Home Blog Page 69

Cologne Germany

by our Correspondent Irfan Benli

Ludwigsburg, Stuttgart’ın banliyösü

by our Correspondent Irfan Benli

Anıt Sakız Ağacı, 1635, Ataköy 9.Kısım Yunus Emre Kültür Merkezi

400 yıllık Sakız Ağacı

Hong Kong Adasını İngilizler 1997’de neden Çin’e teslim ettiler?

1898de Hong Kong adası hariç New Territories ve Kowloon bölümlerini kiralayan İngilizler 1997 de neden kendilerine ait olan Hong Kong adasını da Çin’e teslim etmiştir.

İngilizlerin 1898’de New Territories ve Kowloon’u 99 yıllık kira sözleşmesiyle edinmesi ve 1997’de Hong Kong Adası’nı da Çin’e devretmesi karmaşık bir tarihi olayın sonucudur. Bu olaya katkıda bulunan birçok faktör var, ancak en önemlileri şunlardır:

Çin’in artan gücü: 20. yüzyılın sonlarında Çin, siyasi ve ekonomik açıdan önemli bir güç haline geldi. Bu durum, Hong Kong’u kendi topraklarının bir parçası olarak görmeye başlamalarına ve adanın kontrolünü geri alma arzusunu artırmalarına yol açtı.

Küresel siyasi değişimler: Soğuk Savaş’ın sona ermesi ve küresel siyasi ortamda yaşanan değişimler, sömürgecilik karşıtı hareketlerin güçlenmesine ve birçok sömürge bölgenin bağımsızlık kazanmasına neden oldu. Bu durum, Hong Kong’un da bir istisna olma ihtimalini güçlendirdi.

Hong Kong ekonomisi: Hong Kong, İngiliz yönetimi altında önemli bir ticaret ve finans merkezi haline geldi. Ancak 1980’lerde ve 1990’larda Çin ekonomisinin hızlı büyümesi, Hong Kong’un bölgesel önemini gölgede bırakmaya başladı. Bu durum, İngilizlerin adayı korumakla ilgili mali ve siyasi maliyetleri sorgulamalarına yol açtı.

99 yıllık kira sözleşmesinin sona ermesi: 1997 yılında, Hong Kong’un New Territories ve Kowloon bölgelerini kapsayan 99 yıllık kira sözleşmesi sona erdi. Bu durum, İngilizlerin adanın tamamını Çin’e devretmesi veya yeni bir kira sözleşmesi müzakere etmesi gerektiği anlamına geliyordu.

Çin ile yapılan müzakereler: İngiliz ve Çin hükümetleri, 1980’lerin başından itibaren Hong Kong’un geleceği hakkında müzakereler yürüttüler. Bu müzakereler zorlu ve karmaşıktı, ancak sonunda 1984 yılında “Bir Ülke, İki Sistem” ilkesine dayanan bir anlaşmaya varıldı. Bu ilke, Hong Kong’un 1997’de Çin’e devredilmesini, ancak kapitalist bir ekonomi ve yüksek bir özerklik düzeyi korumasını öngörüyordu.

Hong Kong halkının tepkisi: Hong Kong halkı, İngiliz yönetiminin sona ermesi ve Çin’e devredilme fikrine karşı karışık duygular besliyordu. Bazıları, Çin yönetimi altında özgürlüklerinin ve refah seviyelerinin tehlikeye gireceğinden endişe duyuyordu. Diğerleri ise, Çin’e yeniden entegre olmanın ekonomik fırsatlar ve siyasi istikrar sağlayacağına inanıyordu.

Sonuç olarak, Hong Kong’un 1997’de Çin’e devredilmesi, karmaşık tarihi, küresel siyasi değişimler ve Çin’in artan gücü gibi bir dizi faktörün sonucudur. Bu olay, Hong Kong halkı için önemli bir dönüm noktasıydı ve bölgenin geleceği üzerinde kalıcı bir etkisi oldu.

