Home Blog Page 161

What is Treasury

Treasury

Kızıl Elma ve Siyah Elma (Apple)

Apple Logo and symbol, meaning, history, PNG, brand

TESPİT: Son on yılda orta gelir grubundan üst gelir grubuna atlayan ve iPhone ürünlerinin üretimini gerçekleştiren ülkeleri birlikte  analiz ettiğimizde burada Avrupa Birliği ve ABD tarafından yönlendirilen, yönetilen ülkeler arası işbirliklerinin izlerine rastlamaktayız. 20.yüzyılın ikinci yarısından itibaren AB ve ABD’ye ile başlayan ilişkilerimizde ise bir birlikleşme olamamıştır; yapılar farklıdır, dokular uyuşmamaktadır.

SORU: Bu durumda Türkiye NASIL ve NERELERDE bir özgün model yaratarak orta gelir tuzağından çıkışı yakalayabilir?

Apple (Siyah Elma)

Dünyanın jandarması olan ABD dünya pazarlarının ele geçirilmesini bir kızıl elma simgesi üzerinden gerçekleştirmektedir.
Demek Türklerin bu şekilde ülkelerle birlikte hareket ederek pazarları ele geçirme idealleri söz konusu değildir.

Iphone Değeri ve İhracat Değerimiz

1 gr: 3,44 usd
1000 gr: 3440 usd
1000 kg: 3,440,000 usd
TR ihracat/kg değeriTR ihracat/kg değeri: 1,44 usd/ kg 2022

Iphone cep telefonunun 1 gramı 3,4 dolar iken, Türkiye ihracatının 1 kilogramı 1,44 dolardır.

Belli ki Amerikan kızıl elması ABD dışında sadece Çin, Hindistan  ve Vietnam’da üretim yapmamaktadır, Iphone, 16 ülkede üretilmektedir. ABD hariç, Altı ülke Avrupa’da, 9 ülke ise Asya’dadır.
Bu uygulama biz Türklere ideallerin nasıl gerçekleştirileceği dünya sathına nasıl yayılacağı konusunda bir ders ve örnek olmalıdır.

Sınıfta Kalan Türkiye

“Dünya Bankası kriterleri ve verilerine göre 2000’den 2021’e aralarında Polonya, Macaristan, Romanya, Hırvatistan, Estonya, Slovakya, Çekya ve Şili’nin olduğu tam 16 ülke orta gelir grubundan yüksek gelir grubuna geçti. Malezya’da geçmek üzere, dikkatinizi çekeyim. Türkiye geride kaldı.” (Prof Dr Güven Sak)

Gene 16 Ülke. Hani Nerede Türkiye?

“2000’den 2021’e Orta gelir grubundan yüksek gelir grubuna geçen 16 ülkenin tam listesi şöyle: Uruguay, Trinidad Tobago, Seyşeller, Slovakya, Romanya, Polonya, Panama, Umman, Letonya, Litvanya, Saint Kitts and Nevis, Macaristan, Hırvatistan, Estonya, Çekya, Şili. Neymiş? Demek ki yapılabiliyormuş.

2023 hedeflerinin açıklandığı 2010 yılından 2021 yılına aralarında Romanya, Uruguay, Panama, Şili ve Aruba orta gelirli ülkeler grubundan yüksek gelirli ülkeler grubuna yükseldi. Türkiye yerinde saydı.

Bakın o 12 yıllık sürede bile bazıları ileri doğru adım attı. Yerim dar, yenim dar demedi. Becerebilenler var sonuçta. Biz beceremedik. İşin kendisine odaklanmayınca, “işin ununa değil, işin ününe” odaklanınca böyle şallak mallak olunuyor işte. Çukur kazmak kaldı bize sonuçta.” (Prof Dr Güven Sak)

                                   

Kıtalar üstü bir kıta vardır
Kızılelma’nın yarısıdır.
Yüzüncü Yılda kavuşurlar

Türkiyem’de bir olurlar

L&A

15.01.2023

                                   Türkiye İşbirlikleri Haritası

Kızılelma 

Türkiye insansız hava uçağı Kızılelma’yı 14 Aralık 2022’de ilk kez uçurmuştur.

