Home Blog Page 12

Gök – Yer – Kutsal Su

Türklerin en karakteristik özellikleri üç kıtanın coğrafyalarında, zeminlerinde binlerce yıl boyunca mayalayıp geliştirdikleri özgün kültürleridir. Ve bu kültür Gök, Yer-Kutsal Su ve Kişi unsurlarından oluşmuştur ki en veciz ifadelerin Moğolistan, Altay bölgesi ve  Yenisey, Orhun, Selenge nehirler bölgesindeki 102 adet Türk Yazıtları’nda görebilmekteyiz.

Türk kültürünün ana unsuru su’dur, Türkler teolojilerinde bu gerçeği yakalamışlardır. Çünkü geliştirdikleri kültür, dinleme ve konuşma bazlıdır. Okuma ve yazma eylemlerine ise daha sonra geçmişlerdir. Dinleyip konuşarak geliştirdikleri matematiksel ve felsefi dilleri ile gökteki alemleri ve yerdeki izlerini okuyup anlamışlar, bilgelik teolojilerini geliştirmişlerdir.

Önemli olan konuşarak sesler ile iletişime geçmektir ve Türkçe dünya dilleri arasında iletişim gücü en yüksek olan dördüncü dildir. Bunun sebebi bozkır ve su coğrafyasında at üzerinde birbirleriyle uzak mesafe iletişimlerini sağlarken, temelde fiillere dayalı etkin ve hızlı bir iletişim ihtiyacıdır. Biz su öğesini Türklerin bütün klasik eserlerinde destanlarında, yazıtlarında, yazma eserlerinde ve ardından yazılı kitaplarında izlemekteyiz. Su kültürünün ilk gözümüze çarptığı klasik eser Oğuz Kağan destanıdır, ardından Tonyukuk yazıtında, Divan Lügati’t Türk ve Kutadgu Bilig’te suyun izlerini apaçık görmekteyiz.

Gök, Yer- Kutsal Su, Kişi teolojisi Türklerin zihinlerinin ana sütunlarıdır. Gökler, suyun kaynağıdır ve yağmurlar ile yeri, gökler sulamaktadır ve su iduktur; yani kutsaldır. Yer ise sulardan müteşekkildir, dünya yüzeyinin %80’i sudur. Ve ardından nihai olarak da, gök ve yer arasında yaratılmış olan kişi ise sudan müteşekkildir.

Lütfen aşağıdaki başlığı tıklayın.

OCR uygulanmış Arama yapılabilir PDF dosyasıdır.

Yer-Gök-Su (Eski Türk Yazıtları Sözlüğü)

Tonyukuk Yazıtı

KülTigin Yazıtı 

KülTigin Yazıtı 

Bilge Kağan Yazıtı 

Yer. Gök. Su: Şiir Üçlemesi (Seslendirilmiş)

Şiir: Levent AĞAOĞLU Seslendirme: Murat KOCACIK
Zamanın ruhuna vurgu yapan yazılar çoğunluktadır ve fakat yerin ruhuna aynı derecede bir vurgu maalesef söz konusu değildir. Halbuki zaman gelip geçicidir,  geçmiş pek de…
*******************************
Gözler, Gökler Yinçü Ögüz aşıldı Şantung balıka Talay ögüzke tegdi Aşılanlar, ulaşılanlar İlkler yaşandı Yaşananlar Taşa yazıldı Yaşadı Yazdı Çağları dağları aştı Bugüne taştı Gözler yaşardı Gökler boşandı Bozkırlar yeşerdi Ekinler göverdi Sevdalar yaşandı Batı Doğu Kuzey Güney Yönler şaştı Taşın döndü başı Yazılınca…
*******************************

YER’in RUHU

[ Orhun Yazıtları, 735]

yér sub idisiz kalmazun tiyip

[yer su sahipsiz kalmasın deyip]

[ Orhun Yazıtları, 735]

 

Yer adları

  • Kağanlık merkezleri.
  • Irmaklar.
  • Göller.
  • Dağlar, tepeler.
  • Kentler.
  • Ülkeler.
  • Çöller.
  • Kaleler.
  • Ovalar.
  • Geçitler.
  • Ormanlar.
  • Diğer yer adları.

COĞRAFYA

  • Kara kütleleri.
  • Su kütleleri.
  • Coğrafi yönler.
  • Yer-yön adları.

Gökova

Boosonturkey: Yer.

Booksonturkey: Gök

“yer iyesi” – Google’da Ara

Yer İyesi – Vikipedi

*******************************

SU

Türkler Sibirya’nın bataklıklarında ve nehirlerinde yani Baykal gölü, Yenisey Nehri’nin aşağı kısımları ve Orhun, Selenge ırmakları vadilerinde yaşantılarını su yolları üzerinden idame ettirmişlerdi. Burada yaşayan Kıpçaklar, aynı zamanda Kimek olarak adlandırılmışlardır ve kimek, gemi anlamındadır. Kişi tabiri ise su samuruna Türklerin verdiği kiş isminden esinlenilerek geliştirilmiştir. Demek ki, Türkler açısından bir devirdaim unsuru olan su, hayatın ana kaynağıdır.

Türkistan coğrafyasında denizlere kıyıdaşlık söz konusu değildir, sular ve göllerden oluşan bu coğrafyada denize ilk çıkış ise Hazar denizi (Gökçe Deniz) üzerinden olmuştur ki burası da bir iç denizdir, fakat Hazar civarında yer alan İdil (Volga) nehri ve Karadeniz’in kuzeyindeki Don, Dinyeper, Dinyester nehirleri üzerinden Türkler Kazan kentini de içine alan steplere, kuzeye doğru ulaşmışlardır ve İdil üzerinde sürekli gemilerle insan ve mal taşımacılığı yapmışlardır. Nihayetinde, Karadeniz ve ardından Akdeniz’e, Kızıldeniz’e ve Basra  Körfezi’ne de ulaşılmıştır.

Türkler, sadece su kaynakları ve denizlere sırtlarını dönmemişler fakat kendi tarihlerine, kendilerine sırt çevirmişlerdir. Türkistan diyarlarında yazılan klasik eserlerimiz bilinmemekte, terennüm edilmemektedir. Türklerin, sırtlarını döndükleri zeminlere, coğrafyalara artık yüzlerini dönerek, kavrayıp gezmeleri, dolaşmaları ve gördüklerini yazmaları çok önem kazanmaktadır.

Maalesef yüzeysellik ve özellikle de sosyal medya iletişimi döneminde kopyacılık üzerinden bilinenleri  tekrarlamanın, kişinin bilgi ve kültürüne ekleyebileceği bir özellik söz konusu değildir.

Konuşma Üzerine Yazılar

Afrika ve Konuşma Yetisi

Bir filozof için felsefe yapmanın zihinsel koşulları ve bu koşulları doğuran tarihsel gelişimi araştırmadan felsefenin kökenleri ile ilgilenmek mümkün değildir. Sahip olduğumuz bilgi birikimi,…

Tanrısal Güç: Ses, Söz ve Frekans

SES Musiki, Allah’ın sesinin âlemdeki her varlıktan kâinata yansıyan tecellisidir. Musiki; beyin ve gönül iş birliğinin estetik, armonik, melodik ve ahenkli olan söz ve…

Düşünme, Konuşma, Söz ve Yazma Üzerine, Gazali

İnsanın en büyük gücü düşünce gücü olup bu konuyu enine boyuna inceleyen filozof Gazali’nin “düşünme, söz ve konuşma” başlıklı kitabından önemli gördüğümüz pasajları seçerek…

Konuşmalar, Konferanslar

**************************************** SES KAYITLARI /SES DOSYALARI ASAM SORU YORUMLARIM     EĞİTİM                       İHSAN FAZLIOĞLU    KENDİMLE KONUŞMALAR Afrika ve Asya Bizans ve Roma Cumhuriyet Dil Türkçe ve Düşünce Ekonomi İhracat Kuzey Güney Diyaloğu Rusya Türkiye Kavramı Türkler …

