Home Blog Page 10

Asya Su Jeopolitiğimiz

Harita: Bozkır ve Su Kuşağı (sarı bant)

 

*********************
Kuzey Stepleri Su Kuşağı
Türkistan Su Kuşağı
Güney Sibirya Su Kuşağı
********************

Asya Tipi Üretim Tarzı ATÜT vb. tarzlarda sağlı sollu ideolojik boş söylemlerde bulunanlar Asya Türk Su Jeopolitiğinden bihaber olmaya devam ediyorlar.  Teo (siyasal islam) ile Jeo (coğrafya) çelişkisini aşamıyoruz. Halbuki Türk Jeopolitiği kıtaların tecrübe ve ayak izlerine sahip olduğundan ötürü, küresel mahiyettedir.

Kuzey Stepleri Su Kuşağı

Hazar Denizi, Karadeniz ve Nehir Havzaları: İdil (Volga), Dinyeper, Don, Dinyester. Astrahan. Kazan.

Türkistan coğrafyasında denizlere kıyıdaşlık söz konusu değildir, sular ve göllerden oluşan bu coğrafyada denize ilk çıkış ise Hazar denizi (Gökçe Deniz) üzerinden olmuştur ki burası da bir iç denizdir, fakat Hazar civarında yer alan İdil (Volga) nehri ve Karadeniz’in kuzeyindeki Don, Dinyeper, Dinyester nehirleri üzerinden Türkler Kazan kentini de içine alan steplere, kuzeye doğru ulaşmışlardır ve İdil üzerinde sürekli gemilerle insan ve mal taşımacılığı yapmışlardır. Nihayetinde, Karadeniz ve ardından Akdeniz’e, Kızıldeniz’e ve Basra  Körfezi’ne de ulaşılmıştır.

Volga (İdil) Nehri; Volga Nehri, Avrupa kıtasının en uzun nehridir. Batı
Rusya’nın ana su yolu ve Rus tarihinin beşiği konumundadır. Uzunluğu yaklaşık 3.530
km olup, havza alanı 1.360.000 km2’dir. Hazar Denizi’ne dökülmektedir. 2.000 mil
boyunca navigasyona açık olan Volga ve 70’den fazla kolu ile Rusya’da iç
bölgelerdeki yüklerin yarısından fazlasını ve Rus iç su yollarını kullanan yolcuların da
neredeyse yarısını taşımaktadır. Taşınan yükler arasında inşaat malzemeleri ve
hammaddeler, toplam yüklerin yaklaşık %80’ini oluşturmaktadır. Diğer kargolar
arasında petrol ve petrol ürünleri, kömür, gıda maddeleri, tuz, traktörler ve tarım
makineleri, otomobiller, kimyasal aparatlar ve gübreler bulunmaktadır.

Constantine Tikhatsky, “Volga River”, Çevrimiçi) https://www.britannica.com/place/Volga-River 25.12.2018

Karadeniz Kuzeyinde İdil Boyu Türk Şehirleri ve Denizcilik

Ticaretin önemli kısmı Karadeniz ve Hazar Denizine dökülen büyük nehirler vasıtasıyla yapıldı. Bu nehirler Avrupa’nın iç bölgelerine kadar uzamaktaydı ve yüzdürülen gemiler vasıtasıyla ticari mallar Avrupa ile Asya arasında dolaşmaya başlamıştı. Bu cümleden olarak, Hazar Denizi ile İtil şehri arasında devamlı ticaret gemileri işlemekteydi. Önemli bir ticaret şehri olması sebebiyle İtil’de çeşitli milletlerden insanlar yaşamaktaydı. Kaynakların belirttiğine göre, Hazarların kayıkları vardı ve bunlar İtil şehrinin yukarı tarafından gelen ve buralarda İtil Nehrine karışan Burtas Nehri’nde işlerlerdi.

Bulgar diyarından doğan bu nehir üzerinde Hazarlara bağlı yerleşik Türk toplulukları yaşamaktaydı. Bunların yerleşme merkezleri Hazar ülkesi ile Bulgar ülkesi arasında bulunuyordu. İtil nehrinde Bulgar, Hazar ve Burtas ülkeleri arasında mekik dokuyan gemilere her zaman tesadüf ediliyordu. Bu gemilerden bazıları Bulgar tüccarları tarafından dağların doruklarından kesilip getirilen karları yükleyerek 40 günlük bir yolculuktan sonra Saksın’dan Bulgar şehrine götürmekteydiler.

Bu karlar orada depolanmakta ve sıcak yaz ayları boyunca serinlemek isteyen halka satılmaktaydı. Arkeolojik kazılarda elde edilen buluntularda İtil Bulgarlarına ait çok sayıda olta bulunmuş olup, bu durum balık avcılığının çok revaçta olduğunu göstermektedir.

Olta balıkçılığının yanında muhtemelen teknelerle daha büyük ölçekli balık avlanmakta, bunların ihtiyaç fazlası ise gemilerle başka yerlere götürülerek satılmakta idi.

İtil Nehri aynı isimli Hazar başkentinde iki kısma ayrılmakta ve bunların ayrıldığı yerde bir ada bulunmaktaydı. Hakanın sarayı bu adadaydı ve ada ile şehir arasındaki bağlantı gemilerin yan yana konulmasıyla kurulan köprü vasıtasıyla yapılmaktaydı. İtil halkı, yaklaşık 20 fersah uzakta bulunan tarlalarından elde ettikleri mahsulün bir kısmını gemilere yükleyerek, nehir yoluyla şehirlerine taşırlardı. Bu şehrin dört kapısı vardı ve bunlardan nehir tarafına açılan kapıdan bir çok gemilerin bağlı bulunduğu rıhtıma inilmekteydi.

İtil’in dışında diğer önemli şehirleri deniz kıyısında kurulmuş çarşıları ve tüccarları ile güzel bir liman olan Semender ile yine bir nehir kıyısında kurulmuş bulunan Saksın idi. Bu son şehir oldukça büyük, nüfus itibarıyla kalabalık idi ve çok sayıda yabancı tüccarlar burada yaşamaktaydı. Nehirden balık avlanmakta ve bunun ticareti yapılmaktaydı.

İtil şehri tüccarları Hazar Denizinden gemilerle İran’daki Cürcan ve diğer sahil şehirlerine gider gelirlerdi. Bunlar İtil Nehrinde hafif gemilerle yolculuk yaparlardı. Bu nehir yoluyla İtil Bulgarlarının şehirlerine, buradan da batıya doğru ilerleyerek Karadeniz’e ulaşırlardı.

Hazar devletinin gelirlerinin ve zenginliğinin kaynağının önemli bir kısmını denizden yapılan ticaretten alınan vergiler oluşturmaktaydı. Bulgar hükümdarları, ülkelerine gelen Hazarlara ait ticaret gemilerindeki mallardan % 10 nispetinde vergi alırlardı.
Bizans topraklarından yola çıkan tacirler Hazar Devletinin bir şehri olan Hamlic’e gelerek buradan gemilerle Hazar Denizinin güney-doğusundaki Cürcan’a geçerlerdi. Bu da gösteriyor ki, bu şehir Hazar ülkesini denizden İran dünyasına, oradan da Türkistan’a bağlamakta idi.

İtil Nehrinin iki yakası boyunca uzayan kıyı şeridinde İtil Bulgarlarına ait şehirler vardı ve Müslüman tüccarlar gemileriyle bu şehirlere gelip ticaret yaparlardı. Bu tüccarlardan % 10 vergi alınmaktaydı. İtil Bulgarlarına bağlı Başgırtların ülkesinin hemen yanında Sukan denilen nehrin kıyısında Nemcan isimli bir Türk şehri vardı. Bu şehrin yakınlarında büyük bir bakır madeni bulunmaktaydı ve burada binden fazla işçi çalışıyordu. Çıkarılan maden cevherleri Harezm’e, Şaş’a ve komşu Oğuzların ülkelerine ihraç edilmekteydi. Ayrıca nehirde yaşayan çeşitli cinslerde balıklar avlanılır, bunlardan ihtiyaç fazlası olanlar tuzlanarak gemilerle Hazar Denizi kıyısındaki İtil ve diğer şehirlerde satılır, kazanılan paralarla damal alınırdı. X. yüzyıl ortalarında Bulgar şehri küçük olmakla birlikte oldukça tanınmış bir şehirdi ve komşu ülkelerin iskelesi idi.

İdil boyu (Volga) Kıyısındaki Şehirler

Avrupa’nın en uzun nehri olan Volga, Rusya’nın kalbinden akar ve kıyılarında birçok tarihi ve kültürel öneme sahip şehir barındırır. Bu şehirler, Volga’nın verdiği bereketle büyümüş ve kendine özgü kimlikleriyle öne çıkmışlardır.

1. Nijni Novgorod:
Rusya’nın eski başkentlerinden biri: Nijni Novgorod, tarih boyunca önemli bir ticaret merkezi olmuştur.
Kremlin ve tarihi merkez: Şehrin kalbinde bulunan Kremlin, Orta Çağ mimarisinin güzel örneklerini sunar.
Volga boyunca uzanan nehir gezintileri: Volga’da yapılan nehir gezileri, şehrin farklı bir perspektifinden görülmesini sağlar.

2. Kazan:
Tataristan’ın başkenti: Kazan, Rusya’nın en büyük Tatar şehirlerinden biridir.
Kültürel zenginlik: Tatar ve Rus kültürlerinin bir araya geldiği Kazan, tarihi camiler, kiliseler ve müzeleriyle dikkat çeker.
Kazan Kremlin: UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Kazan Kremlin, Tatar mimarisinin en güzel örneklerindendir.3. Samara:
Otomotiv sanayinin merkezi: Samara, Rusya’nın önde gelen otomotiv üretim merkezlerinden biridir.
Volga nehri kıyısında keyifli yürüyüşler: Şehrin nehir kıyısı, yürüyüş ve dinlenme için ideal bir mekandır.
Kozmonotlar Alesi: Sovyet uzay programının önemli bir merkezi olan Kozmonotlar Alesi, uzay meraklılarını cezbeder.

4. Saratov:
Volga’nın incisi: Saratov, tarihi binaları, yeşil alanları ve sanatsal atmosferiyle Volga’nın incisi olarak anılır.
Nöel Baba’nın vatanı: Rusya’da Noel Baba’nın yaşadığına inanılan yerlerden biri Saratov’tur.
Volga nehri üzerindeki köprüler: Şehrin siluetini belirleyen köprüler, Volga’nın üzerinde eşsiz manzaralar sunar.

5. Volgograd:
Stalingrad Savaşı’nın sembolü: Volgograd, II. Dünya Savaşı’nın en kanlı savaşlarından biri olan Stalingrad Savaşı’nın geçtiği şehirdir.
Mamayev Kurgan: Şehitler anıtı olan Mamayev Kurgan, savaşın acı hatıralarını yaşatır.
Volga-Don Kanalı: Volgograd, Volga ve Don nehirlerini birleştiren kanal sayesinde önemli bir ulaşım merkezidir.

