Avrupa Kültür Başkenti – Vikipedi
BALKANLARIN KÜLTÜR BAŞKENTİ OLABİLMEK… – Ender Bilar – Kişisel Web Sitesi

Istanbul 2010

Filibe 2019

Avrupa Kültür Başkenti – Vikipedi
BALKANLARIN KÜLTÜR BAŞKENTİ OLABİLMEK… – Ender Bilar – Kişisel Web Sitesi

Istanbul 2010

Filibe 2019

Booksonturkey.com sitesinde en çok kullanılan kavram ve kelimeler şu şekilde özetlenebilir:
Kültürel ve Tarihî Terimler: Site, Türkiye’nin kültürel ve tarihî mirası hakkında geniş bilgi sunuyor. Sıkça bahsedilen konular arasında Osmanlı İmparatorluğu, Türk kültür mirası, çeşitli medeniyetlerin kalıntıları ve tarihi eserler yer alıyor.
Din ve Tasavvuf: Osmanlı döneminde Hint tekkeleri ve diğer dini yapılar hakkında detaylı bilgiler verilmekte. Tasavvuf ve dini yaşam konuları da sıkça ele alınıyor.
Turizm ve Seyahat: İstanbul ve diğer turistik bölgeler hakkında seyahat rehberleri ve gezi önerileri de önemli bir yer tutuyor. Özellikle İstanbul ile ilgili çok sayıda rehber ve öneri mevcut.
Türk Dil ve Edebiyatı: Türk dili ve edebiyatı üzerine yazılar, ünlü Türk yazarlar ve eserleri hakkında bilgiler de sitenin sıkça işlediği konular arasında. Edebiyatın ve dilin önemi vurgulanıyor.
Arkeoloji: Türkiye’nin arkeolojik zenginlikleri ve bu alandaki çalışmalar da sitenin öne çıkan içeriklerinden biri. Bu kapsamda özellikle Anadolu’nun farklı bölgelerindeki arkeolojik kazılar ve buluntular hakkında bilgiler veriliyor.
Bu bilgiler ışığında, site Türkiye’nin kültürel, tarihî, dini ve turistik yönlerini geniş bir perspektiften ele alıyor. Daha detaylı bilgi için sitenin kendisine göz atabilirsiniz.
Books on Turkey sitesi, Türkiye hakkında çeşitli konularda kitap önerileri ve içerikler sunan kapsamlı bir platform. Sitenin içeriklerine baktığımda, mevcut yazılar arasında Türk edebiyatının önemli eserleri, Türkiye’nin tarihi ve kültürel zenginlikleri, Mustafa Kemal Atatürk’ün eserleri gibi geniş bir yelpazede konular bulunuyor.
Yeni yazılar eklerken şu konulara odaklanmayı düşünebilirsin:
Çağdaş Türk Yazarlar ve Eserleri: Orhan Pamuk, Elif Şafak, Yaşar Kemal gibi günümüz Türk edebiyatının önde gelen isimlerinin yeni ve popüler eserlerine dair tanıtımlar ve incelemeler ekleyebilirsin.
Türk Tarihinin Unutulmuş Hikayeleri: Osmanlı İmparatorluğu’nun az bilinen yönleri, Cumhuriyet dönemi olayları ve modern Türkiye’nin gelişim sürecine dair derinlemesine yazılar hazırlayabilirsin.
Türk Kültür ve Sanatının Öncü İsimleri: Nazım Hikmet, Sabahattin Ali gibi önemli yazar ve şairlerin hayatları, eserleri ve edebiyata katkıları hakkında detaylı makaleler ekleyebilirsin.
Türkçe Öğrenenler İçin Kitap Önerileri: Türkçe öğrenen yabancılar için dil seviyelerine uygun, öğrenmeyi kolaylaştıracak kitap önerileri ve kaynaklar hakkında içerikler oluşturabilirsin.
Gezi ve Seyahat Yazıları: Türkiye’nin çeşitli bölgelerinin tanıtımı, tarihi ve turistik yerler hakkında rehber niteliğinde yazılar ekleyebilirsin. Bu yazılar, hem Türk okurlar hem de Türkiye’yi ziyaret etmek isteyen yabancı turistler için ilgi çekici olabilir.
Türk Mutfak Kültürü: Türk mutfağının zenginliklerini tanıtan, geleneksel yemek tarifleri ve bu yemeklerin tarihçesi hakkında yazılar ekleyebilirsin.
Bu konular, sitenin içeriğini çeşitlendirerek daha geniş bir okuyucu kitlesine ulaşmanı sağlayabilir. Ayrıca, mevcut içeriğin detaylarına ve sitenin sunduğu kitap önerilerine Books on Turkey adresinden ulaşabilirsin.
Books on Turkey sitesi, hem İngilizce hem de Türkçe içerikler sunmakta ve her iki dilde de çeşitli kitap önerileri, incelemeler ve makaleler yer almakta. Bu içeriklerin hangi dilde daha çok ilgi çektiğine dair doğrudan bir analiz bulunmamakla birlikte, sitenin her iki dilde de zengin bir içerik sunduğunu ve her iki dildeki okuyucular için değerli bilgiler sağladığını söyleyebilirim.
