Home Blog Page 140

Selimiye ve Üç Nehir (Şiir)

 

Şiir: Levent Ağaoğlu (Şair)

Seslendirme: Gönül Dilek (Şair)

Bilge Atatürk

Bilge Türk duruşu

Türkler, devleti kuran kişiyi de yine Ata sıfatı ile onurlandırılmıştır; Türk’ün atası. Örneğin Oğuz Kağan Destanı‘nda “Ata” veya “Atam” olarak adlandırılan yaşlı bilge, Oğuz Türklerine liderlik eder ve onlara akıllıca kararlar vermeyi öğretir.

Ongi Yazıtında ise bilge atacığımdan bahsedilmektedir.

Üze tenri kon yılka yetinç ay küçlüg alp er kağanımda adrılu bardınız bilge atacım yoğun koruğunun kazgantım.

Yukarıda (ebedi) gök, koyun yılının yedinci ayında güçlü (ve) kahraman kağanımdan ayrılıverdiniz. Bilge babacığım yoğ törenini (ve) anıt mezarını yaptırdım.

Kaynak: Ongi Yazıtı. Kuzey yüzü. Satır 4. Doç Dr Erhan Aydın. Orhon Yazıtları.  (Köl Tegin, Bilge Kağan, Tonyukuk, Ongi, Küli Çor) Kömen Yayınları. Konya. 2014. ss.140

Aşağıdaki alıntı aslında Atatürk’ün adının “Bilgetürk” anlamına geldiğini gösteriyor…

“”Ata” sözünün ”Bilge” sözüne Atatürk”ün de ”Türk Bilgesi”, ”Türk Atası” kavramlarına çıktığı perçinlenmiştir.

“Atatürk adının etimolojisi üzerine birçok çalışma yapılmış, yapılan bütün çalışmaların ”Ata” sözünün ”Bilge” sözüne Atatürk”ün de ”Türk Bilgesi”, ”Türk Atası” kavramlarına çıktığı perçinlenmiştir.”

Bilgi: Düşünce: Dinleme, Konuşma, Yazma

Yazı sistematiği içerisinde önemli olan kavramlar süreç olarak bu bir süreç tabii ki öncelikle dinlemek işitmek düşünmek ardından konuşmak ve yazmak fiilleri eylemleri ile şekillenmektedir. Birlik ve bitik yazıtlarda erken dönemde yer alan terimlerdir. Düşünme eylemi konusunda dinlemek ve ardından konuşmak kritik önemlidir. Dinleme ile ayrıca okuma ile zihinde biriken  düşünceler ardından konuşarak ortaya çıkmaktadır.  Filozoflar konuşma konusuna kitaplarında yer varmışlardır. Aristoteles, Farabi ardından Gazali ve yine Cumhuriyet dönemi filozoflarımız bu konuya önem atfetmiştir.

En önemli olgu akışkanlık olgusudur. zihin akışkandır sürekli bağlantılar kurmaktadır, düşünen insan bağlantılar içerisinde bir insandır, burada bağlantısallık son yıllarda da bilimsel deneylerle tespit edilen bir gerçekliktir. Bağlantısallığı, kesintiye uğramaksızın aktarma anlamında dilimizde kilit bir kavram vardır; düşünce. Düşünce Türkçe bir tabir olmasından ötürü, mekaniği çok net bir şekilde açıklamaktadır akışkanlık mekaniğini. Burada söz konusu olan düşmek fiilidir, düşünce kişinin zihnine düşendir, düşünme eylemi neticesinde zihninize düşünceler düşmekte, üşüşmektedir. Bu düşenleri kaçırmamak, elden kaçırmamak adına en etkili yöntem yazmak değil konuşarak kayda geçirmektir. Konuşlanmak da yine bir yere yerleşmek ve birlikte sohbet etmektir, burada bir etkileşim söz konusudur. Sohbet edecek kişi olmadığı durumda yazıya geçme durumunda siz kendi kendinizle sohbete koyuluyorsunuz ve bunları cep telefonunuza kaydederek kayıt altına alıyorsunuz.

Türk zihninde söz yazıdan değerlidir. İlk yazılı belgemiz olan Tonyukuk yazıtında sürekli söz tabiri kullanılmaktadır, yazıda dile getirilen sözlerdir, konuşmaların aktarılmasıdır bu taşa yazılmış ilk yazılı belgemizde. Kağıda yazılı ilk yazılı belgemiz olan Kutadgu Bilig’de ise yine işitmek, dinlemek ve söz tabiri çok yoğun olarak kullanılmaktadır. Bitik yani yazının kullanımı ise daha kısıtlı sayılardadır. Görüldüğü üzere her iki ilk yazılı belgemizde de asıl olan konuşmalardır.