Türkiye’nin askeri varlığının bulunduğu ülkeler

  • 1) Irak
  • 2) Suriye
  • 3) Somali
  • 4) Lübnan: BM
  • 5) Afganistan: BM
  • 6) Katar
  • 7) Mali: BM
  • 8) Orta Afrika Cumhuriyeti: BM
  • 9) Bosna Hersek: BM
  • 10) Kosova: BM
  • 11) KKTC
  • 12) Azerbaycan
  • 13) Arnavutluk
  • 14) Sudan
  • 15) Libya
  • BM: 6 ülke
  • Sınırdaş: 3 ülke
  • Afrika: 5 ülke
  • Ortadoğu: 5 ülke
  • Akdeniz: 5 ülke
  • Asya: 6 ülke
Güney: 11 ülke

Türk Devletler Teşkilatı Ülkeleri

  1. Türkiye
  2. KKTC
  3. Macaristan
  4. Azerbaycan
  5. Türkmenistan
  6. Kazakistan
  7. Kırgızistan
  8. Özbekistan

Kızılelma Hedefleri; Nasıl?

Türk Devletler Teşkilatı ülkeleri artı Türkiye’nin askeri varlığının bulunduğu ülkeleri topladığımızda toplam 21 ülkelik bir grup oluşmaktadır.  21 ülkelik gruba baktığımız zaman ise burada Avrupa Birliğinden sadece Macaristan’ı görmekteyiz. Çünkü, Macaristan Turan fikriyatının doğduğu bir ülkedir. Afrika’dan beş ülke, Asya’dan ise beş ülkeyi görmekteyiz. En yoğun gruplaşma ise güney yarım küresinde onbir ülke ile söz konusudur. Bu durumda diyebiliriz ki Türkiye zaten Avrupa Birliği ile bir gümrük birliği ilişkisi içerisindedir ve bundan öteye de geçmesi mümkün değildir.
Fakat listede Afrika ve Asya’nın ağırlığı bizlerin ulaşabileceği işbirliklerini göstermektedir.
Kızılelma’daki kızılın anlamını da irdelememiz gerekmektedir, kızıl aslında Kızılırmak ve Kızıldeniz örneklerinde olduğu gibi Türklerde güneyi işaret eden bir renktir. Bu tablodaki ülkelerin gruplaşmaları da aynı istikameti göstermektedir.
21’lik grup arasında yer almamakta birlikte hint’erlandımızda yeralan Hint altı kıtası ülkeleri, Hindistan, Pakistan Bangladeş, Sri Lanka vd. gruplaşma içerisine aldığımızda bölgeselleşme adına gerçekleştirebileceğimiz iş birliklerinin büyük resmini ve stratejisini daha netlikle görüyor olacağız.
Bu tabloya aslında Balkanlar’da iyi işbirliklerini geliştirdiğimiz Sırbistan, nüfusu büyük bir hızla azalan Bulgaristan ve Gagavuz Türklerinin içerisinde barındıran Moldova’yı da  ilave edebiliriz.
27 üye ülkeden oluşan Avrupa Birliği‘ne bir alternatif olarak tarihsel geçmişimizin olduğu 3 kıtada (Avrupa, Asya, Afrika) gene 28 ülkeyi içinde barındıran bir Birliği NASIL Kızılelma hedeflerine ulaştırabileceğimiz üzerinde düşünerek stratejiler ve uygulama planları geliştirebilmeliyiz.

“Türkiye, NATO’nun en büyük ikinci silahlı kuvvetlerine sahip. Özellikle savaşın kavurduğu Suriye‘de, çalkantılı bir mahallede çok önemli bir rol oynuyor. Batı Balkanlar’da, Doğu Akdeniz’de ve son zamanlarda Afrika‘da artan bir etkiye sahiptir. Her şeyden önce Karadeniz‘de ve Rusya‘nın Ukrayna‘daki savaşında önemlidir; geçen yıl aç bir dünyaya daha fazla Ukrayna tahılının gönderilmesine izin veren bir anlaşmaya aracılık etti.”  The Economist 21-27 Ocak 2023 sayısı.

Bu paragrafta batı, doğu, kuzey, güney tüm yönler mevcut. The Economist dergisi, 1878 de Türkiye üzerinden kurgulanan İngiltere-Rusya dengesinin gene Türkiye üzerinden Cumhuriyetin 100.yılında farklılaşmasından ciddi derecede kaygılanmış.