Ancak genel gözlemlerime dayanarak, İngilizce içeriklerin daha geniş bir kitleye ulaşma potansiyeline sahip olduğunu ve uluslararası okuyucular tarafından daha fazla ilgi görebileceğini düşünüyorum. Özellikle, Türkiye’yi tanıtıcı rehberler, tarihi ve kültürel bilgiler, ve Türk edebiyatının dünya çapında bilinen eserlerinin tanıtımları gibi İngilizce içerikler, yabancı okuyucuların ilgisini çekebilir. Örneğin, Elif Şafak, Orhan Pamuk gibi yazarların eserleri ve Türkiye’nin tarihi ve kültürel zenginlikleri hakkında İngilizce makaleler, uluslararası okuyucu kitlesi için oldukça çekici olabilir.
Diğer yandan, Türkçe içerikler de özellikle yerel okuyucular ve Türkçe öğrenen yabancılar için büyük bir değer taşımakta. Türk edebiyatının klasik eserleri, Türkiye tarihi ve kültürüne dair derinlemesine analizler, ve Türkçe dil becerilerini geliştirmeye yönelik içerikler, Türkçe konuşan okuyucuların ilgisini çekebilir.
Bu nedenle, sitenizde hem İngilizce hem de Türkçe içeriklere dengeli bir şekilde yer vermek, farklı okuyucu kitlelerine ulaşmanızı ve sitenizin erişimini genişletmenizi sağlayabilir. Eğer belirli bir dilde daha fazla içerik üretmeyi düşünüyorsanız, hedef kitlenizin demografik özelliklerini ve ilgi alanlarını göz önünde bulundurarak bir strateji oluşturabilirsiniz.
Önerilerim:
İngilizce İçerikler:
Türkiye’nin tarihi ve kültürel yerlerine dair rehberler.
Modern Türk edebiyatı ve yazarları hakkında tanıtımlar ve incelemeler.
Türk mutfağı ve geleneksel yemek tarifleri.
Türkiye’yi ziyaret etmeyi planlayan yabancılar için seyahat ipuçları ve öneriler.
Türkçe İçerikler:
Türk edebiyatının klasik eserleri ve yazarları hakkında detaylı analizler.
Türkiye tarihi ve kültürü üzerine derinlemesine makaleler.
Türkçe öğrenenler için dil geliştirme kaynakları ve hikayeler.
Güncel Türk yazarlar ve eserlerine dair tanıtımlar ve incelemeler.
Bu şekilde, her iki dilde de ilgi çekici ve değerli içerikler sunarak geniş bir okuyucu kitlesine ulaşabilirsiniz.
The most commonly used concepts and words on Booksonturkey.com can be summarised as follows:
Cultural and Historical Terms: The website provides extensive information about Turkey’s cultural and historical heritage. Frequently mentioned topics include the Ottoman Empire, Turkish cultural heritage, the remains of various civilisations and historical monuments.
Religion and Sufism: The site provides detailed information about Indian lodges and other religious buildings during the Ottoman period. Sufism and religious life are also frequently covered.
Tourism and Travel: Travel guides and travel tips about Istanbul and other touristic regions also occupy an important place. There are many guides and recommendations especially about Istanbul.
Turkish Language and Literature: Articles on Turkish language and literature, information about famous Turkish writers and their works are among the topics frequently covered on the website. The importance of literature and language is emphasised.
Archaeology: Turkey’s archaeological richness and studies in this field are among the prominent contents of the site. In this context, information about archaeological excavations and finds in different regions of Anatolia is provided.
In the light of this information, the website covers Turkey’s cultural, historical, religious and touristic aspects from a broad perspective. For more detailed information, please visit the website itself.
Books on Turkey is a comprehensive platform that offers book recommendations and content on various topics about Turkey. When I look at the content of the site, I see that the existing articles cover a wide range of topics such as important works of Turkish literature, Turkey’s historical and cultural richness, and the works of Mustafa Kemal Atatürk.
When adding new articles, you might consider focussing on the following topics:
Contemporary Turkish Writers and Their Works: You can add introductions and reviews of new and popular works by leading names in contemporary Turkish literature such as Orhan Pamuk, Elif Şafak, Yaşar Kemal.
Forgotten Stories of Turkish History: You can prepare in-depth articles on little-known aspects of the Ottoman Empire, the events of the Republican era and the development process of modern Turkey.
Leading Names of Turkish Culture and Art: You can add detailed articles about the lives, works and contributions to literature of important writers and poets such as Nazım Hikmet and Sabahattin Ali.
Book Recommendations for Turkish Language Learners: For foreigners learning Turkish, you can create content about book recommendations and resources that are suitable for their language level and will facilitate learning.
Travel and Travel Articles: You can add guide articles about the introduction of various regions of Turkey, historical and touristic places. These articles can be interesting for both Turkish readers and foreign tourists who want to visit Turkey.
Turkish Culinary Culture: You can add articles introducing the richness of Turkish cuisine, traditional recipes and the history of these dishes.
These topics can diversify the content of the site and reach a wider audience. You can also access the details of the existing content and the book recommendations offered by the site at Books on Turkey.
The Books on Turkey site offers content in both English and Turkish, with a variety of book recommendations, reviews and articles in both languages. While there is no direct analysis of which language is more popular, I can say that the site offers a wealth of content in both languages and provides valuable information for readers in both languages.