İngiliz İngilizler 1898 yılında Hong Kong’un hangi kısımlarını kiralamışlardır ve bugünkü Hong Kong‘un yüzde kaçını teşkil etmektedir bu kiralanan kısım.

1898 yılında İngilizler, Kowloon Yarımadası, Stonecutters Adası ve New Territories olarak bilinen bölgeyi 99 yıllık bir kira sözleşmesiyle Hong Kong’a eklemişlerdir. Bu kiralanan bölgeler, bugünkü Hong Kong’un yaklaşık %95’ini oluşturmaktadır.

Kiralanan Bölgelerin Detayları:

  • Kowloon Yarımadası: Hong Kong adasının kuzeyinde yer alan Kowloon Yarımadası, 1860 yılında imzalanan Pekin Antlaşması ile İngiliz kontrolüne girmiştir. Yarımadayı, Victoria Limanı’ndan ayıran derin bir su yolu olan Lei Yue Mun Boğazı, Hong Kong adasından ayırt eder. Kowloon Yarımadası, Hong Kong’un en yoğun nüfuslu bölgesidir ve birçok gökdelen, alışveriş merkezi ve turistik mekana ev sahipliği yapmaktadır.
  • Stonecutters Adası: Victoria Limanı’nın güneyinde yer alan Stonecutters Adası, 1898 yılında kiralama sözleşmesiyle Hong Kong’a eklenmiştir. Ada, geçmişte bir taş ocağı ve hapishane olarak kullanılmıştır. Günümüzde ise liman tesisleri ve konut alanları bulunmaktadır.
  • New Territories: Hong Kong adasının kuzeyinde ve Kowloon Yarımadası’nın kuzeybatısında yer alan New Territories, 1898 yılında 99 yıllık bir kira sözleşmesiyle Hong Kong’a eklenmiştir. Bu bölge, dağlık araziler, geleneksel köyler ve modern şehirler içeren geniş bir alana sahiptir. New Territories, Hong Kong’un en az gelişmiş bölgesidir ve doğal güzelliği ve tarihi ile bilinmektedir.

Kiralama Sözleşmesinin Sonlanması:

İngilizler tarafından 99 yıllık bir kira sözleşmesiyle Hong Kong’a eklenen bu bölgelerin kira sözleşmesi 1 Temmuz 1997 tarihinde sona ermiştir. Bu tarihten itibaren Hong Kong, Çin Halk Cumhuriyeti’ne geri dönmüştür.

Bugünkü Durum:

Bugün Hong Kong, Çin Halk Cumhuriyeti’nin özel idari bölgesi olarak yönetilmektedir. Bölge, yüksek derecede özerkliğe sahiptir ve kendi para birimi, hukuk sistemi ve siyasi liderleri bulunmaktadır. Hong Kong, dünyanın en önemli finans ve ticaret merkezlerinden biridir ve canlı bir kültüre ve kozmopolit bir nüfusa sahiptir.

Değer olarak baktığımızda bugünkü Hong Kong‘un ada kısmı Hong Kong milli gelirinin yüzde kaçını üretmektedir

Maalesef, Hong Kong adasının milli gelire katkısı hakkında kesin bir bilgiye erişemiyorum. Bu bilginin karmaşıklığı ve çeşitli faktörlerden etkilenmesi nedeniyle, tek bir kaynaktan net bir veri elde etmek zordur.

Ancak, size yardımcı olabilecek bazı bilgiler sunabilirim:

  • Hong Kong adası: Hong Kong’un en küçük bölgesi olmasına rağmen, finans ve ticaret merkezi olarak önemli bir rol oynamaktadır. Adada birçok banka, sigorta şirketi ve uluslararası şirketin merkezi bulunmaktadır. Bu da adanın milli gelire önemli katkıda bulunmasına neden olmaktadır.
  • Diğer Bölgeler: New Territories ve Kowloon Yarımadası gibi diğer bölgeler de sanayi, turizm ve lojistik gibi sektörlerde önemli katkılarda bulunmaktadır.
  • Veri Eksikliği: Hong Kong hükümeti, ada bazında milli gelir verileri yayınlamamaktadır. Bu nedenle, adanın tam olarak ne kadar katkıda bulunduğunu kesin olarak belirlemek zordur.

