Home Blog Page 65

Occupation plans, massacres and genocides against Turks.

Bulgarian_soldiers_with_dead_Turkish_civilians_Edirne

 

100 Plans to Break Türkiye Up

Wellington House anti-Turk propaganda books published in 1916-1918

 

 

 

Farabi’de Devlet Felsefesi ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti

Devlet insanlar için vardır

İlk Türk filozofu olan Türkistanlı Farabi’nin düşüncelerinin merkezinde yer alan fizik ve metafizik dünyalar arasında köprü vazifesi de gören insandır. Düşünce gücü ve ürünü olan bilgi insanın en önemli hasletidir. İnsan ayrıca sadece düşünce gücü ile var olamaz. İnsanı var eden diğer insanlarla yardımlaşma ve dayanışma ihtiyacıdır. Farabi bu dayanışmayı evrensel düzeye çıkartarak dünya devletini ve bütünsel insanı idealize etmiştir.

Farabi bu görüşleri ile felsefesinin içine özgürlük (düşünce gücü) ve dayanışmayı eşzamanlı olarak konumlandırmıştır.

Bu görüşleri ile Farabi kamuculuğu öne çıkartan bir düşünürdür. Erdemli insanlardan oluşan ideal devlet, özgürlük, dayanışma ve yardımlaşma esaslıdır. Böylece Türklerin gelenekselleşmiş dünya devleti idealleri ve kamucu davranış biçimleri, Farabi’de bir üst düzeyde ifadesini bulmaktadır.

Sosyolog-Filozof İbni Haldun’un öncülü olmasına karşın ülkemizde bilinirliği yüksek değildir. Türkistan ve Kuzey Afrika sosyolojilerinin de farklılığına karşın özgün olmayan İbni Haldun tercih edilmektedir ki dikkate şayandır.

2020 Unesco Farabi yılı olarak kutlanmaktadır ki yine trajik olan felsefesinin merkezine insanı alan bir düşünürün kutlandığı yıl insanın yok edilmesi sürecinde de bir başlangıç teşkil etmektedir.

Tanımı gereği salt olarak insan ve yetkinliklerini esas alması gereken felsefe disiplini içine dayanışma ve yardımlaşma konusunu dahil eden Farabi’dir. Türk düşünce sistematiğinde kamuya verilen önceliği değerlendiren Farabi böylelikle özgün bir katkı sağlamıştır. Sadece birey olarak incelenen insanın toplumsal kişiliği ve kamusal davranışları da Farabi’den sonra incelenmeye başlanmıştır.

Anlaşılan o ki kamusal düşünceleri ile en çok etkilediği filozof Yusuf Has Hacip ve eseri Kutadgu Bilig olmuştur. Devam eden yıllarda Yesevi’nin hikmetleri ve Yunus’un dörtlükleri hep Farabi’nin yardımlaşmayı esas alan kamucu damarından beslenmiştir.

Türk düşünürlerin Farabi’ye, yüzyıllardır yalnızlığa öteledikleri ilk filozofumuza borçları çok derindir. Umulur ki bu borçlar Farabi’deki kamu düşüncesinin analizinden itibaren geri ödenmeye başlanacak ve söz konusu analizler de pratik faydalar üretecektir.
Farabi düşünce dünyasında önce bir protestoyu ardından da bir rönesansı gündeme getirmişti.

“Bir bilim olarak biz Türkler felsefeye Müslümanlığı kabul etmemizden yaklaşık iki asır sonra yakından ilgi göstermişizdir. Özellikle Emeviler döneminin devlet yönetiminde ve hukuk alanında tamamen yanlış uygulamaları Orta Asya Türkü Farabi’nin protestosuyla karşılaşmış, Türk-İslam dünyasına örnek olan Farabi sayesinde bilim, felsefe, hukuk yeniden yükselişe geçerek altın çağını yaşamıştır.” Kaynak: Doç. Dr. Aybeniz Rahimova. Marksist sistemin ulusalcı filozofu.

Bu temel varlık yapısıyla insan kendi suretiyle olması yönünden ne madde ne de alettir ve yardımcı olma yoluyla asla başka bir tür için de değildir. Varlık ilkeleri açısından düşünen canlı olan insan, hiçbir mümkün cinsi düşünen canlıdan daha üstün olmayınca, düşünen canlının kendisinden daha üstün olan başka hiçbir mümkün şeye hiçbir biçimde yardımı söz konusu değildir.
Bu sebeple düşünen canlı, düşünmesi nedeniyle ne üstünde ne de altında olan hiçbir şeyin maddesi olamaz. Ve kendisinden başka hiçbir şeyin aleti de olmaz. Doğası gereği başkasına hiçbir zaman hizmetçi de olamaz. İnsan doğal olarak değil, düşünme ve irade sayesinde düşünen bir varlık olduğu için kendinden başka mümkün varlıklara ve birbirine yani insan- insana araç olamaz. Çünkü insan amaç bir varlıktır. Kendisinin dışında herhangi bir şeyin aracı olmayan insan, yaşamak ve yetkinliğe ulaşmak için doğal-varlık yapısıyla birçok şeylere ihtiyaç duyacak şekilde yaratılmıştır.
Elbette o, ihtiyaçlarını tek başına sağlayamayacaktır. Zorunlu ihtiyaçları gidermek için insanların bir araya gelmesi kaçınılmazdır. Bu durum onun varlık-koşuludur. Hemen her insan ihtiyaçlarını gidermek için üzerine düşeni yapar. İşte bu bir araya gelme, elle tutulur, gözle görülür somut bir “sosyal birliği” meydana getirir. İnsan, doğasındaki yetkinleşme ihtiyacını bu sosyal birliğin içerisinde gerçekleştirir. Bu sosyalleşme bilinçli ve amaçlıdır.
Bundan ötürüdür ki, insan doğal yapısı gereği bir yurtta ve kendi türünden olan diğer insanlarla bir arada oturur. Bu özelliğinden dolayıdır ki insan, medeni (devlet/ il kurabilir) ve ünsi (siyasi kabiliyetli) bir varlıktır.
İnsanın, devlet kurmaya kabiliyetli, yetenekli bir yapıda olduğuna göre, insan devlet kuran siyasi varlıktır. Bir başka ifadeyle, doğal yapısı gereği sosyal birliğe katılan insan bu katılmanın sonucunda siyasileşerek daha açık ifadeyle medenileşerek/ insanlaşarak ikinci bir huy kazanır. İkinci bir karakter kazanan insan, kendi doğal yapısından gelen doğal niteliklerle ve kazandığı ikinci huyla içerisinde bulunduğu sosyal birlikle uyuşmaya çalışır. Fârâbî, Siyasetü’l -Medeniyye, 37-39. (Adı geçen çeviri.) s.33-34.

FÂRÂBÎ’DE İNSAN – DEVLET İLİŞKİSİ * * Zübeyir Kars** * Bu çalışma Atatürk Üniversitesi Fen- Edebiyat Fakültesi ile Kazım Karabekir Eğitim Fakültesi tarafından 1998 yılında ortaklaşa düzenlenen “ İnsan Felsefesi” konulu “ Felsefe kongresi”nde sunulmuştur.https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/31971

 

Atatürk’te D7

DAVA

DEVLET

DİL

DİN

DÜŞÜNCE

DIŞ DÜNYA

DİJİTAL ÇAĞ

***************************

Dava: Hürriyet ve Tam Bağımsızlık

Birlikler geri çekilirken taarruz edeceğiz ve elimizden geldiği kadar malzeme götürmesine mani olacağız, burası davar tarlası mı Türk toprağına girmek ne kadar güçse çıkmak da o kadar güçtür!

Mustafa Kemal Atatürk – 25 Nisan 1915

Lozan’a gönderdiğimiz delege heyeti ve onun başındaki arkadaşımız o kadar kıymetli ve kuvvetlidir ki, davamızı açıklıkla kavramış müdafaa vasıtalarını o kadar güzel hazırlamıştır ki, kimsenin hayallere sapmasına imkan kalmayacaktır.

Mustafa Kemal Atatürk – 22 Ocak 1923

Mukaddes davamızın kazanılmasında kuvvetli dayanağımız olan ordumuzla başta zatı samileri olduğu halde kıymettar ve fedakar kumandanların samimane ve vatanperverane hissiyatı büyük memnuniyete sebep oldu.

Milli emellerin elde edilmesi ve milletimizin yekvücut kalması uğrunda sarf buyurulan mesainizin teşekküre ve övgüye değer olduğunu arz eylerim, Efendim.

Mustafa Kemal Atatürk – 4 Ekim 1920

Bu ordu sultanın ordusu idi ve onun iradesini yerine getirir, yalnızca onu tanırdı. Bu ordu günde üç kez, “Padişahım çok yaşa!” diye bağırmak zorundaydı.

Yeni orduyu tamamen yeni prensipler ve temeller üzerine kurduk. Bu ordu, eski ordunun halkın davasına, vatan müdafaasına sadık kalmış kısımlarından ve emekçi köylü kitleleri arasından toplanan kişilerden oluşturulmuştur.

Biz bu orduyu kurarken, yalnızca bir tek amaç güttük.

Bu da, bu ordunun sultan ordusu değil, halk ordusu olması, ayrı ayrı şahısların değil, bütün halkın menfaatlarını savunmasıdır.

Mustafa Kemal Atatürk – 4 Ocak 1922

Uygarlık demek, bağışlama ve hoşgörü demektir. İlkel toplumlardır ki kan davası güderler. Bağışlamaya, hoşgörüye dayanmayan uygarlık, zorbalığa dayanan uygarlıktır ki, çöker… O, uygarlık değildir.

Mustafa Kemal Atatürk – 1936

Batı medeniyetinin öncüsü olduğunu iddia eden Fransızların zulüm ve baskıları­na ve on asırdan beri milletimizin geçerli olan fiili hakimiyetinin ortadan kaldırılmasına ve imhasına karşı silah müdafaasını kullanmaya mecbur olup, yirmi güne yakın bir zaman zarfında Ermenilerle birleşen düşman kuvveti ile her türlü mahrumiyetler içinde çarpışan ve nihayet başarılı olan kahraman Maraşlıları, bütün memleket namına tebrik ve tazize koşarız.

Maraşlılar, bu kahramanca müdafaaları ile milli davanın yüceliğini ve milletimizin yaşamak. bağımsız olarak yaşamak hususundaki yüksek iradesini bütün cihana gösterdiler.

Şehitlerimize dualar, selamlar.

Mustafa Kemal Atatürk – 12 Şubat 1920

Hakkımızı savunmak ve insanlık duygularına zerrece aldırış etmeyen kimselerin vahşi saldırıları yüzünden yiğit ve bahtsız halkımızın çekmekte olduğu korkunç acı­ları dünyaya duyurmak uğruna harcadığınız enerji için hepimizin size duyduğumuz minnettarlığı da bu vesileyle hemen belirtmek isterim.