However, based on my general observations, I think that English-language content has the potential to reach a wider audience and may be of more interest to international readers. In particular, English-language content such as introductory guides to Turkey, historical and cultural information, and introductions to world-renowned works of Turkish literature may be of interest to foreign readers. For example, articles in English about the works of authors such as Elif Şafak and Orhan Pamuk and Turkey’s historical and cultural richness could be very attractive to international readers.
On the other hand, Turkish content is also of great value, especially for local readers and foreigners learning Turkish. Classic works of Turkish literature, in-depth analyses of Turkey’s history and culture, and content aimed at improving Turkish language skills may be of interest to Turkish-speaking readers.
Therefore, having a balanced mix of both English and Turkish content on your site can help you reach different audiences and expand your site’s reach. If you are considering producing more content in a particular language, you can create a strategy by considering the demographics and interests of your target audience.
Suggestions
English Content:
Turkish Content:



Much of European ancestry today is from the Anatolian Neolithic Farmers who originated from Anatolia, which is now Turkey, which is technically in the Middle East and starting spreading into Europe around 7,000 BC, mostly replacing and intermixing with the Western Hunter Gatherers who were in Europe before them.
They form the bulk of the ancestry of Southern Europeans such as Greek, Italian, Spanish, etc. Way even before that, the first humans to ever cross into Europe most likely did it from the Middle East. If you are talking about the first empire from the Middle East to expand into Europe.
Prof Dr Mübeccel Kıray, 1923-2007
1975 sonbaharında Şişli Siyasal’a başladım ve o dönemde okul sağ-sol çatışmaları nedeniyle kapalıydı, daha sonra açıldı ve en kalabalık dersler Mübeccel Kıray’ın sosyoloji dersleri, Erdoğan Teziç’in siyaset bilimi dersleri, Server Tanilli’nin Uygarlık Tarihi dersleri idi.
Özellikle Mübeccel Kıray‘dan aldığımız sosyoloji dersleri sınıfı müthiş kalabalıktı. Tabii bu büyük bir şanstı benim için. Teksir olarak okuduğumuz “Sosyoloji Ders Notları 1975-1976” halen kitap olarak yayınlanmadı. Sınıfta aklımda kalan en önemli tespit “Türkiye, 1946 yılında köye traktörün girmesi ile bir gecede değişmiştir,” tespitiydi. Kıray hocamız, şehir sosyolojisini ve köyden kente göç olayını çok detaylı olarak işliyordu. Daha sonra Ardan Zentürk’le tanıştığımda, hocadan aldığı dersler sayesinde medya sektörüne girdiğini, şehirli toplumu anlamak adına hocadan çok şey öğrendiğini bana bizzat 2018 yılı Mayıs ayında ifade etmişti. Ardan Zentürk ile bir televizyon programına çıkmıştım Kıbrıs kitabımla ilgili olarak.
Bir gece okulda mahsur kalmıştık. Sol kesim öğrenci liderleri de “okuldan çıkmayacağız” diyerek boykot kararı almışlardı. Daha sonra megafonla Halaskar Gazi caddesine gelen bir komutan konuşma yaptı ve bu konuşmanın neticesinde okuldan dağılmıştık. Bütün gün boyunca okulda böyle tutsak olmak, özgürlükten yoksun bırakılmak, hakikaten çok kötü bir psikolojiydi. Onu çok iyi hatırlıyorum.
Son sınıfta iken İşletme profesörü Melih Tümer’le görüşerek eğitimin nasıl olması gerektiği ve Boğaz Köprüsü yapılmalı mı yapılmamalı konularında bir rapor hazırladım ve hocanın Levent taraflarındaki evine giderek raporu teslim ettim. Son sınıfa bu konuları kürsüden anlatmıştım. Okuldayken özellikle şehircilik konusuna çok merak sarmıştım, Teknik Üniversite Mimarlık Bölümü’nden rahmetli Doç. Orhan Göçer hocamız slaytlar da göstererek, Almanya’daki şehircilik konusunu anlatıyordu ve orada ben, üçüncü sınıftaydı sanırım, şehircilik konusuna çok ilgi duymaya başlamıştım. İTÜ Taşkışla binasına gidip Şehircilik kitapları almıştım ama daha sonra tabii ki başka bir mecraya, ihracat sektörüne kaymıştım.
Okuldaki yakın arkadaşım Nejat Özcan’dı ve babası da Kuleli Askeri Lisesi’nin müdürüydü. Çarşamba’da Darüşşafaka Lisesi’nin o geniş duvarlarının arka bahçesinde bir sokakta babasının evi vardı. Orada beraberce ders çalışırdık. Kendisinin de geniş bir kütüphanesi vardı. Galatasaray Lisesi’ni bitirerek Fransa’da Strazburg’da bulunmuş, daha sonra da Türkiye’ye gelerek Şişli Siyasal’ı tercih etmişti.
Şişli Siyasal özel nedenlerle tercih ediliyordu. Siyasal Bilimler Fakültesi’nin sadece Ankara’da olması nedeniyle Ankara’ya gitmek istemeyenler İstanbul’da Şişli Siyasal’ı tercih ediyorlardı. Yıldız Sarayı bünyesinde kurulan Mülkiye Mektebi daha sonra Cumhuriyet’le birlikte Ankara’ya taşınmıştı. Daha sonra da Yıldız Teknik Üniversitesi bünyesinde Siyasal Bilimler bölümü kuruldu.
