Home Blog Page 103

Pazar Yer Adları

*pazar

Yer Adları: Aşağı, Yukarı, Oba, Kavak, Kızıl, Kara, Sarı, Köy, Burgaz

Aşağı

Yer Adları: Bolu, Polis

*Bolu yer adları

Tonyukuk Yazıtı’nda Türk Budun (Türk Halkı)

Türk budun ara yaraklığ yağığ yeltürmedim, tögünlüg atığ yügürtmedim. 

Türk halkı arasında silâhlı düşmanı koşturmadım, damgalı atı koşturmadım.

Bilge Tonyukuk Yazıtı. İkinci Taş, Doğu Yüzü, Satır 4

720 yılında Göktürk Devletinde Tonyukuk Yazıtında ilk kez dile getirilen Türk Budun kavramı, Karahanlılar Hanedanı devrinde Kutadgu Bilig ve Divanı Lugat it Türk eserlerinde yinelenmiş devam eden Hanedanlar devirlerinde ise yok sayılmıştır. 

29 Ekim 1923 tarihinde ise sözkonusu kavram Cumhuriyet yönetimi ile kalıcı bir kimliğe kavuşturulmuştur.

Hazin olan o dur ki ilk kez 1300 yıl önce taşa kazınan Türk halkı ancak 1923 yılında kimliğine kavuşmuştur ki henüz daha 100.yılını tamamlamamıştır.

Türk Halkını yok sayanlar Hak katında da yer bulamayacaklardır.

GÖKTÜRK DEVLETİ’NDEN 
TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NE.
ŞEN OLASIN TÜRK HALKI

TONYUKUK YAZITI’NDA  TÜRK BUDUN (TÜRK HALKI)                                                           

(BİRİNCİ TAŞ)

Batı Yüzü

[1] Bilge Tonyukuk ben özüm Tabğaç ilirige kılındım. Türk budun Tabğaçka körür erti.

[1] Bilge Tonyukuk ben kendim Çin ilinde kılındım. Türk halkı Çine tâbi idi.

[2] Türk budun kanın bulmayın Tabğaçda adrıldı, kanlandı. Kanın kodup Tabğaçka yana içikdi. Terigri anca timiş erinç: Kan birtim,

[2] Türk halkı hanını bulmayıp Cinden ayrıldı, hanlandı. Hanını bırakıp Çine tekrar teslim oldu. Tanrı şöyle demiştir: Han verdim,

[3] kanırigın kodup içikdirîg. İçikdük üçün Terigri ölütmiş erinç. Türk budun ölti, alkındı, yok boldı. Türk Sir budun yirinte

[3] hanını bırakıp teslim oldun. Teslim olduğun için Tanrı öldürmüştür. Türk halkı öldü, mahvoldu, yok oldu. Türk Sir halkınin yerinde

[4] bod kalmadı.

[4] boy kalmadı.

Güney yüzü

[1] Kiyik yiyü tabışğan yiyü olurur ertimiz. Budun boğuzı tok erti. Yağımız tegre ocuk teg erti, biz isig ertimiz. Anca olurur erkli Oğuzdındın körüg kelti.

[1] Geyik yiyerek, tavşan yiyerek oturuyorduk. Halkın boğazı tok idi. Düşmanımız etrafta ocak gibi idi, biz ateş idik. Öylece oturur iken Oğuzdan casus geldi.

[2] Körüg sabi antağ: Tokuz Oğuz budun üze kağan olurtı tir. Tabğaçğaru Kum serigünüg ıdmış. Kıtariyğaru Torigra Esimig ıdmış. Sab anca ıdmış: Azkıriya Türk [budun?]

[2] Casusun sözü şöyle: Dokuz Oğuz halkınin üzerine kağan oturdu der. Çine doğru Ku’yu, generali göndermiş. Kıtaya doğru Tongra Esimi göndermiş, sözü şöyle göndermiş: Azıcık Türk halkı

[3] yonyur ermiş, kağanı alp ermiş ayğuçısı bilge ermiş, ol iki kişi bar erser sini Tabğaçığ ölürteçi tir men, örigre Kıtariyığ ölürteçi tir men, bini Oğuzuğ

[3] vuruyormuş; kağanı cesur imiş; müşaviri bilici “niş; o iki kişi var olursa seni, Çini öldürecek derim; doğuda Kıtayı öldürecek derim; beni, Oğuzu

[4] ölürteçi ök tir men, Tabğaç biridin yan teg, Kıtariy örigdin yan teg, ben yırıdınta yan tegeyin, Türk Sir budun yirinte idi yorımazun, usar idi yok kılalım3

[4] da öldürecek derim; Çin, güney taraftan hücum et; ben kuzey taraftan hücum edeyim; Türk Sir illeti, yerinde hiç yürümesin; mümkünse hep yok edelim derim.

[5] tir men. 01 sabığ eşidip tün udısıkım kelmedi küntüz olursıkım kelmedi. Anda ötrü kağanıma ötüntüm. Anca ötüntüm: Tabğaç Oğuz Kıtariy bu üçegü kabış[s]ar

[5] O sözü işitip gece uyuyacağım gelmedi, gündüz oturacağım gelmedi. Ondan sonra kağanıma arz ettim. Şöyle arz ettim: Çin, Oğuz, Kıtay bu üçü birleşirse

[10] Türk budunuğ Ötüken yirke ben özüm bilge Tonyukuk Ötüken yirig konmış tiyin eşidip biriyeki budun kurıyakı yırıyakı öriğreki budun kelti.

