
7 Soru – Cevap

6

5

4

3

2

1









********************************
********************************
. Kanallar açarak bataklıkları kurutmak
. Muhtelif tarzda sulama usulleri
. Gemi inşa etmek
. Denizlerde dolaşmak kabiliyeti
Bütün bu saydıklarımız dünyada ve bütün insanlıkta ilk medeni eserlerdir.
Bu medeni eserleri bütün dünya ve insanlıkta ilk yapmış ve yaymış olan insanlar Türk ırkındandır.
Atatürk. Ağustos 1930
TÜRK VE DENİZ: POYRAZ MAVİ VATAN SÖYLEŞİSİ
TÜRKLER VE DENİZ STRATEJİSİ: BOĞAZİÇİ KÜLTÜR PLATFORMU SÖYLEŞİSİ
TÜRKİSTANDA TARIM VE KENEVİRİN ANAVATANI
Turks and Indian in Coimbatore, Tamil Nadu, Southern India
The Chinese discovered gunpowder and for centuries they only made sparklers with it. The Western man invented guns with gunpowder.
The Chinese cooked rice and fish with steam, the western man used steam in machines, and the industrial age began.
Western man discovered oil, invented the petrodollar with oil and established an evil order in the world.
The Turks, who first discovered paper, were unable to prevent the treachery and self-interest of the Sultanate and Caliphate and were deprived of the printing press for hundreds of years.
The end of the ice age tens of thousands of years ago created a new civilization order that started with Göbeklitepe in the adventure and adventure of humanity. Then, in the 15th century, the West caught a cycle for five centuries due to the things it brought as a result of discovering and plundering new worlds and the Silk Road losing its importance as a result of these discoveries.
As of 2023, Harvard economist Jeffrey Sachs‘ prediction has come true and Asia has moved ahead of the West in global income distribution, and this time, the melting glaciers in the Arctic Ocean will start to trigger the cycle to shift eastwards in the context of the Pacific and Arctic oceans, mainly China and Russia, starting in the 2050s.
Following the elections on November 5, 2024, when Americans voted 47.5/51 to re-select Trump from the knife-edge balance of 49/51, America will now turn inward as the increasing poverty in America increases even more in the eyes of the so-called Democrats.
In this inward turn, the image of the world gendarmerie will begin to fade and as a result of the increasing internal conflicts, America’s majestic Sheriffs will have more work to do.
Incidentally, in 1949, American strategist George Kennan said that the outcome of the struggle between the United States and the Soviet Union would depend not on our weapons and soldiers, but on which society had the greater spiritual vitality . The US society was much more dynamic than that of the Soviet Union. The US developed and the Soviet Union collapsed. The Chinese know that the first priority is to have a strong economy and a strong society; so they educate their people to a great extent and grow their economy so that they will not become a second Soviet Union.
Since the West, which has lost its spiritual vitality, has no model to offer to humanity other than hegemony and the system of exploitation, the solution for humanity that the Westerners, who found the American continent while trying to reach the Indian continent from the east and plundered both the north and the south of the continent, could not offer, will this time be the Indian Civilization.
India, with its melting glaciers, one and a half billion population, democracy and rich civilization accumulation that has survived three quarters of a century of independence, will be the triggers of the collapse of the West.
It is not possible to give these honors to China, which had even the village headman elected by the communist dictatorship, which isolated itself from the outside world with the construction of the Great Wall of China, and to Russia, which still maintains the serf system.
As a result of continuing to pay the heavy price for its reckless guarding of American theses for 80 years, Turkey has cooled its relations with India and deliberately distanced itself from India by preferring religious sects and religious orders instead of the advantage based on common language with India.
Unfortunately, the fish that escape in the Indian Ocean are large.
This carelessness and rootlessness are also noteworthy, despite the historical fact that the Westerners were still trying to discover India, even 500 years later in the 1500s, when the Turks discovered it with Biruni, the world’s first Indologist, in the 1000s, and compiled it in a 500-page book.
Hasköy Haliç kıyısından Tarihi Yarımadası ile İstanbul
Çinli barutu buldu onunla uzun yüzyıllar boyunca sadece maytap çatapat yaptı. Batılı adam ise barutla silah icat etti.
Çinli buharla pilav ve balık pişirdi batılı adam buharı makinelerde kullandı sanayi çağını başlattı
Batılı adam petrolü keşfetti petrol ile ise petro doları icat edip dünyada şeytani bir düzen kurdu.
Kağıdı ilk bulan Türkler ise saltanat-hilafet hıyanet ve menfaatçılığına engel olamayıp matbaadan yüzlerce yıl boyunca mahrum kaldılar
2023 itibarıyla Harvard ekonomisti Jeffrey Sachs’ın öngörüsü gerçek olmuş ve küresel gelir dağılımında Asya, Batı’nın önüne geçmiştir, bu kez de Kuzey Buz Denizi’nde eriyen buzullar da çevrimin Çin ve Rusya ağırlıklı olarak Pasifik ve Arktik okyanusları bağlamında doğuya kaymasını 2050’li yıllardan itibaren tetiklemeye başlayacaktır.
Amerikalıların 5 Kasım 2024 seçimlerinin ardından 49/51 bıçak sırtı dengesinin ötesinde 47,5/51 bir performans ile Trump’a yeniden başkanlığı kazandırması neticesinde, Amerika’da artan fakirliğin sözde Demokratlar nezdinde daha da artması nedeniyle Amerika artık kendi içine dönecektir.
Bu içeri dönüşte dünya jandarması imajı artık silikleşmeye başlayacak ve artacak iç kavgalar neticesinde Amerika’nın heybetli Şeriflerine daha çok iş düşecektir.
Ruhsal canlılığını kaybeden Batı’nın, hegemonya ve sömürü düzeni dışında insanlığa sunabileceği bir model olmadığından, çözüm bu kez doğudan özellikle de Hind kıtasına ulaşmak isterken Amerika kıtasını bulan ve kıtanın hem kuzeyini hem de güneyini talan eden Batılıların sunamadığı insanlık çözümünü bu kez Hind Medeniyeti önümüze serecektir.
Eriyen buzullar ve bir buçuk milyar nüfus ile demokrasiyi yaşatan ve bağımsızlığında üç çeyrek asrı deviren zengin medeniyet birikimi ile Hindistan Batı’nın çöküşünün tetikleyicileri olacaklardır.
Köyde muhtarı bile komünist dikta partisine seçtiren, Çin Seddinin inşası ile kendini dış dünyadan soyutlayan Çin ve serf düzenini halen devam ettiren Rusya’ya bu payeleri vermek mümkün değildir.
Türkiye ise Amerikan tezlerinin yılmaz bekçiliğini 80 yıldır fütursuzca devam ettirmenin ağır bedellerini ödemeye devam etmenin neticesinde Hindistan nezdindeki dildaşlık temeline dayalı avantaj yerine mezhepler ve tarikatlar kaosu olan dinciliği tercih ederek Hindistan ile olan ilişkilerini soğutmuş ve göz göre göre Hindistan‘ın yanından uzaklaştırmıştır.
Dünyanın ilk Hindoloğu olan ve 1000’li yıllarda Türklerin Birûni ile keşfettikleri, 500 sayfalık bir eser ile kitaplaştıkları Hindistan’ı, Batılıların ise 500 yıl sonra dahi 1500’lü yıllarda hala keşfetme peşinde olmaları tarihsel gerçeğine karşılık bu aymazlık ve köksüzlük de kayda değerdir.
İNSANLIĞIN ANAHTARI TÜRKİYE
· İSTANBUL
· ŞİİRLER
· KIBRIS
· ROMA İMPARATORLUĞU
· BİLGE TONYUKUK
· TURKS&TURKEY
· TÜRKİYE
· BOOKSONTURKEY
· KEMAL ATATÜRK
· TÜRK DİLİ
· LEVENT AĞAOĞLU
· TÜRKİYE TARİHİ
· TÜRKİSTAN
İNSANLIK İÇİN DÜNYA
· SEYAHATÇİLERİN KONUŞMALARI
· AFRİKA
· RUSYA
· ULUSLARARASI DÜNYA GÜNLERİ
· AKDENİZ
· AVRASYA
· YAZILIM
· HİNDİSTAN
· RUSYA-UKRAYNA SAVAŞI
· SUDAN
· KUZEY DÜNYA
· AKDENİZ
· HİNDİSTAN DÜNYA
· İŞ
· DÜŞÜNCE & FELSEFE
· DİN
· ÇİN
· EĞİTİM
· SİNEMA
· GIDA & TARIM
· YENİLİK
· KOSOVA
· BALKANLAR
· D8
İstanbul, ülkesi Türkiye gibi 3 tarafı denizlerle çevrilidir ve gene aynı benzerlikle bir yarımadadır.
Fotoğrafların yansıttığı dünyayı ve izlenimlerimizi altyazılı olarak aktarmaya çalışıyorum.
İstanbul’un çekirdeği olan İstanbul’un Fatih semtinde doğdum ve Fatih, etrafı tamamen Haliç ve Marmara Denizi’nden kalelerle çevrili tarihi yarımadadır. Tüm ünlü semtler Fatih’te dağılmıştır. Fatih bölgesinde sahip olduğunuz hisler çok eşsiz ve özeldir ve bölgedeyseniz, sadece dünyanın merkezi ile değil, dünyanın merkezi olduğunu hissedersiniz, çünkü Konstantin’den sonra Roma imparatorluğu kuruldu. 395 ve 1453’te Türk Osmanlı İmparatorluğu’nun tamamı İstanbul’un Fatih ilçesinden kontrol edildi.
1974 yılında siyah beyaz fotoğraflar için bir Rus Zorki fotoğraf makinesi aldım ve turist rehberliği kursuna dâhil olduğum için önce Fatih’ten yola çıktım, ardından Ege bölgesindeki Batı tarihi antik mekânlarına geçtim. 45 yıl önce eski şehir Fatih’in yol ve sokaklarından yola çıkarak sıradan insanların, yaşlıların, gençlerin, çocukların ve şehrin o bölgesindeki tarihi yapıların ve ahşap binaların fotoğraflarını çektim.
Bunlar düz siyah beyaz fotoğraflardır ve bize tarihi Yarımada’nın geçmişini göstermesi açısından anlamlıdır.
************************************
Istanbul, like its country Turkey, is surrounded by seas on 3 sides and is a peninsula with the same similarity.
I try to convey the world reflected by the photographs and our impressions with subtitles.
I was born in the Fatih neighbourhood of Istanbul, which is the core of Istanbul, and Fatih is a historical peninsula surrounded by castles from the Golden Horn and the Marmara Sea. All famous neighbourhoods are scattered in Fatih. The feelings you have in Fatih district are very unique and special and if you are in the district, you feel that it is the centre of the world, not only with the centre of the world, because after Constantine the Roman empire was founded. In 395 and 1453 the entire Turkish Ottoman Empire was controlled from the Fatih district of Istanbul.
In 1974 I bought a Russian Zorki camera for black and white photographs and as I was involved in a tourist guide course, I set off first from Fatih and then to the Western historical ancient sites in the Aegean region. 45 years ago I set off from the roads and streets of the old city of Fatih and took photographs of ordinary people, old people, young people, children and the historical buildings and wooden buildings in that part of the city.
These are plain black and white photographs and are meaningful in showing us the history of the historical peninsula.