 

The Feast of Sacrifice of the Yesilkoy Istanbul Ayios Stefanos Church: THISIAS

With my deepest thanks and respect to Yaşar Durukan, who informed me about the Yeşilköy Ayios Stefanos Church, where the only Christian ritual of sacrificing is practiced, and to Turgay Tuna, my friend and fellow citizen of Bakırköy, who shared the information in his book “Deniz Feneri’nin Işığında Ayastefanos (Karakter Color).”
Levent Ağaoğlu

Sacrifices are still being sacrificed in the church in Yeşilköy for years. The sacrificial sheeps  would gather in the garden. After the morning prayer, there were always the old people of Yeşilköy who also came from Greece, and they still do. After that, the big icon was lifted  and carried by a young lady and a young man. They go up to the seaside. And the sacrificial sheeps were slaughtered by the sea. There aren’t many Greeks here anyway. They give it to a few poor families. The number of slaughtered sheep is 10-15, the last time since this last 2-3 years. Apart from that, meat is already given to the Hospice.

I have been going for a long time. It is famous for these ceremonies and it is the only church in Turkey where sacrifices were made. It’s also to honor sailors while the saint’s bones are being transported. During the storm for 10-12 days, sailors always feed mutton. This sacrifice ceremony is held in his memory. I wrote about this at length in the Yeşilköy book, and that sacrifice ceremony has a name.

Feast of Sacrifice of Agios Stefanos Church:  THISIAS. Yeşilköy Ayios Stefanos Greek church is one of the rare churches that practice and maintain the ritual of sacrificing among all Orthodox churches that have been existing in Turkey, even in Greece and other countries. For centuries, every year on December 26, prayers are said in the name of St. Stefanos by gathering in the church, and then going down to the beach, pre-purchased sheep are sacrificed and their meat is distributed to poor and needy citizens.
The roots of this tradition, called Thisias, which has been continued in Yeşilköy from the Byzantine period to the present day, is based on the story of St.Stephanos. With a big storm, the ship docked at today’s Yeşilköy coast, and when the storm got worse and lasted for days, the bones of the saint were taken to the beach and taken under protection under a tent, and the villagers slaughtered their sheep and gave their meat to the sailors so that the ship’s crew would not starve.
After the end of the storm, the bones of St.Stefanos were loaded back on the ship and transported to Italy without any accident. Here, after this event, the feast of sacrificing sheep, which has become a tradition, has been repeated every year and has survived to the present day.
For this holy month on December 26, the sheep purchased in advance are brought to the garden of the church, after the prayers read inside, the large silver-framed icon of Ayios Stefanos decorated with leaves is carried out by a man and a woman. Terkos metropolitan and priests come from Mirasyedi street towards the coast, and the sheep are sacrificed one by one on the land, and their meat is sent to be distributed to poor and needy citizens.
Among all Orthodox churches, this traditional feast peculiar to the Yesilkoy Greek church is one of the most beautiful examples of the richness of folklore and religious culture in a district that has been carried over the centuries.
Thisias (sacrifice) Feast in the Yeşilköy Greek church , which is continued every year as in the past, is celebrated with a ritual performed by a small number of Greek community from Yeşilköy and other districts, and then the previously purchased sheep are sacrificed by going down to the beach. As Sofia Benlisoy , one of the former residents of Yeşilköy, tells, the meat of animals sacrificed in the past was sent to the orphanage on the big island, and some of them were sent to the police station in Yeşilköy and the fire department.
Meri Shehab, born in 1935, tells:
My father, Monsieur Röne, after whom the park he ran for many years was named, was a benevolent person who liked to do good. He took care of the poor and the needy and helped them without being noticed. In the feast of Thisias held in the Greek church, the person who sacrificed the most sheep almost every year was my father. He was also among the members of the church board of trustees.
Agios Stefanos Greek Church
As it is known and stated in historical sources, Ayios Stefanos Greek Church, located between Mirasyedi Street and Kalemkar Street , is the oldest place of worship in Yeşilköy. In the fourth century, during the reign of the Byzantine emperor Constantine the Great, the bones of St.Stephanos were found, albeit for a very short time; The fact that it was taken under protection near the beach and that this small fishing village was consecrated by taking the name of the saint in question after it was sent to the Vatican, and a church was built in his name right after it (probably, there was also a small monastery next to it). It forms the first and oldest church.
It is certain that the first church built here belongs to the early Byzantine period. According to the information given by the researcher Zaven Acemyan from Yeşilköy, based on the information he obtained from various institutional sources, the first church built here should be dated to the fourth century. In addition, a few small pieces of St.Stephanos’ bones were placed in a golden enclosure on the foundation believed to have been under the present church when the first church was being built . Although not much remains of this first place of worship, the marble sarcophagus from the early Byzantine period, which was wounded in the garden of today’s church, on the side facing the sea, justifies this thesis.
Unfortunately, it is not known who the sarcophagus in question belongs to in written texts and sources. However, due to its splendid location, it can be thought that it belonged to an important clergyman or an individual from the imperial family and that it dates from the period of the first church built in Ayestefanos. The first church, which we can define as a simple structure in the course of time, and other examples built in much later periods, were the target of some devastating events such as earthquakes, fires, and enemy raids. The church today was built as a church, and it was inaugurated by Patriarch Mektios on September 9, 1845.
As a matter of fact, the exterior architectural features of the Surp Stepanos Armenian church and Ayios Stefanos churches, which were built by Boğos Dadyan Bey in the same period, have the same elements. Most likely, both churches were made by the same architect. The church of Ayios Stefanos, which was built in 1845 and has survived to the present day, is a masonry structure with tile masonry on four walls. In the interior of the church, which is illuminated by ten windows, the right and left naves are separated from the central nave by a total of eight arched columns.
The iconostasis wall in the apse of the church, the Metropolitan seat called Thronos and the seats where the clergy sit are made of wood and decorated in a very rich way typical of Orthodox churches. In particular, the gilded reliefs on the iconostasis are quite dazzling. In front of the iconostasis with two copper candlesticks, there are silver-plated icons of Jesus and the saints. In addition, there are other icons on the walls of the church, including Ayios Stefanos.