[10] Türk halkıni Ötüken yerine, ben kendim Bilge Tonyukuk Ötüken yerine konmuş diye işitip ‘üneydeki halk, batıdaki, kuzeydeki, doğudaki miIlet geldi.

Doğu Yüzü

[1] İki birig ertimiz. [İki] süm[üz b]oldı. Türk budun k[ılınğa]lı Türk kağan olurğalı Şantung balık[k]a taluy ögüzke tegmiş yok ermiş. Kağanıma ötünüp sü iltdim.

[1] İki bin idik. İki ordumuz oldu. Türk halkı kılmalı, Türk kağanı oturalı Şantug şehrine, denize ulaşmış olan yok imiş. Kağanıma arz edip ordu gönderdim.

[5] [Türk budunı yime] bulğanç [o] [timi]ş, Oğuzı yime tarkınç ol timiş. Ol sabin eşidip tün yime udısıkım kelmez erti, kün yime olursıkım kelmez erti. Anda sakındıma.

[5] Türk halkı yine karışıklık içindedir demiş. Oğuzu yine sıkıntıdadır demiş. Bu sözü işitip gece yine uyuyacağım gelmiyordu, gündüz yine oturacağım gelmiyordu. O zaman düşündüm, t”]

(İKİNCİ TAŞ)

Güney Yüzü

[1] Temir Kapığka tegi irtimiz. Anda yandurtu-muz. İnel Kağanka [ariyıp … t saka?] Tezik Tokar [s… in … ]

[1] Demir kapıya kadar eriştik. Ordan döndürdük. İnel Kağana korkup … Tezik, Tokar …

[2] anda beriiki Suk başlığ Soğdak budun kop kelti, yükünti [ … ]. Türk budun Temir Kapığka Tinsi Oğlı

[2] ondan berideki Suk başlı Soğdak halkı hep geldi, baş eğdi … Türk halkınin Demir Kapıya, Tinsi Oğlu,

[3] Tinsi Oğlı aytığma tağka tegmiş idi yok ermiş. Ol yirte ben bilge Tonyukuk tegürtük üçün

[3] Tinsi Oğlu denilen dağa ulaştığı hiç yokmuş. O yere ben Bilge Tonyukuk ulaştırdığım için

Doğu Yüzü

[1] Kapğan kağan [yiti] otuz yaşka [ … anda .-erti]. Kapğan Kağan olurtı. Tün udımatı,

[1] Kapğan Kağan yirmi yedi yaşında … orda … • kapğan Kağan oturdu. Gece uyumadı,

[2] küntüz olurmatı. Kızıl kanım töküti kara terimyügiirti işig küçüg birtim ök. Uzun yelmeg yime itim ok.

[2] gündüz oturmadı. Kızıl kanımı döktürerek, kara terimi koşturarak işi, gücü verdim hep. Uzun keşif kolunu yine gönderdim hep.

[3] Arkuy karğuğ ulğartdım ok. Yanığma yağığ ke-lürir ertim. Kağanımın sü iltdimiz. Terigri yarlıkazu

[3] Siperi, nöbet yerini büyüttüm hep. Geri dönen düşmanı getirirdim. Kağanımla ordu gönderdim. Tanrı korusun,

[4] bu Türk budun ara yaraklığ yağığ yeltürme-dim, tögünlüg atığ yügürtmedim. İltiriş Kağan kazğanmasar

[4] bu Türk halkı arasında silâhlı düşmanı koşturmadım, damgalı atı koşturmadım. İltiriş Kağan kazanmasa,

[5] udu ben özüm kazğanmasar, il yime budun yime yok erteçi erti. Kazğantukın üçün udu özüm kazğantukum üçün

[5] ve ben kendim kazanmasam, il de halk de yok olacaktı. Kazandığı için ve kendim kazandığım için

[6] il yime il boldı, budun yime budun boldı. Özüm karı boldum, uluğ boldum. Nerig yirdeki kağanlığ budunka

[6] il de il oldu, halk de halk oldu. Kendim ihtiyar oldum, kocaldım. Her hangi bir yerdeki kağanlı halke

[7] büntegi bar erser ne burigı bar erteçi ermiş.

[7] böylesi var olsa, ne sıkıntısı mevcut olacakmış? Türk Bilge Kağanı ilinde

[8] Türk Bilge Kağan ilirige bititdim. Ben Bilge Tonyukuk.

[8] yazdırdım. Ben Bilge Tonyukuk.

Kuzey Yüzü

[1] İltiriş Kağan kazğanmasar, yok erti erser, ben özüm Bilge Tonyukuk kazğanmasar, ben yok ertim erser

[1] İltiriş Kağan kazanmasa, yok olsa idi, ben kendim, Bilge Tonyukuk, kazanmasam, ben yok olsa idim,

[2] Kapğan Kağan Türk Sir budun yirinte bod yime budun yime kişi yime idi yok erteçi erti.

[2] Kapğan Kağanın, Türk Sir halkınin yerinde boy da, halk de, insan da hep yok olacaktı.

[3] İltiriş Kağan Bilge Tonyukuk kazğanduk üçün Kapğan Kağan Türk Sir budun yorıdukı bu.

[3] İltiriş Kağan, Bilge Tonyukuk kazandığı için KaPgan Kağanın, Türk Sir halkınin yürüdüğü bu

[4] Türk Bilge Kağan Türk Sir budunuğ Oğuz budunuğ igidü olurur.