Erken zamanlarda bilginin oluşması anlamında en önemli etkinlik dinlemek, işitmek yani sözdür. Çünkü ortada yazılı bir belge yoktur kitap yoktur. Dinlemenin etkinliği hiçbir zaman öneminden kaybetmemiştir, siz dinlerken zihniniz hareketlenmektedir, bağlantıları kurmakta, bu durumda, düş ve düşünce ortaya çıkmaktadır.

Akıcılığı sağlayan zihin ve dildir, her ikisi de akışkandır. Yazma eyleminin de yine dil ile konuşarak ilişkilendirilmesi o akıcılığın kesintiye uğramaması anlamında etkileyici bir tekniktir.

Çağımızda artık rekabette önde olmamızı sağlayacak olan hızdır. Hızlı olan kazanmaktadır. Yazmak ise çok yavaş bir eylem olarak gözükmektedir. Yeni tekniklerin, hızlandırıcı tekniklerin uygulanması lazımdır. Önemli olan ise konuşma hızında yazabilmektir. Tabii ki okuma hızının ise konuşma hızından da önemli olması daha hızlı olması lazımdır ülkemizde yetişkin kişilerin okuma hızları dakikada 150-200 sözcük arasındadır. Bu, konuşma yazma işlerinde sıkıntılı bir durumdur. Bu hızla, gerek öğrencilik gerekse çalışma hayatlarımızda dev adımlar atabilmemiz olası değildir. Etkili ve hızlı okuma teknikleri uygulanırsa okuma hızı dört katına çıkarılabilir, yani dakikada yaklaşık 800 sözcük okunabilir.

Önemli olan beyin kapasitesinin zihindekilerin, bağlantısallıkların mümkün olabildiğince eksiksiz yazıya geçirilmesidir. Bu konuda klavye bir engeldir ve konuşmanın yerine ikame edilemez. Hem yazma, hem de düşüncenin yazıya eksiksiz ve kesintisiz aktarılması konusunda yeni tekniklerin teknolojinin, yapay zekanın getirdiği imkanların kullanılması gereklidir. Düşünce, dil ile dilin konuşma fonksiyonu ile hayat bulmaktadır. O halde düşünce ve dil bağlantısı arasına bir bariyer konulmaması gerekmektedir. Dil ve düşünce birbirlerini etkileyen, etkileşim içerisinde bulunan fonksiyonlardır. Dil konuşma ile gerçeklik kazanmakta, düşünceleri açığa çıkarmaktadır. Konuşmak en etkili bir düşünme yöntemidir. Yazmaktan çok daha etkilidir Çünkü zihinsel kapasitenin tamamını ve engelsiz kullanımını mümkün hale getirmektedir. Yazma eyleminde ise dil düşünce bağı kopmakta, düşünce parmaklarla yazıya geçirilmektedir. Dil bir tanedir, parmaklar on tanedir. Fakat on parmak bir dil etmemektedir. On parmağı eşzamanlı yazma eyleminde kullanmak için on parmak daktilo yazı eğitiminin alınması gerekmektedir. Yazarlar ise çoğunlukla iki parmakla yazmaktadırlar on parmakla yazan çok nadirdir.

Nörofelsefe disiplini ile birlikte beynimizin nasıl çalıştığı, nasıl düşündüğümüz konuları önem kazanmaktadır.

Felsefe disiplininin merkezinde düşünürler olmasına karşın neden felsefe disiplini merkezine düşünce olgusunu esas almaktadır. Nasıl düşünüyoruz, düşüncelerimiz nasıl açığa çıkmaktadır neden düşünüyoruz tüm bu süreçler mercek altına alınmaktadır felsefe disiplininde. Bu durumda beyni bir iletişim süreçleri olarak gördüğümüzde o iletişimin nöronlar yoluyla dile nasıl aktarıldığı önem kazanmaktadır, dil ile nöronlar ilişkisi anlamlı hale gelmektedir.

İçinde yaşamakta olduğumuz dijital çağ içinde e-kitap gerçeklik kazandı, cep telefonları gerçeklik kazandı, yapay zeka devreye alındı. Bu durumda gerçek zekanın yani insan beyninin kapasitesinin yazıya dökülmesi konusunda dijital teknolojilerin kullanılması gerekmektedir. Hızlı okuma teknikleri önerilmektedir, fakat hızlı yazma teknikleri henüz gündeme gelmemiştir.  E-kitap var iken neden E-yazı söz konusu değildir bu dijital imkanlar kullanılarak yazma hızı ve yazı içeriği son derece zengin hale gelecektir.

