Home Blog Page 129

Scenes of Life from Turkey 5

Fandi Clan in Albania and Kosovo

Considering that the Fandi who immigrated to Kosovo were not exclusively members of that bayrak but also often belonged to other bayraks of the Mirdite region, it is appropriate to add some remarks about the origins of the Mirdites, as they also touch the region of Gjakova.

Ahmed Cevdet Paşa,13 for instance, records that the Mirdites originally did not live in the area as it is known today, but settled in the region of Gjakova.14

According to him, they were allocated land by a firman of the Sultan in the years 1436–7 in the area between the rivers Fani i Vogël (“Little Fani”) and Fani i Madh (“Big Fani”), since this region was empty after Skanderbeg had fled the territory.15

It also should be kept in mind that until the early seventeenth century, the region of what is today Mirdita was called Dukagjin16 (and belonged to the sancak of the same name),17 which also comprised the possessions of the Dukagjin family extending to Western and Central Kosovo.18

Furthermore, there is also a theory, raised by several scholars, about a connection between Bogumils and Fandi.19

Notes:

12 Within the Mirdite clan, only the bayraks of Oroshi, Kushneni and Spaçi were considered to be related by blood. Probably not until the first half of the nineteenth century did Dibri and Fandi become part of the Mirdite clan, which explains that intermarriage between these two groups was allowed. P. Bartl, “Die Mirditen”, p. 28; P. Bartl, Die albanischen Muslime zur Zeit der nationalen Unabhängigkeitsbewegung (1878–1912), Wiesbaden, Otto Harrassowitz, 1968, p. 48; Seiner, p. 114. Cevdet Pascha writes that the bayraks of Fandi and Dibri belonged to Mirdita “through relationship by marriage and vicinity” and were regarded as Mirdites, but contrary to the latter they could intermarry with the other Mirdite clans, see H.-J. Kornrumpf, “Ahmed Cevdet Paşa”, pp. 115–16.

13 1822–1895, Ottoman writer and statesman, who led a commission of enquiry about the situation in Northern Albania and the Montenegrin border in 1861. 14 This is also mentioned by the French Consul Alexandre Degrand, see A. Degrand, Souvenirs de la Haute-Albanie, Paris, H. Welter, 1901, p. 149.

15 Cavid M. Baysun, Cevdet Paşa: Tezâkir. Yayınlayan Cavid Baysun, Ankara, Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1986, No 18, p. 198. Quoted from M. Reinkowski, Notes 311 Die Dinge der Ordnung, p. 117. For the German translation see H.-J. Kornrumpf, “Ahmed Cevdet Paşa”, p. 116.

16 P. P. Doçi, “Gjendja ekonomike-shoqërore e Mirditës”, p. 63; P. Bartl, “Die Mirditen”, p. 30. 17 H.-J. Kornrumpf, “Ahmed Cevdet Paşa”, p. 115. After the dissolution of the sancak, the Mirdita-region was incorporated into the sancak of Shkodra.

18 For the Mirdites in general, and in particular the question of the name of Mirdita and its origin of usage, see M. Reinkowski, Die Dinge der Ordnung, pp. 115–41; P. Bartl, “Die Mirditen”; A. Degrand, Souvenirs, pp. 147–49. About different versions of oral tradition concerning the origins of the Mirdites, see H. Hecquard, Histoire et description, pp. 232–34; M. Reinkowski, Die Dinge der Ordnung, pp. 121, 126–27; H.-J. Kornrumpf, “Ahmed Cevdet Paşa”, p. 116.