Lisede fen bilimlerine ilgisizdim ama, Siyasal Bilimler Yüksekokulu’nda sosyal bilimler ilgimi çekiyordu. Kendimi bulmuştum. Dersleri seviyor ve sürekli okumalar yapıyordum. İstanbul Üniversitesi Hukuk ve İktisat fakültelerinde konularının uzmanı olan, son derece değerli ve tecrübeli hocalardan dersler dinliyorduk. Bu benim açımdan çok ufuk açıcı olmuştu. Prof. Halil Nadaroğlu’ndan Mahalli İdareler dersi alıyorduk, çok titiz bir insandı. Bu konu diline ve kitaplarına da yansımıştı.
İktisat dersine gelen Erdoğan Alkin hocamız nüktedan ve esprili bir insandı. Erdoğan Teziç hocamızın okula, Taksim’den Şişli’ye kadar yürüyerek geldiğine bizzat şahidim; elinde de büyük bir deri çanta taşırdı.
Prof. Aydın Ayaydın, Ord. Prof. Reşat Kaynar, Prof. Lütfi Duran, Doç. Server Tanilli, Prof. Ümit Yaşar Doğanay, Prof. Aydın Aybay, Prof. Mübeccel Kıray, Prof. Vakur Versan, Prof. Halil Nadaroğlu, Prof. Erdoğan Teziç, Prof. Erdoğan Alkin, Prof. Murat Sarıca, Prof. Yıldızhan Yayla hocalarım oldu. Zihni gelişimimde inanılmaz katkılar yaptılar. Şanslıymışım. Okulun kurucu Lideri Prof. Kıvanç Ertop imiş. Prof. Aydın Ayaydın ve Prof. Yıldızhan Yayla hariç, diğer hocalar vefat etmişler. Siyasal’ın sadece Ankara’da değil İstanbul’da da olması idealiyle mükemmel bir hoca kadrosu oluşmuştu.
1979 yılında katledilen ve Devrim Tarihi dersimize gelen son sınıfta Ümit Doğanay hocamızın ders verdiği anları gayet iyi hatırlıyorum. Kurtuluş Savaşıyla ilgili kavramları çok net bir biçimde kullanıyor ve bunu bizlere anlatarak zihnimizde tam yerine oturmasını sağlıyordu. Allah rahmet eylesin. Doç. Dr.Server Tanilli kurşunlanıp sakat bırakıldı. Prof. Melih Tümer fikirlerinden ötürü tutuklandı. Düşünce ve düşünürlerin acılarla dolu kaderi idi bu yaşananlar.
Server Tanilli. Kurşunlanmasından 1-2 ay önce yazılı sınavda yanıma geldi. Kâğıdıma bakarak, “sen hangi okuldan mezunsun,” dedi. Dikkatini çekmişti kâğıdım.
Erdoğan Teziç, siyasi konuları çok nükteli bir şekilde anlatır, espriler yapardı. Allah rahmet eylesin, daha sonradan Kosovalı olduğunu öğrendim.
Erdoğan Alkin. Hocamız da derslerinde İktisat gibi çetrefilli bir konuyu esprilerle süsleyerek anlatırdı. Derslere blazer ceket ve gri pantolonla geldiğini gayet net olarak hatırlıyorum. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nden geliyordu bize.
Lütfi Duran hocamız kamu hukuku derslerine gelirdi. Yine o da bilge bir insandı. Kavramları çok net ifade ederdi. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden geliyordu. Üçüncü sınıfta hocamız olmuştu.
Şişli Siyasal, 1962 yılında Özel Yüksek Okul olarak başlamış. Ben okul adlarının hep korunmasından yanayım. Pekâlâ, Şişli Siyasal Bilimler Yüksek Okulu kalırdı ve mükemmel olurdu. London School of Economics gibi.
1975-1980 anarşi günleri
Bu anarşi günlerinde sokak olaylarından uzak kalmayı başarabilmiştim. Öğrenciler sağlı sollu derneklere giriyor, sokaklarda gösteriler yapıyorlardı. Gülhane parkının karşısındaki morgdan sürekli cenazeler kalkıyordu. Zaman geçtikçe, özellikle soldaki dernekler, örgütler sürekli fraksiyonlara bölünüyor, iç kavga ve çatışmalar yoğunlaşıyordu. Devamında Kürtçülük hareketleri de başlamıştı. Saraçhane’de duvarlara “Kurdara Azadi” yazıldığını net hatırlıyorum. Fakat o dönemde PKK isimli bir organizasyon söz konusu değildi, hiç yoktu.
Meslek seçimim.