Türkçe internet gurusu Nicholas  Negroponte’nin deyimiyle bilgisayar için hayal bile edilemeyecek düzeyde gelişkin bir dildir. Bu dilin sahipleri olan biz Türkler o zaman yazılım konusunda bilgisayar yazılımları konusunda adım atmamızın gerekliliğinin yanı sıra, bu şaheser dilimiz ile yine bilgisayar teknolojileri kullanılarak hızlı yazılar yazmak, zihnimizin kapasitesini Türkçe dilimizde ortaya koymak ve dünyaya bu konuda örnek olmak, öncülük yapmak bizim misyonumuz olmak gerektir. Türkçe bu konuda bize büyük imkanlar tanımaktadır, çünkü Türkçe konuşulduğu gibi yazılan bir dildir, yeganedir bu konuda. Türkçe dünyanın en zengin ve gezgin bir dilidir ve gezginlik zenginliği de getirmiştir. Gezginlik diğer kültürlerle, diğer insanlarla konuşmayı alışverişte bulunmayı da getirmiştir. Konuşmak, ilminin içerisinde yeralan kol, bir yere oturmak, çökmek anlamındadır.

Düşünürlerimizden Prof. Dr Ali Akar, dilimizi düşünen Türkçe olarak adlandırmış ve bu konuda bir kitap yayınlamıştır. Türkçe dili özellikle hareketleri yakından izleyerek tavşan tabi çıkan, atlamak örneklerinde olduğu gibi nesnenin kendisini değil de hareketi, eylemi esas olarak adlandırma yapmaktadır. Türkçenin kendisi bir felsefedir, hani bize söyledikleri “ya bizde filozof yok” tarzında söylenilenin aksine, dilin kendisi bir felsefedir, o halde bizim özellikle dilimizi korumamız ve sözlü hazine olarak varlığını binlerce yıl boyunca devam ettiren atalar sözleri ile çeşitlenen bu dilimizi işlememiz, felsefi kavramları bu dil çerçevesinde oluşturmamız gerekmektedir. Dilimizde Türkçede düşünce dil bağlantısı son derece güçlüdür. Dilin yapısı itibari ile soyutluklar yani düşünceler dil aracılığı ile hızlı bir şekilde somutlaşmaktadır. Bu durumda zihnimizdeki düşünceleri elimizdeki en güçlü yetkinlik olan düşünen Türkçe ile dilimiz ile konuşarak konuşmayı klavye ile değil de, bir cep telefonu, dijital bir alet ile kayıt altına alarak akan düşünceleri kaybetmemek, zihnimizin dinamizmini yazıya geçirmek önemlidir. Fakat anlaşılmaz bir şekilde Türkler yazı yazmak konusunda sıkıntılıdır, çünkü sözlü kültür esastır, bu durumda sözü yazıya geçirme konusunda, bu yazım tekniğini konuşarak yazım tekniğine ivedilikle noktayı koymamız, edebiyat eserlerinde ve araştırma kitaplarında, düşünce kitaplarında çok daha fazla kültür eserleri ortaya koymamızı sağlayacaktır.  Burada bir engel de, eğitimin test kitaplarına dayalı olmasıdır, şıklarla düşünme söz konusu olamaz, zihin şıklarla düşünmemektedir, bir sorunun cevabı dört şıktan ibaret değildir, sonsuz sayıda cevap söz konusu olabilecektir, imkanlar söz konusu olabilecektir, bunları sadece dört şık ile sınırlamak inanılmaz bir stratejik yanlıştır.

İnsanın süsü — sözdür. Kutadgu Bilig

272
Kişi körki söz ol bu söz ök telim,  yorı edgü sözlüg kişig ög tilim
İnsanın süsü — sözdür; bu söz de çok çeşitlidir; haydi, ey dilim, iyi sözlü insanı öğ.

273
Mesel keldi türkçe muŋar meŋzetür,  anı sözledim men munu yaŋzatur
Buna benzer türkçe bir ata-sözü vardır; işte onu söylüyorum, şöyle der.

274
Ukuş körki til ol bu til körki söz,  kişi körki yüz ol bu yüz körki köz
Akıl süsü — dil, dil süsü — sözdür; insanın süsü — yüz, yüzün süsü — gözdür.

275
Tili birle yalŋuk sözi sözlenür,  sözi yakşı bolsa yüzi suvlanur
İnsan sözünü dili ile söyler; sözü iyi olursa, yüzü parlar.