Diğer Önemli Şehirler:

  • Astrahan: Volga nehrinin denize döküldüğü noktada yer alan Astrahan, balıkçılık ve havyar üretimiyle ünlüdür.
  • Yaroslavl: Tarihi merkezinde birçok kilise ve manastır bulunan Yaroslavl, UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndedir.
  • Kostroma: Rusya’nın en eski şehirlerinden biri olan Kostroma, ahşap mimarisiyle dikkat çeker.
    Volga Nehri, sadece coğrafi bir özellik değil, aynı zamanda Rusya’nın tarihini, kültürünü ve halkını şekillendiren önemli bir nehirdir. Kıyılarındaki şehirler, bu zengin mirası yaşatan canlı müzeler gibidir.

İdil-Yayık Bölgesindeki Türk Şehirciliği (VIII.Yy.’dan XIII.Yy.’a Kadar) https://www.academia.edu/37168411/%C4%B0dil_Yay%C4%B1k_B%C3%B6lgesindeki_T%C3%BCrk_%C5%9Eehircili%C4%9Fi_pdf?email_work_card=view-paper

İdil (Volga) Nehri kıyılarında Türklerin yaşadığı şehirler

Volga Nehri, tarihi boyunca Türk halklarının yaşadığı önemli bir coğrafyadır. Özellikle Tatarlar, Çuvaşlar ve Başkurtlar gibi Türk halklarının yoğun olarak yaşadığı şehirler bulunmaktadır.

Volga Nehri Kıyılarında Türklerin Yaşadığı Başlıca Şehirler:

  • Kazan: Tataristan Cumhuriyeti’nin başkenti olan Kazan, Volga Nehri’nin kıyısında yer alır ve Tatar kültürünün en önemli merkezlerinden biridir. Şehirde Tatarca yaygın olarak konuşulur ve zengin bir Tatar kültürel mirası bulunur.
  • Ulyanovsk: Volga Nehri’nin orta kesiminde yer alan Ulyanovsk, Rusya’nın önemli sanayi ve kültür merkezlerinden biridir. Şehirde Tatar ve Çuvaş azınlıkları yaşamaktadır.
  • Nizhny Novgorod: Volga Nehri’nin önemli bir liman kenti olan Nizhny Novgorod, tarihi boyunca ticaret yollarının kesiştiği bir nokta olmuştur. Şehirde Tatar ve Mordvin halkları yaşamaktadır.
  • Astrahan: Volga Nehri’nin Hazar Denizi’ne döküldüğü noktada yer alan Astrahan, tarihi İpek Yolu üzerinde önemli bir merkez olmuştur. Şehirde Tatar, Kazak ve Kalmık halkları yaşamaktadır.
  • Çeboksary: Çuvaşistan Cumhuriyeti’nin başkenti olan Çeboksary, Volga Nehri’nin kıyısında yer alır ve Çuvaş kültürünün merkezi konumundadır.
  • Saratov: Volga Nehri’nin orta kesiminde yer alan Saratov, Rusya’nın önemli sanayi şehirlerinden biridir. Şehirde Tatar ve Kazak azınlıkları yaşamaktadır.

Neden Bu Şehirlerde Türkler Yaşıyor?

Tarihi Göçler: Türk halkları, tarih boyunca Asya’dan Avrupa’ya doğru göç etmiş ve Volga Havzası’na yerleşmiştir. Bu göçler, bölgenin kültürel yapısını şekillendirmiştir.
Coğrafi Konum: Volga Nehri, verimli toprakları ve su kaynaklarıyla tarihi boyunca yerleşimlere ev sahipliği yapmıştır. Türk halkları da bu verimli topraklara yerleşerek medeniyetler kurmuştur.
Kültürel ve Dilsel Yakınlık: Volga Havzası’nda yaşayan Türk halkları, ortak bir kültürel ve dilsel geçmişe sahiptir. Bu da bölgedeki Türk kimliğinin korunmasına katkı sağlamıştır.

Volga Nehri Kıyılarındaki Türk Kültürü

Volga Nehri kıyılarındaki Türk kültürleri, zengin bir tarihe ve çeşitliliğe sahiptir. Bu kültürler, mimari, el sanatları, müzik, dans ve mutfak gibi birçok alanda kendisini gösterir. Özellikle Tataristan’da, Türk kültürünün izlerini görmek mümkündür. Kazan’da bulunan Kul Şerif Camii, bu kültürün en önemli simgelerinden biridir.

Dinyeper Nehri: Avrupa’nın 3. uzun nehridir. Yaklaşık 2.200 km uzunluğunda ve 505.000 km2 havza alanına sahiptir. Valday Dağları’ndan doğar, Smolensk’e ulaşır
ve buradan Beyaz Rusya’ya girerek bu ülkenin doğu kısmından Ukrayna’ya ulaşır.
Desna Irmağı ile birleşen nehir, Kiev’e doğru akışına devam eder. Daha sonra
Dinyeper Yaylası’nı bir eğri çizerek seyrine devam eder ve Odessa’nın doğusundan
Karadeniz’e dökülür.131 Dinyeper havzası eski zamanlardan beri yoğun nüfusludur.
Doğu Avrupa halklarının tarihinde, özellikle eski Kiev devletinin kuruluşunda,
merkezi öneme sahipti. Bu su yolu boyunca, 4. ve 6. yüzyıllarda “Varanglılardan
Yunanlara giden bir yol” olarak geliştirilen ve Karadeniz’i Baltık’a bağlayan ve
Slavları hem Akdeniz hem de Baltık halklarına ulaştıran bir nehir yolları sistemi
geliştirilmişti. Nehrin yaklaşık olarak yarısı Ukrayna topraklarından geçmektedir ve
Rusların sembolü haline gelmiş olan Volga Nehri gibi, Dinyeper nehri de Ukrayna
halkının ulusal bir sembolü haline gelmiştir. Yapılan düzenli iyileştirmeler ve
derinleştirme çalışmalarıyla birlikte nehir navigasyona açık şekildedir. Üzerinde
yapılan taşımacılıklarda başlıca yük türleri kömür, cevher, mineral yapı malzemeleri,
kereste ve tahıldır.

“Dinyeper River”, (Çevrimiçi) https://tr.wikipedia.org/wiki/Dinyeper 26.12.2018

Don Nehri: Don Nehri, Rusya’nın Avrupa bölgesinde yer alan önemli bir nehirdir. Nehir, tüm dünyada çalkantılı ve renkli Don Kazaklarının görüntüleriyle ve
suyolunun ekonomik önemini artıran bir dizi büyük ölçekli mühendislik projeleriyle
ilişkilendirilir. Don Nehri, Novomoskovsk kenti yakınlarındaki tepelerden kaynağını
almaktadır. Uzunluğu 1.870 km olan nehir genellikle güney yönünde akarak Azak
Denizi’ne dökülür. Havza alanı 422.000 km2’dir. Batı’da Dinyeper doğuda ise Volga
nehrinin arasında kalmaktadır. 1950’lerin başından beri Don nehrinde yoğun bir
ekonomik gelişme yaşanmaktadır. Bu gelişmenin anahtar rolü Tsimlyansk Baraj
Gölü’nün oluşturulmasıydı. Bu baraj üzerinde önemli hidroelektrik santralleri yer
almakta ve barajdan sulama yapma için yararlanılmaktadır. Don’un navigasyona
uygun su yolu olarak önemi, Volga-Don Gemi Kanalı’nın inşasıyla büyük ölçüde
artmıştır. Don’un gelişmesi, nehir bölgesinde yer alan topluluklara önemli ekonomik
faydalar sağlamıştır ancak bu değişiklikler nehrin ağzında boşaltılan su miktarını
önemli ölçüde azaltmıştır.

Pavel Sergeyevich, Philip Micklin,“Don River”, (Çevrimiçi) https://www.britannica.com/place/DonRiver 25.12.2018

Kaynak: https://nek.istanbul.edu.tr/ekos/TEZ/ET000655.pdf

Türkistan Su Kuşağı

 

Seyhun, Ceyhun nehirleri ile Aral gölü ve Balkaş gölü .

Maveraünnehir: Daşoğuz. Ürgenç. Semerkant. Duşanbe. Taşkent. Buhara. Bişkek. Almatı. Kızılorda. Kaşgar. Kabul.

Elmar Holenstein, Felsefe Atlası başlıklı o muhteşem kitabında, Nil-Amuderya ( Ceyhun ) arasındaki bölgenin dünya uygarlığının merkezi olduğu tezini işlemektedir.

Güney Sibirya Su Kuşağı

21.Yüzyıl Türk Jeopolitiği: Güney Sibirya Türkistan Su Kuşağı – Arktik Okyanusu (Kuzey Buz Denizi) Etkileşimi

Anahtar Kelimeler: Güney Sibirya. Türk Jeopolitiği. Arktik Okyanusu. Su Kuşağı. Altaylar. Güney Sibirya bölgesi tarihin en erken devirlerinden itibaren insanlık için bir cazibe merkezi olmuştur….

Yenisey, İrtiş, Lena, Selenga, Orhun nehirleri ile Baykal gölü

 

21.Yüzyıl Türk Jeopolitiği: Güney Sibirya Türkistan Su Kuşağı – Arktik Okyanusu (Kuzey Buz Denizi) Etkileşimi

Anahtar Kelimeler: Güney Sibirya. Türk Jeopolitiği. Arktik Okyanusu. Su Kuşağı. Altaylar.

Güney Sibirya bölgesi tarihin en erken devirlerinden itibaren insanlık için bir cazibe merkezi olmuştur. Geniş orman dokusuna sahip olan bölge aynı zamanda bozkır bitki örtüsü ve iklimine sahiptir. Bölgenin en önemli özelliklerinden birisi de akarsu ve ırmak bakımından çok zengin olmasıdır. Avcı-balıkçı-toplayıcı dönemden ziraat ve hayvancılığın gelişimine müteakip bölge farklı kültür dönemlerine ev sahipliği yapmıştır. Söz konusu bölge aynı zamanda Türklerin binlerce yıl yurt tuttuğu bir mekân olmuştur. Güney Sibirya’da görülen kültür çağlarının batı ile ilişkili olduğu ilim adamlarınca pek çok çalışmaya konu olmuştur.