Okuldan mezun olduktan sonra hangi meslekte çalışacağıma ilişkin bir fikrim yoktu ve neticede İngilizce öğrenmeye karar verdim. Londra’da yaşayan bir akrabama mektup yazdım ama İngiltere’ye gidip İngilizce öğrenmem konusunda olumlu bir cevap alamadım. Bunun üzerine Mübeccel Kıray’ın asistanı Ayhan Aktar’ın yönlendirmesiyle Boğaziçi Üniversitesi’nde mastır yaparak hazırlık okuyup, İngilizce öğrenme yoluna gitmiştim. Aslında turizm sektöründe çalışmayı düşünürken (ilk başta bir şehircilik düşünüyordum daha sonra turizme yönlenmiştim) tesadüfen bir arkadaşımın yönlendirmesiyle ihracat sektörüne girmiştim. Akademisyen olmayı da düşünmüştüm, fakat hayatın kendi çizgisi insanı yönlendirmekteydi. Hangi mesleği seçerseniz seçin kendi kişiliğiniz ağır basmaktaydı. İhracat mesleğini seçmiştim ama daha sonra yazar oldum, şiir, makale ve kitaplar yazdım. Gittiğim ülkelerdeki izlenimlerimden kaynaklanarak kişiliğime uygun olan bir alanda etkinlik göstermeye başladım çünkü inanırım ki, her kişi kendi yolunu kendisi çizer.
Prof. Asaf Savaş Akat: İktisat Fakültesi’nde Asaf Savaş Akat’ı ziyaretimde kendisine belediyecilikle ilgili çalışmalarımı göstermiştim. Okuldan mezun olduktan sonra yön bulmaya çalışıyordum. Beni Marmara Belediyeler Birliği Genel Sekreteri Selahattin Yıldırım’a yönlendirmişti. Kendisiyle Der Kitabevi’nin üst katında görüşmüştük. Sürekli beni sorgulamıştı ama herhangi bir yol gösterme söz konusu olmadı.
Ayhan Aktar. Şehircilik konusuna olan ilgimden ötürü Mübeccel Kıray’ın asistanlığını yapmak istiyordum. Asistanlık sınavlarına girecektim. Hocayı ziyaret ettim. Kendisinden daha önce referans mektubu da almıştım. Hoca odasındaydı. Önünde İngilizce Walt Disney’den bir çizgi roman vardı. “Bak, ben İngilizce’yi canlı tutmak için, her gün böyle çizgi romanlar da olsa okurum. Sen önce İngilizce öğrenmeye bak. Yan odadaki asistanım Ayhan Aktar’a git, o sana yol göstersin,” dedi. Ayhan Aktar da, “Boğaziçi Üniversitesi’nde mastır’a kaydol. Orada İngilizce hazırlık okuluna devam edersin ve ondan sonra da istediğini yaparsın,“ dedi.
1975 -1976 teksir ders notlarını OCR dan geçirerek PDF belgesi olarak dostlarımla paylaşayım istedim. Metin içinde kelime araması yapabilirsiniz.
Mübeccel Kıray hocam sosyolojinin Türkiye’deki devlerinden de 1975 – 76 döneminde Şişli Siyasaldaki derslerinde tribünler gibi dopdolu olan bir sınıfta bize bu gelişmeleri çok güzel anlatıyordu.
Türkiye’de ilk sosyolojik saha araştırmalarını yapan Sosyolog Mübeccel Kıray, Şişli Siyasal’da 1975-1976 yıllarında efsane hocalarımdandır. Murat Sarıca, Server Tanilli, Erdoğan Teziç, Ümit Doğanay, Mübeccel Kıray. Platon Akademisi misali. Hocalarım❤️❤️
Mübeccel Kıray 1975-1976 ders yılında İngiltere’de 🐴 atın tarımda kullanılmaya başlanmasının üretimi arttırdığından ve bunun sanayi devrimine yol açtığından, 1946’da Çukurova’ya traktörün Marshall yardımları kapsamında girişi ile birlikte, Türkiye’nin bir gecede değiştiğinden, köylü-bey ilişkilerinin çözülerek, kentlere göç başladığından bahsederdi.
Ülkemizde ilk saha araştırmasını yapan toplumbilimcimiz. Kendisi ile ilgili bir soruma edebiyat tarihçisi Tahir Şilkan’ın cevapladığı arşivlik ses kaydını da şimdi iletiyorum.
“Half of the book consists of a dictionary of Turkish words transferred to Western languages. The book is academic (large) size, 786 pages. It is heavier than brick, and its content is heavier than stone and marble. It is the product of 15 years of effort and reading nearly 400 reference works.”





Dericilik, başka sektörlerle karşılaştırılınca özellikle ölçek ekonomisi yönünden ayrılır. Bu nedenle de genel olarak küçük işletmelerde üretim gerçekleştirilir. İtalya örneğinde, bir de üretim birimlerinin kendi içinde de bölünerek ayrı işletmeler olarak yaşadıklarını görürüz. Yani bir işletme ara ürünü başka bir işlemede fason olarak bazı işlemleri yürütüp daha sonraki işlemler için işletmesine geri taşır. Bu durumda şu soru gündeme gelir. İşletmenin üretim dışı işlemleri nasıl yürütülür; pazarlama, finans gibi.
Maliyet Yapısı ve Fason Üretim
Bir yanda işletme büyüklükleri nedeniyle bu türlü yatırımı gerçekleştiremeyecek kuruluşlar veya gerçekleştirseler de tam kapasite ile kullanamayacaklar, öte yanda tüm sektörün verimsizliği. Bu sorunun çözümü ise fason üretimdir. Böyle bir yatırım fason olarak çalışırsa üç vardiya bile çalışabilir. Öte yandan uzmanlaşma gelişme gösterecektir. Hem kalitede gelişme hem de verimlilikte gelişme söz konusu olacaktır. Bu model İtalya’da başarı ile uygulanmaktadır. Ve belki de İtalya’nın gücünün temel nedenidir. Fason üretim kavelatodan gergiye kadar hemen her işlemde yaygın olarak kullanılmaktadır.
