İnsan kozmosa ait kökleri kozmos olan bir varlıktır ve halihazırda dünyada yaşamaktadır. İnsanı ve dünyayı doğru tahlil edebilmemiz için perspektifimiz kozmostan dünyaya bakış olmalıdır. Bu bakış açısı gözlerimizin önüne siyasi bir harita değil ama fiziki bir harita sunacaktır. Bu haritada sadece coğrafi şekiller olarak denizler göller dağlar ırmaklar okyanuslar ovalar mevcuttur. Bunlar insan eliyle çizilmemiştir. Evet insan kozmosa ait bir varlıktır fakat haddini aşarak kozmosun bir ünitesi olan dünyada eliyle sınırlar çizerek insanları birbirine düşüren öldüren savaşarak yok eden yine insanın kendisidir. Ki bunu dinler adına da kolaylıkla ve hunharca yapmakta ve yapmaya yapabilmeye devam etmektedir.
İnanılmaz ama gerçek.
Kozmos bunun için mi yaratılmıştır.. Konuşan ilk dünyalı olan insan Afrikalı idi ve bunun bedelini her nedense güneş ışınlarına maruz kalmasından ötürü kararan bedeninin cildinin rengi ile anılmakla ödedi ve köle edildi. Buradan çıkarmamız gereken netice kozmosun dengesine uymayan kötülükler muhakkak bedelini ödemektedir.
Türkler ise kozmosun gerçekliklerine en yakın olan varlıklar olarak bulundukları yeryüzünün bozkır coğrafyalarında, gök biliminde ve matematik biliminde son derece ileri adımlar atmışlardır. O halde Türklere düşen yere ilişkin jeopolitik biliminin gerekleri değildir sadece, aynı zamanda kozmopolitik gerçeklikleri de kendi varoluşlarında önemsemek ve devlet simgelerinde cumhurbaşkanlığı forslarında yer alan güneş ile, bayraklarında yer alan ayı doğru şekilde yorumlayarak kozmosla uyumlu politikalar izlemektir. O halde bilimin tanımını yaparken doğanın giz ve gizemlerini ortaya çıkarmak şeklindeki tespiti revize ederek kozmosun ve dünyanın gizli gizemlerini ortaya çıkarmak şeklinde yeniden yazabiliriz.
Kozmos’un temeli iki kavram ile açıklanabilmektedir; bilgi ve sevgi. O halde dünyadaki insanın yaşamının da akrebi ve yelkovanı ise bilgi ve sevgi yörüngesinde olmalıdır.