Home Blog Page 114

Gözdelerim: Levendname Seçkisi

25 Nehir Boyları
61 Bilge
68 Ata
113 Aida’da İnsan
135 Göçebeler
145 Sübaşılar
224 Kızıl Elma
153 Küçük Bey’in
205 İstanbul 1975
234 Bir Çift Karanfil

GÖZDELERİM

IMG_8685.jpeg

  • 25 Nehir Boyları
  • 28 Mütefekkiran
  • 30 Gözler Gökler
  • 35 Hep Öğrencileriz
  • 43 Yazı Bilgeliktir
  • 44 İlk Türkçe
  • 47 Sıfır
  • 53 İlk Kuvva
  • 55 Talaylar Ola
  • 61 Bilge
  • 68 Ata
  • 75 Bilge ile Ata
  • 93 Bizim Akdeniz
  • 101 Göçebe
  • 110 Yörüktük..Yörüdük
  • 113 Aida’da İnsan
  • 125 Kökler
  • 127 Beş nehir, Beş deniz
  • 135 Göçebeler
  • 145 Sübaşılar
  • 148 Dört Beş
  • 149 Beyin
  • 151 Neşet Ertaş
  • 154 Kişler Kişiler
  • 161 Vitrin Dolabı
  • 165 Kendinden
  • 170 Göz gönül
  • 187 Z
  • 224 Kızıl Elma

KENDİM

IMG_8539.jpeg

  • 101 Göçebe
  • 102 Çarşı
  • 104 Beşiktaş Kıyıları
  • 124 Çin Seddinden Rumeli’ne
  • 153 Küçük Bey’in
  • 189 Le Vent Nous
  • 205 İstanbul 1975
  • 208 Kıraathaneler Çayhaneler
  • 217 Kumkapı Çeşmesi
  • 234 Bir Çift Karanfil

 

Akdeniz Haritaları / Mediterranean Maps

İhracat Vizyonu: Bölgeselleşme. Yeni Akdeniz

Bilge yazarlar

Bilgelerimizin anıt eserlerinde, 1300 yıldan bu yana yazılan eserlerde ilk dikkati çeken tür zenginliğidir. Yazıt, sinoloji, felsefe, destan, hindoloji, sözlük, bilgelikler, tasavvuf, hatırat, coğrafya, seyahatname, siyasetname.

Yazarlarımızın sıfatları ise bir bilgeler geçidi misalidir: Bilge, Dede, Has Hacip, Kaşgarlı, Hacı, Katip, Evliya, Çelebi, Ata. 

Bu sıfatlandırmalar halkın eser verenleri nasıl bağrına bastığının açık göstergeleridir.

Bilge yazarlar listesinde Başbakan da vardır, filozof da vardır, bilge, ata da vardır, seyyahlar da vardır. Sözlük yazarı tasavvuf ehli de vardır, Şah da vardır, başkomutan, devlet kurucusu da vardır. Kullanılan dil hep şiirseldir, ebediyeti esas alacak tarzda edebi bir dil kullanılmaktadır.

Türkler eski Yunan ve İngiliz Shakespeare geleneğinde olduğu gibi dünyayı bir tiyatro sahnesi, rollerin paylaştırıldığı ve oyunların oynandığı sahte bir dünya olarak algılamamışlardır. Onlar hayatın bozkır yaşantısındaki gerçeklikleri ile karşı karşıyadırlar. Hayat her gün çadırları gibi yeniden kurulmaktadır, tiyatro sahnesindeki suni hayatlar ile doğanın ortasındaki bozkırlardaki çamurlu sahalardaki, kıraç topraklardaki kıl çadırlardaki gerçek hayatlar hiç birbirine benzememektedir.

Rol yapılmamaktadır, hayat tüm gerçekliğiyle yaşanmaktadır, bu gerçeklik ilk olarak granit taşlara Göktürk harfleri ile kazınmış, edebi eserler ile ve özellikle sözlü kültür sayesinde kuşaktan kuşağa taşınmış, zaman ve imkan bulunduğunda da yazıya geçilerek anıt eserlere dönüştürülmüştür. Taş yazıtlar ile Bilge Tonyukuk ve Bilge Kağan tarafından yazıya dökülen gerçeklikler, 20.yüzyıl başlarında ise Bilge Atatürk tarafından, Türklerin başlangıçtaki devletlerinin en büyük gerçeği olan Meclis kürsüsünden sesli okunarak, hem yazılı hem sözlü tarzda hayata geçirilmiştir.

İlk yazarımız Bilge Tonyukuk’un taş yazıtı ile başlayan bilge yazarlarımızın anıt kitapları. Bilge Atalardan Bilge Atatürk’e kadar 1300 yıllık hazine eserler.

