Dünyanın iki süper gücü ABD ve Çin hegemonyalarını farklı yöntemlerle pekiştirmeye çalışmaktadırlar. ABD özellikle lobiler ve dolarizasyon üzerinden bu gücü ikinci Dünya Savaşı’ndan sonraki 80 yıllık dönemde bir kalıp haline getirmişken, Çin ise Mao‘nun ölümünün ardından 1978 yılından beri uyguladığı 50 yıllık plan üzerinden hegemonyasını tesis etmişti.
Burada, ayrıca Türkiye’nin siyasi ve entelektüel elitlerinin pek de ayırdında olmadığı bir bölgedir Doğu Asya, çünkü o bölgeyi Uzakdoğu olarak adlandırmaktadırlar ki bu İngiltere’nin kavramıdır, İngilizler için orası uzaktır ama Türkler için tarihte binlerce yıl savaştığı ilişkiler geliştirdiği ticaret yaptığı komşusudur Çin.
Çin, öncelikle Hong Kong, Makao ve Tayvan ile birlikte bir Büyük Çin teşkil etmektedir. İkinci olarak Asya bölgesindeki hakim kültür Çin kültürüdür, bölge ülkelerindeki yazı sistemleri Japonya ve Kore dahil Çin karakter alfabesinden esinlenmiştir.
Üçüncü olarak ise 600 milyon nüfusa sahip olan güneydoğu Asya ülkeler grubunda (ASEAN) bu ülkelerin ekonomilerinde hakim olan 19. yüzyıl içerisinde Çin ana karasından buradaki on ülkeye göçmiş olan Çinlilerdir ve ASEAN ülkelerinin, güneydoğu Asya ülkelerinin ekonomileri bu yerli Çinli nüfus tarafından kontrol edilmektedir ve neticede Çin halk cumhuriyeti söz konusu güneydoğu Asya ülkeleri ile serbest ticaret bölgesi oluşturmuştur.
Mukayeseli üstünlükler kuramı gereği bu ülkeler Çin’e kendilerinde bol miktarda bulunan doğal kaynakları ham maddeleri ihraç ederken, Çin bu malzemeler ile ölçek ekonomisi kapsamında küresel talep için ürünler üretmekte ve ASEAN ülkelerine de ihracatını yapmaktadır. Bu durumda Büyük Çin ülkeleri grubu ülkeleri ile ASEAN ülkeleri arasında müthiş bir işbirliği dinamosu çalışmaktadır.
Asya’daki kültürel entegrasyon ve benzerlik ise aslında suni bir kıta olan Avrupa kıtasında bulunmamaktadır. Şimdi buradan dönüp baktığımızda Avrupa kendi kültürünün sınırdaş olduğu Rusya ve Türkiye’den tamamen farklı olduğu gerekçesiyle bu ülkelerle iktisadi birlik entegrasyon girişiminde ve talebinde bulunmamakta aksine hegemonik yaklaşımı gereği Türkiye ve Rusya’ya karşı hasmane ve dışlayıcı tutumlar sergilemektedir.
Türkiye ise güneydoğu Asya ülkeleri tecrübesini maalesef içselleştirmemiş olduğundan ötürü, kendi komşusu olan güneydoğu Avrupa ülkeleri yani Balkanlar ile (ki kültürel yapılarda büyük benzerlikler söz konusudur) birlik girişiminde Atatürk dönemi hariç bulunmamıştır demek ki dersini de almamıştır.
Aynı şekilde Türkistan ülkeleri ile de aynı kültür yapısında olmasına karşın bir iş birliği, bir iktisadi birlik girişiminde bulunamamaktadır ve bu ülkelerin toplam dünyadan yaptıkları toplam ithalatın ancak %5 kadarı Türkiye tarafından karşılanmaktadır.
Sonuç olarak ABD siyasi kültür ve sistemi lobilerin oluşturduğu baskı grupları tarafından kendi halkının menfaatleri hilafına işletilirken ki bu lobiler iktisadi sektörler itibari ile mesela silah lobisi, teknoloji lobisi ve benzeri olabilir iken Avrupa’da kendi içindeki ülkelerin birbirleriyle olan çelişkilere ve jeolojik sığlıklar nedeniyle hayali bir kıta olarak hayali bir dünyada yaşamakta ve komşulara olan Türkiye ve Rusya’yı dışlamaktadır.
Çin ise bölgesinde Asya’da hasımları olan ülkeler ile dahi bir iktisadi birlik ve ticaret bölgesi (RCEP) oluşturmaktan geri durmamıştır.