Avrupa-Asya kıta coğrafyasında üretimin başlangıcı diyebileceğimiz Neolitik döneme ait çok fazla kültür dönemi mevcuttur ve bu kültür dönemleri birbirleri ile ilişkilidir. Bu ilişkiler Ukrayna’dan Ural’a, oradan Sibirya istikametinde doğuya doğru Altay Sayan’a, Yenisey-Angara ve Baykal’a, güney istikametinde de Kazakistan’a ve Tanrı Dağları’na kadar takip edilmektedir. Bu izler Neolitik Çağ, Bakır Çağ, Tunç ve Demir Çağı boyunca tüm bu geniş coğrafyada arkeolojik, antropolojik ve etnografya bakımından incelenmektedir. Bu bakımdan biz Ukrayna’dan doğuya doğru Türklerin tarih sahnesinde ortaya çıktıkları ilk döneme kadar bu kültür çağlarının birbirleri ile ilişkilerini ortaya koymaya çalışacağız.  [1]

Büyük Asya’daki atalar (kişiler) ise Güney Sibirya’daki Yenisey Irmağı havzalarındaki kaya parçalarına yaşam-ölüm döngüsündeki sevinçlerini ve dramlarını kazıdılar, bir ara metinlerini paylaşırım. Ardından Orhun-Selenga-Tola nehirleri vadisinde granit taşlara sonsuzluğa mıhladıkları yazıtları bıraktılar. Yonutlar ve Yazıtlar bizim en değerli mirasımız.

“Yerleşik anlayış şu ile göçebeyi = Türk’ü yanyana düşünmediğinden, bu konuda bozkır sahası için neredeyse çalışma yok. Biz ise eski Türklerde su araçları adının olağandan fazla oluşuna dikkat çekip, sulak Güney Sibirya sahasına işaret ettik ama ayrıntılı bir çalışmayı ben de yapamadım. Sadece iki yıl önceki Kıpçak ve Kimek adları makalemde biraz değindim. Academia sayfamda bu makale tam metin bulunabilir. Esen kalın” [2]

İlk olarak Rus çarı I. Petro’nun emriyle Sibirya’nın bitki örtüsünü incelemek için görevlendirilen bitki bilimci Daniel Gottlieb Messerschmidt ve kendisine rehber olarak verilen İsveçli tutsak subay Johan von Strahlenberg, 1721 yılında Güney Sibirya‘da, Yenisey Nehri’nin yukarı mecrasında bu yazı ile yazılmış ve Kırgızlara ait oldukları düşünülen mezar taşlarını içeren Yenisey Yazıtları’ndan bir tanesini keşfetti. Bir yıl sonra tutsaklığı son bulan Strahlenberg, İsveç’e dönünce bu inceleme ile ilgili izlenimlerini kitap hâline getirip 1730 yılında Stockholm’de yayınladı. Böylece Orhun Yazıtları bilim dünyasının dikkatini çekmiş oldu. [3]

Türk halklarının nihai kökeni, ikincil anavatanları Moğolistan olan Kuzeydoğu Asya’dadır. Moğolistan ve Güney Sibirya‘dan Türk halkı genişledi ve Avrasya’nın büyük kısımlarına hakim olmaya başladı.

 GÜNEY SİBİRYA [4]

 TÜRKİSTANI SU KUŞAĞI

Türkiye, nasıl üç tarafı denizlerle çevrili, üç kıtanın kavşak noktasında ve beş deniz bölgesine hakim merkezi bir konumda bulunmakta iken, aynı şekilde Güney Sibirya Türkistan Su Kuşağı da, dört nehir ve dört ülkenin kavşak noktasında yer almaktadır.

Rusya, Çin, Kazakistan ve Moğolistan, Altaylar sıradağları merkezli olarak her biri bir diğerine komşu oldukları stratejik bir coğrafyadır söz konusu olan. Altaylar burada dört nehrin kaynağını teşkil etmektedir ve Güney Sibirya’da doğan bu nehirler nihayetinde Sibirya topraklarını aşarak Arktik Okyanusu’nda denize kavuşmaktadırlar.

Bu coğrafyada Türklerin başkentleri nehir kenarlarında sıralanmaktadır. Kazakistan’ın başkenti Astana Ob nehri kenarında, Altay Cumhuriyeti’nin başkenti Gorno-Altaysk ile Tuva Cumhuriyeti’nin başkenti Kızıl şehri Yenisey nehri ve Yakut Cumhuriyeti’nin başkenti Yakutsk, Lena nehri kıyılarında yer almaktadır.

Türkiye nasıl güneyindeki sıcak denizler üzerinden okyanuslara ulaşım imkanlarına sahip ise, tüm Türkistan da Güney Sibirya Su Kuşağında yer alan başkentler ve çok geniş havzalara hitabeden nehirler üzerinden ki bu nehirler çok geniş havzalara hükmetmektedirler, Arktik Okyanusuna erişim imkanlarına sahiptir. Yüksek rakımlı Altay dağları devasa su kaynaklarını sürekli üretmektedir.

Bu şekilde söz konusu nehirler üzerinden Türkistan ülkeleri soğuk denizlere ulaşabilmektedir. Aynı zamanda Güney Sibirya Su Kuşağı, Pasifik Okyanusu’na da yakın bir konumdadır ve Pasifik limanlarına da aynı şekilde erişim söz konusu olabilmektedir.

19.yüzyılda gelecek vadeden topraklar nasıl Amerika kıtasının kuzey kıtasında yer almakta ve diğer kıtalardan insanlar Avrupa’dan, Asya’dan ve Afrika’dan Amerika kıtasına kafileler halinde akın etmekte iseler, 21. yüzyılın da, değerlendirilememiş kullanılmamış kaynakları itibarıyla gelecek vaat eden toprakları, hem Pasifik Okyanusuna, hem de Arktik Okyanusu’na kıyısı bulunan Sibirya coğrafyasında yer almaktadır.

Çin’in ve ABD’nin bu topraklarda hesap ve emelleri olduğu apaçık ortadadır. Türkler[5] ise Slavlarla, güneydoğu Avrupa’da, Balkanlar’da, Karadeniz’in kuzeyinde Rusya ve Ukrayna topraklarında, Türkistan ve Sibirya coğrafyalarında simbiyotik birlikte bir yaşantı sürdürmektedirler. Evlilikler giderek çoğalmaktadır. Değerler sistemi ve aile yapıları birbirleri ile uyumludur.

Türkler 21. yüzyıl imkanlarıyla nasıl Hint, Pasifik, Arktik okyanuslarına açılma gayeleri var ise Ruslar da aynı şekilde Türkiye üzerinden güneydeki sıcak sulara ve kıtalara inmeyi hedeflemektedirler. Bu hedefler ortaklaştırılarak her iki ülkenin de iş birliği geliştirmeleri durumunda barış içinde yükselen Asya medeniyetine bir örnek teşkil edecektir.

4X4: DÖRT NEHİR DÖRT ÜLKE

Güney Sibirya nehirlerinden Ob, İrtiş, Yenisey ve Lena, Altaylardan doğduktan sonra Arktik Okyanusu’na doğru akmaktadır. Türkistan Su Yolları Kuşağı, özellikle Yenisey, İrtiş, Selenga, Orhun, Seyhun, Ceyhun nehirleri ile Aral gölü, Baykal gölü ve Balkaş gölü üzerindeki su kaynaklarına dayalı olarak yapılan faaliyetlerdir.

Türkler, Türkistan coğrafyalarındaki yaşantıları boyunca iki farklı coğrafya unsurlarını kendilerine kanat edinmişler ve batıya doğru akınlarını hep bu kanatlar üzerinden gerçekleştirmişlerdir; Bozkır ve Su Yolları.

Türkistan Su Kuşağı (Karadeniz, Hazar Denizi, İdil, Seyhun, Ceyhun, Yenisey, İrtiş, Selenga, Orhun nehirleri ile Aral gölü, Baykal gölü ve Balkaş gölü kıyıları) denizciliğimizin, A’dan Z’ye bilimler kapsamında incelenmesi, 21. Yüzyılın ilk çeyreği biterken daha da hızlanacağı netleşen çok kutuplu dengede, Atatürk tarafından Türkiye Cumhuriyetine gösterilen “Dil, Tarih ve Coğrafya” hedefinin,  günümüz okyanuslar jeopolitiğine uygun bir gereğidir.

Denizciliğimizi de doğuda Türkistan’a doğru genişletebilir isek, kök coğrafyamızdaki “Su Kuşağı” üzerinden, kuzey istikametinde Buz Denizine, güney istikametinde Hint Okyanusuna ve daha da doğuda Pasifik Okyanusuna erişimimiz kolaylaşacaktır.

RUSYA [6][7][8]

SİBİRYA

 

    Sibirya Haritası

Büyük Kuzey Seferi

Rus keşfi Tarih: 1733 – 1745 Konum: Rusya

Önemli Kişiler: Vitus Bering Aleksey İliç Çirikov Georg W. Steller

Büyük Kuzey Seferi , (1733–42), Rus tarihinde, imparator tarafından başlangıçta tasarlanan bir girişimin devamı. Büyük Petro , kuzey deniz yolunu Doğu’ya haritalamak için. Sefer, Sibirya’nın Arktik kıyısının büyük bir bölümünü haritaladı ve Sibirya tüccarlarını Alaska yakınlarındaki adalarda kürk ticareti geliştirmeye teşvik etti . St. Petersburg’daki amirallik koleji tarafından desteklendi . Seferin planlayıcısı Yüzbaşıydı.Vitus Bering , Rus donanmasında görev yapan bir Danimarkalı. O ve Yüzbaşı.AI Chirikov, 1741’de Kuzey Pasifik’i geçen bir gemiye komuta etti. Gemiler bir fırtınada ayrılmış olsa da, her biri Alaska anakarasını gördü ve kıyıdan bazı adalara ulaştı. Teğmen.SI Chelyuskin, Sibirya anakarasının en kuzey noktası olan ve kendisine adını veren buruna ulaştı ve kuzenleriKhariton veDmitriy Laptev, Taymir Yarımadası’ndan Kolyma Nehri’ne kadar Sibirya kıyılarının haritasını çıkardı.[9]

ALTAY DAĞLARI VE CİVARI

 

GÜNEY SİBİRYA NEHİRLERİ

Sibirya’nın ana nehirlerinden bazıları, Lena, İrtiş, Yenisey ve Obi Nehri gibi Güney Sibirya dağ sisteminden doğar. Bölgenin diğer nehirleri Argun, Tom, Şilka, Selenge, Katun ve Biy Nehri’dir. Büyük Baykal Gölü, bölgenin en tanınmış gölüdür.