Bununla birlikte, bazı araştırma kuruluşları ve medya kuruluşları, Hong Kong adasının milli gelire katkısına dair tahminler sunmaktadır. Bu tahminler, genellikle %30 ile %50 arasında değişmektedir.

Ancak, bu tahminlerin de bazı sınırlamaları olduğunu belirtmek önemlidir. Bu tahminler, kullanılan metodolojiye ve veri kaynaklarına bağlı olarak değişebilir.

Dolayısıyla, Hong Kong adasının milli gelire katkısı hakkında kesin bir bilgi vermek mümkün değildir.

Ancak, adanın önemli bir finans ve ticaret merkezi olduğu ve milli gelire önemli katkıda bulunduğu açıktır.

Bugünkü Hong Kong‘un ada kısmının diğeri ve diğer Hong Kong bölümlerinin değeri ne kadardır

Hong Kong adasının ve diğer bölgelerinin ayrı ayrı değerini belirlemek oldukça karmaşık bir işlemdir ve tek bir kesin rakam vermek mümkün değildir. Bunun sebebi, değerlendirmenin hangi kriterlere göre yapılacağına bağlı olarak değişmesidir.

Ekonomik Değer:

Ekonomik değer açısından bakıldığında, Hong Kong adası finans ve ticaret merkezi olarak önemli bir rol oynamaktadır. Adada birçok banka, sigorta şirketi ve uluslararası şirketin merkezi bulunmaktadır. Bu da adanın gayrimenkul fiyatlarının yüksek olmasına ve önemli bir vergi gelirine katkıda bulunmasına neden olmaktadır.

Ancak, New Territories ve Kowloon Yarımadası gibi diğer bölgeler de sanayi, turizm ve lojistik gibi sektörlerde önemli katkılarda bulunmaktadır. Bu nedenle, Hong Kong’un genel ekonomik değeri, tüm bölgelerin katkılarının toplamı olarak değerlendirilebilir.

Gayrimenkul Değeri:

Gayrimenkul değeri açısından bakıldığında, Hong Kong adası dünyanın en pahalı şehirlerinden biridir. Adadaki konut ve ticari gayrimenkul fiyatları oldukça yüksektir.

Diğer bölgelerde ise gayrimenkul fiyatları adaya göre daha düşüktür. Özellikle New Territories bölgesinde daha uygun fiyatlı konut seçenekleri bulmak mümkündür.

Sosyal ve Kültürel Değer:

Hong Kong adası, tarihi ve kültürel açıdan da oldukça önemli bir yere sahiptir. Adada birçok tarihi bina, tapınak ve müze bulunmaktadır. Ayrıca, Hong Kong mutfağı da oldukça meşhurdur.

Diğer bölgeler de kendine özgü bir kültüre ve mutfağa sahiptir. New Territories bölgesi, doğal güzellikleri ile ön plana çıkmaktadır.

Sonuç:

Görüldüğü gibi, Hong Kong adasının ve diğer bölgelerinin değerini tek bir rakamla ifade etmek zordur. Değerlendirme hangi kriterlere göre yapıldığına bağlı olarak değişmektedir.

Ancak, genel olarak bakıldığında Hong Kong, hem ekonomik hem de sosyal ve kültürel açıdan oldukça değerli bir bölgedir

Bucharest Romania Photographs

by our Correspondent Irfan Benli

Lively Hong Kong April 2024

by our Correspondent Irfan Benli

 

 

Üsküdar’daki yabancı okullar

Üsküdar’daki yabancı okullar

 

Binyıllar ve Türkler

*************************************

20.yüzyılın hemen başlarındaki ikinci onyılın 23 Nisan’ında  egemenlik Mustafa Kemal Atatürk tarafından halka emanet edilerek yeni bir milenyum başlatılmıştır.

Kutlu olsun!

Atatürk geçmişteki 1000 yıldan bahsediyor. Osmanlı dönemini aşan bir dönem yani hanedanlıklar dönemi, Karahanlılarla başlayan halkın hiçe sayıldığı 1000 yıl.