Konuşmalar, Konferanslar

ASAM – Soru Yorumlarım  Kızılay Sk. 2 3:40 ASAM Türk Ordusu ve İngilizce Avrasya Bir Vakfı 3:38 ASAM Yalçın Koçak Anısına 19 Mayıs Gençlik…

Kendimle Konuşmalar

Kendimle Konuşmalar- Afrika ve Asya  Afrika ve Asya Kıtaları3. Audio 2022-08-05.ogg Afrika ve Asya Kıtaları. AUDIO-2022-05-08.m4a Afrika ve Asya Kıtaları2. AUDIO-2022-05-08.m4a Afrika kıtasına ihracat performansımız 2022-05-22.m4a Kendimle Konuşmalar- Dil…

Kendimle Konuşmalar /Spotify Talks

  https://www.booksonturkey.com/sozun-gucu/   https://www.booksonturkey.com/voice-of-wisdom/

Konuşmalar: Göçebelik kavramı. 12-05-2019

Sevgili dostum, Geçenlerde “Büyük Türkiye” üzerine düşüncelerimi ifade etmiştim. Bugün de “Göçebelik” kavramı üzerinde duracağım. Türkler başlangıçtan beri göçebelerdir. Günümüzde Türkler problemlerin kaynağı olarak göçebelik kavramını göstermektedir. Bu…

Konuşmalar: Büyük Türkiye

Sevgili dostum, “Büyük Türkiye” kavramı üzerine düşüncelerimi  sizlerle paylaşmak istiyorum. “Büyük Türkiye” kavramı ülkemizde ilk kez siyasetçilerden Süleyman Demirel tarafından kullanılmıştır. Kendisinin “Büyük Türkiye” başlığı adı altında…

Konuşmalar: Türkiye kavramı

Sevgili dostum, iyi günler, iyi pazarlar. Bugün 23 haziran 2019, İstanbul da sıcak bir Pazar günü. Bugün konuşacağımız konu, Türkiye kavramı. Tabii ki bunu Çin’le karşılaştırmalı olarak…

Bilgi: Düşünce: Dinleme, Konuşma, Yazma

Yazı sistematiği içerisinde önemli olan kavramlar süreç olarak bu bir süreç tabii ki öncelikle dinlemek işitmek düşünmek ardından konuşmak ve yazmak fiilleri eylemleri ile…

Türkçe ve Hind Kıtasında Orduca

  Hind Kıtası (Hindistan, Pakistan, Bengladeş)

Koyu renkli eyaletler: Urduca resmi veya Hintçe ile birlikte resmi olduğu alanlar.

 Açık renkli eyaletler:  Sadece Hintçe’nin resmi olduğu alanlar.

Türkçe temelde aksiyona dayalı fiillerin çoğunlukta olduğu bir ordu teşkilatının dilidir ve Hint kıtasında da Urduca (Orduca) olarak adlandırılmıştır. Bunun böyle olmasının sebebi savaş meydanlarında kullanılan dilin çok net ve hedefe ulaştıran, savunmayı kolaylaştıran cinsten bir iletişim dili olmasının gereğidir. Türklerde en eski meslek askerlik idi ve Asya’nın bozkırlarında tüm Türkler yaş ve cinsiyet ayırmaksızın asker idiler.

Türklerin dili en bariz bir şekilde aile ve akraba nitelemelerinde ve askerlik rütbelerinde netlikle gözükmektedir. Buralardaki nitelemeler Türklerin kök dilinin uzantılarıdır.

Sayılar Türk dilinin en temellerinde yer almaktadır ve askerlik mesleğinde on, yüz, bin sayıları rütbelendirmede temel sınıflardır.

Türklüğün en önemli vasfi dili ve kültürüdür ve söz konusu dil ve kültür Turan coğrafyasındaki başka uluslara da yayılmıştır.

Urduca veya Laškarī veya Laškarī dili, Hindustani dilinin Pakistan’da kullanılan standart biçimine verilen isim. Pakistan’ın iki resmî dilinden biridir. Hindistan’ın bazı bölgelerinde de resmî dilidir. Hintçe ve Urdu Hindustani adlı dilin iki ayrı standart biçimi olarak kabul edilmekle beraber Urduca özellikle Pakistan ve Hindistan’ın kuzeyinde Müslümanların daha yoğun olduğu yerlerde konuşulmakta ve Hintçeye kıyasla daha fazla Farsça aktarma sözcük içermektedir.

Urduca yahut Orduca, Hint Alt Kıtası’nın Türkler tarafından yönetildiği bir dönemde çatı bir dil olarak kullanılmıştır. Yönetici ve asker takımında bulunan Türkler ile yerel halkın kaynaşması sonucunda ortaya çıkmıştır.

Alphabetical listing of Places in World that start with Urdu

Alphabetical listing of Places in World that start with Ordu

Alphabetical listing of Places in World that start with Dil

Alphabetical listing of Places in World that start with Dil

Atatürk ve Kıbrıs, Prof. Ulvi Sezer

30/12/2024 Pazartesi

 

LEVENT AĞAOĞLU

  • Atatürk’ün Kıbrıs’la ilgili görüşleri nelerdir?
  • TMT teşkilatının Atatürk ile olan bağlantısı nedir?
  • Kıbrıs’ta Atatürk döneminde hangi kültürel faaliyetler gerçekleştirilmiştir?

Ulvi Hocam’ın doktora tezi 9 Eylül Üniversitesi’nde ve TMT Teşkilatı üzerine. Şimdi orada öğrenmek istediğim özellikle şu, Kıbrıs’la ilgili Atatürk’ün 30’lu yıllarda, yani Atatürk’le ilgili bir tek şey yazılır bilinen, işte “Kıbrıs’a dikkat ediniz” gibi.

Ama orada bir detaya gittiğimizde, İngiliz İdaresi’nden mevsimlik işçi istiyor. İşte, “Antalya’da mevsimlik tarım işçisine bizim ihtiyacımız var” diyerek talepte bulunuyor. Olumlu cevap geliyor. Gelen mevsimlik işçiler alınıyor, özel kuvvet eğitimine tabi tutuluyorlar.

Sorum şu;

  • Atatürk’ün Kıbrıs’la ilgisi hangi düzeylerde?
  • Hatay’ın dibine kadar Atatürk var. Fakat Kıbrıs’ta ne kadar var?
  • Bir de TMT’yi teşkilatlandıran Atatürk müdür?.
  • TMT ne şekilde bir inisiyatifdir?
  • Nasıl teşkilatlandırılmıştır?

Hocam çok teşekkür ederim.

PROF.DR.ULVİ SEZER

Ben teşekkür ederim. Yalnız bunu saatlerce konuşmamız gerekiyor. Bu çok farklı bir konu. TMT ile Atatürk’ü birbirinden ayrılmak lazım. Çünkü tarih anlamında da birbirinden farklı dönemler.

Ama şunu söyleyeyim, fiili olarak Kıbrıs’ın içine dahil bir Mustafa Kemal Atatürk’ü biz 1938‘e kadar görüyoruz. Doğrudan. Yani 1924‘ten Lozan Kıbrıs’ı bizden almış gibi görünse de, unutulabilir olmadığını gösteren çok somut örnekler var.

Çok basit örnek vereyim. Mesela Bedia Muhavvit gibi, Muhsin Ertuğrul gibi, Vasfi Rıza Zobu gibi Türk tiyatrosunun kurucuları pozisyonunda olan dünya çapında tiyatrocularımız, sanatçılarımız Kıbrıs’lı.  Bizzat Atatürk’ün emriyle, psikolojik harp yürütmek üzere Kıbrıs’ta görevdeler. Net. Yani 1948‘e kadar. Dönem içerisinde Darül Eytam’dır, Hilali Ahmer’dir, Kızılay’dır, Darülfünun’dur, Şehir Tiyatroları’dır. Bunlar hep piyeslerdir, temsillerdir Kızılay’a yardımlardır, hep böyle faaliyetleri var.