Dijital çağın aslında Türkçenin çağı olması gerekir. Çünkü Türk dilinin sahip olduğu dijital imkanlar başka hiçbir bir dilde söz konusu değildir bu gerçek Nicholas Negroponte tarafından da dile getirilmiştir. O halde dijitalleşmeye en uygun bir dil olan (çünkü konuştuğu gibi yazılmaktadır) Türkçenin imkanlarının kullanılacağı iki tane büyük alan sözkonusudur, bir yazılım, Türkçe ile yazılım dili oluşturmak geliştirmek, çünkü yazılıma en uygun, bilgisayar yazılımına en uygun dil Türkçedir, ikincisi de hızlı yazma tekniklerini Türkçede uygulamaya başlamak.

Söz konusu yazma tekniği ile zamandan çok büyük bir tasarruf, zihnin ise maksimum kullanımı, zihnin yazıya dönüştürülmesinde maksimum kullanım imkanı ortaya çıkmaktadır. Zaman ve zihin önemli varlık boyutlarıdır. Zamandan tasarruf edip, zihni devreye bütünüyle almak bizlere yazı anlamında büyük imkanlar sunacaktır. Zaman zemin zihin boyutu temel bir üçgendir. Buradaki zemin ise konuşmaktaki yerleşilen, oturulan yer anlamında böylelikle üç boyutlu zaman zihin zihin boyutunda bir faaliyet ortaya konmaktadır, yazının dijital bir şekilde konuşarak yazılması ile birlikte.

Kutadgu Bilig metni

Kutadgu Bilig metni orijinal 

2688 Akar suv teg ol bu tilin edgü söz,  kayuka bu aksa çeçek öndi tüz Dilin söylediği iyi söz ise, akar su gibidir; nereye akarsa, orada çiçek açar.
2695 Belâğat bile hat teŋeşse kalı,  idi edgü til bu bitig söz tili Hattın güzelliği eğer belagat ile de bırleşırse, yazılı söz mükemmel bir ifâde bulmuş olur.
2696 Negü ter eşitgil ıla sır teŋi,  idi edgü yaŋ bu bitig söz yaŋı ila kâtibi ne der, dinle; yazılı söz usûlü mükemmel bir usûldür.
2697 Kamuğ edgü sözler bitigde bolur,  bitinmiş üçün söz unıtmaz kalur Her türlü iyi söz kitaplarda bulunur; yazılmış olan söz unutulmaz, kalır.
2698 Bitimedi erse bitigli bitig,  negü bilgey erdiŋe bu hikmet bilig Yazanlar kitapları yazmamış olsalar idi, bu hikmet ve bilgileri biz nasıl öğrenebilecektik.
2699 Bitip kodmasa erdi bilge bügü,  biziŋde ozakığ kim erdi tigü Alim ve hakimler yazıp bırakmamış olsalardı, bizden evvel gelenlerden kim bahsedebilirdi.
2700 Yok erse bitig bu kişiler ara,  tilin sözke kim bütgey erdi kör e İnsanlar arasında yazı olmasa idi, dille söylenen söze kim inanırdı.

Anadolu Bilgeliği

Anadolu Bilgeliği

İoanna Kuçuradi, Artemis Tapınağında, Herakleitos ve diğer düşünürlerde ortak olan iki özelliğe değiniyor: insan olmaya saygı ve felsefeye dayanan bilgelik.

17 Kasım 2022 tarihinde, Türkiye Felsefe Kurumu ve Selçuk Belediyesinin işbirliğiyle, Efes’te düzenlenen “Herakleitos Günleri” konulu toplantıdan…

 

Turkish Cinema Artists

Savaş bir sanattır

Savaş, komutanın düşünce ve hayalgücü’nün, yarattığı bir sanattır. Komutan çadırına çekilir, tek başına yoğun bir şekilde sessiz ortamda savaşı gözünde canlandırır, bu sanatsal bir faaliyettir bir yaratıdır.

İlk savaş sanatı kitabını yazan Çinli general Sun Tzu, kitabını savaş sanatı olarak adlandırmıştır. Uzakdoğu’da kişisel dövüş teknikleri Martial Arts, savaş sanatları olarak anılmaktadır. Demek ki savaşta ön planda olan yaratıcılıktır, savaş sahnelerini önceden zihinde canlandırabilmektir. Bu ön hazırlık bir sanat faaliyetidir. Sanat her zaman subjektiftir kişiseldir. Burada da komutanın, başkomutanın zihni tasarımı bir sanat olarak zuhur etmektedir. Bu sayede sayıca güçsüz olan kuvvetler savaşı kazanabilmektedir. Türklerin tarihi de buna ilişkin örneklerle dolup taşmaktadır.

Savaşın sanat olarak tanımlanması ilk başta iki aykırı faaliyetin, çelişen faaliyetlerin yanyana gelmesi şeklinde insanları şaşırtabilir, fakat gerçek olan budur. Savaş, stratejik planlama, taktikler ve liderlik gibi belirli becerileri içerdiğinden bir tür sanat faaliyetidir.