Emin olunuz ki, sizin gibi çok hararetli ve içten savunucuların haklı davamıza kazandırdıkları manevi zafere pek değer vermekteyiz.

Size anlatmaya bilmem ki gerek var mıdır? Geçen Temmuz’daki ilerlemesi sırasında düşmanın istila ettiği topraklar, dört ay önce sizin pek cesurca dolaşıp gördü­ğünüz aynı toplu katliamlara, aynı yıkımlara uğradı. Düşmanımızın geçtiği her yerde göze çarpan, ölüm, yangın, yağma ve Yunan afetinden kaçan zavallı köylülerin hüzünlü göçü oldu. Bu korkunç anı ve ona sebep olanların vahşi kinini, Anadolu yıllar boyunca ve hatta belki yüzyıllarca unutmayacaktır.

Mustafa Kemal Atatürk – 5 Eylül 1921

Yunan-Türk Pacte d’entente cordiale’ı çok doğru olarak işaret buyurduğunuz gibi Yakındoğu için bir barış ve sükun vasıtasıdır.

Bu suretle yalnız memleketlerimizin kendi ihtiyaçlarını karşılamakla kalmayacak aynı zamanda vazifelerini müdrik her devlet adamı tarafından en ziyade mukaddes tutulması ve inatla müdafaası lazım gelen ve davaların en yükseği olan barış davasına hizmet etmek suretiyle bu mıntıkadaki bütün milletlerin menfaatlarına da faydalı olacaktır.

Dolayısıyla hükümetlerimiz bu söz konusu antlaşmayı müzakere etmek ve iyi suretle neticelendirmekle iyi bir surette ilham kaynağı olmuşlardır. Kendilerini hararetle tebrik etmek isterim.

Mustafa Kemal Atatürk – 6 Eylül 1933

Profesör, Türkler ve Macarlar iki kardeş millettir. Dilleriyle, kültürleriyle, kökenleriyle iki kardeş millet. Fakat bu iki kardeş millet ne yaptı? İki kardeş millet gibi mi, kendi yüksek milli gayelerini ve büyük geleceği düşünen ve gören iki olgun kardeş millet gibi mi hareket etti?

Hayır, ne yazık ki hayır.

Biz Türkler, ilayi kelimetullah diye, bir fedai gibi İslam aleminin önüne geçtik, siz Macarlar ruhullah diye yine bir fedai gibi Hristiyan dünyasının önüne düştünüz ve asırlarca birbirimizi kırdık ve karşılıklı kırıştık, değil mi?

Fakat ne için? Hangi büyük maksat, hangi milli gaye, hangi yüksek gelecek için? Ve kimin için? Kimin hesabına?

Böyle yapacağımıza, eğer gurur ve ihtirasa, boş davalara, manasız, hayalperest emellere ve başkalarının maksatlarına kapılmayıp da iki kardeş millet el ele barış içinde birleşseydik, hem kendi milletlerimizin, hem de bütün insanlığın refah ve saadetine hizmet etmez miydik?

Mustafa Kemal Atatürk – 1932

Türkiye’nin bugünkü mücadelesinin yalnız Türkiye’ye ait olmadığını, bütün arkadaşlarımız ifade etmiş iseler de, bunu bir defa daha teyit etmek lüzumunu hissediyorum.

Türkiye’nin bugünkü mücadelesi yalnız kendi nam ve hesabına olsaydı, belki daha kısa, daha az kanlı olur ve daha çabuk bitebilirdi.

Türkiye azim ve mühim bir gayret sarf ediyor. Çünkü savunduğu dava, bütün mazlum milletlerin, bütün Doğu’nun davasıdır ve bunu nihayete getirinceye kadar Türkiye, kendisiyle beraber olan Doğu milletlerinin beraber yürüyeceğinden emindir.

Mustafa Kemal Atatürk – 7 Temmuz 1922

Memleket mutlaka çağdaş, medeni ve yenilikçi olacaktır. Bizim için bu, hayat davasıdır. Bütün fedakarlığımızın verimli olması buna bağlıdır.

Türkiye ya yeni fikirlerle donanmış namuslu bir idare olacaktır veyahut olamayacaktır. Halk ile çok temasım vardır.

O saf kitle, bilmezsiniz ne kadar yenilik taraftarıdır.

Mustafa Kemal Atatürk – 2 Aralık 1923

Devlet: Türkiye Cumhuriyeti

Bence bir milletin doğrudan doğruya hayatıyla, yükselmesiyle, düşkünlüğüyle alakadar olan en mühim etken, milletin ekonomisidir.

Bu, tarihin ve tecrübenin tespit ettiği bir hakikattir.

Bu hakikat bizim milli hayatımızda ve milli tarihimizde de tamamıyla görünmektedir.

Türk tarihi incelenirse birçok sebeplerin başında bütün yükselme ve çökme sebebinin ekonomi meselesinden başka bir şey olmadığı anlaşılır.

Bu münasebetle diyebiliriz ki, Türkiye Cumhuriyeti’ni layık olduğu mertebeye çıkarabilmek için ekonomimize birinci derecede önem vermek lazımdır; zamanımızın bir ekonomi devri olduğu düşünülürse bu önemin derecesi kolaylıkla meydana çıkar.

Mustafa Kemal Atatürk – 1930

Türkiye Cumhuriyetinde kimsesiz bir birey yoktur. Cumhuriyet, böyle bir kavramı asla kabul edemez.

İnsan hakları, yasalarımızın güvencesi altındadır. En güçsüz ve en kimsesizlerin yardımcısı devlet ve onun kamu hukuku temsilcileri olan Cumhuriyet Savcılarıdır.

Kendilerini kimsesiz görenlerin, yanlarında her an haklarını aramakla görevli Cumhuriyet Savcıları bulunduğunu asla unutmamaları ve bundan emin olmaları gerekir.

Mustafa Kemal Atatürk – 9 Ekim 1925

Cumhuriyet rejimi demek, demokrasi sistemi ile devlet şekli demektir.

Biz cumhuriyeti kurduk, on yaşını doldururken, demokrasinin bütün gereklerini sırası geldikçe uygulamaya koymalıdır.

Türkiye Cumhuriyeti’nde de birbirini denetleyen partilerin doğacağına şüphe yoktur.

Demokrasi maddi refah meselesi değildir. Böyle bir nazariyat, vatandaşların siyasi hürriyet ihtiyacını uyutmayı amaçlar.

Bir ulusu oluşturan bireylerin her çeşit özgürlüğü güven altında bulunmalıdır.

Mustafa Kemal Atatürk – 1933

Efendiler! Asırlardan beri Doğu’da mağdur ve mazlum olan milletimiz, Türk milleti hakikatte yaratılıştan sahip olduğu hasletlerden yoksun kabul ediliyordu.

Son senelerde milletimizin fiilen gösterdiği kabiliyet, eğilim, idrak, kendi hakkında kötü zanda bulunanların ne kadar gafil ve ne kadar incelemeden uzak, görünüşe aldanan insanlar olduğunu pek güzel ispat etti.

Milletimiz, sahip olduğu vasıfları ve liyakatini, hükümetinin yeni ismiyle medeniyet cihanına daha çok kolaylıkla göstermeye muvaffak olacaktır.

Türkiye Cumhuriyeti, cihanda işgal ettiği mevkiye layık olduğunu eserleriyle ispat edecektir.

Mustafa Kemal Atatürk – 29 Ekim 1923

Bana öteden beri bu ve buna benzer tekliflerde bulunanlar çok olmuştur.

Siz ve kamuoyu bilmelisiniz ki, bu yoldaki teklifler hoşuma gitmemiştir ve gitmez.

Benim gayem Türkiye’de, yeni Türkiye Cumhuriyeti’nde millet hakimiyetini takviye etmek ve ebedileştirmektir.

Dediğiniz gibi bir teklifi, benim idealimi cidden rencide eden bir manada görürüm.

Bu noktada şu veya bu yorumlara giden sözlerin manasını, beni iyi tanımış olan Türk milleti benden daha iyi takdir eder.

Mustafa Kemal Atatürk – 25 Eylül 1930

Tekkeler mutlaka kapanmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti, her şubede yol gösterecek kudrete sahiptir. Hiçbirimiz tekkelerin yol göstermesine muhtaç değiliz.

Mustafa Kemal Atatürk – 31 Ağustos 1925

Yeni esaslar ve yeni anlayışlar dairesinde bütün cihan ile en yeni münasebetleri tesis etmiş olan Türkiye Cumhuriyeti barış yolunda sarf olunan büyük gayretlerin gelişmesini derin bir alaka ile takip etmekte ve insanlığın en büyük ideali olan barışın lazım ve esaslı unsurlarını iyi niyetle imzalanan ve bilhassa doğrulukla tatbik edilen karşılıklı taahhütlere riayetin teşkil ettiği kanaatinde bulunmaktadır.

Mustafa Kemal Atatürk – 27 Eylül 1928

Daima muhterem arkadaşlarımın ellerine çok samimi ve sıkı bir surette yapışarak onların şahıslarından kendimi bir an bile uzak görmeyerek çalışacağım.

Milletin teveccühünü daima dayanak noktası kabul ederek hep beraber ileriye gideceğiz. Türkiye Cumhuriyeti mesut, muvaffak ve muzaffer olacaktır.

Mustafa Kemal Atatürk – 29 Ekim 1923
Sözün kaynağını görmek, sözü görsele çevirmek ve daha fazla bilgi için üzerine tıklayın

Dil: “Aman dil, dil efendim”  ( ölüm döşeğinde son sözleri)

On gün süren Birinci Türk Dil Kurultayı bugün milletimizi derinden sevindirecek verimli hızlara yol açan keskin, güzel, özlü sözler söylenerek senin yüce adın alkışlar içinde anılarak bitirildi.

Maarif Vekili Beyefendi kendisine olan buyruğunu çok güzel, tam yerinde Kurultay’a bildirdi. Sevinç yükseldi.

Ben Kurultay’ın değerli çalışmasından, yüksek duygular ortaya koymasından ne kadar sevindiğimi sana bildirmek istedim.

Seni çok özledim. işini bitir de çabuk kavuşalım.

Mustafa Kemal Atatürk – 5 Ekim 1932

 

Cahil gericiler Cumhuriyet adliyesinin pençesinden kurtulamayacaklardır.

Hadiseye dikkatimizi bilhassa çevirmemizin sebebi dini, siyaset ve herhangi bir tahrike vesile etmeye asla müsamaha etmeyeceğimizin bir daha anlaşılmasıdır.

Meselenin mahiyeti esasen din değil, dildir. Kati olarak bilinmelidir ki, Türk milletinin milli dili ve milli benliği bütün hayatında hakim ve esas kalacaktır.

Mustafa Kemal Atatürk – 6 Şubat 1933

 

Son günlerde Hatay meselesi beni çok işgal etti, yordu, üzdü.