SOURCE: Turgay Tuna, Deniz Feneri’nin Işığında Ayastefanos (Karakter Color). Turgay Tuna  

 

Yeşilköy İstanbul Ayios Stefanos Kilisesi’nin Kurban Kesme Yortusu: THISIAS

Fotoğraf: Turgay Tuna

26 Aralık  2000. Yeşilköy sahilinde kurban edilecek koyunlardan biri hazırlanırken Terkos Metropoliti Konstantin, Ayios Stefanos Kilisesi Papazı Papa Yorgi, öteki papazlar ve Rum Cemaati.

Hristiyanlarda yegane kurban kesme adetinin yeraldığı Yeşilköy Ayios Stefanos Kilisesi konusunda beni bilgilendiren Yaşar Durukan bey’e ve “Deniz Feneri’nin Işığında Ayastefanos (Karakter Color)” kitabındaki bilgileri paylaşan dostum ve Bakırköyli hemşehrim Turgay Tuna bey’e en derin teşekkür ve hürmetlerimle.. Levent Ağaoğlu 

Yeşilköy’deki kilisede hala yıllardan beri kurban kesiliyor. Kurbanlar bahçede toplanırdı. Sabah ibadetten sonra Yunanistan’dan da gelen eski Yeşilköylüler olurdu hep, hala da öyle. Ondan sonra büyük ikona çıkarılırdı. Genç bir hanım genç bir bey taşır onu her zaman. Çıkarlar deniz kenarına kadar. Ve kurbanlar deniz kenarında kesiliyordu. Burada zaten pek fazla Rum yok. Fakir birkaç aileye veriyorlar. Kesilen koyun sayısı da 10-15, en son bu son bu 2-3 yıldan beri. Onun dışında da Darülacezeye veriliyor zaten etler.

Eskiden beri giderim ben bu törenlere meşhurdur ve Türkiye’de kurban kesilen tek kilisedir orası. Onun da nedeni azizin kemikleri taşınırken denizcileri onore etmek için. 10-12 gün boyunca fırtına esnasında denizciler hep koyun eti ile besliyorlar. Onun hatırasına bu kurban kesme töreni yapılıyor. Bunu Yeşilköy kitabında uzun uzun yazdım o kurban kesme töreninin bir ismi de vardır.