Komutanlar sanatçı mıdır?

Birçok kişi, askeri komutanların savaş ve stratejiyi yönlendirme yetenekleri nedeniyle bir tür sanatçı olarak kabul edilebileceğini savunur. Komutanlar, askeri operasyonları planlama, koordinasyon ve yönlendirme konusunda büyük bir beceri ve ustalık gerektiren liderlerdir. Strateji geliştirmek, kaynakları etkili bir şekilde kullanmak ve askeri operasyonları yönlendirmek, bir tür sanatsal yaratıcılık ve zeka gerektirebilir.

Sonuç olarak, “komutanlar sanatçı mıdır?” sorusu bir bakış açısına ve tanımına bağlı olarak değişebilir, ancak birçok insan komutanların stratejik düşünme ve liderlik yetenekleri nedeniyle bu şekilde düşünebilir.

Savaş, sanatın konusunu oluşturan büyük bir alandır; belki de sanatın konusu olarak aşktan, sevgiden, inanç dünyasından sonra savaşın işlenişi gelir. Romanların, şiirlerin, destanların konusudur savaş.

Savaş, hayatın yaşam ve ölüm sahnelerini içinde barındırmaktadır. Savaş ve sanat faaliyetleri her iki faaliyet de insanlığın en başından bu yana eşzamanlı olarak var olmuşlardır her iki olgu da hayatın içindedir ve bir süreden sonra da iç içe geçmişlerdir.

Savaşçı

Doğan Cüceloğlu, Savaşçı kitabında hayatın bir savaş ve sanat olduğunu değerlendirmektedir. Zen savaş sanatı kitabı da ayrıca Uzakdoğu’da savaşın hayatın bir savaş sanatı olarak algılanması konusunda önemli bir kaynaktır. Savaş albatros kuşunun uçuşu gibi bir harekettir. Albatros kuşu uçmadığı zaman böyle süklüm püklüm sönük bir görüntü sergilemektedir, fakat uçuşa geçtiği anda heybetli bir görünüm arz etmektedir, işte savaş ta budur. Savaş zihinsel bir tasarımdır nerede bir ileri iki geri atılacak bunlar hep savaş esnasında belli olmaktadır savaş yaratıcılık gerektirmektedir ve ondan ötürü yaratıcılık olmadan sanat mümkün değildir. Özellikle uzak doğu felsefesinde hayat bir savaş ve dolayısıyla bir yaşama sanatı olarak algılanmaktadır. Sanat üretim ve yaratıcılıktır, eser vermektir. Eser verilmez ise çürüme olur. Sanatkarlık ise bir eserin en iyisini yapmaya çalışmaktır. Az zayiat çok kazanım. Savaş da ondan ötürü sanattır. (Adnan Şur)

images.jpg

Savaşçı adlı eseriyle yazar, insanın yaşamdaki zorluklara karşı kendini oluşturma mücadelesini ele alıyor. Cüceloğlu, kitabın başında oluşturduğu “savaşçı” tanımında, güçlü bir insan olmanın gerekliliklerini sanatsal bir üslupla listeliyor. Devamında ise bu yolculuğu diyalog şeklinde ele alarak etraflıca açıklıyor.

Savaşa neden sanat deniyor?

“Sanat olarak savaş” veya “savaş sanatı” terimi genellikle savaşın stratejik ve taktiksel yönlerini tanımlamak için kullanılır. Bu, savaşı romantikleştirmek veya yüceltmek anlamına gelmiyor; daha ziyade askeri operasyonların planlanması ve yürütülmesindeki karmaşıklığı ve beceriyi vurgulamak anlamına geliyor. Sun Tzu‘nun eski metni “Savaş Sanatı”, savaşın stratejik ilkelerini araştıran klasik bir örnektir. Modern bağlamlarda askeri liderler ve stratejistler, çatışmalarda planlamanın, stratejinin ve uyarlanabilirliğin önemini vurgulamak için bu terimi kullanmaya devam ediyorlar. Ancak savaşın aynı zamanda yıkıcı sonuçlara da yol açtığını ve “sanat” teriminin, savaşın neden olabileceği insani acıları azaltmaması gerektiğini unutmamak çok önemlidir.

Sun Tzu’nun Savaş Sanatı’nın ana fikri nedir?

Savaş Sanatı’nın önermesi, diplomasi yoluyla savaştan kaçınılması gerektiğidir. Kaçınılması mümkün değilse, hasarı ve kaynak israfını en aza indirmek için stratejik ve psikolojik olarak mücadele edilmelidir. Savaş yalnızca son çare olmalıdır ve savaşa girmek zaten bir tür yenilgiyi kabul etmektir.

