Gönül in Turkish Language

Gönül

Meanings of “gönül” in English Turkish Dictionary : 10 result(s)

Turkish English
gönül heart n.
gönül desire n.
gönül soul n.
gönül feelings n.
gönül inclination n.
gönül breast n.
gönül mind n.
gönül chest n.
gönül bosom n.
gönül bowels n.

Meanings of “gönül” with other terms in English Turkish Dictionary : 155 result(s)

Turkish English
gönül yarası heartache n.
gönül borcu debt of gratitude n.
gönül rahatlığı complacence n.
gönül ferahlığı contentment n.
gönül işleri entanglement n.
gönül darlığı anxiety n.
gönül rahatlığı quietude n.
gönül alma atonement n.
gönül rahatlığı quietness n.
gönül rahatlığı a clear conscience n.
gönül eğlencesi toy of love n.
gönül alma conciliation n.
gönül yarası heartbreak n.
zarathustra’ya gönül vermiş aryan halkı zoroastrians n.
gönül rahatlığı contentment n.
gönül borcu gratitude n.
gönül alan conciliator n.
gönül yarası heartache n.
gönül birliği harmony n.
gönül rahatlığı complacency n.
gönül rahatlığı inner calm n.
gönül alma atoning n.
gönül eğlence pastime n.
gönül eğlence amusement n.
gönül rahatlığıyla inner peace n.
gönül adamı man of romance n.
gönül bağı love bond n.
gönül bağı ties of affection n.
gönül bağı bonds of love n.
gönül yarası brokenheartedness n.
gönül avcısı heartbreaker n.
gönül hoşluğu complacency n.
hatır gönül feeling n.
gönül alma apology n.
hercai gönül an inconstant affection n.
hercai gönül an inconstant lover n.
hercai gönül an inconstant heart n.
gönül çelen seducer n.
gönül çelen enticer n.
gönül serüveni stardust n.
gönül adamı man of heart n.
gönül macerası affair n.
gönül işleri affairs of the heart n.
gönül ayartıcı kadın delilah n.
gönül bağı bond of communion n.
gönül ilişkisi romantic relationship n.
gönül ilişkisi love affair n.
gönül dostu friend of the heart n.
gönül ilişkisi affaire d’amour n.
gönül ilişkisi affaire de coeur n.
kadınlarla gönül eğlendiren erkek lady’s man n.
kadınlarla gönül eğlendiren erkek lady’s man n.
gönül eğlendirilen kadın toy n.
gönül eğlendirme toy [obsolete] n.
gönül eğlendirmelik genç ve çekici erkek toy boy n.
kaçamak gönül ilişkisi amoret n.
kaçamak gönül ilişkisi amorette n.
gönül eğlendirmeye düşkün kimse amourist n.
gönül rahatlığı heart’s-ease n.
(el falında) elde bulunan, yaşam ve kader çizgisinden daha uzun olan, evlilik ve gönül ilişkilerinin yaklaşık zamanları ile ilgili bilgi veren çizgi marriage lines n.
(el falında) elde bulunan, yaşam ve kader çizgisinden daha uzun olan, evlilik ve gönül ilişkilerinin yaklaşık zamanları ile ilgili bilgi veren çizgi line of marriage n.
gönül ilişkisi loved one n.
gönül ilişkileri loved ones n.
gönül işleri ile uğraşan kimse lovemonger n.
gönül yarası heart sickness n.
önemsiz gönül ilişkisi idyl n.
gönül almak please v.
gönül çekmek be in love v.
gönül vermek lose one’s heart to v.
gönül almak placate v.
gönül bulandırmak nauseate v.
gönül kırmak hurt the feelings v.
gönül eğlendirmek amuse oneself v.
gönül vermek set one’s heart on v.
gönül açmak cheer somebody up v.
gönül bağlamak set one’s heart on v.
hatır gönül tanımamak not consider the feelings of others v.
hatır gönül bilmemek not consider the feelings of others v.
hatır gönül saymamak not consider the feelings of others v.
gönül eğlemek dally with somebody/somebody’s affections v.
gönül çelmek entice v.
gönül çelmek seduce v.
gönül koymak resent v.
gönül kazanmak win someone’s heart v.