19 Stefan Mladenov mentions that Albanian Bogumils who converted to Catholicism were called “Funda”. He notes this in the context of discussing the Pomaks in Macedonia that were pejoratively called Torbeši, earlier the name for Bogumils, who were carrying a sack for begging (torba = sack, bag). In Greek the Bogumils were called fundaíte (funda = torba). See Stefan Mladenov, “Bemerkungen über die Albaner und das Albanische in Nordmakedonien und Altserbien”, in BalkanArchiv, Leipzig, 1 (1925), pp. 43–70, here p. 53. P. Bartl takes up this approach and connects Funda with the Fandi. He refers to remarks of the albanologist Martin Camaj who believed that the Fandi did not have the same descent as the Mirdites, but, according to their own oral tradition, originally came from Ohrid, where – as Bartl points out – the existence of Bogumils is attested. See P. Bartl, Die albanischen Muslime, pp. 29–30. Moreover, taking into account that the Austro-Hungarian Consul, Theodor Ippen, named this bayrak “Fonda”, see Theodor Anton von Ippen, Die Gebirge des nordwestlichen Albaniens, Wien, Lechner, 1908, p. 44. This makes a connection between Fandi and Bogumils according to Bartl even more probable. Another argument put forward by Bartl concerns the sect “Phoundagiagits” from the Byzantine Empire, which presumably was closely connected to the Bogumils or even was identical with them. Bartl, Die albanischen Muslime, p. 30. He also notes that some scholars connect the name of the “Phoundagiagiten” with Greek/Latin “funda” – φούνδα = sack, bag, see Martin Jugie, “Phoundagiagites et Bogomiles”, in Echos d’Orient, Bukarest, 12 (1909), pp. 257–62; Gerhard Ficker, Die Phundagiagiten: Ein Beitrag zur Ketzergeschichte des byzantinischen Mittelalters, Leipzig, Barth, 1908. Nevertheless, due to the lack of sources, this remains a hypothesis up to now.

Source. CATHOLIC ALBANIAN WARRIORS FOR THE SULTAN IN LATE OTTOMAN KOSOVO: THE FANDİ AS A SOCIOPROFESSIONAL GROUP AND THEIR IDENTITY PATTERNS*

 

Eva Anne Frantz

 

“Türkiye Cumhuriyeti kaliteli bir cumhuriyettir”

Prof. Dr. İlber Ortaylı: Bu memleket öyle bazılarının tekrarladığı gibi son 20 senenin, falanca partinin, filanca ideolojinin eseri değil

Prof. Dr. İlber Ortaylı: Bu memleket öyle bazılarının tekrarladığı gibi son 20 senenin, falanca partinin, filanca ideolojinin eseri değil© T24

Prof. Dr. İlber Ortaylı, “Türkiye büyük bir memleket oldu. Bu memleket öyle bazılarının tekrarladığı gibi son 20 senenin, yok falanca partinin, filanca ideolojinin eseri falan değil. Bu, Türk Milleti’nin, Türk tarihinin kendine ait bir yoludur. O yolu izlemiş ve buraya gelmiştir. Bunun temel müesseseleri vardır. Temel müesseselere saygı duymayı öğrenmek zorundasınız” dedi.

Ortaylı, şu ifadeleri kullandı:

“Türkiye büyük bir memleket oldu. Bu memleket öyle bazılarının tekrarladığı gibi son 20 senenin yok falanca partinin, filanca ideolojinin eseri falan değil. Bu, Türk Milleti’nin, Türk tarihinin kendine ait bir yoludur. O yolu izlemiş ve buraya gelmiştir. Bunun temel müesseseleri vardır. Temel müesseselere saygı duymayı öğrenmek zorundasınız.

Birincisi ordudur. Türkler bildiğimiz çağdan beri devletler kurdular bu devletlerin bir sürüsü Türklerin olmayan memleketlerde kuruldu. İran’da, Afganistan’da; Orta Asya bir zamanlar İranlılarındı.

Buraya geldiler. Burada değişti durum. Aşiretler ve kalabalıklar buralara geldiler ve dağlara bile yerleştiler. Dağlara, Yunan Roma devrinde kimse oturmaz. Bizim Türkler, aşiretler oturdular. Onun için bu memleketin adını Türk koydular. Biz koymadık. Yani biz buraya Türkiye falan demedik. İsim onlar taktılar. Çünkü dağ taş Türkçe dolu Türkçeyle anlaşıyorlar. O bakımdan böyle oldu.