  • İlk yazar ilk düşünür Bilge Tonyukuk
  • Orhun Yazıtlarının yazarı Bilge Kağan
  • İlk filozof Farabi
  • Kahraman Dedem Korkut Atanın destanları
  • İlk Hindolog ilk Seyyah Birûni
  • İlk yazılı Türkçe kitap Kutadgu Bilig
  • İlk Türkçe sözlük Divanı Lugat it Türk
  • Sevginin zirvesi Hacı Bektaşı Veli
  • Türkçenin Şaheseri Yunusça
  • Hind ellerinden hatıralar Babürnâme
  • Coğrafyalar dünyalar âlemler Cihannüma
  • Evliyaların en Çelebisi’nden Seyahatname
  • Nutuk Nutuk Bilge Atatürk

Hilalli Bayraklar ve Arap Bayrakları

 

Hilalli Bayraklar

 

North African Crescent Flags

8 Arap ülkesinin bayrakları ise İngilizler tarafından birörnek olarak tasarlanmıştır. Hepsi birbirine benzemektedir.

Avrasyacılık ve Süleyman Demirel

Türkiye’de Avrasyacılık hareketini başlatan Süleyman Demirel dir. Fakat her ne hikmetse mandacı allamelerimiz Aleksandr Dugin’i, bir Rus’u baştacı ederler. Trajik bir dram. Yabancı hayranlığı.

Türkiye’de BOP Amerikancılığının da, Moskof Rusçuluğunun da, Mao Çinciliğinin de hepsinin lobileri var, yerel acenteleri var. 

Merganlar Ailesi Üsküp, Makedonya

Kaynak: Üsküp’te Türk mimarisi: XIV.-XIX. yüzyıl ( Mustafa Özer. Türk Tarih Kurumu yayınları, 2006 – 404 sayfa) “Hindi Baba Yolu. Salname 1310” ibaresine rastladım. Bana aktarılan bilgi Çayır Yolu üzerinde eskiden Hindi Baba Zaviyesi olduğu şeklindedir.
Hindi Baba zaviyesi konusunda arşivlerde belge bulunmakta mıdır acaba?
Annem Üsküp merkez doğumlu ve aile Merganlar olarak biliniyor. İstanbul’da Laleli ve Fındıkzade Kızılelma’da yerleşiyorlar.
Annemin teyzesinin kayınbiraderi idam edilen Yücelci Nazmi Ömer.
Yücelci Fazlı Fande, Kamil Hakimoğlu da annemin dedesinin akrabaları.

Merganlar, Konya’dan Üskübe gitmişler Konya’dan öncesinde de Özbekistan Ürgenç, Türkmenistan, Hindistan ve İran’da Hindibaba tekkeleri kuran dervişane yolculuklarda hep Merganlar var. Üsküp’te de Rufai tekkesindeler.

2005 Şubat ayında Üsküp’ü ziyaret ettim, atam diyarında duygu dolu günler yaşadım.

Merganlar 1954’de İstanbula göçediyor ve Mertcan soyadını alıyor.
Aslında Mergan (Mergen) türkçe bir kelime ve bilge, keskin nişancı anlamlarını taşıyor fakat kullanımdan düşmüş.
Üsküp doğumlu anneannemin kökleri Özbekistan Ürgenç’e oradan Hindistan, İran’a, Konya ve neticede Üsküp’e oradan da Fındıkzade Kızılelma’ya uzanıyor.
Anneannemin kökleri Uçbeyleri ve Üsküp, Yanya ve Yunan adalarında Hindi tekkeleri kurmuşlar. Üsküp çayır yolu hindi baba tekkesi, Yunan adaları, Yanya
Üç kardeş Üsküp; Hindi baba, Haydar baba, Cafer baba.

Hindistan Türklerinin çoğunluğu Buhara kökenli. Ayrıca imamı Rabbani de Buhara Türküdür. Torunları olan türbedarlar da Özbek Türküdür.
Semerkant, Buharadaki sufilerimiz Hindistana girip tekkeler açmışlar, oradan da İran Irak Türkiye Rumeli devam etmişler
Ürgenç’den Üsküp’e bir medeniyet yolculuğu..
Ali Mergan Tekkesi, Hindibaba köyü, Çüngiş Diyarbakır
Daha sonra Konya’ya oradan da Üsküp’e gidiyorlar
Evliya Çelebi’de bu tekke var.
Zekir Aga, Üsküp
Zekir Ali Mehmet
Baba Adı: Ali
Dede Adı: Mehmet
Doğum Tarihi: 1869
Konya’dan Üsküp’e göç eden ve Hindi tekkeleri kuran Ürgenç kökenli MERGEN (MERGAN) ailesi ve Üsküp’te açtığı zaviyeler; tekkeler..
DÜKKANCIK uzaydan

Üsküp Müslüman Mahalleleri 1832

Üsküp şehrinde, Üsküp sancağına bağlı Üsküp Kazası¹nda

İslam dinine sahip toplam 41 mahallenin adı³:

  1. Mahalle Hoca Şems.
  2. Mahalle Jami Atik (eski cami)
  3. Mahalle Muradija.

4.İnebey mahallesi.