gönül almak atone v.
gönül eğlendirmek desport v.
gönül alıcı conciliatory adj.
gönül kırıcı short adj.
gönül okşayıcı (söz) soft adj.
gönül rızası ile yapılan volunteer adj.
gönül alıcı conciliative adj.
gönül yaralayıcı heartachy adj.
gönül ilişkileri kurmayan fancy-free adj.
gönül hoşluğuyla in good part adv.
gönül hoşluğu ile willingly adv.
gönül yaparak coaxingly adv.
gönül rahatlığıyla mind at peace adv.
gönül hoşluğuyla agre adv.
gönül rahatlığıyla comfortably adv.
gönül ister ki one would wish that conj.
gönül rahatlığıyla with peace in mind expr.
göz görmeyince gönül katlanır what the eye doesn’t see the heart doesn’t grieve over
gözün görmediğine, gönül katlanır what the eye doesn’t see, the heart doesn’t grieve over
göz görmezse, gönül katlanır what the eye doesn’t see, the heart doesn’t grieve over
gözün görmediğine, gönül ağlamaz what the eye doesn’t see, the heart doesn’t grieve over
gözün görmediğine, gönül ağlamaz what the eye doesn’t see, the heart doesn’t grieve over
göz görmeyince/akıl bilmeyince gönül katlanır where ignorance is bliss, tis folly to be wise
gönül kimi severse güzel odur heart wants what the heart wants
gönül kimi severse, güzel odur beauty lies in the eyes of the beholder
gönül ferman dinlemez the heart wants what it wants
gönül bu the heart wants what it wants
gönül kimi severse güzel odur the heart wants what it wants
kadınlarla gönül eğlendiren erkek lady killer n.
gönül ilişkisi whing-ding n.
gönül ilişkisi wing-ding n.
iki gönül bir olunca samanlık seyran olur love in a cottage expr.
gözün görmediğine, gönül katlanır what the eye doesn’t see expr.
göz görmezse, gönül katlanır what the eye doesn’t see expr.
gözün görmediğine, gönül ağlamaz what the eye doesn’t see expr.
gönül yüceliği/ululuğu (one’s) better nature n.
gönül yüceliği/ululuğu your better nature n.
gönül macerası emotional affair n.
gönül rahatlığı peace of mind n.
gönül işleri affairs of heart n.
gönül çelen heart stealer n.
gönül ayartıcı/cilveli bir kadın (olmak) (be) a femme fatale [french] n.
can-ı gönül bottom of (one’s) heart n.
biriyle gönül eğlendirmek string someone along v.
birine gönül bağlamak get a crush on someone v.
gönül bağlamak set one’s heart on v.
gönül eğlendirmek play the field v.
gönül macerası olmak have an affair with v.
gönül vermek lose heart to v.
‘-e gönül bağlamak set heart on v.
gönül vermek set your heart on v.
gönül bağlamak set your heart on v.
gönül bağlamak set your heart on v.
bir şeye gönül vermek set your heart on something v.
bir şeye gönül bağlamak set your heart on something v.
bir şeye gönül bağlamak set your heart on something v.
gönül alıcı konuşan honey-mouthed adj.
gönül kimi severse, güzel odur beauty is in the eye of the beholder. expr.
gönül almak için asla geç değildir It is never too late to mend expr.
istediğiyle gönül eğlendiren fancy free expr.
gönül alma esnasında hatalarını dile getiren konumda on the anxious seat expr.
gönül ferman dinlemez the heart wants what the heart wants expr.
gönül bu the heart wants what the heart wants expr.
gönül rızasıyla satış voluntary sale n.
gönül alıcı conciliatory adj.
gönül eğlendirme cavortings n.
bir sonucu olmayıp sadece gönül eğlendiren tartışma circle jerk n.
bir sonucu olmayıp sadece gönül eğlendiren tartışma circle-jerk n.
gönül eğlendirmelik genç erkek boy toy n.
gönül eğlendirecek kadın bush n.
gönül eğlendirmek yank someone’s crank v.