İrtiş-Ob-Yenisey nehirleri

Ob-İrtiş nehri

Başkentler: Astana. Novosibirsk

 Ob Nehri

Rusya’da yer alan bir nehirdir. Asya’nın en büyük nehirlerinden biri
olan Ob, Altay Dağları’ndaki kaynaklarından Ob Körfezi’nden Kuzey Kutup
Denizi’nin Kara Denizine çıkışına kadar batı Sibirya’da kuzey ve batıya doğru akar.
Fiziksel çevresi ve popülasyonunda olağanüstü farklılıklar gösteren, Rusya’nın
kalbindeki bölgeyi geçen büyük bir ulaşım arteridir. Ob, nehrin alt akışını çevreleyen
bölgenin ve içine deşarj ettiği buzla tıkanan suların çoraklığına izin verse bile, Ob nehri
, yolcu ve yük taşımacılığına elverişli olması nedeniyle büyük ekonomik potansiyele
sahiptir. Ancak, Irtysh Nehri, Ob’un ana parçası olarak kabul edilirse, azami uzunluğu
5.410 km ile Ob, dünyanın yedinci en uzun nehri olarak kabul edilebilir. Nehrin su
toplama alanı yaklaşık 2.975.000 km2’dir ve dünyada bu konuda altıncı sıradadır. [13]

İrtiş Nehri

Orta-batı Asya’da yer alan bir nehirdir. 4.248 km uzunluğu ile en
uzun nehirlerden biridir. İrtiş Nehri ile Ob Nehri sistemi birlikte dünyanın en büyük
yedinci nehir sistemini oluşturmaktadır. İrtiş, Moğol Altay Dağlarından Sincan Uygur
Özerk Bölgesi içinde, Çin’de doğar, kuzeybatıya doğru hareket ederek Batı-Sibirya’da
Khanty-Mansiysk şehri yakınında Obi Nehri ile birleşip Kara Denizine (Sibirya’nın kuzeyinde, Arktik Okyanusu’nun bir uzantısı olan denizdir.) dökülür.
İrtiş Irmağı’nın havza alanı 1.673.470 km²’dir. Üzerinde Öskemen adıyla 1952’de ve
Bukhtarma adıyla 1960 yılında tamamlanan toplam iki adet hidroelektrik santrali
bulunmaktadır. Nehir gemi seferlerine açıktır. Üzerinde yer alan limanlar Rusya’da
Hantı-Mansiysk, Tobolsk, Tara ve Omsk ile Kazakistan’da Pavlodar, Semey ve
Öskemen limanlarıdır. [14]

Lena nehri

Başkent: Yakutsk

Lena Nehri , Rusya’nın en büyük nehri ve dünyanın en uzun 11. nehri veya nehir sistemidir. Güneydoğu Sibirya’daki Baykal Gölü’nün batı kıyılarındaki dağlardaki kaynaklarından Arktik Laptev Denizi’ndeki deltasının ağzına kadar 2.734 mil (4.400 km) akar . AlanıNehrin havza alanı yaklaşık 2.490.000 kilometrekaredir. Lena Nehri havzasının çoğu Başkenti Kuzeydoğu Sibirya’da bulunan Saha (Yakutya) cumhuriyeti Yakutsk , Lena Nehri kıyısında yer almaktadır.

Lena, Kachug’un altındaki bölümlerde küçük teknelerle ve Ust-Kut’un altındaki bölümlerde daha büyük gemilerle gezilebilir. En önemli limanlar Bulun, Zhigansk, Yakutsk, Vitim, Kirensk, Osetrovo, Zhigalovo ve Kachug’dur. Gezilebilir ana kollar sol kıyıda Kirenga ve Vilyuy ve sağ kıyıda Vitim, Olyokma ve Aldan’dır. Kereste, kürk, altın, mika, endüstriyel ürünler ve gıda ana kargolardır.

Lena’nın ilk Avrupalı ​​keşfi 17. yüzyılın başlarında Ruslar tarafından gerçekleştirildi. 1631’de Ust-Kut’ta bir kale ve yerleşim yeri kuruldu. İlk bilimsel araştırma 1733-42’de Büyük Kuzey Seferi tarafından gerçekleştirildi. [15]

Yenisey nehri

Başkent: Krasnoyarsk. Abakan. Kızıl. Ulanbaatar.

Yenisey Nehri ; Asya kıtasının en büyük nehridir. Ortalama 19.800 m3/s akıntı
hızı ile dünyanın en yüksek debisine sahip olan altıncı nehirdir. Nehir kaynağını
Moğolistan’ın dağlarından alarak Sibirya topraklarının büyük bölümünü sulayarak
geçer ve daha sonra Kuzey buz denizi bölgesinde Kara Denizi’ne sularını boşaltır. Bir
çok Türk ve Moğol devletinin bu nehrin etrafında kurulmuş olmasından dolayı nehir
bu iki ırk açısından tarihi öneme sahiptir. Türk asıllı Tuva Cumhuriyetinin başkenti
olan Kızıl şehri Yenisey akarsuyu kenarında kuruludur. Selenga nehrini de dahil
edersek, Yenisey nehrinin uzunluğu yaklaşık 5.539 km ve havza alanı da 2.580.000
km2’dir.Yenisey nehrinde Oznachennoye ile deniz arasında düzenli olarak gemiler
seferleri yapılmakta, yük ve yolcu taşınmaktadır. Nehir üzerinde yer alan başlıca
limanlar; Krasnoyarsk, Strelka (Angara birleşme noktasında), Yeniseysk, Igarka,
Dudinka ve Ust-Port’tur.
Kereste taşıması nehir üzerinde gerçekleştirilen taşımacılıkta
ana kargo türü konumundadır. Kargonun bir kısmı Krasnoyarsk’a yukarı doğru
gitmekte ve tersine harekette tahıl, kömür, petrol ürünleri, makine ve yine kereste
taşıması yapılmaktadır. [16]

TONYUKUK YAZITINDA GÜNEY SİBİRYA [17]

 

Harita: Tonyukuk’un Güney Sibirya Seferleri

Tonyukuk Yazıtı Nehirler-Göl (8): 

  • Ak Termal Irmağı (Rusya, Tuva Cumhuriyeti).
  • Anı Irmağı (Rusya, Hakasya).
  • Bolçu (Çin, Altay İli).
  • İnci Irmağı ( Özbekistan).
  • İngek Gölcüğü ( İnekler Gölü, Moğolistan).
  • İrtiş Irmağı (Rusya).
  • Kök Öng Irmağı (Moğolistan).
  • Tola Irmağı (Moğolistan).

Tonyukuk yazıtında Güney Sibirya’da 7 nehir ve 1 gölden bahsedilmektedir. Yazıtlarımız ise nehir adlarına atfen adlandırılmışlardır. Yenisey, Orhun. İlk yazılı eserlerimizde söz konusu olan su kuşağı coğrafyalarıdır. Türklerin yazıları ve yaşantıları nehir ortamları ile alakalıdır. Türk jeopolitiğinin sulak alanlar coğrafyaları araştırılmalıdır.

Sayın Levent Ağaoğlu, Tonyukuk’un siyasi faaliyetinin ve kahramanlıklarının her taraftan incelenmesine yönelik fikrinizi candan kabul ediyorum. Bu kişilik gerçekten derinden incelenmesine layık, çünkü faaliyetleriyle Eski Türk Devletinin gelişmesine  ve dünyada tarihi rol oynamasına önemli katkıda bulunmuştur. Her yaz Orta Asya ve Güney Sibirya’da eski Türk devresine ait anıtların keşfedilmesini amaçlayan saha araştırmalarında bulunmamı galiba biliyorsunuz. Bir yıl önce Tonyukuk’un gerçekleştirdiği savaş seferinin güzergâhından geçmeğe  çabaladım. Batı Sayan dağ zincirinden Ona (Anı) nehri boyunca uzanan bu yol bugün de çok zor, bazı kısımları bir taşıt aracıyla ulaşılamaz, sadece dar patikalarla  atlı olarak veya yürüyerek geçilebilir.

Tuvalı avcılar, bu yol üzerinde bulunan Kara-Hol gölü civarında bulunan ve  yerli efsanelere göre büyük meydan muharebesinin olduğu ovayı bana gösterdiler. Söz konusu ovada Türk devresine ait büyük mezarlık bulunmaktadır. Aynı yerde Türk runik yazıtlarını buldum ve şimdi bu yazıtların okunması üzerine çalışmaktayım. Tonyukuk tarafından  Kırgızlara karşı yapılması bilinen seferden başka bu bölgede herhangi bir askeri olay hakkında bilgi kaydedilmemiştir.

Size önerebildiğim birinci süje, Türk ordusunun tahminen yaptığı yolun betimlenmesi ve haritasıdır. İkinci süje, bu bölgede keşfettiğim runik yazıtların okunmasından kaynaklanacaktır. Üçüncü süje de, Tonyukuk’un gerçekleştirdiği savaş seferinin son noktası ve Kırgız Kağanıyla yaptığı meydan muharebesidir. Hakasya’da Kırgız Kağanı Bars-Beg’in konağının bulunduğu ovayı biliyorum. O ovada Tonyukuk’un başkanlığındaki ordu, Kırgızları uyku halinde bulmuştu. Ovada, yerli mitlere göre, meydan muharebesinin şemasını gösteren bir taş var, bir de bu olaylarla ilgili yazıtlar ve diğer şeyler keşfedilmiştir. Yukarıdaki önerilerim ilginizi çektilerse, lütfen, bana bu materyellerin ve resimlerin hazırlanması için planladığınız süreleri bildiriniz. Öte yandan  önümüzdeki iki ayda başka işlerle çok meşgul olacağımı ve sadece  Aralık ayında bu çalışmalara başlayabileceğimi dikkate aldığınızı rica ederim. Saygılarımla ve başarılar dileklerimle, 29 Ekim 2016. Prof. Dmitri Vasilyev.[18]

SONUÇ: “TÜRK JEOPOLİTİĞİ”