Bu çok enteresan halkın devleti diyor halkı öne koyuyor.

ATATÜRK’ÜN, YENİ (GÖREVE BAŞLAYAN BAKANLAR KURULU’NA, 30 EKİM 1923 AKŞAMI YAPTIĞI KONUŞMA)

Bakanlar Kurulu, akşam üzeri valilikte toplandı. Bu ilk toplantıda GAZİ PAŞA da bulundu. Hepsini tek tek kutladı.

“Efendiler! Yıkmaya çalıştığımız ortaçağın arkasında bin yıllık deney var. Bin türlü kirli oyun. CUMHURİYETİMİZ ise daha yeni doğmuş bir çocuk. Cumhuriyeti kolayca boğuverirler. Bu nedenle çok dikkatli, uyanık olun. İş arkadaşlarınızı özenle seçin.

*************************************

Birinci Milenyum ve Türkler (1-1000)

  • Attila ö.453
  • İlteriş Kağan ö.694
  • Tonyukuk, 646-724;
  • Bilge Kağan, 683-734;
  • Kültigin, 684-731;
  • Ebu Hanife, 699-767;
  • Musa El Harezmi, 780-850;
  • İmam Maturidi, 852-944;
  • Farabi, 872-951 (Farabi ilk İslam filozofudur);
  • El Biruni, 973-1048;
  • İbni Sina, 980-1037;

İkinci Milenyum (1001-1999)

  • Kaşgarlı Mahmud, 1008-1105;
  • Yusuf Has Hacib, 1017-1077;
  • Nizamülmülk, 1018-1092;
  • Ömer Hayyam, 1048-1131;
  • Gazzali, 1058-1111;
  • Ahmet Yesevi, 1093-1166;
  • Şeyh Edebali, 1206-1326;
  • Mevlana, 1207-1273;
  • Hacı Bektaşı Veli, 1209-1271;
  • Yunus Emre, 1240-1321
  • Uluğ Bey (1394-1449)
  • Ali Kuşçu (1403-1474)
  • Mimar Sinan (ö.1588)
  • Katip Çelebi 1609-1657
  • Evliya Çelebi (1611-1682)
  • Ahmet Cevdet Paşa (1822-1895)
  • Mehmet Akif Ersoy (1873-1936)
  • Mustafa Kemal Atatürk (1881-1938)
  • Fuad Köprülü (1890-1966)
  • Hilmi Ziya Ülken (1901-1974)
  • Nazım Hikmet (1902-1963)
  • Ahmet Hamdi Tanpınar (1901-1962)
  • Cahit Arf (1910-1997)
  • Aydın Sayılı (1913-1993)
  • Mübahat Küyel (1927-2022)
  • Oktay Sinanoğlu (1935-2015)
  • İhsan Fazlıoğlu (1966- )

 

Üçüncü Milenyum ve Türkler (2001-2999)

 

Türklerin Binyılı 3.BinYıl olarak tarihte yerini almaya hazırlanmaktadır. 

Devlette Restorasyon

 

Bilge Tonyukuk Yazıtı’nın satırları arasında yer alan “devlet de devlet oldu, halk da halk oldu” cümlesi Çin esaretine karşı isyan hareketi ve bağımsızlık mücadelesinin sonucunda yazıtın son bölümlerine doğru yer alan bir tespittir.

Buradan çıkan açık anlam şu ki, demek ki devletin devlet olmadığı zamanlar, halkın da halk olmadığı zamanlar söz konusu olabiliyormuş. Türklerin tarihinde bu tarz dönemler çok sayıda yaşanmıştır ve halen de yaşanmaktadır.

Devlet Arapça bir kelimedir, Türkler ise devleti il olarak tanımlamaktadır. Türklerin anlayışında devlet ancak ilişkiler ve ilgi ile var olabilmektedir, iletişim ile sürdürülebilmektedir.