Burası askeri bir devlet. Orduda her zaman Türkçe konuşuldu. Başka yerde Türkçe bu kadar iyi yaşamadı. Orduda yaşadı. Onun için bu çok önemli bir müessesedir. Türkler için devlet önemlidir. Devlet uhrevi bir müessesedir. Ne olduğunu izah etmek çok zordur.

“Devlet bizi bir arada tutan en önemli unsur”

Devlet, Türklerin hayatında çok önemli bir unsurdur. Devlet, hükümetlerin bugünkü partilerin üstünde bir kavramdır. Devletin uhrevi bir tarafı vardır. Bunu Cevdet Paşa, merhum; söyler yani Türkiye’de devlet teşkilatının kuruluşu bir kelam eseridir der bağlar. Hiçbir zaman devlet üzerindeki oluşum teorileri bundan daha iyi değildir. İki kere iki dört gibi şeyler değildir. Fizik kimyanın izahı gibi değildir. Onun için bu kelimenin manası da belli değildir. Yani Arapça ama ne anlamaya geliyor etimolojik olarak belli değil.

“Doğu dünyasında devlet olan tek yer burasıdır”

Bütün Doğu dünyasında devlet olan tek devlette burasıdır. Güneyimizde insanların orduları yok. Kendilerini savunamıyorlar. Çeteyle, gerilla harbiyle çok şey yapamazsın. Bunu da yapamıyorlar. Suriye’nin halini görüyorsunuz. Dün kurulan ordularla harp yaparsan gaddar olursun. Ordunun da kendine göre bir nizamı vardır. Bir ordu eğer ananesi kuvvetli bir orduysa bir memleketin içeresine girip istila ettiği vakit efendi gibi girer, kime ne yapacağını bilir, ona göre hareket eder ve orada adalet gelir o orduyla.

Dünyadaki büyük devletlerin küçük devletlerden farkı budur. Mesela Yunanistan ordusu küçük Asya’ya girerse rezalet çıkarır. Ama İngiliz girerse o kadar olmaz. Tahammül edilir. Fakat büyüklerin içinde de Alman ordusu girerse orada felaket olur. Çünkü Almanlar devlet ananeleri zayıf bir memlekettir. Teşkilat başka bir şey hatta iyi bürokrasi kurmak da başka bir şey. Devlet ve millet ananesi zayıf bir topluluktur. Onun için gaddar olurlar. Yani devlet haysiyetleri zayıf olur. Onun için büyük diplomatları da çıkmaz. Türklerin diplomatı çıkar her zaman.

“Türkiye Cumhuriyeti kaliteli bir cumhuriyettir”

Türkiye Cumhuriyeti kaliteli bir Cumhuriyet olarak çıkmıştır. Yoksa cumhuriyet olmakla adam olunmuyor. Onu size söyleyeyim dünya Cumhuriyet dolu, bir sürü muz cumhuriyeti var. Yani cumhuriyet sınıfında bir üst sınıfa giren insanlar var, toplumlar var. Altına düşenler var. Bu çok önemli bir şeydir. Bu milletler de düşer medeniyetleri olmasına rağmen. Mesela harptan evvel bir devletti, bir kalitesi vardır. Cumhuriyet olduktan sonra; nüfus artışıydı, şuydu buydu, savaş durumuydu düştü aşağıya, çünkü kaldıramıyor. Arjantin zenginleşen bir devletti bugün hiç de öyle değil, üçüncü dünya özellikleri gösteriyor.