  1. Güney Sibirya Su Kuşağı kavşağında batı yönünde Kazakistan ve doğu yönünde Moğolistan, kuzey yönünde Rusya ve Güney yönünde ise Çin birbirlerine sınırdaş konumdadırlar. Böylesine kritik bir kavşak noktasında söz konusu olan ise Türk Jeopolitiğidir açıkçası.
  2. Kazakistan bir Türk Devletler Teşkilatı üyesi devlettir. Moğolistan, Türklerin (Hunlar, Göktürkler) ata yurdudur. Rusya içerisindeki Tuva Cumhuriyeti, Altay Cumhuriyeti, Hakasya Cumhuriyeti ve Saha (Yakutya) Cumhuriyeti Türk topluluklardır.
  3. En nihayetinde, Çin’in, Güney Sibirya’da Kazakistan, Rusya ve Moğolistan ile sınırdaş olduğu noktada kendi içerisindeki özerk bölge olan Doğu Türkistan yer almaktadır.
  4. Bu sıralamanın da net olarak gösterdiği üzere Güney Sibirya, bu söz konusu dört ülkenin içerisindeki Türk toplulukları vesilesiyle bir Türk Jeopolitiğidir aynı zamanda. Konuşulan dil Türkçedir. O halde Türk Jeopolitiği ve unsuru buradaki dört ülkeyi de kültürel bağlarla, dil politik üzerinden birbirlerine bağlayan bir unsurdur.
  5. Söz konusu jeopolitiğin, 21. yüzyılın Arktik ve  Pasifik Okyanusları etkileşim ve iletişiminde başat ve barışçıl bir öğe olarak değerlendirilmesi, bölge ülkelerini birbirlerine daha sıkı bir biçimde bağlayacaktır.
  6. Nasıl ki ABD Başkanı Trump, Kanada ve Grönland topraklarına göz koyarak Arktik Okyanusu’na ilişkin barışçıl olmayan emeller yürütmekte ise, ki İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyelikleri de bu sebeple Amerikan devleti tarafından gündeme getirilmiş ve başarılmıştır.
  7. Arktik Okyanusu artık 21. yüzyılın ikinci çeyreğinden itibaren uluslararası ilişkilerin ana gündem maddelerinden birisi halindedir. Çünkü, 21.yüzyılın ikinci 25 yıllık döneminde 2050’ye kadar Arktik Okyanusu uluslararası deniz ulaşımına elverişli bir konuma gelecektir.
  8. Buzullar eriyip yok olmaktadır. Nasıl ki Grönland nadir elementlere yataklık eden bir toprak parçası ise, aynı şekilde Sibirya da o denli değerlidir. Bu durumda Türk Jeopolitiğinin, Türkiye, Türkistan ülkeleri, Rusya ve Çin işbirlikleri içerisinde, süper güç Amerika’nın emellerine karşı, çok kutuplu bir dünyanın işbirliği örneği olarak öne çıkması önem kazanmaktadır.
  9. Çift çekirdekli (Türkiye ve Türkistan) jeopolitiğimiz eşzamanlı “Türk Pusulası” olarak işlevselleşerek, Türk Jeopolitiği, 21.yüzyıl ile birlikte okyanuslara yönelerek küresel bir deniz gücü haline gelecektir.
  10. Güney Sibirya Türk Jeopolitiği, Kazakistan, Moğolistan, Rusya (Tuva, Hakasya, Altay özerk cumhuriyetleri) ve Çin Doğu Türkistanında kendisini göstermektedir.

DİPNOTLAR

[1] Türk Etnogenezi Meselesinde Neolitik-Tunç ve Demir Çağları’ndaki Kültürler Üzerine Bir Değerlendirme. Yıl 2020, Cilt: 19 Sayı: 2, 447 – 458, 25.04.2020 Elvin Yıldırım https://dergipark.org.tr/tr/pub/jss/issue/53719/615506

[2] Prof Dr Osman Karatay. Eposta 24 Eylül 2024

[3] https://tr.wikipedia.org/wiki/Orhun_Yazıtları

[4] https://www.google.com/search?q=dergipark+g%C3%BCney+sibirya&ie=UTF-8&oe=UTF-8&hl=tr-tr&client=safar#ip=1

[5] https://turan.org/guney-sibirya-turklugu/

[6] https://tr.m.wikipedia.org/wiki/Rusya%27n%C4%B1n_cumhuriyetleri

[7] https://en.wikipedia.org/wiki/South_Central_Siberia

[8] https://en.wikipedia.org/wiki/South_Siberian_Mountains#:~:text=The%20South%20Siberian%20Mountains%20are,of%20the%20Great%20Russian%20Regions.

[9] https://www.britannica.com/event/Great-Northern-Expedition

[10] https://www.fallingrain.com/world/a/A/l/t/a/i/

[11] https://www.fallingrain.com/world/a/A/l/t/a/y/

[12] https://www.fallingrain.com/world/a/A/l/t/a/239/

[13] Liliya Malik, Philip Micklin, Lewis Owen (Çevrimiçi) https://www.britannica.com/place/Ob-River 24.12.2018

[14] Kenneth Pletcher, (Çevrimiçi) https://www.britannica.com/place/Irtysh-River 26.12.2018
[15] https://www.britannica.com/place/Lena-River

[16] Lewis Owen, Yenisey River, (Çevrimiçi) https://www.britannica.com/place/Yenisey-River
24.12.2018

[17] https://www.agaoglulevent.com/bilge-tonyukukun-seferleri/

[18] Tonyukuk’un Savaş Seferinin Güzergahı

 

Türk Jeopolitiği

Bir eser başlığı olarak ilk kez Kaşgarlı Mahmut’un Divan’ı Lügati’t Türk (1074) adlı sözlüğünde kullanılan Türk kavramı ardından geçen uzun yüzyıllar boyunca kavram olarak kullanımdan düşmüş ve fakat 19. yüzyılda Şemsettin Sami’nin Kamus-ı Türki (1901) adlı sözlüğü ile yeniden gündeme gelmiştir. Kamûs-ı Türkî, adında “Türk” sözcüğü geçen ilk Türkçeden Türkçeye sözlüktür. Bunun üzerinde etkili olan bir diğer gelişme ise Vilhelm Thomsen (1842-1927) tarafından 1893 yılında Orhun Yazıtlarının dilinin Türkçe olarak çözülmesi ile ilgilidir.

Ardından Yusuf Akçura‘nın Üç Tarz-ı Siyaset (1904) adlı kitabı ve Ziya Gökalp’in Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak (1918), Türkçülüğün Esasları (1923), Türk Töresi (1923) gibi kitapları bu konudaki başlangıç literatür olarak zikredilebilecektir. Türk kavramını, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, tüm yönleriyle ele alarak, devleti ve ulusu Türk kavramı etrafında şekillendirmişti.

Siyasi kavram olarak Türklük, ikinci Göktürk devleti ile birlikte Kutluk Kağan ile ilgili keşfedilen yeni bir yazıt’ta ve ayrıca Tonyukuk yazıtında ortaya çıkmıştı. Böylelikle Türk kavramı ilk kez Göktürkler ile hayat bulmuştur.

Göktürkler döneminde Türk kavramı etrafında bir uluslaşmaya karşın Karahanlılar devletinde vuku bulan İslamlaşma ile birlikte ümmet olgusu öne çıkmış ve Türk kavramı 1000 yıl boyunca unutulmaya yüz tutmuştu. Türkiye Cumhuriyeti ile birlikte kavram yeniden gündeme gelmişti

Türkler, çok geniş coğrafyalarda varlık göstermelerine ve yeradlarını dilleriyle bu coğrafyalara nakşetmelerine ve beş temel renk ( ak, kara, kızıl, sarı, gök) yön belirten yer adlarını kullanmalarına karşın, herhangi bir jeopolitik sistematik ve teori maalesef geliştirememişlerdir.

Bu konudaki akla gelen yegane eser Katip Çelebi’nin Cihannüma adlı dünya coğrafyasını inceleyen kitabıdır. Kitabın ilk kısmı önsöz ile başlar, yerküre, okyanuslar, kutuplar ve kıtalar ile ilgili genel bilgiler verilir. İkinci bölümde; batıdan başlayarak doğuya doğru: Endülüs, Bosna, Macaristan ve Rumeli topraklara dair bilgiler verilir. Yazar Venedik, Anadolu, Fransa, Vatikan, Britanya ile ilgili yeterli bilgilere ulaşamadığı için kitabına alamamıştır.

Dış Dünya’ya neden ilgimiz yok?

Bir ülkenin kendi dışındaki dünyayı incelemesi sınıflaması kategorize etmesi dış dünya ile olan yakınlığın ve faydanın temin edilmesi açısından önemli bir faaliyettir. ABD’den Samuel…

Coğrafyaları, yönler itibari ile de kendi açımızdan inceleyen kavramlar geliştirilmiş olmamıza rağmen, İmparatorluğumuz çöküşe geçtiğinden ötürü, bunlar kullanımdan düşmüş ve Anglosakson kavramlar ( Orta Doğu, Orta Asya vb.) tabirler tarzında coğrafyalarımıza son derece yabancı olan kavramlar kullanılmaya başlanmıştır.

BM 5 güçleri olan ABD, İngiltere, Fransa, Rusya, Çin gibi küresel boyutlu ülkelerin kendi jeopolitik çerçeve ve teorileri ve bu konularda geliştirilmiş kavramları söz konusudur. Bu ülkelere Almanya, Japonya, İspanya, İtalya gibi ülkeleri de ilave edebiliriz.

Türkiye’de politik değerlendirmeler maalesef sadece tarih ve tarihteki kişiler üzerine yoğunlaşmış olup coğrafya konusunda bir ilgisizlik ve bilgisizlik çok yaygındır.

Türk Jeopolitik Alanları

O halde bizlere düşen vazife kendi kavramlarımızla jeopolitik teorimizi ortaya koymak ve geliştirmek olmalıdır. Burada kastedilen sadece Türkiye Cumhuriyeti’nin jeopolitiği anlamında değildir ve fakat Türk kavramı etrafında şekillenmiş özellikle üç kıtada mevcut olan Türklerin varlığını esas alan jeopolitik çerçeve ve teoridir.

Tonyukuk yazıtında, Güney Sibirya’daki 7 nehir ve 1 gölden bahsedilmektedir. Yazıtlarımız da nehir adlarına atfen adlandırılmışlardır; Yenisey, Orhun. İlk yazılı eserlerimizde söz konusu olan böylece su kuşağı coğrafyalarıdır. Türklerin yazıları ve yaşantıları nehir ortamları ile alakalıdır. Türk jeopolitiğinin Asya’daki sulak alanlar coğrafyaları araştırılmalıdır.

ATÜT vb.tarzlarda sağlı sollu ideolojik boş söylemlerde bulunanlar Türk Su Jeopolitiğinden bihaber olmaya devam ediyorlar.  Teo (siyasal islam) ile Jeo (coğrafya) çelişkisini aşamıyoruz. Halbuki Türk Jeopolitiği kıtalar tecrübesi ve ayak izlerine sahip olduğundan ötürü, küresel mahiyettedir.

İngilizler kuzey Amerika kıtasını, İspanyollar Güney Amerika kıtasını ve Ruslar da Asya’nın Sibirya topraklarını eşzamanlı olarak keşfetmişler ve bu coğrafyaları adlandırmışlar, jeo-politikalarının en değerli parçaları haline getirmişlerdir. Keşfedilenler ise aslında Asya’dan Amerikalara göç eden Sibirya Yakutistan’ın Türk&Turan halklarıdır.

Kenevir Yazıları / Cannabis&Hemp Articles

Harita: Dokumacılıkta kullanılan ana lif kaynakları MÖ 3000

Kaynak: Elizabeth Barher, Prehistoric Textiles

 

K E N E V İ R

Türkistan Kenevirin Anavatanıdır

Uygur Hikayesi. MS 1000   Türkistan Kenevirin Anavatanıdır

Kenevir, Orta Asya, Türkistan’da ortaya çıkan bir üründür.

