Ne yazık ki, Atatürk’ün Dünya ölçeğinde kavram olarak zihinlerimize ikram ettiği “büyük Türk milleti” kavramı neden Türklerin yaşadığı kıtasal coğrafyaları kapsayacak şekilde Türk milliyetçilerine mefkure olmadı?
Bugünkü Türkçeyle metin şu şekilde ifade edilebilir:
“Efendiler! Bu insanlık dünyasında en az yüz milyonu aşan nüfusa sahip büyük bir Türk milleti vardır. Bu milletin yeryüzüne yayılmış olduğu genişlik ne kadar büyükse, tarih içindeki derinliği de o kadar büyüktür.”
Anlamını biraz daha akıcı ve günümüz Türkçesine uygun biçimde ifade etmek gerekirse:
“Efendiler! İnsanlık dünyasında nüfusu yüz milyonu aşan büyük bir Türk milleti vardır. Bu millet yalnızca yeryüzüne geniş bir coğrafyaya yayılmış değildir; aynı zamanda tarihin derinliklerine uzanan köklü bir geçmişe de sahiptir.”
Kelime karşılıkları:
Dünya-yı beşeriyet → İnsanlık dünyası
Asgari → En az
Mütecaviz → Aşan, geçen
Mürekkep → Oluşan, meydana gelen
Millet-i azîme → Büyük millet
Saha-i arz → Yeryüzü, dünya coğrafyası
Vüsat → Genişlik
Nisbetinde → Oranında, ölçüsünde
Saha-i tarih → Tarih alanı, tarih sahnesi
Derinlik → Köklülük, geçmişin derinliği
Bu cümle, Mustafa Kemal Atatürk’ün 1 Kasım 1922’de, saltanatın kaldırılması görüşmeleri sırasında yaptığı konuşmada, Türk milletini yalnızca o günkü Türkiye sınırlarıyla değil, tarihî ve coğrafi bakımdan çok daha geniş bir topluluk olarak değerlendirdiğini ifade eden dikkat çekici sözlerinden biridir.