Türkiye bunların içinde üstte kalanlardan, bu çok önemli. Böyle devletler var. Mesela ikinci cihan harbinden sonra fakir olduğu halde üstte kalmayı bilen var, Kore Cumhuriyeti gibi. Üstte kalmayı bilen hükümetler var Hindistan gibi mesela. Bunların yapıları değişik çünkü. Bu çok fevkalade önemli bir unsur.” (ANKA)

Lao Tzu and Water

Lao Tzu and Water. Lao Tzu and Water. Lao Tzu and Water.Lao Tzu and Water.

In the Tao teaching, if a person lives according to the law of nature, his life will pass in peace, balance and harmony with the environment. This is the life principle of the Tao teaching. The most striking metaphor of Tao teaching is “water”. Alan Watts emphasized this metaphor by calling his book on the subject “Stream Road” (Watts, 1975). Everything should be like a stream.
Water does not neglect the slightest height or pit. It swells over one, jumps over a rock, fills a pit. These are his nature, character, or features of his existence. Lao Tzu brings examples from the daily life of man to illustrate the Tao way. The stream is the symbol of Tao. It is like a woman. It is like a child. It looks weak, but it is water that carves the rock.
The water metaphor teaches humility. Everything seems to happen spontaneously in nature. A good master is the easiest to do his job without difficulty. For him, simplicity is the biggest feature. A person with a clean heart is not cunning. He does not think about the profit of his work. It is not egoistic. He has not lost his balance because of his ambitions.
The people do not even know of the existence of a ruler living according to Tao teachings. It is the opposite of the power image in world history. Emptying the highest success does not prevent it from being a success. The Void implies the existence of a potential in Tao teaching, that a potential is not finished. The full one has no other opportunity left.
 
Tao Te Ching

Chapter Eight

  • A person of great virtue is like the flowing water.
  • Water benefits all things and contends not with them.
  • It puts itself in a place that no one wishes to be and thus is closest to Tao.
  • A virtuous person is like water which adapts itself to the perfect place.
  • His mind is like the deep water that is calm and peaceful.
  • His heart is kind like water that benefits all.
  • His words are sincere like the constant flow of water.
  • His governing is natural without desire which is like the softness of water that penetrates through hard rocks.
  • His work is of talent like the free flow of water.
  • His movement is of right timing like water that flows smoothly.
  • A virtuous person never forces his way and hence will not make faults.

Chapter Nine

  • Those who overly pride wealth is like the overflowing water which shall cause damages. It is
  • better to restrain early.
  • Those who are not content with fame is like polishing the edge of a knife.
  • The sharper it gets, the easier it is to break.
  • Wealth and treasures are but illusions that one cannot possess.
  • Those who are arrogant of their wealth and fame shall invite blame upon oneself.
  • The nature Tao teaches one to retreat after one’s success and not to hold on to the credit.

Chapter Fifteen

  • The ancient Tao cultivators were subtle and mysterious.
  • They were of immeasurable profundity.
  • Because they were too subtle to be known, so reluctantly they were being described as follow:
  • Harmonized, like the turbid water.
  • How can one turn the turbid water into clarity?

Chapter Thirty-six

  • This is known as the enlightened nature that is subtle yet profound.
  • Gentleness overcomes strength, and the weak overcomes the strong.
  • Just as fish live in deep water and cannot survive after being taken out of the depths.
  • And the powerful weapons of a country should not be displayed,
  • Just like one’s true nature cannot be revealed to be seen.

Chapter Seventy-eight

  • There is nothing in this world that is softer and weaker than water.
  • Even those that can conquer the strong and hard,
  • Are still not superior than water.
  • Nothing can substitute it.
  • Hence, what is soft can overcome the strong.
  • What is gentle can overcome the strength.
  • This is known by the world.
  • However, people cannot put it into practice.
  • Therefore, the saint said as follow:
  • He who can take the disgrace of a nation,
  • Is said to be the master of the nation.
  • He who can bear the misfortune of a nation,
  • Is said to be the ruler of the world.
  • Truthful words may seem to be the reverse of worldly practices.