21. yüzyıla ülkemiz kavramların yerle yeksan edildiği bir ideolojik hareket ile başlamıştır, bu son derece talihsiz bir durumdur. Bu durumdan çıkılması açısından tek kişinin tek başına devleti temsil edemeyeceği, tek bir imza ile devletin yönetilemeyeceği, hükümetin hiçbir zaman devlet yerine geçemeyeceği, devletin kurumlar olmaksızın söz konusu olamayacağı, en büyük gerçeğin, Atatürk tarafından ifade edildiği gibi Türkiye Büyük Millet Meclisi yani halk olduğu günlere kavuşmamız açısından çözümler geliştirmemiz önem kazanmaktadır.

1850’li yıllardan itibaren borç batağına saplanmaya başlayan Osmanlı İmparatorluğu anlayışını değiştirmediği için 70 yıl içerisinde yıkılıp gitmişti, son dönemlerinde yedisinde neyse yetmişinde de o şekilde davranmıştı.

Hâlbuki savaş içerisinde parasızlıktan kıvırılan Türkiye, Atatürk’ün halkına müracaat ederek uyguladığı tekalifi milliye politikası neticesinde bir yıl içerisinde parasal yönden kendisini toparlayarak savaşı kazanmasını bilmişti. Daha sonraki dönemlerde de 1923-1939 yılları arası Türkiye Cumhuriyeti’nin cari fazla verdiği yegane yıllara tanıklık etmiştir.

O halde devletin restore edilmesi süreci içerisinde önemli olan yerel halk olarak kendi halkını aşağılamamak ve fakat halka dayanan politika ve stratejiler çerçevesinde özellikle ülkenin ekonomisini son derece güçlü kılmak, borç batağından çıkarmaktır.

Restorasyonun temelinde sağlam bir ekonomik bağımsızlık yatmaktadır. Kurumlar ve kanunlar ancak tam bağımsızlık ve egemenlik anlayışı çerçevesinde yeniden ihya edilebilecektir.

İlk Başbakan Bilge Tonyukuk’un veciz ifadesiyle devletin devlet olabilmesi için devlet adamlarına ihtiyaç vardır. Kendisinin diğer bir ifadesi ile “bizim gücümüz yüzde birdir”.
Evet Tonyukuk’dan 1300 yıl sonra da Türklerin temel göstergeler olan nüfus, yüzölçümü, milli gelir gücü dünyada yüzde birdir. Önemli olan söz konusu %1’in nasıl önüne bir sıfır eklenebileceğidir.

Tonyukuk bunu başarmıştı ve Çin’e karşı bağımsızlık hareketini başarıya ulaştırmıştı Çin’in sahil kesiminde yer alan 23 şehire seferler yapmış, stratejik ve anlayışla devleti ihya etmişti. Sürekli sahada ve savaş alanlarında idi.

Tonyukuk‘un ünvanı olan bilgelik Asya’daki Türk devletlerinin temel vasfı idi. O halde devletimizin de hem içeride hem de dışarıda bilge güç olarak temayüz edebilmesi için kanunların, halkın, ekonominin, iş hayatının, hukukun, dış dünya ile olan ilişkilerin bilge liderlik öncülüğünde bilge güç olarak halkın da katılımı ile birlikte, geniş bir perspektif ile yeniden tasarlanması önemlidir.

KHK’larla devlet yönetme geleneğine son verilmeli, parlamenter sisteme geçilmeli, Başbakanlık ve müsteşarlıklar tekrar ihya edilmelidir. Devlet bir şirket gibi değil fakat devlet gibi yönetilmeli, ülkede tüm hayati sektörlerde siyaset bazlı olarak oluşturulmuş beşer kişilik tekelci yapılanmalar sonlandırılmalıdır.

Portekiz’de 1.65 Avroya lokantada yenilen bir et yemeği Türkiye’de binlerce liradır.

Dövizin hayati öneminden ötürü ihracata özel bir acil servis yaklaşımı geliştirilmeli, ihracat faaliyetleri ve yurt dışı sahalarda bordo bereli zihniyetli kadrolar tarafından yerine getirilmelidir.