Örneğin Doktor Fuat Umay, Kızılay’ın önemli bir figürüdür, biliyorsunuz. 1938‘e kadar Kıbrıs’tan ayağını çekmez. Çok farklı zamanlarda gider gelir Kıbrıs’a. Dolayısıyla fiili anlamda Türkiye bir defa 10 Kasım 1938‘e kadar Atatürk dönemi anlamında son tarih olarak değerlendirilirse de, yani Atatürk daha ölmeden Hamidiye gemisini göndermesi, Hatay’ın limanı bulunan kıyı kasabaları da dahil, sonradan Deniz Harp Okulu’na eğitim gemisi olan Hamidiye gemisini Hatay’a göndermesi, sonra da oradan Kıbrıs’a geçmesi tesadüfi değildir.

Stratejik plandır, hem Fransa’ya mesajdır, hem İngiltere’ye mesajdır. Doğrudan. “Hatay önünde sonunda Türk vatanının içine girecektir” mesajı Fransızlara. “Kıbrıs’ı 1924‘te elimizden çıkmış gibi görüyorsunuz ama öyle değildir. Gözümüz kulağımız Kıbrıs’tadır” mesajı da İngilizlere mesela doğrudan Mustafa Kemal Atatürk tarafından Hamidiye gemisinin Kıbrıs’a ziyareti.

Tabii sonraya da yansıdı. Bir çok kişi bu konuyu bilmez.  Yani sonraya da yansıdı. 1948‘de Türk Hava Kuvvetleri’nin savaş uçaklarının Kıbrıs’ı ziyareti. 1949‘da Savarona yatının Kıbrıs’ı ziyareti. Veya işte bu psikolojik harp faaliyetinin 1950‘ye kadar geçen dönemde devam etmesi gibi. 1950-1958 arası biraz kritik ve sarsıntılıdır. Ama ciddi bir anlamda baktığımızda o dönemin içerisinde Mustafa Kemal Atatürk’ün Kıbrıs’a yönelik icraatleri çok farklı şekillerde devam ediyor.

Kültür insanları, sanatçılar, tiyatrocular, gazeteciler, Söz ve Doğruyol gazeteleri doğrudan Mustafa Kemal’in destekleridir. Latin harflerine geçtiğimiz süreçte matbaacıların kullandığı o harflerden ilk Basın Yayın Genel Müdürlüğü vasıtasıyla İstanbul’a, Ankara’ya, İrade-i Milliye’den önce, Hakimiyet-i Milliyê’den önce, Ulus’tan, Cumhuriyet’ten önce “bunlar Kıbrıs’ta kullanılmalıdır” diye adaya gönderen olur.

Üniversite hocalarını 30’lu yıllarda Kıbrıs’a gönderttiren Mustafa Kemal’dir. Çok farklı sebeplerle, çok ayrıntılı ilişkilerle göndertiyor, psikolojik harp anlamında.

1938‘e kadar Mustafa Kemal’in eli hep Kıbrıs’ın içerisindedir, fiili anlamda, inanılmaz faaliyetler yürütüyor.

TMT tabii çok daha farklı bir pozisyon, 50’li yıllarda ortaya çıkar. Dolayısıyla, Mustafa Kemal Atatürk ile TMT’nin kurulması tesis edilmesi anlamında bir araya getirmek çok mümkün değil.

1938‘den sonra değişim var mı sevgili hocam? İnönü döneminde bir değişim var mı? Aynı hızla devam ediyor mu?

50li yıllara kadar, yani Demokrat Parti dönemine kadar geçen süreçin aynı hızda devam ettiği söylenebilir. Sanatçılar var, gazeteciler var, kültür insanları var, diplomatlar var, eski büyükelçiler var farklı isimler, mahlaslar var, Kıbrıs’a gelenler var, vesaire. 50’ye kadar bu devam eder. 1950 sonrasında Silahlı Kuvvetlerin gönderdiği personel de var. Orada bir takım çalışmaları yapsın diye. Ama 1950-57 arası genel anlamda biraz daha durağan bir dönemdir. Hatta 1955‘ten itibaren sıfırlanmıştır. Ama 1957‘nin sonunda o ana kadar güvercin politikası izleyen Adnan Menderes bir şahine dönüşür.

Atatürk’ün Kıbrıs ile ilgili görüşleri, dönemin siyasi ve kültürel bağlamında önemli bir yer tutmaktadır. 1938 yılına kadar Atatürk’ün Kıbrıs’a dair çeşitli stratejik ve kültürel yaklaşımları olduğu belirtilmektedir. Kıbrıs’ın Türkiye ile olan ilişkileri, Atatürk döneminde sürekli gündemde kalmış ve bu konuda çeşitli girişimlerde bulunulmuştur. Fiili olarak TMT bir organizasyon olarak ortaya çıktığında orada Fatin Rüştü Zorlu‘nun izini görmek mümkün.

Atatürk, Kıbrıs’ın Türk kimliği ve kültürü açısından önemine vurgu yapmış, bu bağlamda Kıbrıs’ta Türk sanatçıların ve kültürel figürlerin desteklenmesi gerektiğini savunmuştur. Örneğin, Türk tiyatrosunun kurucularından bazı sanatçılar, Kıbrıs’ta etkinlikler düzenleyerek Türk kültürünü tanıtma çabası içinde olmuşlardır. Ayrıca, Kıbrıs’ın stratejik konumu nedeniyle, Atatürk’ün bu bölgeye yönelik askeri ve siyasi planları da olmuştur.

Sonuç olarak, Atatürk’ün Kıbrıs ile ilgili görüşleri, hem kültürel hem de stratejik açıdan Türkiye’nin bu adaya olan ilgisini ve bağlılığını göstermektedir.

Türk Denizcilik tarihinde Hamit Naci Özdeş Paneli ve Lütfi Müfit Özdeş…

Denizler dalgalıdır doğası gereği, cesur yürekler için ise fikri sörf zamanlarıdır.
Hürriyet sadece strateji ile inşa edilir. Hamit Naci Özdeş toplantısından çıkarttığım

“ Tonyukuk: Strateji ve Jeopolitik” kavramsal yapısıdır.

⁠Fahri Korutürk’ün gelini

⁠Soldan sağa: Cem Gürdeniz. Müfit Özdeş. Fahri Korutürk’ün oğlu

Atatürk ile birlikte 1906’da Şam’da Vatan ve Hürriyet Cemiyetini kuran Kırşehirli Lütfi Müfit Özdeş’in torunu Müfit Özdeş

 

2o Aralık 2024, Koç Müzesi, Hasköy, Haliç

 

 

 

Lübnan Anılarım

Sevgili dostlarım iyi akşamlar bugün 19 Eylül 2021 Pazar akşam saatlerindeyiz.

2003 yılında ben iş seyahati için Beyrut’a Lübnan’a gitmiştim daha sonra Saida ve Sur kasabalarına da inmiş, tabakhaneleri deri fabrikalarını gezmek için gitmiştim.

Lübnanlı hristiyan acentemiz bana yanında çalışan satış müdürünü tercüman olarak vermişti, Arap tabakhaneciler için tercümanlık yapar Levent bey demişti. Fakat ben bu seyahatim esnasında hiç tercümana ihtiyaç duymadım. Bir bilmece gibi gelebilir size ama bu bir gerçektir, çünkü ziyaret ettiğimiz tabakhanecilerin tamamına yakın kısmı Ermeni idi ve onlar benimle Orta Anadolu şivesiyle Türkçe konuştular, hatta ben de tercümana espri yaptım. “Senin benimle olmana gerek yok, ben kendi işimi görüyorum” dedim.

Hatırladığım bir Ermeni genç bir derici arkadaştı o zaman arkasında Hazreti Ali’nin portresi vardı çerçeve içerisinde. Anlaşılan İran’ın Şii kuşağı daha 2003 yılında Lübnan Ermenilerini de kapsama alanına almıştı.

Benim için çok özel bir anıdır. Sahada olan sahada dolaşan sürprizlerle karşılaşacaktır.