Aynı arkadaşlar, aynı sofra, ancak Hatay işi dil işini geri bıraktı. Kafam yalnız onunla meşgul.

Mustafa Kemal Atatürk – 4 Ocak 1936

 

Dilinin yabaniliği ve delice düşünceleri karşısında midem bulandı.

Mustafa Kemal Atatürk

 Milli his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olması, milli hissin gelişmesinde başlıca etkendir.

Türk dili, dillerin en zenginlerindendir; yeterki bu dil, şuurla işlensin.

Ülkesini, yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.

Mustafa Kemal Atatürk – 2 Eylül 1930

 

Gelişmenin gayesi, insanları birbirine benzetmektir.

Dünya birliğe doğru yürümektedir; insanlar arasında, sınıf, derece, ahlak, elbise, dil, ölçü farkı gittikçe azalmaktadır.

Tarih, yaşamak kavgasının, ırk, din, kültür, terbiye yabancıları arasında olduğunu gösterir.

Birliğe doğru yürüyüş, barışa doğru da yürüyüş demektir.

Mustafa Kemal Atatürk – 1930

 

Türk dili, Türk milletinin kalbidir, zihnidir.

Mustafa Kemal Atatürk – 1930

 

Türk dili, Türk milleti için mukaddes bir hazinedir.

Çünkü Türk milleti geçirdiği nihayetsiz badireler içinde, ahlakının, ananelerinin, hatıralarının, menfaatlarının, kısacası hugün kendi milliyetini yapan her şeyin dili sayesinde muhafaza olunduğunu görüyor.

Türk dili, Türk milletinin kalbidir, zihnidir

Mustafa Kemal Atatürk – 1930

 

 

Sahip olduğum bütün nakit ve hisse senetleri ile Çankaya’daki menkul ve gayrimenkul mallarımı Cumhuriyet Halk Partisi’ne aşağıdaki şartlarla terk ve vasiyet ediyorum:

1- Nakit ve hisse senetleri şimdiki gibi İş Bankası tarafından nemalandırılacaktır.

2 – Her seneki nemadan, bana nispetleri şerefi mahfuz kaldıkça, yaşadıkları müddetçe, Makbule’ye ayda bin, Afet’e sekiz yüz, Sabiha Gökçen’e altı yüz, Ülkü’ye iki yüz lira ve Rukiye ile Nebile’ye şimdiki yüzer lira verilecektir.

3- S. Gökçen’e bir ev de alınabilecek ayrıca para verilecektir.

4- Makbule’nin yaşadığı müddetçe Çankaya’da oturduğu ev de emrinde kalacaktır.

5- İsmet İnönü’nün çocuklarına yüksek tahsillerini tamamlamak için muhtaç olacakları yardım yapılacaktır.

6 – Her sene nemadan artan miktar yan yarıya, Türk Tarih ve Dil kurumlarına tahsis edilecektir.

Mustafa Kemal Atatürk – 5 Eylül 1938

 

Parti, vatandaşlar arasında en kuvvetli bağın dil birliği, his birliği, fikir birliği olduğuna kani o larak, Türk dilini ve Türk kültürünü hakkıyla yaymayı ve geliştirmeyi ve bütün faaliyet şubelerinde bu esası itibar ve yürürlük mevkiinde bulundurmayı ve konulacak kanunların her şeyi ve herkesi kapsamasını ve her ferde eşit olarak tatbikini esas umde olarak bildirir.

Mustafa Kemal Atatürk – 22 Ekim 1927

 

Türk dili, Türk bilincinin tam teşekkül ve gelişiminden sonra düşünülerek kurulmuş akademik, yapay bir dil değildir.

Türk dili, Türk bilinci kadar doğaldır. Türk dili, Türk bilinci ve dehası kadar mantıklıdır, yüksektir.

Türk dilinin en küçük bir morfemi, Türk’ün tabiatı incelemekten aldığı en bü­yük kavramın ifadesidir.

Mustafa Kemal Atatürk – 4 Aralık 1935

 

Türk Tarihi, Türk ırkını ancak müspet ilim belgeleriyle bulur. Türk dili bunlardan en önemlisidir.

Mustafa Kemal Atatürk – 24 Ağustos 1936

 

Türk dili, Türk kültürü, Türk’ün kendisi gibi en asil, en kadim bir orijinaliteye sahiptir.

Dünyada eski diller ve yeni diller diye sayılan diller bugünkü Türk dehasını tekrar kavradığına göre en asil ve esasi Türkçedir.

Mustafa Kemal Atatürk – 1935

 

Profesör, Türkler ve Macarlar iki kardeş millettir. Dilleriyle, kültürleriyle, kökenleriyle iki kardeş millet. Fakat bu iki kardeş millet ne yaptı? İki kardeş millet gibi mi, kendi yüksek milli gayelerini ve büyük geleceği düşünen ve gören iki olgun kardeş millet gibi mi hareket etti?

Hayır, ne yazık ki hayır.

Biz Türkler, ilayi kelimetullah diye, bir fedai gibi İslam aleminin önüne geçtik, siz Macarlar ruhullah diye yine bir fedai gibi Hristiyan dünyasının önüne düştünüz ve asırlarca birbirimizi kırdık ve karşılıklı kırıştık, değil mi?

Fakat ne için? Hangi büyük maksat, hangi milli gaye, hangi yüksek gelecek için? Ve kimin için? Kimin hesabına?

Böyle yapacağımıza, eğer gurur ve ihtirasa, boş davalara, manasız, hayalperest emellere ve başkalarının maksatlarına kapılmayıp da iki kardeş millet el ele barış içinde birleşseydik, hem kendi milletlerimizin, hem de bütün insanlığın refah ve saadetine hizmet etmez miydik?

Mustafa Kemal Atatürk – 1932

Din:  “Evet Atatürk Maturidi Meşrebdi ” 

‘bu tefsir, Hanefi fıkhı ve Maturidi itikadı üzerine kaleme alınacaktır,’

‘biz amelde Hanefi, itikatta Maturridiyiz’

Düşünce

Üç gün evvel yarım kalan bütün duygularımın hangi tecellilerle tamamlanması lazım geldiğini düşünüyorum.

Bütün mevcudiyetimi yokluyorum. Anlıyorum ki, hayatımda uyanıklık doğmasını gerektirecek hiçbir hal yoktur.

Lakin yine anlıyorum ki, kalbimin sayfaları her gün, her dakika yeni bir acının ortaya çıktığı saha oluyor.

Bu zıt düşüncelerin tek sebebi, duygularımın belirsizliklere ait olmasıdır.

Belirsiz… O kadar belirsiz ki…

Sağ iken oldum harap, helak oldum yeter!

Mustafa Kemal Atatürk – 15 Mart 1904

Ve fakat yazı nedir?

Yazı; bu Türk kelimesi şu anlamı işaret eder: Her şey bilhassa bir şey…

O da insan zekasının, düşüncesinin, kafasındaki geniş parlaklığın ve o zeka parlaklığının bütün buluş ve görüşlerinin, yapışlarının ifadesine yarayan bir şeydir, objedir.

Mustafa Kemal Atatürk – 12 Ekim 1937

Gece karanlıkta yaralıları dolaştığım sırada Mehmet Çavuş adında birinin düşmana hücum sırasında elindeki silahının kullanılmaz hale gelmesi üzerine hücuma taşla devam ettiğini anladığımdan, özendirmeye örnek olacağı düşüncesiyle, derhal adı geçenin orada nişanla ödüllendirilmesini arz ve istirham ettim.

Mustafa Kemal Atatürk – 1915

Düşmanın mümkün olan düşüncelerini meydana çıkarmak için en iyi vasıta, zihnen düşman tarafına geçmek ve onun bakış açısıyla meseleyi çözmektir.

Buna harcanacak zaman, elde edilecek menfaati tamamen karşılar.

Akıllı bir düşman -ki biz taktik meselelerinde düşmanı en iyi taktikçi ve kesin kararlı kabule mecburuz- muhakkak bizim en az arzu ettiğimiz şeyi yapar.

Mustafa Kemal Atatürk – 1915

İstanbul gazetelerinin, milli harekat mensuplarının resimlerini yayımlamaları ve teşhir eylemeleri hususunda bildirilen görüş ve düşüncelerle tamamen hemfikiriz.

Hiçbir tesir ve müdahalemiz olmayan bu halin önüne geçmek için teşebbüslerde de bulunulmuştur.

Bundan başka, kati şekilde önlenmesi vasıtalarının tamamlanması için sizce ne gibi çareler tasavvur ediliyor ise tatbik olunmak üzere bildirilmesini bekliyoruz, Efendim.

Mustafa Kemal Atatürk – 31 Ekim 1919

Ülkede sağlam ve yeni bir hukuk sistemi kurma düşüncesinde olan seçkin hukukçularla beraber, acı özlemi tekrar ve tespit edelim.

Milletin en az üç yüz yıldan beri olan ilerleme atılımları, şimdiye kadarki yetersiz hukuk sistemiyle ve hukukçularla engellenmiştir.

Bu yarayı iyileştirmek gereklidir.

Mustafa Kemal Atatürk – 1925

Dilinin yabaniliği ve delice düşünceleri karşısında midem bulandı.

Mustafa Kemal Atatürk

Gerçek vatandaş nerede ve ne durumda olursa olsun, serbest konuşmalı, kafasından geçen, vicdanından gelen şeyleri söylemeli.

İsterim ki, bütün vatandaşlar böyle serbest konuşsunlar.

Karşısındaki Cumhurbaşkanı bile olsa, düşüncelerini açıklamaktan çekinmesinler.

Mustafa Kemal Atatürk – 1930

Her gün, sabah, akşam, gece, ne zaman sırasına getirebilirseniz; bir çeyrek, yarım saat, ne kadar vakit ayırabilirseniz, kendi içinize çekilin; o gün yaptığınız işi gözünüzün önünden ve düşüncenizin tartısından bir defa geçirin.

Şuurunuzdan alacağınız cevapların ne kadar faydalı olacağını tasavvur edemezsiniz.

Mustafa Kemal Atatürk

Makamınızda gözüm yoktur! Ve o makamı kendime küçük görürüm.

Benim düşüncem ve emelim çok büyüktür.

Eğer makamınızda gözüm olsaydı şimdiye kadar çoktan orasını işgal ederdim!

Mustafa Kemal Atatürk – 1917

Yüzlerce yıl boyunca Türk Imparatorluğu, Türklerin azınlıkta olduğu karmaşık bir insan yığınıydı.

Daha başka sözde azınlıklarımız da vardı ve bunlar, sıkıntılarımızın büyük kısmının kaynağı olmuşlardı; bu azınlıklar ve eski fetih düşüncesi.

Türkiye’nin gerilemesinin bir sebebi, bu ziyadesiyle zor hükümdarlık meselesi yüzünden kendisini tüketmiş olmasıydı.