Eminonu Seaside Friday, January 24, 1975
© Copyright photo by Levent Ağaoğlu
Classic Istanbul City Line Ferries. Karakoy in the back. Galata (Genoese) Tower. Bank Signs. Sheraton Hotel, Technical University Taşkışla building. 17 year old high school teenager. Visions of the future. The point where the Bosphorus flows into the Golden Horn. Eminonu Seaside Friday, January 24, 1975
Klasik İstanbul Şehir Hat Vapurları. Arkada Karaköy. Galata (Ceneviz) Kulesi. Banka Tabelaları. Sheraton Oteli, Teknik Üniversite Taşkışla binası. 17 yaşında Liseli bir genç. Geleceği düşleyen bakışlar. Boğaz’ın Haliç’e aktığı nokta. Eminönü Deniz kenarı. 24 Ocak 1975, Cuma.
Galata Tower. Istanbul. 1975. Eminonu Seaside Friday, January 24, 1975
© Copyright photo by Levent Ağaoğlu

© Copyright photo by Levent Ağaoğlu
Boats waiting in line to enter the Bosphorus off Sarayburnu in the Sea of Marmara and fishing boats around them. Different worlds. Some people’s worlds are iron-packed ships, some are wooden boats. Different aspirations and preoccupations of catching fish from the seabed and transporting the cargo over the sea. Medar-ı Maişet Motoru is the name of Sait Faik’s first novel. Sarayburnu, 24 January 1975 Friday, By the Sea
Marmara Denizinde Sarayburnu açıklarında Boğaza giriş için sıra bekleyen tekneler ve civarlarında balıkçı tekneleri. Farklı dünyalar. Kiminin dünyası demir yığını gemiler, kimininki ahşap sandallar. Deniz üstünden yükünü yerine ulaştırmak ile deniz dibinden balık yakalamanın farklı özlemleri, meşgaleleri. Sait Faik’in ilk romanının adıdır Medar-ı Maişet Motoru. Sarayburnu, 24 Ocak 1975 Cuma, Deniz kenarı

© Copyright photo by Levent Ağaoğlu
Coastal road winding along the walls, fishing boats are on the way to sell the fish they caught in the sea, while the ships are waiting in line to enter the Bosphorus at anchor. One of the favorites of the time, the assembly industry Dodge pickup truck is parked on the beach sidewalk. Sarayburnu January 24, 1975 by the Sea
Sahilyolu surları dolanan yol, denizde de balıkçı teknesi yakaladığı balıkları satma yolunda, gemiler ise demirlemiş Boğaz’a girmek için sıra beklemekteler. Zamanın favorilerinden montaj sanayii Dodge kamyonet sahil kaldırımında park etmiş. Sarayburnu 24 Ocak 1975 deniz kenarı

© Copyright photo by Levent Ağaoğlu
Castle bottom coastal road in front of the boat shooting locations, a wooden mansion behind and a ruined view from the city walls. The priceless images that bring the ancient times to the present. Timeless beauty. People walking alone. A worried and thoughtful young man preparing for university exams, with a tag with his name on his wrist. Sarayburnu, 24 January 1975 Friday, By the Sea
Surdibi sahilyolunun önünde kayık çekim yerleri, arkada ahşap bir konak ve surlardan yıkık dökük bir manzaralar. Eski zamanları günümüze taşıyan görüntülerin paha biçilemezliği. Eskimeyen güzellik. Tektük yürüyen insanlar. Üniversite sınavlarına hazırlanan kaygılı ve düşünceli bir genç, bileğinde isminin yazılı olduğu künyesi ile. Sarayburnu 24 Ocak 1975 Deniz Kenarı

© Copyright photo by Levent Ağaoğlu
Scramble of the waves crashing on the rocks interspersed with the sea for highway construction at the foot of the coastal walls. Lonely people walking on the beach. The building on the far right ahead is the Haydarpaşa Train Station, and the buildings on the left are the Haydarpaşa harbor silos. Landscapes stretching from the shores of Europe to the shores of Asia. Continents meeting coast to coast. Eurasia. The Train Station is no longer in use, the coastal road built in the mid-1950s and the sea connection of the walls has disappeared. Sarayburnu January 24, 1975 By the Sea
Sahil surlarının dibinde karayolu yapımı için denize serpiştirilmiş kayalara çarpan dalgaların hercümerci. Sahilde yürüyen tektük insanlar. İlerde en sağdaki bina Haydarpaşa Tren Garı, sol taraftaki binalar ise Haydarpaşa limanı siloları. Avrupa kıyılarından Asya kıyılarına uzanan manzaralar. Kıyıdan kıyıdan buluşan kıtalar. Avrasya. Tren Garı artık kullanılmıyor, 1950’li yılların ortalarında inşa edilen sahil yolu ile surların deniz bağlantısı ortadan kalkmış. Sarayburnu 24 Ocak 1975 Cuma. Deniz Kenarı

© Copyright photo by Levent Ağaoğlu
Enjoying the weekend at the tiny seaside house of a tradesman who works throughout the week, including Saturdays. He had been an imposing person who carried the burden of a family that started in Plovdiv, Bulgaria and immigrated to Istanbul at the age of 12. He was in love with his job, family and Beşiktaş football team, which he is a fan of. Happy smiling facial expression with gliding mustache. On the table is an imported Kent cigarette and a local matchbox. The coastal town of Kumburgaz, 50 km west of Istanbul. Ethernite roof, sun-dried towels. Reading the Newspaper.
Haftaboyu cumartesi günü dahil çalışan bir esnafın deniz kıyısındaki evinde haftasonu keyfi. Filibe’de başlayan 12 yaşında ailece İstanbula göçeden bir ailenin de yükünü omuzlarında taşımış bir heybetli insan. İşine, ailesine ve taraftarı olduğu Beşiktaş futbol takımına sevdalı. Kaytan bıyıkları ile mutlu gülümseyen bir yüz ifadesi. Masada ithal Kent sigarası ve yerli bir kibrit. İstanbul’un 50 km batısında Kumburgaz sahil kasabası. Eternit çatı, güneşle kurutulan havlular. Gazete okurken.

© Copyright photo by Levent Ağaoğlu

From the Galata Bridge, January 4, 1975
© Copyright photo by Levent Ağaoğlu
Classic City Line ferries waiting for passengers in Eminönü. They wait their turn, accompanied by city teas and coffees in their rows of seats, what stories, my life novels are housed in a riot of sounds at Istanbul’s classics of veteran, coal-fired steamboats. Haydarpaşa, Kadıköy, Eminönü, Üsküdar, Adalar, Beşiktaş, Bosphorus piers come and go all day long. World views on the terraces of the first place, the second place, and the windows. From the Galata Bridge, January 4, 1975
Eminönü’nde yolcu bekleyen klasik Şehir Hattı vapurları. Sıralarını bekler, içlerindeki oturma sıralarında şehir çay ve kahveleri eşliğinde, sesler cümbüşünde ne hikayeleri, hayatım romanları barındırırlar İstanbul’un klasikleri emektar, kömürlü vapurlar. Haydarpaşa, Kadıköy, Eminönü, Üsküdar, Adalar, Beşiktaş, Boğaz iskeleleri gün boyu gider gelirler. Birinci mevki, İkinci Mevki teraslarında, pencerelerinde dünya manzaraları. Galata Köprüsü 4 Ocak 1975

Hippodrome January 24, 1975
© Copyright photo by Levent Ağaoğlu
Historical areas of Istanbul, such as Sultanahmet, are known for their charming and narrow cobblestone streets lined with historic buildings and landmarks. These streets often lead to iconic sites like the Hagia Sophia, Blue Mosque, and Topkapi Palace. Walking through these areas provides a sense of the city’s rich history and cultural heritage. Keep in mind that conditions can change, so it’s a good idea to check recent travel updates or guides for the latest information.