 

Afrika ve Konuşma Yetisi

Bir filozof için felsefe yapmanın zihinsel koşulları ve bu koşulları doğuran tarihsel gelişimi araştırmadan felsefenin kökenleri ile ilgilenmek mümkün değildir. Sahip olduğumuz bilgi birikimi, söz konusu zihinsel koşulların Afrika’da başladığını gösteriyor. Dolayısıyla felsefenin başlangıcına ilişkin olarak Afrika kıtasının felsefeye yaptığı en erken ve en önemli katkının ne olduğu düşüncesiyle birleşir.

Bundan 50.000 ila 100.000 yıl önce Afrika’dan Asya, Avrupa ve Avustralya’ya göç eden insanlar beraberlerinde felsefi açıdan önemli neler taşıdılar? Bu soruya verilecek en kuşku götürmez cevap konuşma yetisidir.

Konuşma yetkinliğine sahip olmak, insanın bundan 2500 yıl önceki Eksen Çağ’dan bu yana gelişmiş bir felsefeyi sadece anlayacak değil, aynı zamanda bunları ortaya çıkaracak bilişsel beceriye de sahip olması anlamına gelir. Aşağıda sıralı olan koşullar insanın dil hakimiyeti üzerinde olduğu gibi, felsefe yapma yetkinliği için de aynı derecede önemlidir.

1. insanlar özgür şekilde konuşabilirler. Verdikleri tepkiye neden olan dürtülerden bağımsız olarak, istediklerini söyleyebilirler. 2. her şey, şimdiki zamanlarında yer almayan, hatta hiç var olmamış şeyler hakkında bile evrensel bir şekilde konuşabilirler. 3. bakış açılarını dolayısıyla perspektiflerini değiştirebilir ve her şeyi başka şekilde söyleyebilirler. 4. kendileri hakkında düşünümle konuşabilirler. 5. kip kullanımı sayesinde ifadelerini genelleştirebilir, göreceleştirebiliyor, gerekli, genel geçer, mümkün, muhtemel, kuşkulu ya da yanlış vs hale getirebilirler. 6. söylemlerini mantık düzleminde kurup, ifadeleri için akılcı sebepler öne sürebilirler.

Dil etkinliği sosyal etkinliği şart koşar. Dilsel bir ifadeyi anlamamız, konuşmacının bu ifadeyle belli bir niyeti olduğunu ve sözlerinin onun için bir anlamı ifade ettiğini kabulümüz ile mümkündür ancak. Çevremizde bulunan kişilerin, kendi eylem ve davranışlarını belirleyen zihinsel tasavvur ve niyetlere sahip oldukları bilgisi temel bir felsefi bilgidir ve Afrika’dan tüm dünyaya yayılan erken dönem insanlar bu yetkiyi beraberlerinde taşımıştır. Kaynak: Felsefe Atlası. Elmar Holenstein. ss.66

İki kıtanın Avrupa sömürgeciliği öncesine dair en önemli farkı, Amerika’nın insanlığın en son, Afrika’nınsa ilk olarak yerleştiği kıta olması. Kolomb öncesi Amerika’nın etnik ve dil zenginliği yaklaşık 10.000 civarındayken, Afrika’da bunun on katıydı. Bunlar, “Afrika felsefesinin sözlü geleneğini” ortaya çıkarmaya çalışırken dikkat edilmesi gereken tarihsel ve coğrafi çerçeve koşullardır.

Afrika’daki çeşitli bölge ve dil gruplarını birbirine bağlayan, diğer kıtalarda yaşayan insanlarda da karşımıza çıkan bir şeydir: insanların gerek özgül dil becerileri, gerekse felsefi yetkinlikleri için temel koşul olan bilişsel yetiler. Afrika’nın felsefeye yaptığı en kalıcı katkı, alışılmadık dünya ve değer anlayışında değil, daha ziyade insanlığın erken tarihinde bu bilişsel yetilerinin geliştirilmesinde ve diğer kıtalara yayılmasında aranmalıdır. Kaynak: Felsefe Atlası. Elmar Holenstein. sayfa 80

“Anatomik açıdan modern insan”ın ( Homo sapiens sapiens) dünyaya yayılması günümüzden yaklaşık 100.000 – 10.000 yıl önce. “Anatomik açıdan modern insan”ın muhtemel ilk yaşam alanları Afrika’nın güneyi ve ortasında yer almaktadır Kaynak: Felsefe Atlası. Elmar Holenstein.  sayfa 43

Portekiz

Portekiz İmparatorluğu

Büyük resim işte bu harita..

Portekiz imparatorluğu haritasına bakıldığında Atlantik Okyanusu, Hint Okyanusu ve Pasifik Okyanusu’nda ayrıca Akdeniz’in Cebelitarık girişinde Kızıldeniz‘de ve Basra Körfezinde dominyonlarının ayak izlerinin olduğu görülmektedir.

Portekiz imparatorluğunda, evet, Afrika’nın okyanus kıyıları. Ve tüm okyanusların kıyılarında konuşlanmışlar. Neticede Okyanus kültürü çıkmış ortaya. Değil mi?

İnanılmaz..

Portekiz’i değil ama dominyonu Makau’yu ve Tokyo’daki fuarda İspanyol ve Portekiz seramiklerini 1998’de görünce içim ışıldamıştı. Sonra yenilerde ulusal marşlarının 15.yüzyıldaki bir şairin anısına yazılan yegane marş olduğunu ve hicran duygudaşlığımızı öğrenince Levendane ruhdaşlığımı farkettim.

Ayrıca futbol  oyununda en başarılı teknik direktörler hep Portekizli.

Okyanuslara (Portekiz Brezilya) iki cepheden pencere olunca ruhlar deva buluyor, canlanıyor demek.

Şimdi hatırladım. Brezilya 2007 seyahat anılarım benim için müthiş şaşırtıcı olmuştu. Brezilya’daki insanların yüzlerindeki sürekli mutluluk ifadesi ve tebessüm. Hayata hep olumlu açıdan bakıyorlardı. Tabii burası demek ki Portekiz kültürü. Bir de şunu keşfetmiştim Brezilya’daki yerlilerle Avrupalıların melezleşmesini Rumeli’mize benzetmiştim. Türkler, Yörükler ve bilumum Balkan halklarının ortaya çıkardığı mükemmel insan prototipi.

Sonradan Avrupalıların hasetlikleri neticesinde kayboldu gitti tabii ki.

A Portuguesa – Wikipedia
Spanish Empire – Google’da Ara
Traveller’s Talk: Macau www.booksonturkey.com

Brezilyalılar bambaşka bir kimlikleri var.
Dans, müzik, güzellikle harmanlanmış çok insancıl kişilikler
Portekiz’de bu Afrika’ya yakın adalarda doğanlarda var
Ana toprak insanı daha ağır.
Ama güzel bir harman.
Sofralarına da davranışlarına da yansımış.
Bizim bence kökte kaybettiğimiz en hazin yan burası.

 

From Nile to Yamuna: The Geography of Poets: Indian Continent. Iran. Egypt

The region between the Nile and the Amu Darya (Source: Atlas of Philosophy, Elmar Holenstein)

In the first volume of Levendname poems published in 2022, poems were expressed on a ground covering the continents of Europe, Asia and Africa, including more than four hundred place names based on the geographies of Turkey & Turkestan . In fact, the poems we designed as the second volume, which have my footprints, whose air I breathe, from the heart’s eye of the Turk, from the pen of the word, covering the Indian continent, Iran and Egypt, were written in 2019 but were not published. The region in question, which covers the continents of Asia and Africa, which we can call Afrasia , is a triangle-shaped image of the basic pillars of the transitional continental integrity that covers the oldest civilizations.

I visited each of these three countries in 2017, 2018, and 2019. In this way, I bring together the places that left their mark on me with the human landscapes and diversity I saw in these mystical geographies through poems.

In addition, from Turfan to Peç, from Kazan to Mecca , in the four directions of the compass, Turkish poetry left its mark with thousands of poems by more than two hundred poets for 1000 years. Therefore, as Turks, let us put into verse once again the geographies of the civilizations in question, where our traces and stamps are left.

I hope that it will be a start for us to poetize our geographies across the continents. In Mehmet Akif ‘s Safahat Poems book, we come across traces of different geographies and people in these geographies. However, in the period following Safahat, although the poems of poets from different geographies outside our country were brought into our language, these geographies were not poetized by Turkish poets.