Mustafa Kemal Atatürk – 13 Temmuz 1923

Düşünce akımlarına karşı düşünceye dayanmayan güçle karşılık vermek, o akımı yok etmedikten başka; herhangi bir kişiyle, herhangi bir insanla konuşulduğu zaman, onun herhangi bir düşüncesini güç zoruyla reddederseniz o direnir.

Direndikçe kendi kendini aldatmakta çok daha ileri gidebilir. Bu nedenle düşünce akımları, baskıyla, şiddetle, kuvvetle reddedilemez. Tam tersine güçlendirilir. Buna karşın en etkili çözüm, gelen düşünce akımına, karşı bir düşünce akımı vermektedir.

Mustafa Kemal Atatürk – 22 Ocak 1921

Ben yalnız kendi düşüncemi söylemek istemiyorum. Hepinizin düşündüklerinizi anlamak istiyorum.

Milli emeller, milli irade yalnız bir şahsın düşünmesinden değil, bütün millet fertlerinin arzularının, emellerinin bileşkesinden ibarettir.

Mustafa Kemal Atatürk – 7 Şubat 1923

Gerçi bir toplumun zamanla kökleşmiş örf, âdet, duygu ve düşünceleri önemlidir.

Bu itibarla, toplumlar, girişimci bireyler üzerinde âdeta amir ve hâkim bir etki yaparlar.

Fakat doğal yetenek ve hüneri ile gelişme ve yükselmeyi elde etmiş milletler, medeniyetin bugünkü gelişmelerinden etkilenmiş aydın çocukların, yol göstericiliği ile geçmişte kaçırdıkları fırsatların meydana getirdiği gecikmeleri telafi çaresini bulmakta gecikmezler.

Bu hususta, topluma iyi örnek olmanın etkili ve yararlı olduğunda şüphe yoktur.

Mustafa Kemal Atatürk – 1928

Yeni Türkiye’nin ilk ve en mühim düşüncesi, siyasal değil, ekonomiktir.

Biz, dünya tüketiminin olduğu gibi, üretiminin de bir parçası olmak istiyoruz.

Mustafa Kemal Atatürk – 13 Temmuz 1923

İnsanlıkta mutluluk, işte böyle insan oğullarının birbirine yaklaşması, insanların birbirini sevmesi, hepsinin temiz his ve düşüncelerini birleştirmesiyle olacaktır.

Mustafa Kemal Atatürk – 3 Eylül 1936

Mütareke imzalandığı zaman memleketin mühim ve verimli kısımları işgal altına alındı. Silahlarımız elimizden alındı. Vaziyet pek ümitsiz bir halde bulunuyordu. Her şeyden evvel düşmanı memleketten dışarı atmak lazımdı.

Bu her düşüncenin, her bakışın üstünde bir gereklilikti. Uzun emekler, gayretlerden sonra buna muvaffakiyet hasıl oldu. Düşman çekilmişti.

Lakin memleket harap bir halde kalmıştı. Yıkılmış şehirlerin imarı lazımdı.

Mutlaka yapılması lazım gelen şimendiferler, yollar ve limanlar vardı. Su tesisatını unutmamalı.

Kısacası koca bir memleket baştan aşağıya kadar donatılmak ihtiyacındaydı.

Mustafa Kemal Atatürk – 9 Kasım 1930
Sözün kaynağını görmek, sözü görsele çevirmek ve daha fazla bilgi için üzerine tıklayın

 

Dış Dünya

Napolyon; yıldırımlardan oluşan bir rahimden dünya sahasına düşmüş bir dahidir.

Hayatı top tüfek sesleriyle yankılanan bir sima… Kanlı derelere cereyan sahnesi olmuş bir zemin, talih bulutlarına bürünmüş ufuklar arasında bir gemiydi.

Lakin heyhat! Dünyada en az devam eden, saadettir…

Bu parlak cihanın parlak güneşi olan o koca kumandanın, çevresindeki denizin kara dalgalarının müthiş darbeleri altında inleyen bir kara parçasında nefsini tükettiğini görmek ne matemi bir haldir.

Mustafa Kemal Atatürk – 21 Mart 1904

Ah Salih, Allah bilir, hayatımın bugününe kadar orduya faydalı bir uzuv olabilmekten başka vicdani bir emel edinmedim.

Çünkü vatanın muhafazası, milletin saadeti için her şeyden evvel ordumuzun o eski Türk ordusu olduğunu dünyaya bir daha ispat lüzumuna çoktan inanmıştım.

Bu kanaate ait emellerimin şiddeti, ihtimal beni çok fazla aşırı göstermişti. Fakat zaman, saf ve nezih dimağlardan doğan fikri hakikatleri -kabulünden çekinilse de- tatbik ettirir.

Mustafa Kemal Atatürk – 8 Mayıs 1912

Dünya insanlar için bir imtihan yeridir. İmtihan edilen insanın her soruya pek uygun cevap vermesi mümkün olmayabilir.

Fakat düşünmelidir ki, hüküm, cevapların bütününden ortaya çıkan neticeye göre verilir.

Bu teoriyi kabul ettikten sonra beni bazı noktalarda zayıf veya noksan bulmakla beraber hemen menfi hüküm vermekte acelecilik göstermez ve Cevdet Bey’in mektubunda yer bulan satırlarınız başka manada kelimelerden oluşurdu.

Mustafa Kemal Atatürk – 13 Mayıs 1914

Efendiler, hiçbir millet, milletimizden ziyade yabancı unsurların inançlarına ve adetlerine riayet etmemiştir.

Hatta denilebilir ki, başka dinler erbabının dinine ve milletine riayetkar olan yegane millet bizim milletimizdir.

Fatih, Istanbul’da bulduğu dini ve milli teşkilatı olduğu gibi bıraktı. Rum patriği, Bulgar eksarhı ve Ermeni kategigosu gibi Hıristiyan dini reisleri imtiyaz sahibi oldu. Kendilerine her türlü serbesti bahşedildi.

Istanbul un fethinden beri, Müslüman olmayanların mazhar bulundukları bu geniş imtiyazlar, milletimizin dinen ve siyaseten dünyanın en müsaadekar ve civanmert bir milleti olduğunu ispat eder en açık delildir.

Mustafa Kemal Atatürk – 28 Aralık 1919

Milli sınırlarımız dahilinde hür ve bağımsız yaşamak istiyoruz. Bu meşru emelimizi elde etmek için uğraşıyoruz.

Şu kutsi mücadelede milletimiz, Islam’ın kurtuluşuna, dünya mazlumlarının refahının artmasına hizmet etmekle iftihar etmektedir.

Mustafa Kemal Atatürk – 14 Ekim 1921

Efendiler; ben de bazı arkadaşlarım gibi Batı milletlerini, bütün dünyanın milletlerini tanırım.

Fransızları tanırım, Almanları, Rusları ve bütün dünyanın milletlerini şahsen tanırım ve bu tanışmam da harp sahalarında olmuştur. Ateş altında olmuştur. Ölüm karşısında olmuştur.

Yemin ederek size temin ederim ki, bizim milletimizin manevi kuvveti bütün milletlerin manevi kuvvetinin üstündedir.

Mustafa Kemal Atatürk – 8 Temmuz 1920

Dünyada yenilmeyen kimse, yenilmeyen ordu, yenilmeyen takım, yenilmeyen kumandan yoktur.

Yenildikten sonra üzülmek normaldir, bu üzüntü insanın yürek gücünü yok edecek, onu çökertecek seviyeye varmamalıdır.

Yenilen hemen toparlanmalı, kendini yeneni yenmek için olanca gücüyle, azmiyle çalışmalıdır.

Mustafa Kemal Atatürk – 1936
Muhtelif milletleri müşterek ve genel bir unvan altında toplamak ve bu muhtelif unsur kütlelerini aynı hukuk ve şartlar altında bulundurarak kuvvetli bir devlet tesis etmek, parlak ve cazip bir siyasi görüştür; fakat aldatıcıdır.

Hatta, hiçbir sınır tanımayarak, dünyada mevcut bütün Türkleri dahi bir devlet halinde birleştirmek, elde edilmesi imkansız bir hedeftir.

Bu, asırların ve asırlarca yaşamakta olan insanların çok acı, çok kanlı hadiseler ile meydana koyduğu bir hakikattir.

Ümmetçilik ve turancılık siyasetinin muvaffak olduğuna ve dünyayı tatbik sahası yapabildiğine tarihte tesadüf edilememektedir.

Mustafa Kemal Atatürk – 1927

Bizim kendisinde açıklık ve tatbik kabiliyeti gördüğümüz siyasi meslek, “milli siyasettir”.

Dünyanın bugünkü genel şartları ve asırların beyinlerde ve karakterlerde biriktirdiği hakikatler karşısında hayalperest olmak kadar büyük hata olamaz.

Tarihin ifadesi budur; ilmin, aklın, mantığın ifadesi böyledir.

Milletimizin kuvvetli, mesut ve istikrarlı yaşayabilmesi için, devletin tamamen milli bir siyaset takip etmesi ve bu siyasetin, dahili teşkilatımıza tamamen uygun ve dayalı olması lazımdır.

Mustafa Kemal Atatürk – 1927

Amazonlar yurdu Sinop’tur. Tarihi münasebetleri olan memleket de Kırım’dır.

Bu iki memleket de tarihten çok eski günlerden beri Türk memleketleridir.

Dünyada Türklerden başka hiçbir memleket, asker kadın geleneğini yürütüp getirmemiştir.

Türk kadını cesurdur, gözü pektir; erkeğinden hiçbir vasfında ayrılmaz.

Mustafa Kemal Atatürk – 1934

Bu dünyadan göçerek Türk milletine veda edeceklerin, çocuklarına, kendinden sonra yaşayacaklara son sözü bu olmalıdır:

Benim, Türk milletine, Türk Cumhuriyeti’ne, Türklüğün geleceğine ait ödevlerim bitmemiştir; siz onları tamamlayacaksınız. Siz de, sizden sonrakilere benim sözümü tekrar ediniz.

Bu sözler bir ferdin değil, bir Türk ulusu duygusunun ifadesidir. Bunu, her Türk bir parola gibi kendinden sonrakilere devamlı olarak tekrar etmekle son nefesini verecektir.

Her Türk ferdinin son nefesi, Türk ulusunun nefesinin sönmeyeceğini, onun ebedi olduğunu göstermelidir.

Yüksel Türk, senin için yüksekliğin sınırı yoktur. İşte parola budur.

Mustafa Kemal Atatürk – 11 Aralık 1935

Bu ikinci dünya savaşı beni yataktan kımıldanmayacak bir halde yakalayacak olursa memleketin hali ne olacaktır?

Ben devlet işlerine mutlaka müdahale edecek bir vaziyete gelmeliyim.