[4] Türk Bilge Kağanı Türk Sir halkıni, Oğuz halkını besleyip oturuyor.

Kaynak: www.gokturkce.net › yazi › tonyukuk-yaziti-cevirisi-okuma-metni

By Bilge Tonyukuk Enstitüsü zaman: Ekim 28, 2019

Çoban 1300, Cowboy 1852 Etimoloji

Çoban

OTü: [ Gülşehri, Mantıku’t-Tayr, 1314]
ˁadl-ile yüz kurdı bir çūbān kılam
TTü: [ Aşık Paşa, Garib-name, 1330]
Mūsā hem anuŋ-içün çūbān-ıdı (…) çūpān gerek ṭağda dura
Çağ: [ Pavet de Courteille, Dictionnaire Turc Oriental, <1500]
çupan: berger (…) çupan aldatıcı: sorte d’épervier
~ Fa çōbān/şūpān/şiwān چوبان/چبان/شبان/شوان davar güden << OFa şupān a.a. (≈? Ave *fşu-pāna- a.a. § Ave fşu- davar + Ave pāna- koruyan, gözeten )

→ +ban

Not: Karş. Kürd şivân (a.a.). Doğu Türk dilleriyle ortak olan sözcüğün Türkçeye Kürtçeden alınmış olması ihtimali yoktur. • Çoban yıldızı deyiminde kastedilen Çolpan yıldızı ‘dır. Çolpan maddesine bakınız.

Benzer sözcükler: çoban aldatan, çoban köpeği, çoban yıldızı
çoban Kelime Kökeni
~ Fa çobān/çubān/şubān/şivān چوبان/چبان/شبان/شوان davar güden << OFa şupān a.a. (=? Ave *fşu-pāna- a.a. § Ave fşu- davar + Ave pāna- koruyan, gözeten ) → +ban
Tarihte En Eski Kaynak
çobān [ ed. Borovkov, Orta Asya’da Bulunmuş Kuran Tefsirinin… (1300 yılından önce) ]
çobān [ Aşık Paşa, Garib-name (1330) ]
çupān [ PavC (1500 yılından önce) ]

Cowboy  (n.)

1725, “sığırlara bakan ve onları meraya götürüp getiren adam”, cow (n.) + boy’dan.
Amerikan-İngilizcesinde “Great Plains’te bir hayvancı veya çiftlik için otlayan sığırlara bakmakla görevli, işini at sırtında yapan adam” anlamı 1849’a aittir. Daha önce, Devrim sırasında (1775) New York civarındaki bir grup yağmacı sadık için aşağılayıcı bir isimdi. Mecazi anlamda 1942’de “atılgan ve pervasız genç adam” için kullanılmıştır (“pervasız” anlamına gelen bir sıfat olarak, 1920’lerden itibaren).

“Mesleği sığır bakmak olan kişi” için kullanılan en eski kelime cowherd’dır (geç dönem Eski İngilizce). Cowhand ilk olarak 1852 yılında Amerikan İngilizcesinde görülmüştür (bkz. hand (n.)). Cowpoke (1881 olduğu söylenir, 1940’lara kadar popüler kullanımda değildir) başlangıçta sığırları uzun sırıklarla demiryolu vagonlarına itenlerle sınırlı olduğu söylenir. Kovboylar ve Kızılderililer bir çocuk oyunu olarak (film dizilerini taklit ederek, vb.) 1941’e aittir.

https://www.etymonline.com/search?q=COWBOY

By Bilge Tonyukuk Enstitüsü zaman: Kasım 01, 2019 

Vatan ve Hürriyet Cemiyeti (Ekim 1906) Kurucuları

Atatürk, Selanik’te kurduğu Vatan ve Hürriyet Cemiyeti’nden (1907) başlayarak özgürlük duygusunu hep beraberlik ile pekiştirmiştir. Bandırma Vapurunda birlikte çıkılan yolculuktaki 38 kişi ile beraberlik ardından Amasya, Erzurum, Sivas Kongreleri, Müdafaai Hukuk Cemiyetlerinin ardından bir yılı bulmadan TBMM’nin Egemenlik ilanı le genişlemiş, ordu toplanmış millet toparlanmış ve bağımsızlık kazanılmıştır. Beraberce var olmak için ise aslolan iletişim konsantrasyonu ve uygulama konusundaki isteklilik ve girişim kabiliyetidir. 

Konum

  • Şam
  • Beyrut
  • Yafa
  • Kudüs
  • Selanik

Lider:  Mustafa Kemal

Vatan ve Hürriyet Cemiyeti, 20. yüzyılın başlarında Sultan II. Abdülhamit’in otokratik yönetimine karşı olan reformist subayların kurduğu gizli dernek.

Henüz Harbiye’de öğrenci olan Mustafa Kemal, kendisi gibi vatanın tehlikede olduğunu düşünen subay adayı arkadaşlarıyla birlikte birçok yazı çalışması yürütmüştür. Çıkardıkları Vatan adlı tek sayfalık siyasi içerikli gazete yüzünden yakalanan grup, vatansever öğretmenler sayesinde kurtulmuştur.

Harbiye’den mezuniyetlerinin ardından grubun çalışmaları dışarıda da devam etmiştir. Kiraladıkları bir dairede toplantılar yapıp kararlar alarak ve gazete çıkartmaya devam etmişlerdir. Bir akşam yurt genelindeki tüm Vatan grubu evlerine eş zamanlı baskın düzenmiş ve sorgudan sonra grup üyeleri, Taşkışla’ya götürülmüştür. Arkadaşlarından ayrılarak tek başına haftalarca kalan Mustafa Kemal, siyasetin hafife alınır bir şey olmadığına karar vermiştir.