Koca Balkan. Şen Rumeli

Bulgaristan Türkleri, Metin Edirneli

 

Kayıp Türkler

Kayıp Türkler. Kayıp Türkler. Kayıp Türkler. Kayıp Türkler. Kayıp Türkler. Kayıp Türkler. Kayıp Türkler. Kayıp Türkler.

Sevgili dostlar bugün 28 Kasım 2021 pazar bulutlu bir İstanbul günü sizlerle kayıp Türkler konusunu konuşacağız. Kayıp edilmişliğin altında yatan temel gerçek Türklere başkaları tarafından empoze edilen ideolojilerdir. Türk İslam sentezi ideolojisi, İslam dışındaki dinlerde olan Türkleri yok saymaktadır.
Peçenek soylu Karamanlılar Kurtuluş Savaşı neticesinde Ortodoks oldukları için Yunanistan’a gönderilmiştir. Demirel’in 1990lı yılların ortalarında ziyaret ettiği Gagavuzlar Moldova’da kendi idari birimlerine sahiptirler. Ortodoks oldukları için yok sayılmışlardır.
Macarlar Katolikleşmiş Türklerdir ve Turancılığın ilk savunucularındandır Macar düşünürler. Yeni yeni bir birlik, birliktelik oluşmaya başlamıştır. Balkanlar’daki Türkler Bizans tarafından Ortodokslaştırılmışlardır ve Bulgarlar Bulgar Türkleri de aynı şekilde Bizans tarafından Ortodoks yapılmıştır. Bugün eski Yugoslavya cumhuriyeti içerisinde Hunlar, Avarlar, Romanya’da Sekeller daha nice gruplar Ortodoks Türk soylarıdır.
Kayıp Türklerin, Museviliklerinden kayıp olanları ise Hazar imparatorluğundan artakalan Ukrayna’daki ve yine Polonya ve Litvanya‘daki Karaylar aklımıza gelmektedir, yine Türkiye’den İsrail’e giden Museviler de bu kapsam içerisindedirler.
Bize ideoloji dayatanlar Anglosaksonlar ve Ruslar ise kendileri birlik içerisindedirler Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği ve Sovyetler Birliği, hep aynı birlik anlayışı ve bu anlayış çerçevesinde Amerika’da Yahudiler bütün ekonomiyi ellerinde tutmaktadırlar. İsrail’deki Yahudiliğin üçte biri Rusya’dan gitme Yahudilerdir ve Rusya devleti ile yakın temastadırlar.
Netice olarak dil üzerinden bir ortaklaşalık olan milliyet duygusu, din üzerinden tarikatlar ve mezhepler vasıtasıyla parçalanmış durumdadır, o açıdan din ve dil birlikte bir sentez oluşturmamaktadır, tam tersine bir ayrılık  oluşturmaktadır, bu ayrılığın giderilmesi ve Türk milliyeti üzerinden bir kimliğin dil bazlı olarak tüm dünyada bir birliktelik unsuru meydana getirmesi önem taşımaktadır.
Bu şekilde 58 ülkede konuşulan Türk dili üzerinden çok daha geniş topluluklara ve nüfuslara ulaşılabilecektir
AVRUPA
  1. Peçenekler Karamanlılar Ortodoks Yunanistan
  2. Hunlar Hungary Katolik
  3. Avarlar. Bulgarlar. Sekeler. Doğu Avrupa. Balkanlar.