Bizde hiçbir şeyin yataktan idare edilemeyeceğini bilirsiniz.

Mutlaka işin başına geçmem lazımdır.

Mustafa Kemal Atatürk – Kasım 1938

Dünyaya hakim olan milletleri idare edenlerin arasında ne yazık ki birinci derece devlet adamı çıkmıyor.

Avrupa’da birkaç maceraperest Almanya ile İtalya’nın başında cebren bulunuyorlar.

Karşı karşıya geldikleri zayıf devlet adamlarının aczinden cüret alıyorlar.

Bunlar bugün dünyayı kana bulamaktan çekinmeyeceklerdir.

Mustafa Kemal Atatürk – Kasım 1938

Ordu harbin ilk dönemlerine göre fevkalade zayıftır. Birçok orduların kuvveti, olması gerekenin beşte biri kadardır. Memleketin nüfus kaynakları eksileni tamamlamaya yeterli değildir.

Dünyanın en güç işleri görmek üzere biner kişilik taburlarla bana gönderilen 59. tümenin yüzde ellisi ayakta duramayacak kadar zayıf olduğundan ayıklanmış ve sağlam kalan erat 17-20 yaşında gelişmemiş çocuklarla, 45-55 yaşındaki işe yaramazlardan ibaret kalmıştır.

Mustafa Kemal Atatürk – 20 Eylül 1917

Dine bağlı, din ve devlet işlerini birarada yürütmeye çalışan idarelere teokratik idareler denir ki, bu çeşit devletler eninde sonunda çökmeye mahkumdurlar.

Bugün dünyada bu şekilde idare edilen devletler dünyanın en geri kalmış ülkeleridir. Bunun için laiklik ilkesini anayasamızın en büyük ilkelerinden biri olarak kabul etmek ve buna dört elle sarılmak gerekir.

Türk gençliğini bu ilkenin dışında yetiştirmeye yeltenecek olanlar bu devlete, bu ulusa en büyük kötülüğü yapmış olacaklardır.

Mustafa Kemal Atatürk
Tanınmış birçok aydının kitabını okudum, hemen hepsi “hayat: insan dünyaya ağlayarak gelir, ağlayarak gider; ikisinin arası da ızdırap doludur” diyor.

Kendi kendime “o halde hayat manasız, kıymetsiz bir şeydir” dedim.

Bu sırada elime başka bir aydının kitabı geçti. Hayatı diğerleri gibi tarif ediyor, yalnız “ikisinin ortası ızdırap arasında neşeli vakitleri kendilerine temin edenler mesut kimselerdir” diyor.

Fert olsun, millet olsun neşeyi elden bırakmamalıdır. Neşe enerji kaynağıdır; neşesiz bir milletin yaşamaya hakkı yoktur.

İşte akşamları masama topladığım kişilerle geçirdiğim tatlı saatler, o aydının bildirdiği gibi mesut anlarımdır.

Bununla milletime örnek olmak istiyorum. Neşesini bırakmamalıdır.

Mustafa Kemal Atatürk

Arabistan yarımadasının kumsal çöllerinden “yaratan rabbinin adıyla oku” safsatasını esas tutmuş olan Araplar, uygar dünyada, bilhassa Türk zengin uygar bölgelerinde, bu ilkel ve cahiliyet devrinin simgesi olan ilkeye dayanarak yapmadıkları tahrifat kalmamıştır.

Bu zihniyetle hareket edenler İslam’dan önce evrensel Türk uygarlığının bütün belgelerini imha etmekte engel görmediler.

Mustafa Kemal Atatürk – 16 Ağustos 1931

Aydınlar, yaptığımız ve yapacağımız kanunlarla inkılaplarımızı kökleştirecek muasır medeniyet seviyesine ulaştıracaklardır.

Bugün iki kere sekiz, on altıdır. Bunu on kişi böyle dese ve yüz kişi de on diye ısrar etse yüz kişinin dediğini mi kabul edeceğiz?

Biz artık Batılıyız.

Eski dünyaya hakim eski medeniyetimizle sadece övünerek değil, bütün zincirleri kırarak, son asır medeniyetinin gittiği yollardan yürüyerek, bu seviyenin de üstüne çıkacağız.

Mustafa Kemal Atatürk

Efendiler, dünyada her şey için, maddiyat için, maneviyat için, hayat için, başarı için en hakiki yol gösterici ilimdir, fendir. İlim ve fennin haricinde yol gösterici aramak gaflettir, cehalettir, sapkınlıktır.

Yalnız, ilmin ve fennin yaşadığımız her dakikadaki safhalarının gelişmesini idrak etmek ve ilerlemelerini zamanında takip etmek şarttır.

Bin, iki bin, binlerce sene evvelki ilim ve fen lisanının çizdiği düsturları, şu kadar bin sene sonra bugün aynen tatbike kalkışmak elbette ilim ve fennin içinde bulunmak değildir.

Mustafa Kemal Atatürk – 22 Eylül 1924

Efendiler, biz Türkiye halkı insanlık dünyasından soyutlanarak kendi başımıza yaşayamayız. Bütün dünya ile bütün insanlıkla beraber yaşarız ve yürürüz! Ve hiç olmazsa onlarla bir hizada yürümeye mecburuz.

Buna göre her hususta olduğu gibi özellikle yargıda da zamanın gereklerini daima göz önünde tutmak ve yeni yapacağımız bütün şeyleri ona göre yapmak zorundayız.

Mustafa Kemal Atatürk – 19 Ocak 1923
Zaman süratle ilerliyor, milletlerin, toplumların, kişilerin mutluluk ve mutsuzluk anlayışları bile değişiyor.

Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve ilmin gelişimini inkâr etmek olur.

Mustafa Kemal Atatürk
Milli hükümetimiz kahraman ordularımızın yiğitlik meydanlarında kazandığı üstünlüğün meyvesini Lozan Konferansı’nda aldı.

Yeni Türkiye Devleti’nin başarılı hükümeti önce yaptıklarıyla kendisini tanıttı, sonra bütün dünyada bağımsız ve bilinen adıyla varlığını ilan etti.

Türk tarihinde Türk Cumhuriyeti devrini açtı.

Mustafa Kemal Atatürk
Efendiler, kati olarak söylerim ki, ordumuzun teşkilatı pek mükemmeldir ve dünyada bizim ordumuzun teşkilatından muntazam bir ordu teşkilatı yoktur.

Mustafa Kemal Atatürk – 12 Temmuz 1920
Garip şey! Çocuk, biz istesek bile, Fransızlar Hatay için bizimle bir harbe girerler mi hiç?

Arkadaşlar bunu nasıl düşünebiliyorlar; görmüyorlar mı ki, bugün Fransa’nın bizzat anavatanı büyük tehlikelerle sarılı bir haldedir?

Bunu, her Fransız idrak etmiştir ve endişe içindedir.

Hataya gelince, Fransızlardan dünyada böyle bir yerin mevcut olduğunu bilenler, yüzde biri, ikiyi geçmez.

Bu vaziyette hangi hükümet Hatay’daki hayali ve daha ziyade şahsi menfaat kırıntıları için, denizaşırı, hem de bizimle bir harbi göze alabilir.

Evham ve vesvesenin bu derecesine şaştım doğrusu. Hayret.

Mustafa Kemal Atatürk – 8 Ocak 1937
Tabiatta, bilirsiniz ki, hiçbir şey yok olmaz. Ne bir ses, ne bir söz, ne bir hareket.

Olduğu çağ ne kadar eski veya yeni olursa olsun, bütün bu oluşlar, oldukları anda gibi tabiat içindedir. Bu dalgalanmada zaman ve mesafe kavramı yoktur.

Bugün dünyanın herhangi bir köşesinde söylenen sözü veya akis yapan hareketi, yine dünyanın herhangi bir köşesinde aynı anda işitmek, dinlemek, zapt etmek mümkün olduğunu görüyoruz.

Mustafa Kemal Atatürk – 1936
Hayat, herhangi bir tabiat dışı etkenin müdahalesi olmaksızın dünya üzerinde tabii ve zaruri bir kimya ve fizik seyri neticesidir.

Hayat sıcak, güneşli, sığ bataklıkta başladı. Oradan sahillere ve denizlere yayıldı; denizlerden tekrar karalara geçti.

İlk hayvan denizlerde balık ve karalarda muhtelif kemikli mahluklar oldu; bunlar muhtelif uzun devirlerde şekilden şekile girerek geliştiler.

Mustafa Kemal Atatürk – 1930
İnkılabın temellerini her gün derinleştirmek, takviye etmek lazımdır.

Birbirimizi aldatmayalım. Medeni dünya çok ileridedir. Buna yetişmek, o medeniyet dairesine dahil olmak mecburiyetindeyiz.

Bütün safsataları, boş sözleri bertaraf etmek lazımdır. Şapka giyelim mi, giymeyelim mi gibi sözler manasızdır.

Şapka da giyeceğiz, Batı’nın her türlü medeni eserlerini de alacağız.

Mustafa Kemal Atatürk – 10 Ekim 1925
Doğu alemi üzerinde rakipsiz manevi nüfuzunu tesise ve Dünya Savaşı yüzünden memlekette bozulan iktisadi dengeyi bu suretle iade ederek Bolşeviklik cereyanını Batı Avrupa’da imhaya çalışan İngiltere hükümetinin pek ustaca olan bu büyük teşebbüsüne fiili ve ciddi bir surette engel olabilecek ve mukavemet edebilecek yegane İslam hükümeti Türkiye devleti olduğu için Batı emperyalizm ve kapitalizminin en ziyade taarruz darbeleri bittabi Anadolu üzerine yöneltilmiş bulunuyor.

Mustafa Kemal Atatürk – 4 Ekim 1920
Yunanlılarla işimiz bitti artık!

Düşmanlığa yer yok!

İki milletin ve dünyanın selameti bakımından Türk-Yunan dostluğu şarttır.

Ben derhal bu maksatla Venizelos’u İzmir’e davet edeceğim.

Mustafa Kemal Atatürk – 9 Eylül 1922
Gelişmenin gayesi, insanları birbirine benzetmektir.

Dünya birliğe doğru yürümektedir; insanlar arasında, sınıf, derece, ahlak, elbise, dil, ölçü farkı gittikçe azalmaktadır.

Tarih, yaşamak kavgasının, ırk, din, kültür, terbiye yabancıları arasında olduğunu gösterir.

Birliğe doğru yürüyüş, barışa doğru da yürüyüş demektir.

Mustafa Kemal Atatürk – 1930
Kendimizi aldatmayalım!

Çağdaş dünya çok ileri gitmiştir. Elde ettiğimiz başarılar ve yaptığımız inkılaplar ile yetinemeyiz.

Yaptığımız her türlü inkılapların temellerini her gün daha fazla güçlendirmek zorundayız.