Ayios Stefanos Kilisesi’nin kurban kesmeyi Yortusu: THISIAS. Yeşilköy Ayios Stefanos Rum kilisesi, Türkiye sınırları içinde, hatta Yunanistan ve öteki ülkelerde yaralan tüm Ortodoks kiliseler içinde kurban kesmeye ritüeli uygulayan ve bunu devam ettiren nadir kiliselerden bir tanesidir. Yüzyıllardan bu yana her yıl 26 Aralık tarihinde kilisede toplanıp Aziz Stefanos adına dualar okunmakta, ardından da, sahile inerek, önceden satın alınmış koyunlar kurban edilip, etleri fakir ve muhtaç vatandaşlara dağıtılmaktadır.
Yeşilköy’de, Bizans döneminden günümüze dek devam ettirilen ve Thisias adı verilen bu geleneğin kökleri, Aziz Stephanos’un öyküsüne dayanmaktadır, efsane ve mistik anlatılara göre, Bizans’dan İtalya’ya gönderilmek istenen azizin kemikleri, Konstantinopolis’ten yola çıktığı zaman patlak veren büyük bir fırtına ile gemi bugünkü Yeşilköy sahiline yanaşıp demir atmış, fırtınanın daha da şiddetlenip günlerce sürmesi üzerine azizin kemikleri sahile çıkartılarak, kurulan bir çadırın altında korunmaya alınmış, gemi mürettebatının aç kalmaması için de köylüler koyunlarını keserek, etlerini denizcilere vermişlerdir.
Fırtınanın son bulmasından sonra, Aziz Stefanos‘a ait kemikler tekrardan gemiye yüklenmiş ve kazasız belasız İtalya’ya ulaştırılmıştır. İşte, bu olaydan sonra, bir gelenek haline dönüşen, koyun kurban etmeye Yortusu her yıl tekrar edilerek günümüze kadar gelmiştir.
26 Aralık tarihinde yapılan bu kutsal ayın için, önceden satın alınan koyunlar, kilisenin bahçesine getirilmekte, içeride okunan dualardan sonra, Ayios Stefanos‘ın, yapraklarla süslenmiş gümüş çerçeveli büyük ikonası bir erkek ve bir bayan tarafından taşınarak dışarı çıkartılmakta, ikonanın arkasından gelen cemaat, başlarında Terkos metropoliti ve papazlar olmak üzere Mirasyedi sokağından sahile doğru sahile doğru gelmekte ve toprak alanda, koyunlar tek tek kurban edilerek, etleri fakir, muhtaç Rum vatandaşlara dağıtılmak üzere gönderilmektedir.
Tüm Ortodoks kiliseler içinde, Yeşilköy Rum kilisesine özgü bu geleneksel yortu yüzyıllar ötesinden günümüze taşınmış bir semt folklor ve din kültürü zenginliğinin en güzel örneklerinden biri olarak karşımıza çıkmaktadır.
Eskiden olduğu gibi, günümüzde de her yıl devam ettirilen Yeşilköy Rum kilisesindeki Thisias (kurban kesme) Yortusu, az sayıda kalmış Yeşilköylü ve öteki semtlerden gelen Rum vatandaşlar tarafından yapılan bir ayinle kutlanmakta, ardından da sahile inerek önceden satın alınmış koyunlar kurban edilmektedir. Eski Yeşilköylülerden Sofya Benlisoy‘un anlattığı gibi, geçmişte kurban edilen hayvanların eti büyük adadaki yetimhaneye, bir bölümü de Yeşilköy’deki polis karakolu ile itfaiyeye gönderilirmiş.
1935 doğumlu Meri Şehab anlatıyor:
Uzun yıllar işlettiği parka adı verilen babam Mösyö Röne, iyilik yapmasını seven hayırsever bir insandı. Fakirleri, muhtaçları kollar onlara fark ettirmeden yardımlarını yapardı. Rum kilisesinde yapılan Thisias yortusunda, hemen her yıl en fazla koyun kurban ettiren kişi babamdı. Aynı zamanda kilise mütevelli heyeti üyeleri arasında yer alıyordu.
Ayios Stefanos Rum Kilisesi