  4. Kumanlar
  5. Kıpçaklar
  6. Karaylar Yahudi Ukrayna Polonya Litvanya İsrail
ASYA
  1. İran
  2. Memluklar Koptikler Kıpçaklar Mısır
  3. Sarı Uygurlar
  4. Salarlar Çin
  5. Sakalar Rusya
  6. Dravitler Tamiller Hindistan
Asya’daki kayıtlara baktığımızda ilk aklımıza gelen 16. yüzyılda Osmanlı Safevi Savaşları da Anadolu’dan İran’a göç eden Alevilerdi ve Safevi devleti 16 Türk devleti arasında sayılmamaktadır. Ardından da yine Turgut Özal tarafından İran’daki Alevi Türkleri Azerbaycan’daki Alevi Türkleri için “onlar bizden değil” şeklinde bir dışlanma söz konusu olmuştu. Bu bakış açısı dünyadaki Türklük olgusunu dar bir çerçeveye hapsetmektedir. Sadece İslam içersine değil, İslam içerisinde bir mezhebin içerisine hapsetmektedir. Aynı şekilde Irak’taki Şii Türkmenlere karşı da böyle bir bakış açısı sözkonusudur.
Asya kıtasında ise Çin içerisinde Uygurların yanı sıra Türkmen Salarlar, akraba topluluk olarak Tunguzlar ve MançularBudist Türkler olarak sana Uygurlar da yine kayıp Türklerdir.
Rusya içlerine baktığımızda işte karşımıza Şaman Türkler alan Altaylılar Hakasya bunlar Altaylılar ve Hıristiyan Türkler olarak Çuvaşlar, Müslüman Türkler olarak karşımıza çıkmaktadırlar.
Hindistan’ın içlerine gittiğimizde özellikle akımların bakiyesi olan kuzeydeki Türkler ve Pakistan’da yine ve Hindistan’da tweetler güneydeki tweetler Tamiller bana bir betimleme imparatorluklarından kalan Türklerurdu dilleri ile yani Ordu dileğiyle Türklüğü yaşatmaktadırlar
AFRİKA
  1. Kuzey Afrika Memluklar
Asya ve Afrika’nın kesişme noktasında Avrasya’daki Mısır Memlukleri ve Kıpçaklar da kaybolmuş unutulmuş Türkler dir. Koptikler, Ortodoks hıristiyanlar Mısır’da 10 milyon civarında bir nüfusa sahiptirler ve Türk kökenlidirler, Mısır’da dışlanmış Türk topluluklarıdır.
Mısır’ın devamında Kuzey Afrika’da Türk soylu topluluklar, Anadolu’dan kuzey Afrika’ya gönderilen leventlerin, denizci türklerin, orayı idare etmekle görevlendirilen Türklerin soyundan gelenler de kimliklerini yitirmiş durumdadırlar. Burada da yine çok ciddi bir nüfus çoğunluğu Cezayir, Tunus, Libya’da, Türk Soylular bulunmaktadır ama dillerini unutmuşlardır, Arapça dili onların dilinin üzerine hakim kılınmıştır.
AMERİKA
  1. Turcolar Güney Amerika
Amerika kıtasına baktığımızda işte ise Güney Amerika’da Osmanlı imparatorluğundan ayrılma ve Türk olarak adlandırılan topluluklar yani Osmanlı vatandaşlarılar Brezilya’da Arjantin’de yaşamaktadırlar.