Kuruluşu ve yayılması

Padişah tarafından affedilen Mustafa Kemal, 5 Şubat 1905 tarihinde Şam’da bulunan 5. Ordu’ya tayin edilmiş; burada kendisine görev verilmeyince boş zamanlarını çağdaş yazarların kitaplarını okuyarak geçirmeye başlamıştır.

Bu dönemde Mustafa Kemal, İstanbul’dan Tıbbiye’deki siyasi faaliyetleri nedeni ile sürgüne gönderilmiş olan ve Şam’da çarşı içerisinde ticaret ile uğraşan Mustafa Bey (Cantekin) ile tanışmıştır. 1906 yılının Ekim ayında ikilinin uzun sohbet gecelerinde oluşan fikirleri neticesinde, Müfit Beyin (Özdeş) de katılımıyla Vatan ve Hürriyet Cemiyet kurulmuştur.
Arkadaşlarıyla beraber ilk önce Cemiyetin Beyrut, Yafa ve Kudüs şubelerini açan Mustafa Kemal, daha sonra Mısır ve Yunanistan üzerinden gizlice Selanik’e geçerek hem annesini ziyaret etmiş hem de cemiyetin Selanik şubesini açmıştır.

Şam’dan ayrılması sarayın kulağına gitmiş; fakat fikirlerinin üstlerince de desteklenmesi sonucu ceza almamıştır. Şam’a döndükten sonra 20 Haziran 1907 tarihinde Kolağası (Kıdemli Yüzbaşı) rütbesi alarak Şam’daki ordunun Kurmay Başkanlığında bir göreve getirilmiştir.

Mustafa Avni Bey (Cantekin) – TBMM Albümü (1920)

Mustafa Cantekin, (1878, Çorum – 21 Ekim 1955, Ankara), Türk doktor ve siyasetçidir.
İstanbul Tıp Fakültesi’nde okurken siyasetle ilgilendiği için kalebent olarak üç yıllığına Şam’a sürüldü. Burada, İstanbul’dan uzaklaştırılmak amacıyla Şam’a atanan Mustafa Kemal ile tanıştı. Dostlukları hemen o gün başladı. Mustafa Efendi’nin kitapları ilk bakışta Mustafa Kemal’in dikkatini çekti.

İki Mustafa’nın dostluğu hızla gelişti ve çok geçmeden kendilerine katılan, genç subaylardan, Kırşehirli Lütfi Müfit (Özdeş) Efendiyle birlikte gizli Vatan ve Hürriyet Cemiyeti’ni kurdular. Sürgünden döndükten sonra öğrenimini tamamladı. Kurtuluş Savaşı başlarında Mustafa Kemal’in yanında yer aldı. 1. TBMM’ye Kozan milletvekili olarak girdi. Daha sonra II., III., IV., V., VI, VII. ve VIII. dönem Çorum milletvekili olarak 1950 yılına kadar sürekli olarak Meclis’te kaldı. Milletvekilliğinin sürdüğü yıllarda bir ara da Afyon Askeri Hastanesi’nin başhekimliğini yaptı. Evli ve dört çocuk babasıdır.

Lütfi Müfit Özdeş

Lütfi Müfit Özdeş.jpg

Doğum 1874
Kırşehir, Osmanlı İmparatorluğu
Ölüm 18 Nisan 1940 (66 yaşında)
Heybeliada, Türkiye
Bağlılığı Osmanlı (1901-1920) Türkiye (1920-1923)
Hizmet yılları 1901-1923
Rütbesi Binbaşı
Savaşları/Çatışmaları Balkan Savaşları
I. Dünya Savaşı
Türk Kurtuluş Savaşı
Madalyaları

Sonraki işi TBMM Kırşehir Milletvekili

Lütfi Müfit Özdeş (1874, Kırşehir – 18 Nisan 1940, İstanbul) Türk asker ve siyasetçi.
Mustafa Kemal ve Ali Fuad Bey gibi subaylarla yakın ilişkiler kurdu. Bu arkadaşlarıyla beraber gizli bir gazete çıkarma girişiminde bulundu. Girişimin cezası olarak rütbesinin geri alınmasını beklerken, Mustafa Kemal ile birlikte Şam’a sürgün edildi.

Mustafa Kemal ile İstanbul’da başlayan dostlukları Şam’da gelişti. Şam’da tanıştıkları, siyasetle ilgilendiği için İstanbul’dan uzaklaştırılan tıp öğrencisi Mustafa Efendi, düşüncelerine yeni unsurlar ekledi. Bu üç arkadaş düşüncelerini gerçekleştirmek amacıyla örgüt kurmaya karar verdiler. Vatan ve Hürriyet Cemiyeti’ni oluşturdular. Mustafa Efendi’nin dükkanı gizli örgütün karargahıydı. Lütfi Müfit, Mustafa Kemal’in yanında yer alarak Kurtuluş Savaşı’nın başlangıcından sonuna kadar cephelerde görev yaptı. Savaştan sonra Kırmızı şeritli İstiklâl Madalyası ile taltif edildi.

1923 yılında binbaşı rütbesindeyken emekli oldu. TBMM II. (Ara seçim), III., IV. ve V. dönem Kırşehir milletvekilliği yaptı. Bu süre içinde bir ara Şehremaneti müfettişliği görevini yaptı. 1940 yılında İstanbul’da vefat etti.