Genel olarak, “Savaş Sanatı” rekabetin, çatışmanın ve stratejinin doğasına dair içgörüler sunan, onu savaşın ötesinde yaşamın çeşitli yönleriyle alakalı kılan eskimeyen ve çok yönlü bir çalışmadır.

Savaş, özellikle ölüm ve yaşam iç içe olduğu için ve yoğun olarak ruhlar bu dünyadan göçtüğü için ve bu da gönüllü ve şuurlu olduğu için büyük ölçüde fizik dünya ile metafizik dünyanın bir manada iç içe geçtiği kesiştiği bir alandır boyuttur dolayısıyla savaşta rasyonel aklın tek başına değerlendirmeye alamayacağı psişik ötesi metapsişik ve metafizik zuhuratlar söz konusu olmaktadır, bu manada da bunlara hükmedebilmek, gözlem, ölçme ve deneye dayalı bilimlerin yanında-dışında bu sürece kendisi de doğrudan dahil olarak içsel olarak içselleştirerek, dahil olarak liderlik eden kişilerin icra edeceği bir sanat olmaktadır. (Celal Tahir)

Savaş Sanatı tanımındaki Sanat tabiri ile kastedilen nedir? Savaş ile sanat neden yanyana getirilmiştir? Harekât planı yapmak. Harekât planındaki kurgu ve ahenk. Harekât alanının bir tablo gibi kullanımı (Çağrı Özkan)

Sun Tzu yaklaşık 2500 yıl önce yazdığı Savaş Sanatı kitabıyla askeri stratejistleri hala yönlendirebilmektedir. En önemli söylemi: düşmanını, kendini ve muharebe ortamını bilmenin savaşı ne derece etkileyeceğidir. Bunun hepsini bilen her savaşı kazanır. Kısmen bilen bazen kazanır bazen kaybeder demektedir. Savaşta stratejiler hem basit hem de beklenmedik olmalıdır. Seçilen stratejinin uygulanabilirliği iyi değerlendirilmelidir. Yoksa tarihte karların içinde donarak ölen yüzbinlerce asker çok iyi seçilmiş bir stratejik harekatın içinde son nefeslerini verebilmektedir. Veya lojistik hatlarının uzaması, destek sürelerinin uzamasına askerin mermisiz ve aç kalmasına sebep olabilmektedir.

Almanların Rusya topraklarında, Yunanlıların Anadolu topraklarında ilerlerken lojistik desteğin sürdürülememesi buna örnektir. Ayrıca Savaş, bir orkestrasyon gerektirir. Birlikler planlanan yer ve zamanda darbeyi vurmalıdır. Bir orkestrada kemanin geç kalması nasıl rahatsızlık yaratırsa, topçunun veya tankçının zamanında darbe indirmemesi düşmanın toparlanmasına zaman bırakabilir. Bu nedenle sanat benzetmesi yerini bulmaktadır. Bu strateji iş hayatı, aile, kişisel gelişim gibi konularda da insanları halen desteklemektedir. (Dr. Ömer Murat Albay)

Savaş donanımı, taktikleri, teknikleri ve uygulanma tarzları bakımından sanattır!
Oğuz Han‘ın Kao-ti’yi yenmek için ıslıklı ok icad edip bir kaçış kurnazlığı ile uçurumun kıyısında atlarının renkleriyle kurduğu dört tugayına (40 bin atlı) baskın yaptırıp 220 bin savaşçısı olan Çin ordusunu yok etmesi gibi! Sun Tzu’ nun “Savaş Sanatı-Art of War” kitabını da okuyunuz. O da bu ünlü kitabını Oğuz Han (Mao Tun) ve Türk akıncılarının savaşlarından çıkardığı derslerle yazmıştır. Akademide Askeri Tarih, Strateji ve Harp Tarihi hocası iken Sun Tzu‘yu okutur ve sınav yapardım. Savaşın sanat yönünü bilmeyen ve kanıksamayan Kurmay Subay ufuksuz olur! Planları bir işe yaramaz! Büyük Taarruz’da Atatürk‘ün bu gibi komutanların önerilerini reddedip büyük risk alması gibi! Dumlupınar’da Oğuz Han, Alparslan var! (Doç Dr Necati Ulunay Ucuzsatar)

Masal kitapları, Yücel Feyzioğlu

Levent Ağaoğlu – Yücel Feyzioğlu
Almanlar birliğini Grimm masallarıyla kurmuşlar. Bulgarlar ile Yunanistan kendi masallarını anlata anlata Osmanlılardan kurtulmuş. Cezayir Toraman masallarıyla Fransızları dövüp kovmuş. Bu bizimki de 50-100 yıl sonra mutlaka etkisini gösterecektir.
Aileler ve öğretmenler için masalların psikolojik işlevlerini anlatan bir dizi yazı yayınlanabilir.