Kenevir Yeradlarının Bulunduğu Ülkeler   Belki de Buzul Çağı’nın bitiminden sonraki Holosen ısınması yaklaşık 12.000 yıl önce başladıktan hemen sonra veya daha sonra tarımın gelişi sırasında…

Kenevir Yolu

Derler ya bunun kökü kökeni nerde diye, bu manada denizciliğimizin kökünü de atavatan Türkistan’daki 14,000 yaşındaki kenevir bitkisinde bulmak anlamlı oldu. Neticede, kenevirden mamul…

Kenevir Yolu

TÜRK KENEVİRİ: TÜRKİYE VE TÜRKİSTAN’DA KENDİR – KENEVİR KÜLTÜRÜNÜN KÖKENLERİ. LEVENT AĞAOĞLU Büyük Asya’da Hunlar’dan başlayarak giyim kuşam için ekilip biçilen kendir, Osmanlılar ile birlikte Küçük…

Kenevir Selülozunun temel kullanımları

  “Doğada 3 günde yok oluyor”: Kenevirden CBD (Cannabidiol) adı verilen bir yağ çıktığını da belirten Dr. İsmail Tokalak, bu yağın milyarlarca dolarlık değeri…

Kenevirin Tıbbi Kullanımı

Kenevir THC – Tetraidrocannabinolo Türkiye’de 2005 yılında tohum ve lif için ekilen kenevir alanları 65’şer hektar iken, 2014 yılında 1 hektara kadar düşmüştür. Türkiye’de kenevir, 2019…

TÜRK DENİZCİLİĞİNDE STRATEJİK BİR ÜRÜN: T Ü R K   K E N E V İ R İ

Ana Kavramlar: Kenevir. Deniz. Osmanlı. Türkistan. Nehi.r Yol. Göl. Bozkır. Halat KENEVİRİN KÖKEN COĞRAFYALARI: TÜRKİSTAN SU KUŞAĞI ve KENEVİRİN TÜRK DENİZCİLİĞİ AÇISINDAN ÖNEMİ Kenevirin kökeni Orta…

C A N N A B I S 

Perhaps soon after Holocene warming began about 12,000 years ago, or later during the advent of agriculture, it was spread across Eurasia by humans….
Perhaps soon after Holocene warming began about 12,000 years ago, or later during the advent of agriculture, it was spread across Eurasia by humans….

H E M P

Cultural reflections from hemp yarn to loom. Samsun “The Secret of Cannabis; With the project titled “Cultural Reflections from Fiber to the Loom”, women’s tunics,…

Hemp Place Names All Over The World

  Kandahar Afganistan Yerleşim Yeri Populated place Kandahari Afganistan Yerleşim Yeri Populated place Kandahari Afganistan Yerleşim Yeri Populated place Kandahar Afganistan İdari Yönetim Birim Administrative area Kandahar Afganistan İdari Yönetim Birim Administrative area Kandahar Tsah Afganistan Su Kaynağı Well Kandahar Afganistan Hava Alanı Air field Kandir Afganistan Yerleşim Yeri Populated place Kenderak Afganistan Yerleşim Yeri Populated place Kenderake Dektor Afganistan Yerleşim Yeri Populated place Kendera…

Kender (Hemp) Place Names in Hungary

According to Balasa and Ortutay (1979), hemp cultivation and weaving were among the oldest Hungarian cultural traits, possibly because these local occupations were partly…

Turkish Hemp

HEMP  IN TURKEY AND TURKISTAN – THE ORIGINS OF HEMP CULTURE  “… They spun wool, hemp, weaving cloth, weaving (?) and the other masters were also working their own works of…

Denizler ve Okyanuslar

Portekiz İmparatorluğu

Osmanlı İmparatorluğu

Büyük resim işte bu haritalar..

Portekiz İmparatorluğu; Okyanuslar Gücü.. Ulusal Marş metninde deniz ve okyanus var.

Osmanlı İmparatorluğu. Beş Denizler hakimi ama okyanuslara çıkamamış.

Portekiz imparatorluğunda, evet, Afrika’nın okyanus kıyıları.

Ve tüm okyanusların kıyılarında konuşlanmışlar.

Neticede Okyanus kültürü çıkmış ortaya. Değil mi?

12 Eylüle çeyrek kala Fotoğraflarla İstanbul

Anılarımdan bir kare.
1975
Demirel bilge liderdi ama Tek Adam değildi.

Foto Saraçhane
Belediyeye nazır

Turkish Political Slogans on the Streets. Istanbul. 1975

Siyasi tarih açısından 1975 yılı, 12 Mart 1971 darbesi ile 12 Eylül 1980 darbesi arasındaki ara dönemdir. Askeri darbeler arasındaki dönemin ülke koşulları fotoğraflarla gün yüzüne çıkarılmıştır.

 

Türkistan Yollarında Kırgızistan, Kazakistan, Özbekistan; Yücel Feyzioğlu

21-11-24-14-YC

20-11-24-14-YC

19-11-24-14-YC

03-01-25-14-YC

02-01-25-14-YC

01-01-25-14-YC

31-12-24-14-YC

Dilpolitik Kavramı

Tespitler:

  • Jeo Politik: Kendimiz için kullanılmamaktadır, Atlantik güçlerinin karakol devletleri ( Yunanistan, İsrail) üzerinden JP gücümüz eritilmekte, işlevsiz hale getirilmektedir.
  • Ekonomi Politik: Faiz ve dış borç sarmalı ( 200 yıl )
  • Teo Politik: Siyasal İslam çıkmazı (1980 darbesinden itibaren) ve etrafımızdaki teopolitik güçler; İran (Şii Hilali), ABD-İsrail (Arzı Mevud Siyonizmi)
  • Dil Politik: Dünya Dilimiz Türkçe maalesef politik bir güç olarak değerlendirilmemektedir.
  • “Türkiye’de Türkçülüğü ırkçılık olarak gören ve “Türk” yerine “Türkiye” kelimesini tercih eden zihniyet, Suriye ve Irak’ta Türkmen kimliğini de yok saymaya devam ediyor.“ Teo-Politik, Şiilik ve Siyonizm olarak İran ve İsrail’in resmi politikası. Fakat Türkiye, siyasal islam teo politiği üzerinden tarihine yabancılaşıyor.

Kavramlar

Düşünce gücü, kelimeler üzerinden geliştirilecek olan kavramlar vasıtasıyla işlevsellik kazanmaktadır. Ne kadar çok sayıda kavramlarınız mevcut ise o derece düşünce gücünüz yüksek seviyelerde ilerlemekte ve hızlanmaktadır. Söz nasıl kelimeler ile anlam kazanmakta ise, düşünce de aynı şekilde kavramlar ile hayat bulmaktadır.

Sadece kelimelerle yetinmek, kavramlar açısından zayıf bir hazineye neden olurken, düşünce gücünü de ciddi şekilde köreltmektedir.

Felsefe de özellikle yeni kavramlar üretilmesi açısından önemli bir araçtır. Çünkü felsefe ile birlikte düşünce gücü yoğunluk kazanmaktadır.

Kavram sözlüğünüz ne kadar kapsamlı ve geniş ise düşünceleriniz ile çözümler bulmak kolaylaşacaktır. Ayrıca, yeni bilgiler, yeni kavramları da zorunlu kılmaktadır.

Politika ve politik kavramlarını ele alalım. Ekonomi, coğrafya, din konularında politik kavramı bu alanlara eşlik etmektedir; ekonomik politik, jeopolitik, teo politik tarzında.

DilPolitik Kavramı

Fakat dil konusunda, dile politik bir güç kazandırmak anlamında bir dilpolitik kavramı sözlüğümüzde bulunmamaktadır. O halde diyebiliyoruz ki zengin olan sadece coğrafyamız değildir, biz nasıl jeopolitik yönden güçlü bir ülke isek ki, dilimiz de o denli güçlüdür.

Çünkü, kavşak bir coğrafyaya, kıtaları birleştiren bir coğrafyaya yerleşmiş durumdayız, aynı şekilde son derece güçlü bir iletişim yeteneği bulunan dilimiz de aslında politik bir güç kazandıracaktır bizlere.

Bu manada, işte efendim Osmanlılar başka uluslara Türkçe dilimizi öğretmediler tarzında boş şikayetlerle zihnimizi yormaktansa, dilimizi uygun politikalar uygulamak suretiyle, İngilizlerin yaptığı gibi, dünya dili haline dönüştürmek, burada önemli bir vazife olarak gözükmektedir.

İngilizler ve Fransızlar dilleri üzerinden politik bir güç yaratmışlardır. Afrika’nın doğu kıyısında İngilizler, batı kıyılarında da Fransızlar, ayrıca Hindistan’da İngilizler, güneydoğu Asya’da ve Kanada’da Fransızlar, güney Amerika kıtasında İspanyollar ve Portekizliler, dil politik güçlerini kullanmışlardır.

Türkçe ise 18 dile sözcükler vererek o diller ile entegre olmuş ve çok geniş bir sahada, Avrupa, Asya, Afrika kıtalarının Balkanlar, Kafkasya, Kuzey Afrika, Mezopotamya, Türkistan ve Hindistan coğrafyalarında konuşulan bir dil olmasına karşın Türkçe üzerinden bir “dil politik güç” yaratılamamıştır ve halihazırda da üzerinde düşünülüp, tasarlanmamaktadır.

Türkistan Kenevirin Anavatanıdır

Uygur Hikayesi. MS 1000

 

Türkistan Kenevirin Anavatanıdır

TÜRK DENİZCİLİĞİNDE STRATEJİK BİR ÜRÜN: T Ü R K   K E N E V İ R İ

Ana Kavramlar: Kenevir. Deniz. Osmanlı. Türkistan. Nehi.r Yol. Göl. Bozkır. Halat
KENEVİRİN KÖKEN COĞRAFYALARI: TÜRKİSTAN SU KUŞAĞI ve KENEVİRİN TÜRK DENİZCİLİĞİ AÇISINDAN ÖNEMİ

Kenevirin kökeni Orta Asya Türkistan’ı olup bu coğrafyadan kıtalara yayılmıştır. Bir kuzey bitkisi olan kenevir güneye (Hindistan), doğuya (Çin)  ve batıya (Akdeniz, Avrupa) Türkistan’dan yayılmıştır.  Her durumda, Orta Asya’nın Kenevirin birincil kökeni ve erken evrimi için açık ara en makul yeri sunduğuna inanıyoruz. De Candolle (1967), Kenevirin yalnızca Hazar Denizi’nin güneyinde, Sibirya’da İrtiş Nehri yakınlarında ve Baykal Gölü’nün ötesindeki Kırgız Çölü’nde “vahşi” olarak bulunduğunu belirtti; ayrıca ilk olarak Güney Sibirya’da yetiştirildiğini öne sürdü.

Kenevir “Hazar Denizi yakınlarındaki ılıman Asya bölgelerine, Güney Sibirya‘ya, Kırgız Çölü’ne ve İran’a özgüdür.” Kenevir’in doğal kökeni Orta Asya’da, muhtemelen Tanrı Dağları veya Altay Dağları’nın yüksek vadilerinde gerçekleşmiştir ve Kenevir’in ilk olmasa da çok erken kültürel uygulamaları erken Buzul Çağı sırasında aynı genel alanda gerçekleşmiştir. Kenevir, Orta Asya’da ortaya çıktıysa, Buzul Çağı buzulları ilerledikçe güneydoğuya doğru Doğu Asya’ya ve güneybatıya doğru Avrupa’ya yayılmak için ideal bir konumda bulunmakta idi..