Yabul

Yabalkovo is a village in the municipality of Dimitrovgrad, in Haskovo Province, in southern Bulgaria.
Benim URAL-ALTAY karşılıklar sözlüğümde, Azerbaycan Türkçesinde yabıl, yabul olarak kullanıldığınız yazıyor…
cılız: boldırgan [EZK], yabıl [AŞ], yabul [AŞ] öflez [DS], algın, çötün, kurgaf [NÖ], yaşık [ENN], yunçığ [KM+BA], arık [KM+BA]
cılız insan: çötün
cılızlık: turukluk [KM+BA], yaşıklık [ENN], büçeklik CILIZ Prof Övgün Ahmet Ercan
…………………….

https://www.fallingrain.com/world/Bulgaristan agırlıklı.

………………….

Bildiğim kadarıyla Karayca’da, giyinmek, örtünmek gibi anlamı var. Prof Yusuf Halaçoğlu

yabul- Kry. fiil “Örtünmek, giyinmek, (başını) örtmek” TÇ:
118 / yapıl- Türk. fiil “1. Yapma işine konu olmak. 2. mec

Yabulkovo

Yabulkovo

Yabulkovo

Yabulkovo

Yabalkovo

………………………………………….

Tonyukuk Yazıtı 1.Taş Kuzey Yüzü 2.satır: Yobul’u indik

……………………………………………

Etimolojik olarak direkt bir karşılığı yok ama kabul sözcüğünün zamanla değişmiş hâli olabilir diye düşünüyorum Levent Bey, Türk dili test kitapları yazarı Yusuf bey

Yabul ile başlayan yer isimleri var Bulgaristan’da. Yabulkovo, dedelerimin babamın doğduğu Filibe’ye çok yakın.

Türkçe biz sözcük. Başarı anlamında kullanılıyor diye biliyorum ama yine de araştıracağım

Yabğulu

Yabul

Yesaul

   

Üretim Üsleri

Türk’ün Dinleri ve Türkçe 

Türkler tarih boyunca zeminde hareketli oldukları için, sürekli göç ettikleri için yerleştikleri yeni zeminler ile uyum sağlamaya çalışmışlardır. Dinlerini değiştirmişlerdir bu sebepten ötürü. Tengrici, daha sonra karşılıklı etkileşim içerisinde Maniheist, Zerdüşt, Budist, Musevi, Hristiyan ve Müslüman olabilmişlerdir.

Yeryüzündeki yeradlarında en çok kullanılan dil Türkçedir.

Gelip yerleştikleri Anadolu coğrafyasını Türkiye olarak adlandırılanlar kendileri değildir, İtalyanlardır. Anadolu’daki şehir adlarını Türkçede telaffuz ettikleri şekliyle benimsemişler, fakat kendi kurdukları köylerin yer adlarını kendileri Türkçe olarak adlandırmışlardır.

Selçuklulardan başlayarak Osmanlılar da dahil olmak üzere Anadolu’yu Diyarı Roma, Balkanları ise Romaeli (Rumeli) olarak adlandırmışlardır. Rum dedikleri Roma’dır. Padişah, kendisini aynı zamanda Roma imparatoru olarak adlandırmıştır. Buna karşın Almanlar ise Roma’nın Avrupa’daki mirası üzerine kurdukları imparatorluğu Roma Cermen İmparatorluğu  olarak adlandırmışlar ki, bugünkü Avrupa Birliği’ne uzanan bir süreçtir. Fakat bu hiçbir zaman birleştirici olmamış Avrupa iki tane dünya savaşını çıkartırken baş aktör yine Almanya’dır. Buna karşın Osmanlı’nın mirasını devraldığı Doğu Roma İmparatorluğu‘nu da Bizans olarak adlandıran Almanlar, Türklerin Roma mirasını sahiplenmesini de böylece engellemişlerdir.

Demek ki, Batı, zihinlere tatbik edilen algı operasyonları, icat edilen suni kavramlar, etiketlemeler ile gücünü sürekli olarak güncelleyip canlı tutmaktadır.

Halbuki Türkçedeki Balkan terimi iki yer adına kaynaklık etmiştir. Hazar gölünün güneydoğu kıyısındaki Balkan Yarımadası Türkmenistan topraklarında iken, diğeri ise Rumeli olarak adlandırdığımız Balkanlar Karadeniz kıyısındaki Balkan Yarımadası.

Bu durumda yapmamız gereken dil ve din üzerinde uygulanan operasyonların oyununa gelmemek ve zeminlerde büyük bir miras olarak geride kalan haklarımızı korumaktır. Bu haklar hem dilde, hem de dinde söz konusudur. Söz konusu olan da büyük bir zenginliktir. Dilimiz ve dinlerimiz zeminde çeşitli coğrafyalarda yaşamaktadır.

Türkçe çok sayıda dillerde kelime ve kavramlar olarak yaşamaya devam ederken, Türkler de çok sayıda dinlerde varlıklarını devam ettirmektedirler.