  1. İbni Çini mahallesi.
  2. İbni Ömer mahallesi.

7.Mahalle Hudaverdi.

  1. İbni Majri mahallesi.
  2. Hattunjikler mahallesi.
  3. Isakie mahallesi.
  4. Hacı Gazi mahallesi.
  5. Hacı Balaban mahallesi.
  6. Egit Paşa mahallesi.
  7. Hacı Tajedin mahallesi.
  8. Kara Kapuçsi mahallesi.
  9. Cedid İsa-bey mahallesi ile Şeyh Ramazan mahallesi 17 numara.
  10. Hacı Muhidin mahallesi.
  11. Hacı Jonus mahallesi.
  12. Kapuçsi Hamza mahallesi.
  13. İskender Gazi mahallesi.
  14. İbni Kojadzik mahallesi.
  15. Kasım Gazi mahallesi.
  16. Maalo İsmail Voyvoda.
  17. Maalo Kebir Mehmed Çelebi.
  18. İbni Muhteseb mahallesi.
  19. Emir Hoca mahallesi.
  20. Haznedar İsmail mahallesi.
  21. İbni Şahin mahallesi.
  22. Maalo İbni Pajko, optriv'deki norenya ovası
  23. Maalo Hacı Lala. Çoğunlukla kim
  24. Maalo Hacı Kasım.
  25. Oruç Paşa mahallesi.
  26. Maalo Dubag Şahin.
  27. Khatib Shaheen mahallesi.
  28. Maalo Dervişhan.
  29. Maalo Pazar Başı.
  30. Muhidin Çelebi mahallesi.
  31. Maalo Hacı Hayredin.
  32. Gazi Menteş mahallesi.
  33. Haraji Salahadin mahallesi.

Akarsular, İnsana Benzer, Adil Hacıömeroğlu

Adil Hacıömeroğlu tarih: Aralık 02, 2023

Evet, akarsular insana benzer. İnsan gibi yatakları var. Kimi zaman yatakların da uyur gibidirler. Kimi zaman da sağa sola çarpıp döne döne yatarlar kendi yerlerinde. Yataklarından akıp gider ve denize ya da bir göle kavuşur. İnsanın da akarsuların da yatakları en rahat ettikleri yerdir.

Akarsular; insan gibi doğar, yatağı boyunca büyür, iyice büyüdükten sonra bir denize ve göle kavuşarak son bulur o anki yaşamı. Aslında bu, bir ölüm sayılabilir. Akarsuların bir denize kavuşarak sona erer akışları; ancak onlarını sona erişleri denizleri ya da gölleri ortaya çıkarır. Yani onların ölümleri, denizlerin doğumu, varoluşu. Evrendeki her yok oluş, bir varoluşu getirir. Bu doğal döngü, milyonlarca yıldır sürüp gider.

İnsanın da akarsuyun da yatağı var. İnsan yatağında uykuya dalıp düşler görür. Gerektiğinde sağa, sola döner. Kimi zaman yan, kimi zaman sırtüstü yatar. Yeri gelir yüzü koyun dalar uykuya. Uykuda bacağını, kolunu oynatır. Kimi kişi horlar, kimisi de dişlerini gıcırdatır.

Yatakta insan özgürlüğü sınır tanımaz hele uykudayken. Toplumsal kurallar, insanın koyduğu yasalar yatakta işlemez. Uykudayken insan, dilediği gibi yellenip sayıklayabilir. Kiminin ağzı akar yastığa, kiminin burnu. İnsan uykusunda orasını burasını kaşır. Bunalıp üstündeki yorganı tekmeleyip atar. Bir uyanır ki buz kesmiştir. Buz kesen kişi, her yanı tutulmuş olarak kalkar yatağından.

Kimi zaman yatağını paylaştığı eşine sevgiyle sarılır; kimi zaman ise sırtını döner ona karışık duygular içinde.

Çok seyrek de olsa insanların uykularının orta yerine girer karabasan. Ne soluk alabilir ne de umudu kalır yatağın yumuşaklığında.