Bunda başarılı olmak için, zihniyetimizin eski zihniyet olmadığını tam anlamıyla kanıtlayacağız.

Safsatalarla uğraşmaya zaman ayıramayız.

Örneğin, şapka giyilir mi, giyilmez mi gibi dünün mantıksızlıklarını tekrar etmek gafletini devam ettiremeyiz.

Mustafa Kemal Atatürk – 1925

Kalplerinde, ruhlarında, hissiyatlarında inkılap yapamayanlar dünyada hiçbir inkılap yapamazlar.

Mustafa Kemal Atatürk – 19 Nisan 1926

Dünyanın bugünkü durumu hiç de parlak görünmüyor. Her ülke, gençliğini bir başka ideolojiye sahip olarak yetiştirme gayreti içinde.

İtalya faşizm ideolojisine dört elle sarılmış.Bu ülkenin diktatörü olan Mussolini ülkesinin sekiz milyon faşist gencinin süngüsü üzerinde yaşadığını haykırıp duruyor.

Almanya’da Hitler’in yaratarak geliştirmekte olduğu Nazilik de faşizmin bir başka, bir büyük tehlikeli benzeridir. Hitler bir ırkçıdır. Dikkat buyurunuz, milliyetçi demiyorum, ırkçıdır diyorum. Alman ırkını en üstün ırk olarak gören bir mecnundur. Tekmil Alman gençliğini peşine takmış, onlara bu ideali aşılamıştır.

Moskova’da oynanan oyun ise bir başka türlüdür. Stalin yalnız kendi gençliğine değil, dünya gençliğine komünistlik ideolojisini aşılamaya çalışıyor. Komünistlik propagandasının, fukarası ve cahili çok ülkelerde ne kolay taraftar topladığı ise ortada bir gerçektir.

Hayır. Ne komünizm ne de faşizm… Bu iki ideoloji de memleketimizin, ulusumuzun gerçeklerine karakterine asla uymaz.

Şunu da hemen ilave edeyim ki, ne Faşizm’in ne de Nazizm’in sonu yoktur.

Mustafa Kemal Atatürk

Bolşevik kuramının Rusya’da uygulanmış şekline bakalım: Bütün Rus milleti içinden işçi, deniz ve kara kuvvetlerinden ibaret bir azınlık ekonomik esaslara dayanan, komünist partisi adı altında birleşerek, bir diktatörlük meydana getirmişlerdir.

Amaçlarında, millî değildirler. Kişisel özgürlük ve eşitlik tanımazlar. Halk egemenliğine saygıları yoktur. İçeride çoğunluğu, zorlama ve baskı ile görüş noktalarına uymaya zorlarlar; dışarıda propaganda ve ihtilâl örgütü ile, bütün dünya milletlerine kendi ilkelerini yaymaya çalışırlar.

Halbuki, hükümet kurmaktan amaç, evvelâ, bireysel özgürlüğün teminidir. Bolşevik hükümet şeklinde istibdat niteliği görülmektedir.

Bir toplumu, bir kısım insanların görüşlerinin, zorla, esiri ve düşkünü yaşatmak şekline, doğal ve uygun bir hükümet sistemi gözüyle bakılamaz.

Mustafa Kemal Atatürk – 1930

Efendiler; asri ilerlemeler, milletlerin medeni ihtiyaçlarını genişletir, çoğaltır, çe­şitlendirir ve bu medeni ihtiyaçlar ile orantılı medeni hakların vücudunu lüzumlu kı­lar.

Her devletin, mensup olduğu toplumun medenileşme derecesiyle orantılı, hukuki mevzuatı vardır. Dünyada mevcut bütün medeni devletlerin medeni kanunları hemen yekdiğerinin pek yakınıdır.

Bizim milletimiz ve hükümetimiz adalet fikri ve adalet zihniyeti noktasında hiçbir medeni kavimden aşağı değildir.

Belki tarih bu noktada yüksek olduğumuza şahadet eder. Dolayısıyla; bizim dahi hukuki mevzuatımızın bütün medeni devlet lerin kanuni düzenlemelerinden eksik olması uygun değildir.

Mustafa Kemal Atatürk – 1 Mart 1922

Türk çocuklarının nasibi her muvaffakiyetli hamleden hep sevinç veren neticeler almaktır.

Türk çocukları! Yürüdünüz, yürüyorsunuz, yürüyünüz!

Yaptığınız hamleler sizi yüksek ülküye ulaştırmak üzeredir. Durmayın, yürü­yün.

Saadet, refah, sevinç ve hepsinden sonra dünyaya karşı yüksek bir gurur seni bekliyor.

Türk çocukları! Son sözümün son kelimesine dikkat!

Gurur, azamet, sende zaten vardır. Bunu gösterme! Onu kendi yüksek enerjinin harimine sakla!

Lazım geldikçe büyük tevazuunu göster. Fakat yine icap ettikçe göster ezici yumruğunu!

İşte bu vasıflarınla ispat edebilirsin ne olduğunu!

Benim bugünkü ve yarınki Türk çocukluğundan beklediğim haslet bu suretle tecelli etmelidir.

Mustafa Kemal Atatürk – 18 Temmuz 1936

Hükümet merkezimize gelmek hususundaki kararınızın, düşmanlarımızın bizi kati surette mağlup zannettikleri ve daha doğrusu bütün dünyaya böyle zannettirmek istedikleri bir anda bize tebliğ edilmiş olması, Ukrayna’nın hakkımızda beslediği dostane hissiyata yeni bir delil teşkil ettiği için bizi pek ziyade mütehassis etmiştir.

Mustafa Kemal Atatürk – 19 Aralık 1921

Medeniyet dünyasının, insaniyet dünyasının bu kadar nefret dolu fikirlerin etkisinde olmasına ihtimal veremiyorum

Mustafa Kemal Atatürk – 2 Şubat 1923
Büyük Amerikan milletine:

Siz zulüm ve istibdadı kendi vatanınızdan uzaklaştırdınız. Siz uzun ve kanlı bir mücadeleden sonra kendi hürriyet ve bağımsızlığınızı elde ederek, halk hakimiyetine dayalı demokratik bir devlet ve kuvvetli bir medeniyet tesis ettiniz.

Bugün yerkürenin diğer tarafında bir millet var ki, o da aynı hürriyet, aynı bağımsızlık ve aynı demokrasi uğrunda mücadele ediyor, kan döküyor.

Hürriyet ve bağımsızlık uğrunda harp eden ve tıpkı sizler gibi dünyada ilerleme ve adalet etkeni olmak için samimi bir surette mücadelede bulunan Türk halkına kalbinizi açık bulundurunuz.

Mustafa Kemal Atatürk – 23 Ocak 1923

Yeni Türkiye’nin ilk ve en mühim düşüncesi, siyasal değil, ekonomiktir.

Biz, dünya tüketiminin olduğu gibi, üretiminin de bir parçası olmak istiyoruz.

Mustafa Kemal Atatürk – 13 Temmuz 1923

Biz, belki burada bulunanların tamamı dünyaya geldiğimiz zaman bu topraklar üzerinde yaşayanlarla beraber, kahredici bir istibdadın pençesi içinde idik.

Ağızlar kilitlenmiş gibi idi. Öğretmenler, mürebbiler yalnız bir noktayı kafalara yerleştirmeye mecbur tutulmakla idi: Benliğini, her şeyini unutarak bir heyulaya boyun eğmek, onun kulu, kölesi olmak.

Bununla beraber, hatırlamak lazımdır ki, o tazyik altında dahi, bizi bugün için yetiştirmeye çalışan hakiki ve fedakar öğretmenler ve mürebbiler eksik değildi.

Onların bize verdikleri feyiz elbette esersiz kalmamıştır.

Mustafa Kemal Atatürk – 22 Eylül 1924

İki gündür kesintisiz devam eden muharebeler neticesinde düşmanın Afyonkarahisar’ı mevzileri düşürülmüş ve Afyonkarahisar’ımız geri alınmıştır. Esirler, ağır ve hafif top ve mühimmat ve her nevi malzemeden ganimetler çoktur.

Hazırlıklarımız her nevi fenni vasıtalar ve daha başka engeller ile donatılan ve takviye edilen düşman mevzilerinin bazen bir saatten az bir zaman zarfında düşürülmesini temin ettiği gibi, asker ve subaylarımızın dünyaca bilinen yiğitlik ve kahramanlık harikaları bu defa dahi tezahür etmiş ve teyit olunmuştur.

Kumandanlarımızın sevk ve idarede düşman kumanda heyetine üstünlüğü bariz bir surette tecelli etmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi ordularının müstesna kıymet ve kabiliyeti sebebiyle yüce Meclis’i tebrik ederim.

Mustafa Kemal Atatürk – 27 Ağustos 1922

Hakkımızı savunmak ve insanlık duygularına zerrece aldırış etmeyen kimselerin vahşi saldırıları yüzünden yiğit ve bahtsız halkımızın çekmekte olduğu korkunç acı­ları dünyaya duyurmak uğruna harcadığınız enerji için hepimizin size duyduğumuz minnettarlığı da bu vesileyle hemen belirtmek isterim.

Emin olunuz ki, sizin gibi çok hararetli ve içten savunucuların haklı davamıza kazandırdıkları manevi zafere pek değer vermekteyiz.

Size anlatmaya bilmem ki gerek var mıdır? Geçen Temmuz’daki ilerlemesi sırasında düşmanın istila ettiği topraklar, dört ay önce sizin pek cesurca dolaşıp gördü­ğünüz aynı toplu katliamlara, aynı yıkımlara uğradı. Düşmanımızın geçtiği her yerde göze çarpan, ölüm, yangın, yağma ve Yunan afetinden kaçan zavallı köylülerin hüzünlü göçü oldu. Bu korkunç anı ve ona sebep olanların vahşi kinini, Anadolu yıllar boyunca ve hatta belki yüzyıllarca unutmayacaktır.

Mustafa Kemal Atatürk – 5 Eylül 1921

Efendiler! Haşmet ve debdebe içinde hayat geçirmeye alışan bu padişahlar ve yakınları ve sarayları ve bütün erkanı artık ne olursa olsun bütün bu debdebe ve gösterişi devam ettirmenin zaruri olduğu kanaatinde bulunuyorlardı.

Onun için devletin hakiki kaynaklarını kuruttuktan sonra muhtaç oldukları parayı hariçten tedarike kalkıştılar ve bunun için birçok borçlanmaya girdiler.

Milletin bütün menfaatlarını sınırlamak suretiyle ve haysiyet ve şerefini feda etmek suretiyle birçok borçlanmaya girdiler.

O kadar ki, bunların faizlerini ödeyemeyecek bir hale geldi ve bir gün devlet, dünya gözünde iflas etmiş sayıldı.

Mustafa Kemal Atatürk – 19 Ocak 1923

İstanbul’u alan büyük Fatih; bu azametli, kudretli padişah, hakikaten bütün İslam aleminin, bütün Türk dünyasının hakkıyla iftihar edebileceği bir zattır.