Zindan Han (Inn) Main Gate Eminönü Saturday, January 4, 1975
© Copyright photo by Levent Ağaoğlu
At the door of the Zindan Inn, rosary in hand, sitting in his saddlebag and resting, dreaming of the future, a porter with his eyes on the horizon, his son next to him with a timid look. Zindan Han (Inn) Main Gate Eminönü Saturday, January 4, 1975
Zindan Hanın kapısında elde tespih, heybesinde oturarak dinlenen geleceği hayal eden, gözleri ufuklarda hamal, yanında ürkek bakışlar içinde oğlu. Zindan Han Ana Kapısı. Eminönü. 4 Ocak 1975 Cumartesi.

© Copyright photo by Levent Ağaoğlu
Eminonu Seaside January 4, 1975
Dreams at the bottom of the sea, truths on the surface. Life buoys on the City Lines Ferry. Under the famous Galata Bridge, which is lively at night with the eyes of the day. The vagrants’ free dormitory. The entrance gate of the Golden Horn. You are unique Istanbul. Who is Kocatas, what is it? Eminonu Seaside January 4, 1975
Denizin dibinde hayaller, sathında hakikatler. Şehir Hatları Vapurunda can simitleri. Gündüz gözüyle, geceleri şenlenen meşhur Galata Köprü altı. Berduşların beleş yatakhanesi. Haliç’in giriş kapısı. Yeganesin İstanbul. Kocataş kim imiş, ne imiş acaba? Eminönü Deniz Kenarı. 4 Ocak 1975

Fishermen under Galata Bridge.
The Lower Part of the Galata Bridge Facing the Golden Horn 4 January 1975
© Copyright photo by Levent Ağaoğlu

Bozdogan Arch 21 December 1974
© Copyright photo by Levent Ağaoğlu
Tarihi yarımadanın göbeğinde MS 373 de bitirilen 1650 yıl öteden Valens Roma Su Kemeri. Yürüyen hemşehriler, Dodge dolmuş ve belediye otobüsü kareyi süslüyor. Soğuk bir kış günü ve dalları yalnız, yapraksız mahzun ağaçlar. Bozdogan Kemeri 21 Aralık 1974
Valens Roman Aqueduct from 1650 years away, completed in 373 AD, in the heart of the historical peninsula. Walking citizens, Dodge minibus and city bus decorate the square. It’s a cold winter’s day and its branches are lonely, leafless gloomy trees. Bozdogan Arch 21 December 1974
© Copyright photo by Levent Ağaoğlu
American dolmuş on the roads and political slogans for the upcoming election on the walls and floors in the traffic around Bozdoğan Kemeri. The beginning years of armed political polarizations will turn into bloody conflicts. Saraçhane Underground Passage. Istanbul Justice Party Senator Candidate Faik Türün Slogan October 11, 1975 Saturday.
Bozdoğan Kemeri civarı trafiğinde yollarda Amerikan dolmuşları ve yerlerde, duvarlarda yaklaşan seçim için siyasi sloganlar. Silahlı siyasi kamplaşmaların başlangıç yılları kanlı çatışmalara dönüşecek. Saraçhane Yeraltı Geçidi İstanbul Adalet Partisi Senatör Adayı Faik Türün Sloganı 11 Ekim 1975 Cumartesi.

Cemberlitas Photographer
© Copyright photo by Levent Ağaoğlu
A 17-year-old boy from Istanbul posing for the Street Photographer leaning against a historical building. Plastic flowers. The walls of Istanbul, the Turkish flag on the backdrop. Long hair style of the 1970s. Cemberlitas Photographer
Tarihi bir yapıya yaslanmış Sokak Fotoğrafçısında poz veren 17 yaşında bir İstanbul delikanlısı. Plastik çiçekler. Fon perdesinde İstanbul surları, Türk bayrağı. 1970’li yılların uzun saç stili. Çemberlitaş Fotoğrafçısı


Kiş (Su Samuru)
Dursun Yıldırım – Biyografya
https://www.biyografya.com/biyografi/8116
***********************
Dursun Yıldırım <[email protected]>
27 Ağu 2023 Paz 13:36
Alıcı: ben
aziz kardeşim, doğru yoldasınız, kendimiz olmaya, bu yolda uğraş verenlerin yolundan gitmeye ihtiyacımız var. selamlar
erol (güngör) abilere ihtiyacımız var. onu erken ölsün diye bürokrasiye boğdular, TÜRKLÜK YOLUNDA düşüncelerinin TAMAMIN YAZMASINI ENGELLEMEYE ÇALIŞTILAR. bürokrasiye mahkum ederek bir ölçüde başarı sağladılar. ama yine de epey şey yazdı arkaya bıraktı. eksiklikleri tamamlamak arkada kalan Türkçü düşünürlerin görevi olsa diye düşünüyorum.
bir milletin düşünürleri yok ise gideceği istikameti bulamaz. ORDUSUNDA İYİ YETİŞMİŞ KURMAYLARI YOK İSE O TOPLUMUN, O DEVLETİN TARİHTE BEKASI, İSTİKLALİ OLMAZ. OLMAMIŞTIR.BAŞARILAR, SELAMLAR,DY
*****************************
Dursun Yıldırım <[email protected]>
26 Eki 2023 Per 15:57
Alıcı: ben
levent bey kardeşim, size tavsiye edebileceğim fazla şey aklıma gelmiyor.
Son yazım, türkdamı adlı dergide, 2bsayısında yayınlandı. belki sizi ilgilendirecektir, sanırım.
selam ve sevgilerimle,dy
********************
Dursun Yıldırım <[email protected]>
27 Eki 2023 09:06
Alıcı: ben
LEVENT BEY ,SİZİN BİLGELİK VE BİLGİ İLE İLGİLENMENİZ GÜZEL.TÜRK DÜŞÜNCE /TEFEKKÜR HAYATI YENİ EROL GÜNGÖRLERE MUHTAÇ, ÖZELLİKLE ŞU KARANLIĞIN ÇÖKTÜĞÜ GÜNLERDE.KOLAYLIKLAR DİLERİM. SELAMLAR, dy
********************
Dursun Yıldırım <[email protected]>
24 Haz 2023 Cmt 18:29
Alıcı: ben
LEVENT BEY KARDEŞİM,
Konu üzerinde yayınlanmış bir tekke cöngü çalışmam var. Bosna Cöngü adıyla TKAE TARAFINDAN YAYINLANMIŞTI. Ama, ŞU ANDA YAŞADIĞIM SAĞLIK SORUNLARI NEDENİYLE BAKACAK DURUMDA DEĞİLİM. HANGİ TEKKELERDEN NEREDEN NEREYE DOLANDI HATIRLAMIYORUM. BOSNA cöngü çalışmayı Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü’den veya kütüphaneden edinip bakmak gerek. evet, orada tekke adı zannediyorum var. eski yazı cönk metni ve çeviri yazısı metinler kitapta yer almaktadır. Kusura bakmayınız, iki yıla yakın bir zamandır. ne hafızam, ne sağlığım konu ile ilgilenecek durumda değil, yardımcı ancak bu şekilde olduğum için kusuruma bakmayınız.
Balkanlar ile G.Ü. HACIBEKTAŞ ARAŞTIRMA MERKEZİ’ye sorabilirsiniz. Balkanlarda bektaşi tekkeleri üzerinde araştırmalar yapmışlardı. size bunun dışında yardım edemediğim için üzgünüm. Elimde nüsha olsaydı seve seve gönderirdim ama maalesef yok. ÇALIŞMALARINIZDA MUVAFFAKİYETLER DİLERİM,
Selamlarımla,dy,
**************************
Dursun Yıldırım <[email protected]>
1 Tem 2023 Cmt 18:12
Alıcı: ben
sizin de bayramınız kutlu, çalışmalarınız yerini bulsun dilerim. Selam ve sevgiler, dy
*************************
Levent ağaoğlu <[email protected]>
25 Ağu Paz 22:05
Alıcı: ben
Levent bey kardeşim, makale bir kişiye bile yararlı olmuş ise beni mutlu eder.
Ben, Bilge Tonyukuk diye okunan adın, onun kam olduğunu kağanlık töreni idare ettiğini ve elbisesinin ak/boz renkte olduğunu düşünüyorum. “Aka” unvanı da büyük, ağabey kabul edildiğine işaret etmektedir. Dolayısıyla bu adı belirttiğim şekilde okumanın, anlam olarak “tonu ak aka” olması icap ettiğini tasarlıyorum ve böyle okumanın doğru olacağı kanısındayım. Prof Dursun Yıldırım
BENİM BU KANIYA VARMAMIN TEMEL NEDENİ KAYNAK METİNLERDE O TÜR KİŞİLERDEN BİLİCİ, TAM BİLİCİ GİBİ NE DERSE YAPILIR GİBİ ÖZELLİKLERİ, BİLİNMEZDEN HABER VERMELERİ, KEHANETTE BULUNMA VASIFLARINA VURGU YAPILIOYOR OLMASIDIR. BU ANLAYIŞIN sumer yol İLE ortadoğu halklarına, ibrahim kavmine intikal ettiğini düşünüyorum. kagan, hakan, haham, kam kan arasında köklü bir ilişki üzerinde durulması sorunu epeyce aydınlığa kavuşturur.
KOLAY GELSİN, SELAMLAR,DY
Levent AĞAOĞLU <[email protected]>, 4 May 2023 Per, 21:09 tarihinde şunu yazdı:
Dursun Yıldırım Hocam,
TürkDam dergisinde yayınlanan makalenizdeki bilge kavramı konusundaki değerlendirmeniz, bu konularla sürekli zihnim meşgul olduğumdan bana büyük zenginlik katmıştır.
Müteşekkirim değerli Büyüğüm.
En Derin Hürmetlerimle,
Levent Ağaoğlu
***********************************
Dursun YILDIRIM <[email protected]>
26 Ara 2016 Pzt 20:57
Alıcı: ben
Levent Bey kardeşim,
dediğiniz gibi, bir bilge tonyukuk monografisi bugüne dek en önemli eksigimiz. Evet, yazıtları hakkında filolojik bağlamda değerli çalışmalar var. Ancak, henüz tarih bağlamında monografisi henüz görünmüyor. Bunun için türk ve çin filolojilerine tarihi gelişim ve değişimlerine aynı zamanda hakim tarihçiler yetiştiremeyişimiz üzerinde düşünülecek bir husustur.
Hedefi olmayanların yarattığı tablolar yaşatıldıklarımızdan ibarettir.
Umarım ve dilerim böyle elemanları yetiştirmeyi ihtiyaç duyacaklar ortaya çıkar ve onlar bu ve buna benzer nice sorunlara çözüm arayıp bulacak ekipleri yetiştirme zihniyetine sahipler birgün ortaya çıkar, türk milletinin yüzünü güldürür, geçmişi öğrenip geleceği inşa etmeyi amaç edinir bir kuşak yetişir.
Gayretinize ne desem azdır. Ben artik emekliyim, sizlere alkış tutuyorum. selam ve sevgilerimle, dy
—
Prof. Dr. Dursun YILDIRIM
Hacettepe Üniversitesi
Edebiyat Fakültesi
Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü
06532 Beytepe ANKARA
İş Tel: 2976796-2978100
*************************
“Türk Benggü Taş Bitigi Yazitlarda Yeni Okuma Önerileri /New Reading Suggestions in
Turkish Benggü Taş Bitigi Inscriptions”
Prof. Dr. Dursun YILDIRIM
01a5e19e-9aca-4065-89d9-5641194fdaf0-dergi-dizgi-2-sayi (4)
https://www.youtube.com/clip/UgkxH6ycL4sxA2iZzpLHadtdSqpskmVhDB31
Türkistan ve İç Asya’nın sessizlikteki gür sesi hep aynı demek ki.
Sümer’de de izleri var.
The loud voice of Turkestan and Inner Asia in silence is always the same, then.
There are traces of it in Sumer too.