Çoğu kişi, yatağında bir melek gibidir. Uykuya teslim olduğunda düşleriyle melek olup kanat açar uçsuz bucaksız göklere. Günlük sorunlar, yaşam zorlukları kâğıttan uçurtmalar gibi yellere kapılıp gider.

En kötüsü ise ölüm, çoğu kişiyi yatakta yakalar. Böylece yatak, doğumun da ölümün de yeri olur çoğu kişi için.

Akarsular, yataklarında özgürce akar. Kimi zaman sağa sola çarpar suları. Yüksekten düşerken suları çağıl çağıl çağlar. Gücüyle önündeki her şeyi sürükler. Yatağına girenleri, su yumuşaklığında tekmeleriyle uzaklaştırır. Çevresindeki bitkileri besler sularıyla. Fırtınalı havalarda çoğalan suları çevresinde el bebek gül bebek besleyip büyüttüğü bitkileri kökünden söküp götürür bilinmez bir sona. Bu sırada akışı homurtularla doludur. Yıllarca aktığı yatağındaki çakıl taşlarını kuma dönüştürür sürekli darbelerle ve sessizce. Yaşamını boyunca gözlemleseniz bir akarsuyu, bir kumun nasıl oluştuğunu göremezsiniz. Ancak o, sizin bir yaşam boyunca göremediğiniz bir kum tanesinin oluşumunu binlerce kumu her gün oluşturarak sürdürür işini, akışını.

Çocukluğum o zamanlar Of’a bağlı olan Hayrat’ta Baltacı Deresinin çağıltılarını işiterek geçti. Bu çağıltılar, çocukluğumun büyük düşlerinde yer aldı. Saatlerce derenin akışını gözlemlediğim zamanlar oldu. En durgun zamanında da en fırtınalı anında da gözlemledim onu.

Liseye başladığımda Of’a taşındık. Orada da Solaklı Deresiyle buluştuk. Her iki derenin akışı da birbirine benzerdi. Doğu Karadeniz dağlarından alırlardı güçlerini. Dört mevsim kesilmezdi suları. İkisi de güneyden kuzeye akarak Karadeniz’e kavuşurdu. Baltacı ve Solaklı derelerinin geniş yatakları vardı. Birkaç yıl yataklarını doğusuna yaslanarak akarlardı. Dereler doğuya geçince batı yakada yaşayan insanlar, derenin terk ettiği alanları ekip biçerlerdi.

Anlaşılmaz bir nedenle yataklarının doğusundan akan dereler, bir fırtına sonrası yataklarının batısından akmaya başlarlardı. Bu, yıllarca böyle sürüp giderdi. Dereler de insanlar gibi yataklarında sağa sola dönerlerdi demek ki. Nasıl olsa yataklar, onlarındı istedikleri gibi dönüp durabilirlerdi orada.

İnsan farklı bir yerde yattığında, dinlenceye gittiğinde, bir yere konuk olduğunda yatağını yadırgamakta. Siz, derelerin yataklarını değiştirdiğinizde onları daracık yerlere hapsettiğinizde yerlerini yadırgamadıklarını mı sanıyorsunuz?

Zamanla birileri gelip derelerin çakılına, kumuna göz dikti. Yatağın ortasına büyük demir araçlar geldi. Yatak kazılıp taşındı. Giderek yataklar daraltıldığından ne doğu ne de batı yakaya yaslanabildi yaşamın kaynağı dereler. Açgözlü insan, derenin yatağını iyice daraltıp duvarlar çekti çevresine. Bu duvarlar, dereleri yavruları gibi besledikleri bitkilerden kopardı. Koyunlarında besledikleri balıkların yuvalanma alanları yok edildi hoyratça. Bir de yetmezmiş gibi hidroelektrik santralleri yapıldı üstlerine. Suların yatakları değiştirildi. Boyunlarına, kollarına, ayaklarına kelepçeler vuruldu. Böyle yaparak onu zapt edeceğini sandı insanoğlu. Fırtınalı havalarda dereler öfkelendi, yıkıp geçti duvar denen bentleri. Zararı insana oldu derelerin öfkesinin. Yitiren ise insan her durumda.

Bırakalım dereler özgür aksın; insanlar özgür, rahat, erinç içinde uyusun yataklarında. Derelerin de insanların da yataklarına dokunduğumuzda ne doğa ne insanlık ne de yaşam kalır.

Adil Hacıömeroğlu

2 Aralık 2023

Prof.Dr. Ömer Türker ile Ahmet Yesevî ve Mîrası

 

Emel Esin, Ahmet Yesevi makalesi

 

 

https://www.youtube.com/live/xEBUehtAfZw?si=q7WxNeNRxNE75Z5e

 

 

 

Jaipur Hindistan Edebiyat Festivali ve Türkiye’de Edebiyat Festivalleri