Kenevirin evrimsel kökeni Avrasya’da bir yerlerde, büyük olasılıkla da Orta Asya’nın tayga veya bozkır ormanlarının güney sınırlarındaydı. Yerli kenevir popülasyonlarının bu bölgede, özellikle de tatlı suya yakın olan yerlerde bulunması, insanlarla ilk etkileşiminde etkin bir rol oynamıştır. Bu akuatik ortam; akarsular, nehirler, göller ile Orta Asya’da ‘tugia’ olarak bilinen, “nehir vadilerinde yetişkin ağaçlar, çalılıklar ve otlaklar içeren ekolojik topluluklardan” oluşuyordu. Bunlar “nehir vadilerinde olgun ormanlık alan, çalılık ve çayırlardan oluşan” sulak alanlarla ilişkili ekolojik topluluklardır (Dolukhanov 1986). Kenevirin, güneş seven ve azot bakımından zengin ortamlarda gelişen, insan kaynaklı çöp yığınları da buna dahil, bir bitki olduğunu biliyoruz. İnsanlar ve kenevir arasındaki bu yakın ilişki, erken dönemde yetiştirilmeye başlanması ve zamanla nihayetinde kültürleştirilmesine önayak olmuştur.[1]

Diğer yandan Su Yolları boyutu ise özellikle Yenisey, İrtiş, Selenga, Orhun, Seyhun, Ceyhun nehirleri ile Aral gölü, Baykal gölü ve Balkaş gölü üzerindeki su kaynaklarına dayalı olarak yapılan faaliyetlerdi. İşte burada karşımıza kenevir bitkisi çıkmaktadır. Kenevir, sulak alanlarda yetişen bir bitkidir ve kökeni Türkistan‘daki sulak alanlardır.

Türkler keneviri, hem giyim kuşam üretimlerinde kullanmışlar hem de halat, yelken bezi gibi denizcilerin ana malzemeleri için kenevire başvurmuşlar ve akabinde Akdeniz kıyılarına geldiklerinde bu malzeme sayesinde Akdeniz’in bir numaralı deniz gücü haline gelmişlerdir.

Çünkü, kenevir, yelken bezi ve son derece dayanıklı halat yapımında kullanılmaktadır ki halat da denizcilikte çok temel bir unsurdur. Böylelikle bozkır ve su kültürünün sentezi olarak, bozkıra dayalı yönler Türklerin bozkırlar meralar boyunca sürekli olarak aktif olmalarını, yola koyulmalarını, Sarı Nehir boylarından Tuna Nehri boylarına kadar her yüzyılda bir yaptıkları seferlerle, aile göçleri ile İran, Avrupa, Afrika ve Anadolu içlerine ulaşmalarını sağlamış, jeopolitik boyut bu şekilde değişim göstermiştir.

Harita: Sarı Nehir’den Mavi Tuna’ya Kenevir Yolu [2]

İpek Yolu, Çin tasarımıdır. Özellikle Macaristan’da ve Kazakistan’da çok sayıda yer adı mevcuttur. Türkiye’nin, kenevir yolu kavramını gündemine alarak bu konuda İpek Yolu’na alternatif şekilde, kendi kültür ve medeniyetine ait olan bir yol güzergâhını gündeme getirmesi önem taşımaktadır. Kendir-Kenevir Yolu ise Türkistan ataların yoludur. Kenevirin, adını Asya ile Avrupa arasındaki transit yola veren ipek materyalinden çok daha fazla ve fonksiyonel bir kullanımı mevcuttur. Bundan ötürü, Kazakistan’dan başlayıp Macaristan’a kadar olan 25 ülkede kenevir ile bağlantılı yer adlarına rastlanmaktadır ve bu ülkeler Asya, Avrupa, Afrika kıtalarını dağılmışlardır.

OSMANLI DÖNEMİNDE GEMİ SANAYİİNDE KENEVİRİN GELİŞİMİ&ÜRETİM MERKEZLERİ

MÖ 3000’li yıllarda dokumacılıkta kullanılan ana lif kaynakları (Kenevir, Keten, Pamuk, İpek, Yün) haritasında Çin’in Sarı Nehir coğrafyasından başlamak üzere Türkistan ve Karadeniz kuzeyi, kenevir bölgeleri olarak gözükmektedir.

Harita: Dokumacılıkta kullanılan ana lif kaynakları MÖ 3000

Kaynak: Elizabeth Barher, Prehistoric Textiles

Büyük Asya’da Hunlar’dan başlayarak giyim kuşam için ekilip biçilen kenevir, Osmanlılar ile birlikte Küçük Asya’da özellikle Karadeniz bölgesinde olmak üzere bilhassa stratejik bir ürün vasfı kazanmış, savaş ekonomisinin olmazsa olmazı haline gelmiştir. 19.yüzyılda Batı ile savaşın gereği üretimi zirvelere çıkan kenevir, 20.yüzyıl ortalarına doğru Batı’nın baskıları neticesinde Türkiye Cumhuriyeti’nde üretimi yasak bir ürün haline gelmiştir. 

Kenevir (kendir) aynı zamanda kendimizdir, kendimiz olma mücadelesidir aslında. Her iki mücadele de birbiri ile iç içedir. 19.yüzyıl Merkantilizm çağında Balta Limanı Serbest Ticaret Anlaşması ile çökertilen Osmanlı Sanayii İngiliz Kumaşının, 2.Dünya Savaşı sonrası ABD ile olan anlaşmalar ise Amerikan Bezinin önünü açmış ve Trabzon Bezi, Rize bezi ile birlikte yok olma sürecine girmiştir.

Osmanlı topraklarında çıkan petrol ve yetiştirilen pamuk ele geçirilerek üretilen ve yerli acenteler ile ülkemize girişi yapılan ithal ürünler manivela olarak kullanılarak günümüze gelindiğinde ise kendimiz ile hesaplaşma sürecine girilmiştir.

21.yüzyıl başlarında hızlanmaya başlayan bu süreçte ortaya çıkmaya başlayan geçmişte kalan arşiv belgeleri de incelenerek kenevirin şaşmaz tanıklığı ortaya konulabilecektir.

Hun, Uygur ve Osmanlı atalarından miras kenevir, kendimiz olma sürecinin mihenk taşıdır da. Mirasın gereği ise, binlerce yılın baş tacı kültürümüzün yeniden değerlendirilerek daha da güçlendirilerek yaşatılmasını sağlamaktır.

Savaş zamanının ansızın doğan stratejik mal ihtiyaçları (Osmanlı İmparatorluğu): Yelken Bezi, Barut, Demir, Bakır, Kereste, Zift, Kenevir. Osmanlı gemi üretiminin önemli hammaddelerinden birisi kenevir ürünleriydi. 1899 yılı istatistiklerine göre İmparatorlukta en çok kenevir ekimi yapılan araziler Kastamonu vilayeti, Hüdavendigar, Suriye vilayeti, Edirne vilayeti, Manastır vilayeti, Çatalca sancağı, Adana vilayeti, Biga sancağında bulunmakta idi. [3]

Çarşamba’dan Fatsa’ya kadar olan bölgede yetişen ve ticaretin konusu olan diğer bir üretim tarzı kenevir yetiştiriciliğidir. Kenevir üretimi, Osmanlıların bölgeye gelişlerinden az sonra başlayan ve 19. asra kadar ehemmiyetini aralıksız devam ettiren ve hatta İmparatorluğun sonuna kadar ekim ve dikimi yapılan bir öneme sahipti. Yaygın kanaatte Osmanlı klasik dönemi olarak bilinen 15.-17. asırlar arasında gelişmiş Osmanlı gemi üretiminin önemli hammaddelerinden birisi kenevir ürünleriydi. Evliya Çelebi’nin de ifade ettiği gibi Canik sancağındaki kenevir üretimi dünyaya yetecek kadar fazlaydı. Bu nedenle kenevir üretimi, askeri ve stratejik bir öneme sahipti. Çünkü bu dönemde Osmanlı devleti dünya çapında bir deniz gücüne sahipti ve ülkenin değişik sahillerinde çok sayıda tersanelerde gemi üretimi yapılıyordu.

Karadeniz’in Anadolu sahillerinde bile Sinop’tan başlayarak Samsun, Çarşamba, Ünye ve Fatsa’nın da içinde olduğu Canik sancağı ve Trabzon’a doğru değişik limanlarda küçük, orta ve büyük tonajlarda askeri ve ticari gemiler üretiliyordu. Canik sancağında üretilen kenevirler, hasadın yapılacağı zamanlarda İstanbul’dan görevli olarak gelen “kenevir mubayaacıları” tarafından “miri fiyatla” satın alınıyor ve en yakın limanlara sevki yapılarak, buradan gemilerle İstanbul tersanelerine veya hangi tersane ihtiyacı için alınıyorsa oraya naklediliyordu. [4]

Bir sınai-kültür bitkisi olan kenevir, özellikle tekstil sanayii, ilaç ve yemeklik yağ üretimi için kullanılmaktadır. Osmanlı Devleti döneminde XVI. yüzyılda genellikle gemi sanayinde sarf edilmekte, toprak ve ikliminin uygun olması dolayısıyla da daha çok Karadeniz bölgesinde ekilmekteydi. Bez, halat, sicim urgan vs. yapımında halkın kendi ihtiyaçları için kullandığı bu bitkinin Osmanlı arşiv kayıtlarında kenevir-keten/kettân şeklinde geçtiği de görülmektedir.