The origin of words is sound and frequency. The ancestors left continents behind them and covered distances by talking. They thought that their grandchildren would write.

I also write my articles digitally on my website; it’s practical and easy.

  • Levendname Poems: 2. Indian Travelogue
  • Levendname Poems: 3. Travelogue to Iran
  • Levendname Poems: 4. Travelogue of Egypt

Levendname; the code of the Great Mediterranean, which is the synthesis of the Great Asia where the ancestors galloped and the Mediterranean basin where they sailed to the seas. India, Iran and Egypt are the entrance gates and the heavenly levels. When the fascicles were completed; Sky. Earth. Person. Poetry Fasciles were actually written in 2019, but my mind was timed, so it reminded me on the first day of 2025 (9), “publish”. The symphony and oratorio of the blessed person in the width of time levels and grounds. It now begins to wait for its musicians towards the end of 2025; 9.

All three countries and civilizations continue to live together with deep traces in the minds of the Turks.

Nile-Amu Darya (Ceyhun)

 

Nile-Amu Darya (Ceyhun) region (green colored area) 

Harran. Alexandria. Cairo. Damascus. Jerusalem. Baghdad. Babylon. Uruk. Basra. Isfahan. Shiraz. Nishapur. Bukhara. Kazan. Altai Mountains. Karabalgasun. Karakorum. Kucha. Turfan

Source:  Atlas of Philosophy

In his book, Elmar Holstein, a historian of philosophy and author of the book Atlas of Philosophy, mentions the concept of the Nile-Yamuna Central Civilization Region . The main pillars of humanity’s civilizations rose in the region between the Nile in Egypt and the Yamuna River in the north-west of India.

Yamuna River (New Delhi, Agra cities)   

    I n d i a   C o n t i n e n t

India is a border and neighbor of Turkestan in the north, in a geography where Turkish states were established in large numbers and in the countries of the Indian continent , the Urdu language spoken means Ordu language and is a predominantly Turkish language. On the other hand, Indian culture has taken place in our inscriptions with words and concepts since the inscription period and our teacher Osman Fikret Sertkaya examined these words one by one within the scope of an article.

Buddhism is a religion of the Indian continent that has had a great influence on the Turks . Especially the Ghaznavid, Timurid and Mughal empires are the state structures where Turkish culture has reached a synthesis with Indian culture . Urdu, Sanskrit and Turkish have all been instrumental in valuable works and poems because they have a poetic language structure.

While Turkey has a rectangular geography located on the horizontal plane, India has a triangular geography located on the vertical plane from north to south.

Of course, another issue that should not be overlooked here is related to the role played by the Indian continent rivers such as the Indus and the Ganges in the nourishment and development of this poetic culture. The settlements along the Indus River , starting from Lahore in the north and extending down to Karachi, and the collective culture that developed in New Delhi, Agra and the surrounding cities along the Yamuna River in the geography of India , continue to live today.

During the British colonial period, Indian poetry experienced a new era under the influence of Western literature. Rabindranath Tagore is one of the most important poets of this period. Tagore, who received the Nobel Prize in Literature, made significant contributions to world literature with his poems written in Bengali.

Rabindranath Tagore, Bengali polymath

Tagore with his son, two daughters and daughter-in-law Tagore and Gandhi, 1940 Bülent Ecevit, Turkish Prime Minister and Poet. Bülent ECEVİT (1925-2006)

The interaction between Indian and Turkish poetry has contributed to the formation of a rich literary heritage. This interaction has built an important bridge not only in terms of language and style but also in terms of thought and worldview. Both literatures have become richer and have acquired a universal character under the influence of the other.

I r a n 

The Iranian languages, Soghud and Persian , have a long history of interaction with the Turkish language, and this interaction became even stronger first in the cities and geographies of Turkestan , and then when the Oghuz Turks moved south down the Seyhun River and entered the Iranian geography.

Especially in the Ghaznavid, Seljuk and Ottoman periods , Persian was a poetic language that sultans and poets admired. Persian is also related to Indian languages ​​in origin. Turkish poets Mevlana, Fuzuli, Nizam-ı Ganjavi, Hacı Bektaş-ı Veli wrote poems in Persian. Shahnameh , the most important epic poem of the Iranians , was requested from Firdevsi by the Ghaznavid ruler Mahmud and the poet produced this work based on the struggles of Iran and Turan and these epic poems are chanted in the coffeehouses by the Iranian people.

The first Turkish inscription, the Buğut inscription, is written in Sogdian on one side and Sanskrit on the other . While the Turks used Arabic in science, they preferred Persian in art and religious terminology, and they advanced their cultural interactions with Iranian culture and language, especially in the Khorasan and Khwarezm regions . Since all corners of the Iranian geography were inhabited by Turks, symbiotic existence and interaction had penetrated deeply into both cultures.

Azeris, Turkmens, Qashgai Turks, Avshars, Qajars, Karapapaks, Kazakhs, Khalaj are the communities that keep Turkish culture alive in the Iranian geography. After Turkey, the country with the largest population of Turks is Iran.

In the Iran and Azerbaijan section of the map of Turkish poems written in 218 settlements outside Turkey , Azerbaijan is represented by 256 poets, Tabriz by 49 poets, Shamakhi by 30 poets, Shirvan (Khorasan) by 22 poets, Khorasan by 20 poets, Ganja by 18 poets, Nakhchivan by 17 poets, Baku by 16 poets, Karabakh by 15 poets, Shusha by 14 poets, Isfahan by 11 poets, Gazvin by 9 poets, Gazeh by 8 poets, Harezm by 8 poets, Hamadan by 8 poets, Hoy by 7 poets, Shamkir by 5 poets, Shiraz by 5 poets, Ardabil by 4 poets, Maragha by 3 poets, Ordubad by 3 poets, Serab by 3 poets, Hamedan by 2 poets, Revan by 2 poets, Halhal by 1 poet from Khorasan Bistam, Eher and Isferayin by 1 poet each.

During the transformation process, when the Turks had not settled down and had not yet acquired a state and cultural structure, the migrations that took place pushed the Turks and Iranians into an inseparable partnership.

After the Chinese, the Turks’ oldest neighbors were the Iranians.

If we consider that Iran was always ruled by a Turkish state from the Sassanids until the second quarter of the twentieth century and that more than half of the people living within the borders of today’s state were Turks, we understand that this relationship was not only very long, but also very deep.

Especially the Iranians and the Turks, who have been in the middle of the Turkish world for the last thousand years, have learned many things from each other during this long neighborly relationship. The interaction between the Iranian and Turkish civilizations is an interaction that can be rarely seen in the world.

As is known, the literature produced in Anatolia until the Tanzimat period, when we came under western influence, is called Divan literature. Firdevsi ‘s Shahnameh, written during the Ghaznavid period , also had a great influence on Turkish literature.

The concept of Divan literature includes literature founded on the aesthetic principles of Arabic and Persian literature, especially Persian literature in the broad sense. This literature, nourished by Islamic culture, took Iranian literature as an example during its foundation phase. This example continued to increase and decrease from time to time during the foundation period of the Ottoman Empire and later periods.

According to Ahmet Hamdi Tanpınar, the mythology of Divan poetry was directly taken from Shahnameh. From here, we see that the mythological background of Divan poetry is mainly Persian Mythology. The mythological source of Divan poetry is Iranian tradition. The mythological and historical figures here are mentioned frequently in Divan poetry. ( Source: History, Cultural and Eternal Interaction of Iranian and Turkish Civilizations Mehmet Mücahit ARVAS)

E g y p t

The most vital issue that the elites pondered over during the establishment of the Egyptian state in 1925 was whether the official language would be Turkish or Arabic.

The first modernization movements in the Ottoman Empire were also initiated in Egypt in the early 19th century. Tahtavi (1801-1873) compiled his observations in Paris, where he was in 1826-1831, in a book and discussed how the Western lifestyle should be transferred to Egypt.