1972 yılında Almanca öğrenirken öğretmen şunu söylemişti: 1800 yıllarında çatışmalı politik atmosferle parça bölük olan ve Napolyon işgaline uğramış Almanya hep enerji kaybederken Grimm Kardeş masalları yardımıyla milli birliğini kurup uyumlu yürüyüşünü tamamlamış bir ülkedir, (Prof. Bruno Bettelheim “Kinder brauchen Märchen” adlı kitabında bu olay anlatılır). Bu benim çok ilgimi çekmişti. Sonra araştırmıştım:

Yunanistan ve Bulgaristan da kendi ulusal masallarını yaygınlaştırarak Osmanlı idaresine karşı bağımsızlık elde etmişlerdi, Cezayir Karagöz’ü yaygınlaştırıp Toraman masallarını çok etkili kullanarak Fransızları ülkelerinden çıkarmayı başarmış ve bağımsızlık kazanmışlardı, (Mark Azadovski, “Sibirya’dan Bir Masal Anası” T.C. Kültür Bak. y.) Böyle örnek çok.

Bu örnekler beni çok  etkilemişti. 1974 yılında başlayarak Balkanlar’dan Sibirya Türklerine, Yakutistan’dan Uygurlara ve Kafkasya’dan Toros dağlarına kadar bütün Türk yurtlarından yüz kadar bilim insanı, âşık ve masalcının desteği ile masallarımızın en etkililerini derlemeye giriştim, tasnif ettim. Günümüz psikolojisini dikkate alarak onlara yeniden çalışıp 32 kitapta “Kardeş Masallar Dizisi” başlığı altında yayımladım, (Doğu Batı Yayınları).

Sayısı 268 olan Grimm Kardeş masallarını Alman devleti 163 dile çevirterek dünya çocuklarını kendi kültürüyle eğitti, kendisine sempatizan yaptı. Bu gençlere Goethe Enstitüsünde ya da Almanya’ya davet edip dil öğretti. Geri dönen her genç ülkesinde Alman sanayisinin yetkili temsilcisi oldu, Alman kültür ve edebiyatının çevirmeni oldu. Çok kısa sürede Alman ekonomisi büyüdü, patladı, yazarları dünyaya yayıldı. Bunu sadece 268 masalla başardılar. Oysa benim yayımladığım masal ve efsane sayısı 648. Buna rağmen bütün Türk dünyasında çocuklarımız Rus, Çin, Fars, bizde de %80’e yakın bir oranla Batı masallarıyla büyütülüyorlar. Bu çocuklarımız nasıl milli kimlik edinecek, kültürüne nasıl sahip çıkacaktır?

https://www.blogger.com/blog/post/edit/7761205986968256473/8943591866605469013

https://www.dogubati.com/yucel-feyzioglu

Yücel Feyzioğlu

HİT Ülkeler hangileridir?

Güceratça veya Gujrati dili, Hint-İran dil ailesine ait bir dildir. Bu dil, özellikle Hindistan’ın Gujarat eyaletinde ve diğer bölgelerde konuşulur. Güceratça’nın kökeni Sanskritçe’ye dayanır, ancak Hint-İran dil ailesinin etkilerini de taşır. Bu nedenle Güceratça, Sanskritçe, Hintçe ve diğer yerel Hint dillerinin etkilerini içeren bir sentezdir.

HİT olmak güzel. Verimli Üçgen

  • Hindistan.
  • İran.
  • Türkiye/Türkistan

Urduca dili Hintçe Türkçe Arapça Farsça dillerinin bir sentezi. Hindistan ve Pakistan‘la konuşuluyor. Dört köseli bir karışım diyelim. Urduca Arap harfleri ile yazılıyor fakat yazıya ihtiyaç olmaz konuşma dili yeterlidir. Aslında Türkçede de Arapça, Farsça kelimeler var deniliyor, ama eksik söyleniyor, yazıtlar çağından başlayarak Türkçenin içine Hintçe Sanksritçe kelimeler de girmiş.

Türkçe HİT bir dil aslında.

İlk Türk yazıtı olan Bugut yazıtının 3 tarafı Soğutça (İrani dil) bir tarafı Sanksritçedir. Bu etkileşimi ilerletmeliyiz.

Cemil Meriç’in Hindistan’ı anlattığı “Bir Dünya’nın Eşiğinde” kitabında Alman felsefesinin kendisini Hintli felsefeciler ile keşfettiğine dair müthiş satırlar var.