1908
Daha hürriyetin ilan edilmediği günlerde (1908) Selanik’te arkadaşlarına bu konudaki düşüncelerini açıklamıştı. Bir gün arkadaşlarıyla felsefe ve tarih konusunda görüş alışverişinde bulunuyordu.
Konu dönüp dolaşmış Osmanlı tarihine gelmişti. Genç Mustafa Kemal, bu konuda bilindik tezlere yer veren bir eser üzerinde çalışan arkadaşı Hakkı Baha’yı dinledikten sonra şunları söylemişti:
“Sen daima Osmanlılık bakımından uğraşıyordun. Eserin bu yolda iyi, muvaffak yürüyor, inkar edilemez. Fakat bu kabuktan ayrılır da etrafına bakarsan iş değişir. Bir defa çık şu çerçeveden, ondan sonra yazmaya başla. O zaman bambaşka bir kainattan ses verdiğine sen de inanacaksın
‘Cihangirane bir devlet çıkardık bir aşiretten’ mısraı, sadece bir Osmanlı fantezisisdir. Evet cihangirhane bir devlet çıkmasına çıkmıştır. Fakat sadece kırk kadarlık bir aşiretin elli altmış atlısından çıkmamıştır. Bunu Türk milleti çıkarmıştır. Osmanlılardan önce Selçuklular vardı. Onlar da bir “Türksüz ülkeyi” istila etmemişlerdir. Batı ve Güney bölgelerinde daha nice müstakil Türk devletleri vardı. Yalnız Alparslan’ın elli altmış binlik bir ordusu Anadolu’da on beş milyon olabilmek için kaç asır hep darp yüzü görmeden müreffeh yaşamalı idi. Bunu hesap etmek. Alparslan Konya’ya geldiği zaman yaban ellerine gelmedi. İrdeleri sarsılmış Türk devletlerini geçerek perakendelenmiş bir halde yaşayan Türk camiaları arasına girdi. Erzurum’dan İskenderun’un güneyine, Sinop’tan Antalya’ya, Pasinler’den İznik’e kadar olan mıntıkalarda Türkler vardı. Selçuklular bunları topladı. Ancak üç yüz yıl kadar tutabildi. İdresizlik yine perakendeliği doğurdu. Osmancık, dirayet ve siyaseti ile yine onlara dayanarak onlardan bir devlet kurdu. Türk devletlerinin birbiri arkasından batıp kuruluşunu bu ana cevherde aramalıdır.
“Bu cevher ki, ta Hititlere kadar, belki daha eskiye kadar dayanır. Bu keyfiyeti, memelik-i mahsure (Osmanlı ülkesi) dediğimiz yerde göremeyiz. Cihanın muhtelif yerlerinde de böyledir. İşte sen Orta Asya’da, uzak doğu menşelerinden başlayıp bugüne kadar açılan geliş yolları üzerinde çalışmalısın. Osmanlı, batıdaki en son devlet adıdır.
Türk kimdir? Menşeleri nedir? Nerelere gitmişlerdir? Ne yapmışlardır? Nasıl medeniyetler meydana getirmişlerdir? Önce bunu tesis etmeli. Sonra içtimai ve psikolojik durumları araştırmalı. Türk yalnız kılıç devşirmemiştir. Cihangirlikle berber, en yüksek derecede bir takım medeniyetlerde dağıtmıştır. Biz ilk önce bir, “Türkler Tarihine” muhtacız. Bundan sonra yer yer kurdukları devletlerin tarihleri gelmelidir.
Hakkı, bir de bunu tecrübe et. Biliyorum, evet çok paraya, çok zamana ve gayrete vebestedir (bağlıdır). Yeter ki başlanmış olsun. Zarar yok, çığır açılmış olur. . . ” Mustafa Kemal. 1908. Kaynak: Aka Gündüz’ün anlatımı. Salahaddin Güngör, “Salih Bozok’un Ölümü Münasebetiyle Bazı Hatıralar”, Yeni Mecmua, Sene, 3, C.6, Sayfa: 106, 8 Mayıs 1941, s. 6; Oğuz Akay, Benim Sofram Bu, İstanbul 2006, s. 37-39
1915
“Tam manasiyle Ruslar gibi karaya tıkıldık. Ruslar çökmeye mahkûmdurlar, çünkü Boğazları kapayarak onları Karadeniz’e tıkadım. Bu suretle müttefiklerinden ayrı düşürdüm. Fakat biz de aynı sebep dolayısiyle yıkılmaya mahkûmuz. Gerçekten biz; Akdeniz, Kızıldeniz ve Hint Okyanusu sahillerine yerleşmiş bulunuyoruz. Fakat herhangi bir okyanusa çıkmayı göze alamayız. Deniz kuvvetlerine malik olmayan bir kara devleti olmak itibariyle biz, yarım adamızı, kara kuvvetlerini hiçbir tehdide uğramaksızın istediği sahile getirebilen deniz kuvvetlerine karşı müdafaaya asla muktedir olamayacağız.” 23 Eylül 1915. Mustafa Kemal’in, – Almanya’nın İstanbul Elçiliği görevlilerinden- Dr. Ernest Jackh’ın çadırında kabulü ve söyledikleri. Çanakkale Savaşları.
1919
Atatürk’ün, 1908 gibi çok erken bir tarihte Türklerin uzak tarihinden söz etmesi, Anadolu eski çağına gönderme yaparak Hititleri hatırlatması, Orta Asya ile Anadolu eski çağı arasında tarihsel bir ilişki kurduğuna ve Eski Anadolu’da Türk izleri aradığına işarettir.
“ Türk milleti! Sen Anadolu denilen yurda sonradan gelme değil, ilk yerleşip medeniyet kuranların çocuklarısın. ”
“Bu memleket, dünyanın beklemediği, asla ümit etmediği, bir müstesna mevcudiyetin yüksek tecellisine yüksek sahne oldu. Bu sahne EN AZ YEDİ BİN SENELİK Türk beşiğidir. Beşik tabiatın rüzgarlarıyla sallandı; beşiğin içindeki çocuk tabiatın yağmurlarıyla yıkandı, o çocuk tabiatın şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından evvela korkar gibi oldu, sonra onlara alıştı, onların oğlu oldu. Bu gün o tabiat çocuğu tabiat oldu; şimşek, yıldırım, güneş oldu, Türk oldu. Türk budur: Yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir.” Türk’ün Tarifi (Hikmet Bayur’un verdiği vesika), Millet Dergisi, Sayı: 116, 1948, s. 10-11)
Milletimiz, ufak bir aşiretten anavatanda müstakil bir devlet tesis ettikten başka batı âlemine, düşman içine girdi ve orada çok büyük müşkülât içinde bir imparatorluk vücuda getirdi. Ve bunu, bu imparatorluğu altı yüz seneden beri tam bir heybet ve azametle devam ettirdi. Buna muvaffak olan bir millet, elbette yüksek siyasî ve idarî niteliklere sahiptir. Böyle bir vaziyet yalnız kılıç kuvvetiyle vücuda gelemezdi. Cihanın malûmudur ki, Osmanlı Devleti pek geniş olan ülkesinde bir hududundan diğer hududuna ordusunu fevkalâde süratle ve tamamen donatılmış olarak naklederdi. Ve bu orduyu aylarca ve belki de senelerce iyi besler ve idare ederdi. Böyle bir hareket yalnız ordu teşkilâtının değil, bütün idarî şubelerin fevkalâde mükemmeliyetini ve kendilerinin kabiliyetli olduğunu gösterir. 1919 (Nutuk III, s. 1182-1183)
Türk milleti, bin yıldan fazla bir zamandır bu topraklarda yaşama hakkına sahiptir. Bu eskiye ait kalıntılarla tespit edilmiştir. Osmanlı Devleti’ne gelince, bu devlet yedi asırdır yaşamaktadır ve muhteşem mazisi ve tarihiyle övünebilir. Biz, kudreti ve haşmeti bütün dünyada, Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarında tanınan bir milletiz. Cengâverlerimiz ve ticaret gemilerimiz okyanusları aşmışlar ve bayrağımızı Hindistan’a kadar götürmüşlerdir. Kabiliyetlerimiz, bir zamanlar sahip olduğumuz ve bütün dünyaca bilinen hâkimiyetimizle ispat edilmiştir. Fakat son yüzyıl boyunca Avrupa kuvvetlerinin hükûmet merkezimizdeki entrikaları ve bu entrikaların neticesinde bağımsızlığımıza müdahaleleri, iktisadî hayatımızı engelledikleri kayıtlar, yüzyıllarca bir arada kardeşçe yaşadığımız Müslüman olmayan unsurlarla aramızda ektikleri ihtilâf tohumları ve bu durumlara ilâveten hükûmetlerimizin zayıflığı ve bunun neticesi olan kötü idare, çağdaş seviyede gelişme ve refah yolunda ilerlememize engel teşkil etti. Bugün içinde bulunduğumuz acı durum, hiçbir zaman bizim esastan ehliyetsizliğimizi veya çağdaş medeniyete uyamadığımızı ifade etmez. Bu, tamamen yukarıda sayılan birbirine zıt sebepler yüzünden hasıl olmuştur. 1919 (Atatürk’ün T.T.B.IV, s. 83-84)