Some of the Turkish Poets Influenced by Egypt

  • Namık Kemal: Known as the poet of the homeland, Namık Kemal lived in Egypt during his exile. The beauties of the Nile River and the struggle of the Egyptian people are reflected in his poems.
  • Mehmet Akif Ersoy: Islamic poet Mehmet Akif Ersoy also visited Egypt and wrote some poems under the influence of this country.
  • Yahya Kemal Beyatlı: One of the important representatives of classical poetry, Yahya Kemal Beyatlı wrote many poems influenced by the historical and cultural richness of Egypt.

One issue that we should particularly mention here is the level of poetry reached by the Sumerian civilization, which came from Turkestan and settled in Mesopotamia via India, and the fact that the first love poem was written in the Sumerian civilization.

In this way, we can establish the connection between Turkestan, India, Sumer and Egypt . Because the Sumerian civilization is the most important of the main sources of the Egyptian civilization. In addition, the main indigenous people of Egypt, whom we call the Copts in Egypt, already have great wealth within the Christian church.

Among the geographies of India, Egypt and Iran that we have evaluated in this article , Egypt is the country that is most integrated with the Mediterranean, and in this sense, it is the most important country when we consider the Mediterranean’s environment that encourages interactions.

With its location at the intersection of Africa and Asia, Egypt thus embodies the cultural and artistic heritage of both continents. This geography is the Eastern Mediterranean region, known as the crucible of history, with Turkey in the north, Cyprus in the middle and Egypt in the south. This is a magical layering. With Turkey on its ceiling, Cyprus in the middle and Egypt at its base, this location is a poetic geography; it is also the apple of the eye of the sixth continent, the Mediterranean.

Six of our 11 poets born in Egypt were born in Cairo. Source: Turkish Literature Names Dictionary

As is known, every literary text is a kind of mirror of the period and environment in which it was created. In this sense, sometimes real, sometimes imaginary, various countries, cities, mountains, rivers and similar geographical elements are mentioned in the texts of classical Turkish poetry. One of the countries frequently encountered in the Divans is Egypt.

From the Tulunid period (868-905) until 1952, except for the Fatimid period, Egypt was ruled by people of Turkish origin or those raised in Turkish state culture.

Egypt, the cradle of one of the first civilizations in history, is a geographical region that the Turks have had relations with since ancient times. It came under Ottoman rule during the time of Yavuz Sultan Selim (in 1517) and thus began to be governed from Istanbul. After this date, relations between Anatolia, Istanbul and Egypt gained a different dimension; many Ottoman intellectuals began to visit this country for administrative, religious, political and social reasons.

In this context, many Ottoman poets went to Egypt for the purpose of studying, becoming governors, judges, clerks, traveling or for other reasons; some even preferred to live there. Indeed, the Gülşenî and Mevlevi lodges established by the Turks in Egypt created long-term and very important religious and literary circles there.

Conclusion

The British Empire , which tore its arch-rival Ottoman Turkish Empire to pieces and disintegrated it, and took control of countries such as Iran, India and Egypt , where Turks lived, due to the strategic raw materials of the time, be it cotton or oil, began to share the same fate from the beginning of the 21st century onwards.

The region described as the Middle East was initially India, which was ruled by the British. Later, the region shifted to the oil geography to the west of India, and the Arab lands were also included in the term Middle East.

The term Greater Middle East, which was first used in literature in 1943 after the Second World War, was now used by its cousin, the United States, to refer to a wide region starting from Morocco and extending into Central Asia.

These geographies where civilization was born were plundered starting from the end of the 19th century, and in the 21st century, there is hope for a rebirth in the geographies of Turkey, Turkestan, India, Iran and Egypt that we have mentioned here.
Poets, who were creators of magnificent poems with a rich cultural background, would be the preparers of revolutions.

Nil’den Yamuna’ya Şairler Coğrafyası: Hind Kıtası. İran. Mısır

Nil-Amuderya arası bölge (Kaynak: Felsefe Atlası, Elmar Holenstein)

Levendname şiirlerin 2022 yılında yayınlanan ilk cildinde Türkiye&Türkistan coğrafyaları esas alınmak suretiyle dört yüzü aşkın yer adlarını içeren ve Avrupa, Asya, Afrika kıtalarını kapsayan bir zeminde şiirler dile getirilmişti. Aslında ikinci cilt olarak tasarladığımız ve ayak izlerimin olduğu, havasını soluduğum, Türk’ün gönül gözünden, kelamın kaleminden, Hind kıtası, İran ve Mısır’ı kapsayan şiirler ise 2019 yılında yazılmış fakat yayınlanmamıştı. Sözkonusu bölge, Asya ve Afrika kıtalarını kapsayan, ki biz buna Afrasya diyebiliriz, geçiş kıta bütünlüğünün en eski medeniyetleri kapsayan temel sütunlarının bir üçgen şeklindeki görüntüsüdür..

Bu üç ülkenin her birinde de 2017, 2018, 2019 yıllarında ziyaret etmiştim. Bu mistik coğrafyalarda gördüğüm insan manzaraları ve çeşitliliği ile bende iz bırakan yerleri bu şekilde şiirler ile bir araya getirmiş oluyorum.

Ayrıca, Turfan’dan Peç’e, Kazan‘dan Mekke’ye, pusulanın dört yönündeki coğrafyalarda, Türk şiiri, 1000 yıl boyunca iki yüzü aşkın şairler tarafından binlerce şiirler ile izlerini bırakmıştı. O halde Türkler olarak izlerimizin, damgalarımızın yer aldığı söz konusu medeniyetler coğrafyalarını da dilimizce yeniden dizelere dökelim.

Kıtalar boyunca coğrafyalarımızı şiirleştirmemizin bir başlangıç olmasını ümid ediyorum, Mehmet Akif’in Safahat Şiirleri kitabında değişik coğrafyalar ve bu coğrafyalardaki insanların izlerine rastlamaktayız, fakat Safahat’ın ardından gelen dönemde, ülkemiz dışındaki değişik coğrafyalarda yer alan şairlerin şiirleri dilimize kazandırılmasına karşın, söz konusu coğrafyalar Türk şairlerce şiirleştirilmemiştir.

Sözcüklerin aslı ses ve frekans. Konuşa konuşa kıtaları peşlerinde bırakmış, mesafeleri katetmişler atalar. Torunlar yazarlar diye düşünmüşler.

Ben de yazılarımı dijital ortamda web siteme konuşayazıyorum; pratik ve kolay.

  • Levendname Şiirler: 2. Hind Seyahatnamesi
  • Levendname Şiirler: 3. İran Seyahatnamesi
  • Levendname Şiirler: 4. Mı’Sırlar Seyahatnamesi

Levendname; ataların at koşturduğu Büyük Asya ile denizlerine yelken açtığı Akdeniz havzasının birlikte sentezi olan Büyük Akdeniz’in şifresi. Hind, İran ve Mısır ise giriş kapıları ve gök mertebeleri. Fasiküller tamamlandığında; Gök. Yer. Kişi. Şiir Fasikülleri aslında 2019 da yazıldı ama demek zihnim, zaman ayarlıydı ki, 2025 (9) in daha ilk gününde bana hatırlattı, “yayınla“ diye. Zaman mertebeleri ve zeminler genişliğinde kutlu kişi senfonisi, oratoryosu. Müzisyenlerini beklemeye başlar artık 2025 in; 9’un sonlarına doğru.

Her üç ülke ve medeniyet de Türklerin zihin dünyalarında derin izlerle birlikte yaşamaya devam etmektedir.

Nil-AmuDerya (Ceyhun)

 

Nil-Amuderya (Ceyhun) bölgesi (yeşil renkli alan) 

Harran.  İskenderiye. Kahire. Şam. Kudüs. Bağdad. Babil. Uruk. Basra. İsfahan. Şiraz. Nişapur. Buhara. Kazan. Altay Dağları. Karabalgasun. Karakorum. Kuça. Turfan

Kaynak: Felsefe Atlası

Felsefe Atlası kitabının yazarı felsefe tarihçisi Elmar Holstein‘ın kitabında Nil-Yamuna Merkez medeniyet bölgesi kavramından söz etmektedir. Mısır’daki Nil ve Hindistan‘ın kuzey batısındaki Yamuna nehirleri arasındaki bölgede insanlığın ana medeniyet sütunları yükselmiştir.