Mehmet Emin Resulzade Sözleri

Resulzade bey’in evrensel bir felsefeyi siyaseten uygulama gündemine alması geleceğe uzanan bir yolculuğa başladığını gösterir ki bugün de anılmaktadır.

Bu felsefe izinde ana kavramlar şu şekilde sıralanabilir: Milletlerin istiklali, insanların hakları, hür teşebbüs, parasız sağlık ve eğitim, çok partili sistem, özgür basın. Azerbaycan istiklalinden en zor koşullarda bile vazgeçmeme.

M.E.Resulzade Sözleri - Söz Dünyası - BilgeSözler.Net

Məmməd Əmin Rəsulzadə'nin doğum günü!

Fotoğraf açıklaması yok.

M.Ə. Rəsulzadə | Sevincli Dünya

Məmməd Əmin Rəsulzadə | Bakuplus.az

Azerbaycan Cumhuriyeti'nin kurucusu Mehmet Emin Resulzade

alt Sefalet protein mehemmed emin resulzade sozleri - senyumindonesia.org

Fotoğraf açıklaması yok.

Mehmet Emin Resulzade, Azerbaycan Cumhuriyeti Teşekkülü, İstanbul, 1923 

1923 yılında İzmir’de geçirilen bir kitap
fuarında Resulzade’nin İstanbulda yayımladığı

“Azerbaycan Cumhuriyeti keyfiyet-i teşekkü-
lü ve şimdiki durumu” kitabı “Atatürk Ödü-
lü”ne layık görülmüştür. Belirtmek gerekir ki,

Atatürk bu kitabı kendi kitaplığında muhafaza etmiştir.

Kaynak: http://anl.az/el_en/book/2016/yn_mera.pdf

………………………….

Mehmet Emin Resulzade Ansiklopedisi 

…………………………….

28 Mayıs 1918 tarihinde Tiflis‘te Azerbaycan Millî Şurası tarafından Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti ilan edildi.[13] Meclis açılıncaya kadar geçici şura ilan edilerek, başkanlığa Mehmed Emin Resulzade seçildi. 9 kişilik icra heyetinin başkanlığına da Fetali Han Hoyski getirildi, H.Agayev ve M.Seyidov başkan yardımcısı oldu[14]

 

12 Ocak 1920 tarihinde Rusya dışında dünyanın 23 devleti Azerbaycan Cumhuriyeti’nin varlığını resmen tanıdı.

1920 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi hükûmeti Birinci Dünya Savaşında galip gelen devletlerle tekrar savaşa girmiş bulunuyordu. Aynı düşmanlarla savaşmakta olan Sovyet Rusya Türkiye için bir müttefik olarak görülüyordu. Sovyet Rusya da bunu kullanarak, Türkiye’ye yardım etmek istediklerini, ancak Müsavat hükûmetinin buna engel olduğunu öne sürüyordu.[22]

Moskova, Türk subaylar aracılığıyla, Ermenistan’la savaşmakta olan Azerbaycan‘da var olan hükûmeti yıkarak, Komünist Partisi hükûmetinin oluşmasını sağladı. Türkiye‘ye yardım gerektiği bahanesini öne sürerek, bu yeni hükûmetin daveti üzerine Kızıl Ordu26 Nisan’da sınırı geçerek Azerbaycan’a girdi[23] ve ardından 28 Nisan 1920’de Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti kuruldu.

………………………….

Atatürk ve Resulzade, Yunus Emre, MV, TBMM Konuşması

Atatürk döneminde, yine, modern Azerbaycan’ın, Azerbaycan Cumhuriyeti’nin en önemli kurucularından birisi olan ve Türkiye’de o sırada sürgünde bulunan Mehmet Emin Resulzade’ye de çok da bir önem vermiştir, özen göstermiştir ve İzmir İktisat Kongresi sırasında bir Atatürk Ödülü verilir, bir kitap ödülü verilir; Atatürk’ün de önerisiyle Mehmet Emin Resulzade’ye Türkiye’de basılmış olan, İstanbul’da basılmış olan “Azerbaycan Cumhuriyeti Keyfiyet-i Teşekkülü ve Şimdiki Vaziyeti” başlıklı kitabı çerçevesinde Atatürk Ödülü verilir. Değerli arkadaşlarım, yine, Mehmet Emin Resulzade’nin Atatürk’le ilgili önemli bir hitabını belirtmek istiyorum: Atatürk’ü “kurtulan doğunun sembolü” olarak Resulzade tarif eder.

Bu bahisle, son olarak, yine, bir konuyu not ederek başka bir konuya geçeceğim, o da şudur: Değerli diplomat, Azerbaycan’da da görev yapmış Mehmet Ali Bayar geçtiğimiz aylarda sosyal medyada bir paylaşım yapmıştı, benim de çok ilgimi çekti gerçekten, daha önce başka bir kaynakta rastlamamıştım. Mehmet Ali Bayar, Atatürk’ün Mehmet Emin Resulzade’ye Azeri Türkçesiyle gönderdiği bir mesajını sosyal medyada paylaşmıştı, burada da yine bugünün münasebetiyle Genel Kurulun dikkatine sunmak istiyorum. Atatürk şöyle hitap ediyor Mehmet Emin Resulzade’ye: “Mehemmed Emin Bey, men dünyaya senden üç sene erken göz açmışam. Ancag bütün Türk âleminde Türk’ün istiglal bayrağını sen galdırmışsan ve bayrag enmesin deye, men senin elinden alıb Türkiye üzerinde dalğalandırmışam. Enmez demişsen bu bayrag, enmeyecektir.” Bu mesajı da Atatürk, Mehmet Emin Resulzade’ye göndermiştir. (CHP sıralarından alkışlar) Az önce ifade ettiğim “Azerbaycan Cumhuriyeti” kitabı da Atatürk’ün Anıtkabir Müzesi’nde bulunan kitaplığında Atatürk’ün etrafına düştüğü notlarıyla mevcut bulunmaktadır.