Tarihi kaynaklarda belirtildiği ve de bilindiği gibi, Mirasyedi sokağı ile Kalemkar Sokak arasında kalan Ayios Stefanos Rum kilisesi, Yeşilköy’ün en eski ibadethanesidir. Dördüncü yüzyılda, Bizans imparatoru büyük Konstantin zamanında Aziz Stephanos’un kemiklerinin, çok kısa bir süre için de olsa; burada, sahile yakın bir yerde koruma altına alınmış olması ve Vatikan’a gönderildikten sonra bu küçük balıkçı köyünün söz konusu azizin adını alarak kutsanması, hemen ardından da adına burada bir kilise yaptırılması (muhtemelen yanında belki küçük bir manastır da yer alıyordu.) Yeşilköy tarihinin bilinen ilk ve en eski kilisesini oluşturur.
Burada inşa edilen ilk kilisenin erken Bizans dönemine ait olduğu muhakkaktır. Yeşilköylü araştırmacı Zaven Acemyan’ın da değişik kurum kaynaklarından edindiği bilgilerden yola çıkarak verdiği bilgilerde, burada yapılan ilk kilisenin dördüncü yüzyıla tarihlendirilmesi gerekmektedir. Ayrıca, ilk kilise inşa edilirken bugünkü kilisenin de altında bulunduğuna inanılan temele altın bir muhafaza içinde Aziz Stephanos’un kemiklerinden birkaç küçük parça yerleştirilmiştir. Bu ilk ibadethaneden günümüze de pek bir iz kalmamış da olsa, bugünkü kilisenin bahçesinde, denize bakan tarafta yaralan erken Bizans dönemine ait mermer lahit bu tezi haklı çıkarmaktadır.
Maalesef, yazılı metin ve kaynaklarda söz konusu lahitin kime ait olduğu bilinmemektedir. Ancak görkemli konumu nedeniyle önemli bir din adamı veya imparatorluk ailesinden bir bireye ait olduğu ve de Ayestefanos‘ta inşa edilen ilk kilise döneminden kaldığı düşünülebilir. Geçen zaman içinde basit bir yapı olarak tanımlayabileceğimiz ilk kilise ve çok daha sonraki dönemlerde yapılan öteki örnekler, deprem, yangın, düşman akınları gibi bir takım yıkıcı olaylara hedef olmuş ve son olarak 1845 yılında, Ermeni cemaatinin büyük isimlerinden Boğos Dadyan Efendi tarafından Rumlara bir jest ifadesi olarak bugünkü kilise inşa edilmiş, 9 Eylül 1845 tarihinde Patrik Mektios tarafından açılışı yapılmıştır.
Nitekim aynı dönemde, Boğos Dadyan bey tarafından yaptırılan Surp Stepanos Ermeni kilisesi ile Ayios Stefanos kiliselerinin dış mimari özellikleri aynı unsurları taşıyor. Büyük olasılıkla her iki kilise de aynı mimarın elinden çıkmıştır. 1845 yılında inşa edilip günümüze dek gelmiş olan Ayios Stefanos kilisesi dört duvar üzerinde kiremit örgülü kagir bir yapıdır. On adet pencere ile aydınlatılan kilisenin iç mekanında sağ ve sol nefler, merkezi neften üzereri kemerli toplam sekiz adet sütunla ayrılırlar.
Kilisenin absidinde yeralan ikonostas duvarı, Thronos adı verilen Metropolit koltuğu ve din adamlarının oturdukları koltuklar ahşaptan yapılmış olup Ortodoks kiliselerine özgü oldukça zengin bir şekilde tezyin edilmişlerdir. Bilhassa, ikonostas üzerindeki altın yaldızlı kabartmalar oldukça göz kamaştırıyor. Önünde, bakırdan yapılmış iki adet şamdanın yer aldığı ikonostasın üzerinde İsa ve azizlere ait gümüş kaplama ikonalar yer almaktadır. Ayrıca, kilisenin duvarlarının üzerinde, aralarında Ayios Stefanos’un da yer aldığı öteki ikonalar bulunmaktadır.