“Türk milleti, bin yıldan fazla bir zamandır bu topraklarda yaşama hakkına sahiptir. Bu eskiye ait kalıntılarla tespit edilmiştir. Osmanlı Devleti’ne gelince, bu devlet yedi asırdır yaşamaktadır ve muhteşem mazisi ve tarihiyle övünebilir. Biz, kudreti ve haşmeti bütün dünyada, Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarında tanınan bir milletiz. Cengâverlerimiz ve ticaret gemilerimiz okyanusları aşmışlar ve bayrağımızı Hindistan’a kadar götürmüşlerdir. Kabiliyetlerimiz, bir zamanlar sahip olduğumuz ve bütün dünyaca bilinen hâkimiyetimizle ispat edilmiştir. “ Mustafa Kemal Atatürk. 1919 Atatürk’ün T.T.B.IV, s. 83-84
1922
“Efendiler, bu dünyada en az yüz milyondan fazla nüfustan oluşan bir Türk milleti vardır ve bu milletin yeryüzündeki genişliği oranında bir derinliği vardır. En açık ve en katı ve en maddi delili tarihe dayanarak beyan edebiliriz ki, Türkler on beş yüzyıl önce Asya’nın göbeğinde muazzam devletler kurmuş ve insanlığın her türlü yeteneklerine beşiklik etmiş bir unsurdur. Elçilerini Çin’e gönderen ve Bizans’ın elçilerini kabul eden bu Türk devleti ecdadımız olan Türk milletinin oluşturduğu bir devlettir.” 1 Kasım 1922. TBMM. ATATÜRK’ÜN Söylev ve Demeçleri, Cilt: I, s.261-262; S.MEYDAN, AKL-I KEMAL, s.318.
Türkler, on beş asır evvel Asya’nın göbeğinde muazzam devletler teşkil etmiş ve insanlığın her türlü kabiliyetlerine belirti olmuş birer unsurdur. Sefirlerini Çin’e gönderen ve Bizans’ın sefirlerini kabul eden bir Türk devleti, ecdadımız olan Türk milletinin teşkil eylediği bir devlet idi. 1922 (Atatürk’ün S.D. I, . 262)
1923
“… Haksızlık ve küstahlığın bundan fazlası olamaz. Ermenilerin bu feyizli ülkede hiçbir hakkı yoktur. Memleketiniz sizlerindir, Türklerindir. Bu memleket tarihte Türktü, halde Türktür ve sonsuza kadar Türk olarak yaşayacaktır. Gerçi bu güzel memleket kadim yüzyıllardan beri çok kere istilalara uğramıştı. Aslında ve en başında Türk ve Turani olan bu ülkeleri İraniler zapt etmişlerdir. Sonra (ülke) bu İranileri yenen İskender’in eline düşmüştü. Onun ölümüyle mülkü taksim edildiği vakit Adana Kıtası da Silifkelilerde kalmıştı. Bir aralık buraya Mısırlılar yerleşmiş, sonra Romalılar istila etmiş, sonra Şarki (Doğu) Roma, yani Bizanslıların eline geçmiş, daha sonra Araplar Bizanslıları kovmuşlar. En nihayet Asya’nın göbeğinden tamamen Türk soyundan ırktaşları buraya gelerek memleketi asıl ve eski hayatına yeniden kavuşturdular. Memleket nihayet asıl sahiplerinin elinde kaldı. Ermenilerin vesairenin burada hiçbir hakkı yoktur. Bu bereketli yerler koyu ve öz Türk memleketidir.” 16 Mart 1923. Adana. ATATÜRK’ÜN Söylev ve Demeçleri, Cilt: II, s.130; S.MEYDAN, AKL-I KEMAL, s.316-317.
1924
“En hakiki mürşit ilimdir, fendir. Milletimiz derin ve köklü bir geçmişe sahiptir. Milletimizin yarattığı uygarlıkları düşünürsek, bu düşünce bizi altı yüz yıllık Osmanlı Türklüğünden Selçuk Türklerine, ondan önce de bu devirler gibi değerli büyük Türk devirlerine götürür.” 1924 Eylül’ünde Samsun’da öğretmenlerle yaptığı toplantı.
1930
“Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir. Bugünkü Türk milleti siyasi ve toplumsal camiası içinde kendilerine Kürtlük fikri, Çerkezlik fikri ve hatta Lazlık fikri veya Boşnaklık fikri propaganda edilmek istenmiş vatandaş ve millettaşlarımız vardır. Fakat geçmişin baskı dönemleri ürünü olan bu yanlış adlandırmalar, birkaç düşman aleti mürteci beyinsizden başka hiçbir millet ferdi üzerinde elemden başka bir etki bırakmamıştır. Çünkü bu millet fertleri de genel Türk camiası gibi aynı ortak geçmişe, tarihe, ahlaka, hukuka dayanmaktadır. Bugün Anadolu’da yaşayan ve kendilerine Kürtlük, Çerkezlik, Lazlık ve Boşnaklık fikri propaganda edilmiş olan ‘millet fertleri’ bu vatandaş ve millettaşlarımız da aslında genel Türk camiası gibi aynı ortak geçmişe, tarihe sahiptirler.
Türk Tarih Tezi’nin ortaya koyduğu bu görüşler, böylece Türkiye Cumhuriyeti’ni kuranların aynı millet olduğunu da ispatlamış bulunmaktadır. Türk milletini, Kürt, Çerkez, hatta Laz veya Boşnak olarak adlandırmak geçmişin baskı dönemlerinin ürünü yanlış adlandırmalardır. Aslında bunların hepsi ‘genel Türk topluluğu gibi’ aynı geçmişe, tarihe, ahlaka ve hukuka sahiptirler. Türk Tarih Tezi bu gerçeği ortaya koymuştur. Türklerin Anayurdu Orta Asya’dır ve en az 7000 yıldan beri Türkler buralardan yayılarak Anadolu’ya gelip yerleşmişlerdir. Bugün yapılan yeni kazılar, ilmi veriler Anadolu’ya yerleşen medeniyetlerin özellikle Etilerin (Hititlerin) MÖ 4000 yılına kadar uzanan bir kültür ve medeniyete sahip olduklarını göstermektedir.” 1930. “Vatandaş İçin Medeni Bilgiler Kitabı. Prof. Afet İNAN, Medeni Bilgiler ve Atatürk’ün El Yazıları, Ankara, 1969, s.376-378; Sinan MEYDAN, AKL-I KEMAL, s.314-315.
Ona kısım 3. sınıf öğrencisi Cahit Günsel de şunları aktarmaktadır:
“Dersimiz tarih idi ve öğretmenimiz Abdullah Bey bize ders veriyordu, Gazi sınıfımıza girerek verilen tarih dersini dinledikten sonra bize dönerek:
-Dünyada denizcilikle uğraşan en eski ulus hangisi idi? diye bir soru sordu.
Birçoğumuz:
-Fenikeliler, diye yanıtladık.
Gazi öğretmenimize dönerek:
-Bana bir Ona Asya haritası ile bir de çomak getirin. dedi.
Ona Asya haritası getirildi ve yazı tahtası üzerine asıldı ve Gazi bize döndü ve elindeki çubuğu Orta Asya’nın büyük bir gölünü işaretleyerek sordu:
-Bu gölün adı nedir?
-Baykal Gölü diye bağırdık.
-Bu gölün suyu tatlı mı yoksa tuzlu mu? söyleyin bakalım.
-Tuzlu göldür, diye yanıtladık.
-O halde tuzlu su olduğuna göre bu göl neyin kalıntısıdır?
-Denizin.
-Bu gölün yerinde eskiden büyük bir deniz olduğuna ve bu denizin etrafında Türkler yaşamış olduğuna göre dünyada en eski denizci ulus Türk ulusudur çocuklar. Bunu böyle bilin. ATATÜRK Edirne Muallim Mektebi’ni Ziyaret (24 Aralık 1930)
“Türk ırkının kültür yurdu Orta Asya’dır. İlkçağlardan beri yüksek bir ziraat hayatına sahip olan, madeni kullanan bu topluluk sonradan Orta Asya’dan doğuya, güneye, batıya, Hazar Denizi’nin kuzey ve güneyine yayıldı. Bu yayılma neticesinde Türk dili ve kültürü de yayıldı. Gittiği yerlerde yabancı dillere ve kültürlere tesir ettiği gibi onlardan etkiler de aldı.” 1930. Prof. Afet İnan, “Atatürk’ün Tarih Tezi”, Belleten III, 10, (1939), s.245-246.