Kaynak: https://www5.tbmm.gov.tr/develop/owa/genel_kurul.cl_getir?pEid=100997

…………………………………….

MEHMET EMİN RESULZADE’NİN ATATÜRK’E BİR KIRGINLIĞI VAR MIYDI?
Hilafet ve devlet başkanı aynı makamda toplanınca İstanbul’da cumhuriyetçi olmak zordu.
Rusya’da böyle bir durum söz konusu değildi. Prof Dr Hikmet Özdemir. 30 Ocak 2024
………………………………

Şûra’nın başkanlığına gıyabında Müsavat Partisi lideri M. E. Resulzade seçildi. Mehmed Emin Resulzade o sırada sulh konferansı için Batum’da bulunuyordu. H. Agayev ve M. Seyidov başkan yardımcılığı görevine getirildiler. Dokuz kişiden oluşan “icra heyeti”nin başkanlığına ise Fethali Han Hoyski tayin edildi. Çok partili, diğer bir ifadeyle koalisyon tabanında şekillenen icra heyetine dönemin Müsavat, Himmet, İttihad partilerinden39 ve Müslüman Sosyalist Bloku’ndan farklı üyeler seçildi.

Millet adına egemenlik hakkını kullanmaya yetkili sayılan Millî Şûra, bir gün sonra Tiflis’te yaptığı ilk toplantısının ardından, 28 Mayıs 1918 tarihinde Azerbaycan Halk Cumhuriyeti’nin
(AHC) bağımsızlığını ilan etti.40

Hasan Bey Agayev’in başkanlığında 26 üyenin katılımıyla gerçekleşen Millî Şûra’nın sözü geçen toplantısı, devletin bağımsızlığını İstiklâl Beyannamesi adı verilen bir belge ile duyurdu. Beyanname iki kişinin (S. M.Ganiyev ve C. Ahundov ) çekimser oy kullanmasına karşın 24 oyla kabul edildi.41

Bu belge, Hasan Bey Agayev, Fethali Han Hoyski, Nasib Bey Yusufbeyli, Camo Bey
Hacinski, Şefî Bey Rüstembeyov, Neriman Bey Nerimanov, Cavad Bey Malik Yeganov
ve Mustafa Mahmudov tarafından imzalanmıştır. 42

İstiklâl Beyannamesi “giriş” ve 6 maddeden oluşmaktadır. Metnin orijinaline
büyük ölçüde sadık kalarak İstiklâl Beyannamesinin metnini şu şekilde ifade edebiliriz:

“Büyük Rusya inkilâbının cereyanıyla devlet vücudunun ayrı ayrı hisselere ayrılması
Zakafkasya’nın [Transkafkasya] Rus orduları tarafından terkini mevcut bir vaziyyet-i siyâsiyye hâsıl oldu. Kendi kuvâ-yı mahsûsalarına terk olunan Zakafkasya milletleri mukadderatının idaresini bizzat kendi ellerine alarak Zakafkasya Koşma Halk Cumhuriyyetini tesis ettiler. Vakâyi siyâsiyyenin inkişaf etmesi üzerine Gürcü milleti Zakafkasya Koşma Halk Cumhuriyyeti cüzünden çıkıp da müstakil Gürcü Halk Cumhuriyyeti tesisini salâh gördü. Rusya ile Osmanlı İmparatorluğu arasında zuhur eden muhârebenin tesviyesi yüzünden hâsıl olan vaz‘iyyeti hâzıreyi siyâsiyye ve memleket dâhilinde bulunan misilsiz anarşi Cenub-i Şark-î Zakafkasya’dan ibaret bulunan Azerbaycan’a dahi bulunduğu hâricî ve dâhilî müşkülâttan çıkmak için husûsî bir devlet teşkîlâtı kurmak lüzumunu telkin ediyor. 

Buna binâen ârâ-yi umûmiyye ile intihab olunan Azerbaycan Şûrâ-yi Millîyeyi
İslamiyyesi bütün cemâate ilan ediyor ki;

I. Bugünden itibaren Azerbaycan halkı hâkimiyet hakkına malik olduğu gibi, Cenub-i
Şarkî Zakafkazya’dan ibaret olan Azerbaycan dahi kâmilu’l-hukuk, müstakil bir devlettir.
II. Müstakil Azerbaycan Devletinin şekl-i idâresi halk cumhuriyeti olarak takarrür ediyor.
III. Azerbaycan Halk Cumhuriyeti bütün milletler ve bilhâssa hemcivar olduğu millet ve
devletlerle münâsebet-i-hasene tesisine azmediyor.
IV. Azerbaycan Halk Cumhuriyyeti millet, mezhep, sınıf, silk ve cins farkı gözetmeden
kalemrevinde [hükmü altında] yaşayan bütün vatandaşlarına hukuk-i siyâsiyye ve vataniyye temin eyler.
V. Azerbaycan Halk Cumhuriyyeti arazisi dâhilinde yaşayan bilcümle milletlere
serbestâne inkişafları için geniş meydan bırakır.
VI. Meclis-i Müessisân toplanıncaya kadar, Azerbaycan idaresinin başında ârâ-yi
umûmiye ile intihap olunmuş Şûrâ-yı Millî ve Şûrâ-yı Millîye karşı mesul hükumet-i muvakkate durur.”