Böyle bir yapının üstünlükleri nelerdir:
a) Yatırım sermayesinin rasyonel kullanımı
b) Ölçek ekonomisinden yararlanma olanağı
c) İleri teknolojinin yaygın kullanımı
d) Maliyetlerin kolay hesaplanması ve fiyatlandırmada etkinlik sağlaması
e) Mekanik işlemlerde uzmanlaşma
f) Yönetim kolaylığı
g) Büyük siparişlerin karşılanmasında kolaylık
h) Bu yapı ancak dericilerin bir arada bulundukları yerde mümkün olduğu için çevre sorunlarının çözümünü de olumlu etkilemektedir.
İtalya, bu yapıda olan ve gelişmiş bir ülke olarak dericilikte lider olma özelliğini sürdüren tek örnektir. Bu nedenle İtalya üzerinde önemle durmamız gerekir. Fason üretimin yaygınlığı ve başarıyla uygulanmasının İtalya‘nın etkinliğindeki payı göz ardı edilemez. Yukarıda dile getirdiklerimizi değerlendirirsek, ham deri maliyetin yaklaşık yarıdan fazlasını oluşturuyor. Kimyasal madde, enerji gibi değişen maliyet unsurlarını ve buna işçiliğin (Bir yönüyle değişmeyen) etkisini de eklersek maliyeti düşürmede veya kârlılığı artırmada başka noktalara bakmamız gerekmektedir. Çünkü bugünden başlayarak ham deri dünya fiyatlarıyla tedarik edilebilecektir. Diğer değişen masraf unsurlarında da tasarruf söz konusu değil. İşçilik ise maliyetler içindeki payının büyüklüğü nedeniyle büyük bir avantaj vermemektedir. Ayrıca gerek ücret düzeyi gerekse işçi verimliliği düşünülürse Asya-Pasifik ülkelerine göre avantajlı da değiliz.
Bu nedenle İtalya örneğini, taklit etmek için değil bazı sonuçlar çıkarmak ve bunları kendi modelimizde kullanmak için incelemeliyiz. Bu bağlamda fason üretim, üzerinde durulması gereken bir konudur. Bugün tam olarak hiç bir işletmemizde uygulanmayan, açkı-sıkma, vakum kurutucu, konveyor kurutucu, şartlandırma düzeni incelense bir yılda ülke olarak hem enerji, hem de deri üretimini de sağlanacak avantajların şaşırtıcı olduğu görülecektir. Böyle bir yatırımı kaç işletmemiz realize edebilir. Öyleyse çözüm fason işletme yapısıdır. Bundan ülke dericiliği ve bağlı olarak hepimiz yararlanacağız.
MAYIS 1996 – Deri/Leather Fashion Dergisi Sayr.41
Ah İstanbul…
Eğer ham deri, kimyasal ve enerji dünya fiyatlarıyla alınıyorsa maliyetleri düşürmek söz konusu değildir. Öyleyse nasıl rekabet edilecektir. Bunun cevabı teknoloji ve fason üretimdir. Önceki yazımızda fason üretim ve maliyet konusuna değinmiştim. Teknoloji ise tek kelimeyle verimlilik konusuna bağlanmaktadır. Çünkü deri üretiminde artık saklı teknoloji varsa bile önemli değildir. Teknolojiyi esas olarak kimyasal madde üreticileri geliştirmektedirler ve bunu müşterilerine sunmaktadırlar. Teknoloji daha kaliteli deri üretimi yanında daha verimli deri üretimini sağlarken, fason üretim de ölçek ekonomisi mantığına bağlı kalarak büyük ölçekte üretim olanağını sağlamaktadır. İstanbul Deri Organize Sanayi Bölgesi’nde ise bu beklentileri karşılayacak bir gelişmeyi görmüyorum.
EYLÜL 1996 – Deri/Leather Fashion Dergisi Sayr.43
Son İtalya gezisinde görmek olanağını bulduğumuz bir yarma makinesi (ilgilenenlere ayrıntılarını verebilirim) 15 saniyede yaklaşık 40 kg ağırlığında bir deriyi yarmaktaydı. Ve istenilen kalitede. Bu hızda çalışan bir makinenin yüzde 85’lik bir verimle 8 saatte yaracağı deri miktarı 65 tondur. Böyle bir makinenin iki vardiya çalışması da hiç sorunsuz düşünülebilir ki pratikte bunun örneklerini görüyoruz. O zaman karşımıza 120-130 TON/GÜN gibi bir kapasite çıkıyor. Böyle bir yatırımın en akılcı yolu fason çalışma düzenindedir. Yatırım yapacak olanlar proje çalışmalarında özellikle yarma makinesi konusunu da bu mantıkla iyice irdelemelidirler.
OCAK 1997 – Deri/Leather Fashion Dergisi Sayı:45
Deri sektörü ölçek ekonomisi yönünden küçük sayılacak işletmelerden oluşur. İtalya örneğinde olduğu gibi üretim aşamaları parçalanmış (fason üretim) da olabilir. Böyle bir yapı işletme organizasyonu düşüncesiyle ayrı bir örgütlenme modeli içinde olunmalıdır.