“Türklerin anayurdu Orta Asya’dır” Ağustos 1930. Yalova’da Afet İnan’ın sorduğu tarihle ilgili bir soruya verdiği yanıt. Ergün SARI, Atatürk’le Konuşmalar, İstanbul, 1981, s.184.
Atatürk, 1930 yılının Ağustos ayında Yalova’da Afetinan’ın sorduğu tarih hakkındaki bir soruya verdiği yanıtta Türklerin uygarlığa katkılarını tüm açıklığıyla ortaya koymuş ve sözlerini: “Türklerin anayurdu Orta Asya yaylasıdır.” cümlesiyle bitirmiştir. Afetinan, Ağustos 1930. “Atatürk’ün Tarih Tezi”, Belletenin, 10, (1939), s.197
1931
“… Türklük hakkındaki görüş doğrudan doğruya Türk aydınlarının kendi kendini bilmemesinden ve başka uluslarda şu veya bu nedenlerle üstünlük varsayarak kendini onlardan aşağı görüp nefsine güvenini yitirmesindendir. Artık bu yanlış görüşe son vermek, Türklüğümüzü bütün asalet ve necabeti ile tanıtmak gerekmektedir, dedim ve ondan beri inandığım bu gerçeğe bütün Türklerin inanmasını, bununla övünüp kendine güvenmesini ülkü bildim.” 14 Eylül 1931 Dolmabahçe Sarayı
Memleketimizin hemen her tarafında emsalsiz defineler halinde yatmakta olan eski medeniyet eserlerinin, ilerde tarafımızdan meydana çıkarılarak ilmî bir surette muhafaza ve tasnifleri ve geçen devirlerin sürekli ihmali yüzünden pek harap bir hale gelmiş olan âbidelerin muhafazaları için müze müdürlüklerinde ve kazı işlerinde kullanılmak üzere arkeoloji uzmanlarına kesin lüzum vardır. Bunun için Maarifçe dışarıya tahsile gönderilecek talebeden bir kısmının bu şubeye ayrılması uygun olacağı fikrindeyim. 1931 (Mehmet Önder, Atatürk ve Müzeler, Halkevleri Dergisi I, Özel Sayı, 29 X. 1966, s. 13)
Büyük devletler kuran ecdadımız, büyük ve geniş medeniyetlere de sahip olmuştur. Bunu aramak, incelemek, Türklüğe ve cihana bildirmek bizler için bir borçtur. Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır. Mustafa Kemal Atatürk – 1931
1932
Tarih yürüdü. Bundan sonra Türk İmparatorluğu, batı medeniyetine karşı kendisini Türk silâhlarıyla değil, daha ziyade batı devletlerini birbirine düşürmek suretiyle müdafaa etti ki bu devletlerin siyaseti de İstanbul’a ve Boğazlara talip olmak isteğiyle birleşiyordu. Avrupalılar bize “Avrupa’nın hasta adamı” adını verdiler ve her tarafta birçok miras davacıları türedi. En sonra batı devletlerinin arasında Büyük Harp çıktı. Biz de, Küçük Asya’da ticarî menfaatler arayan merkezî Avrupa devletlerinin yakın doğu ihtiraslarıyla bu harbe sürüklendik. 1932 (General Sherrill, Atatürk Nezdinde Bir Yıl Elçilik, Çev: Ahmet Ekrem, 1935, s. 88-89)
Zincirin iki ucu ise halkalarının dövüldüğü Altay’ın demir ocaklarındadır. Şu halde bu medeniyetler o ocaktan gelen feyz ateşini birbirine nakletmiş ve her biri diğeri üzerinde etkili olmuş bir bütün halinde incelenmelidir. Bu saydığım eski medeniyetlerdir ki bugünkü medeniyetin güneşleri olmuşlardır. Biz bu güneşi tutuşturan adamların çocuklarıyız. (Alkışlar) ”Mustafa Kemal ATATÜRK. Ege Medeniyetinin Kökenine Genel Bir Bakış. 1 Temmuz 1932. ABE. Cilt 25. Kaynak Yayınları.https://www.booksonturkey.com/ataturkun-turk-tarih-tezi-ve-sumer-yazi-medeniyeti/
Batı medeniyeti, Asya kıtasındaki insan denizinin bu birbirini kovalayan dalgaları önüne bir büyük set kurdu ve bu set en sonra Bizans İmparatorluğu şeklinde meydana çıktı. Bu imparatorlukla atalarımız dövüşmeye başladılar. Zafer tam pençemize girerken bu sefer batıdan gelen başka bir dalga -Haçlılar- Anadolu’ya saldırarak kat’i zaferimizi, yani büyük harp mükâfatı ve geniş imparatorluk sembolü olan İstanbul’u almamızı tam iki yüz sene -1453 senesinde kadar- geri bıraktı. ATATÜRK. 1932 (General Sherrill, Atatürk Nezdinde Bir Yıl Elçilik, Çev: Ahmet Ekrem, 1935, s. 88-89)
1933
Asla şüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuş büyük medenî vasfı ve büyük
medenî kabiliyeti, bundan sonraki gelişimiyle geleceğin yüksek medeniyet ufkunda
yeni bir güneş gibi doğacaktır.
Türk milleti!
Ebediyete akıp giden her on senede bu büyük millet bayramını daha büyük
şereflerle, saadetlerle huzur ve refah içinde kutlamanı gönülden dilerim.
Ne mutlu Türküm diyene!
1933 (Hakimiyeti Milliye gazetesi, 30. 10. 1933; Atatürk’ün S.D.II, s. 272)
1934
Bizim Türk milletimiz, eski ve şerefli bir millettir. Zaten Orta Asya’nın Altay yaylasında yetiştiği için kartalın meziyetlerini daha gençliğinde kazanmıştır; tâ uzakları görür, hızlı bir uçuşu vardır ve bu ruhu barındıracak kadar kuvvetli bir beden sahibidir. Zaten maddî olsun, dimağı olsun hiçbir sıkıcı hudut içinde durmaz yaradılışta olduğundan yüksek anayurdunun, dünyadan uzak vaziyetine karşı isyan etmiştir. İşte o zaman bu ilk Türkler, başlarını alarak dünyanın hem doğusuna hem batısına yayıldılar. Yılmaz atalarımızın bütün bu ilk akınlarıyla bugünün Türk milleti olan bizler pek ziyade alâkadarız.
Ancak, en büyük alâkamız onların Çin büyük duvarını paralayarak o vakte kadar korunabilmiş Çin medeniyetinin tâ yüreğine sokulmalarına yahut kuzey-batıya doğru dönerek geniş İskandinavya sahasına girmelerine ait olmadığı gibi, tarihin Attilâ dediği büyük bir Türk kumandasında Orta Avrupa’ya akın etmesine veya kardeş milletlerin bu gibi istilâ hareketlerine de bağlanamaz. Biz, tabiî olarak ve başlıca o grupla alâkadarız ki tam batı istikametinde yakın doğuya doğru gelerek, bugün Sümer medeniyeti, Hitit medeniyeti denilen medeniyetlerle Anadolu’nun başlıca tarihten önceki medeniyetlerini kurmuşlardır.
Batı medeniyeti, Asya kıtasındaki insan denizinin bu birbirini kovalayan dalgaları önüne bir büyük set kurdu ve bu set en sonra Bizans İmparatorluğu şeklinde meydana çıktı. Bu imparatorlukla atalarımız dövüşmeye başladılar. Zafer tam pençemize girerken bu sefer batıdan gelen başka bir dalga – Haçlılar- Anadolu’ya saldırarak kat’i zaferimizi, yani büyük harp mükâfatı ve geniş imparatorluk sembolü olan İstanbul’u almamızı tam iki yüz sene -1453 senesinde kadar- geri bıraktı.
Biz Türkler, her çağda doğunun kılıcının keskin ağzı idik. Lâkin gitgide birçok levanten unsurlar biz galiplere karıştıklarından, Osmanlı İmparatorluğu denilen o milletler karması ortaya çıktı. Bu Osmanlı İmparatorluğu, memleketteki Türk unsurunu Avrupa içlerine karayel (kuzey-batı) istikametinde iki büyük met dalgası halinde kullanmakla istifade etti. Kanunî Süleyman zamanında, aradaki bütün Balkanlarla ötelerini zapt ederek Viyana kapılarına dayandı. Türklerin bu istikamette ikinci dalgalanışı Dördüncü Mehmet zamanındadır ki, o da aynı derece cengâverane ve zaferlidir.