Kaynak. https://acikbilim.yok.gov.tr/bitstream/handle/20.500.12812/95988/yokAcikBilim_10145716.pdf?sequence=-1

Bir millət, iki dövlət

Türkiye “antik tiyatro” zengini bir ülke.

https://kulturenvanteri.com/tr/arastir/d/?_ara=antik+tiyatro

Türkiye “antik tiyatro” zengini bir ülke. 133 tanesini işaretledik. Efes en büyüğü iken, Aspendos en iyi korunanı, Pergamon en dik açılı, Termessos ise en yüksekteki (1655 m.) olarak bilinmektedir.

Konuşmalar: Göçebelik kavramı. 12-05-2019

Sevgili dostum,

Geçenlerde “Büyük Türkiye” üzerine düşüncelerimi ifade etmiştim. Bugün de “Göçebelik” kavramı üzerinde duracağım.

Türkler başlangıçtan beri göçebelerdir. Günümüzde Türkler problemlerin kaynağı olarak göçebelik kavramını göstermektedir. Bu genel bir algıdır. Bize bakan öteki, yani batı bizleri göçebelikle aşağılamaktadır. Gerçekten öyle midir, yoksa tam tersi midir?

İşin gerçeği nedir diye, başka açıdan bakalım. Türkleri ilk göçebe olarak tanımlayan Çinlilerdi. Çinliler yerleşik bir toplumdu. Büyük Çin Seddi’nin içindeki  bölgelerde tarımla uğraşıyorlardı. Seddin dışında olan Türkler ise sürekli göçüyorlardı. Göçmelerinin sebebi bulundukları coğrafyaydı. Bulundukları coğrafya bozkır coğrafyasıydı. Yaşayabilmeleri için sürekli göçmeleri gerekiyordu.

Göçebenin bulunduğu bozkır, susuzdur, çoraktır. Ama göçebenin ruh dünyası, hayal dünyası son derece gelişkindir. Göçebe gece yattığında göğe bakar ve yıldızlar ona bir hayal dünyasını yansıtır. Biz Türklere baktığımız zaman bu hayal dünyasının genişliğini görmekteyiz.

Bugün Çin Devletinin adı kendilerine taktığı isim olan “Zhong Guo” merkez ülkedir. Çevrede yaşayan Türkler ise Çinlilerden uzaklaşarak, göç ederek, bir hayal olan dünyanın en merkez coğrafyasında Devlet-i Aliyye’lerini, Osmanlı Devletini kurmuşlardır.

Türklerin bulunduğu İç Asya, Orta Asya coğrafyası ile Akdeniz coğrafyası birbirine çok benzeyen özelliktedir. Akdeniz kıyısında da göçebeler vardı, bunlar eski Grekler yani Yunanlılar, İbraniler, Yahudi  Museviler, bunlar göçebe topluluklar. Bütün bulundukları coğrafyadan çıkarak, Akdeniz kıyılarında kolonilerini kurmuşlardır. Buna Karadeniz de dahildir. Bugün İbraniler ve eski Yunanlılar Akdeniz ve Karadeniz kıyılarını kolonileştirmişlerdi. İstanbul da böyledir, Yunanlıların bir kolonisi olarak kurulmuştur.

Türkler ise bulundukları İç Asya, bize Orta Asya dayatılıyor onu kullanıyoruz, aslında Büyük Asya’nın İç Asya’sıdır. İç Asya’yı da bir Akdeniz gibi düşünün ve bunun civarındaki vaha şehirlerinde özellikle Doğu Türkistan’da ki Semerkant ve Buhara gibi vaha şehirlerinde aynı tarz bir yapılanmayı kurmuşlardır.

Burada göçebe Türkler, Türkistan’ı (bilimsel olarak sabittir), dünyanın merkezi yapmışlardır.

Bunu nasıl yapmışlardır? Bu bir hayaldir.

Bu sefer tersten bakıp, yerleşik bir topluluğa bakalım. Göçebe olmayan topluluklar kimlerdir? Ermeniler ve Kürtler. Her iki topluluk ta göçebe olmamayı tercih etmişlerdir. Bulundukları coğrafyalardan çıkmamışlardır ve kendilerinin bir devletleri olmamıştır. Bugün mevcut olan Ermenistan yapay bir devlettir. Azerbaycan toprakları üzerinde kurulmuştur. Bir devlet olmakla hiç ilgisi yoktur.

Demek göçebe olmak, göçmek size bambaşka dünyaların kapısını açan bir olgudur. Atlı göçebeler vardı, Sümerler, Hititler, İskitler. Bunların kurdukları kültür ve medeniyetin boyutları son derece geniştir. Bizim konulara farklı açılardan yaklaşmamız gerekmektedir.

Bu konuşmamızda bahsettiğimiz Grekler, Kürtler, Ermeniler, Türkler, İbraniler, Çinlilere değindik. Bunların arasındaki farklar son derece önemlidir ve göçebelik Türklere en zengin ve gezgin bir dil armağan etmiştir. Türklerin en büyük gücü de dilleridir.