Those who are Rind in Hind

Melodies from Mahatma Gandhi’s Gujarat. Turkish words of Persian origin, Persian tones in music. The interconnectedness of the lands of Turkestan, Hindustan and Iran of the Lost Enlightenment. More than a thousand years of Turkish culture and art in Hindustan and Iran.
 
India is an ocean, but isn’t it Turkish? The term ocean, named after Talay, first appeared in the Bilge Tonyukuk inscription, and later appeared with the Buddhist priest and statesman Dalai Lama, revealing the richness of common life of the Indian and Turkish worlds in the vastness and depth of the oceans.
 

In short; Indian fabric is not rare, those who seek will find it, India is not poor, it contains incredible riches. Let us navigate and travel in the Indian continent as our ancestors have done since Khwarazmî, Birûnî and Seydi Ali Reis.

 
Uzbek Turk Biruni. The first Indologist.

The first philosophy was practiced orally in India for a thousand years, in times when there was no writing. Indian philosophy also invented zero, and the one who applied it to mathematical operations was Uzbek Türkü Harezmi (Charisma: Algorithm). This synthesis must continue.

Hind cannot be without poetry, for those who are Rind.

In Hindi and in Turk

Knowledge is in China,
the scholar is in India,
in the poor,
in his brain,
in his mind, in his mind

in Turkey
With its engagement on its forehead
Pains,homes,

Skies, Migrations

Ordu, Ordos, Urdu
Warriors Army Scholars
Dormitory

Indians, Incas,
Aztecs, Huns,
Tujues, Uyghurs,
Hinds, Tochars,
Pashtuns, Baluchs,

Sakas, Aryans
Aryas, Pariahs,
Haricans, Canlar
Gypsies

All Dears
Greater Asia,
Minor Asia
White America
Black Africa

Sari Hindustan
Gök Turkestan
Long ago, before Christ

Ancestors

Its fabric is from India,
its belt is from Turks
from Çatalhöyük,
Mohanjara
Indus, Kızılırmak.

26 October 2019

Levent Ağaoğlu

Hind’de Rind olanlar

Mahatma Gandi’nin Gücerat’ından ezgiler. Farsça kökenli Türkçe kelimeler, müzikte Fars tınıları. Kayıp Aydınlanma’nın Türkistan, Hindustan, İran diyarlarının içiçeliği. Hindustan’da, İran’da bin yılı aşkın Türk kültürü, sanatı.
Hint bir okyanustur da Türk değil midir? İlk kez Bilge Tonyukuk yazıtında karşımıza çıkan Talay ile adlandırılan okyanus tabiri daha sonra Budist rahip ve devlet adamı Dalai Lama ile kendini göstererek, okyanuslar enginliğindeki ve derinliğindeki Hint ve Türk dünyalarının ortak yaşam zenginliğini ortaya sermektedir.

Hâsılı; Hint kumaşı bulunmaz değildir, arayan bulacaktır, Hint fakir de değildir, inanılmaz zenginlikleri barındırmaktadır. Harezmî, Bîrûnî ve Seydi Ali Reis’den bu yana atalarımızın yaptığı gibi Hint kıtasında seyrüsefer ve seyyah edelim.

Özbek Türkü Biruni. İlk Hindolog.

İlk felsefe yazının olmadığı devirlerde bin yıl boyunca Hindistan’da sözlü olarak yapılmıştır. Sıfırı da icat eden Hint felsefesi, matematik işlemlere uygulayan da Özbek Türkü Harezmi’dir (Karizma: Algoritma). Bu sentezin devam etmesi lazımdır.

Şiir’siz olmaz Hind, Rind olanlara.

Hindinde Türkünde

İlim Çin’de
Âlim Hind’de
Fakirde
Beyninde
Zihninde
İndinde

Hindinde
Türkünde
Nişânesi Alnında
Acılar, sılalar
Gökler, Göçler

Ordu, Ordos, Urdu
Savaşçılar Ordusu
Âlimler Yurdu

Kızılderililer, İnka’lar,
Aztekler, Hunlar,
Tujue’ler, Uygurlar
Hind’ler, Toharlar,
Peştunlar, Beluçlar,

Sakalar, Ari’ler
Arya’lar, Parya’lar,
Haricanlar, Canlar
Çingeneler

Hepsi Canlar
Büyük Asya,
Küçük Asya
Beyaz Amerika
Siyah Afrika

Sari Hindustan
Gök Türkistan
Hayli önceleri Milattan
Atam, Atan

Kumaşı Hind’den
Kuşağı Türk’ten
Çatalhöyük’ten,
Mohanjara’dan
İndus’tan, Kızılırmak’tan

26 Ekim 2019

Levent Ağaoğlu