Bazı kusurları bir yana bırakılırsa bütün dünyanın büyüklük namına takdir edebileceği şahsiyettir.

Mustafa Kemal Atatürk – 19 Ocak 1923

Sinema, gelecekteki dünyanın bir dönüm noktasıdır. Şimdi bize basit bir eğlence gibi gelen radyo ve sinema, bir çeyrek yüzyıla kalmadan yeryüzünün çehresini değiştirecektir.

Japonya’daki kadın, Amerika’nın göbeğindeki siyah adam, Eskimo’nun dediğini anlayacaktır.

Tek ve birleşmiş bir dünyayı hazırlamak bakımından sinema ve radyonun keşfi yanında, tarihte devirler açan matbaa, barut ve Amerika’nın keşfi gibi olaylar birer oyuncak yerinde kalacaktır

Mustafa Kemal Atatürk

Tarih, vazifesini yaparken muhtaç olduğu bilgileri temin için hemen her ilim ve fenden istifade etmek mecburiyetindedir. Bilhassa, coğrafya ile daima yan yana yürür.

İnsan topluluğunun dünya yüzünde hangi mevkii işgal ettiği, bu mevkiin vaziyeti, yeryüzü şekilleri, iklimi, denize yakın veya uzak olması, toprağı, nehirleri, bitki ve hayvan yetiştirme kabiliyeti ile o topluluğun tarihi arasında sıkı bir münasebet vardır.

Aynı şekilde bir milletin, hangi milletlerle iktisadi toplumsal, siyasi münasebetlerde bulunduğunu bilmek lazımdır.

Bütün bunları coğ­rafya öğretir.

Mustafa Kemal Atatürk – 1930

Türk dili, Türk kültürü, Türk’ün kendisi gibi en asil, en kadim bir orijinaliteye sahiptir.

Dünyada eski diller ve yeni diller diye sayılan diller bugünkü Türk dehasını tekrar kavradığına göre en asil ve esasi Türkçedir.

Mustafa Kemal Atatürk – 1935

Profesör, Türkler ve Macarlar iki kardeş millettir. Dilleriyle, kültürleriyle, kökenleriyle iki kardeş millet. Fakat bu iki kardeş millet ne yaptı? İki kardeş millet gibi mi, kendi yüksek milli gayelerini ve büyük geleceği düşünen ve gören iki olgun kardeş millet gibi mi hareket etti?

Hayır, ne yazık ki hayır.

Biz Türkler, ilayi kelimetullah diye, bir fedai gibi İslam aleminin önüne geçtik, siz Macarlar ruhullah diye yine bir fedai gibi Hristiyan dünyasının önüne düştünüz ve asırlarca birbirimizi kırdık ve karşılıklı kırıştık, değil mi?

Fakat ne için? Hangi büyük maksat, hangi milli gaye, hangi yüksek gelecek için? Ve kimin için? Kimin hesabına?

Böyle yapacağımıza, eğer gurur ve ihtirasa, boş davalara, manasız, hayalperest emellere ve başkalarının maksatlarına kapılmayıp da iki kardeş millet el ele barış içinde birleşseydik, hem kendi milletlerimizin, hem de bütün insanlığın refah ve saadetine hizmet etmez miydik?

Mustafa Kemal Atatürk – 1932

Türk kadınının dünya kadınlığına elini vererek dünyanın barış ve emniyeti için çalışacağına emin olabilirsiniz.

Türk kadını erginlik savaşına fiilen iştirak etmiştir. Türk kadını, erkek Türk’e bü­yük yardımlarda bulunmuştur.

Türk kadını zaferimizde büyük bir etken olmuştur. Kadınlarımızın geçirdiği gelişme ve bugün elde ettiği mevki bütün cihan kadınları tarafından insaniyet kaygısıyla taklit edilecektir.

Mustafa Kemal Atatürk – 26 Nisan 1935

Dünyada hiçbir milletin kadını “Ben Anadolu kadınından daha fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu kadını kadar gayret gösterdim” diyemez.

Mustafa Kemal Atatürk – 15 Mart 1923

Dijital Çağ

Etnik ve Etkin Yapı

 

Sevgili dostum, iyi pazarlar Bugün 27 Eylül 2020 sonbahardan yaprakların dökülmeye başladığı dönemden bir pazar günü sizlerleyim. Bugünkü kısa sohbetimiz Türkiye’nin etnik ve etkin yapısı üzerine olacak. Türkiye’de etniklik konusu Alman dış servislerinin
yayınladığı Türkiye’deki 40 küsur etnik grup kitabından başlayarak gündeme getirilmiş bir konudur ve konu üzerinden bir yarık, bir yapı yaratılmıştır. Kanayan bir yara olarak bu devam etmektedir.

Fakat bizler konuya başka bir açıdan yaklaşarak etnik yapımızı paradoksal olarak etkin bir yapı olarak yorumladığımıza ilişkin görüşlerimizi sizinle paylaşacağız. Yurtdışı iş seyahatinde Tunus’ta burada yerleşik olan Tunuslu tüccarla sohbet ediyoruz. Yemek esnasında kendisinin aslen Arnavut olduğunu söyledi.

Şimdi bakalım Osmanlı Arnavut’u alıyor, Arnavutluk’tan Tunus’a gönderiyor. Şimdi biz de içerideki Arnavutlar’ı sayıyoruz. Türkiye’de şu kadar Arnavut var diye veya başka etnik unsurları sayıyoruz. Lazlar, Kürtler Çerkezler, Abazalar saymakla bitmez.

Şimdi burada bakış açımızı tamamen ülkemiz dışına yöneltip etnik yapı karakteristiğini kendimiz için etkin yapıya dönüştürmeliyiz. Etnik Yapının bizler için çok önemli bir güç olduğunu, bunun bilincinde olmamız gerektiğini düşünüyorum. Bu saydığımız etnik unsurlar Türkiye’nin etkin gücüdür. Biz sürekli olarak bakışlarımızı içeriye yöneltip sıkıntılı düşünceler taşıyoruz.

Yine bu sefer Mısır’dayım otoyoldayız, çevre yolunda gidiyoruz önümden tırlar geçiyor sürekli. Arkalarında şu yazıyor hep Abaza. Bu çok büyük bir taşımacılık şirketi ve sahipleri  Abaza, Çerkez. Şimdi yine bakın bu sefer Mısır’da Çerkez’le karşılaştık değil mi?

Şimdi bizim bakışlarımızda etnikliği dışarıya yöneltip, bizi içeride bu unsurlarla bölmek isteyenlere karşı yeni bir bakış açısını geliştirmeliyiz. Etnik yapımız paradoksal olarak son derece büyük bir gücümüzdür. Yurtdışından bu güce baktığımız zaman yurtdışında içerimizdeki etnik unsurların ayrıca Türk dilinde de muhabbetleri olmaktadır. Devletimizin milletimizin en güçlü unsurlarıdırlar etnik unsurlarımız.

Selam ve dostlukla. Tekrar iyi pazarlar

Çarşılar ve Pazarlar

Edirne Sokakları ve Çarşıları

  Edirne merkezinde Selimiye ve Eski Cami’den aşağı doğru inildiğinde sokakların ve çarşıların çeşitliliği ilgi çekici bir düzeydedir. Eski ahşap binalar maalesef…

Pentagon-USA, Tetragon, Ephesus-Turkey

Pentagon ve Tetragon Çarşı ne kadar dört köşenin uyumlu bir hayat sentezi ise, beş köşeli şeytani Pentagon da o denli hayata düşman. Efes antik kentini gezerken…

Pazar Yer Adları

*pazar pazar*

Balkanlarda PAZAR Yer Adları

    BALKAN VE ANADOLU YARIMADALARI BALKAN VE ANADOLU YARIMADALARI birlikte bir bölge; bölgesel bir BALKANLAR bütünlüğü meydana getirmişlerdir. Avrasya kıtasının Avrupa ayağında BALKAN Yarımadası, Asya…

Balkanpazar

Balkanpazar, Türkçe  Balkanpazar, English

KüçükPazar on the edge of Golden Horn, Eminönü, Fatih, Istanbul

  https://www.youtube.com/watch?v=NmbitzC49hA

BalkanPazar

BALKANPAZAR MISSION BALKANPAZAR is an initiative to create regional dynamism in Balkan region via regionalization of trade. BALKANPAZAR has a mission to lead trade and culture…

Evliya Çelebi Yazıları

Evliya Çelebi Rumeli Seyahatlari Kronolojik

https://burasibatitrakya.com/haber-arsivi/19420-evliya-%C3%A7elebi-400-ya%C5%9F%C4%B1nda.html By Bilge Tonyukuk Enstitüsü zaman: Mart 26, 2020

Evliya Çelebi’nin 3 kıtada seyahat ettiği 4500 şehir

Tıklayın Evliya Çelebi’nin 3 kıtada seyahat ettiği 4500 şehir Alfabetik A-Z (—) Efendi (Ömer Avni) Cami İstanbul (—) Hamamı İstanbul (—) Paşa Mevlevihanesi İstanbul Abadan Ortadoğu & Asya & Afrika Abbaran (Aparan) Ortadoğu & Asya…

Evliya Çelebi’nin anlatımıyla gezdiği şehirler haritası.