Biz yerli ve göçebe arasındaki ayrımı Çinli savaş sanatı yazarı ve general Sun Tzu ile Türk komutanı, başbakanı Tonyukuk’un değerlendirmelerinde de görüyoruz. Sun Tzu’nun Savaş Sanatı kitabında 962 kez düşman tabiri geçmektedir. Bu Hun Türkü’dür yani bizleriz. Tonyukuk’da sürekli bahsedilen ise göçebe olmanın erdemleridir.

Sevgi, sağlık ve selamlarımla.

Konuşma Kaydı

Sevgili dostum,

Az önce sizlere ilettiğim göçebelikle ilgili konuşmamda eksik olan 2 nokta var, onları da ileteyim. Birincisi, bu Akdeniz’de ki göçebeler arasında yine İbraniler gibi Sami ırkından olan Arapları da ilave etmek lazım. Göçebeliğin verdiği hayal gücü ve dinamizmle Türkler nasıl gökte, bozkır sessizliği ve sadeliğinde bozkırda seraplar görüyorsa, Araplar da çölde aynı serapları görüyorlardı. O seraplar onları Akdeniz’in İspanya’sından, Asya’nın içlerine ve ötelerine Endonezya’ya, Malezya’ya kadar yerleştirmiştir. Bu çok önemli.

İkincisi de hayal derken, hayal sanırım Türkçe bir kavram değil, ithal bir kavram.

Düş kavramı, kişi düş görmeden bir hiçtir ve düşler doğru mudur, yalan mıdır bilinmez. Düşten hem rüya hem düşünce çıkar. Düşmek fiili de aynı köktür, insanın zihnine düşer. İnsanın zihnine ne şekilde düşer, bunlar önemli sorulardır. Düşmek fiilinden düşünce gelişir o zaman Türklerde zihin ve düşünce son derece gelişkindir.  Çünkü düş vardır, düş olunca düşünce vardır.

Geçelim bize, algı operasyonlarının neticesinde ezberletilmiş bir takım yanlışları, konuların doğrusuyla açıklamak için bunlar önemli sorulardı.

Selam ve Sevgiyle

Konuşma Kaydı

By Bilge Tonyukuk Enstitüsü zaman: Haziran 05, 2020

Konuşmalar: Büyük Türkiye

Sevgili dostum,

“Büyük Türkiye” kavramı üzerine düşüncelerimi  sizlerle paylaşmak istiyorum. “Büyük Türkiye” kavramı ülkemizde ilk kez siyasetçilerden Süleyman Demirel tarafından kullanılmıştır. Kendisinin “Büyük Türkiye” başlığı adı altında bir kitabı da vardır. Türkiye’yi hep büyük olarak nitelemiştir. Günümüze baktığımızda Türkiye’yi büyük olarak niteleyebilir miyiz, bu bir soru işareti.

Süleyman beyin kastettiği “Büyük Türkiye” kavramının içerisinde sanayisi büyük olan Türkiye’den bahsediyordu, tarımı kendi kendine yeterli olan bir Türkiye’den bahsediyordu. 1980 öncesi dönemde, sanayileşme sözcüğü Türkiye’nin gündeminde olan kilit bir kavram idi ve Türkiye’nin tarımı kendi kendine yeterliydi.

Günümüze geldiğimizde ise bunları görebiliyor muyuz? Ayrıca 1990’larda bir başka büyükten daha bahsedilmeye başlandı. Ama bunu büyük olarak niteleyen Clinton Amerika’sıydı ve Greater China “Büyük Çin” kavramını gündeme getirmişti. Şimdi burada Büyük Çin’den kastedilen o bölgede Çin, Hong Kong, Tayvan, Macao ve Güney Doğu Asya’da ki Endonezya, Malezya ve Filipinler gibi ülkelerde yerleşik olan Çinlileri kastediyordu. Bu büyüklüğün bugün gerçek olduğunu görüyoruz. Çin artık “Büyük Çin”dir, Greater China’dır.

Sonradan 2000’lerde Amerika’nın başına geçen Bush yönetiminden itibaren Amerika bu kavramı terketti. Bu kavram sadece Clinton’la söz konusuydu. Şimde Çin artık enerji alımını yuanla gerçekleştiriyor, Amerikan Dolarını terk ediyor, ipek yolunu hayata geçiriyor, o zaman Çin büyüktür.

Şimdi dönüp Türkiye’ye baktığımız zaman Türkiye’nin büyük olabilmesi için Çin gibi kapsayıcı olması lazım. Kapsayıcıdan kasıt, “Büyük Türkiye”nin içi nasıl dolacak? Yani Çin gibi olmak, dünyada etkili bir konumda yer alabilmekten bahsediyorum.

Benim burada “Büyük Türkiye” olarak özellikle görebildiğim, tarihin mirasının olduğu ülkelerde yani binlerce yıl yer aldığı Asya, Hindistan, İran, Türkistan daha sonra Hindistan’da Babür İmparatorluğu, Osmanlı İmparatorluğu’nun mirası olduğu 3 kıta, Büyük Asya, Afrika, Avrupa. Bugün Türkiye olarak anılan ilk devlet “Devlet-it Türkiye” Mısır’da kurulmuştur.

Büyük Türkiye, Büyük Akdeniz dünyasının sınırlarını kapsar. Sadece bugün Misak-ı Milli sınırları değildir, tarihi derinliğimizin olduğu ülkelerdeki sınırları kapsamaktadır.

Selam ve sevgiyle.

12-05-2019

Konuşma Dosyası

By Bilge Tonyukuk Enstitüsü zaman: Haziran 05, 2020