Yamuna Nehri (Yeni Delhi, Agra kentleri)   

    H i n d   K ı t a s ı

Hindistan, kuzeyindeki Türkistan’ın sınırdaşı ve komşusudur, Türk  devletlerinin çokça sayılarda kurulduğu bir coğrafyada ve Hind kıtası ülkelerinde konuşulan Urduca dili, Orduca anlamına gelmektedir ve Türkçe ağırlıklı bir dildir. Diğer yandan, Hind kültürü daha yazıtlar devrinden başlamak üzere kelime ve kavramlar ile yazıtlarımızda yer almış ve Osman Fikret Sertkaya hocamız bu kelimeleri, teker teker bir makale kapsamında incelemiştir.

Budizm, Türkler üzerinde geniş etkilere sahip bir Hind kıtası dinidir. Özellikle Gazneli, Timurlu ve Babür imparatorlukları Türk kültürünün Hind kültürü ile birlikte bir senteze ulaştığı devlet yapılarıdır. Urduca, Sanskritçe ve Türkçe hep birlikte şiirsel bir dil yapısına sahip oldukları için değerli eserlere, şiirlere vesile olmuşlardır.

Türkiye, yatay düzlemde yer alan dikdörtgen bir coğrafyaya sahip iken, Hindistan ise dikine düzlemde kuzeyden güneye yer alan üçgen şeklindeki bir coğrafyadır.

Tabii burada göz ardı edilmemesi gereken bir husus da İndus ve Ganj gibi Hind kıtası nehirlerinin bu şiirsel kültürün beslenmesinde, gelişmesinde ne denli bir rol aldıkları ile ilişkilidir. İndus nehri boyunca kuzeyde Lahor’dan başlamak üzere Karaçi’ye kadar inen yerleşmeler ve Hindistan coğrafyasında Yamuna nehri boyunca Yeni Delhi, Agra ve civarındaki kentlerde gelişen ortaklaşa kültür günümüzde de yaşamaya devam etmektedir.

Britanya sömürge döneminde Hint şiiri, Batı edebiyatının etkisi altında yeni bir dönem yaşar. Rabindranath Tagore, bu dönemin en önemli şairlerinden biridir. Nobel Edebiyat Ödülü’nü alan Tagore, Bengalce dilinde yazdığı şiirleriyle dünya edebiyatına önemli katkılar sağlamıştır.

Rabindranath Tagore, Bengali polymath

Tagore with his son, two daughters and daughter-in-law Tagore and Gandhi, 1940 Bülent Ecevit, Turkish Prime Minister and Poet. Bülent ECEVİT (1925-2006)

Hint ve Türk şiirleri arasındaki etkileşim, zengin bir edebiyat mirasının oluşmasına katkıda bulunmuştur. Bu etkileşim, sadece dil ve üslup düzeyinde değil, aynı zamanda düşünce ve dünya görüşü açısından da önemli bir köprü kurmuştur. Her iki edebiyat da, diğerinin etkisiyle daha da zenginleşmiş ve evrensel bir karakter kazanmıştır.

Urduca Şiirler

https://www.instagram.com/reel/DDt8O-HCPhB/?igsh=a21hdnVsZTAxN3hu
https://www.instagram.com/reel/DDJ-WXVC-qz/?igsh=MXJ2bXJvbGU0NTVr
https://www.instagram.com/urdupoetrypoint?igsh=Mmw5Zzhpa3dxM3Q2
https://www.instagram.com/reel/DEFYmeeiuJX/?igsh=OXVtZDI0c2JicHRx
https://www.instagram.com/reel/DDRKnLJC1yM/?igsh=MThxdmFocHdjM3RqaQ%3D%3D
https://www.instagram.com/reel/DCAC3CYMXNZ/?igsh=dDYwMnBuaGl3YzUy

İ r a n

https://www.instagram.com/reel/DCAC3CYMXNZ/?igsh=dDYwMnBuaGl3YzUy

İran dillerinden olan Soğutça ve Farsça ise Türk dili ile çok uzun bir etkileşim geçmişine sahip olup önce Türkistan şehirlerinde ve coğrafyalarında, ardından da Oğuzlar Seyhun Nehri’nden aşağıya, güneye doğru inerek İran coğrafyasına girdiklerinde, etkileşim daha da sıkılaşmıştı.

Özellikle Gazne, Selçuklu ve Osmanlı devirlerinde, devletlerinde Fars dili sultanların, şairlerin özendikleri bir şiir diliydi. Farsça ayrıca Hind dilleri ile de köken olarak ilişkilidir. Türk şairleri Mevlânâ, Fuzuli, Nizam-ı Gencevi, Hacı Bektaş-ı Veli, Farsça şiirler yazmışlardır. İranlıların en önemli destansı şiiri olan Şahname, Gazneli hükümdarı Mahmut tarafından Firdevsi‘den talep edilmiş ve şair İran ile Turan‘ın mücadelelerini esas alan bu eserini ortaya koymuştur ve bu destansı şiirler İran halkı tarafından kıraathanelerde terennüm edilmektedir.

İlk Türk yazıtı olan Buğut yazıtının bir yüzü Soğutça diğer yüzü ise Sanskritçe olarak düzenlenmiştir. Türkler bilimde Arapçayı kullanırlar iken, sanatta ve dini terminolojide Fars dilini tercih etmişler, İran kültürü ve dili ile olan kültürel etkileşimlerini özellikle Horasan ve Harezm bölgeleri topraklarında ileri seviyelere çıkarmışlardı. İran coğrafyasının tüm köşe bucakları dahil olmak üzere Türkler ile meskun olduğundan simbiotik varoluş ve etkileşim her iki kültürün derinlerine kadar nüfuz etmişti.

Azeriler, Türkmenler, Kaşkay Türkleri, Avşarlar, Kaçarlar, Karapapaklar, Kazaklar, Halaçlar, İran coğrafyasında Türk kültürünü yaşatan topluluklardır. Türkiye’nin ardından Türklerin en yoğun olarak yer aldığı ülke İran’dır.

Türkiye dışındaki 218 yerleşim yerinde yazılan Türkçe şiirler haritasının İran ve Azerbaycan bölümünde, Azerbaycan 256 şair, Tebriz 49 şair, Şamahı 30 şair, Şirvan (Horasan) 22 şair, Horasan 20 şair, Gence 18 şair, Nahcivan 17 şair, Bakü 16 şair, Karabağ 15 şair, Şuşa 14 şair, İsfahan 11 şair, Gazvin 9 şair, Gazeh 8 şair, Harezm 8 şair, Hemedan 8 şair, Hoy 7 şair, Şemkir 5 şair, Şiraz 5 şair, Erdebil 4 şair, Meraga 3 şair, Ordubad 3 şair, Serab 3 şair, Hamedan 2 şair, Revan 2 şair, Halhal, Horasan Bistam, Eher, İsferayin birer şair ile temsil edilmiştir.

Türklerin yerleşik düzene geçmediği, devlet ve kültür yapısına henüz kavuşmadığı dönüşüm sürecinde, yaşanan göçler Türkler ile İranlıları artık ayrılamaz bir ortaklığın içine itivermiştir.

Türklerin Çinlilerden sonra en eski komşuluğu İranlılarla olmuştur.

Sasanilerden yirminci yüzyılın ikinci çeyreğine kadar İran’ın daima bir Türk devleti tarafından yönetildiği ve bugünkü devletin sınırları içinde yaşayan halkın yarıdan çoğunun Türk olduğunu düşünürsek, bu ilişkinin sadece çok uzun değil, aynı zamanda çok derin bir ilişki olduğunu anlarız.

Hele son bin yılda Türklük dünyasının ortasında kalan İranlılar ile Türkler, bu uzun komşuluk ilişkisi sırasında birbirilerinden pek çok şey öğrenmişlerdir. İran ve Türk medeniyetlerinin etkileşimi dünya üzerinde nadir görülebilecek bir etkileşimdir.