MART 2001 – Deri/Leather Fashion Dergisi Sayı:73
Karar Zamanı
Böylesine bir yapının (yani büyük ölçekli işletmelerden oluşan yapı) ihracat olmazsa yaşamını sürdürmesi zordur. İhracatın devamlı olmasını sağlamak veya en azından ihracatta görülecek daralmaların getireceği sorunları daha az sarsıntılarla atlatmak için önümüzde yararlanabileceğimiz bir örnek bulunmaktadır: İTALYA
İtalya ile çeşitli yönlerden ortak olduğumuz uzun bir tarih var. Bu tarihin oluşmasına neden olan bir coğrafya; Akdeniz, oysa belki de ayrı değerler dünyası. Yine de ayakkabı ve deri sanayimiz için özenle değerlendirmemiz ve işbirliği olanakları aramamız gereken önemli, belki de tek örnek.
M.Ö. 6. yüzyılda Etrüsklerin egemenliğine son veren Romalılar M.S. 5. yüzyıla kadar varlıklarını sürdürüyorlar. Daha sonra bu yüzyıla kadar İtalya‘da gerçek anlamda siyasi bir birlik gerçekleşmedi. Oysa Anadolu kısa sayılabilecek dönemler dışında sürekli bir devlet varlığıyla yaşadı. Roma, Bizans, Selçuklular, Osmanlılar ve Türkiye Cumhuriyeti.
Makyavel’in Hükümdar adlı kitabında söyledikleri binlerce yıl yaşanan bu siyasal yapı farkını daha açık gösteriyor (Hükümdar, Remzi Kitabevi, Çev: Vahbi Hatay, sayfa:25)
“Bütün Türk monarşisini bir başbuğ yönetir. Ülkesini birçok sancağa böler, onlara yöneticiler yollar; keyfine göre onları değiştirir, geri çağırır. Fransa Kralı ise bir yığın eski soylu kişilerin ortasında bulunur, bunların onları tanıyan ve onlara bağlı olan teb’aları, üstelik kralın tehlikeyi göze almadan ellerinden alamayacağı hakları vardır.”
Doğu ve Batının siyasi yapısındaki bu fark çok daha önceleri görülüyor (bk. Bizans Siyasal Düşüncesi, G.L. Seidler, Çev: Mete Tuncay, Ankara 1980)
“Daha 5. yüzyılın başında, toprak sahipleri, buyruklarında kendi kamu görevlileri, polis posta hizmetleri, hatta asker maaşı (bucella) alan silahlı kuvvetler (bucellari) bulundurarak devlet erkinin kuyusunu kazıyorlardı. Vergi koymak, toplamak hakkını da elde ettiler.”
Batıda bunlar olurken Doğuda ise Bizans imparatorları bu süreci önlediler. Gerek bir feodal beyin bağımlısı olmak için “özgürlük”ten ayrılanları, gerekse onlara yardım ve koruma sunan toprak sahiplerini cezalandıran yasalar uygulanıyordu. Bunun sonucu “bağımsız, kendi kendilerine yeterli ekonomik organizmalar kurulmamıştı.” Bir tarihçimizin “Doğu’nun Devleti Batı’nın Cumhuriyeti” adında bir kitap yazması herhalde rastlantı değil. (bk. Mehmet Ali Kılıçbay, 1992, Ankara Gece Kitapları)
Tüm bu anlatılanlar İtalya ve Anadolu coğrafyasında yaşayanların değişik yapıda ekonomik örgütlenmeye sahip olduklarını göstermektedir. Ta Bizans döneminde Venedikli, Cenovalı ve Pisalıların bazen savaşarak bazen işbirliği yaparak ticari imtiyazlar edindikleri, İstanbul’da kolonileri olduğu biliniyor. Anadolu’da yaşayanların İtalya’da ticari ilişkiler sonucu oluşturdukları bir koloni söz konusu değil.
Tüm bunlara baktığımızda İtalya’da bugün karşı karşıya olduğumuz ekonomik örgütlenmenin özelliklerini, kökleri tarihe dayanan değerler belirlemektedir. Uygulamadaki sonucu ise, bilinen tarifler içinde bir deri fabrikası kurmak yerine hem üretim fonksiyonu kendi içinde bölünmüş hem de diğer fonksiyonlar. Bir birim yalnız kavelato yaparken, bir birim yalnız açkı ve vakum kurutma yapıyor, bir diğeri de finisaj. Böyle bir yapıda makinaların yüksek bir verimlilikte kullanılması sağlanıyor. Günde bir-iki saat yerine bazen onsekiz saat belki de üç vardiya.
Milyarlarca lira ödenip alınan bir traş makinasını birkaç saat kullanıyorsunuz, bunun maliyetinize ve işletme sermayenize nasıl etki yaptığını hesaplamanın gereği bile yok. Buna hemen hemen tüm makineleri eklerseniz çarpıcı bir sonuç çıkacaktır. Ayrıca teknolojik gelişmelerin kimyasal madde satıcıları tarafından gerçekleştirildiği ve bunu müşterilerine sunduklarını da göz önüne almamız gerekir. Çünkü kaliteli teknisyenlerin de istihdamında yine prodüktif bir çözüm söz konusudur. Kimyasal madde satıcılarının genel olarak ancak bir iki kalem ürünü gerçek anlamda ürettiklerini diğerlerini ise birbirlerinden tedarik ettiklerini, fiyatlar ve diğer konularda ilkel bir rekabet yerine uzun bir dönemi düşünerek davrandıkları görülmektedir. Makine üreticileri için de aynı koşullar söz konusudur.