Orta Çağlarda kuzey yolundan giderek Avrupa’ya ulaşan Türkler ( Avarlar, Peçenekler, Kumanlar, Kıpçaklar, Hun bakiyeleri )  doğu Roma tarafından Ortodokslaştırılırken,  güney yolundan İran’a ve Anadolu, Suriye, İran ve Irak’a uzanan Türkler ise Emevi imparatorluğu tarafından, Araplar tarafından Müslümanlaştırılmıştı. Papalık ise Kıpçak Macarları Katolik Hristiyanlar haline dönüştürmüştü.

Türk soylu Bulgarlar ve Macarlar Hıristiyanlığa  geçtikleri için Türk kimliklerini unutmuşlardı. Bugün tarihte Avrupa’da kurulan devletlere baktığımız zaman Balkanlar’da Avar Hanlığını, Bulgar Hanlığını görmekteyiz. Bu Hanlık tabiri zaten çok köklü olan bağlantıyı apaçık ortaya koymaktadır. Önemli olan dağınıklığın giderilerek Türk şemsiyesi altında bu devletlerin, insanların toparlanmasıdır.

Nasıl ki Cermenler, Roma şemsiyesi altında Avrupa birliğine oluşturdularsa, Türkler de Türk şemsiyesi altında Büyük Asya Birliğini oluşturma peşinde olmalıdırlar. Kızılelma budur.

Türkler başka dinlere geçerek, sürekli din değiştirmelerine rağmen, dilleri ile zemine hakim olmasını bilmişlerdir, Anadolu’nun Türkleşmesi Türkçe sayesinde olmuştur. Türkçe, Anadolu’daki yerli halkları Türkleştirmiştir, din yabancılaştırabilirken, dil ise kimliği korumanın güçlü bir aracı haline gelmiştir. Çünkü iletişim aracı olan dil, halk tarafından geliştirilmektedir, kendinize aittir, kendinizdir. Fakat din ise dilinizi bile size yabancılaştırabilmektedir, dualarınızı, ibadetlerinizi Arap dilinde yapmanızı salık verir hocalar.

Türk boyları çok çeşitli dinler altında toplanmışlardır. Türkiye Türkleri Müslüman, Bulgarlar Ortodoks, Gagavuzlar Ortodoks, Macarlar Katolik, Çuvaşlar Ortodoks, Hazar Türleri Musevi, Sarı Uygurlar Budist, Altay Türkleri Şamandırlar ve liste uzayıp gitmektedir.

Fakat hepsi Türkçe konuşmaktadırlar. O halde Türklerin, dil birliği ve din çeşitliliği altında bir Türk halkları şemsiyesi altında toplanması gereklidir.

Dinleri çeşitlilik içerisinde olan Türklerin bu kez dilleri saldırı altındadır, Rusça ve İngilizce gibi diller Türklere benimsetilerek dil birliği bozulmak istenmektedir. Bunlar çok sinsi ve ince projelerdir.

Bugün Osmanlı İmparatorluğu’nun Avrupa’daki devasa topraklarından elimizde kalan sadece İstanbul ilinin Avrupa yakası, Tekirdağ, Kırklareli, Edirne illeri ve Gelibolu yarımadasıdır. Fakat Selçuklu İmparatorluğu’nun ve beyliklerin Türkleştirdiği Anadolu toprakları elimizde kalmıştır. Bunun nedenleri üzerinde uzun boylu düşünmek gereklidir.

Türkleri sadece Müslüman olarak değerlendirme algısı nedeni ile gerçek anlamda büyük beraberlik (Turan) zarar görüyor. Bunlara Alban’lar, Bask’lar, Tuareg’ler, Bröton’lar, İskoçların, İrlandalılaŕın, Norveç’in, Finlandiya’nın, Ukrayna’nın bir kısmının, İtalyanların (Etrüsk) dahli gelecekte olacaktır.