Samsun’a bağlı Çarşamba, Terme ve Fatsa ekim alanları “ocaklık” olarak doğrudan Tersâne-i Âmire’ye bağlı olup her yıl ortaya çıkan ihtiyaç açığının ise Kenevir Emini vasıtasıyla Kastamonu’dan Rize’ye kadar olan ekim bölgelerinden karşılandığı anlaşılmaktadır. Alımlarda kalite esasına dikkat edilmekte olup, çalışanlarında aranan özellikler ve yaptıkları işle ilgili hukuki statüleri açık hükümlere bağlanmıştır. Ayrıca kayıtlarda her bölgenin ortalama yıllık üretim miktarı ile birim fiyatları düzenli olarak tutulmuştur. [5]

  1. yy’ da batıdaki sanayi devrimi Osmanlı Türkiye’sinden ileri olsa bile kendi ülkesinin ihtiyaçlarını karşılamak ve dışa bağımlı olmamak için Kenevir-Kenevir-Halat-İp ve Sicim gibi denizcilikte ve tarımda temel ihtiyaç aletlerinden olan ürünlerin üretimi ve tüketimi önemli yer tutmaktadır. [6] Osmanlı coğrafyasının her tarafında kenevirüretilmiştir ve özellikle savaş zamanlarında da üretimi üst düzeyde gerçekleştirilmiştir. Karadeniz bu konuda stratejik bir bölgedir. Hayati fonksiyonlar gören bir malzeme olmasından ötürü ticareti de önem taşımaktadır.
SAMSUN

1645 Yılında Samsun’u ziyaret eden Evliya Çelebi Samsun hakkında şunları yazmıştır.  “Canik toprağında voyvodalıktır. Emanettir 150 Akçalı kazandır. Yeni çeri serdarı, kethüdası, kale dizdarı ve neferleri vardır. Halkı tümüyle gemici ve kenevirci olup, avam takımı yoktur. Gemi palamarları için kenevir ipleri ise dünyaya yetecek kadar çoktur.”  [7] Kâtip Çelebi’nin verdiği bilgiye göre Samsun’dan 7000 kantar kenevir muayyen olduğu belirtilmektedir. (Çelebi, 1329, s. 155) Evliya Çelebi de Samsun’u anlatırken: “Gemi palamarları için kenevir ipleri bütün dünyaya buradan gidecek kadar çoktur” (Evliya, 1314, s. 78) der. [8]

GELİBOLU

Yelken İhracı:  Marmara Bölgesi’nde Gelibolu’ da kenevirden üretilen kumaş yelkenler tüm Avrupa’ya ihraç ediliyordu. Osmanlı Karasularından geçen tüm yelkenli gemiler Gelibolu Yelkeni almadan gitmiyorlardı. Osmanlı Dönemi’nde üretilen yelken, Karadeniz Bölgesinde Kenevir, Kenevir, Halat, İp, Sicim, İplik Üretimi bezleri tüm dünyaya ihraç ediliyordu. Osmanlı devletinde Denizcilik ve Tarım çok gelişmişti. [9]

 S O N U Ç

  1. Atatürk, 1935 yılında “Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesini” bizzat kendi isimlendirmesi ile kurdurarak Türkiye Cumhuriyeti için üçboyutlu zihin, zaman, zemin düzeneğinde çok önemli bir hedef tespitinde bulunmuştur. Devletin ve geleceğimizin temellerini bu üç kavramda bulmaktayız: Dil, tarih, coğrafya. Türk kavramının kökü, kökeni Türkistan’da yatmaktadır. Türkistan‘a düşmanlarımız tarafından yapılan adlandırma ile Orta Asya olarak yaklaşmakla ne denli hata ettiğimiz ortadadır.
  2. Türkler, Türkistan coğrafyalarındaki yaşantıları boyunca iki farklı coğrafya unsurlarını kendilerine kanat edinmişler ve batıya doğru akınlarını hep bu kanatlar üzerinden gerçekleştirmişlerdir; Bozkır ve Su Yolları. Bozkır boyutu, otlak alanlar, küçükbaş hayvancılığı ve buna dayalı deri, tekstil gibi giyim kuşam ve süt, peynir gibi beslenme tarzı ürünleri ile anlam buluyordu.
  3. Geldiğimiz 2025 yılı itibari ile ise geçmişte kalan hatıraların geleceğe yönelik yorumlanması neticesinde, bozkır kültürünün sonucu olarak, tabanda halk kitleleri nezdinde sahip olduğumuz dinamizmi stratejik doğru yönlendirmeler neticesinde, devlet düzeyinde uygun kanallara aktararak yeniden büyük bir güç haline, özellikle de deniz gücü haline gelmemiz konusu, son derece önem taşımaktadır.
  4. Tersanelerimizin Osmanlı zamanında ana girdisi olan bu ürün, aslında denizciliğimizin ve  gemiciliğimizin nehirler ve göller boyutunda Türkistan’da ne denli ileri bir aşamaya geldiğinin de kanıtıdır. Daha sonra bu boyut Hazar ve  Karadeniz üzerinden Akdeniz’e taşınmış ve zamanın en büyük deniz güçlerinden biri haline gelmişiz.  Bu durumda, edindiğimiz yeni bilgiler kapsamında zihnimize ezberletilen yanlış dogmaları yıkıp, denizciliğimizdeki Türkistan boyutunu göz önüne alarak,  21. yüzyıl imkânlarıyla okyanuslara açılan bir denizciliği yeniden inşa etmeliyiz.
  5. ABD başkanı Trump‘ın göreve gelmeden önce Kanada, Gröndland’tan bahsetmesi gündeminin bir numaralı maddesinin Kuzey Buz Denizi olduğunun göstergesidir.
  6. 1081 yılında Türkiye coğrafyasında denizciliğimizi başlatan sığ anlayışın, önyargı ve kalıpların terkedilerek Türkistan Su Kuşağı (Karadeniz, Hazar Denizi, İdil, Seyhun, Ceyhun, Yenisey, İrtiş, Selenga, Orhun nehirleri ile Aral gölü, Baykal gölü ve Balkaş gölü kıyıları) denizciliğimizin, A’dan Z’ye bilimler kapsamında incelenmesi, 21. Yüzyılın ilk çeyreği biterken daha da hızlanacağı netleşen çok kutuplu dengede, Atatürk tarafından Türkiye Cumhuriyetine gösterilen “Dil, Tarih ve Coğrafya” hedefinin,  günümüz okyanuslar jeopolitiğine uygun bir gereğidir. Türkistan coğrafyasında kenevirin kendir halatı ve yelken bezi olarak üretilmesi konusundaki arkeolojik incelemeler konusu araştırılmalıdır. Türkistan bir kültür Akdeniz’idir. Kandahar, Fergana, Horasan, Uygur vaha kentleri. Türkistan ülkelerinde (Azerbaycan, Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan, Kırgızistan, Afganistan) kendir kültürümüz ile ilgili araştırma ve incelemeler yapılmalıdır.
  7. Türkler, coğrafyalarının sunduğu su boyutu ve kenevir bitkisinin işlenerek halat ve yelken bezine dönüştürülmesi sayesinde, nehir ve göllerde başlattıkları denizciliği başlangıç olarak nehirler ve göllerde, ardından da Hazar Denizi, Karadeniz ve Akdeniz, Kızıldeniz ve Basra Körfezi boyutlarına çıkartarak, yüzyıllar boyunca devasa bir deniz gücü haline gelmişlerdi.
  8. Kara güzergahı üzerinden Türkistan bozkır kuşağını aşarak Çin’den Avrupa’nın içlerine Sarı Nehir-Mavi Tuna terminalleri arası Kenevir Yolu şeklinde bir gelişim kıtaların birleştirilmesinde yeni bir güzergah olarak önem kazanmaktadır. Denizciliğimizi de doğuda Türkistan’a doğru genişletebilir isek, kök coğrafyamızdaki “Su Kuşağı” üzerinden, kuzey istikametinde Buz Denizine, güney istikametinde Hint Okyanusuna ve daha da doğuda Pasifik Okyanusuna erişimimiz kolaylaşacaktır. Çift çekirdekli (Türkiye ve Türkistan) jeopolitiğimizi eşzamanlı “Türk Pusulası” olarak işlevsel kılmayı ümid ederek.
  9. KENEVİRİN DENİZCİLİKTE İLK OLARAK KULLANIMINI TÜRKİSTAN SU KUŞAĞINDA BAŞLATAN VE NETİCE OLARAK 11.YÜZYILDAN İTİBAREN ÜÇ KITANIN KAVŞAĞINDA BEŞ DENİZ BÖLGESİNE YERLEŞEN TÜRKLER, ZAMANLAR VE ZEMİNLERİN SENTEZLEDİĞİ BU MUAZZAM BİRİKİM NETİCESİNDE, 21.YÜZYIL İLE BİRLİKTE DE OKYANUSLARA YÖNELEREK KÜRESEL BİR DENİZ GÜCÜ HALİNE GELECEKLERDİR.
  10. ANADOLU’DA GÖBEKLİTEPE NEOLİTİĞİ İLE BAŞLAYAN 12,000 YILLIK TARİHİMİZİN ZAMAN BOYUTUNU, KARALARDA 1071 ÖNCESİNE VE DENİZLERDE 1081’DEN ÖTEYE GÖTÜREMEYEN SORUNLU VE KISITLI BAKIŞ AÇIMIZA KARŞIN, ANAVATANI TÜRKİSTAN OLAN VE 14,000 YIL ÖNCE EVCİLLEŞTİRİLEN KENEVİR ÜRÜNÜ HAKKINDAKİ YENİ BİLGİ VE BULGULAR BİZLERİ DENİZCİLİK HEDEFLERİMİZDE YEPYENİ STRATEJİLERE YÖNLENDİRECEKTİR.

Harita: Kenevir: Bir bitkinin dünyaya nasıl yayıldığı.

https://www.reddit.com/r/MapPorn/comments/7j6zpi/marijuana_cannabis_how_one_plant_spread_through/

Dipnotlar

[1] Cannabis Evolution and Ethnobotany. Aug 2016 Robert C Clarke(Author), Mark D Merlin(Author).  434 pages, 98 colour photos and colour & b/w illustrations, 15 tables)

[2] Barber, Elizabeth Wayland The Mummies of Urumchi Paperback – April 17, 2000, W.W. Norton Company, New York
http://leventagaoglu.blogspot.com/2018/08/tonyukuk-ve-yun-zhong.html

[3] Prof. Tevfik Güran, Osmanlı Devletinin İlk İstatistik Yıllığı 1897.  Tarihi İstatistikler Dizisi Cilt 5. Hazırlayan Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü.  Devlet İstatistik Enstitüsü Matbaası – Ankara, Temmuz 1997 . ss. 147.156

[4] Osman Köse, XVIII. Yüzyılda Çarşamba (Canik) Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi. Cilt: 4 Sayı: 19. Güz 2011 Fall 2011 http://www.sosyalarastirmalar.com/cilt4/sayi19_pdf/2_tarih_uluslararasi/kose_osman.pdf)[4]

[5] Mehmet Taştemir,  Karadeniz bölgesinde kenevir-keten üretimi ve kullanım alanları. XV. yüzyıl sonu XVII. yüzyıl ilk yarısı.

[6] Mustafa Bozdemir (2011), Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Endüstriyel Mirasımız. İstanbul Ticaret Odası, 2011. İstanbul

[7] Gezginlerin Gözünden Samsun – Samsun İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü    http://www.Samsunkulturturizm.gov.tr/TR-59624/gezginlerin-gozunden-Samsun.html

[8] Nevzat Sağlam Dr. Tersâne Âmire Açısından Terme’nin Önemi. İnsan ve Toplum Bilimleri Araştırmaları Dergisi Cilt / 7, Sayı: 1, 2018 Sayfa: 454-480 [24-02-2018] – [03-04-2018]  http://www.itobiad.com/download/article-file/452394

[9] Mustafa Bozdemir (2011), Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Endüstriyel Mirasımız. İstanbul Ticaret Odası, 2011. İstanbul