Türkiye’nin 175 yıldan buyana dış borç alan bir sistematiğe ilişkin oluşan kalıplar ve yapılar acil ihracat yaklaşım ve vizyonu ile yıkılmalıdır.

Cumhuriyeti içine sindiremeyen saltanat ve hanedan zihniyeti ülkemizde köklü bir ideolojidir ve fakat kendi tabirleri ile “yerel halk” olarak ifade ettikleri halk, bir yerel seçimde kendilerini yerle yeksan etmiştir.

2500 yıllık felsefe geleneğinde filozoflara sahip olan Yunanistan’da bir devlet kavramı söz konusu değildir, sadece şehir devletleri ile sınırlıdır, bundan ötürü de herhangi bir imparatorluk sahibi olamamışlardır.

Devlet kavrayışı Türkleri diğer halklardan ayıran ve öne çıkartan yaşamsal bir karakterdir.

Bizans İmparatorluğu olarak adlandırılan yapı aslında Roma’ya özgü bir yapıdır. Rum dediğimiz de Romalılardır.

Devletin yeniden restorasyonunda özgün bir yaklaşımla devlet kavramını binlerce yıldan buyana içselleştirmiş olmamız, yola çıkacağımız en önemli bir kaynaktır..

Batı Trakya Türk Cumhuriyeti 1913

Yeniden birleşme ve nüfuz tesisi konularında Hong Kong ve Makau örnekleri yirminci yüzyılın sonlarında yaşanmış canlı örneklerdir. Tayvan da sırada beklemektedir.

Oldubittilerle imparatorluktan ve Türkiye Cumhuriyeti’nden kopartılan bu vatan parçaları ile yeniden birleşilmesi için önemli olan, 21. yüzyıl uluslararası ilişkiler dünyasında tek bir gerçeklik olan güç kavramıdır.

1920’li yıllarda Yunanistan’ın nüfusu 6.5 milyon, Türkiye’nin nüfusu ise 13.5 milyon civarlarında iken 2024 yılı itibarıyla Türkiye’nin nüfusu 90 milyona yaklaşırken Yunanistan’ın nüfusu 10.5 milyon civarındadır, aradaki nüfus farkı, bir misli iken dokuz misline çıkmıştır. Nüfus gücün önemli değişkenlerinden bir tanesidir.

Çin Halk Cumhuriyeti, Hong Kong ile ilgili olarak İngiltere’den, 1984-1997 yılları arasında 14 yıl süren görüşmeler neticesinde kiraladığından çok daha fazlasını geri alabildiyse bunun arkasında yatan Çin’in kalkınmasının da motoru olan nüfus ve nüfuz gücüdür.

Bu, Türkiye açısından da izlenmesi gereken bir yoldur. Türkiye’nin yeniden birleşebileceği vatan toprakları Misak-ı Milli belgesinde detaylı olarak listelenmiş durumdadır. Adalar denizi, adalar meselesi ve Batı Trakya da bu kapsamda değerlendirilmelidir.

1913 yılında Batı Trakya‘da bir Cumhuriyet kurularak, gelecekte bu cumhuriyetin canlandırılması hedeflenmiştir. Aynı model Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin teşekkülünde de gözükmektedir. Bu parçaların hepsi daha sonra birleştirilecektir.

Nüfusunu çoğaltmak suretiyle Osmanlı döneminden de daha güçlü olma sinyalleri veren Türkiye, adalar denizi ve adalarla yeniden birleşme gündemini, aynı zamanda 110 yıl önceki Batı Trakya Türk Cumhuriyeti yapılanması ile de ilişkilendirmek durumundadır. BTTC, gelecek için fidelenmiş, tohumları ekilmiş ve uygun zamanını kollayan bir yapıdır.

31 Ağustos 1913 – 30 Ekim 1913 tarihleri arasında varlığını sürdürmüş olan Batı Trakya Türk Cumhuriyeti ise varlığını sonlandırmış gözükmektedir. Bu varlığın tekrar canlandırılması önemli bir stratejik aksiyon teşkil edecektir.