Osmanlı İmparatorluğu, biz kahraman Türkler nedeniyle bir büyük devlet oldu ve dinimiz olan İslâmiyet üzerine büyük bir ruhanî teşkilât yapıldı. İşte bu devlet ile ruhanî teşkilât çok kuvvetli bir müessese halinde İstanbul’da birleştiler. Orada kahraman Türk, saray entrikalarına ve ruhanî teşkilâtın nüfuzuna mağlûp oldu ki, bu iki müessese tahakküm merkezlerinden tâ uzakları ve Avrupa, Anadolu ve Kuzey Afrika’daki mıntıkaları idare ediyorlardı.
İşte birinci büyük tablomuz burada bitiyor. Bu tablo Türkler tarafından boyanmış ve süslenmiş iken bu cengâverler şimdi saray entrikalarından bunalarak arka zemine atılmışlardı.
Bundan sonra Türk ırkı, kadınlarını, erkeklerin yapmaya mecbur olduğu askerlik vazifesi dahil, bütün hizmetlere ortak ederse, Etilerde, İskitlerde, Amazonlarda olduğu gibi, kendi ırkından başkalarının hiçbir yardımına muhtaç olmaksızın büyük milli ülkülerine başlı başına ve bağımsız olarak yürümek kabiliyetini kazanabilir. Mustafa Kemal Atatürk – 1934. (Perihan Naci Eldeniz T.T.K. Belleten, Cilt : XX, Sayı : 80, 1956, s.741)
1936
Tabiatta, bilirsiniz ki, hiçbir şey yok olmaz. Ne bir ses, ne bir söz, ne bir hareket.. Olduğu çağ ne kadar eski veya yeni olursa olsun, bütün bu oluşlar, oldukları anda gibi tabiat içindedir. Bu dalgalanmada, zaman ve mesafe mefhumu yoktur. Bugün dünyanın herhangi bir köşesinde söylenen sözü veya akis yapan hareketleri, yine dünyanın herhangi bir köşesinde aynı anda işitmek, dinlemek, zapt etmek mümkün olduğunu görüyoruz. Yarın, bizi saran tabian unsurları içinde, binlerce ve binlerce sene evvel söylenmiş sözleri, olduğu gibi toplayıp tespit etmek imkânına elbette varılacaktır. Tabiatın, bugün için esrar dolu sinesine gireceği muhakkak görülen insan zekâsı, beklenilen hakikatleri ortaya koyacaktır. Yine bu insan zekâsıdır ki, beklediğimiz neticeyi elde etmemiş olmakla beraber, bugünkü araştırıcı zekâları tatmin edecek ve tarihi aydınlatacak yeni metotlar ve ilimler bulmuştur.
İşte arkeoloji ve antropoloji, o ilimlerin başında gelir. Tarih, bu son ilimlerin bulduğu belgelere dayandıkça temelli olur. Tarihi bu belgelere dayanan milletlerdir ki, kendi aslını bulur ve tanır. İşte bizim tarihimiz, Türk tarihi, bu ilim belgelerine dayanır. Yeter ki bugünün aydın gençliği, bu belgeleri vasıtasız tanısın ve tanıtsın. 1936 (Afetinan, Atatürk Hakkında H.B., s. 232 -233)
1937
“Atatürk tarafından yazdırılmış bir nottan: Yazı: Bunda insan zekâsının inkâr kabul etmez gerçeğini görmemek mümkün değildir. Yazı, bu Türk kelimesi şu anlamı işaret eder: Her şey, özellikle bir şey! O da, insan zekâsının, düşüncesinin, kafasındaki geniş parlaklığın, o zekâ parlaklığının bütün buluş ve görüşlerinin, yapışlarının ifadesine yarayan bir şeydir. Şimdi dünya âlimleri yazıdan bahsettikleri zaman bununla Gerek, Lâtin, Finike ve benzerleri harflerini ve bunlarla yazılmış olan çok eski eserleri kastederler. Bu kasıt şüphesiz doğrudur; ancak, sayılan türlü isimlerden evvel, isimli veya isimsiz yazılar yok mudur?
Sümer’in, Hati’nin, Mısır’ın, onlardan daha çok eski olduğu bugün bilinen ve görülen Uygur’un, Maya’nın yazıları, tarihsel diye kaleleştirilen tarih çerçevesi dışında bırakabilir mi? Bu yazılarla Orhon yazıları, dar kafalı tarihçilerin yaratmaya çalıştıkları yüksek kale bedenlerini onların kafalarına yıkmak için birer kale ve ayakta duran pek canlı kuvvet ve kudret ifade eden birer yazı abideleri değil midir?” 1937 (Cevat Abbas Gürer, Yeni Sabah, 9.2.1941)
******************************************************************
1938
VASİYET
“Türk tezi olgunlaştı, onun üzerinde yürümek, durmadan çalışmak gerekir. Bazı inançsızlıklar olabilir. Bunlar yol kesenlere benzer, onlara aldırmayınız” 1938 sonları.
*******************************************************************
AKTARILAN SÖZLERİ
Atatürk: “Dünyada Türk’e yurtluk etmemiş bir anakara yoktur.” diyerek Türk yurdunun sınırlarını çizerken, bugünkü Türklerin, eski yurtlarında hak iddia etmek gibi bir düşüncelerinin olmadığını da: “ Bugünkü Türk ulusu varlığı için bugünkü yurdundan memnundur.” şeklinde ifade etmiştir. Atatürk’ün bu sözleri, Türk Tarih Tezi’nin “yayılmacı” ve “ırkçı” amaçlar taşımadığını göstermesi bakımından çok önemlidir. Atatürk ve Türklerin Saklı Tarihi. Yazarı: Sinan Meydan ss.194
“… Türk ulusu Asya’nın batısında ve Avrupa’nın doğusunda olmak üzere kara ve deniz sınırlarıyla ayrılmış dünyaca tanınmış büyük bir yurtta yaşar. Onun adına ‘Türk eli’ derler. Türk yurdu çok daha büyüktü. Yakın ve uzak çağlar düşünülürse Türk’e yurtluk et m em iş bir anakara (kıta) yoktur. Bütün yeryüzünde Asya, Avrupa, Afrika, Türk atalarına yurt olmuştur. Bu gerçekleri yeni tarih belgeleri göstermektedir. Fakat bugünkü Türk ulusu varlığı için bugünkü yurdundan memnundur: Çünkü Türk derin ve ünlü geçmişinin, büyük ve güçlü atalarının kutsal katkılarını bu yurtta da koruyabileceğine, o katkıları şimdiye değin olduğundan çok daha fazla zenginleştirebileceğine inanmaktadır… ”A. Afetinan, Medeni Bilgiler ve Atatürk’ün El Yazıları, Ankara 1969, s.14 (sadeleştirilmiş metin)
“Bu memleket (Anadolu) dünyanın beklemediği, asla ümit etmediği, bir müstesna mevcudiyetin yüksek tecellisine yüksek sahne oldu. Bu sahne en az yedi bin yıllık Türk beşiğidir…” ATATÜRK. Cemal KUTAY, Atatürk Olmasaydı, İstanbul, 1993, s.102-103.
“Türk milleti! Sen Anadolu denilen yurda sonradan gelme değil, ilk yerleşip medeniyet kuranların çocuklarısın.” Prof. Dr. Utkan KOCATÜRK, Atatürk ve Türk Devrim Kronolojisi (1918-1938), Ankara, 1973, s.168.
Asya Türk Hun İmparatorluğu’nun kuruluş tarihi Çin’de imparatorluk kuruluş tarihi ile başlar. Çin’in, M.E 13. asra ait vesikaları bunu böyle kaydeder. Ancak, bu büyük Türk İmparatorluğu’nun bizce malûm olabilen imparatoru Teoman’dır.
Teoman, M.E. 13. asır başında yaşamış büyük bir kahramandır. Çinliler, bu kahramanın Çin’de imparatorluk kurmuş olan büyük Türk kumandanlarının neslinden geldiğini iddia ederler. Teoman’ın oğlu Türk İmparatoru Mete de meşhurdur. O, doğuda Kadırgan dağlarından batıda Hazer denizine kadar, kuzeyde Sibirya’dan güneyde Himalaya eteklerine kadar geniş hudutlar içinde büyük Türk İmparatorluğu’nu teşkil etmiş yüksek bir Türk Hakanı’dır. Mete, Çin İmparatoru ordularını büyük meydan muharebelerinde mağlup etmiş, Çin İmparatoru’nu sığındığı kalede kuşatmış, ancak karısının şefaati ile fakat kendisine vergi vererek, tâbiiyetini de kabul eyleyerek serbest bırakmış bir Türk İmparatorudur. Bence Mete çok büyüktür. Bütün Türk tarihinde Oğuz efsanesinin atf ve isnat olunabileceği adam odur. Fakat düşünülürse Teoman, elbetteki ondan da büyüktür.