Kaynak: Turgay Tuna, Deniz Feneri’nin Işığında Ayastefanos (Karakter Color).

Turgay Tuna  

Avrupa-Asya Birliği Vizyonu

Avrupa-Asya Birliği Vizyonu Avrupa-Asya Birliği Vizyonu Avrupa-Asya Birliği Vizyonu Avrupa-Asya Birliği Vizyonu
Atlantik ve Pasifik Okyanusları ile çerçevelenmiş Amerika Birleşik Devletleri bir kıta devletidir ve kendisini bu şekilde güvende hissettiğinden tüm dünyanın denizlerini açılmışlar ve bir dünya devleti haline gelmişlerdir. Burada uyguladıkları strateji de aynı şekilde Atlantik ve Pasifik Okyanusları tarafından çerçevelenmiş Avrasya kıtası‘nı kontrol altında tutmak şeklinde olmuştur. Öncelikle, bu kıtadaki mevcut yarığı bölünmeyi Avrupa Asya şeklinde daha da tetiklemişler ve ülkeleri böl yönet politikasını izlemişlerdir. Burada kurucu olan 52 eyaletlik Amerika Birleşik Devletleri’nin kurucu eyaletleri, batı kıyısında yer alan 13 eyalettir.
Bu modele göz attığımızda aynı şekilde Avrasya kıtasında Türk Devletler Teşkilatı bünyesinde yer alan 8 üye devlet pekala aynı fonksiyonu görerek Avrupa Asya birliğini ortaya çıkarabilecek teşkilatçılık gücüne sahiptirler. Türkiye’nin vizyonu Avrupa Asya birliği olmalıdır. Avrupa birliği ve Şanghay birliği bölünmüş yapılardır. Avrasya‘dan bahsettiklerinde koca ana kıtada, kendi ilgi alanlarını yönetebilecekleri alanları söz konusu etmektedirler. Rusya’nın, Avrupa’nın, Çin’in kendilerine göre bir Avrasya tasarımı vardır. Bu farklı tasarımlar ise Avrasya kıtasının tamamını kapsamamaktadır.
Türkiye’deki siyasetçiler şimdiye kadar Avrupa birliği yalanı ile toplumu oyalamışlardır. Ardından Avrasyacılık diye adlandırılan Rusya menşeli bir hareket başlatılmıştır. Bu arada Amerika’nın Büyük Orta Doğu projesinin eş başkanlığını da üstlendik, daha sonra Turan birliğinden de bahsedilmeye başlandı. Bunlar tamamen iç politikadaki siyasete endeksli projelerdir. Hiçbir vizyon içermeyen bu söylemler için politikacıların hiçbir kaygıları da yoktur.
Bu durumda Türk devletinin binlerce yıllık tarihinden gelen tecrübesini uygulamaya alarak Avrupa Asya birliği vizyonunu harekete geçirmesini özlemle bekleyeceğiz.
724 tarihli bilgi Tonyukuk yazıtında okyanustan söz edilmektedir. Talaylara sefer yaptım sözü Pasifik okyanusuna işaret etmektedir. Hunların tarihi Pasifik Okyanusu kıyılarından Ohotsk Denizi kıyılarında başlamıştır.
Türklerin kültür coğrafyası tamamen okyanuslarla çevrili bir alanda Atlantik Okyanusu kıyısında Meksika’daki saat kulesinden, Pasifik Okyanusu kıyısında Japonya’daki Şehitliğimize ve kuzeyde İsveç’teki şehitliğimizden, güneyde Atlantik Okyanusu kıyısında Güney Afrika’daki camimize kadar, Türkler okyanuslarla çevrili bir alanda kültürel eserlerini dünyada miras olarak yaşatmaktadırlar.
Bizlere düşen bu kültür coğrafyası mirasını kıtasal siyasi birlik içerisinde değerlendirmektir. Avrupa-Asya Birliği vizyonu ile birlikte Türkiye, Atlantik ve Pasifik Okyanusları ile çevrelenmiş geniş bir kıtasal alanda, çöken ABD’nin okyanuslarla çerçevelenmiş rolünün yeni sahipliğini üstlenecektir.
Ufkumuzda okyanuslar olmalıdır. Talay, Bilge Tonyukuk mirasıdır.

Fişavi’de 250 Yıllık Çay Keyfi

 

Şair Levent Ağaoğlu, 33 yılda 33 ülke gezdi. Bazı ülkelerde görevi gereği uzun yıllar kaldı. En çok da çayı özledi. Gittiği her ülkede Fatih’in kıraathanelerindeki, çay ocaklarındaki çayın tadını aradı. Bu arayışı Levendname isimli yeni kitabında bir şiirle dile getirdi. Ağaoğlu, nihayet aradığı lezzeti Kahire’de sadece bir mekanda buldu. O mekan milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un da müdavimi olduğu meşhur El Fişavi kıraathanesinden başkası değildi.

Ağaoğlu ile çayımızı yudumlarken El Fişavi’yi konuştuk.

El Fişavi efsanesi nasıl doğdu?

El-Fişavi adlı bir adam, bizim Sultanahmet’e, Beyazıt’a benzeyen Han el-Halili semtindeki küçük büfesinde her akşam namazdan sonra arkadaşlarına kahve ikram etmeye başlıyor. Zaman geçtikçe el-Fişavi’nin sohbetleri dilden dile yayılıyor. Müdavimleri de artınca 1771 yılında etraftan binalar satın alınıp mekan büyütülüyor. Fişavi Kıraathanesi ya da kafesi böyle doğmuş. Mekan zamanla Arap dünyasının ve Mısır sosyal hayatının anıtı haline geliyor. Fişavi ailesinin yedinci kuşağının işlettiği bu mekanda Napolyon Mısır’ı işgal ettiğinden beri çay servisi yapılıyor.