Bilindiği üzere, Anadolu coğrafyasında, batı tesirine girdiğimiz Tanzimat dönemine kadar meydana getirilen edebiyata Divan edebiyatı adı verilmektedir. Türk edebiyatında, Gazneliler döneminde yazılan Firdevsî’nin Şehnâme isimli eserinin de etkisi büyüktür.

Divan edebiyatı kavramı, Arap ve Fars -özellikle Fars- edebiyatlarının geniş anlamıyla estetik kaideleri üzerine kurulmuş edebiyatı içine almaktadır. İslam kültüründen beslenen bu edebiyat, kuruluş aşamasında İran edebiyatını kendisine örnek kabul etmiştir. Bu örneklik Osmanlı’nın kuruluş devri ve daha sonraki dönemlerinde de zaman zaman artan ve azalan şekilde devam etmiştir.

Ahmet Hamdi Tanpınar’a göre Divan şiirinin mitolojisi doğrudan doğruya Şehnâme’den alınmıştır. Buradan da Divan şiirinin mitolojik arka planının ağırlıklı olarak Fars Mitolojisi olduğunu görürüz. Divan şiirinin mitolojik kaynağı İran esatiridir. Burada yer alan mitolojik ve tarihî kişilikler, Divan şiirinde çokça zikredilmiştir. (Kaynak: İran ve Türk Medeniyetlerinin Tarihi, Kültürel ve Ebedi Etkileşimi Mehmet Mücahit ARVAS)

M ı s ı r

Mısır devletinin 1925’lerdeki kuruluş aşamasında elitlerin üzerinde kafa yorduğu en hayati konu resmi dilin Türkçe mi yoksa Arapça mı olarak tespit edileceği hususu idi.

Osmanlı İmparatorluğu’ndaki ilk modernleşme hareketleri de 19. yüzyıl başlarında Mısır’da başlatılmıştı. Tahtavi (1801-1873), 1826-1831 yılları arasında bulunduğu Paris’deki gözlemlerini kitaplaştırıp, Batı’daki hayat tarzının Mısır’a nasıl aktarılması gerektiği konusunu işledi.

Mısır’dan Etkilenen Türk Şairlerinden Bazıları

  • Namık Kemal: Vatan şairi olarak bilinen Namık Kemal, sürgünde bulunduğu dönemde Mısır’da yaşamıştır. Nil Nehri’nin güzellikleri ve Mısır halkının mücadelesi, şiirlerine yansımıştır.
  • Mehmet Akif Ersoy: İslam şairi Mehmet Akif Ersoy da Mısır’ı ziyaret etmiş ve bu ülkenin etkisiyle bazı şiirler yazmıştır.
  • Yahya Kemal Beyatlı: Klasik şiirin önemli temsilcilerinden Yahya Kemal Beyatlı, Mısır’ın tarihi ve kültürel zenginliklerinden etkilenerek birçok şiir kaleme almıştır.

Burada özellikle de değinmemiz gereken bir husus ise Türkistan’dan inerek, Hindistan üzerinden Mezopotamya‘ya yerleşen Sümer medeniyetinin şiirde ulaştığı seviyeler ve ilk aşk şiirinin Sümer medeniyetinde yazılıyor olmasıdır.

Biz bu şekilde Türkistan, Hindistan, Sümer ve Mısır bağlantısını kurabilmekteyiz. Çünkü Sümer medeniyeti Mısır medeniyetinin de ana kaynaklarından en önemlisidir. Ayrıca Mısır’daki Kıpti olarak adlandırdığımız Mısır’ın ana yerli halkı da Hristiyan kilisesi bünyesinde halihazırda büyük zenginlikleri barındırmaktadırlar.

Bu yazıda değerlendirdiğimiz Hindistan, Mısır ve İran coğrafyaları içinde, Akdeniz ile en bütünleşik olan ülke Mısır’dır, bu anlamda Akdeniz’in etkileşimleri teşvik eden ortamını göz önüne aldığımızda en önemli bir ülkedir.

Afrika ve Asya’nın kesiştiği bir coğrafyada yer alan konumu ile Mısır bu şekilde her iki kıtanın da kültür-sanat birikimlerini bünyesinde barındırmaktadır. Bu coğrafya tarihin potası olarak adlandırılan doğu Akdeniz bölgesidir, kuzeyinde Türkiye ortasında Kıbrıs ve güneyinde Mısır yer almaktadır. Bu sihirli bir tabakalanmadır. Tavanında Türkiye, ortasında Kıbrıs ve tabanında Mısır’ın yer aldığı bu konum şiirsel bir coğrafyadır; altıncı kıta Akdeniz’in de gözbebeğidir.

Mısır’da doğan 11 şairimizin 6 sı Kahire doğumludur. Kaynak: Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü

Bilindiği üzere her edebî metin, meydana getirildiği dönemin ve çevrenin bir çeşit aynasıdır. Bu manada klasik Türk şiiri metinlerinde de bazen gerçek, bazen hayâlî muhtelif ülkeler, şehirler, dağlar, ırmaklar ve benzeri coğrafî unsurlar geçmektedir. Divanlarda sık sık karşılaşılan ülkelerden biri de Mısır’dır.

Mısır; Tolunoğulları döneminden (868-905) başlayarak 1952’ye kadar, Fatımîler devri hariç, ya Türk asıllı yahut Türk devlet kültürü içinde yetişmiş insanlar tarafından yönetilmiştir.

Tarihteki ilk medeniyetlerden birinin beşiği olan Mısır, Türkler’in çok eski devirlerden beri ilişki kurduğu bir coğrafi bölgedir. Osmanlı yönetimine ise, Yavuz Sultan Selim zamanında (1517’de) geçmiş ve böylece İstanbul’dan idare edilmeye başlanmıştır. Bu tarihten sonra Anadolu ve İstanbul ile Mısır arasındaki ilişkiler daha değişik bir boyut kazanmış; bu ülkeye idarî, dînî, siyasî ve sosyal sebeplerle birçok Osmanlı aydını gidip gelmeye başlamıştır.

Bu bağlamda pek çok Osmanlı şairi de tahsil yapma, valilik, kadılık, kâtiplik, seyahat veya başka sebeplerle Mısır’a gitmiş; hatta kimisi de orada yaşamayı tercih etmiştir. Nitekim Mısır’da Türkler tarafından kurulan Gülşenî ve Mevlevî tekkeleri, burada uzun süreli ve çok önemli birer dînî ve edebî muhit meydana getirmişlerdir.

Sonuç

Ezeli rakibi Osmanlı Türk İmparatorluğunu lime lime eden, parçalayan, içinde Türklerin yer aldığı İran, Hindistan, Mısır gibi ülkeleri de pamuk olsun, petrol olsun, zamanın stratejik hammaddeleri nedeniyle idaresi altına alan İngiliz imparatorluğu, 21. yüzyılın başlarından itibaren kendisi de aynı kaderi paylaşmaya başlamıştır.

Orta Doğu olarak tarif edilen bölge başlangıçta, İngilizler tarafından yönetilen Hindistan idi. Daha sonra bölge Hindistan’ın batısına doğru petrol coğrafyasına yer değiştirdi ve Arap toprakları da Orta Doğu tabirinin içerisine dahil edildi.

Literatürde ilk kez 1943 yılında ikinci Dünya Savaşı sonrasında  kullanılan Büyük Orta Doğu tabiri, bu sefer kuzen ABD tarafından Fas’tan başlayarak Orta Asya içlerine kadar giden geniş bir bölgeyi ifade etmek üzere kullanılacaktı artık.

Medeniyetin doğduğu bu coğrafyalar 19. yüzyıl sonlarından başlamak üzere talan edilmişti ve 21. yüzyılda burada dillendirdiğimiz Türkiye, Türkistan, Hindistan, İran ve, Mısır coğrafyalarında hep birlikte bir yeniden doğuş ümit edilmektedir.
Zengin bir medeniyet birikimine sahip olarak muhteşem şiirlerin yaratıcıları olan şairler devrimlerin hazırlayıcıları olacaklardı.