Çünkü her şeyi hazırlayan odur. İskender, “Büyük” lâkabı ile anılırdı. Fakat hakikatte ondan büyük olan Filip’tir. Çünkü İskender’in muvaffakiyeti için lâzım olan siyasî ve askerî vasıtaları hazırlayan odur. Eyüpoğullarından Selâhattin, Haçlılardan Kudüs’ü kurtarmış olmakla tanınmış büyük bir Türk’tür. Fakat ondan daha büyük olan bizzat Selâhattin’i ve onun muvaffak ordularını ve vasıtalarını hazırladıktan sonra ölen büyük Türk Nurettin’dir. Beşer tarihinde silinmez satırlarla mevcudiyetini yazdırmış olan odur. (Kâzım Özalp, Özalp, Atatürk’ü Anlatıyor, Milliyet gazetesi, 22. 11. 1969)
“Türk tarihinin inkâr edilmiş unutturulmuş simasını ve mahiyetini bütün gerçekleriyle meydana çıkarmak, Türk tarihini bin bir milletin tarihini bilen, yaşayan sokak politikacısının oyuncağı olmaktan kurtarmak…” TBMM. Prof. Dr. Halil İNALCIK, Atatürk ve Demokratik Türkiye, İstanbul, 2007, Kırmızı Yayınları, s.140.
“Türkiye (…) mevcut tarih kitaplarının değil, tarihin gerçek gereklerini izleyecektir. Gerçekten mevcut tarihlerin kaydettiği olaylar, ulusların gerçek düşünceleri, hareketleri değildir”. Ahmet KÖKLÜGİLLER, Atatürk’ün İlkeleri ve Düşünceleri, İstanbul, 2005, 8.Baskı, s.159.
“Bizim Türk milletimiz eski ve şerefli bir millettir. Zaten Orta Asya’nın Altay yaylasında yetiştiği için kartalın meziyetlerini daha baştan kazanmıştır. Çok uzakları görür, hızlı uçar ve ruhunu barındıracak kadar güçlü bir beni vardır. İster maddi bakımdan, ister düşünce bakımından olsun sıkıcı sıkıntılar içinde kalamaz. Nitekim Altay Yaylası’ndaki anayurdun dört bir yana uzaklığına da isyan etmiştir. İşte bu isyan sonucu Türkler doğuya ve batıya yayılmaya başlamışlardır.” Charles N. SCHERRİLL, Bir ABD Büyükelçisinin Hatıraları, Mustafa Kemal II, İstanbul, 1999, s.73.
“Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk milleti denir. Bugünkü Türk milleti, siyasi ve içtimai camiası içinde kendilerine Kürtlük fikri, Çerkezlik fikri ve hatta Lazlık fikri veya Boşnaklık fikri, propoganda edilmek istenmiş vatandaş ve milletdaşlarımız vardır. Fakat mazinin istibdat devirleri mahsûlü olan bu yanlış tevsimler (aldandırmalar) birkaç düşman aleti, mürteci beyinsizden mada hiçbir millet ferdi üzerinde teellüm den (elem ) başka bir tesir hasıl etmemiştir. Çünkü bu millet efradı da umum Türk camiası gibi aynı müşterek mazi, tarihe, ahlaka, hukuka dayanmaktadır. Bugün Anadolu’da yaşayan ve kendilerine Kürtlük, Çerkezlik, Lazlık ve Boşnaklık fikri propaganda edilmiş olan ‘millet efradı’ bu vatandaş ve milletdaşlarımız da aslında umum Türk camiası gibi aynı ortak maziye tarihe sahiptirler.
Türk Tarih Tezi’nin ortaya koyduğu bu görüşler, böylece Türkiye Cumhuriyeti’ni kuranların aynı millet olduğunu da ispatlamış bulunmaktadır. Türk milletini Kürt, Çerkez, hatta Laz veya Boşnak olarak adlandırmak geçmişin istibdat devirlerinin mahsûlü, yanlış adlandırmalardır. Aslında bunları hepsi, umum Türk topluluğu gibi aynı geçmişe, tarihe, ahlaka ve hukuka sahiptirler. Türk Tarih Tezi bu gerçeği ortaya koymuştur. Türklerin Anayurdu Orta Asya’dır. Ve en az 7000 yıldan beri Türkler buralardan yayılarak Anadolu’ya gelip yerleşmişlerdir. Bugün yapılan yeni kazılar, ilmi veriler Anadolu’ya yerleşen medeniyetlerin, hususiyle Etilerin MÖ. 4000 yılına kadar uzanan bir kültür ve medeniyete sahip olduklarını göstermektedir. ” Mustafa Kemal ATATÜRK. Afetinan, Medeni Bilgiler ve Atatürk’ün El Yazıları, Ankara 1969, s.376-378
‘Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir. ’
“ Yeni dünya ufuklarına açacağınız yeni tarih görüşünde dikkatli olunuz. Şöyle böyle bir yapıt ortaya çıkararak sonradan üzülmektense, hiç yapıt vermemek yetersizliğini açıklamak ilk yapılacak şeydir”
“Herhangi bir tarihi elinize aldığınız zaman onun gerçeğe uygun olup olmadığına güven duymak için dayandığı kaynak ve belgeleri araştırın. Bizim şimdiye kadar doğru milli tarihe sahip olmayışımızın sebebi tarihimizin hakiki okuyucularının belgelerine dayanmaktan ziyade ya birtakım meddahların veya birtakım kendini beğenmişlerin hakikat ve mantıktan uzak sözlerinden başka kaynak bulmamak bedbahtlığıdır.” Utkan Kocatürk, “Atatürk’te Gençlik Kavramı ve Atatürkçü Gençliğin Nitelikleri”, Atatürk Araştırma Dergisi, C.ll, Sayı: 4, Ankara 1985,s.l63.
Atatürk’ün, Behçet Kemal Çağlar’ın “Çoban” piyesinin temsilinden sonra Halkevi’nin Şark salonunda kabul ettiği oyunculara hitaben söyledikleri, onun Eski Anadolu tarihine ve Hititlere bakışını göstermesi bakımından önemlidir:
“Dikkat ederseniz, her millet tarihinde kendi toprağının tarihine önemli bir yer ayırır. Şu Hacı Bayram avlusundaki Eti kabartmalarının önünde onları seyreden insanlara bakınız. Sanki o kabartmaları canlanmış zannedersiniz. Ogüst zamanında yapılan nüfus sayım cetvellerine göre Anadolu nüfusu şimdikinden kalabalık. Bunlar ne oldu? Tehcir mi etti? Dilimizdeki en mahrem kelimeler Eti dilindekilerin aynıdır. Halkapınar’lı Ömer’in Yunanlılarla münasebeti, Mevlana’nın Farslılarla münasebeti kadardır. Her ikisi de zamanlarının kültür dillerini kullanmışlar, fakat kendi milli hislerini ifade etmişlerdir. Ege uygarlığı, bizim uygarlığımızdır. Hayır efendiler, bu vatan bize 4000 aslandan yadigar kalmamışlar. Asırlar boyunca milyonların emeğiyle kurulmuştur. Edebiyatımız, tiyatromuz, hissimiz hep bu ilkeden hareket etmelidir ” Münir Hayri Egeli’den Nakleden Niyazi Ahmet Banoğlu, “Nükte, Fıkra ve Çizgilerle Atatürk” İkinci Kitap, Yeni Türk Tarih Dünyası özel Sayısı, İstanbul 1941, s.35
“Ecdadımız büyük imparatorluklar kurmuş, uygarlıklar yaratmış. Bizim görevimiz bunları aramak, incelemek, kendi milletimize ve dünyaya tanıtmaktı.” ATATÜRK. Nihat Dinçer, “Atatürk’ün Milli Eğitimle İlgili Görüşleri’’, İstanbul Üniversitesi iktisat Fakültesi 1981 Yılı Sosyoloji Konferansları, Atatürk özel Sayısı, İstanbul 1981, s. 10.
Büyük devletler kuran ecdadımız, büyük ve kapsamlı medeniyetlere de sahip olmuştur. Bunu aramak, tetkik etmek, Türklüğe ve cihana bildirmek bizler için bir borçtur. ATATÜRK (Afetinan, Atatürk Hakkında H. B. , s.297)
ŞİİRLERİNDEN
Nehirlerdir Türkün şaşmaz yol mühendisleri
Her nehir Türk’ü bilir her nehri
Tuna’nın da kıyısından gitti eski Türk
Geçti eski Türk Tuna’yı da yararak
Kaç defa, hangi defa?
Sormayınız nafile.
Bilmez tarih bile.
ATATÜRK, Tuna Şiiri
Asya’nın ortasında Oğuz oğulları
Avrupa’nın Alplerinde Oğuz torunları
Doğudan çıkan biz, batıda yine biz
Nerede olsa, ne olsa kendimizi biliriz.
Hep insanlar kendilerini bilseler,
Bilinir o zaman ki hep biziz.
Türk sadece bir milletin adı değil,
Türk bütün adamların birliğidir.
Ey birbirine diş bileyen yığınlar,
Ey yığın yığın insan gafletleri
Yırtılmış gözlerdeki gafletten perde,
Dünya o zaman görecek hakikat nerede?
ATATÜRK, Oğuz Oğulları Şiiri