Tüm bunlardan çıkan sonuç; İtalya‘da işçilik maliyetleri yükselirken ülkenin yine de bu sektörde lider olması başka türlü açıklanamaz. Buna bir unsur daha eklenebilir; Made in İtaly‘nin anlattığı estetik.
Ne yapmalıyız: Hem ayakkabı hem de üretim kapasitesinin artırılması gerekir. Bunun alternatifi yoktur. Çünkü ihracatı düşünmüyoruz demek, bir süre sonra iç pazarı da kaybetmek demektir. Yani ülkemiz bu sektörlerde yatırım yapmak zorundadır. Ancak bugüne dek izlediğimiz yolda ısrar edersek, yakın dönemde doğru karar vermiş gibi görülebiliriz. Oysa bir dönem belki de kısa bir dönem sonra kullanılmayan kapasitelerle karşı karşıya kalırız. İhracat taleplerini daha etkin karşılamak için hızla yeni kapasiteler yaratmak gerekiyor. Daha çok yatırımcının katkısı ancak bu yoldan sağlanabilir. İşletme sermayeleri de zayıflatılmamış olur. Bu tür bir örgütlenmenin yöneticiler tarafından da desteklenmesi gerekmektedir. Şu anda örnek sayılacak bir yatırım Gerede’de çalışır bir durumdadır. Bu örnek incelenmeli ve yaygınlaştırılmalıdır.
MART 1996 – Deri Leather Fashion Dergisi Sayı:40
Türkiye hiçbir yerde görülmeyen özelliklere sahiptir. Roma‘dan beri devlet yönetimi belirli özelliklerle sürüp gelmiştir. Başka bir coğrafyada böyle bir devlet anlayışına rastlamak söz konusu değildir. İşte bu devlet anlayışı özel sektörün gelişmesiyle değişmeye zorlanmaktadır. Sanıyorum hızla değişecektir. Ancak yine de buradaki özgün çizgisini koruyacaktır. Söylemek istediklerimi daha net anlamak istiyorsanız, Milli Mücadele tarihini gözünüzün önüne getirin ve görkemli destanı gerçekleştirenlerin örgütlenme yeteneklerini düşünün. Bu özellikler tarihten gelmektedir. Özel sektör de bu yeteneklerle gelişmektedir. Deri sektörü de bu değişimin içindedir.
Orta vadede, ülkemizin gelir dağılımındaki çarpıklık, küreselleşmenin olumsuzluklarına karşın, bizim başarı potansiyelimiz olarak görülmektedir ve bu devletin yönetim anlayışında göstereceği değişime bağlıdır. Büyük bir olasılıkla ülkemiz önemli bir ayakkabı üretim merkezi olacaktır ve rakibimiz ise Asya-Pasifik ülkelerinden daha çok, İtalya olacaktır.
KASIM 1997 – Deri/Leather Fashion Dergisi Sayr.50
Sipariş büyüklükleri artma yönünde böylesine bir değişikliğe uğrayınca dericiler kapasite seçiminde optimum olanı aramışlar ve karşımıza iki uygulama çıkmıştır. Bunlardan biri, yalın bir mantıkla eğer talep var ise kapasiteyi de o talebe uygun büyüklükte oluştururuz. Bunun sonucunda 60 ton – 80 ton / gün kapasitede deri fabrikaları ortaya çıkmıştır. Böyle bir işletmenin rasyonel olarak yönetilebilmesi de günümüz koşullarında olasıdır. Hayvan yetiştirme konusunda yaşanan gelişmeler, hamderi tedarikinde özellikle gelişmiş ülkelerde
bir standart sağlamıştır. Bu tür hamderiden hareket ederek büyük kapasitelerde deri işletmeleri kurulmuştur.
İkinci uygulama ise İtalya’da görülmektedir. Bu yapıyla da aynı kalitede büyük siparişler gerçekleştirilmektedir. Ancak, karşımızda büyük bir işletme söz konusu değildir. Kireçlik bir işletmede, kavaleto başka birinde traş daha bir başkasında yürütülmektedir. Böyle bir yapıda ilk bakışta maliyetin yüksek olduğu söylenebilir. Ancak, bir başka bakışla, özellikle makinaların verimliliği, günde kaç saat kullanıldığına bakılınca ve de yatırım riskinin böylesine dağılmış olması yabana atılır etkenler değildir. Şu anda her iki yapıda başarıyla varlıklarını sürdürüyorlar. Büyüklerin dönemsel krizlerde önemli sıkıntılar yaşıyor olmaları, yapısal olarak sorunlu oldukları anlamına gelmiyor.
EKONOMİK BAKIŞ İLE DERİ SANAYİMİZ Asım ÖNCÜLER. Kaynak: DETEK toplantısı konuşma metni.
ASIM ÖNCÜLER, https://www.nadirkitap.com/gondermeler-asim-onculer-kitap6493973.html