Evliya Çelebi’nin anlatımıyla gezdiği şehirler haritası. (Tıklayın) Hazırlayan: Mustafa Başaran Twitter: https://twitter.com/mustafbasaran Mail: [email protected] Balkanlar Kafkasya 1779 Türkiye 1578 Ortadoğu Asya Afrika 622 İstanbul 440 Toplam 4419 şehir BALKANLAR KAFKASYA Dobniçse (Düşeniçse) (Dupnitsa) Şeyh Hazret-i Balı Ziyaretgahı Kuru…

Evliya Çelebi Seyahatnamesinde Atalarımın Doğum Yerleri

Şehir adlarına tıklayarak Evliya Çelebi haritasına ve şehirle ilgili anlatımına ulaşabilirsiniz.   YAKOVA, Kosova (Anne dedem) ÜSKÜP, Kuzey Makedonya (Anneannem, Annem) TATARPAZARCIĞI, Bulgaristan (Baba dedem, Babam) FİLİBE, Bulgaristan (Babaannem) MENEMEN…

Evliya Çelebi Talks of Travelling

  https://www.youtube.com/watch?v=rD3YG8xnOB0&t=21s https://evliyacelebi.fsm.edu.tr/etkin Hâlâ en iyi seyahat yazarımız: Evliya Çelebi

Evliya Celebi Way

https://cultureroutesinturkey.com/evliya-celebi-way/ The Evliya Çelebi Way is a must-do trail for walkers and bikers, and Turkey’s first route for horseriders. It mixes history and nature, adventure…

Culture and History Conversations (57) 17th Century: The Age of Çelebis with Cemal Kafadar

https://www.youtube.com/watch?v=wxuZn0MjeFQ Kültür ve Tarih Sohbetleri (57): Culture and History Conversations (57) 17th Century: The Age of Çelebis with Cemal Kafadar translated by Hasan Aksakal edited by Micah A. Hughes synchronized by…

Mavi Vatan Yazıları / Blue Homeland Articles

TESPİT: Cem Gürdeniz ve Mavi Vatan SORU: Cem Gürdeniz ve Mavi Vatan Cem Gürdeniz Mavi Vatan  Cem Gürdeniz Kitapları  Aurelien Denizeau Mavi Vatan The Blue Homeland  Bir Türk deniz…

Mavi Vatan

https://www.youtube.com/watch?v=AUoB_E-qU80 1:26.56 – 1:28:15

Türk Bilgesi Cihat Yaycı ve Mavi Vatan

Nasıl ki denizleri tarihsel olarak ak, kara, kızıl renkler ile adlandırdık isek, kara parçalarımız ve çevreleyen mavi vatan olarak denizlerimiz de  hep birlikte anavatanımızdır.   Stratejik Kavramlar Siyasi coğrafya…

Mavi Vatan Doktrini ve Doğu Akdeniz

Doktrin tüm denizler ve ulusları kapsamakta mıdır, evrensel midir? Mavi Vatan kavramının kendisi veya benzeri kavramlar başka ülkelerde, dillerde dile getirilmiş midir, Mavi…

Main Themas on Turkey and Turks at BooksonTurkey

You may use   on the upper right at BooksonTurkey main page.   Turkestan Belt and Fertile Road Turkestan Mummies Turkestan with Dr.Yaşar Kalafat Turkestan World Turkey Turkey (Türkiye), Hindustan (India) and Turkestan Turkey and Africa…

Blue Homeland (PDF) by Cihat Yaycı

Blue Homeland   Type Monograph E-ISBN 978-605-07-0829-5 Publisher İstanbul University Press Publish Date 17.05.2022 Cover (PDF) Front Pages (PDF) Full Text (PDF)

The Blue Homeland Doctrine by Turkish scholar Dr Cihat Yayci

https://www.booksonturkey.com/materializing-the-blue-homeland-doctrine/   https://www.booksonturkey.com/the-blue-homeland-doctrine-and-the-eastern-mediterranean/ https://www.booksonturkey.com/what-is-the-meaning-of-blue-homeland-concept-and-effects-on-eastern-mediterranaen-cooperation/ https://www.booksonturkey.com/what-are-the-principles-of-the-yayci-doctrine-turkish-maritime-territory-doctrine/

Materializing the ‘Blue Homeland’ doctrine

INTERVIEWS CIHAT YAYCI Retired admiral, one of the architects of Turkey’s expansionist maritime dogma, speaks to Kathimerini ‘Every country has the sovereign right to sign an…

The Blue Homeland Doctrine and the Eastern Mediterranean 

  Does the doctrine cover all seas and nations, is it universal? Have the concept of Blue Homeland or similar concepts been expressed in…

What is the meaning of Blue Homeland Concept and effects on Eastern Mediterranean Cooperation?

https://m.youtube.com/watch?v=xn1oSDdl1K0 Podcast in Turkish language. Interview with Turkish Strategist Cihat Yaycı of Turk Degs on 04.01.2022 Levent Agaoglu Dear friends. Our guest, Cihat Yaycı, Turkish strategist gentleman, our retired…

Tiyatronun Gücü

Yaşar Yılmaz ve Antik Tiyatrolar

TESPİT: Yaşar Yılmaz ve Antik Tiyatrolar. Yaşar Yılmaz, Antik Tiyatroları mercek altına aldı: Anadolu mühendisliğinin görkemli yapıları 19.12.2022 – 01:00 | Son Güncellenme: 19.12.2022 – 01:01 Kitabında 116 antik…

Demokrasinin Beşiği Anadolu Tiyatroları…

TESPİT: Yaşar Yılmaz hocamız Anadolu’daki antik tiyatrolar konusunda ülkemizde de yandaşları çokça bulunan batı ve yunan tezlerinin aksine kendimize ait olan bir tez geliştirmiştir….

Türkiye “antik tiyatro” zengini bir ülke.

https://kulturenvanteri.com/tr/arastir/d/?_ara=antik+tiyatro Türkiye “antik tiyatro” zengini bir ülke. 133 tanesini işaretledik. Efes en büyüğü iken, Aspendos en iyi korunanı, Pergamon en dik açılı, Termessos ise en…

Yunus Emre ve Shakespeare

Yunus Emre bizim Şekspirimizdir. Tiyatrocular oradan oyunlar uyarlasın. Zor mu? İngilizler Shakespear’in eserlerini hergün tiyatrolarında sahneliyorlar. Biz ise Derviş Yunus’u sadece ölülerimizi toplu ilahiler ile…

Shakespeare ve Yunus Emre

Dünyanın en büyük tiyatro yazarı İngiliz Shakespeare ve Türkçenin şiir dili ile şairi Yunus Emre’nin sözlükleri geçmiş yıllarda Türk yazarlar tarafından yayınlanmıştır. Shakespeare Sözlüğü…

Kayıp Haklarımız Hukuku

100 Plans to Break Türkiye Up

ROMANIAN HISTORIAN, ESSAYIST, PHILOSOPHIST, JOURNALIST, NOVELIST AND DIPLOMAT TRANDAFIR G. DJUVARA’S BOOK 100 PLANS FOR THE DISMEMBERMENT OF TURKEY, PUBLISHED IN PARIS IN 1914

 “PROJECTS INCLUDED IN THE BOOK

Projects to Seize the Holy Land in the 13th and 14th Centuries

1 * Project of King Charles II of Sicily (c. 1270)

2 * Project of Fidence the Monk of Padua (1274)

3 * The Project of Charles De Valois (1301) *

4 * The Project of Pierre Du Bois (1306) *

5 * The Project of Raymond Lulle (1306) *

6 * Marino Sanuto’s Project (1306) *

7 * Hayton or Hetum Project (1307) *

8 * The Project of Guillaume De Nogaret (1310) *

9 * The Project of Guillame De’Adam (1311) *

10 * King Henri De Lu Signan II of Cyprus Project (1311) *

11 * Brocard’s Project (1332) *

PARTITION OF TURKEY Projects

12 * Bertrandon de la Broquiere project (1432) *

13 * Philippe, Duke of Burgundy – Le – Bon Project (1457) *

14 * Project of Charles VIII of France (1495) *

15 * Project of Pope Leo X (1513 – 1517) *

16 * Project of King Francis I of France (1515 – 1517) *

17 * The Project of Maximilian I (1518) *

18 * Erasmus’ Project (1530) *

19 * The Project of P. Nannius (1536) *

20 * The Project of Cuspinianus (1541) *

21 * The Project of Georgevits (1542) *

22 * Guillaume de Grantrye de Grandchamps Project (1566-1567) *

23 * The Project of Pope Pius the Fifth (1570) *

24 * Italian Project (1571 – 1572) *

25 * Italian Project (1572) *

26 * The Project of Captain La Noue (1587) *

27 * Project of René de Lusigne (1588) *

28 * Project of Pope Clement VIII (1594 – 1560) *

29 * The Project of the Reverend Father Cumuleo (1594) *

30 * Lutio’s Project (1600) *

31 * Chavigny’s Project (1606) *

32 * Sully’s Project (1607) *

33 * Italian Project (1609) *

34 * D’Esprin Chard’s Project (1609) *

35 * Minotto’s Project (1609) *

36 * Bertucci Project (1611) *

37 * Project of Duke Charles De Nevers (1613 – 1618) *

38 * The Project of Reverend Father Joseph (1615 – 1618) *

39 * Valeriano’s Project (1618) *

40 * The Project of François Savary Deb Reves (1620) *

41 * Project of Vasil Lupu (1646) *

42 * French Project (1660) *

43 * Turenne’s Project (1663) *

44 * Leibniz’s Project (1672) *

45 * The Project of Michel Febvre (1682) *

46 * Project of Louis XIV (1685 – 1687) *

47 * The Project of the Reverend Father Coppin (1686) *

48 * The Project of the Russian Tsar Peter the Great (1710) *

49 * The Project of the Abbé Saint-Pierre (1713) *

50 * The Austrian Project (1718) *

51 * Disloway’s Project (1732) *

52 * The Project of Cardinal Alberoni (1736) *

53 * The Austrian Project (1737) *

54 * The Project of the Marquess of Argenson (1738) *

55 and 56 * Projects of Katarina II, Tsarina of Russia, and Josefin, Emperor Josef II of Austria (1772) *

57 * Linguet’s Project (1774 – 1776) *

58 * Carra’s Project (1777) *

59 * Project of Unknown Author (1788) *

60 * Volney’s Project (1788) * Peyssonel’s Reply to Volney (1788) *

61 * The Project of Brion De La Tour (1788) *

62 * Hertzberg’s Project (1792) *

63 * Talleyrand’s Project (1805) *

64 and 65 * Projects of Napoleon and Alexander (1808) *

66 * Metternich’s Project (1808) *

67 * D’Hauterive’s Project (1808) *

68 * Pozzo Di Borgo Project (1809) *

70 * Kapodistrias Project (1828) *

71 * The Project of Dom de Pradt (1828) *

72 * Project of Unknown Author (1828) *

73 * The Project of Monsieur De Polignac (1829) *

74 * General de Richemont Project (1829) *

75 * Bronikowski’s Project (1833) *

76 * Project of Emperor Nicholas I of Russia (1853) *

77 * The Project of Dr. A.C. Dandolo (1853) *

78 * D’Albonneau’s Project (1860) *

79 * Pitzipious’s Project (1860) *

80 * The Project of Rattos (1860) *

81 * D. Stepanovic’s Project

82 * Project of Kommandatore C. Nigra (1866) *

83 * Garibaldi’s Project (1873) *

84 * The Project of Count Greppi (1873) *

85 * The Uncertain Project (1875) *

86 * Project Whose Author Is Unknown

87 * C.J. Rollin’s Project (1876) *

88 * The Project of Barona and L. de Testa (1876) *

89 * The Project of Mathias Ban (1885) *

90 * Author Unknown Project (1896) *

91 * The Project of Bresnitz Von Sydakoff (1898) *

92 * Romanian Project (1904) *

93 * The Partition of Istanbul Project (1912) *

Turkey’s Partition

— * (1856) Treaty of Paris and (1878) Treaty of Berlin

— * Italo-Turkish War (1911 – 1912) *

— * The war of the quadruple Balkan alliance against Turkey

(1912-1913) First Balkan War *

— * Serbia, Greece, Montenegro

Serbia and Romania to Bulgaria

Counterwar (1913)

— * Bucharest Conference and Bucharest Peace Treaty”