Nasıl bir atmosferi var?

Zaman aşımına uğramış ve soluk sarı boyayla kaplı duvarlar bile kafeye karakter katıyor ve kafenin neredeyse Han el-Halil kadar eski olduğu izlenimi veriyor. Koyu müşrefiye paneller ve nargile dumanıyla koyulaşmış sarı hardal duvarlar ile el yapımı arabesk mobilya kafesleri iç içe geçmiş durumda. Tavanda eski bakır avizeleri görüyorsunuz. Her yerde bir boşluk hissi yaratan büyük aynalar var.

Kafede mobilyaların çoğunluğu 1910’dan kalma ahşap koltuklardan oluşuyor. Kafeye girdiğiniz zaman içeride eski odun kokusu, pazardan tütsü ve meyve aromalı nargile aromasıyla karışık bir hava sizi içine alıyor. Arka planda bir sokak şarkıcısının ud eşliğinde kafe ziyaretçilerine efsanevi Mısırlı şarkıcı Ümmü Gülsüm’ün şarkılarını söylediği duyuluyor.

El Fişavi eski ambiyansını korumaya devam ediyor. Hepsinden önemlisi burada oturduğumda güzel bir iç huzuru hissediyorum.

Müdavimleri kimler?

Mısır’ın son hükümdarı Kral Faruk’un uğrak yeriydi. 1988 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi ünlü Mısırlı yazar Necip Mahfuz, romanlarının çoğunu burada yazdı. Efsanevi şarkıcı Ümmü Gülsüm için şarkılar yazan şair Ahmad Rami müdavimlerindendi. 200 yıldan fazla bir süredir yazarlar, sanatçılar, müzisyenler, öğrenciler ve entelektüeller için bir toplanma noktası.

Sabahın erken saatlerinde, taksiciler, zanaatkarlar ve dükkan sahipleri genellikle uykularını açmak için demli bir çay içmeye uğrarlar. Öğle vakti en yoğun saatlerdendir. Öğleden sonra, bir öğrenci dalgası kafeden geçer ve güneş batarken, el-Hüseyn‘de namazdan çıkan gruplar gelir. Hafta sonları, gün batarken, Kahire dışındaki kasaba ve şehirlerden gelen Mısırlılarla dolup taşar.

Neler ikram ediliyor?

En popüler içecek çay. Çay, bir kase şeker, taze nane yaprakları ve küçük bir tiryaki bardağıyla birlikte iki fincanlık emaye çaydanlıkta geliyor. Türk kahvesi ise yanında şeker bulunan yivli, uzun saplı bakır bir kap olan geleneksel Arap cezvesinde servis ediliyor. Diğer ulusal favoriler arasında karkaday adı verilen bir turta, koyu kırmızı ebegümeci çayı, anason çayı, taze limonata ve sahlep yer alıyor. Sahlepin üzerine fındık ve kuru üzüm ekleniyor. Nargileler ise çay kadar vazgeçilmez.

Lokasyon: Fişavi kafe, Kahire‘nin en zengin İslam mimarisi ve tarihi kurumlarının merkezinde bulunuyor. Kafe; 14. yüzyıldan kalma labirentli Han el-Halili pazarının yanındadır. Yolun sadece birkaç metre karşısında ise dünyanın en eski üniversitelerinden biri olan El-Ezher yer alıyor.

Kıraathaneler, Çayhaneler

İsfahan, Lahor’un,
Karaçi, Şam’ın,
Kaşgar’ın, Şian’ın,
Kazan, Üsküp’ün,
Addis Ababa’nın,
Sevilla Endülüs’ün,
Kahire Fişavi’nin
Çınaraltı İstanbul’un
Kahvehane, kıraathane, çayhaneleri
Muhayyileler, muhakemeler
Mütefekkirler, medeniyetler
Fikri, efkârı
Tefekkür mekânları

Levent Ağaoğlu

Yahya Sezai Tezel ile Sohbetler

Karahantepe by Andrew Collins

Yesevi Ocak ve Kolları

Istanbul under the Sky

https://twitter.com/KaplanogluSemih/status/1611373345299210241