mc Donalds gibi gıda zincirlerinin cirolarını aşmıştır ve  büyük bir rekabet gücü vardır. Aslında döner, Türkiye’nin milli bir sektör olarak ele alıp bütün dünyayı fethedeceği bir sektördür. Türkiye nedense buna ilgi göstermiyor.

ASAM AVRASYA BİR- MAHMUT AŞKAR VE ŞEFİK KANTAR

Dakika: 1:59:48 – 2:07:54