https://tureng.com/en/turkish-english/gönül

gönlü

Meanings of “gönlü” with other terms in English Turkish Dictionary : 74 result(s)
Turkish English
yalvarmayla gönlü alınamama unforgivingness n.
gönlü zengin olma unsparingness n.
gönlü zengin olma big-heartedness n.
gönlü zengin olma great-heartedness n.
gönlü zengin olma large-heartedness n.
gönlü genç kimse goodwin n.
gönlü razı olmamak not to find it in one’s heart v.
gönlü çekmek desire v.
gönlü bulanmak feel nauseated v.
gönlü kalmak hanker after v.
gözü gönlü açılmak be cheered up v.
gönlü olmak be in love with v.
gönlü bulanmak feel sick v.
gönlü olmak be willing v.
gönlü tok contented adj.
gönlü alınabilir conciliable adj.
gönlü serbest heart whole adj.
gönlü zengin generous adj.
gönlü alınmış atoned adj.
gönlü bol generous-hearted adj.
yalvarmayla gönlü alınamayan unforgiving adj.
gönlü istediğince ad libitum adv.
birinde/bir şeyde gönlü kalmak hanker after someone or something v.
birinde/bir şeyde gönlü kalmak hanker for someone or something v.
(bir şeyde) gönlü kalmak hanker after (something) v.
(bir şeyde) gönlü kalmak hanker for (something) v.
gönlü bol kimse doll n.
gönlü olmak be prepared v.
gönlü genç young in heart adj.
gönlü yaralı sick at heart adj.
gönlü zengin white adj.
paşa gönlü bilir whatever turns (one) on expr.
gönlü olmak can find it in one’s heart v.
bir şeyleri söylemeye gönlü/isteği olmamak not have the heart to say something v.
gönlü olmamak heart is not in (something) v.
söylemeye gönlü elvermemek not have the heart to say something v.
gönlü elvermemek not have the heart for something v.
gönlü razı olmamak not find it in one’s heart (to do something) v.
gönlü istememek not find it in oneself (to do something) v.
gönlü razı olmamak not find it in oneself (to do something) v.
gönlü istememek not find it in one’s heart (to do something) v.
aklı/kalbi/gönlü ….’da olmak one’s heart is set on something v.
gönlü genç kalmak stay young at heart v.
gönlü genç olmak/kalmak be young at heart v.
bir şeye gönlü olmamak have no stomach for something v.
gözü gönlü açan kimse/şey olmak be a sight for sore eyes v.
gönlü genç olmak, kalmak be, stay, young at heart v.
(birine/bir şeye) bakarak gözü gönlü açılmak feast (one’s) eyes on (someone or something) v.
(birine/bir şeye) bakarak gözü gönlü açılmak feast one’s eyes (on someone or something) v.
(birine/bir şeye) bakarak gözü gönlü açılmak feast one’s eyes (upon someone or something) v.
(birine/bir şeye) bakarak gözü gönlü açılmak feast your eyes (on somebody/something) v.
birine/bir şeye bakarak gözü gönlü açılmak feast your eyes on something/someone v.
bir şey yapmaya gönlü razı olmamak/gelmemek (not) find it in your heart to do something v.
bir şey yapmayı gönlü istememek (not) find it in your heart to do something v.
gönlü olmak find it in heart v.
gönlü olmak find it in one’s heart v.
gönlü razı gelmek find it in one’s heart v.
bir şey yapmaya gönlü olmamak (not) find it in your heart to do something v.
gönlü razı gelmek find it in heart v.
bir şey yapmaya gönlü olmak find it in your heart to do something v.
bir şey yapmaya gönlü razı gelmek find it in your heart to do something v.
aklı/kalbi/gönlü bir şeyde olmak have one’s heart set on something v.
gönlü/isteği olmamak not have the heart v.
gönlü elvermemek not have the heart v.
-e gönlü/isteği olmamak not have the heart to v.
‘-e gönlü elvermemek not have the heart to v.
yapmaya gönlü/isteği olmamak not have the heart to do v.
yapmaya gönlü elvermemek not have the heart to do v.
bir şey yapmaya gönlü/isteği olmamak not have the heart to do something v.
bir şey yapmaya gönlü elvermemek not have the heart to do something v.
gönlü genç young at heart adj.
zenginin cebi fakirin gönlü zengin olur the poor have empty pockets but full hearts expr.
gönlü yok somebody’s heart is not in it expr.
gönlü çok zengin she’s got a heart of gold expr

https://tureng.com/en/turkish-english/gönlü

Previous article
Next article
RELATED ARTICLES

LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here

Most Popular